Bilgi Müşterekleri
AnasayfaHakkımızdaKılavuzlarPopüler İçeriklerİletişim

Defteri Tutanı da Sustururlar

Eylül'de 1.270 Hesap, Ekim'in İlk Günü EngelliWeb

Yazar: Oğuz Demirkapı
Defteri Tutanı da Sustururlar

Defteri Tutanı da Sustururlar: Eylül'de 1.270 Hesap, Ekim'in İlk Günü EngelliWeb

Sansür Dalgası Tsunamiye Dönüştü: İFÖD'nin Eylül Bilançosu, Dünyadan Gelen Dayanışma ve Sınıfsal Bir Okuma

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Bu dizinin ilk yazısında bir cümle kurmuştuk: "Bir ülkede kamu gücünün kaç hesabı susturduğunu ancak sivil bir derneğin tuttuğu defterden öğrenebiliyorsanız, orada hesap verebilirliğin kendisi özelleştirilmiştir." O defterin adı EngelliWeb'di. İfade Özgürlüğü Derneğinin (İFÖD) 2008'den bu yana tuttuğu, Türkiye'de hangi sitenin, hangi hesabın, hangi kararla, hangi gerekçeyle karartıldığını tek tek yazan gönüllü kayıt.

Dün, 1 Ekim 2026 saat 17.14'te o defterin kendisi karartıldı.

Önce kısa bir özetle başlayalım, ayrıntıya sonra gireceğiz.

Özet: Bir Ayda Ne Oldu?

İFÖD'nin bugün yayımladığı basın bülteni Eylül ayının bilançosunu çıkarıyor. Rakamlar şöyle:

  • 1–30 Eylül 2026 arasında en az 1.270 X hesabı 5651 sayılı Kanun'un 8. ve 8/A maddeleri kapsamında erişime engellendi.
  • Bu hesapların %90'ı X şirketi tarafından Türkiye'den görünmez kılındı.
  • Karşılaştırma için: İFÖD'nin "dijital sıkıyönetim" diye nitelediği, 19 Mart sürecinin damgasını vurduğu 2025 yılının tamamında 8/A kapsamında engellenen X hesabı sayısı 995'ti. Tek bir ay, koca bir yılı geride bıraktı.
  • Engellemelerin 941'i ayın ikinci yarısında gerçekleşti; yani dalga yavaşlamadı, hızlandı.
  • Takipçi bilgisine ulaşılabilen 1.227 hesabın toplam takipçisi 35 milyonu aşıyor. 362 hesabın 10 binden, 70 hesabın 100 binden, 10 hesabın 500 binden fazla takipçisi var.
  • 1.270 hesaptan yalnızca 115'inin hangi karara dayandığı bilinebiliyor. Geri kalan 1.155 hesabın hukuki dayanağı bilinmiyor. Kararlar ne kamuoyuna açıklanıyor ne de hesap sahiplerine tebliğ ediliyor.
  • Ve son halka: EngelliWeb'in X hesabı (@engelliweb), Siber Güvenlik Başkanlığının X'e ilettiği bir 8/A kararıyla Türkiye'den görünmez kılındı. Karar bilgisi, sansürü belgeleyen derneğin kendisiyle bile paylaşılmadı.

Bu tabloya dünyadan ses geldi: Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü, BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, Avrupa Gazeteciler Federasyonu, Uluslararası Basın Enstitüsü, Gazetecileri Koruma Komitesi, altı Avrupa ülkesinin insan hakları temsilcileri ve 65'ten fazla ülkeden 450'yi aşkın sivil toplum örgütü. Onlara da ayrı bir bölüm ayıracağız; çünkü dayanışmanın değerini bilmek kadar sınırını bilmek de sınıf bilincinin parçasıdır.

Bu yazının tezi tek cümle:

Eylül sansürü üç ayrı dalga gibi göründü — ahlak, para, güvenlik — ama tek bir şeyi hedefledi: toplumun kendi hakkında bilgi üretme, o bilgiyi dolaştırma ve kayda geçirme kapasitesini. EngelliWeb'in susturulması bu zincirin son halkası değil, mantıksal sonucudur.

Şimdi ayrıntıya geçelim.


1. Bir Ayın Kronolojisi: Üç Dalga, Tek Akıntı

Eylül'ü üç dalga olarak okumak mümkün. Ama bunlar sırayla gelip giden dalgalar değil; birbirinin üstüne binen, aynı akıntının parçaları.

Birinci dalga — "Ahlak": Ailem Güvende (12 Eylül ve sonrası). 12 Eylül'de, 12 Eylül 1980 darbesinin kırk altıncı yıldönümünde, LGBTİ+ örgütlerine yönelik "Ailem Güvende" operasyonu başladı. Sosyal medya engelleri operasyonla eşzamanlı yürüdü ve kısa sürede LGBTİ+ örgütlerinin çok ötesine taştı: bir gazete, bir insan hakları örgütü, bir akademisyen topluluğu, bir sendika. Bu dalgayı Kimin Ailesi Güvende? yazısında ayrıntılı sökmüştük.

İkinci dalga — "Para": Fon krizi (Eylül'ün ikinci yarısı). 131 yatırım fonunun kapatılmasıyla patlayan krizin ardından, krizi yorumlayan ekonomistlerin, analistlerin, gazetecilerin hesapları peş peşe karartıldı. The Next Web'in aktardığına göre savcılık, piyasalar hakkındaki paylaşımların "yatırımcıyı korkutabileceğini" ileri sürdü. Turkish Minute'in derlemesine göre yalnızca 30 Eylül'de fon krizi hakkında paylaşım yapan 147 hesap daha engellendi; bu hesapları toplam 2,65 milyon kişi takip ediyordu. Fon krizinin sınıfsal anatomisini Kontrol Sermaye İçin, Patlama Bizim İçin yazısında çıkarmıştık.

Üçüncü dalga — "Güvenlik": Millî güvenlik ve kamu düzeni. "Dezenformasyon", "manipülasyon", TCK 217/A, "millî güvenlik" gerekçeleri. Bunların yanına İFÖD'nin kaydına göre İsrail propagandası, "FETÖ iltisakı", Tevhid çevresi, Furkan Hareketi, Alihan Kuriş soruşturmaları ve Narin Güran cinayeti soruşturmasına dair paylaşımlar da eklendi.

Son halka — 29 Eylül: T24. 1 Ekim: EngelliWeb. Ulusal bir haber sitesinin tamamı kapatıldı; iki gün sonra da kapatılanların listesini tutan hesap. T24'ün hikâyesini Satın Alınamayanı Kapatırlar yazısında anlatmıştık.

Gerekçe çeşitliliğine aldanmayın. Ahlak, para ve güvenlik üç ayrı dosya gibi görünür; ama üçünün ortak paydası bilginin kimin elinde kalacağıdır. Bunu birazdan kararlar üzerinden göreceğiz.


2. Listede Kim Var?

İFÖD'nin Türkiye'den görünmez kılınan hesaplar arasında saydığı adlar şunlar. Bunları tek tek okumak önemli, çünkü sansürün sınıfsal haritası adlarda saklıdır:

KesimEngellenen hesaplardan bazıları
GazetecilerErk Acarer, Naz Yavuzarslan, Canan Kaya, Meral Danyıldız, Özlem Akarsu Çelik, Fırat Fıstık, İrem Afşin
Haber kuruluşlarıKısa Dalga, soL Haber, Mezopotamya Ajansı, JinNews, Velvele, Kaos GL Haber, T24
EkonomistlerProf. Dr. Veysel Ulusoy, İnan Mutlu, Emre Şirin
Hak savunucuları ve hukukUluslararası Af Örgütü Türkiye, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), Ali İsmail Korkmaz Vakfı (ALİKEV), İFÖD kurucularından Yaman Akdeniz
Kadın örgütleriKadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu, Kadın Koalisyonu
LGBTİ+ örgütleriKaos GL Derneği, TİP LGBTİ+ Bürosu ve çok sayıda dernek, topluluk, onur haftası hesabı
Akademi ve meslekBarış Akademisyenleri, Türkiye Psikiyatri Derneği
EmekUmut-Sen, Başaran Aksu, Levent Pişkin
EdebiyatYazar Haluk Hepkon

Bu tabloda dikkatinizi üç satıra çekmek istiyorum.

Emek satırı. Umut-Sen kurye, depo, market ve inşaat işçilerinin, yani gig ekonomisinin en güvencesiz kesimlerinin örgütlenmesiyle uğraşan bir sendika. Başaran Aksu yıllardır işçi örgütlenmesinin, iş cinayetleri kaydının sahada çalışan adı. Bir "ahlak" operasyonunun ya da "millî güvenlik" kararının içinde sendika ve işçi örgütçüsünün ne işi var? Yanıtı aşağıda kararların dilinde arayacağız.

Ekonomistler satırı. Fon krizi patladığında halk krizi kimden öğrendi? Resmî açıklamalardan değil; krizin mekanizmasını anlatan bağımsız ekonomistlerden. Onların susturulması, krizin bedelini ödeyenlerin krizin nasıl olduğunu öğrenme hakkının elinden alınmasıdır.

Kayıt satırı. Af Örgütü tutuklu sayar, MLSA duruşma izler, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu öldürülen kadınların listesini tutar, Barış Akademisyenleri bir imzanın bedelini on yıldır belgeler, EngelliWeb engellenenleri yazar. Listenin büyük kısmı, devletin tutmadığı ya da saklamayı tercih ettiği kayıtları tutan kurumlardan oluşuyor.


3. Kararlar: Gerekçesiz, Toptan ve Görünmez

İFÖD'nin eline ulaşabilen dokuz karar ve bir talep yazısı, kalan 1.155 hesabın karanlıkta kaldığı bir tablonun aydınlatılabilen küçük köşesi. O köşede bile görülenler yeterince öğretici:

Hâkimlik ve kararKimi hedef aldıGerekçenin dili
İstanbul 7. Sulh Ceza, 12.09.2026, 2026/9559 D.İşKaos GL, SPoD, Pembe Hayat, Lambdaistanbul, onur haftaları, üniversite toplulukları dâhil 73 kurum ve kişi, toplam 179 adresKanun metni ve kalıp bir cümle; "tek satır gerekçe" yok
Bakırköy 4. Sulh Ceza, 13.09.2026, 2026/9112 D.İş (16 Eylül'de ikinci talep)Kaos GL Haber; ardından Türkiye Psikiyatri Derneği ve Kaos GL DerneğiTCK 226/2, "müstehcenlik"
Mersin 3. Sulh Ceza, 14.09.2026, 2026/9999 D.İşEvrensel, TİP LGBTİ+ Bürosu, Barış Akademisyenleri, Af Örgütü Türkiye, Umut-Sen, ALİKEVİl Emniyet Müdürlüğünün doğrudan başvurusu; "sayfaların tümüne" engel
Ankara 1. Sulh Ceza, 19–20.09.2026, 2026/13243 ve 2026/13244 D.İşProf. Dr. Veysel Ulusoy dâhil hesaplar"Kamu görevlisine hakaret", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma"
Adana 4. Sulh Ceza, 25.09.2026, 2026/10114 D.İşBaşaran Aksu, İnan Mutlu dâhil 47 hesap"Millî güvenlik"; dayanak yalnızca bir "açık kaynak araştırma raporu" ve ekran görüntüleri
İstanbul 1. Sulh Ceza, 29.09.2026, 2026/8894 D.İşT24'ün sitesinin tamamı ve X hesabı"Yaklaşık 1 yılda 118 sözde haber"; "Türk aile yapısını zayıflatmaya yönelik"
8/A, Siber Güvenlik Başkanlığı üzerinden, 1.10.2026EngelliWeb (@engelliweb)Bilinmiyor; karar paylaşılmadı

Bu tablodan dört ders çıkıyor.

Birincisi: Gerekçe bir süs eşyasına dönüştü. İstanbul 7. Sulh Ceza'nın 179 adresi kapatan kararında kanun metni ve kalıp bir cümle dışında gerekçe yok. Gerekçe, kararı denetlenebilir kılan şeydir. Gerekçesiz karar, itiraz edilemez karardır. İtiraz edilemeyen karar, artık hukuk değil idari emirdir.

İkincisi: Kolluk doğrudan yargıç masasına oturdu. Mersin kararı il emniyet müdürlüğünün doğrudan başvurusuyla verildi. Adana kararı bir "açık kaynak araştırma raporu" ile ekran görüntülerine dayanıyor. Yani bir kolluk birimi sosyal medyayı tarıyor, bir rapor yazıyor, hâkimlik o raporu karara dönüştürüyor. Bu, KVKK yazısında andığımız dijital panoptikonun yargı ayağıdır.

Üçüncüsü: URL değil, ses kapatılıyor. Hukukta "URL esaslı engelleme" ve "ölçülülük" diye iki ilke var: Sorunlu görülen içerik varsa o içerik kaldırılır, sitenin tamamı değil. T24 kararı 118 içerik için bir haber sitesinin tamamını kapattı. Mersin kararı hesapların "sayfalarının tümünü" kapattı. Burada hedef bir paylaşım değil, o paylaşımı yapan öznenin kendisidir. Bir sendikanın hesabı kapatıldığında engellenen bir fikir değil, o sendikanın üyeleriyle konuşma kanalıdır; bunu ilk yazıda da yazmıştık: engellenen şey iletişim altyapısı, yani örgütlenme kapasitesidir.

Dördüncüsü: Bildiğimiz %9, bilmediğimiz %91. 1.270 hesaptan 115'inin dayanağı biliniyor. Bu, hesapların yaklaşık %9'u demek. Geri kalan %91 için ne hâkim adı ne karar numarası ne gerekçe var. Hesap sahibi engellendiğini X'in gönderdiği bir bildirimden öğreniyor, neden engellendiğini hiç öğrenemiyor. İtiraz etmek için karar gerekir, karar verilmiyor. Bu bir hukuk düzeni değil, görünmez bir hukuk düzenidir.


4. Neden EngelliWeb? Kaydın Sınıfsal Anlamı

Şimdi asıl soruya gelelim: Bir ayda bin iki yüz hesabı kapatan bir aygıt neden bunu belgeleyen tek hesaba da uzanır?

Yanıt, kaydın kendisinin bir güç olmasında.

Marx, Kapital'in birinci cildinin önsözünde İngiltere'yi örnek seçmesinin nedenlerinden birini fabrika müfettişlerinin raporları olarak anlatır. Fabrika yasalarının denetçileri, sağlık raporları, parlamento soruşturma komisyonları; kapitalizmin kendi işleyişini kayda geçiren bu belgeler olmasaydı, sömürünün mekanizması ampirik olarak gösterilemezdi. Kayıt, eleştirinin hammaddesidir.

Türkiye'de bugün bu kaydı devlet tutmuyor. Tersine, kaydı saklıyor. Kaç işçinin iş cinayetinde öldüğünü İSİG Meclisi sayıyor; kaç kadının öldürüldüğünü Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu sayıyor; kaç sitenin kapatıldığını EngelliWeb sayıyor; kaç kişinin hapiste olduğunu insan hakları örgütleri sayıyor. Devlet kararı veriyor, sayımı sivil toplum yapıyor, infazı özel bir şirket uyguluyor.

Bu üçlü yapıda en zayıf halka sayım halkasıdır, çünkü onu koruyan ne bir yasa ne bir bütçe ne bir şirket var. Sayımı yapanı susturmak, sansürün kendisini görünmez kılmanın en ucuz yoludur. EngelliWeb'in hesabı kapatılınca, bir sonraki hesabın kapatıldığını kamuoyu daha geç, daha az, daha dağınık öğrenecek. Sansür, kendi izini silmeye başlamıştır.

Bir ironiyi de not edelim. Stockholm Center for Freedom'ın aktardığına göre hukukçu Kerem Altıparmak, Yaman Akdeniz'in hesabının kapatılması üzerine, Akdeniz'in 2014'te Anayasa Mahkemesinde açtığı davayla Twitter'ın Türkiye'de erişilebilir kalmasına katkıda bulunduğunu hatırlattı. Platformun Türkiye'deki varlığını savunan hukukçu, şimdi aynı platformdan görünmez kılınıyor. Akdeniz'in yorumu yalın: Hesabının uzun süredir risk altında olduğunu bildiğini, ama "bugün beklemediğini" söyledi; yeni hesap açmayacağını, kararı hukuken sorgulayacağını açıkladı.


5. Makasın İki Ağzı: Devlet ve Tekel

Rakamlardaki en çarpıcı oranı atlamayalım: Engellenen hesapların %90'ı X tarafından Türkiye'den görünmez kılındı.

Bu cümlede iki özne var. Kararı devlet veriyor; uygulamayı dünyanın en zengin adamının sahibi olduğu bir platform tekeli yapıyor. "Mutlak ifade özgürlüğü" söylemiyle şirket satın alan bir sermayedarın şirketi, Türkiye'de gerekçesiz kararların en hızlı infaz memuru olarak çalışıyor. The Next Web'in notuna göre X daha önce Türkiye'nin bazı taleplerine itiraz ettiğini açıklamış, ama sonunda yine uymuştu.

Burada şaşırtıcı bir şey yok. Platform tekelinin ilkesi ifade özgürlüğü değil, pazara erişimdir. Seksen beş milyonluk bir pazarda reklam gelirini korumak, birkaç bin hesabın sesinden daha değerlidir. Satın Alınamayanı Kapatırlar yazısında söylediğimizi burada genişletelim: Satın alınamayanı devlet kapatır, kapatılanı da tekel sessizce uygular. Makasın bir ağzı siyasi iktidar, öteki ağzı dijital sermaye. Kesilen ise toplumun sesi.

Bu yüzden bizim için mesele yalnızca "Türkiye'de sansür" değil; iletişim altyapısının özel mülkiyette olması meselesidir. Kamusal tartışmanın meydanı bir şirketin sunucusundaysa, o meydanın kapısı da şirketin anahtarındadır. Bilgi Müşterekleri'nin adı tam da bu yüzden var: İletişim altyapısı ortak mülk olmadıkça, ifade özgürlüğü her zaman bir izin olarak kalır, hak olarak değil.


6. Sınıfsal Okuma: Ahlak, Para, Güvenlik — Tek Bir Mülkiyet Sorusu

Üç dalgayı yan yana koyduğumuzda ortaya çıkan tablo şu:

Resmî gerekçeSınıfsal işlevi
"Aileyi korumak", "müstehcenlik"Toplumsal krizin faturasını yoksullaşmaya değil, "ahlaki çözülmeye" kesmek; öfkeyi aşağıya, en savunmasız gruplara yönlendirmek
"Yatırımcıyı korkutmak", "halkı yanıltmak"Fon krizinde bilgi asimetrisini korumak: Karar verenler önceden bilir, küçük birikimci son anda öğrenir
"Millî güvenlik", "dezenformasyon"İşçi örgütçüsünü, ekonomisti, gazeteciyi aynı torbaya koyup itiraz edilemez bir kategoriye almak
Gerekçesiz, tebliğsiz kararHukuku öngörülemez kılarak herkesi öz-sansüre itmek; korkunun kendisini yönetim aracına çevirmek
Kaydı tutanın susturulmasıSansürün izini silmek, hesap sorulabilirliği tümüyle ortadan kaldırmak

Fon krizi bu tablonun anahtarıdır. Kriz, devletle iç içe geçmiş bir sermaye fraksiyonunun spekülatif birikiminin patlamasıydı; bedelini yüz binlerce küçük birikimci ödüyor. Krizi anlatanların susturulması, krizin sorumlularının değil, krizin mağdurlarının bilgisizliğinin korunmasıdır. "Yatırımcıyı korkutmak" gerekçesindeki yatırımcı, küçük birikimci değil; onu korkutacak gerçeğin açığa çıkmasından korkan büyük sermayedir.

"Ailem Güvende" dalgası ise aynı mekanizmanın kültürel yüzü. Ekonomik kriz derinleşirken, emekli Ali Şekeroğlu Anayasa Mahkemesi önünde onur için yürürken yaşamını yitirirken, gündem "aile" ve "ahlak" üzerinden kuruluyor. Ahlaki panik, sınıf öfkesinin paratoneridir. Bu yüzden ahlak operasyonunun içine bir sendikanın, bir kadın platformunun, bir gazetenin girmesi kaza değil; operasyonun gerçek hedefi örgütlü toplumun kendisidir.

Buradan çıkan sonuç şu: Sansür bir "kültür savaşı" ya da "demokrasi eksiği" olarak okunduğunda yarım kalır. Sansür, kriz dönemlerinde egemen sınıfın bilgi üzerindeki mülkiyetini yeniden kurma girişimidir. Kim neyi bilecek, ne zaman bilecek, kimden öğrenecek? Bu soruların yanıtı, bir toplumda bilgi üretim araçlarının kimin elinde olduğuna bağlıdır.


7. Dünyadan Gelen Dayanışma

Türkiye'deki bu tabloya Eylül boyunca dünyanın farklı yerlerinden ses yükseldi. Bunları kaydetmek, hem dayanışmayı görünür kılmak hem de kendi mücadelemizin yalnız olmadığını bilmek için önemli.

Uluslararası Af Örgütü

Uluslararası Af Örgütü 15 Eylül'de yaptığı açıklamada Avrupa Bölge Direktör Yardımcısı Esther Major'ın ağzından operasyonu "LGBTİ haklarına ve onları savunanlara karşı topyekûn bir saldırı" olarak niteledi. Açıklamada, Af Örgütü Türkiye'nin X hesabının (@aforgutu) 14 Eylül'de Siber Güvenlik Başkanlığı üzerinden 8/A kararıyla engellendiği, örgütün karar metnine ulaşamadığı ve 180'den fazla hesabın engellendiği kayda geçirildi. Örgüt yeni bir hesap (@amnestyTR) açarak yayına devam etti.

22 Eylül'de yayımlanan değerlendirmede Af Örgütünün Avrupa kampanyacısı Milena Buyum, 15 ilde en az 116 gözaltı, en az 83 tutuklama ve 160'tan fazla kişi hakkında soruşturma açıldığını; Adalet Bakanlığının 81 ildeki 175 başsavcılığa "genel ahlak" genelgesi gönderdiğini aktardı. Buyum'un saptaması bizim için de önemli: Türkiye'de aileler yoksulluk, güvencesizlik ve baskı altında ezilirken, bu operasyonun aileyi korumakla hiçbir ilgisi yok. Aynı yazıda, dünyanın 50'den fazla kentinde baskıya karşı sokağa çıkıldığı belirtiliyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW)

HRW 18 Eylül'de Avrupa ve Orta Asya Direktör Yardımcısı Benjamin Ward'ın açıklamasıyla baskıyı "LGBT bireyleri suç ilan etmeye ve marjinalleştirmeye yönelik açık bir girişim" olarak tanımladı. HRW, 12–16 Eylül arasında onlarca hesap ve sitenin engellendiğini, Af Örgütü Türkiye, Evrensel, MLSA ve HAK İnisiyatifi hesaplarının da bunlar arasında olduğunu kaydetti.

Birleşmiş Milletler ve Avrupa ülkeleri

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Türkiye'yi herkesin insan haklarını ayrımcılık yapmadan korumaya çağırdı ve keyfi olarak gözaltına alınanların serbest bırakılmasını istedi. Almanya, Fransa, Hollanda, İsveç, Finlandiya ve İzlanda'nın insan hakları temsilcileri derin endişelerini dile getirerek Türkiye'yi taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne uymaya çağırdı. 65'ten fazla ülkeden 450'yi aşkın sivil toplum örgütü, LGBTİ+ hareketinin suç ilan edilmesine son verilmesini ve gözaltındakilerin serbest bırakılmasını talep etti.

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) kabul ettiği kararda yaşananları "LGBT bireylere ve hak savunucularına karşı koordineli ve tırmanan bir kampanya" olarak nitelendirdi; Türkiye'yi gözaltındakileri serbest bırakmaya ve LGBT karşıtı yasal düzenlemelerden kaçınmaya çağırdı.

Gazetecilik örgütleri: T24 için

T24'ün kapatılmasının ardından Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ve Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) ortak bir açıklamayla kararı "mesleğimize yönelik ağır bir saldırı" olarak niteledi; kararın basın özgürlüğünü ve halkın haber alma hakkını çiğnediğini belirterek derhâl geri alınmasını istedi.

Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ) Başkanı Maja Sever, Türkiye'deki üyeleri TGS ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ile birlikte kararı kınadıklarını, Türkiye'de kapsamlı mahkeme kararlarının gazetecileri susturmak ve yurttaşların bağımsız bilgiye erişimini kısıtlamak için giderek daha fazla kullanıldığını söyledi.

Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), operasyonda gözaltına alınan gazeteci Tuğba Tekerek'in "yalnızca işini yaptığı için" gözaltına alındığını vurguladı ve hükümeti "dezenformasyon" yasasını basını susturmak için giderek daha fazla kullanmakla eleştirdi.

T24 Yayın Yönetmeni Candan Yıldız'ın sözleri, İFÖD'nin geçen yıl için kullandığı kavramla bire bir örtüşüyor: "Gerçekten dijital bir olağanüstü hâl yaşıyoruz." Haberleri "propaganda" ilan edilen Kaos GL'nin genel yayın yönetmeni Yıldız Tar ise yalın bir cümle kurdu: "Bu propaganda değil, temel gazetecilik."

Endeksler ne diyor?

Sınır Tanımayan Gazeteciler'in (RSF) 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde Türkiye 180 ülke arasında 163. sırada. RSF'nin Türkiye temsilcisi Erol Önderoğlu, Mart 2026'da IPI ve CPJ'nin de aralarında olduğu sekiz örgütle yaptıkları ortak açıklamada yargı üzerindeki siyasi denetimi ve internet sansürünü eleştirel medyayı zayıflatmanın araçları arasında saymıştı. Freedom House ise 2025 "İnternette Özgürlük" raporunda Türkiye'yi 100 üzerinden 31 puanla "Özgür Değil" olarak sınıflandırmış; bu puan, değerlendirilen Avrupa ülkeleri arasında en düşüğü.

Bu dayanışmayı nasıl okumalıyız?

Bu seslerin hepsi değerli. Engellenen bir hesabın arkasındaki insana yalnız olmadığını söyler, sansürün maliyetini uluslararası alanda yükseltir, kayda geçer. Ama sevgili genç yoldaşlar, dayanışmanın da sınıfsal bir haritası var ve onu doğru okumak zorundayız.

Dayanışmanın türüGücü ve sınırı
Hükümetlerin ve diplomatların "derin endişesi"Kayda geçer, ama aynı başkentler Türkiye ile ticaret, göç ve silah masasında oturmaya devam eder; "endişe" çıkarın önüne geçmez. Kendi ülkelerinde Filistin dayanışmasını §129 ile yargılayan bir Almanya'nın endişesi, ilkesel değil konjonktüreldir
BM, AKPM gibi uluslararası kurumlarHukuki standart koyar, karar metni üretir; ama Osman Kavala örneğinde gördüğümüz gibi bağlayıcı kararlar bile uygulanmadığında yaptırım gücü sınırlıdır
Af Örgütü, HRW gibi hak örgütleriSistematik belgeleme yapar, kamuoyu oluşturur; ama kendileri de hedefte, Af Örgütü Türkiye'nin hesabı bunun kanıtı
EFJ, TGS, TGC gibi gazeteci sendikaları ve meslek örgütleriEmeğin kendi örgütlerinden gelen dayanışmadır. Bir meslekte çalışanların ortak çıkarına dayanır; sürekli, örgütlü ve karşılıklıdır
Dünyanın 50'den fazla kentindeki sokak eylemleriKurumsal değil, aşağıdan gelen enternasyonalizmdir; diplomatik nezaket tanımaz

Bu ayrımı abartmıyoruz; her biri kendi alanında işe yarar. Ama kalıcı güvence, başka devletlerin endişesinde değil, emeğin ve toplumun kendi örgütlü dayanışmasındadır. Bir gazetecinin hesabı kapatıldığında Avrupa'daki meslektaşlarının sendikasının ses çıkarması, bir büyükelçiliğin açıklamasından daha az görünür ama daha sağlam bir bağdır. Bizim büyütmemiz gereken bağ budur.


8. İFÖD Ne İstiyor?

İFÖD'nin bültenindeki talepler açık ve somut. Hukuki çerçevesi de var: Anayasa Mahkemesi, Artı Media GmbH kararında (Genel Kurul, B. No: 2019/40078, 14 Eylül 2023) 8/A maddesinin keyfi müdahalelere karşı güvence içermediğini ve ihlalin doğrudan kanundan kaynaklandığını tespit etmişti. İFÖD'nin deyişiyle Eylül, "bu yapısal sorunun kitlesel bir sansür düzenine dönüştüğünü" gösterdi.

İFÖD'nin talepleri:

  1. Sulh ceza hâkimliklerinin itiraz incelemelerinde 8/A maddesini Anayasanın 152. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesine götürmesi.
  2. "Ailem Güvende" kapsamında LGBTİ+ örgütlerine, hak savunucularına, meslek örgütlerine ve T24'e getirilen engellerin derhâl kaldırılması.
  3. Hesap ve sitelerin tümüne yönelik toptan engelleme uygulamasına son verilmesi.
  4. Tüm kararların gerekçeleriyle birlikte ilgililere tebliğ edilmesi ve kamuoyuna açıklanması.
  5. EngelliWeb hesabına yönelik kararın derhâl açıklanması ve engelin kaldırılması.

İFÖD, karara ulaştığında itiraz edeceğini ve 8/A'nın Anayasa Mahkemesine götürülmesini talep edeceğini açıkladı. Bu taleplerin her birinin arkasında durmak, bugün ifade özgürlüğünü savunan herkesin asgari ortak paydasıdır.


9. Somut Görevler

Sansüre karşı yalnızca öfke yetmez; kaydı yaşatmak, kanalları çoğaltmak ve örgütlü dayanışmayı büyütmek gerekir. Genç yoldaşlar için önerilerimiz:

  1. Kaydı yaşatın. EngelliWeb'in kendisi ifade.org.tr/engelliweb adresinde yayın yapmaya devam ediyor. Karşılaştığınız her engellemeyi İFÖD'ye bildirin. Defteri tutanı susturdular; defteri çoğaltmak bizim işimiz.
  2. Arşivleyin. Önemli haberleri, açıklamaları, hesap içeriklerini kişisel arşivinize ve açık internet arşivlerine kaydedin. Silinen içerik, kopyası olmayan içeriktir.
  3. Kanalları çoğaltın. Örgütünüzün, sendikanızın, derneğinizin bütün sesini tek bir şirketin platformuna emanet etmeyin. E-posta bültenleri, RSS, kendi web siteleri, merkezsiz ve topluluk tarafından işletilen sosyal ağlar; bunlar lüks değil, örgütsel güvenliktir.
  4. İletişim altyapısını müşterek bir sorun olarak görün. Kamusal tartışmanın meydanı özel mülkiyette kaldıkça, o meydanın kapısını devletle tekel birlikte kilitler. Kamusal ve topluluk denetiminde iletişim altyapısı talebini programlarınıza yazın.
  5. Hukuki süreçlere destek olun. İFÖD, MLSA ve benzeri kurumların itiraz ve AYM başvuruları, kalıcı içtihat demektir. Bu süreçleri izleyin, duyurun, destekleyin.
  6. Sendikanızı ve meslek örgütünüzü harekete geçirin. Gazeteci, akademisyen, hukukçu, bilişim emekçisi; hangi meslekteyseniz, örgütünüzün uluslararası bağlarını kullanarak bilgiyi dünyaya taşıyın. EFJ'nin T24 açıklaması bunun nasıl çalıştığının örneğidir.
  7. Öz-sansüre teslim olmayın, ama dikkatli olun. Gerekçesiz kararların amacı herkese "sıradaki ben olabilirim" duygusunu yaşatmaktır. Doğru bilgiyi, kaynağıyla, sakin ve belgeli biçimde paylaşmaya devam edin.

Defter Kapanmaz

Eylül'de bin iki yüz yetmiş hesap karartıldı. Ekim'in ilk günü bunların listesini tutan hesap da karartıldı. Sansür, kendi izini silmeye başladı.

Ama tarih şunu da öğretir: Kaydı yasaklanan şey unutulmaz, yalnızca başka yerde tutulmaya başlar. 12 Eylül'ün işkencehanelerini kimse resmî arşivden öğrenmedi; tanıklıklardan, sürgündeki dergilerden, elden ele dolaşan fotokopilerden öğrendi. Bugün de öyle olacak.

Sevgili genç yoldaşlar, bir defter kapatıldığında yapılacak iş bellidir: Bin defter açmak. Bilgi herkesindir; onu tutmak, dolaştırmak ve savunmak da herkesin işidir.

Defteri tutanı susturabilirler. Defteri tutanların hepsini susturamazlar.


Güncelleme

2 Ekim 2026, 15.15 — Yazı, İFÖD'nin bugün yayımladığı Eylül bilançosu üzerine yazıldı. EngelliWeb hesabına yönelik kararın metni henüz açıklanmadı; İFÖD karara ulaştığında itiraz edeceğini duyurdu. Gelişmeler oldukça bu bölüm güncellenecek.


Bu Diziden ve İlgili Yazılar


Kaynaklar

Birincil kaynak

Uluslararası açıklamalar

Haber ve derlemeler

İlgili Başlıklar

Haber Bülteni Aboneliği