Bilgi Müşterekleri
AnasayfaHakkımızdaKılavuzlarPopüler İçeriklerİletişim

Victor Jara, Şili ve Latin Direnişinin Sınıfsal Mirası

Ölümünün 53. Yılında Genç Yoldaşlara — Bir Şarkıcı, Bir Darbe, Bir Kıta ve Bize Kalan

Yazar: Oğuz Demirkapı
Victor Jara, Şili ve Latin Direnişinin Sınıfsal Mirası

Kırılan Ellerin Şarkısı: Víctor Jara, Şili ve Latin Direnişinin Sınıfsal Mirası

Ölümünün 53. yılında genç yoldaşlara — bir şarkıcı, bir darbe, bir kıta ve bize kalan

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Bu ellere iyi bakın. Bir gitarın sapını tutan, çapa sallayan, tiyatro sahnesinde oyuncuya yön veren, sonra da bir stadyumun soğuk betonunda kırılan eller. 16 Eylül 1973 sabahı Santiago'da, Metropolitan Mezarlığı'nın yakınında bir kenar mahalle sokağında, kırk dört kurşunla delik deşik edilmiş bir beden bulundu. Bileklerinde ve ellerinde kırıklar vardı. Beden, Víctor Jara'nındı: kırk yaşında, köy çocuğu, tiyatro yönetmeni, şarkıcı, Şili Komünist Partisi üyesi.

Bugün Jara'nın öldürülüşünün 53. yılı. Onu size tanıtacağız; ama yalnızca onu değil. Çünkü Jara'nın hikâyesi tek başına bir sanatçının hikâyesi değildir. Bir halkın üç yıl boyunca kendi kaderini eline alma denemesinin, o denemeyi bir haftada boğan darbenin, darbeyi Washington'dan finanse eden aygıtın ve bütün bunlardan sonra kıtanın dört bir yanından yükselen bir şarkının hikâyesidir. Üç soruyla başlayalım:

  1. Kimdi bu adam, neden bir stadyumda öldürüldü?
  2. Şili'de 1970–1973 arasında ne denendi, kim bozdu, nasıl bozdu?
  3. O gitardan bugün bize ne kaldı — Santiago'dan Montevideo'ya, oradan İstanbul'a?

Bu üçüncü soru bizim sorumuz. Çünkü Jara'yı anmak, bir mezarın başında ağlamak değildir; onun ait olduğu sınıfın bugün nerede durduğuna bakmaktır. 12 Eylül dosyamızda söylediğimizi burada da söyleyeceğiz: ölüleri anmanın devrimci biçimi, onların yarım bıraktığı işi tarif etmektir.


1. Lonquén'den Santiago'ya: Bir Köylü Çocuğunun Eğitimi

Víctor Lidio Jara Martínez, 28 Eylül 1932'de Santiago'nun güneyindeki Lonquén yakınlarında doğdu. Babası Manuel, büyük toprak sahiplerinin arazisinde çalışan bir inquilino, yani topraksız köylüydü; Şili kırsalının yarı-feodal düzeninde efendinin toprağında karın tokluğuna çalışan, oy verirken efendinin gösterdiği adaya oy veren yüz binlerden biri. Annesi Amanda, köy düğünlerinde ve cenazelerinde gitar çalıp şarkı söyleyen bir kadındı. Jara'nın müzik eğitimi diye bir şey yoktu; olan şey, annesinin dizinin dibinde öğrenilen halk ezgileriydi.

Bu ayrıntı önemli. Nueva Canción'un, yani "Yeni Şarkı" hareketinin bütün büyük isimleri gibi Jara da müziği konservatuvardan değil, sınıfından aldı. Bu, sonradan söyleyeceği "ben bir gitar için şarkı söylemiyorum" cümlesinin biyografik kökenidir: Müzik ona bir meslek olarak değil, bir hayat biçiminin parçası olarak gelmişti. Sanatçı ile halk arasındaki mesafe, onun için kapatılması gereken bir uçurum değil, hiç açılmamış bir şeydi.

Amanda'nın erken ölümü Víctor'u on beşinde başıboş bıraktı. Bir süre papaz okuluna girdi, çıktı; askerlik yaptı; sonra Şili Üniversitesi'nin tiyatro bölümüne girdi. 1950'lerin sonundan 1960'ların sonuna kadar Jara'yı önce bir tiyatro yönetmeni olarak tanımak gerekir: Üniversitenin Tiyatro Enstitüsü'nde (ITUCH) Şili'nin en dikkat çeken sahne yönetmenlerinden biri oldu; yönettiği oyunlarla yurt dışına çıktı, ödüller aldı. Aynı yıllarda Cuncumén adlı halk müziği topluluğuna katıldı ve Şili'nin köylerini dolaşıp ezgi derledi. Yani "Yeni Şarkı"nın Jara'daki biçimi, bir şarkıcının politikleşmesi değil, politik bir tiyatrocunun şarkıya dönmesidir. Sahne bilgisi, ritim duygusu, bir şarkının "dramaturjisi" hep oradan gelir.

Peña de los Parra: Bir Bodrumdan Bir Hareket

1965'te Santiago'nun Carmen Sokağı'ndaki bir evin bodrumunda Ángel ve Isabel Parra kardeşler bir peña açtı. Peña, Latin Amerika'da halkın toplanıp müzik dinlediği, şarap içtiği, konuştuğu mütevazı mekânlara verilen addır. Bu bodrumda Víctor Jara, Patricio Manns, Rolando Alarcón ve az sonra Inti-Illimani ile Quilapayún gibi topluluklar sahne aldı. Parra kardeşlerin annesi Violeta Parra (1917–1967), Şili halk müziğinin bütün damarlarını bir ömür boyu köy köy derlemiş, sonra da o damardan yeni bir şarkı çıkarmış kadındı. "Gracias a la vida" ve "La carta" gibi şarkıları, Yeni Şarkı'nın kurucu metinleridir. Violeta 1967'de kendi hayatına son verdi; Jara'nın ilk büyük albümleri tam da o yıl çıkmaya başladı. Bir bayrak devri gibidir bu.

Yeni Şarkı, bir müzik türü olmaktan önce bir tutumdur: Halk çalgılarını (charango, quena, zampoña, bombo) İspanyol gitarıyla buluşturmak; kıtanın yerli ve köylü müziğini "folklor" vitrininden çıkarıp bugünün diline sokmak; sözü süs olmaktan çıkarıp bir konuşma biçimi yapmak. Bu, o yıllarda Şili'ye dolan Amerikan pop müziğine ve ondan üretilen yerli taklidine, yani Nueva Ola'ya ("Yeni Dalga") verilmiş bir yanıttı. Jara'nın "Las casitas del barrio alto" adlı şarkısı, Amerikan folk şarkısı "Little Boxes"ın bir uyarlamasıdır ve Santiago'nun zengin semtlerindeki tek tip villalarda yaşayan burjuvaziyi, çocuklarını ve onların "ilaç, hukuk, mühendislik" hayatlarını hicveder. Bu, kültürel emperyalizme verilen bir yanıtın kendisi de kültürel bir mübadeledir: Amerikan halk müziğinin eleştirel damarı alınmış, Amerikan tekel kültürü reddedilmiştir. Burada bir yöntem var; sonra döneceğiz.

Şarkılar: Bir Emek Kroniği

Jara'nın şarkılarını size sıralamak, aslında 1960'lar Şili'sinin sınıf haritasını çizmektir:

  • "Plegaria a un labrador" (Bir Rençpere Yakarış, 1969): Hristiyan duasının biçimiyle yazılmış, ama yakarılan Tanrı değil, toprağı işleyen köylüdür; ondan istenen şey, kalkıp kardeşleriyle birlikte kendi kaderini ele almasıdır. İlk Şili Yeni Şarkı Festivali'nde birincilik aldı. Şarkının dilinin dinsel olması bir taktik değil, muhatabının diliydi: Şili köylüsü Kilise'nin diliyle konuşuyordu; Jara ona o dille sınıf mücadelesini anlattı.
  • "Preguntas por Puerto Montt" (Puerto Montt İçin Sorular, 1969): 9 Mart 1969'da Puerto Montt'ta boş bir araziye gecekondu kuran yoksul aileler üzerine polis ateş açtı; on kişi öldü. Jara, şarkıda katliamın siyasi sorumlusu İçişleri Bakanı'nın adını sayar. Bu, Şili'de bir şarkının bir bakanı isimle suçladığı ilk andır. Sonuç: Jara bir konserde sağcı bir grup tarafından saldırıya uğradı; şarkı da yasaklanmaya çalışıldı.
  • "Te recuerdo Amanda" (Seni Hatırlıyorum Amanda, 1969): Bir fabrika kapısı, beş dakikalık bir mola, o beş dakikada sevgilisiyle buluşan bir kadın işçi ve dağa çıkıp bir daha dönmeyen erkek. Şili'nin en çok söylenen aşk şarkısı, aynı zamanda bir vardiya şarkısıdır. Jara'nın dehası buradadır: Aşkı fabrika saatinin içine yerleştirmiş; fabrika saatini bir aşk şarkısıyla anlatmıştır. Amanda, annesinin adıdır; Manuel, babasının.
  • "El derecho de vivir en paz" (Barış İçinde Yaşama Hakkı, 1971): Vietnam halkına ve Ho Chi Minh'e adanmış, elektro gitar ve rock düzenlemesiyle kayıt edilmiş bir şarkı. Yeni Şarkı'nın "geleneğe kapalı" olmadığının kanıtı. 2019 Ekim'inde, Şili'nin yeni büyük isyanında yüz binlerce kişi Santiago meydanlarında bu şarkıyı hep bir ağızdan söyledi; kırk sekiz yıl sonra.
  • "Luchín" (1972): Gecekondu mahallesinde çamurda oynayan, topu bezden bir çocuk. Jara bu çocuğu gerçekten tanıyordu. Şarkı, ne acıma ne pornografik yoksulluk anlatısıdır; çocuğun oynadığı oyunu sayar ve sonunda o çocuklara "kapıları açmak" gerektiğini söyler.
  • "Manifiesto" (1973): Darbeden aylar önce yazdığı, ölümünden sonra yayımlanan son şarkılarından biri. Neden şarkı söylediğini anlatır: Şarkı söylemek için değil, şarkının bir anlamı olduğu için; gitarın "işçi gitarı" olduğu için. Bir sanatçının kendi işini sınıf içindeki bir görev olarak tarif ettiği ender metinlerdendir.

Jara aynı zamanda bir albüm olarak "La población" (1972) kaydetti: Santiago'daki bir gecekondu mahallesinin (población) kuruluşunu, mahalle sakinlerinin kendi sesleriyle, ses kayıtlarıyla ve şarkılarla anlatan bir belgesel-albüm. Bugün "saha çalışması" dediğimiz şeyin bir müzisyen tarafından yapılmış hâli. Şarkıcı bir "yıldız" değil, mahallenin kaydını tutan bir emekçi.

Bir şeyi açıkça söyleyelim. Jara'yı bir aziz gibi anlatmak niyetinde değiliz; onu bir aziz yapan, öldürülüş biçimidir ve bu, katillerinin bize dayattığı bir çerçevedir. Jara, tiyatro içi kavgaları olan, eşi Joan'ın anlattığı kadarıyla inatçı, öfkelenebilen, sahnede kimi zaman fazla didaktik bulunan bir adamdı. Bizim için önemli olan bu değil. Önemli olan, sanatını ne olarak gördüğüdür: bir , bir sınıfın içindeki bir iş.


2. Üç Yıl: Şili'de Ne Denendi?

Şimdi sahneyi genişletelim. Çünkü Jara'yı öldüren kurşunlar bir stadyumda sıkıldı ama nişan Washington'da alındı; hedef de bir şarkıcı değil, bir denemeydi.

Allende ve Halk Birliği

4 Eylül 1970'te Şili'de sosyalist Salvador Allende, sosyalistlerden komünistlere, radikallerden sol Hristiyanlara uzanan Halk Birliği (Unidad Popular) koalisyonunun adayı olarak, üç adaylı yarışta yüzde 36,6 ile birinci çıktı. Bu, dünyada seçimle iş başına gelen ilk Marksist devlet başkanıydı. Allende'nin programı devrim değil, devrime giden "Şili yolu"ydu: Anayasal düzen içinde kalarak bakırı, bankaları, büyük sanayiyi kamulaştırmak; toprak reformunu derinleştirmek; her çocuğa günde yarım litre süt; ücretleri artırmak; kültürü halka açmak.

Bakır, meselenin kalbiydi. Şili'nin ihracatının dörtte üçünden fazlası bakırdı ve madenlerin en büyükleri iki Amerikan şirketinin, Anaconda ile Kennecott'un elindeydi. 11 Temmuz 1971'de Şili Kongresi bakırın kamulaştırılmasını oybirliğiyle kabul etti. Sağ partiler de evet oyu verdi; çünkü hiçbir Şilili milletvekili "bakır Amerikalılarda kalsın" diyerek seçmeninin karşısına çıkamazdı. O gün Şili'de "Ulusal Onur Günü" ilan edildi. Allende, şirketlerin geçmişte elde ettiği "aşırı kârı" tazminattan düştü; hesap sonunda şirketlere borç çıktı. İşte emperyalizmin affetmediği şey bu oldu.

Aynı yıllarda Şili'de bir başka deneme daha vardı; bu blogda Sibernetik Ufuklar yazımızda anlatmıştık: Cybersyn. İngiliz sibernetikçi Stafford Beer'in Şilili mühendislerle birlikte kurduğu, kamulaştırılmış fabrikaları teleks ağıyla birbirine bağlayan, üretim verilerini gerçek zamana yakın toplayan bir planlama sistemi. 1972 Ekim'inde patronların ve CIA'nın parasıyla örgütlenen kamyoncu lokavtı ülkeyi felç etmeye çalıştığında, Cybersyn'in teleks ağı hükümetin hangi yolun açık, hangi deponun dolu olduğunu görmesini sağladı. Bugün "yapay zekâ ile planlama" tartışması yapanların, o teleks odasını hatırlaması gerekir: Teknoloji, kimin elindeyse ona hizmet eder.

Ve cordones industriales: 1972'den itibaren Santiago'nun sanayi kuşaklarında işçiler, hükümetin kamulaştırma listesini beklemeden fabrikaları işgal edip kendi koordinasyon organlarını kurdular. Halk Birliği'nin içindeki tartışma tam da buydu: Allende ve Komünist Parti "önce konsolidasyon, kurumları koru" derken, sosyalistlerin sol kanadı ve MIR "işçi iktidar organlarını şimdi kur" diyordu. Bu tartışmayı çözmeye kimsenin ömrü yetmedi.

Nueva Canción'un Yeri

Kültür bu üç yılın süsü değildi; altyapısıydı. 1968'de Komünist Gençlik'in kurduğu DICAP (Discoteca del Cantar Popular) plak şirketi, Jara'nın, Quilapayún'un, Inti-Illimani'nin albümlerini bastı; çünkü tekel plak şirketleri bunları basmıyordu. "Venceremos" (Kazanacağız), Halk Birliği'nin seçim marşı oldu; sözleri şair Claudio Iturra, müziği Sergio Ortega'nındı. 1973 Haziran'ında Ortega, sokakta duyduğu bir slogandan yeni bir marş yazdı: "El pueblo unido jamás será vencido" — "Birleşen halk asla yenilmez." Quilapayún onu darbeden birkaç ay önce kaydetti; sonra bütün dünya söyledi.

Jara bu yıllarda Santiago'daki Devlet Teknik Üniversitesi'nin (UTE) kültür bölümünde çalışıyor, Halk Birliği'nin kampanyalarında ülke dolaşıyor, fabrikalarda, madenlerde, gecekondularda konser veriyordu. Inti-Illimani'nin kurulduğu üniversite de aynı UTE'dir; bu bir tesadüf değildir. Şili'de "Yeni Şarkı"nın merkezi, konservatuvar değil, mühendislik öğrencilerinin ve işçilerin üniversitesiydi.


3. Darbe: Bir Haftada Boğulan Deneme

23 Ağustos 1973'te Genelkurmay Başkanı Carlos Prats, sağın ve ordu içindeki darbecilerin baskısıyla istifa etti; Allende yerine, "anayasaya sadık" bildiği Augusto Pinochet'yi atadı. On dokuz gün sonra, 11 Eylül 1973 sabahı, o ordu La Moneda Sarayı'nı bombaladı. Allende, halka son radyo konuşmasını yaptıktan sonra sarayda öldü. Konuşmanın son cümlelerini bilirsiniz; bilmiyorsanız bulup dinleyin: "Tarih bizimdir, onu halklar yapar," der ve büyük caddelerin bir gün yeniden açılacağını söyler.

12 Eylül sabahı Jara, her sabah yaptığı gibi UTE'ye gitti. Üniversite o gün askerler tarafından kuşatıldı; yüzlerce öğrenci, öğretim üyesi ve çalışan, aralarında Jara da olmak üzere, birkaç sokak ötedeki kapalı spor salonuna, Estadio Chile'ye götürüldü. Estadio Chile'de o günlerde beş bin dolayında tutuklu vardı. Jara'yı tanıyan bir subay onu ayırdı. Sonrasını tanıklar anlattı: Tribünlerde dövüldü; elleri ve bilekleri dipçikle kırıldı; alay ederek "hadi çal bakalım" dediler. Jara'nın o günlerde, bir arkadaşının cebine sakladığı kâğıt parçasına yazdığı son şiiri, stadyumdaki beş bin kişiyi, açlığı, soğuğu ve yanında ölen insanları anlatır; şiir yarım kalmıştır.

15 Eylül'de tutuklu sırasından çekildi. 16 Eylül sabahı bedeni, Littré Quiroga'nın (Allende'nin Cezaevleri Genel Müdürü) bedeniyle birlikte mezarlık yakınında bir sokakta bulundu. 2009'daki mezar açımı ve sonraki adlî tıp raporu sayıyı kesin biçimde saptadı: 44 kurşun izi ve çok sayıda kırık; Quiroga'nın bedeninde 23 kurşun. Cesetler morga kaldırıldı; morgda çalışan bir genç, Jara'yı tanıdı ve karısına haber verdi. İngiliz dansçı Joan Jara, kocasının bedenini yüzlerce kimliksiz ceset arasından teşhis etti, 18 Eylül'de sessizce gömdürdü ve iki küçük kızıyla birlikte ülkeden çıktı. Sonraki elli yılını bu davaya verdi. Yazdığı kitap, Víctor: Yarım Kalmış Bir Şarkı, bu yazının en önemli kaynağıdır. Joan, 12 Kasım 2023'te 96 yaşında öldü; ölmeden birkaç hafta önce Şili Yüksek Mahkemesi kararı kesinleşmişti.

"Elleri kesildi" efsanesini duymuş olabilirsiniz. Adlî tıp bunu doğrulamıyor; kırıkları doğruluyor. Bunu söylüyoruz çünkü sınıfın belleğinin gerçeğe ihtiyacı vardır, efsaneye değil. Gerçek, yeterince ağırdır.

Bilanço

Darbenin ilk aylarında Estadio Nacional, Estadio Chile ve ülkenin dört bir yanındaki toplama merkezlerinde on binlerce kişi tutuldu. Devlet komisyonlarının (Rettig ve Valech) resmî rakamlarıyla, 1973–1990 arasında 3.200'ü aşkın kişi öldürüldü ya da kaybedildi; 38 binden fazla kişi işkence gördü; yüz binlerce kişi sürgüne çıktı. Halk Birliği'nin plakları sokaklarda yakıldı; DICAP kapatıldı; charango ve quena gibi And çalgılarının çalınması fiilen yasaklandı. Çünkü cunta, bu çalgıların sesinin bile ne anlama geldiğini biliyordu.

1975'te Milton Friedman Santiago'ya geldi; Chicago Üniversitesi'nde yetişmiş Şilili iktisatçılar, sonradan "Chicago Boys" diye anılacaklar, cuntaya "şok tedavisi"ni yazdı: Kamu işletmelerinin satışı, emekliliğin özelleştirilmesi, sendikaların ezilmesi, sermayeye tam serbestlik. Neoliberalizmin dünyadaki ilk laboratuvarı, seçilmiş bir sosyalist hükümetin mezarının üstüne kuruldu. 1980 Anayasası, bu düzeni cuntadan sonraya taşıyacak biçimde yazıldı; 2019'daki halk isyanı bu anayasaya karşıydı; 2022'de yeni anayasa taslağı referandumda reddedildi. Yani mesele bugün de kapanmış değildir.


4. CIA ve "Ekonomiyi Çığlık Attırmak"

Şimdi bu darbeyi kimin, nasıl, ne kadar paraya hazırladığına bakalım. Burada spekülasyona gerek yok; belgeler var. 1975'te ABD Senatosu'nun Church Komitesi, "Şili'de Örtülü Operasyonlar 1963–1973" başlıklı bir rapor yayımladı. Rapor, ABD hükümetinin kendi itirafıdır. Özetleyelim:

  • 1964 seçimleri: CIA, Allende'nin seçilmesini önlemek için Hristiyan Demokrat Eduardo Frei'nin kampanyasına yaklaşık 2,6 milyon dolar aktardı; Frei'nin kampanya bütçesinin yarısından fazlası ABD'den geldi. Kampanyanın ana teması "korku"ydu: Sovyet tankları, çocukların kolhozlara götürülmesi.
  • 1970: Allende seçilince Başkan Nixon, 15 Eylül 1970'te CIA Direktörü Helms'e "ekonomiyi çığlık attırın" (make the economy scream) talimatını verdi. Helms'in toplantıdan çıkarken tuttuğu notlar Church Komitesi raporundadır: "on milyon dolar hazır, gerekirse daha fazlası". ITT şirketi, Allende'yi engellemek için CIA'ya bir milyon dolar teklif etti.
  • "Track II" (İkinci Hat): Kongre'nin Allende'yi onaylamasını önlemek için (o dönemde Kongre, çoğunluğu alamayan adaylar arasında seçim yapıyordu) CIA, Şili ordusu içinde darbe kışkırttı. Engel, anayasal düzene sadık Genelkurmay Başkanı René Schneider'dı. Schneider, 22 Ekim 1970'te, CIA'nın silah ve para bağlantısı kurduğu gruplardan birinin kaçırma girişimi sırasında vurulup öldürüldü. Sonuç ters tepti; Kongre Allende'yi onayladı. Ama o gün Şili'de bir şey kırılmıştı.
  • 1970–1973: Church Komitesi, bu üç yılda Şili'deki örtülü operasyonlara yaklaşık 8 milyon dolar harcandığını saptadı. Paranın gittiği yerler: Muhalefet partileri, sağcı basın (özellikle El Mercurio gazetesi, tek başına 1,5 milyon doların üstünde), "Patria y Libertad" gibi paramiliter gruplar, kamyoncu lokavtı ve esnaf grevleri. Buna ek olarak ABD, Şili'ye krediyi kesti; Dünya Bankası ve Amerikan Kalkınma Bankası'ndan kredileri engelledi; bakır fiyatını dünya piyasasında aşağı çekmek için stokları eritti. "Görünmez abluka" denen şey buydu.
  • Kissinger'ın cümlesi: 27 Haziran 1970'te "40 Komitesi" toplantısında Henry Kissinger, sonradan belgelere geçen sözü söyledi: "Bir ülkenin kendi halkının sorumsuzluğu yüzünden komünist olmasını neden seyredip duralım, anlamıyorum." Bu cümle, emperyalizmin demokrasi anlayışının özetidir: Halk doğru oy verirse demokrasi; yanlış oy verirse "sorumsuzluk".

Darbeden sonra CIA'nın rolü bitmedi. 1975'te Şili, Arjantin, Uruguay, Paraguay, Bolivya ve Brezilya cuntaları Kondor Operasyonu'nu kurdu: Sınırlar ötesinde muhalifleri avlayan, kaçıran, öldüren ortak bir aygıt. ABD'nin bu ağdan haberi ve ağa desteği vardı; Allende'nin eski bakanı Orlando Letelier 1976'da Washington'ın göbeğinde, bir Kondor operasyonuyla arabasına konan bombayla öldürüldü.

Sınıfsal okuma

Yoldaş, buradaki hareketi iyi kavrayın. CIA'nın Şili'deki işi bir "komplo" değildi; bir sınıf işiydi. Anaconda ve Kennecott'un bakırı, ITT'nin telefon şirketi, Amerikan bankalarının alacakları: Bunlar Şili'de kamulaştırıldığında zarar eden somut sermaye gruplarıydı. Kissinger'ın "sorumsuz halk" dediği şey, bu sermayeye "hayır" diyen halktır. Ve darbeyi yapan Şili ordusu, dışarıdan ithal edilmiş bir güç değil, Şili burjuvazisinin kendi devletinin çekirdeğiydi. Allende'nin hatası, o devletin "anayasaya sadakat" yemininin sınıflar üstü olduğuna inanmasıydı. Prats sadıktı; Pinochet de yemin etmişti. Yeminin sınıfı yoktur; ordunun vardır.

Bu, Türkiye'de 12 Eylül dosyamızda gösterdiğimiz örüntünün aynısıdır ve 11 Eylül yazımızda ABD'nin 1823'ten bugüne dış siyaset örüntüsünü sıralarken Şili 1973'ü tam bu yüzden 12 Eylül 1980'in yanına koymuştuk. İki darbe arasında yedi yıl var; ikisinin de arkasında aynı "Chicago" reçetesi, aynı IMF, aynı Kondor mantığı ve aynı stadyumlar. Diyarbakır Cezaevi'ni ve Mamak'ı düşünürken Estadio Chile'yi de düşünün; işkence, emperyalizmin sınıf mücadelesine verdiği evrensel yanıttır.


5. Latin Amerika'nın Kesik Damarları: Eduardo Galeano

Şili'yi anlamak için Şili'den çıkmak gerekir. Bunu en iyi yapan kitap, darbeden iki yıl önce, 1971'de Montevideo'da yayımlandı: Eduardo Galeano'nun "Latin Amerika'nın Kesik Damarları" (Las venas abiertas de América Latina).

Galeano (1940–2015), Uruguaylı bir gazeteciydi; on dördünde siyasi karikatür çizmeye, yirmisinde haftalık Marcha'yı yönetmeye başlamıştı. Kitabı otuz yaşında, kendi deyişiyle doksan gecede yazdı. Konusu, beş yüz yıldır kıtanın nasıl yağmalandığıdır: Potosí'nin gümüşü, Brezilya'nın şekeri ve altını, Karayipler'in kölelik ekonomisi, Peru'nun guanosu, Şili'nin güherçilesi ve bakırı, Orta Amerika'nın muzu, Venezuela'nın petrolü. Kitabın tezi, kalkınma iktisadının "azgelişmişlik bir aşamadır, sonra gelişme gelir" masalını tersine çevirir: Latin Amerika'nın yoksulluğu, Avrupa'nın ve sonra ABD'nin zenginliğinin koşuludur; bir eksiklik değil, bir sonuçtur. Galeano'nun ünlü cümlesiyle, uluslararası iş bölümü "bazı ülkelerin kazanmakta, bazılarının kaybetmekte uzmanlaşması"dır.

Bu, Marksist bağımlılık kuramının (Andre Gunder Frank, Ruy Mauro Marini, Theotonio dos Santos) edebî biçimidir; dipnotları yoktur ama omurgası aynıdır. Galeano'nun yaptığı, artı değer transferini, eşitsiz mübadeleyi, sömürge yağmasını iktisat dilinden çıkarıp bir kıtanın bedenine yazmaktır: Damarlar, kesik damarlar.

Kitap, Uruguay, Arjantin ve Şili cuntaları tarafından yasaklandı. Galeano 1973'te Uruguay darbesinden sonra Arjantin'e, 1976'da Arjantin darbesinden sonra İspanya'ya sürgüne gitti; ancak 1985'te dönebildi. Sürgünde yazdığı üçleme Ateş Anıları (Memoria del fuego), Amerika kıtasının tarihini kısa parçalar hâlinde, alttan, yani yerlilerin, kölelerin, kadınların, işçilerin gözünden anlatır. Sonra Kucaklaşmanın Kitabı, Gölgede ve Güneşte Futbol, Aynalar, Günlerin Çocukları geldi. Galeano, Marksist bir tarihi bir halk vaizinin sadeliğiyle yazmayı bilen ender yazarlardan biriydi.

2009 ve 2014: İki Sahne

Kitabın hayatında iki sahne, size onun anlamını gösterir.

Birincisi, 17 Nisan 2009. Trinidad'daki Amerika Kıtası Zirvesi'nde Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chávez, yeni seçilmiş Barack Obama'nın eline kitabın İspanyolca bir nüshasını tutuşturdu. Ertesi gün kitap, Amazon'da en çok satanlar listesinde altmış bininci sıradan ikinci sıraya fırladı. Bir devlet başkanı, bir başka devlet başkanına "önce şunu oku" demişti; kitap, otuz sekiz yıl sonra yeniden politik bir silaha dönüşmüştü.

İkincisi, Mayıs 2014. Galeano, Brasília'daki bir kitap fuarında, kitabı bugün yeniden okuyamayacağını, "geleneksel solun bu kurşun gibi ağır düzyazısı"nı artık kaldıramadığını, kitabı yazdığında iktisat ve politika konusunda yeterli donanımı olmadığını söyledi. Sağ basın bunu bir "itiraf" gibi sundu: "Galeano kitabını reddetti." Oysa Galeano aynı konuşmada kitabın anlattığı gerçeğin geçersiz olduğunu değil, tam tersine, gerçeğin kitaptan daha kötü olduğunu söylüyordu. Reddettiği şey, kitabın _üslubu_ydu; yaşlanan bir yazarın genç hâlinin dilini beğenmemesiydi. Yağmanın tarihini geri almadı.

Bunu size neden anlatıyoruz? Çünkü bu blogda birkaç kez yaptığımız ve yapmaya devam edeceğimiz bir şeydir: Kendi eski yazılarımızın diline ve çerçevesine özeleştiri yazmak. Galeano'nun yaptığı buydu ve düşmanı bunu bir "vazgeçme" olarak pazarladı. Özeleştiri, yenilginin kabulü değildir; düşmanın onu öyle pazarlaması, özeleştiriden vazgeçmenin gerekçesi olamaz.

Galeano ve Jara: Aynı Kıtanın İki Dili

Jara'nın "Preguntas por Puerto Montt"ta bir bakanı isimle suçlaması ile Galeano'nun Potosí'de ölen sekiz milyon yerlinin hesabını sorması aynı işlemdir: Yağmanın failini adlandırmak. Latin Amerika direniş kültürünün sınıfsal mirasının ilk maddesi budur: Yoksulluğun kaderi yoktur, faili vardır. Bunu şarkıyla da söylersiniz, düzyazıyla da; ama söylersiniz.


6. Inti-Illimani: Tarihin En Uzun Turnesi

Inti-Illimani, 1967'de (topluluğun kendi tarihçesi başlangıcı 1966'ya götürür) Santiago'daki Devlet Teknik Üniversitesi'nde, yani Jara'nın çalıştığı üniversitede, mühendislik öğrencileri tarafından kuruldu. Adı Aymara dilinden gelir: "Illimani'nin güneşi"; Illimani, Bolivya'daki bir dağdır. Yani Şilili bir topluluk, adını And halklarının dilinden ve komşu ülkenin dağından aldı. Bu, Yeni Şarkı'nın milliyetçi olmadığının, kıtasal olduğunun adıdır.

Topluluğun ilk yıllarındaki işi, And müziğini Şili şehirlerine taşımaktı: charango, quena, zampoña, bombo. Halk Birliği yıllarında "Venceremos"u, "Canción del poder popular"ı (Halk İktidarının Şarkısı), Küba'dan, Vietnam'dan, İspanya İç Savaşı'ndan şarkıları söylediler. Horacio Salinas'ın gitar yazımı ve Horacio Durán'ın charango'su, topluluğun sesinin çekirdeğidir; Jorge Coulón ise topluluğun ilk gününden beri sözcüsü ve belleğidir.

11 Eylül 1973'te Inti-Illimani İtalya'da turnedeydi. Dönemediler. İtalya'daki sürgünleri on beş yıl sürdü; kendi deyişleriyle "tarihin en uzun turnesi". Bu sürgün, bir müzik topluluğunu dünya çapında bir direniş simgesine dönüştürdü: Avrupa'nın her kentinde Şili dayanışma komiteleri kuruldu ve Inti-Illimani bu komitelerin sesi oldu. "El pueblo unido jamás será vencido"yu dünya, Quilapayún'dan olduğu kadar onlardan öğrendi. Amerikalı besteci Frederic Rzewski 1975'te bu ezgi üzerine otuz altı piyano varyasyonu yazdı; şarkı, klasik müzik repertuvarına girdi. İtalya'da Salinas'ın "Alturas" gibi enstrümantal parçaları, Akdeniz'in ve And'ların ezgilerini birleştiren yeni bir dil kurdu. Sürgün, onları yoksullaştırmadı; müziklerini genişletti. Bu da Latin direniş kültürünün ikinci dersidir: Sürgün, kaybedilen yer değil, kazanılan dünyadır. Türkiye'nin 12 Eylül sürgünleri de aynı şeyi yaşadı; bunu 12 Eylül dosyasında anlatmıştık.

18 Eylül 1988'de, Pinochet'nin plebisitinden birkaç hafta önce, Inti-Illimani Şili'ye döndü. Havaalanında binlerce kişi bekliyordu. Plebisitte "Hayır" kazandı; cunta 1990'da çekildi. Topluluk 2000'lerde ikiye ayrıldı: Coulón'un yürüttüğü Inti-Illimani ile Salinas, Durán ve Seves'in kurduğu Inti-Illimani Histórico. Bu ayrılığın acısı vardır; ama iki topluluk da hâlâ sahnede. Histórico, Eylül 2026'da Roma ve Berlin'de konser verdi ve 27 Aralık 2026'da Santiago'da altmışıncı yılını Perulu şarkıcı Eva Ayllón'la kutlayacak. Altmış yıl; yarısı sürgünde.

Kıtanın Sesi

Inti-Illimani, daha büyük bir haritanın parçasıdır. Yeni Şarkı, Şili'de doğmadı; kıta çapında doğdu ve her ülkede ayrı ad aldı:

ÜlkeHareket / İsimBağlam
ŞiliNueva Canción Chilena: Violeta Parra, Víctor Jara, Quilapayún, Inti-Illimani, Patricio MannsHalk Birliği, DICAP, darbe, sürgün
ArjantinMercedes Sosa, Atahualpa YupanquiPeronizm, 1976 cuntası, sürgün
UruguayDaniel Viglietti, Alfredo Zitarrosa1973 cuntası, sürgün
KübaNueva Trova: Silvio Rodríguez, Pablo MilanésDevrim, Casa de las Américas
VenezuelaAlí PrimeraPetrol, yoksul mahalleler, "Canción necesaria"
BrezilyaChico Buarque, Geraldo Vandré1964 cuntası, sansür, MPB
NikaraguaCarlos ve Luis Enrique Mejía GodoySandinist devrim

Bu haritanın ortak paydası, ulusal bir "folklor" değildir; kıtanın her ülkesinde aynı düşmanla (oligarşi + ABD + ordu) aynı silahla (halk çalgısı + sınıfın sözü) dövüşen bir kültürel cephedir. 1970'lerde Latin Amerika'da yedi ülkede cunta vardı ve yedi ülkenin de sürgün şarkıcıları Avrupa'da aynı sahneleri paylaştı. Sürgün, kıtanın dağınık seslerini bir koroya çevirdi.

Dünyaya Yayılan Ses

Jara'nın ve Yeni Şarkı'nın dünyadaki izleri, sınıf dayanışmasının kültürel arşivi gibidir:

  • The Clash, 1980'de "Washington Bullets"ta Jara'yı adıyla anar; şarkı, CIA'nın Şili'deki rolünü isimle suçlar.
  • U2'nun 1987 tarihli "One Tree Hill" şarkısı, Jara'ya bir ağıt içerir.
  • Bruce Springsteen, Eylül 2013'te, darbenin kırkıncı yılında Santiago'da Jara'nın "Manifiesto"sunu İspanyolca söyledi.
  • Arlo Guthrie, İngiliz şair Adrian Mitchell'ın Jara için yazdığı şiiri şarkı yaptı; Calexico "Víctor Jara's Hands"i kaydetti; Simple Minds'ın "Street Fighting Years" albümü Jara'ya adandı.
  • "El pueblo unido", Portekiz'de Karanfil Devrimi'nde, İran'da 1979'da Farsça versiyonuyla, Filipinler'de, Yunanistan'da, Türkiye'de ve 2019–2020'de yine Şili sokaklarında söylendi. Bir marşın elli yıl boyunca dünyanın her sokağında yeniden yazılması, "evrensel" sözcüğünün ne demek olduğunu gösterir.
  • Ve en önemlisi: Ekim 2019'da Santiago'da, Pinochet anayasasına ve neoliberal düzene karşı ayaklanan milyonlar, Plaza Italia'yı "Plaza Dignidad" (Onur Meydanı) diye yeniden adlandırdı ve orada "El derecho de vivir en paz"ı hep bir ağızdan söyledi. Jara'nın 1971'de Vietnam için yazdığı şarkı, 2019'da Şili'nin kendi şarkısı oldu. Bir şarkının "ölmemesi" tam olarak budur: Yeni bir sınıf hareketinin onu yeniden ihtiyaç duyarak söylemesi.

2003'te Estadio Chile'nin adı Estadio Víctor Jara olarak değiştirildi. Katillerin stadyumu, kurbanın adını taşıyor. Bu, mücadelenin sonucu olarak adlandırmadır; düşmanın "hoşgörü"sü değil.


7. Türkiye'de Yankı: Grup Yorum ve Ötesi

Şimdi Santiago'dan İstanbul'a gelelim. Latin Amerika'nın Yeni Şarkı'sı Türkiye'ye iki dalga hâlinde geldi.

Birinci dalga: 1970'ler, Neruda ve Theodorakis'in yanında

1970'lerde Türkiye solunun kültürel repertuvarında Latin Amerika, Küba Devrimi ve Che üzerinden vardı; ama müzik olarak Şili'nin sesi, darbeyle birlikte sürgün albümleri Avrupa üzerinden Türkiye'ye ulaştıkça duyuldu. Yeni Türkü, 1978'de kurulduğunda Latin Amerika çalgılarını ve Yeni Şarkı'nın çok sesli düzenleme anlayışını doğrudan aldı; ilk albümü Buğdayın Türküsü (1979), Pablo Neruda'nın şiirleri üzerine kuruludur. Zülfü Livaneli'nin Mikis Theodorakis'le ortak çalışmaları, Akdeniz'in politik şarkısını Türkçeye taşıdı; Theodorakis'in Yunanistan cuntasına karşı yaptığı iş ile Inti-Illimani'nin Pinochet'ye karşı yaptığı iş aynı dönemin, aynı kıtalararası cephenin ürünüdür. "Bella Ciao"nun Türkçe söylenmeye başlanması, bu uluslararası repertuvarın Türkiye'ye yerleşmesinin işaretidir. 12 Eylül 1980, bu birinci dalgayı Türkiye'de tam da Şili'deki gibi kesti: Plaklar toplatıldı, sanatçılar sürgüne çıktı, "Çirkin Kral" da dahil.

İkinci dalga: 1985, Grup Yorum

1985'te, cuntanın hâlâ hüküm sürdüğü bir dönemde, Marmara Üniversitesi'nde dört öğrenci Grup Yorum'u kurdu. Kuruluş belgesi gibi bir metin yoktu; ama ilk albümleri Sıyrılıp Gelen (1987) ve Haziranda Ölmek Zor (1987) dinlendiğinde, düzenleme anlayışının, çok sesli koro kullanımının, halk çalgısıyla gitarın birlikteliğinin nereden geldiği açıktır: Inti-Illimani ve Quilapayún. Yorum'un kendi anlatımında da bu etki hep açıkça söylenmiştir. "Çav Bella"nın Türkçesi, Grup Yorum'la milyonlara ulaştı; Latin Amerika ve İspanya İç Savaşı repertuvarı, konserlerinde Anadolu türküleriyle yan yana durdu.

Ama Yorum'un Yeni Şarkı'dan aldığı asıl şey bir "tarz" değil, bir konumdu: Müziği, sınıfın örgütlenmesinin bir parçası olarak görmek. Konserleri grev yerlerinde, gecekondu mahallelerinde, cezaevi kapılarında vermek; şarkıyı bir "ürün" değil, bir kolektifin ortak emeği olarak üretmek; kadroların değişmesine rağmen topluluğun sürmesi. Bu, Jara'nın "Manifiesto"da tarif ettiği konumdur: Şarkı söylemek için değil, şarkının bir işi olduğu için.

Bunun bedeli de Şili'dekine benzedi. 2010'da İnönü Stadyumu'ndaki "Bağımsız Türkiye" konserinde 55 bin kişi; sonraki yıllarda Bakırköy'de yüz binler. Sonra: 2016'dan itibaren İdil Kültür Merkezi'ne art arda baskınlar, konser yasakları, üyelerin tutuklanması, isimlerinin "arananlar" listelerine konması. 2019–2020'de tutuklu üyeler konser yasaklarına karşı ölüm orucuna başladı. Helin Bölek, 3 Nisan 2020'de, ölüm orucunun 288. gününde öldü. İbrahim Gökçek, 323 gün süren orucunu sonlandırdıktan birkaç gün sonra, 7 Mayıs 2020'de öldü. Bir gitaristin ölüm orucunda eridiği fotoğraf, Estadio Chile'nin tribünündeki kırılmış ellerin Türkiye'deki karşılığıdır. İki ülke, iki dönem, iki devlet; müzisyene aynı yanıt.

Ölüm orucu taktiğini tartışabilirsiniz; biz de tartışırız. Ama şunu tartışamazsınız: Bir ülkede bir müzik topluluğunun konser vermesinin "terör" sayılması, o ülkede müziğin hâlâ sınıf mücadelesinin bir parçası olduğunun kanıtıdır. Sanatı zararsız gören devlet onu yasaklamaz; yasaklıyorsa, zararlı bulmuştur; zararlı buluyorsa, sanat işini yapıyordur.

Ötesi

Grup Yorum tek değildir. Grup Kızılırmak, Grup Munzur, Ezginin Günlüğü, Kardeş Türküler'in çok dilli repertuvarı, 2006'da kurulan ve İspanya İç Savaşı ile Latin Amerika şarkılarını ska ve punk ile buluşturan Bandista; hepsi aynı damardan beslendi. Latin Amerika'nın Türkiye'ye armağanı bir "Latin tınısı" değil, şu fikirdir: Halk müziği, müzeye kaldırılacak bir miras değil, bugünün sınıf mücadelesinin dilidir. Anadolu türküsü ile And ezgisi arasındaki akrabalık, "dünya müziği" rafındaki bir egzotizm değil, ikisinin de aynı sınıfın sesi olmasıdır.


8. Resmî Anlatı Karşısında Sınıfsal Okuma

Jara'yı ve Şili'yi anlatan liberal bir anlatı var; kültür sayfalarında, belgesellerde, "insan hakları" dilinde yaygın olan anlatı. Onu yan yana koyalım:

Resmî / liberal anlatıSınıfsal okuma
Jara "barış şarkıcısı", "sesiyle dünyayı değiştirmek isteyen bir idealist"ti.Jara komünist bir parti üyesi, bir sınıf hareketinin kültür işçisiydi. "Barış İçinde Yaşama Hakkı" Vietnam'ın ABD'ye karşı savaşına yazılmıştır; pasifist bir şarkı değildir.
Şili'de "demokrasi" 1973'te "kutuplaşma" yüzünden çöktü; iki taraf da aşırıya kaçtı.Bir sınıf, kamulaştırılan mülkünü geri almak için orduyu ve ABD'yi devreye soktu; öteki sınıf kurumlara güvendi ve silahsız yakalandı. "İki taraf" simetrik değildi.
Pinochet "aşırılıklar" yaptı ama "ekonomiyi düzeltti"; Şili "Latin Amerika'nın Jaguar'ı" oldu.Neoliberal "mucize", işkence odalarının üstüne kuruldu; 2019'da milyonlar bu "mucize"ye karşı sokağa çıktı. Sermayenin düzeni ile cunta iki ayrı şey değil, aynı şeyin iki aşamasıdır.
CIA "müdahil oldu" ama darbeyi Şilililer yaptı.CIA üç yılda 8 milyon dolar harcadı, Genelkurmay Başkanı'nın öldürülmesine giden yolu döşedi, ekonomiyi boğdu. Darbeyi Şili burjuvazisinin ordusu yaptı; ikisi arasında bir "ya o ya bu" yoktur, iş bölümü vardır.
Jara'nın öldürülmesi "trajedi", "insanlık suçu"; katiller "canavar".Katiller sıradan subaylardı; emir zincirinin ucunda bir sınıf vardı. "Canavar" dili, faili kişiselleştirip yapıyı aklar. Barrientos ellisine kadar Florida'da sıradan bir Amerikan vatandaşı olarak yaşadı.
Adalet 2018'de, 2023'te "yerini buldu".Adalet, Joan Jara'nın ve Şilili avukatların elli yıllık örgütlü mücadelesinin sonucudur; devletin kendiliğinden bir hediyesi değil. Barrientos'un davası hâlâ sürüyor.
"El pueblo unido" bir "protesto şarkısı" klasiği, dünya müziği listelerinde.Elli yıldır her ülkede sınıf hareketinin yeniden söylediği bir marş. Sınıf hareketi sustuğunda o da müzeye kalkar; kalktığında yeniden söylenir.

9. Hesap: Elli Üç Yılın Adaleti

Adalet dediğimiz şey nasıl işledi, kısaca kronolojisini verelim; çünkü bu kronolojinin kendisi bir derstir.

  • 1973–1990: Cunta dönemi; soruşturma yok.
  • 1990–2009: "Geçiş" hükümetleri; 1978 tarihli af yasası katilleri koruyor. Joan Jara ve Víctor Jara Vakfı davayı diri tutuyor.
  • 2009: Mezar açılıyor; adlî tıp 44 kurşunu saptıyor. Jara, 5 Aralık 2009'da bu kez halkın katıldığı bir törenle yeniden gömülüyor.
  • 2012–2013: Şili yargısı, o dönemde Estadio Chile'de görevli subayları sanık olarak belirliyor. Cinayetin doğrudan faili olarak gösterilen Teğmen Pedro Barrientos'un 1989'da ABD'ye kaçıp Florida'da vatandaşlık aldığı ortaya çıkıyor.
  • 2016: Orlando'da bir federal jüri, Jara ailesinin açtığı hukuk davasında (Jara v. Barrientos) Barrientos'u Jara'nın işkence ve öldürülmesinden sorumlu buluyor; 28 milyon dolar tazminata hükmediyor. Bu, ABD'de yaşayan bir Şilili darbe subayına karşı ilk hükümdür.
  • 3 Temmuz 2018: Şili mahkemesi sekiz eski subayı Jara ve Quiroga cinayetlerinden mahkûm ediyor.
  • 28 Ağustos 2023: Şili Yüksek Mahkemesi kararı kesinleştiriyor: Yedi eski subaya 15 yıl 1 gün (cinayet), birine 5 yıl 1 gün (yardım). Aynı gün, tutuklanmasına saatler kala, sanıklardan emekli general Hernán Chacón evinde intihar ediyor. Joan Jara bu kararı gördü; üç ay sonra öldü.
  • 30 Kasım 2023: ABD, Barrientos'un vatandaşlığını (başvuruda yalan beyan gerekçesiyle) iptal edip onu Şili'ye sınır dışı ediyor. Elli yıl sonra.
  • Aralık 2025: Şili'de Yargıç Paola Plaza, Barrientos hakkında Jara ve Quiroga'nın nitelikli alıkonması ve nitelikli öldürülmesinden fail olarak iddianame düzenliyor. Dava 2026'da sürüyor.

Bu kronolojiden çıkan ders şudur: Adalet, zamanın kendiliğinden getirdiği bir olgunlaşma değildir; bir aile, bir vakıf, bir avukat grubu ve bir sınıf hareketi tarafından elli yıl boyunca her gün yeniden zorlanan bir kapıdır. Türkiye'de 12 Eylül'ün işkencecileri ve Diyarbakır Cezaevi'nin komutanları bu kapının zorlanmadığı bir ülkede yaşadı ve öldü. Fark, Şili'de bir Joan Jara olması değil; Şili'de o kapıyı zorlayan bir hareketin cuntadan sonra da dağılmamış olmasıdır.


10. Neyin Üstü Örtülüyor?

Jara anmalarında genellikle üç şeyin üstü örtülür. Biz açalım.

Birincisi, partisi. Jara'nın Şili Komünist Partisi üyesi olduğu, kampanyalarda Allende için çalıştığı, plaklarının Komünist Gençlik'in şirketinden çıktığı çoğu anmada bir dipnota indirilir. Oysa Jara'nın sanatı, bu örgütlü ilişkinin içinde üretilmiştir. Onu "bağımsız sanatçı"ya çevirmek, sanatını üreten koşulu silmektir. Bir sanatçının örgütlü olması onu küçültmez; Jara'yı Jara yapan şey, tam da bir sınıf örgütünün kültür işçisi olmasıdır. Bu, Türkiye'de Nâzım'ı "büyük şair" deyip partisini anmamakla aynı işlemdir.

İkincisi, ordu. Anmalarda "cunta" kötüdür, "ordu" ise sanki cuntadan ayrıymış gibi anlatılır. Oysa Jara'yı Estadio Chile'ye götüren, anayasal cumhuriyetin düzenli ordusuydu; Pinochet, Allende'nin kendi atadığı komutandı. Devletin sınıf karakteri, darbe günü icat edilmez; darbe, o karakterin çıplak hâlidir. Bunu Anthropic Gözetim ve Palantir yazılarımızda, bugünün "kritik altyapı" ve fişleme aygıtları için de söyledik: Aygıt önce kurulur, sonra kime yöneleceği belirlenir.

Üçüncüsü, ABD'nin bugünü. Church Komitesi raporu 1975'te yazıldı ve ABD, Şili'de yaptıklarını "geçmişteki hata" olarak dosyaladı. Ama Kondor'un ağını bugün Palantir'in yazılımı örüyor; "ekonomiyi çığlık attırma" yöntemi bugün Venezuela'ya, Küba'ya, İran'a uygulanan yaptırım rejimidir. Barrientos'u elli yıl Florida'da barındıran ülke, bugün "demokrasi ihracatı"ndan söz ediyor. Jara'yı anıp bugünün ablukalarını anmamak, katilleri elli yıl geriye sürgün edip bugünkü işlerine devam etmelerine izin vermektir.


11. Latin Direniş Kültürünün Sınıfsal Mirası: Yedi Madde

Şimdi asıl soruya gelelim: O gitardan bize ne kaldı? Kıtanın bize bıraktığı mirası yedi maddeyle özetleyelim.

1. Yoksulluğun faili vardır. Galeano'nun beş yüz yıllık hesabı, Jara'nın bir bakanı isimle suçlaması: Direniş kültürünün ilk işi adlandırmaktır. "Kader", "şanssızlık", "azgelişmişlik" gibi failsiz sözcükler, sömürünün dilidir.

2. Halk kültürü müze değil, silahtır. Charango'yu konservatuvarın vitrininden alıp Halk Birliği'nin mitingine taşımak; türküyü "otantik" kılığından çıkarıp grev çadırına götürmek. Yeni Şarkı'nın ve Grup Yorum'un ortak yöntemi budur. Türkiye'de "Anadolu rock" ile "özgün müzik" arasındaki fark, bir tını farkı değil, bu konum farkıdır.

3. Sanat kolektif emektir. Peña'lar, DICAP, Inti-Illimani'nin altmış yıl boyunca değişen kadroyla süren kolektif kimliği, Grup Yorum'un "kişi değil grup" ilkesi: Direniş kültürü, yıldız üretmez; ortak bir ses üretir. Bu, kapitalist kültür endüstrisinin "sanatçı markası" mantığının tam karşıtıdır ve Fromm yazımızda tartıştığımız "pazarlama karakteri"ne verilmiş pratik bir yanıttır.

4. Enternasyonalizm bir duygu değil, bir ağdır. Şili'nin sürgün şarkıcıları Avrupa'nın dayanışma komitelerini örgütledi; İtalya Inti-Illimani'ye on beş yıl sahne verdi; "El pueblo unido" Tahran'da, Lizbon'da, İstanbul'da söylendi. Kıta bize, dayanışmanın somut bir altyapısı olduğunu öğretti: konser, komite, plak, çeviri.

5. Sürgün, kaybedilen yer değil kazanılan dünyadır. Galeano sürgünde Ateş Anıları'nı, Inti-Illimani "Alturas"ı yazdı. Yenilgi, üretimin durması değildir. Türkiye'nin 12 Eylül sürgünleri de aynı şeyi yaptı; ama biz bunu yeterince anlatmadık.

6. Bellek, örgütlü bir iştir. Joan Jara'nın elli yılı, Víctor Jara Vakfı, Şili'nin insan hakları avukatları, "Nerede?" diye soran anneler. Bellek kendiliğinden korunmaz; kim öldürülmüşse, kim öldürmüşse, kim para vermişse, bunlar her gün yeniden yazılır. Aksi hâlde katilin anlatısı kazanır. Bu blogun anmalar etiketi, bu işin bizim payımıza düşen parçasıdır.

7. Kültür, iktidar sorununun yerini tutmaz. Bu, mirasın en ağır maddesi. Şili'nin bütün şarkıları, bütün peña'ları, bütün plakları, 11 Eylül 1973 sabahı tankların karşısında bir şey yapamadı. Halk Birliği'nin kültürel hegemonyası gerçekti; ama ordu burjuvazinindi. Jara'nın şarkısı onu kurşundan korumadı; Grup Yorum'un yüz binlik konserleri İdil Kültür Merkezi'ni baskından korumadı. Latin direniş kültürünün bize öğrettiği en acı şey budur: Şarkı, sınıfın sesidir; ama sınıfın ordusu değildir. Kültür cephesi, iktidar cephesinin yerine geçtiğinde, önce kültür cephesi kaybeder. Sonra her şey.


12. Somut Görevler

Anmak, yapmaktır. Bugün ve önümüzdeki günler için:

  1. Dinle, ama sırayla dinle. Önce Violeta Parra'nın "Gracias a la vida"sı, sonra Jara'nın "Plegaria a un labrador"u, "Te recuerdo Amanda"sı, "El derecho de vivir en paz"ı, "Manifiesto"su; sonra Quilapayún'un "Cantata Santa María de Iquique"si (1907'de bir okulda katledilen güherçile işçilerinin kantatı) ve Inti-Illimani'nin "Alturas"ı. Sözleri çevir; anlamadığın şarkıyı sevmek, kültür endüstrisinin istediği şeydir.
  2. Joan Jara'nın kitabını oku. Víctor: Yarım Kalmış Bir Şarkı Türkçeye çevrildi. Ardından Galeano'nun Latin Amerika'nın Kesik Damarları'nı; sonra da Ateş Anıları'nı.
  3. Church Komitesi raporunu aç. "Covert Action in Chile 1963-1973" ABD Senatosu'nun sitesinde ve arşivlerde açık. Emperyalizmin kendi itirafını kendi belgesinden okumak, hiçbir "komplo" videosundan daha öğreticidir.
  4. Estadio Chile'yi 12 Eylül'ün yanına koy. Bu yazıyı okuyan bir genç yoldaş olarak, Mamak'ı, Diyarbakır'ı, Metris'i bilmeden Santiago'yu bilmek eksik kalır. 12 Eylül dosyamız bunun için var.
  5. Grup Yorum'u yalnızca dinleme; davalarını izle. Konser yasaklarına, tutuklamalara karşı açıklama yapan hangi kurumlar var, hangileri susuyor; bak. "Kim sustu" listesi, bir hareketin röntgenidir.
  6. Bir peña kur. Ciddi söylüyoruz. Bir oda, birkaç sandalye, bir gitar, bir çaydanlık. Şarkıların çevrilip söylendiği, tartışıldığı, kimsenin bilet kesmediği bir yer. Yeni Şarkı, bir bodrumda başladı. Etkinlik Düzenleme ve Yoldaşlık kılavuzumuz, bunun nasıl özenle yapılacağını anlatıyor.
  7. Çevir. Jara'nın şarkılarının, Galeano'nun kısa metinlerinin Türkçede iyi çevirileri hâlâ eksik. Bir tanesini üstlen; bilgi müşterekleri böyle büyür.
  8. Bugünün ablukalarını gör. Şili 1973'te "görünmez abluka" ile boğuldu; bugün Küba, Venezuela, İran aynı yöntemle boğuluyor. Jara'yı anıp bugünün yaptırım rejimlerini anmamak, dünü müzeye kaldırmaktır.
  9. Sanatçıysan konumunu seç. Jara'nın "Manifiesto"su, sanatçının kendine sorduğu tek sorudur: Kim için, ne için? "Bağımsız sanatçı" diye bir şey yoktur; ya piyasaya bağlısındır ya sınıfa.
  10. Bilişim emekçisiysen Cybersyn'i çalış. Şili'nin teleks odası, "yapay zekâ ile planlama" tartışmasının ilk deneyidir. Sibernetik Ufuklar ve Sosyalist Yapay Zekâ Manifestosu bunun devamıdır.
  11. Bugün bir şarkıyı birlikte söyle. "El pueblo unido"nun Türkçesi var, "Çav Bella"nın var, "Venceremos"un var. Yalnız dinlenen şarkı tüketimdir; birlikte söylenen şarkı örgütlenmedir.
  12. Kendi ellerine bak. Bu yazının başında "bu ellere iyi bakın" demiştik. Jara'nın ellerini kırdılar çünkü o eller çalışıyordu: gitar, çapa, sahne. Senin ellerin de çalışıyor: klavye, direksiyon, tezgâh, tebeşir. Kırılmasınlar diye örgütlen.

Sevgili Yoldaşlar,

Estadio Chile'nin tribününde, elleri kırılmış bir adam, beş bin tutuklunun önünde şarkı söylemeye çalıştı. Anlatanlar, "Venceremos"u söylediğini ve birkaç kişinin ona katıldığını aktarır. Bu sahnenin doğruluğunu belgeleyemeyiz; belgeleyebildiğimiz, 44 kurşun ve kırılmış bileklerdir. Ama sahne doğru olmasa da ders doğrudur: Bir sınıfın şarkısı, onu söyleyen adamdan büyüktür. Onu öldürdüler; şarkıyı öldüremediler, çünkü şarkı ona ait değildi. Bir sınıfa aitti ve o sınıf hâlâ burada.

Galeano'nun kıtası kesik damarlarıyla hâlâ kanıyor; Inti-Illimani altmışına girerken hâlâ sahnede; Grup Yorum'un tutuklu üyeleri hâlâ cezaevinde; Barrientos'un davası hâlâ sürüyor; Şili'nin Pinochet anayasası hâlâ yürürlükte. Yani hiçbir şey bitmedi. Anma, bunu kabul etmekle başlar.

Şarkı, sınıfın sesidir; sınıfın ordusu değildir. Ordumuz, örgütlenmemizdir. Şarkıyı da ancak o korur.

Yoldaşça.

Bilgi Herkesindir. Çoğaltın.


Bağlantılı Yazılarımız

Bu yazı, blogun anmalar hattının bir parçasıdır.

Darbeler ve emperyalizm: 12 Eylül: Bir Sınıf Darbesinin Tarihi, Bilançosu ve Bugünü · 11 Eylül'ün 25. Yılı · Palantir Manifestosu · Nürnberg ve NATO

Sanat, sanatçı ve sınıf: Yılmaz Güney: Çirkin Kral · Sahip Olmaktan Olmaya: Erich Fromm'u Sınıfla Okumak · Bedahet Tosun anması

Planlama ve teknoloji: Sibernetik Ufuklar · Sosyalist Yapay Zekâ Manifestosu

Örgütlenme: Etkinlik Düzenleme ve Yoldaşlık · Kimin Ailesi Güvende?


Kaynaklar

Jara ve dava:

Şili ve CIA:

  • ABD Senatosu Church Komitesi, "Covert Action in Chile 1963-1973" (1975).
  • Peter Kornbluh, The Pinochet File: A Declassified Dossier on Atrocity and Accountability (National Security Archive, 2003).
  • Eden Medina, Cybernetic Revolutionaries: Technology and Politics in Allende's Chile (MIT Press, 2011).
  • Rettig Komisyonu Raporu (1991) ve Valech Komisyonu Raporu (2004).

Galeano:

Yeni Şarkı, Inti-Illimani ve Türkiye:

Etiketler:#victorjara#şili#allende#intiillimani#grupyorum#latin#latinamerika#cia#abd#müzik#kültürsanat#felsefe#faşizm#darbe#12eylül#anma

İlgili Başlıklar