Ekim Devrimi Dünyaya Ne Kazandırdı?
Sermayenin Korkudan Verdiği Ödünler ve Bir Daha Geri Alınamayanlar

Sekiz Saatin Tarihi 1917'den Geçer: Ekim Devrimi Dünyaya Ne Kazandırdı?
109. Yılında Genç Yoldaşlara — Ekim'in Rusya'nın Dışında Değiştirdikleri, Sermayenin Korkudan Verdiği Ödünler ve Bir Daha Geri Alınamayanlar
Kısaca: Ekim Dünyaya Ne Kazandırdı?
Sevgili Genç Yoldaşlar,
Eski Rus takvimiyle 25 Ekim 1917'de, yeni takvimle 7 Kasım'da, Petrograd'da işçi ve asker sovyetleri iktidarı aldı. Bundan 109 yıl önce.
Size Ekim Devrimi'ni okulda üç cümleyle anlattılar: Rusya'da ihtilal oldu, Sovyetler Birliği kuruldu, sonra dağıldı. Sonra da Soğuk Savaş filmlerinden, "totaliter rejim" belgesellerinden ve kuyruk fotoğraflarından ibaret bir resim bıraktılar. O resimde eksik olan bir şey var: Ekim'in Rusya'nın dışında ne değiştirdiği. Çünkü bu devrimin en kalıcı sonuçları Moskova'da değil, Londra'da, Berlin'de, Paris'te, Delhi'de, Cakarta'da, Johannesburg'da ve Ankara'da yaşandı.
Bu yazıda bunu anlatacağız: Ekim'in dünyada neyi değiştirdiğini. Bir bilanço çıkaracağız; insanlığın alacak hanesini.
Önce özet. Ekim Devrimi ve ardından kurulan sosyalist toplum, dünyada şunları değiştirdi:
- Sekiz saatlik iş günü bir ütopya olmaktan çıkıp iki yıl içinde uluslararası hukuk oldu. 1919'da kurulan Uluslararası Çalışma Örgütü'nün ilk sözleşmesi sekiz saatti. İlk uygulayan ülke, 1917'nin Ekim'inde Sovyet Rusya'ydı.
- Genel oy hakkı Avrupa'da 1918-1920 arasında yaygınlaştı; kadınların oy hakkı on yıl içinde Almanya'dan ABD'ye yayıldı. Takvime bakın: hepsi Ekim'den sonra.
- Kadının eşit yurttaşlığı — medeni nikâh, boşanma hakkı, ücretli doğum izni, kreş, kürtaj hakkı — ilk kez 1917-1920 arasında bir devlet programı oldu. Batı'nın bunların çoğuna ulaşması elli yıl aldı.
- Sosyal sigorta — işsizlik, hastalık, yaşlılık, analık — bir hayırseverlik değil hak olarak ilk kez Sovyet kararnamelerinde yazıldı; 1948'de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ne girdi.
- Parasız ve herkese açık eğitim — bugün Türkiye'de zilin herkese aynı çalmadığı bir eğitim düzenine karşı savunduğumuz ilke. 1897'de Rusya'da her dört kişiden üçü okuma yazma bilmiyordu; 1939'da her sekiz kişiden yedisi biliyordu. Bu seferberlik modeli sonra Küba'dan Nikaragua'ya, UNESCO programlarına örnek oldu.
- Parasız sağlık — dünyanın ilk bütünüyle kamusal, önleyici, bölgesel sağlık sistemi 1918'de Sovyet Rusya'da kuruldu; İngiltere'nin NHS'si (1948) ve Dünya Sağlık Örgütü'nün "Herkes için sağlık" ilkesi (Alma-Ata, 1978) bu modelden beslendi.
- Batı'da sosyal devlet — Beveridge Raporu'ndan Fransız sosyal güvenlik sistemine, Alman "sosyal devlet"inden Marshall Planı'na kadar 1945 sonrası Avrupa'nın kurucu belgelerinde aynı gerekçe yazılıdır: işçiler komünizme yönelmesin. Sosyal devlet, Ekim'in sermayeye ödettiği bedeldir.
- Sömürgelerin kurtuluşu — 1917'de dünyanın büyük kısmı sömürgeydi ve bu "medeniyet" sayılıyordu. Ekim, halkların kendi kaderini belirleme hakkını dünya gündemine soktu; sömürgelerdeki ilk modern bağımsızlık partilerinin kadroları Moskova'daki okullardan geçti; 1945-1975 arasında 1,5 milyar insan bağımsızlığını kazandı.
- Faşizmin yenilgisi — Alman ordusunun kayıplarının dörtte üçü Doğu Cephesi'nde oldu. Auschwitz'in kapısını Kızıl Ordu açtı. 1941'de Hitler'i durduran toplum, Ekim'in kurduğu toplumdu.
- Irk eşitliği — ABD'de okullarda ırk ayrımını kaldıran 1954 kararına hükümetin sunduğu dilekçede ayrımcılığın "Sovyet propagandasına malzeme olduğu" yazıyordu. Jim Crow'un çözülmesinde de Ekim'in gölgesi vardı.
- Bilim ve kültürün halka açılması — kütüphane, müze, konser salonu, spor tesisi ağlarının bir kamu hizmeti olması; uzay çağının bir kolhozcu ailesinin çocuğuyla açılması; Sovyet sinemasının montaj kuramının Hollywood'a bile ders olması.
- Mümkünlük bilgisi — en önemlisi bu: Ekim, mülksüzlerin iktidarı alıp bir toplumu kurabildiğini ve bu toplumun en gelişmiş kapitalist ülkelerden daha hızlı ilerleyebildiğini kanıtladı. Bu kanıt bir daha silinemez.
Bunların hiçbiri Ekim'in dünyaya "armağanı" değil. Sekiz saati İngiliz madenci, Alman metal işçisi, Fransız demiryolcu kendi greviyle aldı. Hindistan'ı Hintliler, Vietnam'ı Vietnamlılar kurtardı. Ama 1917'den sonra bütün bu mücadeleler bir kanıta yaslandı — "yapılabiliyor" — ve karşılarındaki sermaye bir korkuyla pazarlık etti — "bizde de olabilir". Ekim, mücadelenin yerine geçmedi; mücadelenin fiyatını değiştirdi.
Şimdi ayrıntılar.
Birinci Bölüm: 1917'de Dünya Nasıl Bir Yerdi?
Ekim'in neyi değiştirdiğini anlamak için önce neyin değiştirilmediğini görmek gerekiyor.
1917'de Avrupa'nın en gelişmiş ülkelerinde bir fabrika işçisinin günü 10-12 saatti; madende ve tekstilde 14 saate çıkardı. Hafta sonu yoktu; pazar günü dinî bir tatildi, ücretli değildi. Ücretli yıllık izin diye bir kavram yoktu. Çocuklar on iki yaşında, bazı yerlerde daha erken çalışıyordu. İşsiz kaldığınızda, hastalandığınızda, yaşlandığınızda size bakacak kimse yoktu; kilise ya da hayır kurumu belki.
Oy hakkı? İngiltere'de yetişkin erkeklerin yaklaşık %40'ı — mülksüz olanlar — oy kullanamıyordu. Kadınlar hiçbir büyük Avrupa ülkesinde ulusal seçimlerde oy kullanamıyordu. Kadın, evlenince hukuken kocasının vesayetine giriyordu; boşanma ya imkânsız ya yalnızca erkeğin hakkıydı. Evlilik dışı doğan çocuk "gayri meşru"ydu ve miras hakkı yoktu.
Dünyanın geri kalanı? Afrika'nın neredeyse tamamı, Asya'nın büyük kısmı, Ortadoğu'nun tümü ya sömürge ya yarı sömürgeydi. Bu, utanılacak bir şey değil, övünülecek bir şey sayılıyordu: "medeniyet götürmek". Hindistan'da bir İngiliz valisi, Kongo'da bir Belçika şirketi, Cezayir'de bir Fransız yerleşimci yüz milyonlarca insanın hayatını yönetiyordu ve bunu dünya hukuku normal buluyordu.
Ve dünya üç yıldır savaştaydı. On milyon asker, yedi milyon sivil ölmüştü ve ölmeye devam ediyordu. Sosyalist partilerin çoğu 1914'te kendi hükümetlerinin savaş bütçesine evet oyu vermişti.
İşte bu dünyada, 1917'nin Ekim'inde, dünyanın en büyük ülkesinde işçiler ve köylüler iktidarı aldı. Ve ilk yüz günde ne yaptıklarına bakın.
İkinci Bölüm: İlk Yüz Gün — Yüzlerce Yıllık Düzenin Kâğıda ve Hayata Geçirilmiş Değişimi
İkinci Sovyetler Kongresi'nin iktidarı aldığı 26 Ekim gecesi kabul edilen ilk iki kararname Barış ve Toprak kararnameleriydi. Barış Kararnamesi bütün savaşan halklara ilhaksız ve tazminatsız barış öneriyor, bir de şunu yapıyordu: Çarlığın bütün gizli anlaşmalarını yayımlayacağını ilan ediyordu. Birkaç hafta içinde İzvestiya'da İngiltere, Fransa ve Rusya'nın Osmanlı topraklarını aralarında nasıl paylaştığını gösteren Sykes-Picot Anlaşması yayımlandı. Ortadoğu halkları, kendilerinin hangi masada, kime satıldığını ilk kez Petrograd'dan öğrendi. Toprak Kararnamesi ise toprakta özel mülkiyeti kaldırıyor, yüz elli milyon desyatin toprağı köylüye veriyordu.
Sonraki haftalarda arkası geldi. Tarihleri ve o gün Batı'daki durumu yan yana koyuyoruz:
| Kararname | Sovyet Rusya | Aynı hak Batı'da ne zaman? |
|---|---|---|
| Sekiz saatlik iş günü | 29 Ekim 1917 | Almanya Kasım 1918, Fransa 1919, ABD 1938 (40 saat) |
| Ücretli yıllık izin (iki hafta) | 1918 | Fransa 1936, İngiltere 1938 (bir hafta) |
| Hastalık ve işsizlik sigortası | Kasım-Aralık 1917 | ABD'de işsizlik sigortası 1935 |
| Ücretli doğum izni (16 hafta) | Aralık 1917 | ABD'de federal ücretli doğum izni bugün hâlâ yok |
| Kadın-erkek hukuki eşitliği, medeni nikâh, eşit boşanma hakkı | Aralık 1917 | İtalya'da boşanma 1970, İrlanda'da 1996 |
| Evlilik dışı çocuğun eşit hakları | Aralık 1917 | Batı Almanya 1969, Fransa 1972 |
| Zümre, unvan ve ayrıcalıkların kaldırılması | Kasım 1917 | İngiltere'de Lordlar Kamarası bugün yerinde |
| Kilise ile devletin ve okulun ayrılması | Ocak 1918 | — |
| Yahudilere ve dinî azınlıklara karşı bütün yasal ayrımcılığın kaldırılması | Kasım 1917 | — |
| Halkların kendi kaderini belirleme hakkı, ayrılma hakkı dâhil | 2 Kasım 1917 | BM'de ancak 1960 |
| Kürtaj hakkı | 1920 (dünyada ilk) | İngiltere 1967, ABD 1973, Fransa 1975 |
| Parasız eğitim ve parasız sağlık | 1918 | İngiltere'de NHS 1948 |
Bu tabloya bir süre bakın. Her satır, bugün "normal" saydığımız bir hakkın doğum tarihini gösteriyor. Ve çoğunda ilk tarih Petrograd'ın tarihi.
Bu kararnameler, on dört devletin askerî müdahalesi ve iç savaş koşullarında, kuşatma altında çıkarıldı. Daha ilk gün dünyayı değiştirdiler — çünkü artık dünyanın bir yerinde bir devlet, bunların hak olduğunu yazmıştı. Ve o devlet 1920'lerde ve 1930'larda kâğıttakini hayata geçirdi.
Üçüncü Bölüm: Rusya'da Değişen Hayat — Rakamlarla
Bir toplumun kaderinin değiştiğini en iyi gösteren şey, büyük laflar değil, basit sayılardır. Şunlara bakın:
Okuma yazma. 1897 sayımında Rusya'da 9-49 yaş arası nüfusun %28'i okuryazardı; kadınlarda bu oran %13'tü. 1919'da başlatılan okuma yazma seferberliğiyle 1926'da %57'ye, 1939'da %87'ye çıktı. Bir kuşakta, yüz elli milyonluk bir ülke okuma yazma öğrendi. Üstelik yalnızca Rusça değil: Orta Asya'da, Kafkasya'da, Sibirya'da yazısı olmayan elliden fazla halka alfabe yapıldı, okul açıldı, gazete çıkarıldı. Bugünkü Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen yazılı kültürü o yıllarda kuruldu.
Sağlık. 1913'te Rusya'da 28 bin hekim vardı; 1940'ta 155 bin. Ortalama ömür 1913'te 32 yıldı; 1960'ta 69. Bebek ölümleri 1913'te binde 270'ten 1960'ta binde 35'e düştü. Bunu sağlayan şey, 1918'de kurulan ve kurucusu Nikolay Semaşko'nun adıyla anılan sistemdi: parasız, bütünüyle kamusal, önleyici hekimliğe öncelik veren, her mahallede ve her köyde bir sağlık birimi olan bölgesel bir ağ. Dünyada bunun bir örneği yoktu. Otuz yıl sonra İngiltere NHS'yi kurarken bu modele bakıyordu; 1978'de Dünya Sağlık Örgütü'nün "Herkes için sağlık" bildirgesinin Kazakistan'ın Alma-Ata kentinde imzalanması tesadüf değildi.
İş ve işsizlik. 1930'da Sovyetler Birliği son iş bulma bürosunu kapattı; işsizlik kalmamıştı. Aynı yıl ABD'de işsizlik %9'du, iki yıl sonra %25'e çıkacaktı. Dünya kapitalizmi Büyük Buhran'ın içinde debelenirken Sovyet sanayi üretimi 1928-1940 arasında dört-beş kat arttı. Magnitogorsk, Dnepr barajı, Stalingrad traktör fabrikası, Moskova metrosu — bunlar on iki yılda bir köylü ülkesini sanayi devine çeviren planın eserleriydi. Amerikan mühendisleri 1930'ların başında iş bulmak için Magnitogorsk'a gidiyordu.
Kadın. 1917 öncesinde Rusya'da kadın işçi tekstilde çoğunluktu ama hiçbir hakkı yoktu; köyde ise fiilen köleydi. 1920'lerde kurulan kadın bürosu milyonlarca kadını siyasal hayata soktu; fabrikalarda kreşler, kamu mutfakları, çamaşırhaneler açıldı — "ev köleliğinden kurtuluş" bir devlet programıydı. Kadın okuryazarlığı 1939'da %82'ye çıktı. 1950'de Sovyet hekimlerinin dörtte üçü kadındı; dünyanın başka hiçbir yerinde bu oran %10'u geçmiyordu. 1963'te uzaya çıkan ilk kadın, bir tekstil işçisiydi.
Kültür. 1913'te Rusya'da 14 bin halk kütüphanesi vardı; 1970'te 360 bin. Yılda basılan kitap sayısı dünyada birinci oldu. Her fabrikada bir kulüp, her kentte bir tiyatro, her mahallede bir spor sahası — bunlar bir lüks değil, planın parçasıydı. Sovyet sineması 1920'lerde montaj kuramını icat etti; Eisenstein'ın Potemkin Zırhlısı bugün hâlâ dünya sinema okullarının ilk dersidir. 1957'de ilk yapay uydu, 1961'de ilk insan uzaya bu ülkeden çıktı (Sputnik'ten Starlink'e yazımızda bu yarışın sınıfını anlatmıştık); Yuri Gagarin bir kolhozcu-marangoz ailesinin çocuğuydu.
Bir Putilov işçisinin 1913'teki ve 1950'deki hayatını yan yana koyun: iş günü, ücret, konut, çocuğunun okulu, hastalandığında gittiği yer, yaşlandığında aldığı emekli maaşı, kütüphanesi, tatili. Ekim'in ne olduğunu bu iki hayat arasındaki fark anlatır — ve bu fark yalnızca sahip olunan şeylerin değil, Fromm'un diliyle olunan insanın farkıdır.
Dördüncü Bölüm: Korkunun Ödünleri — Batı Sermayesi Kendi İşçisine Neden Reform Verdi?
Şimdi yazının asıl tezine geliyoruz. Ekim'in Rusya'da yaptıkları etkileyici; ama dünyayı değiştiren şey, Ekim'in Rusya dışında _yaptırdıkları_dır.
Şunu açıkça söyleyelim: Batı Avrupa'nın "sosyal devleti" iki dalgada kuruldu — 1918-1920 ve 1945-1950. Bu iki dönemin ortak özelliği, Sovyet örneğinin prestijinin ve Batı'daki devrim korkusunun zirvede olmasıdır. Bu bir yorum değil; reformu yapanların kendi ağzından bir itiraftır.
Birinci dalga: 1918-1920
15 Kasım 1918. Almanya'da imparator düşmüş, işçi ve asker konseyleri kurulmuştu — Rusya'daki gibi. Alman sanayicilerinin en güçlüsü Hugo Stinnes, sendika lideri Carl Legien'le masaya oturdu ve o güne dek yirmi yıl reddettiği her şeyi bir günde verdi: sekiz saatlik iş günü, sendikaların tanınması, toplu sözleşme. Stinnes bunu neden yaptığını saklamadı: Rusya'daki gibi bir devrimi önlemek için. Buna Stinnes-Legien Anlaşması denir ve Alman sosyal devletinin kuruluş belgesidir.
Mart 1919. Paris'te barış konferansı toplanmış, İngiltere Başbakanı Lloyd George müttefiklerine bir muhtıra yazıyordu. Fontainebleau Muhtırası diye bilinen bu belgede şöyle diyordu: "Bütün Avrupa devrim ruhuyla dolu. İşçiler arasında yalnızca hoşnutsuzluk değil, savaş öncesi koşullara karşı derin bir öfke ve isyan duygusu var. Mevcut düzenin tamamı — siyasal, toplumsal, ekonomik yönleriyle — Avrupa'nın bir ucundan ötekine kitleler tarafından sorgulanıyor." Bu cümleleri yazan adam birkaç ay sonra Versay Anlaşması'nı imzaladı ve o anlaşmanın XIII. Bölümü'yle Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) kuruldu. ILO'nun kuruluş metninin önsözü, bugün de okunabilir, şöyle başlar: "Büyük insan kitleleri için adaletsizlik, sefalet ve yoksunluk içeren çalışma koşulları, dünya barışını ve uyumunu tehlikeye atacak kadar büyük bir huzursuzluk üretmektedir." Ve ILO'nun 1 numaralı sözleşmesi, Washington'da 1919'da kabul edilen sözleşme, sanayide sekiz saatlik iş günü ve 48 saatlik haftadır. Sovyet Rusya bunu iki yıl önce, 29 Ekim 1917'de kararnameyle ilan etmişti.
Aynı iki yılda: İngiltere'de bütün yetişkin erkeklere ve otuz yaş üstü kadınlara oy hakkı (1918), "kahramanlara layık evler" konut programı (1919), işsizlik sigortasının genişletilmesi (1920). Fransa'da sekiz saat yasası (Nisan 1919). İtalya'da sekiz saat (1919). Almanya, Avusturya, Çekoslovakya, Polonya, Hollanda'da genel oy ve kadınlara oy hakkı (1918-1919). İsveç, Norveç, Danimarka'da sekiz saat ve genel oy (1919-1920). ABD'de kadınlara oy hakkı (1920). Hepsi iki yıl içinde. Hepsi Ekim'den sonra. 1870'ten 1917'ye kadar kırk yedi yılda vermedikleri şeyi, 1917'den 1920'ye kadar üç yılda verdiler.
Türkiye de bu dalganın içindeydi: 1921'de, henüz Kurtuluş Savaşı sürerken Ankara'daki Meclis'in çıkardığı ilk iş yasası, Zonguldak-Ereğli kömür havzası için sekiz saatlik iş günü ve çocuk işçi yasağı getiren Havza-i Fahmiye Kanunu'dur. Kömür havzasında işçi hareketi vardı ve Karadeniz'in karşı kıyısında Sovyet Rusya.
Buhran yılları: Sovyet örneğinin gölgesinde New Deal
1929'da dünya kapitalizmi çöktü. ABD'de dört kişiden biri işsizdi. Aynı yıllarda Sovyetler Birliği Birinci Beş Yıllık Plan'ı dört yılda tamamlıyor, işsizliği sıfırlıyor, dev fabrikalar açıyordu. Batılı aydınların, sendikacıların, hatta sanayicilerin Moskova'ya akın ettiği yıllardır bunlar. Amerikan işçi hareketi 1930'larda tarihinin en büyük yükselişini yaşadı ve bu yükselişin örgütçülerinin önemli bir kısmı komünistti — Flint'teki oturma grevi (1936-37) otomotiv sanayisini sendikalaştırdı.
Roosevelt'in New Deal'i bu basıncın ürünüdür: sendika hakkını tanıyan Wagner Yasası (1935), Sosyal Güvenlik Yasası (1935), kırk saatlik haftayı ve asgari ücreti getiren yasa (1938). Fransa'da Halk Cephesi hükümeti 1936'da iki hafta ücretli izin ve kırk saatlik hafta getirdi; Fransız işçisi tarihinde ilk kez deniz gördü. İsveç'te sosyal demokrat "orta yol" aynı yıllarda kuruldu — açıkça "ne Bolşevizm ne faşizm" diye.
İkinci dalga: 1945-1950 — Stalingrad'ın gölgesinde Avrupa
Savaş bittiğinde Avrupa'da komünist partiler tarihlerinin en yüksek oylarını alıyordu: Fransa'da %28, İtalya'da %31, Finlandiya'da %23, Çekoslovakya'da %38. Direnişin omurgası komünistlerdi ve herkes bunu biliyordu. Fransa'da komünist partiye "kurşuna dizilenlerin partisi" deniyordu.
Bu koşullarda Batı Avrupa'nın bütün kurucu belgeleri yazıldı. İngiltere'de Beveridge Raporu (1942) "beşeri ihtiyaçların beş devi"ne — yoksulluk, hastalık, cahillik, sefalet, işsizlik — savaş açıyordu; 1945'te İşçi Partisi tarihinin en büyük zaferini kazandı ve 1948'de NHS'yi kurdu: parasız, herkese açık, kamusal sağlık. Beveridge çevresinin okuduğu kitaplardan biri Henry Sigerist'in 1937'de yayımlanan Sovyetler Birliği'nde Toplumsallaştırılmış Tıp kitabıydı. Fransa'da 1945'te sosyal güvenlik sistemi kuruldu; kuran bakan, komünist Ambroise Croizat'tı; Renault kamulaştırıldı. İtalya'nın 1948 Anayasası "emeğe dayalı cumhuriyet" diye başlar. Batı Almanya "sosyal devlet" ilkesini anayasasına yazdı ve 1951'de kömür-çelik sanayisinde işçilere yönetim kurulunda eşit temsil hakkı verdi — çünkü sınırın öte yanında Doğu Almanya vardı ve bir vitrin yarışı sürüyordu.
Ve Marshall Planı. 1947'de ABD, Batı Avrupa'ya bugünün parasıyla yüz milyarlarca dolar akıttı. Gerekçesini Dışişleri Bakanı Marshall ve Başkan Truman açıkça yazdı: Batı Avrupa'da komünist partilerin seçimle iktidara gelmesini önlemek. Truman Doktrini metni bugün de okunabilir; Yunanistan ve Türkiye'ye yardımın gerekçesi aynıdır.
1948'de Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kabul edildi. Beyannamenin 22-26. maddelerini okuyun: sosyal güvenlik hakkı, çalışma ve adil ücret hakkı, sendika hakkı, dinlenme ve ücretli izin hakkı, sağlık ve eğitim hakkı. Bu maddeler 1789'un bildirgesinde yoktu; 1917'nin kararnamelerinde vardı. Beyanname'ye bu maddeleri sokan, Sovyet ve halk demokrasisi delegasyonlarıyla Latin Amerikalı ve sosyal demokrat delegelerdi.
Bunun adı nedir?
Buna "ödün" diyoruz ama dikkat edin: kimse kimseye bir şey hediye etmedi. Batı işçisi her hakkını greviyle, oyuyla, direnişiyle aldı. Ama 1917'den sonra Batı işçisi pazarlık masasına yalnız oturmadı; yanında görünmez bir üçüncü taraf vardı. Sermaye o masada "ya reform ya devrim" ikilemini ilk kez gerçek bir seçenek olarak yaşadı ve reformu seçti. Sosyal devlet, Ekim'in Batı sermayesine ödettiği bedeldir.
Bunun en kesin kanıtı ne mi? 1991'den sonra olanlar. Sovyetler Birliği çökünce korku kalktı ve sermaye verdiklerini bir bir geri almaya başladı: emeklilik yaşı yükseldi, sağlık piyasaya açıldı, üniversite paralı oldu, sendikalaşma OECD ülkelerinde %35'ten %16'ya düştü, en zengin %1'in gelirden aldığı pay 1920'ler düzeyine geri döndü. Thomas Piketty'nin ünlü "U eğrisi"ne bakın: eşitsizlik 1917'den sonra düşmeye başlar, 1945'ten sonra dibe vurur, 1980'lerden sonra yükselir ve 1991'den sonra 1917 öncesi düzeyine döner. O eğrinin iki dibi, Ekim'in korkusunun iki zirvesidir. Ekim'in ödünlerinin bir bir geri alınması, o ödünlerin neden verildiğinin en açık kanıtıdır.
Beşinci Bölüm: Dünyanın Ezilenleri — Sömürgelerin Kurtuluşunda Ekim
- yüzyılın en büyük tarihsel olayı sömürgeciliğin çözülüşüdür: 1945-1975 arasında 1,5 milyar insan, yani dünya nüfusunun yarısından fazlası, bağımsızlığını kazandı. Bu olay Ekim'in açtığı yoldan geçti — üç biçimde.
Fikir olarak. 1917'de sömürgecilik dünya hukukunun normaliydi. Ekim'in ilk haftasında yayımlanan Halkların Hakları Bildirgesi, ayrılma hakkı dâhil kendi kaderini belirleme hakkını ilan etti ve bu hak yalnızca Rusya içindeki halklar için değil, bütün dünya için bir ilke olarak ortaya konuldu. 1920'de Bakü'de toplanan Doğu Halkları Kongresi'ne Asya'nın ve Ortadoğu'nun her yerinden iki bine yakın delege geldi; sömürge halklarına ilk kez "siz de özne olabilirsiniz" denilen yer buydu. Bu ilke 1960'ta Birleşmiş Milletler'in sömürgeciliğin tasfiyesi bildirgesine (1514 sayılı karar) girdi — Sovyetler Birliği'nin gündeme getirdiği bir öneriyle.
Kadro olarak. 1921'de Moskova'da Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi açıldı. Buradan ve kardeş okullarından geçenlerin listesine bakın: Vietnam'ın kurucusu Ho Chi Minh, Çin devriminin önderlerinden Liu Shaoqi ve Deng Xiaoping, Endonezya'nın Tan Malaka'sı, Japonya'nın Sen Katayama'sı, Afrika'nın Pan-Afrikanist düşünürleri ve bizim Nâzım Hikmet'imiz. Sömürgelerdeki ilk modern bağımsızlık partilerinin önemli bir kısmı bu okullarda yetişen kadrolarla kuruldu.
Maddi destek olarak. Mısır'ın Asuan Barajı, Hindistan'ın Bhilai çelik fabrikası, Afrika'nın ve Asya'nın binlerce mühendisinin, hekiminin ve öğretmeninin okuduğu Lumumba Üniversitesi, Vietnam'ın ve Cezayir'in ve Angola'nın bağımsızlık savaşlarına gönderilen silah — Sovyetler Birliği'nin varlığı, sömürge halklarına Batı'nın şartlarını kabul etmeme imkânı verdi. Bandung Konferansı'nın (1955) "üçüncü yol"u ancak iki kutuplu bir dünyada mümkündü.
Ve bir de karşı taraftan bakın. İngiltere Hindistan'dan, Fransa Afrika'dan, Hollanda Endonezya'dan çekilirken kendi belgelerinde aynı gerekçeyi yazıyordu: bu halkları "komünizme kaptırmamak". Bağımsızlığı kabul etmek, sömürgecinin kendi hesabıydı — ve o hesabın bir tarafında Ekim duruyordu.
Bu etki ABD'nin içine de uzandı. 1954'te ABD Yüksek Mahkemesi okullarda ırk ayrımını kaldıran kararını verirken ABD hükümeti mahkemeye bir görüş sunmuştu; Dışişleri Bakanı'nın sözlerine yer veren o görüşte ırk ayrımının "Sovyet propagandasına malzeme olduğu" ve ABD'nin dünyadaki konumuna zarar verdiği yazıyordu. Tarihçi Mary Dudziak bunu belgeleriyle gösterdi: Amerikan sivil haklar hareketinin arkasındaki görünmez itici güçlerden biri, Soğuk Savaş'ta Sovyetler'in ABD'yi ırkçılıkla teşhir etmesiydi. Güney Afrika'da apartheid'a karşı mücadelede komünist partinin ve Sovyet eğitimli kadroların rolü de aynı hikâyenin parçasıdır; Latin Amerika'da Şili'den Nikaragua'ya uzanan halk hareketleri de — Victor Jara'yı anlattığımız yazıda olduğu gibi — bu hikâyenin içindedir.
Altıncı Bölüm: Faşizmi Kim Yendi?
Bu yazının en ağır kanıtı Stalingrad'dır.
Faşizm, doğduğu günden itibaren anti-Bolşevizm olarak doğdu. Mussolini'yi de Hitler'i de kendi sermayeleri "komünizme karşı sigorta" olarak finanse etti. Thyssen'ler, Krupp'lar, IG Farben — Hitler'in kasası onlardı. Batı demokrasileri 1938'de Münih'te Çekoslovakya'yı Hitler'e teslim ederken hesapları açıktı: Hitler doğuya yönelsin, Sovyetler'le çarpışsın.
Hitler 22 Haziran 1941'de Sovyetler Birliği'ne saldırdı. Bu bir savaş değil, bir imha planıydı: Nazi Generalplan Ost belgesi, otuz milyon Slav'ın açlıkla yok edilmesini ve geri kalanının köleleştirilmesini öngörüyordu. Sovyet halkı bu savaşta 27 milyon insanını kaybetti — nüfusunun yüzde on dördünü. Leningrad 872 gün kuşatma altında kaldı, bir milyon insan açlıktan öldü ve şehir teslim olmadı.
Ve 2 Şubat 1943'te Stalingrad'da Alman 6. Ordusu teslim oldu. Savaşın kaderi o gün döndü. Alman ordusunun II. Dünya Savaşı'ndaki kayıplarının yüzde yetmiş beş ile seksen arası Doğu Cephesi'nde oldu. Normandiya çıkarması Haziran 1944'te yapıldığında Kızıl Ordu Polonya'ya girmişti. 27 Ocak 1945'te Auschwitz'in kapısını açan askerler Kızıl Ordu'nun askerleriydi. Avrupa direnişinin — Fransa'da, İtalya'da, Yunanistan'da, Yugoslavya'da, Arnavutluk'ta — omurgası komünistlerdi.
Peki bunu mümkün kılan neydi? 1941'de Hitler'i durduran, 1917'nin kurduğu toplumdu. 1930'larda Buhran'ın ortasında kurulan ağır sanayi, savaşın ilk aylarında 1.500 fabrikayla birlikte Ural'ın ötesine taşındı ve 1942'de Almanya'dan fazla tank ve uçak üretti — planlı ekonominin savaştaki sınavı buydu. Okuma yazma seferberliği, orduya teknik eğitim alabilecek milyonlarca genç verdi. Halkların eşitliği politikası, çok uluslu bir ülkenin dağılmadan savaşmasını sağladı. Ve bir şey daha: o toplumun insanları ne için savaştıklarını biliyordu.
Bugün Avrupa'nın yarısını kurtaran orduyla toplama kamplarını kuran rejimi "iki totalitarizm" diye eşitleyen bir anlatı dolaşıyor. Bu anlatının tarihsel bir değeri yok; siyasal bir işlevi var. Faşizmi kimin yendiğini unutturmak, faşizmin kimin tarafından beslendiğini de unutturur.
Yedinci Bölüm: Geri Alınamayanlar
Sovyetler Birliği 1991'de çöktü; bugünkü Rusya'nın ondan geriye ne kaldığını Rusya Gerçeği dosyasında anlatmıştık. Ama bir devrimin kalıcılığı, bir devletin ömrüyle ölçülmez; karşıtlarının onun dilini konuşmaya başlamasıyla ölçülür. Şu listeye bakın ve her maddenin 1917'de nasıl bir "aşırılık" sayıldığını, bugün nasıl bir "normal" olduğunu düşünün:
| 1917'de | Bugün |
|---|---|
| Sekiz saatlik iş günü: tehlikeli bir işçi talebi | Evrensel norm; ihlal edilir ama meşruiyeti sorgulanmaz |
| Kadının oy hakkı: hiçbir büyük ülkede yok | Dünyada tartışılmaz hak |
| Kadının ücretli emeğe eşit katılımı: radikal bir fikir | Birleşmiş Milletler normu |
| Eğitimin parasız ve herkese açık olması: ütopya | Her anayasada yazılı, her yerde savunulur |
| Sağlığın alınıp satılmayan bir hak olması: hayal | Dünya Sağlık Örgütü ilkesi; pandemide yeniden hatırlandı |
| İşsizlik, hastalık, yaşlılık sigortası: hayırseverlik | İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde hak |
| Sömürgecilik: "medeniyet götürmek" | Savunulamaz; BM'de gayri meşru |
| Halkların kendi kaderini belirleme hakkı: Bolşevik propagandası | Uluslararası hukukun temel ilkesi |
| Ücretli izin, doğum izni, kreş: lüks | Çalışma hukukunun asgarisi |
| Kamu mülkiyeti ve planlama: imkânsız | Her krizde devletin ekonomiye müdahalesi "normal" |
| Anti-faşizm: komünist meselesi | Avrupa'nın kurucu değeri |
| Irk eşitliği: Güney'de linç, Kuzey'de ayrımcılık | Yasal eşitlik; mücadele sürüyor |
| Bilim ve sanat: bir sınıfın ayrıcalığı | Kütüphane, müze, konser, spor tesisi: kamu hizmeti |
| İşçi, köylü, kadın, sömürge halkı: tarihin nesnesi | Tarihin öznesi; kendi tarihini yazan |
Bunları bugün savunmak için sosyalist olmak gerekmiyor. Bir muhafazakâr politikacı bile sekiz saatlik iş gününü, kadınların oy hakkını, parasız ilköğretimi, sömürgeciliğin kötü olduğunu savunur. İşte bu, Ekim'in en büyük zaferidir: karşıtlarını bile kendi diliyle konuşmaya zorladı.
Ve bir de en önemlisi var: mümkünlük bilgisi. 1917'den önce "işçiler iktidarı alıp toplumu yönetebilir" cümlesi bir inançtı. 1917'den sonra bir olgu oldu. Paris Komünü 72 gün sürmüştü; Ekim'in kurduğu toplum, kuşatma altında, savaşta ve barışta, on yıllar boyunca ayakta kaldı, sanayileşti, okuma yazma öğrendi, faşizmi yendi, uzaya çıktı. Bu bir daha "imkânsız" denemeyecek bir şeydir. Olmuş olan şeyin olamayacağı söylenemez.
Sekizinci Bölüm: Ekim ve Türkiye — Bir Komşuluk
Bu hikâyenin bize dokunan tarafını da söylemeden geçmeyelim.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu, Ekim'in açtığı uluslararası alanda gerçekleşti. Sykes-Picot'yu dünyaya ifşa eden Barış Kararnamesi'ydi. Kurtuluş Savaşı'nın en zor yıllarında Ankara'nın tek dostu Moskova'ydı: 16 Mart 1921 Moskova Anlaşması, Sovyet Rusya'dan gelen altın ve silah, Sakarya ve Büyük Taarruz'un maddi temelinin bir parçasıydı. 1930'larda Türkiye'nin ilk sanayi planı Sovyet uzmanlarıyla hazırlandı; Kayseri ve Nazilli dokuma kombinaları Sovyet kredisiyle kuruldu — Sümerbank'ın ilk fabrikaları. Türkiye'de kadınlara oy hakkının (1930 ve 1934), laik eğitimin, medeni kanunun geldiği yıllar, kuzey komşunun bu alanlarda dünyanın en ileri yasalarına sahip olduğu yıllardı.
Türkiye komünist hareketi Ekim'in doğrudan ürünüdür: Türkiye Komünist Partisi Eylül 1920'de Bakü'de kuruldu ve kurucusu Mustafa Suphi, on dört yoldaşıyla birlikte 28-29 Ocak 1921'de Trabzon açıklarında Karadeniz'de boğduruldu. Bu da hikâyenin parçasıdır; saklamıyoruz. Nâzım Hikmet 1922'de Moskova'ya gitti ve şiiri orada doğdu.
Ve Türkiye'nin kendi "sosyal devleti" — 1961 Anayasası'nın sosyal hakları, Sosyal Sigortalar Kurumu, parasız eğitim, kamu iktisadi teşekkülleri, kıdem tazminatı — Soğuk Savaş dengesinin, yani Ekim'in korkusunun ürünüdür; 1980'den sonra aynı mantıkla, korku kalktıkça tasfiye edilmeye başlanmıştır — bu tasfiyenin silahlı başlangıcını 12 Eylül dosyasında anlatmıştık. Bugün kıdem tazminatını, SGK'yı, kamu hastanelerini, parasız üniversiteyi savunurken savunduğumuz şey, Ekim'in bize kalan mirasıdır.
Dokuzuncu Bölüm: Bugün Ne Yapmalı?
Sevgili Genç Yoldaşlar, Ekim'i anmak 7 Kasım'da bir fotoğraf paylaşmak değildir. Ekim'i anmak, onun dünyaya kazandırdıklarını bugün savunmaktır. Somut olarak:
- Okuyun. Bu yazı bir giriştir. Lenin'in Devlet ve Devrim'i, Stalin'in Leninizmin İlkeleri, John Reed'in Dünyayı Sarsan On Gün'ü, Şolohov'un Durgun Don'u, Ostrovski'nin Ve Çeliğe Su Verildi'si ile başlayın. Sonra "burjuva anlatıya yanıt" için Domenico Losurdo'nun ve Ludo Martens'in kitaplarına geçin. Okuma grubu kurun; yalnız okunan kitap yarım okunmuştur.
- Anlatın. İşyerinizde, okulunuzda, mahallenizde "sekiz saatin tarihi"ni anlatın. Yukarıdaki iki tabloyu bir sayfaya basın, dağıtın. İnsanların çoğu sekiz saatlik iş gününün nereden geldiğini bilmez; öğrenince bakışı değişir.
- Savunun. Ekim'in Türkiye'deki mirası tasfiye ediliyor: kıdem tazminatı tartışması, emeklilik yaşı, şehir hastaneleri modeliyle sağlığın piyasalaştırılması, üniversitede harç ve yurt sorunu ("Üniversite Kimin İçin?"), 45 saatlik hafta ve fiilen 60 saate çıkan mesailer. Bunların her biri 1917'de kazanılmış bir hakkın geri alınmasıdır. Her birini bir sınıf meselesi olarak savunun.
- 8 Mart'ı ve 7 Kasım'ı tarihiyle anın. 8 Mart'ın 1917 Petrograd'ında tekstil işçisi kadınların yürüyüşüyle Şubat Devrimi'ni başlatan gün olduğunu bilmeyen 8 Mart kutlaması eksiktir. Her anma bir eğitim, her yıl dönümü bir görev çıkışı olsun.
- Örgütlenin. 1917'de iktidarı alan şey bir fikir değil, bir örgüttü: fabrika komiteleri, sovyetler ve onları birleştiren parti. Bugün işyerinizdeki komite, sendikanız ve sınıfın partisi, aynı zincirin halkalarıdır. Ekim'in ilk ve son dersi budur: hak, örgütlü güçle alınır ve örgütlü güçle korunur.
Çağ Hâlâ Ekim'in Çağıdır
Sevgili Genç Yoldaşlar,
Bu yazıda size tek bir soruya yanıt vermeye çalıştık: Ekim olmadan bugünkü dünya nasıl bir yer olurdu?
Sekiz saatiniz, hafta sonunuz, ücretli izniniz, oy hakkınız, parasız okulunuz, kamu hastaneniz, annenizin doğum izni, bir sömürge değil bağımsız bir ülkede yaşamanız, Avrupa'nın faşizmden kurtulmuş olması — bunların hepsinin tarihinde 1917 yazıyor. Yüz dokuz yıl önce Petrograd'da işçiler ve askerler iktidarı aldığında dünyanın her yerinde bir pazarlık masası kuruldu ve o masada işçi sınıfı ilk kez yalnız değildi.
Sovyetler Birliği 1991'de yıkıldı. Ama yıkılan bir devletti; açılan çağ kapanmadı. Çünkü çağı açan çelişki — bir avuç tekelin dünyayı yönetmesiyle dünyanın emekçileri arasındaki çelişki — bütün şiddetiyle sürüyor. Makine yeni, zincir eski. Ve Ekim'in sorusu eskimedi — Sosyalist Yapay Zeka Manifestosu'nda da sorduğumuz soru: üretim araçları kimin elinde, kimin denetiminde, kimin yararına?
Ekim'i yapanların bize borcu yok. Bizim onlara borcumuz, kazandıklarını anlatmak ve açtıkları yolu yürümektir. Kendi geçmişimizle büyük bir olgunlukla hesaplaşacağız, deneyimlerden öğreneceğiz ve daha güzel bir dünya kuracağız.
Sekiz saatin tarihi 1917'den geçer.
Yaşasın Ekim Devrimi!
Kaynaklar
Birincil belgeler
- Sovyet İktidarının ilk kararnameleri (Barış, Toprak, Sekiz Saat, Halkların Hakları Bildirgesi, İşçi Denetimi, Aile ve Evlilik): V. İ. Lenin, Toplu Eserler, cilt 26; İngilizce metinler: https://www.marxists.org/archive/lenin/works/1917/oct/25-26/
- Uluslararası Çalışma Örgütü Anayasası, Önsöz (1919) ve 1 No'lu Çalışma Süreleri (Sanayi) Sözleşmesi (Washington, 1919): https://www.ilo.org
- David Lloyd George, "Fontainebleau Memorandum" (25 Mart 1919), Memoirs of the Peace Conference içinde.
- Stinnes-Legien Anlaşması (15 Kasım 1918) metni ve bağlamı: Gerald D. Feldman, Army, Industry and Labor in Germany 1914-1918.
- Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (1948), md. 22-26: https://www.un.org/en/about-us/universal-declaration-of-human-rights
- Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 1514 (XV) sayılı karar, "Sömürge Ülkelere ve Halklara Bağımsızlık Verilmesi Bildirgesi" (14 Aralık 1960).
- Dünya Sağlık Örgütü, Alma-Ata Bildirgesi (12 Eylül 1978).
- Truman Doktrini konuşması (12 Mart 1947) ve George Marshall'ın Harvard konuşması (5 Haziran 1947).
Tarih ve çözümleme
- Henry E. Sigerist, Socialised Medicine in the Soviet Union, Londra, 1937.
- Mary L. Dudziak, Cold War Civil Rights: Race and the Image of American Democracy, Princeton University Press, 2000.
- Odd Arne Westad, The Global Cold War, Cambridge University Press, 2005.
- Vijay Prashad, The Darker Nations: A People's History of the Third World, 2007.
- Domenico Losurdo, Stalin: Bir Kara Efsanenin Tarihi ve Eleştirisi, Türkçe çevirisi mevcut.
- Ludo Martens, Stalin'e Farklı Bir Bakış, Türkçe çevirisi mevcut.
- Thomas Piketty, Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları; veri: World Inequality Database, https://wid.world
- David Kotz & Fred Weir, Revolution from Above: The Demise of the Soviet System, Routledge, 1997.
- Wendy Z. Goldman, Women, the State and Revolution: Soviet Family Policy and Social Life, 1917-1936, Cambridge University Press, 1993.
- David Glantz & Jonathan House, When Titans Clashed: How the Red Army Stopped Hitler, University Press of Kansas, 1995.
- Mete Tunçay, Türkiye'de Sol Akımlar 1908-1925; Bülent Gökay, Soviet Eastern Policy and Turkey, 1920-1991; Stefanos Yerasimos, Türk-Sovyet İlişkileri.
- John Reed, Dünyayı Sarsan On Gün (1919); çeşitli Türkçe baskıları.
Blogdan ilgili yazılar
- Dosya: Rusya Gerçeği
- 12 Eylül: Bir Sınıf Darbesinin Tarihi, Bilançosu ve Bugünü — neoliberalizmin kurucu şiddeti ve sosyal devletin tasfiyesi
- Kırılan Ellerin Şarkısı: Victor Jara
- Sahip Olmaktan Olmaya: Erich Fromm'u Sınıfla Okumak
- Sosyalist Yapay Zeka Manifestosu — planlama tartışması
- Üniversite Kimin İçin?
- Zil Herkese Aynı Çalmaz
- Enver Hoca'nın Doğum Gününde Faşizme Karşı Savaştan Günümüz Arnavutluğuna
- Sputnik'ten Starlink'e Uzay Yarışı
- Fütürizmden Tekno-Faşizme — Sovyet avangardı ↔ İtalyan fütürizmi karşıtlığı için
- Perdenin Arkasındaki BRICS ve AfD Nereye? — Ekim korkusu olmayan dünyada emperyalist rekabet ve öfkenin sağa akışı
Not: Rakamlar, metinde adı geçen kaynaklara ve Sovyet nüfus sayımlarına (1897, 1926, 1939), BM ve ILO tarihsel serilerine dayanır.







