Bilgi Müşterekleri
AnasayfaKonularDizilerKılavuzlarPopüler İçeriklerHakkımızdaİletişim

Antalya Masasında Kimin Gündemi?

COP31'in Resmi Gündemi, Güncel Tartışmalar ve Krizin Sınıfı

20 dk okumaYazar: Oğuz Demirkapı
Antalya Masasında Kimin Gündemi?

Bir ay önce Antalya'da İki İklim Zirvesi ve Krizin Sınıfı yazısında iki masayı yan yana koymuştuk. Bir yanda BM'nin Antalya Expo'daki resmi masası, öbür yanda Halkların İklim Zirvesi'nin masası vardı. O yazının omurgası şuydu: hekimler teşhisi koydu, reçeteyi sınıf yazacak.

Zirveye bir hafta kaldı. Gündem metinleri yayımlandı, başkanlık önceliklerini açıkladı, Birleşmiş Milletler'in yeni Emisyon Açığı Raporu çıktı, ev sahipliği anlaşmasının ayrıntıları da ortaya döküldü. Bu yazıda o ilk yazının üzerine kuruyoruz. Resmi masada ne konuşulacağına, neyin konuşulmayacağına ve bunun kimin işine geldiğine bakıyoruz.


Önce kısa özet

  1. Tarih ve yer. COP31, 9-20 Kasım 2026'da Antalya Expo'da toplanıyor. Liderler Zirvesi 11-12 Kasım'da. Zirvenin başkanı Murat Kurum. Müzakereleri ise Avustralya Bakanı Chris Bowen yönetecek. BM iklim tarihinde yetkinin iki ülke arasında bölündüğü ilk zirve bu.
  2. Masada olmayan madde, fosil yakıtlar. Belém'de (COP30) fosil yakıtlardan çıkış için yol haritası kabul edilemedi. Antalya'nın resmi gündeminde de bu madde yok. Kurum'un sözleri açık: "Her şeyi yalnızca fosil yakıtlara indirgeyemeyiz."
  3. Bilimin söylediği. UNEP'in 2026 Emisyon Açığı Raporu'na göre 1,5°C sınırının aşılması artık neredeyse kaçınılmaz. Mevcut politikalarla dünya yüzyıl sonunda yaklaşık 2,8°C ısınmaya gidiyor. 2035'e kadar emisyonlar %45 düşmeli. Ülkelerin sözleri ise yalnızca %11-15'lik bir düşüş getiriyor.
  4. Başkanlığın amiral gemisi, "35x35". Hedef, 2035'te nihai enerji tüketiminde elektriğin payını %20'den %35'e çıkarmak. Ancak elektriğin nereden üretileceği söylenmiyor. Kömürden çıkış planı olmayan bir elektrifikasyon, kömürün yeni müşterisini bulması anlamına gelebilir.
  5. Para meselesi, yani asıl mesele. Finans hedefi kağıtta var, kasada yok. Kayıp ve Zarar Fonu ancak işlemeye başladı. Uyum finansmanını üçe katlama sözü de 2035'e ertelenmiş durumda.
  6. Ev sahibinin aynası. Türkiye'nin 2035 hedefi emisyonları azaltmıyor, artırıyor: son ölçülen 552 milyon tondan 643 milyon tona. İklim Ağı'nın sayımına göre ülkede 68 kömürlü santral var, bakan "5-6" diyor.
  7. Söz hakkı. Ev sahipliği anlaşması katılımcılara "Türkiye'nin iç işlerine karışmama" yükümlülüğü getiriyor. Bu madde Brezilya'da kaldırılmıştı, Antalya'da geri geldi.
  8. Vitrinin sesi. Tarkan, 2008'de yazdığı "Uyan" şarkısını COP31 için İngilizce "Wake Up" olarak gönüllü yeniden kaydetti. Bakan Kurum teşekkür etti, şarkı geniş ilgi gördü. Şarkının çağrısı içtendir. Ancak aynı vitrinde Cengiz, Limak ve IC "iklim ortağı" olarak duruyor. Uyanması gerekenler, yurttaştan önce kömür ihalesini verenler ve alanlardır.
  9. Öbür masa büyüyor. Halkların İklim Zirvesi'ne 180'i aşkın örgüt katılıyor. 14 Kasım'da yürüyüş, 15-18 Kasım'da zirve var. Sloganı da tartışmanın özünü veriyor: "İklimi Değil, Sistemi Değiştir!" Programı, yerel meclisleri ve katılım çağrısını hiz2026.org adresinden incelemenizi öneriyoruz.
  10. Sınıf tavrımız. Sorun bilgi eksikliği değil, mülkiyet. Fosil sermayesinin kazancı masada korunuyor, bedel ise işçiye, köylüye ve yoksul ülkelere yazılıyor. Çözüm, enerjinin kamusal ve demokratik denetimi ile işçinin öznesi olduğu bir adil geçişten geçiyor.

Şimdi ayrıntılara geçelim.


Antalya'ya giden yol: takvim ve masa düzeni

Zirvenin iskeleti şöyle:

TarihOlay
Kasım 2025Belém'de (COP30) Türkiye ile Avustralya uzlaştı. Ev sahibi Türkiye, müzakere başkanı Avustralya oldu.
12 Şubat 2026İstanbul'da ilk strateji toplantısı. Kurum fosil yakıt önceliğini reddetti.
24-29 Nisan 2026Kolombiya'nın Santa Marta kentinde fosil yakıtlardan çıkış konferansı yapıldı (59 ülke ve AB).
Haziran 2026Ev sahipliği anlaşması imzalandı. Metin eylülde kamuoyuna açıklandı.
8 Eylül 2026Geçici gündemler yayımlandı.
21 Eylül 2026Başkanlık "35x35" elektrifikasyon taahhüdünü açıkladı.
5-8 Ekim 2026Pre-COP Fiji ve Tuvalu'da yapıldı. Taku Pakasoa Deklarasyonu kabul edildi.
Ekim 2026UNEP Emisyon Açığı Raporu 2026 ("The Point of Return") yayımlandı.
27 Ekim 2026Kurum, Eylem Gündemi'nin on önceliğini açıkladı.
9-20 Kasım 2026COP31, Antalya Expo.
14-18 Kasım 2026Halkların İklim Zirvesi: yürüyüş ve dört gün zirve.

İki başkanlı bu modelde işler şöyle bölündü. Resmi müzakereler, yani taslak metinler ve nihai karar, Bowen'ın elinde. Gönüllü taahhütlerin, girişimlerin ve vitrinin toplandığı "Eylem Gündemi" ise Türkiye'de. Kağıt üzerinde düzen bu. Ancak Kurum eylülde Trabzon'da "eş başkan değiliz, son karar COP31 başkanlığındadır" dedi (Climate Home News). Resmi belge ise müzakerede münhasır yetkiyi Avustralya'ya veriyor. Bu belirsizliğin zirvenin son gecesinde, metnin dili kilitlendiğinde ne anlama geleceğini hep birlikte göreceğiz.

Bu ayrıntının sınıfsal bir anlamı da var. Türkiye ile Avustralya, iklim diplomasisinde "köprü" olarak sunuluyor. Oysa ikisi de fosil yakıt tedarik zincirini büyüten ülkeler. Avustralya kömür ve LNG ihracatçısı. 2022'den bu yana 37 fosil projeyi onayladı ve Hunter Vadisi'nde maden genişletiyor. Türkiye ise kömür ve gaz kapasitesini büyütme planları yapan bir ithalatçı. Bir köprünün iki ayağı da aynı zemine basıyor.


Resmi gündem: masada neler var?

Geçici gündemler ve başkanlık açıklamaları üzerinden müzakere başlıklarını özetleyelim (The Planet Brief, Euronews):

  • Fosil yakıtlardan geçiş. Belém yol haritası üretemedi. Antalya'da müzakere metni mi çıkacak, yoksa resmi sürecin dışında gönüllü bir "uygulama yolu" mu, belli değil. Brezilya'nın COP30 başkanlığı gönüllü bir yol haritası hazırlıyor.
  • İklim finansmanı. Yeni toplu finans hedefi (NCQG) kabul edilmiş durumda, ama paranın nasıl teslim edileceği çözülmüş değil.
  • 2035 ulusal katkıları (NDC). BM sentezi yalnızca 64 planı kapsıyor, bu da küresel emisyonların yaklaşık %30'una denk geliyor. Yaklaşık 50 ülke güncel planını hala vermedi.
  • Kayıp ve zarar. Fonun ilk finansman döngüsü yeni başladı. Nepal selleri için ayrılan 21,6 milyon dolar, felaketin büyüklüğü yanında sembolik kalıyor.
  • Adil geçiş. Belém'de bir "mekanizma" yolu açıldı. Yapısı, yönetimi ve kaynağı ise hala belirsiz.
  • Uyum. Uyum finansmanını üçe katlama hedefi var, ama 2035'e ertelendi.
  • Madde 6, karbon piyasaları. Yetkilendirmeler, kayıt sistemleri ve transferler işlemeye başladı. "Karşılıklı düzeltmeler" konusunda kamuya açık kanıt ise hala yetersiz.

Eylem Gündemi'nde Türkiye'nin açıkladığı on öncelik şöyle: sıfır atık, döngüsel ekonomi, denizlerin korunması, gıda güvenliği, iklime dayanıklı tarım, enerji verimliliği, sürdürülebilir kent altyapısı, iklim finansmanı, temiz enerji dönüşümü ve yeşil sanayileşme (Yeni Alanya). Bunlara binalarda enerji yoğunluğunu 2035'e kadar en az %25 azaltma, atık artış hızını yarıya indirme ve sanayide döngüsel malzeme oranını %15'e çıkarma hedefleri ekleniyor. Bir de Antalya Okyanus Deklarasyonu hedefleniyor.

Listeye dikkatle bakınca bir şey göze çarpıyor: on maddenin hiçbirinde "kömür", "petrol" ya da "gaz" sözcüğü geçmiyor.


Bilimin söylediği: "Dönüş Noktası"

UNEP'in bu yılki raporunun adı "The Point of Return", yani dönüş noktası (Insights on India özeti, UNEP raporlar sayfası). Rakamlar şöyle:

  • 2025'te küresel emisyon yaklaşık 58,4 milyar ton CO₂ eşdeğeri. Fosil kaynaklı emisyonlar artmaya devam ediyor.
  • 1,5°C aşımının sınırlı tutulabilmesi için emisyonlar 2025'e göre 2030'a kadar %18, 2035'e kadar %45, 2040'a kadar %69 düşmeli.
  • Ülkelerin 2035 sözleri yalnızca %11-15'lik bir düşüş getiriyor. Arada 16 milyar tonluk bir açık kalıyor.
  • Mevcut politikalarla yüzyıl sonunda yaklaşık 2,8°C ısınma bekleniyor. Bütün sözler tutulursa bu değer 2,1°C'ye kadar inebilir. Farklı kuruluşlar 2,3-2,6°C aralığında hesaplar da veriyor.
  • ABD'nin Paris Anlaşması'ndan resmen çekilmesi projeksiyona tek başına 0,1-0,25°C ekliyor.
  • Güneş enerjisi kapasitesi, 2015'te öngörülenin yedi katı hızla büyüdü. Kömür, petrol ve gaz tüketimi de büyümeye devam ediyor.

Son madde tablonun özünü veriyor. Yenilenebilir enerji fosilin yerine değil, yanına ekleniyor. Teknoloji mevcut ve ucuzladı, buna rağmen fosil büyümeye devam ediyor. Bunun nedeni teknik değil. Fosil altyapısına yatırılmış sermaye, değerini korumak için çalışmaya devam etmek zorunda. Bir kömür santrali, bir LNG terminali ya da bir açık deniz kuyusu kazanç getirmesi beklenen bir yatırım. Bugün kurulan bir terminalin otuz yıl işletilmesi gerekiyor. Raporun "yeni fosil altyapısı tedarik zincirini 2035'e kilitliyor" uyarısı da aslında bu sermaye birikiminin kendi dilinde bir itiraftır.

Tablonun öbür yüzü bedenlerde görülüyor. 2026'nın ilk dört ayında 150 milyon hektar alan yandı. Bu yılın ağustosu 1,65°C ile kayıtlardaki en sıcak ağustos oldu. Avrupa'daki sıcak dalgalarında 50 binden fazla kişi öldü. Nepal sellerinde 1.500'den fazla kişi hayatını kaybetti, 5.600 kişi kayıp. İlk yazımızda aktardığımız Lancet verisi Türkiye için de açık: 2024'te kişi başına 33,6 sıcak dalga günü yaşandı ve 642,9 milyon iş saati kaybedildi. Bu kaybın %53'ü tarımda. Termometrenin bir sınıfı olduğunu Termometredeki Artı Değer - İklim Felaketi Değil, Sermayenin Katliamı! yazısında da anlatmıştık. Sıcakta tarlada, inşaatta ve depoda çalışan da, klimalı ofiste oturan da aynı havayı soluyor. Ama aynı bedeli ödemiyorlar.


Masadaki sessizlik: fosil yakıtlar

Antalya'nın en büyük tartışması, gündemde olmayan madde üzerine.

Belém'in mirası. COP28 Dubai'de "fosil yakıtlardan uzaklaşma" ifadesi ilk kez metne girmişti. COP30 Belém'de bunu takvimli bir yol haritasına dönüştürme çabası petrol ihracatçılarının itirazına takıldı. Sonunda Brezilya başkanlığı, resmi sürecin dışında gönüllü bir yol haritası hazırlamayı üstlendi.

Santa Marta çıkışı. BM sürecinin bu tıkanıklığına karşı Kolombiya ve Hollanda, nisanda Santa Marta'da ilk "fosil yakıtlardan çıkış" konferansını topladı (Climate Home News, Carbon Brief). Konferansa 59 ülke ve AB katıldı. Üç çalışma grubu kuruldu: ulusal yol haritaları, sübvansiyon-borç-yatırım yapısı ve ticaret. Bir de bilim paneli oluşturuldu. Fransa kömürü 2030'a, petrolü 2045'e, gazı 2050'ye kadar bitirme takvimi açıkladı. İkinci konferans 2027'de Tuvalu'da yapılacak. Ancak 18 ülkenin önerdiği "Fosil Yakıt Antlaşması" çalışma gruplarına alınmadı. Yani en büyük kararlılık bile bağlayıcı bir metne dönüşmekten kaçınıyor.

Başkanlığın tavrı. Kurum'un şubattaki sözlerini yeniden okuyalım: "Her şeyi yalnızca fosil yakıtlara indirgeyemeyiz." Gelişmekte olan ülkelerin "kalkınma önceliklerini koruyacağını" da ekledi (Climate Home News). Eylülde ise Eylem Gündemi'nde fosil yakıtlardan çıkışa dair bir girişim olmadığını kabul etti ve 1,5°C'nin artık mümkün olmadığını, "yaklaşık 1,5°C"'nin başarı sayılacağını söyledi.

"Kalkınma hakkı" argümanının gerçek bir tarihsel dayanağı var. Atmosferdeki karbonun büyük kısmını Kuzey'in sanayileşmesi biriktirdi. Güney'den "siz de durun" diye istemek adaletsizlik olur. Ancak bu argüman Antalya'da başka bir iş görüyor. Türkiye'de kömürden kazanan, "gelişmekte olan ülke halkı" değil. Kazananlar, kamulaştırılan zeytinlikte maden açan şirketler, alım garantisi alan santral sahipleri ve ithal kömür ticareti yapan sermaye grupları. Kalkınmanın kim adına istendiği sorulmadan "kalkınma hakkı" savunulursa, sonunda halk adına sermayenin hakkı savunulmuş olur.


"35x35": kimin elektriği?

Başkanlığın amiral gemisi elektrifikasyon. Nihai enerji tüketiminde elektriğin payı bugün yaklaşık %20, hedef bunu 2035'te %35'e çıkarmak. Bu hedef UNEP raporunun önerileri arasında da yer alıyor. Elektrikli ulaşım, ısı pompası ve elektrikli sanayi, doğru kaynaktan beslenirse emisyonu gerçekten düşürür.

Ancak "doğru kaynaktan beslenirse" kaydı kritik. Dünya elektriğinin üçte biri hala kömürden üretiliyor. Hedef, ek elektriğin nereden geleceğini söylemiyor. İstanbul Politikalar Merkezi'nin toplantısında uzmanlar bunu açıkça belirtti: kömür ve gazdan çıkış planı olmadan elektrifikasyon iklim hedefi olamaz, artan talebi fosil karşılayabilir (Euronews Türkçe). Climate Action Tracker da Türkiye'nin %35 hedefinin kendi Ulusal Enerji Planı'nın çok üstünde kaldığını hatırlatıyor. Ülke bu hedefi kendi planına bile yazmamış.

Burada ilk yazıda değinmediğimiz bir boyut öne çıkıyor. Türkiye'nin Eylem Gündemi'nde yapay zeka da başlık olarak yer alıyor. Ancak dünyada elektrik talebinin en hızlı büyüyen kalemlerinden biri yapay zeka veri merkezleri. Balon mu, Borç mu? Meta'nın 145 Milyar Doları ve Yapay Zeka Balonunun Sınıfı yazısında teknoloji tekellerinin yüz milyarlarca dolarlık yatırımlarının bir ucunun enerji santrallerine uzandığını anlatmıştık. "35x35" hedefinin bir bölümü, ev ısıtan ve otobüs çalıştıran elektrik olmayabilir. Bir bölümü, tekellerin model eğitimi için gaz türbinleriyle beslenen veri merkezlerine gidebilir. Hedefin kendisi, elektriğin hangi amaçla kullanılacağını da söylemiyor. Oysa enerji planlamasının asıl sorusu budur: elektrik kimin ihtiyacı için üretiliyor?


Para: uçurumun sınıfı

Kurum, iklim finansmanındaki "uçurumu" kapatmanın Antalya'nın önceliği olacağını söylüyor. Uyum finansmanı açığını yıllık 5,6-7,1 trilyon dolar olarak veriyor. Zengin ülkelerin iklime, NATO'nun savunma için belirlediği GSYH'nin %5'i hedefinden fazlasını ayırması gerektiğini de savunuyor.

Bu tespit doğru. Ama tabloyu tamamlayalım:

  • Bakü'de (COP29) kabul edilen hedef, 2035'e kadar yıllık 300 milyar dolar. "Tüm kaynaklardan 1,3 trilyon" ise yalnızca bir yol haritası olarak kaldı. Bu paranın önemli bir kısmı hibe değil, kredi.
  • Aynı dönemde devletler fosil yakıtlara net 956 milyar dolar sübvansiyon verdi (2023).
  • NATO ülkeleri savunma harcamasını %5'e çıkarmaya hazırlanıyor.

Para bulunamadığı için yok değil. Para başka yerde. Askeri harcamada, fosil sübvansiyonunda, borç faizinde. Güney ülkelerinin iklim için aldığı kredinin faizi yine Kuzey'in bankalarına dönüyor. İklim finansmanının "kredi" olarak kurulması, felaketin kendisini bir alacak-borç ilişkisine çeviriyor. Selden yıkılan bir ülke yeniden inşa için borçlanıyor. Böylece hasar finans sermayesi için bir getiri kalemine dönüşüyor.

Karbon piyasaları (Madde 6) da aynı mantığa dayanıyor. Bir şirket emisyonunu düşürmek yerine Güney'de bir orman projesinden "kredi" satın alıyor. O ormanda yaşayan topluluğun toprak hakkı bir karbon sertifikasına dönüşüyor. Kirlilik bir mal haline geliyor ve mal, sahibine kazanç getirir.


Ev sahibinin aynası: Türkiye

Antalya'da masanın başında oturan ülkenin karnesine bakalım (İklim Ağı, ANKA):

  • 2035 hedefi. Emisyonların 643 milyon tona çıkmasına izin veriyor. Son ölçülen değer 552 milyon ton. Yani bu bir azaltım değil, artış hedefi.
  • Kömür. Elektriğin yaklaşık %33'ü kömürden geliyor ve bu kömürün yaklaşık %60'ı ithal. İklim Ağı, 68 kömürlü santral sayıyor, bakan "5-6" diyor.
  • Teşvik. Yerli kömüre birim başına 7,5 lira alım teşviki veriliyor. Güneş ve rüzgarın üretim maliyeti ise bunun çok altında.
  • İstihdam. Kömür madenciliğinde istihdam 15 yılda yaklaşık üçte bir azaldı. Yani "kömür işçisini koruyoruz" söylemi rakamlarla bile tutmuyor.
  • Sanayi. Türkiye Avrupa'nın en büyük güneş paneli üreticisi. Ama üretimin yaklaşık dörtte üçü ihraç ediliyor.
  • Yönetişim. İklim Değişikliği ve Uyum Koordinasyon Kurulu'nda sektör dernekleri var, ama sendikalar, STK'lar ve tüketici örgütleri yok.
  • Politikanın kaynağı. Uzmanlara göre Türkiye'nin iklim politikası iç planlamadan değil, AB'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'ndan (SKDM) kaynaklanan "reaktif" bir politika. Emisyon Ticaret Sistemi de büyük ölçüde ihracatçının AB'ye vergi ödememesi için kuruluyor.

İlk yazıda Afşin-Elbistan'ın genişlemesinin mahkemece iptal edildiğini, aynı dönemde Çanakkale'de Cenal'e 1.050 MW'lık ek ünite açıklandığını yazmıştık. Bu tablonun bir sınıf haritası var. Paneli üreten işçinin emeği ihraç ediliyor. Kömür santralinin kirini ise santral çevresindeki köylü soluyor. Teşvik santral sahibine gidiyor, faturayı da bizler ödüyoruz. Kurulda sermayenin dernekleri oturuyor, sendikaların sandalyesi yok.


Söz hakkı: "iç işlerine karışmama"

Ev sahipliği anlaşması, zirvenin politik iklimini de ortaya koyuyor (Climate Home News). Anlaşma haziranda imzalandı, ama eylülde kamuoyuna açıklandı. Akredite katılımcılar konferansla bağlantılı sözleri nedeniyle yasal işlemden muaf tutuluyor ve bu koruma ilk kez zirveden sonra da sürüyor. Aynı katılımcılar ise Türkiye'nin yasalarına uymak ve "iç işlerine karışmamak" zorunda. Hangi sözün korunacağına, hangisinin "müdahale" sayılacağına vaka vaka, ev sahibi ve BM sekretaryası birlikte karar verecek.

Bu madde Dubai'de ve Bakü'de vardı, Belém'de kaldırıldı, Antalya'da geri getirildi. Uluslararası Af Örgütü bunu "son derece hayal kırıklığı yaratıcı" buluyor ve ifade ile toplanma özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki yaratacağı uyarısında bulunuyor. Bu uyarı boşuna değil. Çevre savunucusu Esra Işık, kömür madeni için verilen kamulaştırma kararına karşı barışçıl protestosu nedeniyle iki yılı aşkın hapis cezası aldı. NATO zirvesi öncesinde 200'den fazla kişi gözaltına alındı. Freedom House'un İnternette Özgürlük 2026 raporunda da Türkiye 100 üzerinden yalnızca 31 puan aldı.

Burada önemli bir soru var. Bir ülkenin kömür politikası, o ülkede kurulacak bir santralin dumanı ve o dumanın ölümleri neden "iç işi" sayılsın? Karbonun sınırı yok. Ama kömür madenine itiraz eden köylünün sesi, "iç işleri" sınırına takılıyor. Bu, iklimin değil sermayenin egemenliğini koruyan bir düzenleme.


Vitrinin sesi: Tarkan'ın "Wake Up"'ı ve tepkiler

Zirveye bir hafta kala gündeme kültürel bir olay girdi. Tarkan, 2008'de yazdığı "Uyan" şarkısını yeni bir düzenlemeyle, İngilizce "Wake Up" adıyla COP31 Türkiye için yeniden kaydetti. Söz ve müzik kendisine ait. Haberlere göre çalışmayı gönüllü olarak yaptı. Klipte iklim krizinin çarpıcı görüntüleri kullanılıyor. Şarkı iklim krizine dikkat çekiyor, bireysel ve toplumsal sorumluluk ile umutsuzluğa kapılmadan birlikte davranma çağrısı yapıyor. Tarkan'ın sözleri de açık: "Zamanımız daralıyor. Çok geç olmadan harekete geçmeliyiz." (ANKA, Takvim). Türkiye daha önce de zirve için "Let's COP" adında İngilizce bir tanıtım şarkısı hazırlamıştı.

Tepkiler üç kümede toplanıyor:

  • Başkanlık ve iktidar medyası. Bakan Murat Kurum sosyal medyada Tarkan'a teşekkür etti. Şarkının "kalbimize dokunduğunu" ve iklim krizine farkındalık kazandırdığını yazdı. İktidara yakın kanallar da şarkıyı "sosyal medyayı salladı" başlıklarıyla duyurdu (TGRT Haber).
  • Hafızası olanlar. Muhalif medya bu övgüyü bir hatırlatmayla karşıladı. Tarkan'ın Şubat 2022'de çıkardığı "Geççek" şarkısı, iktidara yakın gazeteciler tarafından "CHP sipariş etti" ya da "Pennsylvania'da yazıldı" denilerek hedef gösterilmişti. Notbir haberini "İktidar medyası şimdi ne yapacak?" başlığıyla verdi (Notbir). Dün "Geççek" yüzünden hedef gösterilen sanatçının sesi, bugün başkanlığın vitrinine çıkarılıyor.
  • Geniş dinleyici kitlesi. Haberler yoğun ilgiden söz ediyor. Ancak taradığımız kaynaklarda, iklim örgütlerinin ya da Halkların İklim Zirvesi bileşenlerinin şarkıya yönelik derli toplu bir değerlendirmesine rastlamadık. Ekoloji hareketinin eleştirileri sanatçıya değil, zirvenin kendisine ve sponsorlarına yöneliyor.

Nasıl okumalı? Önce adil olalım. Bir sanatçının on sekiz yıl önce yazdığı bir iklim şarkısını gönüllü olarak yeniden söylemesi küçümsenecek bir şey değildir. Tarkan'ın sesi, hiçbir bildirinin ve panelin ulaşamayacağı milyonlarca insana ulaşıyor. İklim krizini mutfağa ve kulaklığa taşıyan her ses değerlidir. Sorunu sanatçının niyetinde aramıyoruz.

Sorun, şarkının içine yerleştirildiği çerçevede. Bu çerçevenin üç katmanı var:

  1. "Uyan" kime söyleniyor? Şarkının çağrısı, iklim kampanyalarının çoğunda olduğu gibi bireye yöneliyor: farkında ol, sorumluluk al, birlikte davran. Oysa bu yazıda gördüğümüz tablo başka bir şey söylüyor. Türkiye'nin 2035 hedefi emisyonu artırıyor. Kömüre teşvik veriliyor, Cenal'e yeni ünite ekleniyor, kömür madenine itiraz eden çevre savunucusu hapis cezası alıyor. Uyanık yurttaş zaten var. Uyuması işine gelen ise sermaye ve onun devletidir. Farkındalık eksikliği değil, mülkiyet ve iktidar meselesi.
  2. Aynı vitrinin öbür köşesi. Şarkının çıktığı hafta Evrensel'de Yelda Erçandırlı, COP31'in kurumsal ortaklarını hatırlattı. Cengiz Holding "Sürdürülebilir Dönüşüm Ortağı", Limak ve IC Holding ise "İklim Destekçisi" olarak açıklandı. Limak ile IC'nin ortaklığı YK Enerji, Akbelen'de zeytinliği kömür madenine açan şirket. Cengiz'in ETİ Alüminyum'u ise Akseki'deki boksit projesiyle ormanı tartışmaya açtı (Evrensel). Bir köşede "Wake Up" çalıyor, öbür köşede Akbelen'in zeytinliğini kazan sermaye "iklim destekçisi" olarak duruyor. Erçandırlı'nın vurguladığı gibi mesele yalnızca yeşil aklama değil. Mesele, sermayenin meşruiyetinin iklim siyaseti üzerinden nasıl yeniden üretildiği.
  3. Popüler kültürün işlevi. Gramsci'nin diliyle, egemenlik yalnızca zorla değil, rızayla da kurulur. Rızanın en etkili taşıyıcıları da sevilen, güvenilen seslerdir. Bir sanatçının içten çağrısı, kendi istemi dışında başkanlığın meşruiyet aracına dönüşebilir. Bunu Tarkan'a değil, bu çerçeveyi kuranlara ve o çerçeveye eleştirel bakmayanlara not etmek gerekiyor.

Dolayısıyla şarkıyı reddetmek yerine onun sorusunu ciddiye alıp tamamlamayı öneriyoruz. Kim uyanmalı? Kömür ihalesini veren bakanlık, teşviki alan santral sahibi, zeytinliği kazan şirket ve "iç işlerine karışmayın" maddesini yazanlar uyanmalı. Uyanmış olanlar ise zaten belli: Akbelen'in kadınları, Afşin'in köylüleri, sıcakta tarlada çalışan mevsimlik işçi ve 14 Kasım'da Antalya'da yürüyecek olanlar. Bir dahaki şarkıyı onlarla birlikte söylemek gerekiyor.


Öbür masa: Halkların İklim Zirvesi

"İklimi Değil Sistemi Değiştir" platformunun örgütlediği Halkların İklim Zirvesi büyümeye devam ediyor. 28 Ekim'de duyurulan katılım çağrısına göre 182 örgüt sürecin içinde. 14 Kasım'da Antalya'da küresel eylem günü ve yürüyüş yapılacak, 15-18 Kasım'da tematik zirve günleri olacak. İklim Fest desteğiyle ücretsiz otobüsler düzenleniyor ve başvurular çevrimiçi formla alınıyor (DHA, Politika Haber). Güney Amerika'dan Pasifik'e kadar farklı coğrafyalardan katılım bekleniyor. İklim adaleti, savaş karşıtlığı ve Filistin'in özgürlüğü talepleri aynı pankartta buluşuyor. Zirvenin kendi sitesi hiz2026.org. Program, yerel meclisler, kampanyalar ve kayıt çağrısı orada duruyor. 28 Ekim çağrısında 182 örgüt vardı. Site bugün 392'yi aşkın destekçi kuruluş sayıyor. Gitmeden önce sitenin incelenmesini öneriyoruz.

İlk yazıda bu zirveyi ayrıntılı olarak tanıtmış ve yoldaşça eleştirilerimizi de yazmıştık. Bugün de aynı noktanın altını çiziyoruz: zirvenin gücü, işyerine ve sendikaya ne kadar ulaştığıyla ölçülecek. Bir yürüyüş, bir kongre merkezi ve dört günlük panel değerli. Ancak kömür işçisinin, enerji işçisinin ve tarım emekçisinin kendi örgütleriyle bu masada yer alması, zirvenin ne kadar kalıcı olacağını belirleyecek.


İki dil, tek tablo

Resmi gündemin diliSınıfsal okuma
"Uygulama odaklı zirve"Bağlayıcı hedef yerine gönüllü taahhüt. Uygulanmazsa yaptırımı yok.
"Yalnızca fosil yakıtlara indirgeyemeyiz"Fosil sermayesinin kazancı tartışma dışında tutuluyor.
"Kalkınma hakkı"Kimin kalkınması? Santral sahibinin mi, santral çevresindeki köylünün mü?
"35x35 elektrifikasyon"Kaynak belirsiz, amaç belirsiz. Veri merkezine mi, kamusal ısınmaya mı?
"Finans uçurumunu kapatmak"Hibe değil kredi. Felaket, finans sermayesi için alacağa dönüşüyor.
"Karbon piyasaları"Kirlilik mala dönüşüyor, toprak sertifikaya.
"Yaklaşık 1,5°C de başarıdır"Hedefin aşıldığının kabulü. Bedeli Güney ve emekçiler ödüyor.
"İç işlerine karışmama"Kömüre itiraz eden köylünün sesi "müdahale" sayılabiliyor.
"Adil geçiş mekanizması"Adı var, yapısı ve kaynağı yok. İşçi masada yok.
"Köprü ülke"Köprünün iki ayağı da fosil tedarik zincirine basıyor.
"Wake Up", farkındalık çağrısıÇağrı yurttaşa yöneliyor. Kömür ihalesini verenler ve Akbelen'deki sermaye ise vitrinde "iklim destekçisi".

Neden otuz yıldır aynı sahne?

Bu soruyu ilk yazıda da sormuştuk. Bugün daha kısa bir yanıt verebiliriz.

COP, kapitalist devletlerin toplantısıdır. Her devlet kendi sermayesinin rekabet gücünü korumakla yükümlüdür. Bir kömür santralinin erken kapanması "batık varlık", yani değerinden düşen sermaye demektir. Hiçbir sermaye grubu kendi varlığının değersizleşmesine gönüllü olarak razı olmaz. Bu yüzden müzakerede her ülke, diğerinin önce davranmasını bekler. Sonuçta ortaya bağlayıcı olmayan, gönüllü ve ertelenmiş metinler çıkar.

Güneş paneli ucuzladı, ama fosil büyümeye devam ediyor. Bu çelişki, piyasanın kendi başına geçişi gerçekleştiremeyeceğini gösteriyor. Piyasa yenilenebiliri, kazançlı olduğu ölçüde ekler. Fosili, kazançlı olduğu sürece bırakmaz. Geçiş için birinin fosil sermayesinin değer kaybını kabul etmesi gerekiyor. Bu kabul de ancak mülkiyet ilişkisi değiştiğinde, enerji özel kazancın değil kamusal ihtiyacın konusu olduğunda mümkün.


Sınıf tavrımız

  • Enerji bir müşterektir. Elektrik, ısınma ve ulaşım; tıpkı su ve bilgi gibi, kamusal ve demokratik denetim altında olmalıdır. Kazanç güdüsüyle yönetilen bir enerji sistemi iklimi kurtaramaz.
  • Kömürden takvimli çıkış. Yeni kömür yatırımı olmamalıdır. Cenal ve benzeri genişlemeler durdurulmalıdır. Kömür teşvikleri kaldırılıp kaynak işçiye ve bölgeye aktarılmalıdır.
  • Adil geçiş işçinin öznesi olduğu bir geçiştir. Kömür işçisinin ücreti, sağlığı ve emekliliği güvence altına alınmalıdır. Yeni kamusal enerji işletmelerinde istihdam önceliği tanınmalıdır. Geçişin planını sendikalar birlikte yazmalıdır.
  • Kurulda emek temsili. İklim Değişikliği ve Uyum Koordinasyon Kurulu'na sendikalar, meslek odaları ve yerel halk girmelidir.
  • Panel ihracat için değil, kendi çatımız için. Ülkede üretilen güneş paneli kamusal binalara, köy kooperatiflerine ve yoksul mahallelerin çatısına ulaşmalıdır.
  • İklim finansmanı borç değil, tazminattır. Hibe esaslı olmalı, borç silmeyle birleştirilmelidir. Kaynağı askeri bütçeler ve fosil şirketlerinin kazançlarıdır.
  • Söz hakkı pazarlık konusu değildir. İklim savunucularına yönelik davalar düşürülmelidir. Toplanma ve gösteri hakkı zirve boyunca ve sonrasında güvence altında olmalıdır.

Somut görevler

  1. 14 Kasım'da Antalya'da olalım. Gelemeyenler, kendi kentlerinde yerel meclis ve eylem gününe katılsın. Programı, yerel meclisleri ve nasıl katılınacağını hiz2026.org adresinden inceleyelim.
  2. İşyerinde konuşalım. Sıcakta çalışma, sıcak dalgasında iş durdurma hakkı ve sendikalı iş güvenliği, iklimin işyerindeki karşılığıdır. Bu talepleri sendikamızın gündemine taşıyalım.
  3. Faturayı okuyalım. Kömür teşvikinin, alım garantisinin ve ithal kömür ticaretinin elektrik faturamıza nasıl yansıdığını konuşalım. Üç Bin Kilovatsaatin Sınıfı yazısında başladığımız bu tartışmayı sürdürelim.
  4. Veriyi müşterek yapalım. Santral emisyonları, hava kalitesi ölçümleri ve kamulaştırma kararları açık veri olarak toplanmalı, herkesin erişimine sunulmalıdır.
  5. Zirveyi izleyelim, notunu tutalım. Resmi metinlerde "fosil", "kömür" ve "adil geçiş" sözcüklerinin nasıl geçtiğini, hangi taahhüdün kimden geldiğini kaydedelim. Zirveden sonra bu yazının bir devamını birlikte yazalım.

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Antalya'da iki masa kuruluyor. Birinde dünyanın en güçlü devletleri, fosil sermayesinin kazancını korumanın diplomatik dilini konuşacak. Öbüründe tarlada, madende, fabrikada ve sokakta bu krizin bedelini ödeyenler, sistemin kendisini sorgulayacak.

Bilimin teşhisi açık. Termometre 1,5 derecenin üstünü gösteriyor ve dönüş noktasına yaklaşıyoruz. Ama raporun adı da bize bir şey söylüyor: dönüş hala mümkün. Bu dönüşü ise ne bir başkanlık ne de bir gönüllü taahhüt gerçekleştirecek. Gerçekleştirecek olan, enerjinin, toprağın ve emeğin kimin elinde, kimin denetiminde ve kimin yararına olacağını belirleyecek örgütlü bir güç olacak.

Hekimler teşhisi koydu. Bilim insanları rakamları önümüze koydu. Reçeteyi ise biz, örgütlü emekçiler yazacağız.

Birleşen halklar kazanacak, yaşam sürecek.

Makine yeni, zincir eski. İklim yeni, sömürü eski.


Kaynaklar

Bilgi Müşterekleri'nden
Resmi ve uluslararası kaynaklar
Haber ve analiz

Bu yazı CC BY-SA 4.0 lisansıyla yayımlanmıştır.

İlgili Başlıklar

Haber Bülteni Aboneliği