Bilgi Müşterekleri
AnasayfaHakkımızdaKılavuzlarPopüler İçeriklerİletişim

Antalya'da İki İklim Zirvesi ve Krizin Sınıfı

Halkların İklim Zirvesi: Hekimler Teşhisi Koydu, Reçeteyi Sınıf Yazacak

Yazar: Oğuz Demirkapı
Antalya'da İki İklim Zirvesi ve Krizin Sınıfı

Ateşi Ölçmek Yetmez

TTB'nin Halkların İklim Zirvesi çağrısı ve iklim krizinin sınıfı

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Dün, 3 Ekim 2026'da Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi X hesabından bir çağrı yayımladı: 14–18 Kasım 2026'da Antalya'da toplanacak (14 Kasım'da yürüyüş, 15–18 Kasım'da zirve) Halkların İklim Zirvesi'ne hekimleri, emek ve demokrasi güçlerini, "yaşam savunucularını" ve halkı katılmaya davet ediyor. Bu yazı o çağrıyı ciddiye almak için yazıldı. Çünkü bir meslek örgütünün iklim krizini "kapitalist üretim tarzı" ve "doğayı metalaştıran birikim rejimi" diye adlandırması her gün rastladığımız bir şey değil.

14–18 Kasım 2026'da Halkların İklim Zirvesi'nde buluşuyoruz

Türk Tabipleri Birliği'nin Halkların İklim Zirvesi çağrı görseli, 3 Ekim 2026.

Ekolojik yıkım ve sağlık tehditlerine karşı Halkların İklim Zirvesi'ndeyiz

Türk Tabipleri Birliği'nin çağrı metni, 3 Ekim 2026. X.

Önce kısa özet

Ne oluyor, birkaç maddede:

  • Resmî masa: BM'nin 31. İklim Değişikliği Taraflar Konferansı (COP31) 9–20 Kasım 2026'da Antalya Expo'da toplanıyor. Ev sahibi Türkiye, başkan Çevre Bakanı Murat Kurum; müzakereleri ise Avustralya'nın iklim bakanı Chris Bowen "müzakere başkanı" sıfatıyla yürütecek. Liderler zirvesi 11–12 Kasım'da.
  • Halkların masası: Aynı kentte Halkların İklim Zirvesi (HİZ) toplanıyor: 14 Kasım'da küresel eylem günü ve Antalya yürüyüşü, 15–18 Kasım'da zirvenin kendisi. Arkasında 173'ü Türkiye'den, 10'u uluslararası 183 destekçi örgüt ve on iki kentte kurulmuş yerel meclisler var. Sloganı "COP31'in ötesinde", kapanış cümlesi "Birleşen halklar kazanacak, yaşam sürecek."
  • TTB'nin çağrısı: İklim krizi bir sağlık krizidir; COP'lar otuz yıldır fosil yakıttan çıkış için bağlayıcı karar almayan pazarlık masalarıdır; karbon ticareti ve "finansallaştırılmış iklim politikaları" çözüm değildir; çözüm halkların ortak mücadelesidir.
  • Bizim katkımız: Teşhis doğru, hem de alışılmadık ölçüde doğru. Ama "halklar" ve "yaşam" sözcükleri sınıf içeriğiyle doldurulmadığında, en isabetli teşhis bile reçeteye dönüşmez. Bu yazı o boşluğu doldurmaya çalışıyor: iklim krizinin faturasını kim ödüyor, kim kesiyor, kim çözebilir? Yazının sonunda, sınıf ekseninde bir iklim programı taslağı da öneriyoruz: bugün kazanılabilecek taleplerden enerjinin toplumsal mülkiyetine kadar.

Şimdi ayrıntıya geçelim.

TTB ne dedi?

Açıklamanın omurgası beş cümlede toplanabilir; kendi ifadeleriyle:

  • İklim krizi "tartışmasız bir bilimsel gerçekliktir" ve etkileri doğada olduğu kadar doğrudan insan sağlığında yaşanmaktadır: artan sıcaklıklar, aşırı hava olayları, salgın hastalıkların yayılım alanının genişlemesi, tehlikeye giren gıda güvenliği.
  • BM'nin otuz yıldır düzenlediği iklim zirveleri "şirketlerin ve devletlerin dar çıkarlarına sıkışmış pazarlık masalarından ibaret kalmıştır."
  • Gezegeni yıkımın eşiğine getiren şey "kapitalist üretim tarzı, sömürgeci ilişkiler, patriyarka ve doğayı metalaştıran birikim rejimi"dir.
  • Bu kriz "sahte piyasa çözümleriyle, karbon ticaretiyle veya finansallaştırılmış iklim politikalarıyla çözülemez."
  • Toplum sağlığını korumanın ve gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya bırakmanın "en temel ön koşulu" iklim adaletidir.

Bunu küçümsemeyelim. Türkiye'de bir meslek örgütünün kamuoyu açıklamasında "birikim rejimi" ifadesini kullanması, o örgütün içinde emekten yana bir birikimin, yılların mücadelesinin izidir. TTB pandemide de, depremde de, iş cinayetlerinde de aynı çizgide durdu ve bunun bedelini davalarla, hedef gösterilmeyle ödedi. Hekimin işi ateşi ölçmektir; TTB bu kez ateşin nedenini de adıyla söylüyor.

Hekimler neden iklim kürsüsünde?

Çünkü iklim krizi artık bir "çevre sorunu" değil, ölüm istatistiğidir. Dünyanın en eski tıp dergilerinden The Lancet'in her yıl yayımladığı iklim ve sağlık raporu, Lancet Countdown 2025, tabloyu açıkça koyuyor (DSÖ özeti):

  • Sıcağa bağlı ölümler yılda ortalama 546 bin; ölüm oranı 1990'lardan bu yana %23 arttı.
  • 2024'te sıcak nedeniyle 640 milyar potansiyel iş saati kaybedildi; bunun gelir karşılığı 1,09 trilyon dolar.
  • Kuraklık ve sıcak dalgaları yüzünden 2023'te 124 milyon kişi daha orta ya da ağır gıda güvencesizliğine itildi.
  • Aynı yıl devletler fosil yakıtlara net 956 milyar dolar sübvansiyon verdi: iklimden en çok etkilenen ülkelere söz verilen paranın üç katı. 15 ülke fosil yakıta, bütün sağlık bütçesinden fazla para ayırdı.
  • Öte yandan kömürden kaynaklanan kirliliğin azalması sayesinde 2010–2022 arasında yılda 160 bin erken ölüm önlendi.

Son madde önemli, çünkü bize çaresizliği değil, seçimi gösteriyor. Ölümlerin bir kısmı kaçınılmaz değil; bir siyasal kararın, bir yatırım tercihinin, bir sübvansiyon kaleminin sonucu. Hekimlerin "bu bir sağlık sorunudur" demesi, aslında "bu bir tercih sorunudur" demesidir. Tercihi kim yapıyor? Soru oraya varıyor.

Kriz kimin sırtında? Termometrenin sınıfı

"İklim krizi hepimizi etkiliyor" cümlesi doğrudur ama eksiktir. Sıcak dalgası aynı kentte herkese aynı vurmaz. Bunu daha önce Avrupa üzerine yazdığımız bir yazıda "termometredeki artı değer" diye adlandırmıştık. Türkiye'den bakınca tablo şöyle:

Çalışırken ölmek. İSİG Meclisi'nin 2025 raporuna göre Türkiye'de geçen yıl en az 2.105 işçi çalışırken öldü. Tarım ve ormancılıkta 414, inşaat ve yolda 493 işçi. Kalp krizi ve beyin kanaması 299 ölümün nedeni. Bu iki kalem, sıcak çarpmasının ve ağır iş yükünün en çok birleştiği yerdir: öğle güneşinde fındık bahçesi, asfalt şantiyesi, çatı. Ölenlerin %97,6'sı sendikasızdı; 94'ü çocuktu.

Tarlada sıcak. Mevsimlik tarım işçisi, Lancet'in "kaybedilen 640 milyar iş saati" dediği şeyin canlı karşılığıdır. Ama o saat çoğu zaman kaybedilmez; işçi sıcakta çalışmaya devam eder, çünkü yevmiye "kaybedilecek" bir şey değildir. Burjuva istatistiği "verimlilik kaybı" yazar; biz "işçinin bedeninden çekilen ek değer" okuruz.

Evde sıcak. Yalıtımsız gecekondu, çatı katı, klimasız kira evi. Sıcağın ölüm oranı, barınmanın sınıfı ile doğrudan bağlantılıdır. Yaşlı emekli, bebek, kronik hastası olan yoksul aile; Lancet'e göre bebekler ve yaşlılar yirmi yıl öncesine kıyasla dört kat fazla sıcak dalgası günü yaşıyor.

Sofrada kuraklık. Gıda güvencesizliği sermaye için "fiyat oynaklığı"dır; yoksul için boş tencere. Kuraklık hasadı vurduğunda ilk etkilenen, bütçesinin en büyük kalemi gıda olan haneler olur.

Nefeste kömür. Kömür santralinin bacası zengin semtin üzerine tütmez. Bunu aşağıda Afşin-Elbistan örneğiyle açacağız.

Kısacası iklim krizi, var olan sınıf eşitsizliğinin üzerine binen bir çarpandır. "Dezavantajlı gruplar" diye adlandırılan kesimler, çoğu kez adı konmamış işçi sınıfının kendisidir.

COP neden otuz yıldır sonuç vermiyor?

Fosil yakıt sübvansiyonlarına karşı eylem, Lahey, 2023

Fosil yakıt sübvansiyonlarına karşı Extinction Rebellion eylemi, Lahey, 9 Eylül 2023. Ogidya, CC BY-SA 4.0.

TTB'nin "pazarlık masası" tespiti somut verilerle de sınanabilir.

İlk COP 1995'te Berlin'de toplandı. Otuz bir yıl sonra küresel emisyonlar o günden çok daha yüksek. Neden?

Çünkü masaya oturan devletler, kendi ülkelerinin sermaye kesimlerinin temsilcileridir ve sermaye birikimi, ucuz enerjiye ve sınırsız büyümeye dayanır. Masanın kenarında oturanlar ise bu temsilin daha açık yüzüdür: Kick Big Polluters Out koalisyonunun sayımına göre COP30'a (Belém, 2025) yaklaşık 1.600 fosil yakıt lobicisi kayıtlıydı; her 25 katılımcıdan biri. Bu, ölçülen bütün COP'lar içinde en yüksek oran (Global Witness). Sonuç belgesi "Mutirão Kararı" ise "fosil yakıt" sözcüğünü bir kez bile anmadı; 80'i aşkın ülkenin desteklediği "fosil yakıttan çıkış yol haritası" metne giremedi.

Burada ahlaki bir öfkeyle "lobiciler masayı ele geçirdi" demek yetmez. Lobici bir sapma değil, sistemin dürüst yüzüdür. Kapitalist devlet, bütün sermayenin ortak işlerini yöneten bir komitedir; iklim konferansı da o komitelerin uluslararası toplantısıdır. Fosil yakıt sermayesi, bu masaya dışarıdan sızmıyor; masanın kurucu ortaklarından biri.

TTB'nin "karbon ticareti" eleştirisi de buraya bağlanır. Karbon piyasası, atmosferi bir mülkiyet nesnesine, kirletme hakkını alınıp satılabilir bir metaya çevirir. Dijital çitleme kavramıyla bilgi müştereklerinin nasıl özel mülke dönüştürüldüğünü anlatmıştık; karbon piyasası da gökyüzünün çitlenmesidir. Ortak olanı (atmosferi) özelleştirip, krizi yaratan mekanizmayla (piyasayla) krizi çözmeye çalışmak: bu, ateşi ateşle söndürme vaadidir.

Antalya'da ev sahibinin aynası

COP31'in Türkiye'de toplanması, bu çelişkiyi bizim için soyut olmaktan çıkarıyor.

Hedef rakamları. Türkiye COP30'da yeni Ulusal Katkı Beyanı'nı açıkladı: 2035'te emisyonları 643 milyon ton düzeyine çekmek. Kıyas noktası ise 2030 için öngörülen 695 milyon ton (bianet). Yani "azaltım" denen şey, henüz gerçekleşmemiş, yükselmesine izin verilmiş bir tahmine göre küçük bir geri çekilme. Aynı belge 2053 net sıfır hedefini tekrarlıyor; ama Türkiye hâlâ kömürden çıkış takvimi olmayan Avrupa ülkelerinden biri.

Zonguldak limanı, Türkiye Taşkömürü Kurumu

Zonguldak limanı, Türkiye Taşkömürü Kurumu. Dosseman, CC BY-SA 4.0.

Kömür. Kömür, 2025'te Türkiye elektrik üretiminin %33,6'sını karşıladı (Turkish Minute).

Afşin-Elbistan. Türkiye'nin linyit rezervlerinin %40'ının bulunduğu havzada, 1984'ten beri çalışan ve 2.795 MW kapasiteli santral kompleksi. Elbistan'da günlük PM10 değerinin metreküpte 128,3 mikrograma çıktığı ölçüldü; DSÖ'nün kılavuz değeri 15. Mevcut işletmeyle ilişkilendirilen tahmini erken ölüm sayısı 16.530. Kirlilik yüzünden Çoğulhan köyünün nüfusu 10 binden birkaç yüze düştü. Planlanan genişlemenin 2.268 ek ölüme ve 88,4 milyar liralık sağlık maliyetine yol açacağı hesaplanmıştı.

Bir kazanım ve bir geri adım. 8 Temmuz 2026'da Kahramanmaraş İdare Mahkemesi, Afşin-Elbistan A genişlemesini (688 MW) iptal etti. Davayı belediyeler, çevre örgütleri ve tabip odaları yıllarca sürdürdü (Beyond Fossil Fuels). Ama aynı günlerde hükümet, Çanakkale'deki Cenal santraline 1.050 MW ek ünite kurulacağını açıkladı. Bir kapı mahkemeyle kapanırken başka bir kapı bakanlık kararıyla açıldı.

Buradan çıkan ders ikili. Birincisi: örgütlü itiraz işe yarıyor. 2016'dan bu yana Türkiye'de önerilen 86 kömür projesi, toplam 75 GW, iptal edildi ya da rafa kalktı. Bunların arkasında köylüler, avukatlar, hekimler, mühendisler var. İkincisi: bu kazanımlar dava dava, proje proje kazanılıyor ve her seferinde yeniden kaybedilebiliyor. Çünkü enerji politikasını belirleyen mülkiyet ilişkisi değişmiyor.

Daha üç gün önce, 1 Ekim'de, Soma'da İmbat Madencilik'e ait yeraltı linyit ocağındaki göçükte beş madenci yaşamını yitirdi. Bunu Soma'yı ve Zonguldak'tan bugüne 150 yıllık maden hesabını anlattığımız yazıda ele aldık: kömür, Türkiye'de hem madencinin akciğerinde hem santral komşusunun nefesinde hem de iklimin kendisinde bedel ödetiyor. Üç bedel, tek bir kâr hesabı.

İki masa: karşılaştırma

KonuCOP masasıHalkların masası
Kim oturuyor?Devlet heyetleri, şirketler, fosil yakıt lobicileriSendikalar, meslek örgütleri, köylüler, kadın ve gençlik örgütleri, yerel meclisler
Krizin nedeni"Emisyonlar", soyut "insan etkinliği"Kapitalist üretim tarzı, kâr için sınırsız büyüme
Önerilen çözümKarbon piyasası, yeşil finans, gönüllü taahhütFosil yakıttan bağlayıcı çıkış, enerji demokrasisi, gıda egemenliği
Atmosferin statüsüAlınıp satılabilir kirletme hakkıOrtak varlık, müşterek
İşçinin yeri"Paydaş", "adil geçiş" başlığında bir dipnotDönüşümün öznesi olmalı (adımlar atılıyor, henüz yeterince değil)
Sağlık"Eş fayda" kalemiKrizin ölçüsü ve gerekçesi
Başarı ölçütüMetne girmiş ifadeKapanan santral, kazanılan hak, kurulmuş örgüt
Bedeli kim ödüyor?Sübvansiyonla vergi mükellefi, sağlıkla yoksullarBedeli kirletene ödetmeyi önerir

Tablonun beşinci satırına dikkat edin. Halkların masası için de "henüz yeterince değil" yazdık. Zirve bu yönde önemli adımlar atıyor; ne kadar ilerleyebileceğini aşağıda tartışacağız.

Halkların İklim Zirvesi'ni tanıyalım

COP27 sırasında iklim adaleti yürüyüşü, Edinburgh

COP27 sırasında iklim adaleti yürüyüşü, Edinburgh, 12 Kasım 2022. Friends of the Earth Scotland / Colin Hattersley, CC BY 2.0.

TTB'nin çağırdığı yer neresi? Bu bölümde zirveyi ayrıntılı olarak tanıtıyoruz. Bilgileri büyük ölçüde zirvenin kendi sitesinden (hiz2026.org), basın açıklamalarından ve Medyascope ile bianet haberlerinden derledik.

Bir bakışta
BaşlıkBilgi
Ne?COP31'e karşı ve onunla eş zamanlı düzenlenen alternatif iklim zirvesi
Ne zaman?14 Kasım 2026: küresel eylem günü ve Antalya yürüyüşü. 15–18 Kasım 2026: zirve
Nerede?Antalya. Çevrimiçi katılım da mümkün
Kim kurdu?İklim Adaleti Koalisyonu, Ekoloji Birliği ve Türkiye Çevre Platformu (16 Aralık 2025)
Kimler destekliyor?173'ü Türkiye'den, 10'u uluslararası, toplam 183 örgüt
Nasıl örgütleniyor?Yerel meclisler, eksen toplantıları, çalışma grupları, forumlar
Ana eksenlerDoğanın hakları; barış; gıda egemenliği; enerji demokrasisi
İlk kampanya"Yakarsa Dünyayı Fosiller Yakar" (14 Eylül 2026, 134 imzacı kurum)
KatılımHİZ'e Katıl formu; panel, atölye ve meclislere katılımcı kaydı
İletişimX, Instagram, YouTube
Nasıl doğdu?

Zirvenin Hakkımızda metnine göre, Türkiye ekoloji hareketinin üç büyük şemsiye örgütü, yani İklim Adaleti Koalisyonu, Ekoloji Birliği ve Türkiye Çevre Platformu, 16 Aralık 2025'te bir araya geldi. COP31'in Türkiye'ye verilmesinin hemen ardından, "halkların ihtiyaçlarını ve iklim adaletini gözetecek alternatif bir zirve" düzenleme kararı aldılar. Bu çekirdeğin etrafında STK'lardan, sendikalardan, taban hareketlerinden, gençlik gruplarından ve adalet ağlarından oluşan bir dayanışma ağı örüldü.

Burada bir ayrıntı önemli: Türkiye'de ekoloji hareketi uzun yıllar boyunca dağınık, yerel ve tek tek davalar üzerinden yürüdü. Bir köy kendi deresini, bir ilçe kendi zeytinliğini, bir kent kendi termik santralini savundu. HİZ, bu dağınık direnişleri ilk kez bu ölçekte tek bir çatı altında, tek bir takvimde buluşturma denemesi.

Ne diyor? Zirvenin kendi sözleri

Hakkımızda metni, TTB açıklamasıyla neredeyse aynı cümleyle başlıyor: iklim krizini "kapitalist üretim tarzı, sömürgeci ilişkiler, patriyarka ve doğayı metalaştıran birikim rejimi" yarattı ve bu kriz "sahte piyasa çözümleriyle, karbon ticaretiyle, finansallaştırılmış iklim politikalarıyla" çözülemez. TTB'nin bu çerçeveyi zirvenin ortak metninden aldığı açık. Bu da TTB'nin çağrısının tek başına bir meslek örgütü açıklaması değil, ortak bir platformun sesi olduğunu gösteriyor.

Metin COP'ları da açıkça tarif ediyor. Bugün COP'lar, metnin ifadesiyle, "petrol ve gaz şirketlerinin sponsor olduğu, özel jetlerle gelen delegasyonların ağırlandığı, Küresel Güney'den halkların vize duvarlarıyla dışlandığı" ve yerel direnişlerin polis şiddetiyle bastırıldığı "şirketleşmiş ve güvenlikçileştirilmiş iklim fuarlarına" dönüşmüş durumda.

Krizin bedelini kimin ödediği sorusuna verilen yanıt ise bizim için en değerli kısım: "Sel, kuraklık, hava kirliliği ve zorunlu göçün yükü emekçi, köylü, kent yoksulları, kadınlar ve yerel halkların omuzlarına yıkılırken; fosil yakıt, inşaat, maden ve sözde 'yeşil' enerji şirketleri kârlarını büyütüyor."

Bu cümlede iki kutup açıkça var: bir yanda emekçi, köylü, kent yoksulu; öte yanda fosil yakıt, inşaat, maden ve "yeşil" enerji sermayesi. "Sözde yeşil" vurgusu da önemli: zirve, yenilenebilir enerjinin de sermaye elinde yeni bir talan alanına dönüşebileceğini görüyor.

Türkiye'nin ev sahipliğine dair değerlendirme de net. Zirveye göre bu ev sahipliği, "fosil yakıt merkezli kalkınma modeli, madencilik yağması, orman ve su talanı, kömür, nükleer ve enerji projelerinin uluslararası alanda meşrulaştırılma girişimi"dir.

Dört eksen

Zirvenin tartışmaları dört ana eksen üzerine kurulu. Eksenlerin içeriği Medyascope'un aktarımına göre şöyle:

Doğanın hakları. Nehirlerin yaşam hakkı, hayvan özgürlüğü, ekosistemlerin kendi varlık hakkı. Bu eksen, doğayı yalnızca "kaynak" olarak gören anlayışa karşı çıkıyor.

Barış. Savaşa ve militarizme karşı mücadele. Gündemde Ortadoğu'daki savaşlar, Filistin ve Rojava var. Savaşların kendisi de devasa bir emisyon ve yıkım kaynağı; askerî harcamalar ise iklim uyumuna ayrılabilecek kaynakları yutuyor.

Gıda egemenliği. Endüstriyel tarımdan çıkış, agroekoloji, tohum takası, küçük üreticinin korunması. Destekçiler arasında Ata Tohum Takas Derneği, Ulusal Tarım Gıda Birliği, Panköy ve Güneşköy kooperatifleri gibi yapıların bulunması bu eksenin taban karşılığını gösteriyor.

Enerji demokrasisi. Fosil yakıtlardan adil ve acil çıkış, topluluk odaklı yenilenebilir enerji ve nükleer karşıtlığı (Akkuyu ve Sinop). Uluslararası destekçiler arasında Trade Unions for Energy Democracy (TUED, Enerji Demokrasisi için Sendikalar) ağının yer alması, bu eksenin sendikal bir yorumunun da masada olduğunu gösteriyor.

Zirvenin sitesi bu dört eksenin yanında on iki tematik başlık daha sayıyor: emek, ekolojik yıkım ve ekosistemler, iklime dayanıklılık ve insan hakları, demokrasi-hukuk-adalet, tarihsel sorumluluk, gençlik, nükleer karşıtlığı, toplumsal cinsiyet ve beden özerkliği, barış, emisyon azaltımı, sağlık ve COP31 izleme. Eylül ortasından bu yana bu eksenler üzerine geniş katılımlı "eksen toplantıları" düzenleniyor.

İlk kampanya: "Yakarsa Dünyayı Fosiller Yakar"

Zirvenin şimdiye kadarki en somut adımı, 14 Eylül 2026'da Antalya Muratpaşa'da duyurulan "Yakarsa Dünyayı Fosiller Yakar" kampanyası. Açıklamaya 134 kurum imza attı. Açıklama Türkiye'nin dünyada en çok sera gazı salan ilk 15 ülke arasında olduğunu hatırlatıyor ve "Milas'tan Elbistan'a, Silopi'den Biga'ya" kömürün bedelini ödeyenlerin mücadelesine selam gönderiyor.

Kampanyanın talepleri şunlar:

  • Mevcut kömürlü termik santraller bugünden başlayarak kademeli olarak kapatılsın.
  • Kömür madeni genişletmeleri durdurulsun.
  • Yeni kömür santralleri ve madenleri için verilmiş izinler istisnasız iptal edilsin.
  • Kömüre verilen teşvikler sona ersin ve bu kaynaklarla adil bir geçiş planı kurulsun.
  • Kömür madenlerinde ve termik santrallerde çalışan bütün emekçilerin özlük hakları ve gelecekleri güvenceye alınsın.
  • Kömür bölgelerinde ekosistemleri ve halkı kapsayan onarım programları uygulansın.
  • Topluluk odaklı yenilenebilir enerji desteklensin; temiz, adil, yerel, katılımcı ve demokratik bir enerji sistemi kurulsun.
  • Kapitalizmin kışkırttığı aşırı tüketime ve büyüme odaklı enerji politikalarına son verilsin; gezegenin sınırlarıyla uyumlu, toplumun gerçek ihtiyaçlarını esas alan bir enerji planlaması benimsensin.

Son madde özellikle dikkat çekici: "planlama" sözcüğü. Piyasanın değil, toplumsal ihtiyacın belirlediği bir enerji planlaması fikri, sosyalist ekonominin en temel fikirlerinden biridir. Kampanya metni bunu böyle adlandırmıyor ama özü bu.

Yukarıda anlattığımız Afşin-Elbistan ve Cenal örnekleri, bu kampanyanın neden bugün yapıldığını açıklıyor. İmzacılar arasında Afşin & Elbistan Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu'nun bulunması da kampanyayı santral komşularının kendi sesiyle buluşturuyor.

Kim var? Destekçilerin haritası

Zirveyi destekleyen 183 örgütün tam listesi sitede yer alıyor. Listeyi toplumsal kesimlere göre gruplandırınca şöyle bir harita çıkıyor:

KesimÖrnekler
Ekoloji şemsiyeleriİklim Adaleti Koalisyonu, Ekoloji Birliği, Türkiye Çevre Platformu
Yerel yaşam savunmalarıAfşin & Elbistan, Validebağ, Kazdağı, Munzur, Sinop ve Mersin nükleer karşıtı platformlar, Büyük Menderes İnisiyatifi, Bergama, Muğla, Balıkesir çevre platformları
İşçi sendikalarıDİSK'e bağlı Dev Maden-Sen, Dev Yapı-İş, Basın-İş, Birleşik Tarım Orman İşçileri Sendikası, Tümka-İş; Sosyal-İş, Özel Güvenlik İşçileri Sendikası, Türkiye Gazeteciler Sendikası
Kamu emekçileriKESK, Eğitim Sen, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Tarım Orkam-Sen
Meslek örgütleriTürk Tabipleri Birliği, İstanbul Tabip Odası İklim Krizi Çalışma Grubu, Türk Toraks Derneği, TMMOB'a bağlı odaların şubeleri (Mimarlar, Çevre, Kimya, Ziraat Mühendisleri)
Köylü ve gıdaAta Tohum Takas Derneği, Ulusal Tarım Gıda Birliği, Panköy, Güneşköy Kooperatifi, Zehirsiz Sofralar Platformu
İnsan haklarıİHD, TİHV, İnsan Hakları Ortak Platformu, Uluslararası Af Örgütü, Vicdani Ret İzleme
Kadın ve LGBTİ+EŞİK, Kadın Koalisyonu, Uçan Süpürge, Dünya Kadın Yürüyüşü, Kaos GL, ÜniKuir
Barış ve dayanışmaBarış için Toplumsal Girişim, Filistin için Bin Genç, Enternasyonal Dayanışma
Yerel yönetimFındıklı Belediyesi, Çevreci Belediyeler Birliği, Sosyal Demokrat Belediyeler Derneği, Türkiye Kent Konseyleri Platformu
UluslararasıTUED, CAN Europe, Both ENDS, Friedrich Ebert ve Heinrich Böll vakıfları

Bu harita bize iki şey söylüyor. Birincisi, sendikaların varlığı. Özellikle DİSK/Dev Maden-Sen'in listede olması önemli: kömürden çıkışı konuşan bir zirvede maden işçilerinin sendikasının masada olması, "adil geçiş"in işçinin üzerinden değil işçiyle birlikte konuşulabileceği anlamına geliyor. Tarım işçilerinin, yapı işçilerinin, sağlık emekçilerinin sendikaları da sıcak stresinin en ağır vurduğu kesimleri temsil ediyor.

İkincisi, cephenin genişliği. Listede devrimci sosyalist örgütlerle WWF ya da TEMA gibi büyük vakıflar, köy derneklerinden Alman siyasi vakıflarına kadar çok farklı yapılar yan yana. Bu bir zenginlik. Ama aynı zamanda bir sorumluluk: geniş bir cephede ortak paydanın en düşük ortak paydaya inmemesi, emeğin sesinin bağımsız ve net kalması gerekiyor. Aşağıdaki yoldaşça notlarda buna döneceğiz.

Destek açıklamaları, çağrılar ve buluşmalar: bağlantılı liste

Zirveye destek yalnızca bir imza listesinden ibaret değil. Şubat'tan bu yana örgütler açıklamalar yayımladı, kentlerde buluşmalar düzenledi, Meclis kürsüsünde konuşma yapıldı. Aşağıda bunları tarih sırasıyla ve kaynak bağlantılarıyla derledik. Liste, kamuya açık kaynaklarda ulaşabildiğimiz açıklamalardan oluşuyor; yeni açıklamalar geldikçe güncellenecek.

Kurucu çağrı ve ilk adımlar

  • 20 Şubat 2026 — İklim Adaleti Koalisyonu: "Ekolojik Yıkıma Karşı Yaşam İçin Halkların İklim Zirvesi" başlıklı kurucu çağrı. İşçileri, kadınları, LGBTİ+'ları, yerinden edilenleri ve gençleri iklim adaleti mücadelesinin öznesi olarak sayıyor; adil geçiş, enerji demokrasisi, gıda egemenliği, nükleer karşıtlığı ve militarizm karşıtlığını temel talepler olarak koyuyor. Aynı gün HİZ Meclisi'nin çağrısını BirGün "Kolektif iradeyi birlikte büyütelim" başlığıyla duyurdu.
  • 10 Mart 2026 — İklim Adaleti Koalisyonu, "Halklar, Savaş Karşıtı Mücadele ve Barış Kozası": Militarizmin iklim krizindeki rolünü tartışmak üzere çevrimiçi toplantı çağrısı. "Orduların devasa karbon ayak izi gizleniyor" tespitiyle barış eksenini başlattı (Evrensel).
  • 15 Mart 2026 — Foça Tarih ve Doğa Talanına Hayır Platformu: Foça'da COP31 ön buluşması. Konuk HİZ Türkiye Koordinasyonu'ndan Ecehan Balta, Akdeniz'deki fosil yakıt arama faaliyetlerini ve Avrupa'nın plastik atığını Türkiye'ye yönelten "çöp diplomasisini" anlattı (Evrensel).

Kentlerde meclisler ve buluşmalar

  • 26 Nisan 2026 — HİZ Antalya ilk buluşması: AKM Perge Salonu'nda farklı kentlerden, siyasi partilerden, inanç örgütlerinden ve hak örgütlerinden 170'i aşkın katılımcı. Buluşma, 1 Mayıs'ta "HİZ Korteji" ile yürüme kararıyla sona erdi (dokuz8HABER).
  • 3 Mayıs 2026 — HİZ İstanbul Meclisi kuruldu: Beyoğlu'ndaki Divriği Kültür Derneği'nde STK'lardan, siyasi partilerden ve gençlik hareketlerinden 90'ı aşkın katılımcıyla (bianet).
  • 8 Mayıs 2026 — Zonguldak buluşması: HİZ Meclisi, Alevi Kültür Dernekleri Zonguldak Şubesi ve Tüketici Hakları Derneği Zonguldak Şubesi düzenledi; Çevre Derneği, Emek Partisi (EMEP) ve Tüm Emekliler Sendikası katıldı. Mesaj açık: iklim kararları "şirketler arasında değil, halkla birlikte" alınmalı (Elmas TV).
  • 9 Mayıs 2026 — Muğla buluşması: Türkan Saylan Kültür Merkezi'nde akademisyenler, hak savunucuları ve yerel direnişlerin temsilcileri. İklim adaleti teknik bir sorun olarak değil, yapısal bir eşitsizlik sorunu olarak tartışıldı (T24).
  • 23 Temmuz 2026 — Eskişehir buluşması: Alpu kömür projeleri, Porsuk Çayı ve Sakarya Vadisi (HİZ).
  • 25 Temmuz 2026 — Rize Fındıklı buluşması: Karadeniz'de madencilik, HES'ler, yaylalarda betonlaşma (HİZ).
  • 3 Eylül 2026 — İzmir Mor Dayanışma: Karşıyaka'da, HİZ İstanbul Meclisi'nden Av. Nilay Sabuncuoğlu'nun katılımıyla buluşma. Çağrı metni, iklim krizine çözümlerin "yalnızca hükümetler, uluslararası kuruluşlar ve büyük şirketler" tarafından belirlenmemesi gerektiğini vurguluyor (Mor Dayanışma).
  • 29 Eylül 2026 — Çanakkale Emek, Barış ve Demokrasi Platformu: Çanakkale Belediyesi Ercan Adsız Konferans Salonu'nda bilgilendirme toplantısı. Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Başkanı Süheyla Doğan zirvenin eksenlerini anlattı; ulaşım ve konaklama bilgisi paylaşıldı; toplantı "İklimi değil sistemi değiştir" sloganıyla bitti (dokuz8HABER, Çanakkale Aynalı Pazar).

Ortak kampanya ve kurumsal açıklamalar

  • 14 Eylül 2026 — 134 kurumun ortak açıklaması: Antalya'da Attalos Heykeli önünde "Yakarsa Dünyayı Fosiller Yakar" kampanyası duyuruldu. Açıklamayı HİZ gönüllüsü Gülşah Tırış okudu; HİZ sözcüsü Erol Malçok Antalya'nın toplu taşıma sorununa dikkat çekti. İmzacılar arasında TTB, KESK, Eğitim Sen, DİSK/BTO-Sen, Sosyal-İş, Tarım Orkam-Sen, İstanbul Tabip Odası İklim Krizi Çalışma Grubu, Türk Toraks Derneği, Greenpeace Türkiye, WWF-Türkiye, 350 Türkiye, Doğa Derneği, Buğday Derneği ve onlarca yerel platform var (HİZ tam metin ve imzacılar, BirGün, Halk TV, Akdeniz Gerçek, Antalya Kent Haber).
  • 2 Ekim 2026 — HİZ adil geçiş semineri: Sendika uzmanı Kıvanç Eliaçık'ın konuşmacı olduğu çevrimiçi seminer (HİZ X hesabı).
  • 3 Ekim 2026 — Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi: Bu yazının vesilesi olan çağrı (X, TTB, ANKA, Politika Haber).

Meclis kürsüsünden

  • 30 Temmuz 2026 — TBMM Genel Kurulu: DEM Parti Bitlis Milletvekili Semra Çağlar Gökalp, COP31'e ilişkin kanun teklifi görüşülürken HİZ'i "yıllardır sonuç üretmeyen, şirketlerin ve hükûmetlerin yeşil boyama politikalarına dönüşen COP süreçlerine karşı halkların sözünü kurmayı amaçlayan demokratik bir alternatif" olarak tanımladı ve zirveyi "COP31'in demokratik meşruiyetini sınayacak toplumsal bir vicdan" diye niteledi (TBMM tutanağı).

Basında ve sol yayınlarda destek ve tartışma

  • 29 Haziran 2026 — Özgür Gazete Kıbrıs: Kıbrıs'ın ekoloji hareketini zirveye katılmaya çağıran yazı (Özgür Gazete Kıbrıs).
  • 9 Temmuz 2026 — Seferi Keçi: HİZ koordinasyonundan İsmail Karademirci ile söyleşi. Zirvenin yatay ve özerk yapısı, yaklaşık 50 bin katılımcı hedefi ve fosil yakıt ya da kirletici şirketlerden fon kabul edilmemesi ilkesi anlatılıyor (Seferi Keçi). Dergi 7 Eylül'de ikinci bir yazı yayımladı: "COP31'in ötesinde: İklimin değil, sistemin değişmesi gerekiyor".
  • 13 Eylül 2026 — Medyascope: Zirvenin dört eksenini ve Ecehan Balta'nın COP eleştirisini aktaran kapsamlı haber (Medyascope).
  • 13 Eylül 2026 — Politika Haber, Cemil Aksu: Zirveyi soldan eleştiren bir yazı: "adil geçiş" kavramının hegemonik iklim siyasetinin dili olduğunu, işçi sınıfının bu kavramla değil kapitalizmi aşma hedefiyle davranması gerektiğini savunuyor (Politika Haber). Bu tartışmaya aşağıdaki yoldaşça notlarda değiniyoruz.
  • 23 Eylül 2026 — marksist.org, Helin Alp: Zirveyi "tarihsel bir dönemeç" olarak destekleyen, karbon piyasalarını reddeden ve fosil yakıt sektöründeki işçilerin korunmasını savunan yazı (marksist.org).

Bu tablo, zirvenin bir avuç çevre örgütünün değil; sendikalardan meslek örgütlerine, Alevi derneklerinden kadın dayanışmalarına, sol partilerden yerel platformlara uzanan bir ağın ortak işi olduğunu gösteriyor. 183 destekçinin tam listesi için: hiz2026.org/destekleyen-kuruluslar.

Yerel meclisler: zirvenin kılcal damarları

HİZ'in en değerli yanı bize göre yerel meclis modeli. Şu an on iki meclis kurulmuş durumda: Adana, Ankara, Antalya, Balıkesir, Bursa, Denizli, İstanbul, İzmir, Mersin, Muğla, Samsun ve Zonguldak-Ereğli. Meclis olmayan yerlerde "kendi meclisini başlat" çağrısı yapılıyor.

Bu meclislerin yanında bölgesel buluşmalar da düzenlendi. Örneğin:

  • Eskişehir Buluşması (23 Temmuz 2026): Alpu'da planlanan kömür projeleri, madencilik, kuraklık, Porsuk Çayı ve Sakarya Vadisi'nin korunması konuşuldu.
  • Rize Fındıklı Buluşması (25 Temmuz 2026): Karadeniz'deki madencilik, HES projeleri ve yaylalardaki betonlaşma ele alındı.

Zonguldak-Ereğli meclisinin varlığı ayrıca anlamlı: Türkiye'nin en eski kömür havzasında, madenci kentinde bir iklim meclisi. Fındıklı ise Yerel Yönetime Katılmak kılavuzumuzda anlattığımız halk meclisi deneyiminin kenti; Fındıklı Belediyesi de zirvenin destekçileri arasında.

Yerel meclis modeli, zirveyi beş günlük bir etkinlik olmaktan çıkarıp sürekli bir örgütlenme ağına dönüştürme potansiyeli taşıyor. Kendi kentindeki meclise katılmak, zirveye katılmanın en anlamlı yolu.

Öğretici yüz: cep sözlüğü ve seminerler

Zirve, katılımcıları yalnızca Antalya'ya çağırmakla yetinmiyor; kavramları da tartışmaya açıyor. X hesabında yayımlanan "HİZ Cep Sözlüğü" dizisi, iklim tartışmasının temel kavramlarını kısa videolarla anlatıyor. Dizinin ikinci bölümü "adil geçiş / adil dönüşüm" kavramına ayrılmış ve doğru soruyla açılıyor: fosil yakıtlardan çıkmak zorundayız, ama "bu çıkışın bedelini kim ödeyecek?"

Aynı konu 2 Ekim 2026'da sendika uzmanı Kıvanç Eliaçık'ın konuşmacı olduğu çevrimiçi bir seminerde de ele alındı. Adil geçişin bir sendika uzmanı tarafından anlatılması, tartışmanın emek eksenine çekilmesi açısından önemli.

Nereden geliyor? Karşı zirvelerin kısa tarihi

Halkların zirveleri yeni bir fikir değil. Resmî iklim konferanslarının karşısında halkların kendi zirvelerini kurma geleneği, 2009 Kopenhag'daki Klimaforum'dan, 2010'da Bolivya'nın Cochabamba kentinde toplanan Halkların Dünya İklim Konferansı'na, 2021 Glasgow'daki Halkların Zirvesi'ne uzanıyor. Hakkımızda metni de bu geleneğe açıkça atıf yapıyor: çözümü "tıpkı Glasgow ve Belém'de olduğu gibi" halkların örgütlü gücünde görüyor.

En yakın örnek Brezilya. 2025'te COP30 Belém'de toplanırken, aynı kentte düzenlenen Halkların Zirvesi (Cúpula dos Povos) büyük bir buluşmaya dönüştü. bianet 70 binden fazla katılımcıdan söz ediyor; zirveye katılan Ecehan Balta ise onlarca ülkeden 23 bin kişilik kayıtlı heyeti, kampüse yayılan yüzlerce etkinliği ve 1.100'ü aşkın örgütün imzaladığı bildirgeyi anlatıyor (Evrensel). Balta'nın ifadesiyle adeta geçici bir "karşı-kent" kurulmuştu. Brezilya'da Topraksız Kır İşçileri Hareketi (MST) gibi kitlesel bir köylü-işçi örgütünün varlığı, o zirvenin gücünün önemli bir kaynağıydı. Antalya'nın sorusu da burada: Türkiye'de aynı ölçekte bir kitlesel tabanı nasıl kurarız?

Zirvenin eleştirisi: COP neden işlemiyor?

Zirvenin uluslararası ilişkiler çalışma grubundan bağımsız araştırmacı Dr. Ecehan Balta, Medyascope'a COP'ların sorununu iki noktada özetliyor. Birincisi, 2009'dan bu yana somut bir başarı elde edilememesi. İkincisi, iklim finansmanının bir yardım değil, Küresel Kuzey'den Küresel Güney'e borç aktarımı olarak işlemesi.

İkinci nokta özellikle önemli. Zengin ülkelerin "iklim finansmanı" adı altında verdiği paranın büyük bölümü kredi biçiminde. Yani iklim krizine en az katkıyı yapmış yoksul ülkeler, krizin zararlarını onarmak için borçlanıyor ve faizini krizi yaratan ülkelerin bankalarına ödüyor. Bu, iklim krizinin emperyalizmle kesiştiği yerdir. Zirvenin "yeşil kapitalizm imkânsızdır" tespiti de bu zeminden yükseliyor.

Nasıl katılınır?
  • Bireysel katılım: Sitedeki HİZ'e Katıl sayfasından katılımcı kaydı yapılabiliyor. Kayıt panel, atölye ve meclislere katılım için gerekli.
  • Yerel meclis: Kentindeki meclise katılabilir, meclis yoksa kurulması için iletişime geçebilirsin.
  • 14 Kasım: Küresel eylem günü ve Antalya'daki yürüyüş. "Artık gerçek adalet zamanı!" sloganıyla dünya liderlerine ses duyurulacak.
  • 15–18 Kasım: Zirve. Antalya'da fiziki ya da dünyanın her yerinden çevrimiçi katılım mümkün.
  • Örgüt olarak destek: Sendikanın, derneğinin, öğrenci topluluğunun zirveye destekçi olması için başvurabilirsin.

Yoldaşça notlar: teşhisten reçeteye

TTB'nin açıklaması da zirvenin çerçevesi de doğru yöne bakıyor. Yoldaşça katkı, doğru yöne bakanla yol arkadaşlığı yaparken yolu birlikte netleştirmektir. Beş not:

"Halklar" kim? "Halkların İklim Zirvesi" adı, farklı toplumsal kesimleri bir araya getirmek için iyi bir çatı. Ama "halk" içinde de sınıflar var: Antalya'daki otel zincirinin sahibi de, o otelde mevsimlik çalışan garson da "halk"tır. İklim krizinin faturası bu ikisine aynı kesilmiyor. Bu nedenle "iklim adaleti" kavramının içi, sınıf adaleti ile doldurulmalı. Krizi kim yarattı, kim kâr etti, kim ölüyor? Bu üç sorunun yanıtı aynı insanları göstermiyorsa, adalet de herkese eşit dağıtılamaz.

Enerji demokrasisi, mülkiyet sorusudur. Zirvenin dört ana hattından biri "enerji demokrasisi". Bu kavram TUED gibi sendikal çevrelerde net bir içerikle kullanılıyor: enerjinin kamusal ve toplumsal mülkiyete alınması. Yenilenebilir enerji de özel tekellerin elinde kalırsa, güneş paneli de rüzgâr türbini de yeni bir rant alanına dönüşür; zeytinlikleri sökülen köylü bunu RES'lerde, JES'lerde zaten yaşıyor. Soru yalnızca "hangi enerji?" değil, "kimin enerjisi?" sorusudur: Kimin elinde, kimin denetiminde, kimin yararına?

Madenci karşıda değil, yanında olmalı. Kömürden çıkış talebi doğru ve aciliyet taşıyor. Ama Zonguldak'ta, Soma'da, Afşin'de maden ve santral işçisi bu talebi "işimi elimden alacaklar" diye duyarsa, sermaye bu korkuyu iklim hareketine karşı seferber eder. Avrupa'da bunun örneklerini gördük. HİZ bu konuda doğru bir yerden başlıyor: kampanya talepleri arasında emekçilerin özlük haklarının güvenceye alınması var, Dev Maden-Sen destekçiler arasında, Zonguldak-Ereğli'de bir meclis kurulmuş, adil geçiş ayrı bir seminerin konusu. Bir adım daha ileri gidilebilir. Adil geçişi somut bir programa çevirmek gerekiyor: iş güvencesi, ücret kaybı olmadan yeniden istihdam, erken emeklilik hakkı, bölgeye kamusal yatırım. Bu programı da maden ve santral işçileri kendi sendikalarıyla birlikte yazmalı. Kömür havzasındaki işçi, iklim mücadelesinin "sorunu" değil, en doğal müttefikidir: çünkü kömürün bedelini ilk o ödüyor.

Cemil Aksu'nun "adil geçiş" kavramına yönelttiği eleştiri burada yararlı bir uyarı. Kavramın Dünya Bankası'ndan AB'ye kadar sermaye kurumlarının da ağzında olduğu doğru; içi boşaltıldığında işçiyi enerji dönüşümüne razı etmenin aracına dönüşebilir. Ama çözüm talepten vazgeçmek değil, onu sınıf içeriğiyle doldurmak. İş güvencesi, kamusal yatırım ve işçi denetimi, bugün kazanılabilecek ve işçiyi örgütleyen talepler. Kapitalizmi aşma hedefi ise bu taleplerle çelişmiyor; tersine, bu talepler için örgütlenen işçi o hedefe yürüyecek gücü de kazanıyor. Devrimci politika, bugünkü talep ile yarınki hedef arasına köprü kurmaktır.

Geniş cephede emeğin bağımsız sesi. Zirvenin destekçi haritası çok geniş: sendikalardan uluslararası vakıflara, sosyalist örgütlerden sosyal demokrat belediyelere. Geniş cephe, iklim gibi bütün toplumu ilgilendiren bir konuda doğru bir tercih. Ama geniş cephelerin bilinen bir eğilimi var: ortak metin, en az itiraz edilen cümlelere doğru kayar. "Yeşil dönüşüm", "sürdürülebilirlik", "paydaş katılımı" gibi kavramlar, sermayenin de rahatça kullanabildiği kavramlardır. HİZ'in Hakkımızda metni ve kampanya talepleri şimdilik bu kaymaya karşı dirençli görünüyor; "kapitalist üretim tarzı" ve "sözde yeşil" ifadeleri metnin içinde. Bu netliğin Kasım'daki tartışmalarda ve sonuç bildirgesinde de korunması, büyük ölçüde sendikaların ve emek örgütlerinin zirvede ne kadar örgütlü ve görünür olacağına bağlı.

Zirve bir gün, örgüt her gün. Dört günlük bir zirve, bir buluşmadır. COP31 bittiğinde Antalya Expo boşalacak; Cenal'deki inşaat, Afşin'deki baca, tarladaki sıcak olduğu yerde kalacak. HİZ'in yerel meclis modeli bu açıdan değerli: zirvenin asıl başarısı, Kasım'dan sonra yaşamaya devam eden yerel meclislerin, işyeri temsilciliklerinin, sağlık-emek-ekoloji ağlarının sayısıyla ölçülecek.

Sınıf ekseninde çözüm: bir iklim programı taslağı

Eleştiri yetmez; "peki ne yapılmalı?" sorusuna yanıt vermeyen bir hareket, sermayenin "gerçekçi çözümleri" karşısında hep "hayalci" konumuna itilir. Bu bölümde, sınıf ekseninden bakıldığında iklim krizine nasıl bir çözüm programı önerilebileceğini taslak olarak ortaya koyuyoruz. Taslak; HİZ'in kampanya talepleri, TTB'nin sağlık vurgusu ve sendikal enerji demokrasisi tartışmaları üzerine kuruludur. Tartışmaya açık bir öneridir, son söz değil.

Önce ilkeler

Her çözüm önerisini dört soruyla sınamayı öneriyoruz:

  • Kimin elinde? Önerilen çözüm, enerjiyi, toprağı, suyu, teknolojiyi kimin mülkiyetine bırakıyor?
  • Kimin denetiminde? Kararı kim veriyor: yönetim kurulu mu, bakanlık mı, yoksa o kararın sonuçlarını yaşayan işçi, köylü, mahalleli mi?
  • Kimin yararına? Kazanç kime gidiyor, maliyet kime yükleniyor?
  • Kim karar veriyor, kim bedel ödüyor? Bu iki soru aynı insanları gösteriyorsa çözüm adildir; farklı insanları gösteriyorsa, adı ne olursa olsun, yük yine aşağıya aktarılıyordur.

Bu dört sorudan iki temel ilke çıkıyor:

Kirleten değil, kâr eden öder. Burjuva iklim politikasının ünlü ilkesi "kirleten öder"dir. Ama uygulamada bu, akaryakıt ve elektrik zamları üzerinden faturanın tüketiciye, yani işçiye kesilmesine dönüşür. Oysa kirletmeden kâr eden bellidir: enerji şirketleri, maden tekelleri, inşaat sermayesi. Fatura onlara kesilmelidir.

Dönüşümün öznesi işçidir, nesnesi değil. Enerji dönüşümü işçinin "başına gelen" bir şey değil, işçinin kendi örgütleriyle planladığı ve denetlediği bir süreç olmalıdır.

İki çözüm anlayışı: karşılaştırma
SorunSermayenin çözümüSınıfın çözümü
EmisyonlarKarbon piyasası, kirletme hakkı ticaretiBağlayıcı, planlı, takvimli fosil yakıt çıkışı
EnerjiÖzel yenilenebilir yatırım, YEKA ihaleleri, RES/JES rantıKamusal ve toplumsal mülkiyette, demokratik denetimli enerji
Kömür işçisiKapanış, tazminat, "piyasada iş bulsun"İş güvencesi, ücret kaybısız yeniden istihdam, erken emeklilik, bölgesel kamu yatırımı
Sıcak stresi"Bol su için", bireysel önlemEşik sıcaklıkta çalışmayı durdurma hakkı, ücretli mola, işyerinde denetim
KonutPahalı "yeşil bina" sertifikası, kentsel dönüşüm rantıYoksul mahallelerden başlayan kamusal yalıtım ve yenileme programı
UlaşımElektrikli özel otomobil teşvikiUcuz ya da ücretsiz, yaygın, raylı toplu taşıma
GıdaEndüstriyel tarım, tohum tekelleri, ithalatGıda egemenliği, küçük üretici ve kooperatif desteği, kamusal tohum
FinansmanKamu kaynağıyla şirket teşviki, borç biçiminde "iklim finansmanı"Fosil teşviklerinin kesilmesi, aşırı kâr vergisi, iklim borcunun ödenmesi
TeknolojiPatentli "yeşil teknoloji", lisans geliriPatentsiz, açık, müşterek teknoloji
KararKapalı müzakere salonu, danışmanlık şirketiYerel meclis, işyeri temsilcisi, demokratik planlama
Bugün kazanılabilecek talepler

Aşağıdaki talepler, mevcut düzen içinde, örgütlü bir güçle bugün kazanılabilecek taleplerdir. Bunlar devrim değildir; ama işçinin canını korur ve işçiyi örgütler.

İşyerinde iklim.

  • Belirlenmiş bir sıcaklık eşiğinin üstünde açık alanda çalışmayı durdurma hakkı; bu sürede ücret kesintisi yapılmaması.
  • Öğle saatlerinde (en sıcak saatlerde) tarımda, inşaatta, kuryelikte zorunlu ücretli mola.
  • Gölge, temiz su ve dinlenme alanının işverenin yasal yükümlülüğü hâline getirilmesi; mevsimlik tarım işçileri için de geçerli olması.
  • Sıcak çarpması ve sıcakla ilişkili kalp krizi ölümlerinin iş kazası olarak kayda geçirilmesi. Görünmeyen ölüm, önlenmeyen ölümdür.
  • İş sağlığı ve güvenliği kurullarına iklim riskinin eklenmesi; işyerlerinde seçilmiş iklim ve çevre temsilcileri.

Kömürden adil çıkış.

  • HİZ'in talep ettiği gibi, mevcut santrallerin kademeli kapatılmasını içeren bağlayıcı bir kömürden çıkış takvimi; yeni santral ve maden izinlerinin iptali; Cenal genişlemesinden vazgeçilmesi.
  • Kömüre verilen teşviklerin, havza işçileri için bir adil geçiş fonuna aktarılması.
  • Fon kapsamında: iş güvencesi, ücret kaybı olmadan kamuda yeniden istihdam, isteyene erken emeklilik, mesleki eğitim, havzalara kamusal yatırım (yenilenebilir enerji, onarım, sağlık).
  • Çıkış planının maden ve santral işçilerinin sendikalarıyla, tabip odalarıyla ve havza halkıyla birlikte hazırlanması.
  • Kirlenmiş havza topraklarının ve suyunun onarımının, kâr eden şirketlerin finanse ettiği bir kamu programıyla yapılması.

Halkın sağlığı.

  • Sıcak dalgalarına karşı kamusal sıcak eylem planları: erken uyarı, serinleme merkezleri, yaşlı ve kronik hastalara ev ziyareti.
  • Birinci basamak sağlık hizmetinin güçlendirilmesi; iklim kaynaklı hastalıkların izlenmesi için kamusal veri sistemi.
  • Termik santral çevrelerinde bağımsız hava kalitesi ölçümü ve sonuçların anlık olarak halka açılması.
  • Ücretsiz, kamusal ve nitelikli sağlık sistemi: iklim krizine dayanıklılığın ön koşulu.

Kentte iklim.

  • Yoksul mahallelerden başlayan, kiracıyı koruyan (yenileme sonrası kira artışını yasaklayan) kamusal yalıtım ve konut iyileştirme programı.
  • Ucuz, giderek ücretsizleşen, yaygın toplu taşıma; raylı sisteme öncelik. HİZ Antalya'nın da vurguladığı gibi, toplu taşıması zayıf bir kent iklim krizine karşı da zayıftır.
  • Kentlerde yeşil alanların, su havzalarının ve kıyıların yapılaşmaya kapatılması; rant için açılan imar değişikliklerinin durdurulması.

Kırda ve sofrada.

  • Küçük üreticiye ve kooperatiflere kuraklık desteği, sulama altyapısı, kamusal alım garantisi.
  • Yerel tohumun korunması ve kamusal tohum bankaları; tohum tekellerine karşı tohum takas ağlarının desteklenmesi.
  • Zeytinlik, mera ve tarım arazilerinin madencilik ve enerji projelerine açılmasının durdurulması.

Finansman: parayı kimden alacağız?

  • Fosil yakıt teşviklerinin sona ermesi. Lancet Countdown'a göre dünyada 15 ülke fosil yakıta bütün sağlık bütçesinden fazla para ayırıyor; bu kaynağın sağlığa ve adil geçişe aktarılması.
  • Enerji, maden ve inşaat şirketlerine aşırı kâr vergisi; enerji krizlerinde oluşan olağanüstü kârların vergilendirilmesi.
  • Askerî harcamalardan iklim uyumuna kaynak aktarımı. HİZ'in barış ekseni burada somut bir bütçe talebine dönüşüyor.
  • Kamu bankalarının fosil yakıt projelerini finanse etmesinin yasaklanması.
Yapısal dönüşüm: mülkiyet sorusu

Bugünkü talepler kazanılsa bile, krizi üreten mekanizma yerinde durduğu sürece kazanımlar kalıcı olmaz. Afşin-Elbistan genişlemesi mahkemeyle durdurulurken Cenal'e yeni ünite eklenmesi bunun en taze örneği. Bu nedenle program, yapısal bir dönüşüm hedefiyle tamamlanmalı.

Enerjinin toplumsal mülkiyeti. Elektrik üretimi, iletimi ve dağıtımı kâr için değil ihtiyaç için örgütlenmelidir. Bu, özelleştirilmiş enerji varlıklarının kamulaştırılması ve işçi, tüketici, yerel yönetim temsilcilerinin denetiminde, belediye ve kooperatif ölçeğinden ulusal şebekeye kadar katmanlı bir demokratik yönetim demektir. Enerji demokrasisi, ancak enerji toplumun malı olduğunda demokrasi olur.

Demokratik planlama. Piyasa, iklim krizine üç nedenle çözüm üretemez: geleceği iskonto eder (yarının felaketini bugünün kârına feda eder), dışsallıkları başkasına yükler (kirliliği komşuya, faturayı halka) ve büyümek zorundadır (durursa batar). Krizi çözmek, neyin, ne kadar, nasıl ve kimin için üretileceğine toplumun kendisinin karar vermesini gerektirir. HİZ kampanyasındaki "toplumun gerçek ihtiyaçlarını esas alan enerji planlaması" talebi, bu fikrin tohumudur.

Bilgi ve teknoloji müştereği. Yeşil teknolojiler, yani güneş paneli, batarya, ısı pompası, kuraklığa dayanıklı tohum, patent duvarlarının arkasında kaldıkça, Küresel Güney bu teknolojiyi yine tekellerden satın almak zorunda kalır. Bilgi Müşterekleri olarak dijital çitleme üzerine söylediklerimiz burada da geçerli: insanlığın ortak birikiminden doğan iklim teknolojileri herkesin olmalı. Patentsiz, açık lisanslı, kamusal araştırmayla geliştirilen iklim teknolojisi, sınıf ekseninde bir iklim programının vazgeçilmez parçasıdır. Aynı soru, enerji tüketimi hızla artan yapay zekâ veri merkezleri için de sorulmalı: Bu enerji kimin için, hangi ihtiyaç için harcanıyor?

Zamanı geri almak. Daha az kaynakla yaşamanın sınıfsal yolu, yoksulun kemer sıkması değil, toplumsal zenginliğin yeniden dağıtılmasıdır. Verimlilik artışlarının daha fazla üretime değil daha az çalışmaya dönüşmesi, yani ücret kaybı olmadan çalışma saatlerinin kısaltılması, hem işçinin yaşamını hem gezegenin sınırlarını korur. Lüks tüketimin, özel jetlerin, yalnızca birkaç bin kişinin kullandığı süper yatların sınırlandırılması ise "herkes fedakârlık yapsın" söyleminin karşısına konacak somut taleptir.

Uluslararası adalet ve iklim borcu. Tarihsel emisyonların büyük kısmı zengin kapitalist ülkelere aittir. İklim finansmanının, Ecehan Balta'nın deyişiyle, "Kuzey'den Güney'e borç aktarımı" olmaktan çıkması gerekiyor. Bunun için Küresel Güney'in dış borçlarının iklim borcu karşılığında silinmesi, uyum ve kayıp-zarar finansmanının kredi değil hibe olarak verilmesi ve iklim nedeniyle yerinden edilenlerin göç ve sığınma hakkının tanınması gerekiyor. İklim krizinin emperyalizmle kesiştiği bu noktada enternasyonal dayanışma bir seçenek değil, zorunluluktur.

Bu program kimin programı?

Hiçbir talep kendiliğinden kazanılmaz. Afşin-Elbistan'da genişleme mahkemede durdu, çünkü yıllarca dava açan, ölçüm yapan, rapor yazan, sokağa çıkan insanlar vardı. Bu programın hayata geçmesi de üç örgütlü gücün buluşmasına bağlı:

  • İşyerinde sendika: Sıcak stresine karşı iş durdurmayı, kömür havzasında adil geçişi, enerji sektöründe toplumsal mülkiyeti ancak örgütlü işçi kazanabilir. İklim talepleri toplu sözleşmelere girmelidir.
  • Mahallede ve havzada meclis: HİZ'in yerel meclisleri, köylerin yaşam platformları, kent savunmaları. Bunlar programın yerel karşılığını kuracak ve denetleyecek yapılardır.
  • Meslekte bilgi: Tabip odaları, mühendis ve mimar odaları, akademisyenler. TTB'nin yaptığı gibi, bilimsel bilgiyi halkın hizmetine sunan, sermayenin "uzmanlık" tekelini kıran bir meslek örgütlülüğü.

Bu üç güç bir araya geldiğinde, iklim mücadelesi "çevrecilerin işi" olmaktan çıkar, sınıf mücadelesinin bir cephesine dönüşür. Halkların İklim Zirvesi, bu üç gücün aynı masaya oturduğu ender anlardan biri. O masada bu programı tartışmak, geliştirmek, ortak bir sınıf iklim programına dönüştürmek, Kasım'ın en önemli işi olabilir.

Neden özellikle sağlık emekçileri?

TTB'nin bu çağrıyı yapması rastlantı değil. Sağlık emekçileri iklim krizinin "ön cephe" tanıklarıdır: sıcak dalgasında acile gelen yaşlı, sel sonrası salgın riski, kirli havanın astımlı çocuğu, kuraklığın yoksul sofraya yansıyan beslenme bozukluğu. Ama aynı emekçiler, çöken bir sağlık sisteminde, performans baskısıyla, şiddet altında çalışıyor.

Bu iki gerçek birbirine bağlı. İklim krizine dayanıklı bir toplum, ancak kamusal, ücretsiz, nitelikli bir sağlık sistemiyle mümkün. Piyasaya açılmış sağlık sistemi, sıcak dalgasını da "yoğunluk" diye yönetir. Dolayısıyla iklim mücadelesi, sağlık hakkı mücadelesinin dışında bir şey değil; aynı mücadelenin genişlemesi. TTB'nin buradaki rolü, bu bağı her kürsüde, her verili raporla görünür kılmak.

Genç yoldaşlar için somut görevler

  • Zirveyi tanı, katıl. hiz2026.org üzerinden kayıt formunu ve bulunduğun kentteki yerel meclisi öğren. Antalya'ya gidemiyorsan, kendi kentindeki meclise katıl.
  • Kendi işyerinden bak. Çalıştığın ya da staj yaptığın yerde sıcak stresine karşı ne önlem var? Su, gölge, mola, sıcak saatlerde çalışmaya ara verme hakkı var mı? Bu soruları sendikana, işyeri temsilcine taşı. İklim mücadelesinin en somut hâli budur.
  • Haritanı çıkar. Kentindeki santralleri, maden sahalarını, hava kalitesi istasyonlarını ve en çok etkilenen mahalleleri listele. Kimin bacası, kimin mahallesine tütüyor?
  • Sağlık verisini kullan. Tabip odalarının, İSİG Meclisi'nin, Lancet Countdown'ın verilerini sosyal medyada, okulda, işyerinde paylaş. Ezber "iklim duyarlılığı" yerine sayıyla konuş.
  • Madenciyle, santral işçisiyle konuş. Kömürden çıkış talebini onların iş güvencesi talebiyle birlikte dile getir. Adil geçişi "onlar için" değil, "onlarla" savun.
  • COP'u izle, sorgula. 9–20 Kasım boyunca resmî açıklamaları üç soruyla oku: Kimin elinde? Kimin denetiminde? Kimin yararına? Karbon piyasası, yeşil finans, "geçiş yakıtı" gibi ifadelerin arkasındaki mülkiyet ilişkisini bul.
  • Programı tartış. Yukarıdaki iklim programı taslağını sendikanda, meclisinde, okulunda tartış; eksiklerini, yanlışlarını, kendi işyerine ve kentine özgü taleplerini ekle. Programlar masa başında değil, tartışarak olgunlaşır.
  • Zirveden sonrasını planla. Kasım'da tanıştığın insanlarla Aralık'ta ne yapacağını şimdiden düşün. Bir okuma grubu, bir mahalle hava ölçüm çalışması, bir işyeri sıcak stresi anketi.

Teşhis konuldu, sıra tedavide

Hekimlik geleneğinde iyi bir teşhis, tedavinin yarısıdır. TTB'nin açıklaması bu yarıyı tamamlıyor: kriz bilimsel bir gerçektir, nedeni kapitalist birikim rejimidir, piyasa çözümleri sahtedir. Öteki yarı, tedavi, hiçbir meslek örgütünün tek başına yazabileceği bir reçete değil.

O reçeteyi işçi sınıfı yazacak: madende, santralde, tarlada, şantiyede, hastanede, okulda. Çünkü atmosferi kirleten mülkiyet ilişkisini değiştirebilecek tek toplumsal güç, o mülkiyetin dışında bırakılmış ama bütün zenginliği üretenlerdir. Reşit Kibar davasında gördüğümüz gibi, doğayı savunmak bu ülkede bedel ödetiyor; o bedeli tek başına değil, örgütlü olarak ödeyenler kazanır.

Antalya'da Kasım'da iki masa kurulacak. Birinde gezegenin geleceği pazarlık konusu olacak; ötekinde gezegenin geleceği bir hak olarak savunulacak. Hangisinde oturacağımız belli. Asıl soru, o masadan kalkınca nereye gideceğimiz.

Ateşi ölçmek yetmez, yoldaşlar. Ateşi düşürmek gerekiyor; ateşin kaynağını kurutmak gerekiyor.

Birleşen halklar kazanacak, yaşam sürecek. Örgütlenen sınıf kazanacak, gezegen yaşayacak.


Kaynaklar

Destek açıklamaları, kentlerdeki buluşmalar ve basındaki tartışmalara ilişkin kaynaklar, "Destek açıklamaları, çağrılar ve buluşmalar" bölümünde tarih sırasıyla bağlantılı olarak verilmiştir.

Bilgi Müşterekleri'nden ilgili yazılar
Etiketler:#ekoloji#ekolojizirvesi#sağlık#iklim#haklar#sınıf#ttb#cop31#antalya#dünya

İlgili Başlıklar

Haber Bülteni Aboneliği