Demir Küçükaydın'ı Genç Yoldaşlara Anlatmak
Hücreden Bloğa, Kıvılcımlı'dan Robotlara Bir Devrimci Ömür

Demir'den Kapılar: Demir Küçükaydın'ı Genç Yoldaşlara Anlatmak
Hücreden bloğa, Kıvılcımlı'dan robotlara: yarım asrı aşan bir devrimci ömür, açık bir arşiv ve dostça bir hesaplaşma
Sevgili Genç Yoldaşlar,
Önce kısaca: Bu yazıda ne var?
Demir Küçükaydın 1949'da Balıkesir Savaştepe'de, Balkan Savaşları'ndan kaçmış Makedon göçmeni bir ailenin oğlu olarak doğdu. Babası Soma'da linyit ocaklarında çalışan bir emekçiydi. Kendisi 68 kuşağının içinden geldi. Gece okulunda sosyoloji okurken gündüzleri yapı işçisi ve örgütçü olarak çalıştı, Dev-Genç'in yönetiminde yer aldı. Hikmet Kıvılcımlı'nın Sosyalist gazetesinin örgütlenmesinde çalıştı, sonra Kıvılcım gazetesini çıkardı. Bu gazetedeki yazılar yüzünden önce onlarca yıl hapse mahkûm oldu, ceza sonra 17 yıla indirildi. Toptaşı'nda, Niğde'de ve Malatya'da yaklaşık on yıl hapis yattı. Niğde'de bir tünel kazma girişimine katıldı, ortaya çıkınca suçu tek başına üstlendi. İstiklal Marşı'nı söylemeyi reddettiği için 15 ay gözlem hücresinde kaldı. 12 Eylül'den sonra Avrupa'ya geçti. Fransa'da ve Almanya'da sürgünde yaşadı, yıllarca gece on iki saat taksi şoförlüğü yaptı ve arta kalan zamanda yazdı.
Bugün 77 yaşında. Hâlâ yazıyor. Demir'den Kapılar adlı bloğunda 1.026 yazı var, doksanı aşkın kitabı ise herkesin ücretsiz indirebileceği biçimde açık duruyor. Son derlemesi Bir Devrimin Eşiğinde: Yazılar 2017–2018 bu ay yayımlandı. Kitap yapay zekâ ve robotik devrimini, insan oluş sürecini, Engels'in ve Kıvılcımlı'nın "yanılgılarını", Harari eleştirisini ve Bitcoin'in ekonomi politiğini ele alıyor. Creative Commons lisanslı ve kalıcı bir DOI numarası taşıyor.
Bu yazıda sırasıyla şunları bulacaksınız:
- Onu Gezi Parkı'nda nasıl tanıdığımızı ve neden hâlâ enerji verdiğini,
- Hayatını bir kronolojiyle, özellikle hapishane yıllarını,
- Hikmet Kıvılcımlı ile ömür boyu süren, hem sadakat hem eleştiri içeren ilişkisini,
- "Demokrat olmak" üzerine yazdıklarını ve bunların özünü,
- Seçim analizlerinin neden değerli olduğunu ve neden zaman zaman yanıldığını,
- Teknoloji merakını ve "emeklerimiz kamu malıdır" ilkesini,
- Bir Devrimin Eşiğinde kitabını,
- Ve sonunda bizim ona yönelttiğimiz eleştirileri. Bunları tam da onun öğrettiği yöntemle yazdık: En sert eleştiri ile en derin saygı bir arada durabilir.
Bu yazı bir anma değil, çünkü Demir Hoca aramızda ve çalışıyor. Bir tanıtım yazısı da sayılmaz, çünkü tanıtımla yetinmiyoruz. Bir yoldaşlık hesaplaşması diyebiliriz.
1. Neden anlatıyoruz?
Türkiye solunda bir hastalık var: İnsanları ya putlaştırıyoruz ya yok sayıyoruz. Demir Küçükaydın ikincisine çok maruz kaldı. Kendisi bunu acı bir dille birçok kez yazdı. Kıvılcımlı üzerine en çok yazan kişi olduğu hâlde bir Kıvılcımlı derlemesine çağrılmadı. 2023 seçimlerinde aylarca uyarı yazıları ve videoları yaptı, "en küçük bir yankı" alamadı. Kadıköy'de bir kültür merkezi, konuşmacılar arasında o olduğu için bir sempozyuma salon vermekten vazgeçti.
Biz onu üç nedenle anlatıyoruz:
- Bir hafıza zinciri olduğu için. Kıvılcımlı'yı, Deniz Gezmiş'in çevresini, 12 Mart'ı, 12 Eylül hapishanelerini, Avrupa'daki göçmen işçi hareketini, Kürt özgürlük hareketinin basınını, Gezi forumlarını tek bir ömürde birleştiren az insan kaldı.
- Bir yöntem öğrettiği için. Kavramları tanımlamadan tartışmamayı, seçimi "kim kaç oy aldı" diye değil "güçler nasıl konumlandı" diye okumayı, yazıyı hamaset için değil gelecek kuşaklara bir ders bırakmak için yazmayı öğretiyor.
- Bilgi müştereklerinin canlı bir örneği olduğu için. Hiçbir yayınevinin basmadığı kitaplarını kendisi derledi, kendisi dizdi ve herkese açtı. Bilgi Müşterekleri olarak savunduğumuz şeyi o yıllardır tek başına yapıyor.
2. Gezi'de bir "amca": Onu nasıl tanıdık?
Demir Hoca ile Gezi Parkı'nda tanıştık. Haziran 2013'te 64 yaşına basıyordu. Biz onu çadırların, forumların ve dayanışma mutfaklarının arasında, elinde telefonu, yanında gençlerle konuşurken gördük. Yaşına rağmen enerjisine, teknolojiye bu kadar meraklı olmasına ve gençlerin dilini bu kadar çabuk öğrenmesine hayran kaldık. Onun enerjisi hepimize enerji verdi.
İşin ironik yanı, kendisinin o günlerde başka türlü düşünmesiydi. Direnişin ilk günü bloğuna şunu yazmıştı: Beyoğlu'na gitse belki daha fazla gözlem yapabilirdi, ama orada "amca sen kenarda dur" diyen gençlerin yanında ayak bağı olmaktan öteye geçemezdi. En iyi katkıyı bilgisayarın başında yazarak yapabileceğini düşünüyordu (Gezi Parkı Direnişi Notları ve Dersleri, 1 Haziran 2013).
Hem yazdı hem geldi. Kendi deyişiyle Gezi'nin hemen her günü yazdı ve bildiği kadarıyla Gezi döneminde en çok yazan kişi oldu. Bu yazılar sonradan Gezi Direnişi Yazıları (1 Haziran – 29 Temmuz) adıyla kitaplaştı. Parklar ve forumlar dönemine geçildiğinde forum listelerini tek tek derledi, "Gezi'nin Bakiyesi" çalıştaylarına katıldı. Gezi sonrasında yazdıklarının tamamını bir derleme sayfasında topladı.
Gezi hakkındaki hükmü de sertti. Altıncı yıl derlemesinin sunuşunda Gezi'nin hem yenildiğini hem de "ne örgütsel ne politik ne teorik ne programatik" bir birikim bırakmadığını yazdı. Ona göre Paris Komünü yenilmişti ama Marx'ın analizi sayesinde bir ders bırakmıştı. Gezi'nin böyle bir analizi yoktu (Gezi Hareketinin Dersleri ve Analizi, 2019). Bu hükme tamamen katılmayabilirsiniz. Ama içinde bulunduğu bir hareketi övmek yerine ondan ders çıkarmaya çalışan bir devrimciyi ciddiye almak gerekir.
3. Bir hayat: Kronoloji
Aşağıdaki kronoloji Biyografya ve Aktüel Sanat sayfalarına (ikisi de Küçükaydın'ın kendi aktardıklarına dayanıyor), Kitapyurdu yazar özgeçmişine, Halka Dergi söyleşisine ve kendi blog yazılarına dayanıyor.
| Dönem | Olay |
|---|---|
| 10 Haziran 1949 | Balıkesir Savaştepe'de doğdu. Aile Balkan Savaşları'ndan kaçmış Makedon göçmenleri. İki yaşında Soma'ya taşındılar. Babası Garp Linyitleri'nde çalışıyordu ve Soma'da TİP'in kurucularındandı. |
| Lise yılları | Balıkesir Lisesi'nde yatılı okudu, son sınıfta Karşıyaka Erkek Lisesi'ne geçti. Karşıyaka'da TİP'e üye oldu. |
| 1967–1968 | İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümünün gece programına kaydoldu. 68 işgallerine katıldı, Deniz Gezmiş'in çevresiyle birlikte hareket etti. Diplomasını almamayı seçti. |
| 1968–1970 | Dev-Genç'in yönetim organlarına seçildi. Sendikacı İsmet Demir ile birlikte santral, çimento fabrikası, rafineri ve opera şantiyelerinde soğuk demirci ve örgütçü olarak çalıştı, Yapı İşçileri Sendikası'nın örgütlenmesine katkı verdi. |
| 1970'lerin başı | Filistin'de Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi'nin yanında gerilla eğitimi aldı. Yaklaşık dört buçuk ay sonra döndü. Karkamış sınır kapısında yakalandı, işkence gördü, Nizip ve Antep cezaevlerinde tutuldu. |
| 12 Mart dönemi | Dev-Genç İstanbul davasında Davutpaşa Kışlası'nda yaklaşık beş ay tutuklu kaldı. |
| 1970'ler | Kıvılcımlı'nın Sosyalist gazetesinin örgütlenmesinde çalıştı. Kıvılcımlı'nın ölümünden sonra onun çizgisini sürdüren Kıvılcım gazetesini altı sayı çıkardı. |
| 1974 sonrası | Ecevit hükümeti Kıvılcım'ı Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne verdi. İlk ceza 36 yıl olarak aktarılır (kendisi alaycı bir dille "yüz yıl" der), sonradan 17 yıla indirildi. |
| Hapishane yılları | Toptaşı'nda yaklaşık bir buçuk yıl, Niğde'de yedi yıl yattı. Elli metrelik bir tünel kazma girişimine katıldı, girişim ortaya çıkınca sorumluluğu üstlendi ve hücre cezası aldı. 12 Eylül idamlarını protesto ettiği için yeniden hücreye kondu, cumhurbaşkanına hakaretten yargılandı. Malatya E Tipi'nde 15 ay gözlem hücresinde kaldı. |
| 1984 civarı | Tahliyeden sonra Sarıkamış'a askere gönderildi. Hava değişimi aldı ve Dördüncü Enternasyonal'in yardımıyla yurt dışına çıktı. |
| Fransa | Siyasi mülteci oldu. Dördüncü Enternasyonal'in Fransa seksiyonu LCR ile çalıştı. |
| Almanya | Türkiyeli işçilerin yoğun olduğu Almanya'ya geçti, GİM ile çalıştı, taksi şoförlüğü yaptı. Göçmenler için Ne Yapmalı dergisini çıkardı. Devrimci Marksist Tartışma Defterleri'ne ve Sosyalizmin Sorunları'na yazdı. |
| 1992–2003 | Özgür Gündem'de, sonra Özgür Politika'da haftalık köşe yazıları yazdı. Bu dönemde Kürt özgürlük hareketiyle yakın bir teorik ve politik ilişki kurdu. |
| 1990'ların sonu – 2000'ler | İnternet yeni yaygınlaşırken Kürdistanlı Sosyalist Forumu, Tarihsel Maddecilik ve Sosyalizmin Sorunları, Yeni Serbest Kürsü ve Yazılar ve Yankıları forumlarını yönetti. Köxüz internet dergisini kurdu. |
| 2001 | Almanya'da Wremen yakınlarında yapılan Hikmet Kıvılcımlı Sempozyumu'nu örgütledi. Katılımcılar için Kıvılcımlı'nın bütün eserlerini ve klasiklerin arşivini içeren bir CD hazırladı. |
| 2004–2007 | Ortadoğu İçin Demokrasi Manifestosu'nu yazdı. Marksizmin Marksist Eleştirisi (Versus, 2007) ve Tersinden Kemalizm: İsmail Beşikçi Eleştirisi (Araf) yayımlandı. |
| 2012–2013 | İstanbul'da Mimar Sinan Üniversitesi'nde yapılan ikinci büyük Kıvılcımlı Sempozyumu'nun örgütleyicilerinden biri oldu. |
| 2013 | Gezi'de sokakta ve yazıda yer aldı. |
| 2017–2018 | Steemit'te "Bir Devrimin Eşiğinde" dizisini yazdı. 2018 seçim kampanyası sırasında inme geçirdi. |
| 2022–2023 | Başkanlık seçimi için 40'a yakın yazı ve video yaptı. Bunları Kassandra'nın Laneti başlığıyla derledi. |
| 2025–2026 | Bütün kitaplarını ve arşivlerini indirilebilir hâle getirdi. Görüşlerini ChatGPT'ye özetletip bu özeti düzelterek yayımladı. Ekim 2026'da Bir Devrimin Eşiğinde yayımlandı. |
4. Hapishane yılları: Bir kuşağın okulu
Genç yoldaşlar, bir rakama dikkat edin: Altı sayılık bir gazete için verilen 17 yıllık bir ceza ve fiilen yatılan on yıl.
Bu bir "yazı suçu" davasıydı. Kıvılcımlı 1971'de öldükten sonra Demir Küçükaydın ve arkadaşları onun yazılarını ve çizgisini Kıvılcım gazetesinde yayımladılar. Gazetenin çıktığı dönemde Türkiye'yi bir "sol" hükümet, Ecevit hükümeti yönetiyordu. Gazeteyi DGM'ye gönderen de bu hükümetti. Demir Hoca bunu yıllar sonra şöyle özetledi: Kıvılcımlı'nın fikirleri yüzünden Kıvılcımlı'dan sonra en çok hapis yatan kişi olmuştu (Hikmet Kıvılcımlı Kitabı Üzerine, 2017).
Hapishane yıllarından üç sahne öğretici:
- Niğde'de tünel. Bir grup tutsak elli metrelik bir kaçış tüneli kazdı. Tünel bulununca Demir Hoca sorumluluğu üstlendi ve hücre cezası aldı. Kolektif bir eylemin bedelini bireysel olarak omuzlamak, o kuşağın ahlakıydı.
- 12 Eylül idamlarına karşı. Cunta idamlara başladığında hücreden protesto etti. Bunun karşılığı yeni bir hücre cezası ve bir "hakaret" davası oldu.
- Malatya'da 15 ay. İstiklal Marşı'nı söylemeyi reddettiği için 15 ay gözlem hücresinde tutuldu. Bu tavrın kaynağı inatçılık değildi. Yıllar sonra kuramsallaştırdığı bir fikri o gün bedeniyle savunuyordu: Devletin bir ulusa, bir dile ya da bir soya bağlanmasını reddetmek. "Türk olmakla demokrat olmak bağdaşmaz" önermesini yazmadan önce yaşamıştı.
Hapishane onun için aynı zamanda bir okuldu. Kıvılcımlı'nın da hayatının 22 yılını zindanda geçirdiğini, buna rağmen ya da tam da bu yüzden büyük bir teorisyen olduğunu yazarken kendi deneyimini de anlatıyordu. Niğde'nin bu kuşak için ne anlama geldiğini, yıllar sonra, kuşak arkadaşı ve sert biçimde eleştirdiği Ertuğrul Kürkçü'yü savunmak için yazdığı yazıda da görürsünüz (Ertuğrul Kürkçü'yü Savunmak, Mart 2026). O yazıda bugünkü sola bir ilke hatırlatıyor: Bir insanı teorik ve politik olarak en sert biçimde eleştirmek, onunla yoldaşça ve dostça bir ilişki sürdürmeye engel değildir. Ona göre bu iki tutum bir arada bulunabilir ve bulunmalıdır.
Bu ilkeyi aklınızda tutun. Yazının son bölümünde ona aynısını uygulayacağız.
5. Kıvılcımlı ile ömür boyu süren bir diyalog
Hikmet Kıvılcımlı'yı (1902–1971) bu sitede ayrıca anlatmamız gerekecek. Kısaca söylersek, Türkiye'den çıkmış en özgün Marksist tarih ve toplum kuramcısıdır. "Tarih tezi" ile barbarların tarihteki devrimci rolünü, "komün" kavramıyla ilkel topluluk ilişkilerinin binlerce yıl sonra bile tarihi biçimlendirdiğini savundu. Hayatının 22 yılını zindanlarda geçirdi.
Demir Küçükaydın'ın Kıvılcımlı ile ilişkisi üç katmanlıdır.
5.1. Koruyucu ve yayıcı
1970'lerde Kıvılcımlı'yı karalayan "eleştirilere" yanıt verdi: Mihri Belli'nin ve Murat Belge'nin Kıvılcımlı eleştirilerinin eleştirisi (1976) bunlardandır. 1978'de, henüz cezaevi yıllarının içindeyken, "Marksist-Leninist Öğretinin Gelişimi ve Hikmet Kıvılcımlı" yazısını yazdı. O yazı Lenin'in bir sözüyle açılır: Marx'ın teorisi tamamlanmış ve dokunulmaz bir şey değildir, sosyalistlerin her yönde geliştirmesi gereken bir bilimin temel taşıdır. Yazı, "geri bir ülkenin zindanlarında 22 yıl geçirmiş birinin teoriye ne katkısı olabilir?" diye kıs kıs gülenlere yanıttır.
2001'de Almanya'da Kıvılcımlı sempozyumunu örgütledi ve onun bütün eserlerini bir CD'de topladı. Bu CD bugün de indirilebilir durumda. 2012–2013'te İstanbul'daki ikinci sempozyumu örgütledi. Kıvılcımlı üzerine elli yılda yazdıklarını Kıvılcımlı Üzerine Yazılar (1975–2012) adıyla derledi.
5.2. Eleştirmen: "Kıvılcımlı'yı eleştiren biz değiliz, bizdeki Kıvılcımlı'dır"
Demir Hoca Kıvılcımlı'yı en çok savunan kişi olduğu kadar, onu en sert eleştiren kişidir de. 2012'de yazdığı yazının başlığı şaşırtıcıdır: "Kıvılcımlı Niçin ve Nasıl Bir Gerici Milliyetçiydi?". Yazının mantığı şöyle: Kıvılcımlı'nın milliyetçiliğe karşı en önemli eseri sayılan İhtiyat Kuvvet: Milliyet (Şark), Marx'ın "Başkalarını ezen bir halk kendisi özgür olamaz" sözüyle açılır. Küçükaydın'a göre bu söz bile "halkı" dil, din ve soyla tanımlanan bir topluluk olarak varsayar, dolayısıyla gerici bir millet kavramına dayanır. Bu söze dayanan Kıvılcımlı da, ona dayanan yüz binlerce sosyalist de, bir zamanlar bu görüşü savunan Küçükaydın'ın kendisi de bu anlamda "gerici milliyetçidir".
Yazının en güzel cümlesi şudur: Kıvılcımlı'yı okumuş olmasaydık onu böyle eleştiremezdik. Burada Kıvılcımlı'yı eleştiren biz değiliz, bizdeki Kıvılcımlı'dır. Kıvılcımlı'nın anısını yaşatmanın yolu, ona göre, onu en acımasız biçimde eleştirmekti.
Aynı tutumla 42. ölüm yıldönümünde Kıvılcımlı'nın tarih ve toplum teorisine katkılarının eleştirel bir değerlendirmesini yayımladı. Bu yazıda, Kıvılcımlı'nın son siyasi yazılarına bakıldığında "tipik bir Stalinist ve Türk milliyetçisi" izlenimi doğduğunu açıkça kabul eder. Ama Marx'ın "öz ile görünüm aynı olsaydı bilim gereksiz olurdu" sözünü hatırlatarak, Kıvılcımlı'nın Marx-Engels'ten sonra hiçbir Marksistin yapmadığı ölçüde büyük katkılar yaptığını savunur. Ona göre bu katkıların başında Marksizmi bir felsefe ya da ekonomi doktrini olarak değil, bir tarih ve toplum bilimi olarak kavramak gelir.
Hoca, Kıvılcımlı'nın mirasçısı geçinenlere karşı da serttir. Ona göre ordu-bürokrasi, Deniz Gezmiş'e ve Che'ye yaptığı gibi Kıvılcımlı'nın da içini boşaltıp onu "ulusalcılığın sembollerinden biri" hâline getirmeye çalıştı ve bunda büyük ölçüde başarılı oldu. Ama Kıvılcımlı'nın ruhu, katılanların çoğu farkında olmasa da, Gezi'deydi.
5.3. Aşmaya çalışan: "Komün, kayıp halkadır"
2019'da yeniden yayımladığı 2001 sempozyum bildirisinde Kıvılcımlı'nın "komün" kavramını bugünün anahtarı olarak sunar. Acemoğlu'nun "neden bazı uluslar merkezi-bürokratik devletlerin egemenliğinde kalıyor?" sorusunun, Weber'in "neden Protestanlık?" sorusunun ve "neden Türkiye'de en küçük bir demokratik dönüşüm olmuyor?" sorusunun yanıtı ona göre komündedir: binlerce yıllık uygarlık merkezlerinde komünün kazınmışlığında.
Bir Devrimin Eşiğinde'de ise başka bir alanda Kıvılcımlı ile tartışır. Kıvılcımlı'nın, ateşin insan oluş sürecindeki önemini birçok paleoantropologdan önce gördüğünü teslim eder, ama bu süreci açıklarken düştüğü "yanılgıları" iki uzun bölümde ele alır (bkz. 9. bölüm).
2023'te Garbis Altınoğlu'nun Kıvılcımlı'yı koca bir kitapla eleştirmesini, Kıvılcımlı'ya yapılabilecek "en yüksek değer verme" olarak selamlar. Kıvılcımlı'yı "saygıyla" anıp tek satırını tartışmayanların karşısına onu ciddiye alıp eleştirenleri koyar.
Bu bölümden genç yoldaşlara kalacak ders şu: Bir ustaya sadakat, onun sözlerini tekrarlamak değil, onun yöntemiyle onun sınırlarını aşmaya çalışmaktır.
6. "Demokrat olmak": Bir kavramın peşinde yirmi yıl
Demir Hoca'nın bloğundaki en ısrarlı izlek, "demokrat" ve "demokrasi" kavramlarının tanımıdır. Bu sözcükleri başlığında taşıyan onlarca yazı var. Birkaçı:
- Radikal Demokratlara veya Gerçekten Demokratlara Çağrı (2014)
- Demokratlar İçin Altın Kurallar (2014)
- Sosyalist ve Demokratların Temel Sorunu (2014)
- Türkiye'de Niçin Demokratik Bir Hareket veya Parti Yoktur? (2015)
- Sosyalistler ve Demokratlar HDP'yi Niçin ve Nasıl Savunmalı? (2015)
- Demokrasi Nedir ve Türkiye'de Demokrat Var mı? (2016)
- Dünya'da ve Türkiye'de Neden Güçlü Demokratik Hareketler Yoktur? (2015/2017)
- Demokratlar ve Seçimler – Teori, Program, Strateji, Taktikler (2018)
- Halkların Demokratik Kongresi üzerine not dizisi (ilki, 2011)
6.1. Tanım: Demokrasi biçimsel eşitliktir
Demir Hoca'nın başlangıç noktası Lenin'den alınmış bir tanımdır: Demokrasi biçimsel eşitlik demektir. Dili, dini, soyu, siyasi görüşü ve kültürü ne olursa olsun herkes hukuk önünde eşittir. Hiçbir dil, din ya da soy ötekilerden ayrıcalıklı değildir. Bu biçimsel eşitliğin ötesi sosyalizmdir, yani toplumsal ve iktisadi "gerçek eşitlik". Onun da ötesi, eşitlik kavramının kendisinin aşıldığı komünizmdir.
Buradan iki sarsıcı sonuç çıkarır:
- "Türk demokrasisi" bir çelişkidir. "Köşeli daire" gibi bir oksimorondur. Bir ulus Türklükle (ya da Kürtlükle, Fransızlıkla) tanımlanmışsa, devlet ne kadar "demokratik" işlerse işlesin, bu demokrasi antik kentlerdeki köle sahiplerinin demokrasisine benzer: Türklerin demokrasisidir ve Türk olmayanların eşitsizliği demektir.
- Demokratik özlemi olmak ile demokrat olmak aynı şey değildir. Bunu Alevi örneğiyle açıklar. Aleviler, Sünnilikle tanımlanmış bir devlet yüzünden ezildikleri için demokratik özlemlerle direnir. Ama "devlet cemevlerini tanısın" diye talep ettiklerinde, devletin inanca karışmasını kabul edip onu esneten demokratik olmayan bir talepte bulunmuş olurlar. Demokratça talep Diyanet'in kaldırılması ve devletin bu alandan tamamen çekilmesidir. Aynı ölçüt Kürt hareketine de uygulanır. Ona göre hareketin en sol kesiminin programı bile, ulusun bir dille ve tarihle tanımlanmasına karşı çıkmadığı için tam anlamıyla demokratik değildir.
Bu yüzden şu cümleyi yazmaktan çekinmez: "Türkiye'de demokrat yoktur." Bir gazeteci dostunun "bu genelleme senin tarzın değil" itirazına verdiği yanıtta bu önermenin bilinçli bir sivrilik olduğunu söyler. Amacı muhataplarını temel kavramları ve programı tartışmaya çekmektir.
6.2. Altın kural: Devlet suçludur
Kobani protestolarının ardından, kendine demokrat diyenlerin bile göstericileri suçladığı bir ortamda şu ilkeyi önerdi: Sıradan yurttaş için "aksi kanıtlanıncaya kadar herkes suçsuzdur" kuralı geçerlidir. Türkiye'de devlet ve hükümet söz konusu olduğunda ise kural tersine işler: Aksi bağımsız bir mahkemece kanıtlanıncaya kadar devlet suçludur. Suçsuzluğunu kanıtlamak devletin görevidir. Türkiye'de demokrasi mücadelesi veren biri bu kurala uyarsa, ani karar gerektiren durumlarda hata yapma olasılığı neredeyse sıfıra iner (Demokratlar İçin Altın Kurallar).
Bugün kayyımlar, Can Atalay davası, gazete kapatmaları ve "terör" etiketiyle yürüyen yargılamalar karşısında bu kural hâlâ ilk akla gelmesi gereken pusuladır.
6.3. Program: Dünya cumhuriyeti
Bu demokrasi anlayışının programdaki karşılığını kendisi şöyle özetliyor: Ulusal olan bütünüyle özel alana çekilmeli. Diyanet kaldırılmalı. Yöneticiler seçilmeli, geri çağrılabilmeli ve ortalama işçi ücreti almalı. Atanmış vali ve kaymakamlar kaldırılmalı. Güvenlik güçleri seçilmiş yerel organlara bağlanmalı. Devlet ve şirket sırları kaldırılmalı. Sınırlar emekçiler için açılmalı. Bütün bunlar en sonunda ulus körü bir dünya cumhuriyetinde birleşmeli. Kendi seçtiği metinlerden yapay zekâya yaptırdığı sistematik özette bu program açık biçimde görülüyor.
Bu talep listesinin Paris Komünü'nden ve Marx'ın Fransa'da İç Savaş'ından geldiğini görmek zor değil. Demir Hoca'nın katkısı, bu programı bugünün ulus-devletler dünyasına karşı radikal biçimde yeniden okumasıdır. Biz bu programın büyük kısmını paylaşıyoruz. Nerede ayrıldığımızı son bölümde anlatacağız.
7. Seçim analizleri: Fotoğrafı değil, savaşı okumak
Demir Hoca'nın seçim yazıları 1979'dan bugüne uzanır. 2014'e kadar olanları Seçim Yazıları adlı bir derlemede topladı. Sonrası bloğunda duruyor: 2015'in iki seçimi, 2017 referandumu, 2018, 2019 ve 2023. Bu yazıların genç yoldaşlar için değeri, tek tek tahminlerden çok yöntemde yatıyor.
7.1. Yöntemin dört ilkesi
1. Seçim savaşın kendisi değil, savaşın o anki fotoğrafıdır. Seçimi değerlendirenlerin temel yanlışı, seçimin kendisini mücadele sanıp analizi oy kayıpları ve kazançları, kampanya taktikleri ve aday seçimi üzerinden yapmaktır. Doğru analiz, toplumsal güçlerin çıkarlarını, nasıl konumlandıklarını ve stratejilerini çözer. Oylara yansıyan, bu konumlanışın sonucudur (Seçim Sonuçları ve Metodoloji, 2015).
2. Analizlerde adı geçmeyen belirleyici güç. 7 Haziran ile 1 Kasım 2015 arasındaki farkı açıklarken kimsenin hesaba katmadığı bir aktöre dikkat çeker: ordu ve "devlet partisi". 7 Haziran öncesinde Genelkurmay'ın Erdoğan'ın arkasında olmadığını "erbabının anlayacağı dille" gösterdiğini, 1 Kasım öncesinde ise bu konumlanışın tersine döndüğünü yazar. HDP'nin kampanya yapamaması, binalarının yakılması, Suruç ve Ankara katliamları ona göre bu yer değiştirmenin sonuçlarıdır (Seçim Sonuçları Analizlerinde Hiç Söz Edilmeyen Belirleyici Güç). 2016 sonrasında açıkça kurulan Erdoğan–ulusalcı ittifakı bu okumayı geriye dönük olarak güçlendirdi.
3. Hukuki ad ile politik öz farklıdır. Daha Nisan 2015'te "7 Haziran Seçim Değil Referandumdur" diye yazdı. Ona göre o seçimde oylanan, hangi partinin ne kadar oy alacağı değil, 12 Eylül'den kalma barajlı sistem ile denetimsiz bir başkanlık rejimi arasındaki tercihti. Seçime "seçim" demek, gerillaya "terörist" demek gibi, ezilenlerin değil egemenlerin tanımını kabul etmek olurdu. 2017 referandumundan sonra aynı tezi "Erdoğan Referandumu Kaybetmişti – 7 Haziran Seçim Değil Bir Referandumdu" yazısıyla yineledi.
4. Başarının ölçüsü oy değildir. 2018'den sonra herkes CHP'yi başarısız, HDP'yi başarılı ilan ederken o tersini yazdı: "Seçimler ve Sonrası Üzerine: CHP Başarılı, HDP Başarısızdır". Mantığı şuydu: Bir devrimci için başarının ölçüsü, ezilenlerin öz örgütlenmesine, siyasal eğitimine ve harekete geçmesine ne katıldığıdır. Oy sayısından başarı çıkarmak "parlamenter budalalığı" yeniden üretmektir. CHP'yi bir "sol parti" sanıp başarısız bulmak da yanlıştır. CHP, devletin yaşamasını kendi başına amaç edinmiş bir devlet partisidir. Bu partinin başarısı, demokrasi özlemi taşıyan yığınları kendi bayrağı altında toplayıp devlet sınıflarının yedeğinde tutabilmesiyle ölçülür. Bu ölçüyle CHP başarılı olmuştur.
7.2. Tahminler: İsabetler ve ıskalar
Dürüst olmak gerekiyor: Hoca'nın yöntemi güçlü, ama her öngörüsü tutmadı.
- İsabetler. 7 Haziran'ın bir plebisit olarak okunması, 1 Kasım'da ordunun konumunun değiştiğinin saptanması ve 2018'de "CHP başarılıdır" tespiti zamanla doğrulandı. 2018'de seçim günü için önerdiği somut eylem de sahici bir öneriydi: Sonuçları YSK'nın ve TRT'nin önünde toplanarak izlemek. Ona göre bu, sokakların çetelere bırakılmasını önleyecek ve CHP yönetiminin korkaklığını telafi edecekti.
- Iskalar. 27 Mayıs 2023'teki son öngörüsünde, ipuçlarının Kılıçdaroğlu'nun ikinci turu alabileceğini gösterdiğini yazdı. Kılıçdaroğlu kaybetti. Hoca ardından yayımladığı Kassandra'nın Laneti'nde asıl önerisinin (HDP'nin bağımsız bir stratejiyle muhalefetin yenilgi taşlarını döşemesine son vermesi) yenilgiyle doğrulandığını savundu. Bu savunmanın haklı bir yanı var, ama son günkü öngörü yanlıştı. Bunu söylemek onun değerini azaltmaz. Aksine, onun öğrettiği yöntem tam da öngörülerin olgularla sınanmasını ve yanlış olanların terk edilmesini ister.
Genç yoldaşlara buradan kalacak olan şu: Seçim gecesi ekranlardaki yüzdelere değil, seçimden önceki ve sonraki altı ayda güçlerin nasıl yer değiştirdiğine bakın.
8. Teknoloji merakı ve "emeklerimiz kamu malıdır"
Gezi'de bizi en çok şaşırtan şeyin onun teknoloji merakı olduğunu söylemiştik. Bu merak bir süs değil, bir yöntem.
- 1990'ların sonunda, internet henüz yaygın değilken tartışma forumları kurup yönetti. Klasiklerin internetteki arşivini "özel bir programla" kopyaladı ve kaybolmaktan kurtardı.
- 2011'de Tahrir'i El Cezire'nin canlı yayınlarından izleyerek neredeyse dakika dakika yorumladı.
- 2017'de "Bir Devrimin Eşiğinde" dizisini, yazarları kripto parayla ödüllendiren bir blok zinciri platformu olan Steemit'te yayımladı. Aynı yıl Bitcoin'in ekonomi politiği üzerine yedi yazılık bir dizi yazdı.
- 2018'de "Bitcoin, Blockchain ve Seçim Hilelerini Engellemek" yazısında seçim güvenliği için blok zinciri önerdi.
- 2022'de seçim stratejisini önce Clubhouse'ta tartışmaya açtı, sonra 21 video ile anlattı. YouTube kanalı ve SoundCloud'da podcast'i var.
- 2026'da okurlarının "çok uzun yazıyorsun" şikâyetine yanıt olarak kendi görüşlerini ChatGPT'ye özetletti. Herkes yapay zekâya iş yaptırıp kendi işiymiş gibi sunarken o tersini yaptı: Yapay zekânın yaptığı özeti adıyla yayımladı, ilk dört paragrafını kalın harflerle düzelterek nerede yanıldığını gösterdi (yazı). Yapay zekâ ile şeffaf ve dürüst çalışmanın küçük ama örnek bir modeli.
- 2026'da Bir Devrimin Eşiğinde'yi CC BY 4.0 lisansıyla, Zenodo'da kalıcı bir DOI numarasıyla (10.5281/zenodo.23349955), PDF ve EPUB olarak yayımladı.
Hepsinin altında aynı ilke yatıyor: "Her zaman olduğu gibi emeklerimiz kamu malıdır." Doksanı aşkın kitabını, Kıvılcımlı arşivini, forum arşivlerini ve klasikler arşivini kimseden izin almadan, kimseye para ödetmeden herkese açtı.
Bilgi Müşterekleri'nin savunduğu şey tam olarak budur: Bilgi herkesindir. Sermaye genel zekâyı çitleyip modellere hapsederken, 77 yaşında bir devrimcinin kendi ömrünün bütün ürününü açık lisansla dağıtması, sınıf mücadelesinin bilgi alanındaki somut bir pratiğidir. Sosyalist Yapay Zekâ Manifestosu'nda "genel zekânın iadesi" dediğimiz şeyin küçük ölçekli bir örneğidir.
9. Bir Devrimin Eşiğinde: Kitap ne söylüyor?
9.1. Kitabın yapısı
242 sayfalık kitap, Kasım 2017 ile Ocak 2018 arasında yazılmış 20 yazıdan oluşuyor. Yazılar yalnızca yazım ve noktalama açısından düzeltilmiş, içeriğe dokunulmamış. Üç kısım var:
| Kısım | Bölümler | Ana soru |
|---|---|---|
| Bir Devrimin Eşiğinde | 1–10 | Yapay zekâ ve robotik, Neolitik ve Sanayi devrimleri ölçeğinde bir devrim mi? İnsan, toplum ve emek nedir? |
| Harari'nin Sapiens'inin Eleştirisi | 11–13 | Toplumu biyoloji ve psikolojiyle açıklamanın yanlışı nedir, bu yanlışın siyasetteki karşılığı ne? |
| Bitcoin'in Ekonomi Politiği | 14–20 | Dijital bir şey "para" olabilir mi? Bitcoin'in kullanım değeri, değeri ve geleceği nedir? |
9.2. Ana tezler
1. Bu bir "Endüstri 4.0" değil, yeni bir uygarlık eşiği. Hoca, yapay zekâ ve robotik devrimini sanayi devriminin bir aşaması olarak görmeyi reddeder. Ona göre bu devrim, üretici güçlerde Neolitik Devrim, Tarım Devrimi ve Sanayi Devrimi ölçeğinde bir nitelik değişimidir. Farkı hızındadır: Öncekiler binlerce, yüzlerce yıl sürdü, bu on yıllar içinde gerçekleşecektir. 2017'de bu tespit, solun büyük bölümünün konuyu bilim kurgu saydığı bir dönemde yapıldı. Biz bu tespitin özüne katılıyoruz. Yapay Zekâ Çağında Emek kitabımız da benzer bir sezgiden yola çıkıyor.
2. "Robotlar niçin artı değer üretemez?" Kitabın Marksist çekirdeği dördüncü bölümdür. Kapital'in kavram sistemine sadık kalarak şunu söyler: Değeri ve artı değeri yalnızca canlı emek yaratır. Robotlar, ne kadar akıllı olurlarsa olsunlar, sabit sermayedir. Bütün kullanım değerlerini robotların ürettiği bir toplumda artı değer üretimi, dolayısıyla kapitalizm mümkün değildir. Başka gezegenlerde çalışan robot kölelere dayanan bir kapitalizm imgesi, ışık hızını aşan uzay gemileri kadar saçmadır. Bu yüzden ona göre bu devrim "kapitalizmin çanına ot tıkayacak" bir potansiyel taşır.
3. Toplum, ayrı bir varlık biçimidir. Hoca'ya göre toplum, cansız ve canlı varlıktan sonra gelen üçüncü bir varlık biçimidir ve kendine özgü hareket yasaları vardır. Harari'nin temel yanlışı, toplumu biyolojik ve bilişsel kategorilerle ("bilişsel devrim", "ortak kurgular") açıklamaktır. Bu yanlış ona göre akademik değil, siyasidir: Gezi'nin ve Hayır meclislerinin dağılmasından HDP'nin programsız politikalarına kadar uzanan bir çıkışsızlığın kökündedir (13. bölüm: "HDP ve Harari'nin Ortaklıkları").
4. Engels'in ve Kıvılcımlı'nın yanılgıları. Bu, kitabın en tartışmalı bölümü. Hoca'ya göre Engels'in ünlü "Maymundan İnsana Geçişte Emeğin Rolü" denemesi bir kategori hatası yapar. İnsan oluş sürecindeki taş balta ve sopa birer organdır, yani biyolojik kategorilerle ele alınmalıdır. Onları üretim aracı saymak ve "emeğin rolünden" söz etmek, toplum ortaya çıkmadan toplumsal bir kategoriyi kullanmak demektir. Kıvılcımlı ise ateşin önemini antropologlardan önce görmüştür, ama benzer bir karışıklığa düşmüştür.
5. Zorunluluklar âleminden özgürlükler âlemine. Emeğin ortadan kalkması üretimin, dolayısıyla toplumun ortadan kalkması demektir. Bu yüzden Marx'ın "özgürlükler âlemi" ona göre yeni bir toplum biçimi değil, toplumsalın aşılmasıdır. Hoca bunun bir umut olduğu kadar bir tehlike de olduğunu yazar: Bu devrim, ulus-devletlerin ve kapitalist ilişkilerin "kalın kabuğunu" kıramazsa, yumurtanın içinde doğamayan civciv gibi insanlığı da yok edebilir.
6. Bitcoin. Hoca, dijital nesnelerin emeksiz çoğaltılabildiği için normalde değeri olmadığını, ancak tekelle ve yasakla değerli kılınabildiğini söyleyerek başlar. Bitcoin'i bunun bir istisnası olarak görür. Ona göre madencilik sayesinde içinde "gerçek bir emek-değer yoğunlaşması" vardır, genel eşdeğer olmak için gereken bütün fiziksel özelliklere sahiptir ve devletlerin ve bankaların hiçten para yaratmasına karşı bir araç olarak doğmuştur. Devletlerin, bankacıların ve "devletçi-milliyetçi Marksistlerin" Bitcoin'e karşı kendiliğinden bir ittifak kurduğunu gözler. Dizi, Bitcoin topluluğunun "Hodl!" (satmadan tut) sloganının ağ etkisi üzerinden çözümlenmesiyle biter.
9.3. Kitabın değeri
Bu kitap, solun yapay zekâyı ya hiç görmediği ya "işimizi alacak" korkusuyla ya da "her şeyi çözecek" hayaliyle konuştuğu bir dönemde, Kapital'in kategorileriyle düşünmeye çalışan erken ve cesur bir girişimdir. Robotların değer yaratmadığı tezi bugün fiziksel yapay zekâ tartışmalarında ve Musk'ın "bolluk" vaatlerine karşı yaptığımız eleştirilerde kullandığımız temel bir araçtır. Toplumun biyolojiye indirgenemeyeceği ısrarı, Harari'den teknoloji vaizlerine uzanan "insan doğası" anlatılarına karşı sağlam bir panzehirdir.
Kitabın neyi iyi, neyi eksik gördüğünü de bir sonraki bölümde tartışıyoruz.
10. Dostça ama sert: Eleştirilerimiz
Başta Demir Hoca'nın kendi ilkesini hatırlatmıştık: Bir insanı en sert biçimde eleştirmek ile onunla yoldaşça bir ilişki sürdürmek bir arada bulunabilir. Kıvılcımlı'ya "bizdeki Kıvılcımlı" ile nasıl baktıysa, biz de ona bizdeki Demir Küçükaydın ile bakmaya çalışıyoruz. Aşağıdaki eleştiriler, işçi sınıfının bağımsız örgütlenmesini, Leninist parti anlayışını ve sosyalist inşa deneyimlerine eleştirel ama sahiplenici bir bakışı esas alan bir Marksist-Leninist çizgiden yazıldı.
10.1. Tablo: Nerede birleşiyor, nerede ayrılıyoruz?
| Demir Hoca ne diyor? | Bizim itirazımız |
|---|---|
| Demokrasi biçimsel eşitliktir ve devrimin ilk görevi, devletin her dilden, dinden ve soydan arındırılmasıdır. Sosyalistler 2021 yazısının başlığındaki gibi "sınıf değil kimlik politikası" yapmalıdır. | Biçimsel eşitlik için mücadeleyi paylaşıyoruz. Ama demokrasi mücadelesinin öznesi kim olacak? İşçi sınıfı kendi bağımsız örgütüyle bu mücadeleye önderlik etmezse, en radikal demokratik program bile liberal muhalefetin ya da ezilen ulus burjuvazisinin ufkunda kalır. Demokratik görevler sınıf mücadelesinin yerine geçmez, onun bir parçasıdır. |
| Marx'ın "Başkalarını ezen halk özgür olamaz" sözü bile gerici bir millet kavramına dayanır. Her ulusçuluk, en demokratiği bile, artık gericidir. | Lenin'in ezen ulus milliyetçiliği ile ezilen ulus milliyetçiliği arasındaki ayrımı ve ulusların kendi kaderini tayin hakkını savunmak, enternasyonalizmin önkoşuludur. "Ulus körü dünya cumhuriyeti" hedefi güzeldir, ama bugün ezilen bir halkın somut hakkını gelecekteki soyut bir eşitliğe ertelemek pratikte ezen ulusun işine yarar. |
| Türkiye'de esas egemen burjuvazi değil, devlettir ("askeri-bürokratik oligarşi", "Şark devleti"). | Devlet aygıtının göreli özerkliği ve Türkiye'de ordu-bürokrasi geleneğinin ağırlığı gerçektir. Ama devlet, son kertede, sermaye sınıfının iktidarıdır. "Esas düşman devlet" formülü TÜSİAD'ı, MÜSİAD'ı ve finans kapitali gözden kaçırır. Bu da "devlete karşı liberal burjuvaziyle ittifak" stratejisine kapı açar. |
| 2018'de "Millet İttifakı + HDP ortaklığı" önerdi, 2023'te HDP'nin stratejisini muhalefet adayının kazanması üzerine kurdu. | Faşizan bir iktidara karşı taktik ittifaklar gerekebilir. Ama Hoca'nın kendi tespitiyle "devlet partisi" olan CHP'nin önderliğindeki bir blokta emek hareketinin bağımsız sesi kaybolur. Önceliğimiz, emek ve sosyalist güçlerin bağımsız bir cephesidir. |
| Gerekli örgüt tek bir dünya partisidir. O yokken her devrimci kendini onun yerine geçici olarak davranan bir özne gibi görmelidir. | Enternasyonalizm doğrudur. Ama örgüt soyut bir dünya partisiyle ya da tek tek bireylerle değil, her ülkenin işçi sınıfı içinde kök salmış partilerle ve onların dayanışmasıyla kurulur. Hoca'nın kendi ifadesiyle "tecrit edilmesi" ve "en küçük bir yankı" alamaması bireysel bir talihsizlik değil, örgütsüz teorinin kaderidir. Teori ancak yığınlara mal olduğunda maddi güç olur. |
| Rusya ve Çin'i "kapitalist ve bürokratik diktatörlükler", hatta emperyalist olarak niteler, ama ABD-NATO bloğuna karşı dengeleyici oldukları için dünya ölçeğinde onların yanında konumlanmayı önerir. 2026 İran savaşında İran'ın direnişini daha açık destekler. | Emperyalistler arasındaki çelişkiden yararlanmak başka şey, bir emperyalist kampın yanında saf tutmak başka şeydir. NATO'ya karşı mücadele bizim de önceliğimiz. Ama Moskova'nın, Pekin'in ya da Tahran'ın işçilerini ezen rejimlerine "zaman kazandırıcı" bir rol biçmek, işçi sınıfının bağımsız çizgisini kamplardan birine bağlar. Emperyalist savaşa karşı tutumumuz bütün emperyalistlere karşıdır. |
| Din, bir topluluğun sınırlarını ve ilişkilerini düzenleyen üstyapının bütünüdür. Aydınlanma da, demokrasi de "bir dindir". | Üstyapının bütünlüğüne dikkat çekmek değerli. Ama "din" kavramını bu kadar genişletmek, onun egemen sınıfların özgül bir ideoloji biçimi olarak materyalist eleştirisini bulanıklaştırır. Laiklik ve bilimsel dünya görüşü mücadelesi, siyasal İslam'ın yükseldiği bir ülkede kavramsal netlik ister. |
| Sovyet deneyimini esas olarak bürokratik yozlaşma ve demokrasi karşıtlığı üzerinden okur. Bu, Dördüncü Enternasyonal'den gelen bir mirastır. | Sosyalist inşa deneyimlerinin hatalarını ve suçlarını tartışmaktan kaçınmıyoruz. Ama bu deneyimleri toptan "bürokrasi" başlığı altında reddetmek, insanlığın ilk işçi iktidarının kazanımlarını (planlama, sanayileşme, faşizmin yenilgisi, eğitim ve sağlık) ve bunlardan çıkarılacak dersleri de yok sayar. |
10.2. Bir Devrimin Eşiğinde üzerine dört not
1. Zamanlama: 300 hafta geçti. 2017'de Hoca, 250–300 hafta sonra (yani 2022–2023'te) otel temizliğinden aşçılığa ve yaşlı bakımına kadar insanın yaptığı neredeyse her işi yapabilen robotların bir bakıcının yıllık ücretinden daha ucuza mal olacağını, sürücüsüz araçların özel arabayı ve taksi şoförlüğünü yok edeceğini öngördü. Bu tarihler geçti. 2026'da insansı robotlar hâlâ pilot ve deneme aşamasında, taksi şoförlüğü sürüyor. Bu bir "küçük gecikme" değil, kitabın kendi yöntemine göre üzerinde durulması gereken bir sapmadır. Teknik olanak ile kapitalist uygulama arasında bir mesafe var: Sermaye bir teknolojiyi yalnızca daha verimli olduğu için değil, ucuz emeği sömürmekten daha kârlı olduğunda yaygınlaştırır. Dünyanın yoksul ülkelerinden gelen ucuz bakım emeği varken robot bakıcı acele değildir. Göçmen bakım işçisinin ücreti, robotun fiyatıyla yarışan bir sınıf ilişkisidir.
2. Artı değer tezine katılıyoruz, sonucuna katılmıyoruz. Robotların değer yaratmadığı konusunda Hoca ile aynı yerdeyiz. Ama bundan "kapitalizm giderek olanaksız hâle gelecek" sonucunu çıkarmak tehlikeli bir otomatizm taşır. Tekelci kapitalizm, otomasyonun yarattığı kâr oranı baskısını kendiliğinden çözülerek değil, saldırarak karşılar: emeği yoğunlaştırarak, çevre ülkelerden değer transferiyle, platform ve veri rantıyla, zihinsel Taylorizm ve gözetimle. Kapitalizm kendi kendine ölmez. Onu, örgütlü bir sınıf yıkar. Hoca bu tehlikeyi "doğamayan çocuk" metaforuyla sezer, ama öznenin kim olduğu sorusunu kitap boyunca açık bırakır.
3. Bitcoin: Emek-değer mi, enerji israfı mı? Madencilikte harcanan emek ve enerji, toplumsal bir ihtiyacı karşılayan bir kullanım değeri üretmez. Yalnızca kıtlığı yapay olarak sağlamaya yarar. Bu, Marx'ın anlamında "toplumsal olarak gerekli emek" sayılamaz. 2017'de devletlere ve bankalara karşı bir araç olarak görülen Bitcoin, 2024'ten itibaren Wall Street'in borsa yatırım fonlarıyla finans kapitalin portföyüne katıldı. Merkezsizleştirme vaadi, sahipliğin yoğunlaştığı spekülatif bir varlığa dönüştü. "Hodl!" bireysel bir yatırım stratejisidir, bir sınıf stratejisi değildir. (Bu bir yatırım tavsiyesi ya da tavsiye karşıtlığı değildir. Bir ekonomi politik değerlendirmedir.)
4. Engels tartışması açık. Aletleri "organ" sayan tez kışkırtıcı ve tartışılmaya değer. Ama kesin bir hüküm için erken. Günümüz paleoantropolojisi, alet yapımı ile beyin evrimi arasındaki karşılıklı etkileşimi (koevrimi) giderek daha fazla vurguluyor. Bu da Engels'in sezgisinin hiç değilse bir kısmını destekliyor. Biyolojik ile toplumsal arasındaki geçişin kendisi diyalektik bir süreçtir. Keskin bir kategori sınırı çizmek, bu geçişin kendisini görünmez kılabilir.
10.3. Üslup üzerine küçük bir not
Hoca'nın yazılarında sık geçen bir cümle tipi var: "Bunu yazan tek kişi benim", "kimse görmedi", "doğruluğu olgularla kanıtlandı". Bunu kibir olarak okumuyoruz. Yarım asır boyunca yok sayılmış bir insanın sesidir. Ama genç yoldaşlar için ders şu: Doğru bir fikir, ancak onu tartışacak, düzeltecek ve uygulayacak bir kolektifin içinde güçlenir. Bir devrimcinin en büyük eseri, kendinden sonra işi sürdürecek bir örgütlü topluluk bırakmaktır. Demir Hoca'nın açık arşivi bu yolda önemli bir adım. Bu arşivi okuyup tartışacak bir kolektif bu açığı kapatabilir.
11. Genç yoldaşlar için bir okuma rotası
Demir Hoca'nın 1.026 yazısı ve doksanı aşkın kitabı ilk bakışta korkutucu. Şu sırayı öneriyoruz:
- Kendi seçtiği özet: Görüşlerimin ChatGPT Tarafından Yapılmış Bir Özeti. Bütün sistemi birkaç sayfada görürsünüz.
- Demokrasi kavramı: Türkiye'de Niçin Demokratik Bir Hareket veya Parti Yoktur? ve Demokrasi Nedir ve Türkiye'de Demokrat Var mı?
- Seçim yöntemi: Seçim Sonuçları ve Metodoloji ve CHP Başarılı, HDP Başarısızdır
- Kıvılcımlı: Kıvılcımlı Niçin ve Nasıl Bir Gerici Milliyetçiydi? ve 42. Ölüm Yıldönümünde Eleştirel Değerlendirme
- Gezi: Gezi Hareketinin Dersleri ve Analizi
- Yapay zekâ: Bir Devrimin Eşiğinde. Önce 1, 4, 9 ve 10. bölümler, sonra Harari ve Bitcoin kısımları.
- Tüm arşiv: İndirmek İçin Arşiv CD'si ve Kitaplarım
Okurken bu yazının onuncu bölümündeki itirazları yanınızda tutun. Okumanın amacı onaylamak ya da reddetmek değil, tartışmaktır.
12. Somut görevler
- Okuma grupları. Bir Devrimin Eşiğinde'yi üniversite ve iş yeri okuma gruplarında, bölüm bölüm tartışalım. Özellikle 4. bölüm (artı değer) ile 9–10. bölümler (toplum ve özgürlükler âlemi), yapay zekâ tartışmalarına sınıf perspektifiyle girmek için iyi bir başlangıç.
- Arşivi koruyalım. Hoca'nın kitapları ve arşivleri şu anda büyük ölçüde bulut sürücülerde duruyor. Bilgi müşterekleri ilkesiyle bunların kalıcı ve açık depolarda (Zenodo, İnternet Arşivi, açık kütüphaneler) yansılarının oluşturulmasına gönüllü olarak destek verelim. Lisans ve tercih konusunda Hoca'nın kendisine danışalım.
- Kuşaklar arası söyleşi. Gezi'de bize enerji veren bu yoldaşla genç yoldaşların bir araya geldiği, kayda alınan ve açık lisansla yayımlanan söyleşiler düzenleyelim. Hapishane, sürgün ve göçmen işçi deneyimini birinci ağızdan kaydedelim.
- Eleştiriyi yazalım. Bu yazıdaki itirazlar bir başlangıç. Bunları ayrı yazılarla derinleştirelim ve Hoca'nın yanıtlarına açık tutalım. Garbis Altınoğlu'nun Kıvılcımlı'ya yaptığı gibi, onu ciddiye alarak eleştirelim.
- Yöntemi uygulayalım. Bir sonraki seçimde, oy oranlarından önce güçlerin konumlanışını analiz eden kolektif bir çalışma yapalım. Seçimden önce yazalım, seçimden sonra kendi öngörülerimizi açıkça sınayalım.
Demir'den kapılar
Bloğunun adı bir sözcük oyunu: Demir'den kapılar. Demir Küçükaydın'ın hayatı da kapılarla dolu. Karkamış'ın sınır kapısı, Niğde'nin demir kapısı, Malatya'da gözlem hücresinin kapısı, Fransa'da sürgün kapısı, Almanya'da gece boyunca açılıp kapanan taksi kapıları. Ve bütün bunlardan sonra hiç kilitlemediği, herkese açık bıraktığı bir arşivin kapısı.
Kıvılcımlı'nın anılarında başvurduğu kelime oyununu hatırlatarak yazmıştı: "İşimiz bitmeden işimiz bitiyor." Bu yazıyı onun işi daha bitmemişken, kendisi aramızdayken yazdık. Ona teşekkür etmenin en iyi yolu, yazdıklarını okumak, tartışmak, beğenmediğimiz yerlerine itiraz etmek ve açtığı kapılardan geçip ileri gitmek.
Gezi'de bize enerji verdin, Demir Hoca. Şimdi biz okuyarak ve tartışarak o enerjiyi geri vermeye çalışacağız.
Bilgi herkesindir. Emek herkesindir. Kapılar açık kalsın.
Bilgi Müşterekleri
Kaynaklar
Demir Küçükaydın'ın yazıları ve kitapları
- Küçükaydın, D. (2026). Bir Devrimin Eşiğinde: Yazılar 2017–2018. köXüz Yayınları. CC BY 4.0. https://doi.org/10.5281/zenodo.23349955
- Bir Devrimin Eşiğinde (2017–2018) – tanıtım yazısı, 17 Ekim 2026
- Demir'den Kapılar – blog ana sayfası
- Görüşlerimin ChatGPT Tarafından Yapılmış Bir Özeti, 30 Ağustos 2026
- İndirmek İçin Arşiv CD'si ve Kitaplarım, 17 Temmuz 2025
- Ertuğrul Kürkçü'yü Savunmak, Mart 2026
- Klasik Marksizm ve Modern Marksizm, Temmuz 2025
Kıvılcımlı üzerine
- Mihri Belli'nin Hikmet Kıvılcımlı ve Vatan Partisi Program Eleştirisinin Eleştirisi, 1976
- Murat Belge'nin Kıvılcımlı Eleştirisinin Eleştirisi, 1976
- Marksist Leninist Öğretinin Gelişimi ve Hikmet Kıvılcımlı, 1978
- Kıvılcımlı Niçin ve Nasıl Bir Gerici Milliyetçiydi?, 2012
- Kıvılcımlı'nın 42. Ölüm Yıldönümü Vesilesiyle Eleştirel Bir Değerlendirme, 2013
- Hikmet Kıvılcımlı Kitabı Üzerine, 2017
- Tarihin, Marksizm'in ve Kıvılcımlı'nın Kayıp Halkası: Komün, 2019
- Kıvılcımlı'yı Garbis'le, Garbis'i Kıvılcımlı'yla Anmak, 2023
Demokrasi ve demokratlar üzerine
- Radikal Demokratlara veya Gerçekten Demokratlara Çağrı, 2014
- Demokratlar İçin Altın Kurallar, 2014
- Türkiye'de Niçin Demokratik Bir Hareket veya Parti Yoktur?, 2015
- Demokrasi Nedir ve Türkiye'de Demokrat Var mı?, 2016
- Demokratlar ve Seçimler – Teori, Program, Strateji, Taktikler, 2018
- Sosyalistler Niçin "Sınıf" Değil de "Kimlik Politikası" Yapmalıdırlar?, 2021
Seçimler üzerine
- Seçimler ve Marksistler, 2014
- 7 Haziran "Seçim" Değil Referandumdur, 2015
- Seçim Sonuçları ve Metodoloji, 2015
- Seçim Sonuçları Analizlerinde Hiç Söz Edilmeyen Belirleyici Güç, 2015
- Erdoğan Referandumu Kaybetmişti – 7 Haziran Seçim Değil Bir Referandumdu, 2017
- Seçimler ve Sonrası Üzerine: CHP Başarılı, HDP Başarısızdır, 2018
- Seçim Sonrası, Bir Restorasyon Sürecinin Öncesi ve Biz, 2019
- Seçim Öncesi Bir Öngörü, 27 Mayıs 2023
- Kassandra'nın Laneti (2023 Başkanlık Seçimleri Yazıları), Haziran 2023
Gezi üzerine
- "Gezi Parkı" Direnişi Notları ve Dersleri, 1 Haziran 2013
- Gezi Hareketinin Dersleri ve Analizi, 2019
- Gezi ve Sonrası Üzerine Değerlendirmeler ve Yayınlarım, 2024
Biyografik kaynaklar
- Demir Küçükaydın – Biyografya
- Demir Küçükaydın – Aktüel Sanat
- Demir Küçükaydın – Kitapyurdu yazar sayfası
- "Emperyalistler arası pazar mücadelesi sürüyor" – Halka Dergi söyleşisi, 17 Nisan 2024
- Bir Devrimcinin Teorik ve Politik Otobiyografisi – Goodreads
Bilgi Müşterekleri'nden ilgili yazılar







