Bilgi Müşterekleri
AnasayfaHakkımızdaKılavuzlarPopüler İçeriklerİletişim

Satın Alınamayanı Kapatırlar

T24 Yasağının Hikâyesi ve Sansürün Sınıfsal Kökleri

Yazar: Oğuz Demirkapı
Satın Alınamayanı Kapatırlar

Satın Alınamayanı Kapatırlar

T24 yasağının hikâyesi ve sansürün sınıfsal kökleri

Kısaca: Ne Oldu?

  • Karar: İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği, 29 Eylül tarihli ve 2026/8894 D.İş sayılı kararla T24'ün internet sitesinin ve bütün sosyal medya hesaplarının kapatılmasına hükmetti. Karar 30 Eylül'de önce Adalet Bakanlığının basın WhatsApp gruplarında duyuruldu; Siber Güvenlik Başkanlığı saat 17.00'de T24'e e-postayla bildirip dört saat içinde uygulanmasını istedi. Site akşam saatlerinde erişime kapandı.
  • Gerekçe: "Ailem Güvende" soruşturması kapsamında, T24'ün "son bir yılda" "118 LGBT propagandası niteliği taşıyan içerik" yayımladığı iddiası. Evrensel'in yayımladığı listeye göre içerikler 2012'ye kadar uzanıyor; aralarında operasyonu eleştiren eylül yazıları, LeMan saldırısını eleştiren bir yazı, bir sansür karikatürü ve hiçbir LGBTİ+ içeriği olmayan yazılar da var.
  • Öncesi: 26 Eylül'den itibaren iktidara yakın hesaplar T24'ü "arkasındaki devasa fon akışı" üzerinden hedef gösterdi.
  • Aynı gün: Fon krizini yorumlayan en az 147 X hesabı daha "millî güvenlik" gerekçesiyle engellendi. Bir haftadaki üçüncü dalga bu.
  • Tepkiler: 13 basın meslek örgütü kararın "ivedi biçimde geri alınması" çağrısı yaptı. AP Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor kararı "ifade özgürlüğüne açık saldırı" olarak niteledi. Evrensel ve BirGün yazarları, sansür dalgasını fon vurgunu, "Aile ve Nüfus On Yılı" ve "ekonomik güvenlik devleti" ile birlikte okuyor.
  • Tezimiz: Aynı gün bir gazetenin "aile" adına, yüzlerce hesabın "millî güvenlik" adına kapatılması tesadüf değil. Ahlak cephesi ile ekonomi cephesi aynı cephedir. Mülkiyet yoluyla susturulamayan bağımsız yayınlar artık hukuk yoluyla susturuluyor. Bu, rızası aşınan bir düzenin zora yaslanmasıdır.

Ayrıntılar aşağıda.


Sevgili Genç Yoldaşlar,

Bugün, 30 Eylül 2026 akşamı, Türkiye'nin en çok okunan bağımsız haber sitelerinden T24 için kapatma kararı duyuruldu. İnternet sitesi ve sosyal medya hesaplarının tamamı. Gerekçe: bir yılda yayımlanan 118 içerik "LGBT propagandası"ymış.

Aynı gün, aynı saatlerde, fon krizi üzerine yazan en az 147 X hesabı daha erişime engellendi. Bunlar LGBTİ+ derneği değildi. Ekonomistler, akademisyenler, teknik analistler, avukatlar, küçük yatırımcılardı.

Bir gün, iki gerekçe: biri ahlak, öteki millî güvenlik. On altı gün önce Müstehcenlikten Millî Güvenliğe: 48 Saatte Bir Sansür Dalgasının Anatomisi yazımızda aynı ikiliyi göstermiş ve bir eğilim tespit etmiştik: araç bir kez normalleşince kategori genişler. O gün listede bir sendika, bir gazete, insan hakları örgütleri vardı. Bugün listede ülkenin en büyük bağımsız haber sitesi ve bir finans krizini yorumlayan yüzlerce kişi var.

Bu yazı iki bölümden oluşuyor. Önce T24 yasağının hikâyesini, günü gününe anlatacağız. Sonra geri çekilip şu soruyu soracağız: son dönemdeki sansür dalgası kimin, hangi sınıfın, hangi krizin ihtiyacından doğuyor? Ardından Evrensel ve BirGün yazarlarının yorumlarını, en sonda da dünyadan ve Türkiye'den gelen dayanışma seslerini derleyeceğiz.

Sorularımız her zamanki gibi: Kimin elinde? Kimin denetiminde? Kimin yararına?


Birinci Bölüm: T24 Yasağının Hikâyesi

T24 nedir?

T24, 1 Eylül 2009'da yayına başlayan bir internet gazetesidir. Kurucu ekibi, Tempo24'ün eski çalışanlarıdır; kuruluşundan bu yana Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın'dır. Yıllar içinde Hasan Cemal, Yavuz Baydar, Yasemin Çongar, Andrew Finkel, Hazal Özvarış, Murat Sabuncu gibi gazeteciler bu çatının altında yazdı. Sahibi bir holding değil, küçük bir yayıncılık şirketidir (Wikipedia).

X hesabının 1,9 milyon, Instagram hesabının 238 bin takipçisi var (bianet English). T24 bir LGBTİ+ yayını değildir; genel haber sitesidir. Siyaset, ekonomi, dünya, kültür, köşe yazıları.

Bu ayrıntı önemli, çünkü hikâyenin bütün tuhaflığı burada: genel bir haber sitesi, yayımladığı binlerce içerikten 118'i yüzünden bütünüyle kapatılıyor.

T24 hedef tahtasına ilk kez girmiyor. Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın, anonim bir kaynağa dayanan haberler nedeniyle "terör örgütüne yardım" suçlamasıyla yargılanmış, 2 Temmuz 2020'de beraat etmişti. 5 Temmuz 2026'da, NATO zirvesi öncesindeki gözaltı dalgasında, T24 muhabiri Buse Söğütlü de gözaltına alınanlar arasındaydı (EFJ).

Kronoloji: Hedef göstermeden karara
TarihOlay
12–14 Eylül"Ailem Güvende" operasyonu: 15 ilde LGBTİ+ derneklerine ve mekânlara baskın; yüzlerce sosyal medya hesabına erişim engeli; engelleme 14 Eylül'de Evrensel, Af Örgütü, Barış Akademisyenleri, MLSA ve UMUT-SEN'e uzanıyor
15 EylülAnkara'da gazeteci Tuğba Tekerek ve yedi Kaos GL yöneticisi tutuklanıyor
16 EylülGazeteciler Şirin Payzın ve İrfan Değirmenci, soL Haber, Kadın Koalisyonu ve TKDF'nin X hesaplarına engel
17 EylülSPK yedi portföy şirketinin 130 fonunu tasfiyeye sokuyor; fon krizi başlıyor
Eylül'ün üçüncü haftasıEkonomist Uğur Gürses, ENAG kurucusu Prof. Dr. Veysel Ulusoy, Prof. Dr. Bilge Yılmaz gibi ekonomi hesaplarına "millî güvenlik" gerekçesiyle engel
24–26 EylülFon krizi ve muhalif hesaplara yeni dalga: Kısa Dalga, gazeteciler Hilmi Hacaloğlu, Alptekin Dursunoğlu, Razi Canikligil, ekonomist İnan Mutlu, UMUT-SEN kurucularından Başaran Aksu
26 Eylülİktidara yakın sosyal medya hesaplarından T24'ü hedef alan video paylaşımları başlıyor
28 EylülBizim TV, BirGün muhabirleri Meral Danyıldız ve Sarya Toprak dahil en az 150 hesaba engel; Deniz Göktaş ilk duruşmada tahliye ediliyor
29 Eylülİstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği, 2026/8894 D.İş sayılı kararla T24'ün sitesi ve sosyal medya hesapları için erişim engeli veriyor
30 EylülKarar önce Adalet Bakanlığının basın gruplarında duyuruluyor, 17.00'de Siber Güvenlik Başkanlığınca T24'e e-postayla bildiriliyor, akşam site kapanıyor; aynı gün fon krizi üzerine yazan en az 147 X hesabı daha engelleniyor

Engelleme dalgalarının tarihleri kaynaklara göre bir iki gün kayıyor (Evrensel'in derlemesi ile Diken ve bianet arasında); tabloyu Evrensel'in kronolojisine göre kurduk.

Karar 29 Eylül tarihli, kamuoyu ise 30 Eylül'de öğrendi. Aradaki boşluk kendi başına bir bulgu: karar önce verildi, sonra bakanlığın mesaj grubunda duyuruldu, en son muhatabına bildirildi.

Önce kampanya, sonra karar

Hikâye bir mahkeme salonunda değil, sosyal medyada başlıyor.

26 Eylül'de iktidara yakın hesaplar T24'ü hedef alan videolar paylaşmaya başladı. Medyascope'un aktardığına göre bu paylaşımlardan birinde şu soru soruluyordu: "Basın özgürlüğü kisvesi arkasına saklanan T24'ün arkasındaki devasa fon akışı."

Dikkat edin: kampanya "LGBT propagandası" diye başlamadı. "Fon" diye başladı. Yani ilk suçlama ahlaki değil, parasaldı: arkandaki para kimin? Üç gün sonra gelen mahkeme kararı ise paradan hiç söz etmiyor, 118 içerikten söz ediyor.

T24'ün açıklaması: "T24, bir süredir sosyal medya hesaplarında iftira ve linç kampanyasına maruz bırakılıyordu." Genel Yayın Koordinatörü Gökçer Tahincioğlu da şunu yazdı: "Onlarca basın emekçisinin, gazetecinin çalıştığı kurum için özenle yürütülen iftira kampanyası sonucu bu kadar ağır bir karar verilebiliyor. Ne söylesek az!" (BirGün)

"Basın emekçisi" ifadesinin altını çizelim. Kapatılan şey bir fikir değil, onlarca kişinin iş yeri.

T24'ün kendi haber başlığı durumu şöyle özetledi: "Dünyada da referans gösterilen Türkiye'nin en büyük bağımsız haber sitesi T24, sosyal medyada başlatılan iftira kampanyası sonrası kapatıldı!" Site, kararın arkasındaki süreci bir "linç kampanyası" olarak niteledi (MediaCat).

Önce hedef gösterme, sonra kovuşturma, sonra karar. Bu sıralamayı aklınızda tutun; ikinci bölümde geri döneceğiz.

Karar: 118 içerik, bütün bir site

Resmî açıklama kısa: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü "Ailem Güvende" soruşturması kapsamında, T24'ün son bir yılda "118 LGBT propagandası niteliği taşıyan içerik" ürettiği tespit edilmiş; İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği sitenin ve sosyal medya hesaplarının kapatılmasına karar vermiş; karar uygulanmak üzere Siber Güvenlik Başkanlığına gönderilmiş (GZT, Notbir).

Burada dört ayrıntı var ve her biri ayrı bir sorun.

Birincisi: Oran. 118 içerik, çoğu köşe yazısı (Diken). Hâkimlik bu içeriklerin her biri için ayrıca kaldırma kararı da vermiş (bianet). Yani sorunlu görülen içerik tek tek kaldırılabiliyorken, bütün site ayrıca kapatılıyor. Hukukçu gazeteci Kemal Göktaş'ın cümlesiyle: "'118 LGBT içerikli haber yayımladı' demek kanuni koşulları tek başına karşılamaz."

İkincisi: Suç tipi. Türk Ceza Kanunu'nda "LGBT propagandası" diye bir suç yoktur. Soruşturmanın gerekçelerinde müstehcenlik, örgüt, fuhuş, uyuşturucu sayılıyor; ama bir gazetenin köşe yazısının bunlardan hangisine girdiği söylenmiyor. Gerekçe bir suç tanımı değil, bir etikettir.

Üçüncüsü: Yol. Turkish Minute'e göre karar 5651 sayılı Kanun'un 8/A maddesine dayanıyor ve saatler içinde uygulanması gerekiyor. 8/A'yı Müstehcenlikten Millî Güvenliğe: 48 Saatte Bir Sansür Dalgasının Anatomisi yazımızda anlatmıştık: "gecikmesinde sakınca bulunan hâller" maddesi. Uygulama önce, denetim sonra.

Dördüncüsü: Tebliğ. Karar önce Adalet Bakanlığının basın WhatsApp gruplarında paylaşılan bir notla duyuruldu (MediaCat). T24'ün açıklamasına göre kendilerine bildirim ancak saat 17.00'de, Siber Güvenlik Başkanlığından gelen bir e-postayla ulaştı. E-postanın dili, bugünkü sansür rejiminin özeti gibi:

"Siber Güvenlik Başkanlığı, Türkiye'de internet içerik düzenlemeleri konusunda yetkili kamu kurumudur. (...) 5651 sayılı (...) Kanun'un 8/A maddesi uyarınca, aşağıda URL adresi belirtilen yayın hakkında içeriğin çıkarılmasına ve/veya erişimin engellenmesine karar verilmiştir. Söz konusu kararın gereğinin derhal ve en geç dört saat içinde yerine getirilmesi gerektiğini bildiririz. İlgili URL: https://t24.com.tr"

"İlgili URL" bir haber değil, bir yazı değil: sitenin kendisi. Akşam saatlerinde t24.com.tr adresine girenler şu uyarıyla karşılaştı: "29/09/2026 tarihli ve 2026/8894 D.İş Sayılı İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla erişime engellenmiştir" (BirGün).

Akşam 20.00'yi geçerken bile T24 kararın kendisini görememişti. Ankara Temsilcisi Gökçer Tahincioğlu Evrensel'e şöyle dedi: "Karara ulaşmaya çalışıyoruz. Bu saat oldu hâlâ ulaşamadık! Kararın muhatabı olarak biz henüz kararı görmüş bile değiliz."

Bir gazete, kapatıldığını önce bakanlığın mesaj grubundan, sonra bir güvenlik kurumunun dört saatlik ültimatomundan öğreniyor; kararın gerekçesini ise hâlâ bilmiyor. 14 Eylül'de Evrensel'in, kendi hesabının engellendiğini bir Amerikan şirketinin e-postasından öğrendiğini yazmıştık. İki hafta içinde tebliğ kanalı şirketten bakanlığın WhatsApp grubuna geçti. Hukuk, duyuru hâline geldi.

118 içerik: Listede ne var?

Kararın gerekçesi olan 118 içeriğin listesi T24'e dosya olarak gönderildi; Evrensel listenin tamamını yayımladı. Listeyi tek tek okuduk. Okuyunca kararın kendi gerekçesiyle bile çeliştiği görülüyor.

"Son bir yıl" değil, on dört yıl. Başsavcılık açıklaması "son bir yıl içerisinde" diyor. Listedeki en eski içerik 22 Nisan 2012 tarihli ("Kiliselerden: Eşcinseller vardır!"). 2013, 2014, 2015 tarihli çok sayıda yazı var. Eski AİHM yargıcı Rıza Türmen'in 2015'te ABD Yüksek Mahkemesi'nin eşcinsel evlilik kararını hukuken tartıştığı yazı da, 2020'deki "Nefret söylemi" yazısı da listede.

Operasyonu eleştirmek, operasyonun gerekçesi olmuş. Listedeki en yeni içeriklerin on biri, 15–22 Eylül 2026 arasında, yani "Ailem Güvende" operasyonundan sonraki bir haftada yazılmış eleştiri yazıları:

YazarBaşlıkTarih
Umur TaluValla, hakikaten "aileniz güvende!"15 Eylül
Şengün KılıçBol zevzeklik, beyhude çaba, bol zorbalık…17 Eylül
Mine SöğütAile güvende, peki siz neredesiniz?17 Eylül
Tuğrul Eryılmaz"Ailem Güvende", sokak güvende, nedense ben hiç güvende hissetmiyorum!18 Eylül
Yusuf NazımTarihin yakamadıkları (2): Pembe Listeler'den Pembe Üçgen'e giden yol18 Eylül
Çağatay Anadol"Ailem Güvende"19 Eylül
Gökçer TahincioğluSanal devriye ve ihbarcılık sistemi19 Eylül
Leyla AlpKimin ailesi, kimden güvende?20 Eylül
Faruk BildiriciEtki ajanlığı yasası yürürlükte mi?21 Eylül
Mehmet Y. Yılmaz"Ailemiz Güvende" dedikleri sizin aileniz değil, heyecanlanmayın22 Eylül
Umur TaluMamdani ile Zamdani!22 Eylül

Yani bir operasyonu eleştiren yazılar, o operasyonun gerekçesi olarak aynı operasyonun dosyasına konmuş. Eleştiri, eleştirilenin delili yapılmış. Bu tek tablo, kararın neyi hedeflediğini her türlü hukukî tartışmadan daha açık gösteriyor.

LGBTİ+ ile ilgisi olmayan içerikler. Listede şunlar da var:

  • Mehmet Y. Yılmaz'ın 2 Temmuz 2025 tarihli, LeMan dergisine yapılan şeriatçı saldırıyı ve polisin "seyirci" tutumunu Sivas Katliamı'nın yıl dönümünde eleştiren "'İç cepheyi güçlendirme' provası!" yazısı
  • M. K. Perker'in, "Büyülü Gökkuşağı" adlı çocuk kitabının bakanlık kararıyla "muzır neşriyat" ilan edilmesini konu alan 4 Ocak 2021 tarihli sansür karikatürü
  • Prof. Dr. Fuat Keyman'la "Türkiye Yüzyılı" üzerine bir söyleşi (19 Haziran 2023)
  • Nurcan Baysal'ın göçmenler üzerine yazısı (17 Nisan 2015)
  • Erdem Yörük'ün "Siz hâlâ HDP'lileştiremediklerimizden misiniz?" yazısı (1 Kasım 2013)
  • "İHD 39 yaşında ve Süleymaniye'ye gidenler" (18 Temmuz 2025)
  • "Din devletine 'yumuşak geçiş' çabası mı?" (24 Ağustos 2021)
  • "Atatürk viski de içer miydi, işte tartışmayı bitiren belge" (12 Haziran 2023)

Bir de şu var: listede bir söyleşinin başlığı, Onur Ünsal'ın şu cümlesi: "Anladık ki yoksulluk, işçilik, LGBT problemleri, o heteronormatif erkek şiddeti dünyanın her yerinde aynı." Yoksulluğu ve işçiliği aynı cümlede anan bir söyleşi, "propaganda" diye kodlanmış.

Bu liste, "LGBT propagandası" etiketinin bir suç tanımı değil, bir tasnif aracı olduğunu gösteriyor: laiklik, göç, Kürt meselesi, insan hakları, sansür eleştirisi, operasyon eleştirisi; hepsi aynı torbaya konabiliyor.

T24 neden, neden şimdi?

T24, "Ailem Güvende" operasyonunu baştan beri ayrıntılı biçimde haberleştirdi: baskınları, gözaltıları, hesap kapatmalarını (Turkish Minute). Yani operasyon, operasyonu haberleştireni kapatıyor.

Bu, 14 Eylül listesinin mantığıyla birebir örtüşüyor. O gün şöyle yazmıştık: listenin ortak özelliği LGBTİ+ olmak değil, kayıt tutmaktır. T24 bir kayıt tutucudur. Operasyonun kayıt dışı kalmasını engelleyen kurumlardan biridir.

Ama "neden şimdi" sorusunun ikinci bir yanıtı daha var ve o yanıt aynı günün öteki kararında duruyor.

Aynı gün, öteki liste: fon krizi hesapları

30 Eylül'de T24 kararıyla aynı gün, fon krizi üzerine paylaşım yapan en az 147 X hesabı daha erişime engellendi. Toplam takipçileri yaklaşık 2,65 milyon; beşinin 100 binin, on yedisinin 50 binin üzerinde takipçisi var. Listede fintek uzmanı İris Cibre, teknik analist İbrahim Babadağı, borsa yatırımcısı Gürdal Hançer, akademisyen Rıdvan Özturgut, avukat Tugay Bek gibi adlar bulunuyor (Diken, bianet).

Gerekçe: "millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması." Bianet, dayanak olarak Sermaye Piyasası Kanunu'nun piyasa dolandırıcılığını düzenleyen 107. maddesinin de gündeme gelebileceğini not ediyor.

Bu üçüncü dalgaydı. Sayılar kaynaklara göre değişiyor ve bunu gizlemiyoruz:

TarihDiken'e göreBianet'e göre
24 Eylülen az 80 hesap194 hesap
28 Eylülen az 150 hesap—
30 Eylülen az 147 hesapen az 147 hesap

Hangi sayı doğru olursa olsun, bir haftada birkaç yüz hesap, bir finans krizini konuştuğu için susturuldu. Ve yine: kaç hesabın kapatıldığını devlet söylemiyor; sayıyı bir dernek (İFÖD) tutuyor.

İFÖD kurucularından Yaman Akdeniz'in cümlesi, iki listeyi birbirine bağlayan halkayı gösteriyor: "X, Meta ve diğer platformlar boyun eğdi, her kararı uyguluyorlar."

Şimdi bir adım geri çekilelim.


İkinci Bölüm: Son Dönem Sansürün Sınıfsal Kökleri

Önce harita: üç ayda sansürün genişleme çizgisi

Tek tek olaylara bakınca her biri "münferit" görünür. Yan yana koyunca bir çizgi çıkar:

DönemHedefGerekçe
Haziran–TemmuzKaos GL Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar (terör suçlaması); NATO zirvesi öncesi gözaltına alınan gazeteciler (T24, OdaTV, Bianet muhabirleri)Terör, millî güvenlik
3 Temmuz – 28 EylülKomedyen Deniz Göktaş: tutuklama, 12 yıla kadar hapis istemli iddianame, 87 gün sonra tahliyeMizah
TemmuzTorba kanunla Siber Güvenlik Başkanlığının yetkileri genişliyor"Siber güvenlik"
12–14 EylülLGBTİ+ dernekleri; ardından gazete, sendika, hukuk ve insan hakları örgütleriMüstehcenlik / millî güvenlik
15 EylülGazeteci Tuğba Tekerek tutuklanıyorÖrgüt
16 EylülGazeteciler, soL Haber, kadın örgütleri—
Eylül'ün üçüncü haftası – 30 EylülFon krizini yorumlayan ekonomist, analist ve yatırımcılar (ENAG'ın kurucusu dahil)Millî güvenlik, kamu düzeni
26–28 EylülKısa Dalga, Bizim TV, BirGün muhabirleri, UMUT-SEN kurucusu Başaran AksuMillî güvenlik, kamu düzeni
29–30 EylülT24'ün bütünü"LGBT propagandası"

Bu tabloyu okurken İki Kule, Bir Dünya: 11 Eylül'ün Yirmi Beş Yılı yazımızdaki hedef listesi yasasını hatırlayın: aygıt bir kez meşrulaştıktan sonra listesini kendisi genişletir. Burada gördüğümüz genişleme, kültürel kategorilerden ekonomik kategorilere doğru. Ahlakla başlayan dalga, fon krizine gelip dayanıyor.

İşte sınıfsal okuma tam bu noktada başlıyor.

Birinci kök: Ahlak cephesi ile ekonomi cephesi aynı cephedir

30 Eylül'ün iki kararını yan yana koyun: sabah bir haber sitesi "aileyi korumak" gerekçesiyle kapatılıyor; aynı gün yüzlerce hesap, yarım milyon insanın birikimini yutan bir fon krizini konuştuğu için susturuluyor.

Bunlar iki ayrı politika değildir. Aynı politikanın iki yüzüdür.

Kimin Ailesi Güvende? yazımızda ahlaki paniğin işlevini şöyle tarif etmiştik: güvensizliğin kaynağını mülkiyetten kültüre kaydırmak. Bir ailenin gerçek güvensizliği kiradır, okul masrafıdır, emekli aylığıdır, iş cinayetidir; ve bu ay, fona yatırılıp geri alınamayan birikimdir. Bu güvensizliklerin hiçbiri bir köşe yazısından kaynaklanmaz. Hepsi mülkiyet ilişkilerinden kaynaklanır.

Ahlaki kampanya, bu öfkeye yanlış bir adres gösterir. Ama adres yanlış gösterilse de öfke yerinde durur ve gerçek adresine doğru akmaya başlar. Fon krizi hesaplarının kapatılması, o akışın önüne konan setin adıdır. Birinci kararla kitlenin dikkati kültüre çekilir; ikinci kararla ekonomiyi konuşanın sesi kısılır.

İkinci kök: Krizde bilgi, sermayenin en değerli malıdır

Fon krizi hesaplarının neden kapatıldığını anlamak için bir piyasanın neyle çalıştığını hatırlamak gerekir: bilgiyle.

Borsa dosyamızın Devre Kesici: Burjuvazinin Borsası Kendine Bile Güvenmiyor yazısında gösterdiğimiz mekanizma şuydu: fiyatı şişirilen hisseden büyük pozisyon tepede çıkar, en son giren en küçük yatırımcı dipte kalır. Kimin önce çıktığını belirleyen tek şey bilgiye erişim sırasıdır. Kriz günlerinde bilgi fiyattır; bilgiyi önce alan kazanır, sonra alan kaybeder.

Şimdi susturulan listeye yeniden bakın: finans uzmanları, teknik analistler, borsa yatırımcıları, avukatlar. Bunlar sermayenin kendisi değil, küçük yatırımcının bilgi kaynağıdır. 514 bin kişinin fonların içini, tasfiye takvimini, hangi şirketin kime ne devrettiğini öğrendiği kanallardır.

Listede bir ad ayrıca dikkat çekiyor: ENAG'ın kurucusu Prof. Dr. Veysel Ulusoy. ENAG, TÜİK'in enflasyon rakamına karşı bağımsız bir enflasyon hesabı yayımlayan gruptur. Yani susturulanlar arasında, emekçinin ücret pazarlığında dayanabileceği alternatif fiyat bilgisini üreten kişi de var. Enflasyonu kim sayacak, fonların içini kim anlatacak: ikisi de aynı soru.

Bu kanalların kapatılmasının sınıfsal sonucu basittir: bilgi yine içeridekilerin tekeline kalır. Portföy şirketi, ilişkili taraf, kurumsal oyuncu kendi bilgisine sahiptir; KAP'ı, SPK'yı, telefonu vardır. Susturulan, dışarıdakinin bilgisidir.

Resmî gerekçe "manipülasyonla mücadele" olabilir; gerçek manipülasyon da elbette var. Ama bir krizde manipülasyonla mücadele, önce içeriden bilgiyle işlem yapanları, fiyatı şişirenleri, on bir ay boyunca göz yumanı hedef almalıdır. Onun yerine krizi yorumlayanlar susturuluyorsa, korunan şey piyasanın dürüstlüğü değil, krizin anlatısı üzerindeki tekeldir.

Sermaye yalnızca fabrikanın ve fonun sahibi değildir. Krizde, krizin nasıl anlatılacağının da sahibi olmak ister.

Üçüncü kök: Mülkiyetle susturulamayanı hukukla susturmak

Neden T24? Neden bu kadar büyük, bu kadar tanınmış bir yayın?

Yanıtı Türkiye'de medya mülkiyetinin son yirmi yılında arayın.

Türkiye'de ana akım medya bugün büyük ölçüde enerji, inşaat, madencilik gibi kamu ihalesine, imar kararına, lisansa bağımlı sermaye gruplarının elindedir. Bu gruplar için gazete bir kâr kalemi değil, bir ilişki aracıdır: ihaleyi alan holding, yayın politikasını ihaleyi verene göre ayarlar. Bu yolla susturma bir mahkeme kararı gerektirmez. Mülkiyetin kendisi sansürdür. Genel yayın yönetmeni görevden alınır, köşe yazarı "ayrılır", haber yayımlanmaz. Kimse bir şey kapatmaz.

Bu model yirmi yıl boyunca çok iyi çalıştı. Ama bir sınırı var: satın alınamayanı susturamaz.

T24 gibi yayınların varlık koşulu tam da budur. Sahipleri bir holding değildir; enerji ihalesine, maden ruhsatına, imar kararına ihtiyaçları yoktur. Onları mülkiyet üzerinden susturmak için elde bir kaldıraç yoktur. Geriye tek bir yol kalır: idari ve cezai yol.

Bu, sınıfsal açıdan bir yol ayrımıdır:

Sansür biçimiAracıKime uygulanırGörünürlüğü
Mülkiyet yoluylaSatın alma, reklam, ihale ilişkisiHoldinglere bağlı medyaGörünmez; "yayın politikası"
Hukuk yoluylaSulh ceza kararı, 8/A, erişim engeliSatın alınamayan küçük ve bağımsız yayınlarGörünür; kararla, gerekçeyle
Platform yoluyla"Withheld in Turkey", hesap kısıtlamaBireyler, dernekler, sendikalarYarı görünür; şirket bildirimi

Birinci satır işlediği sürece ikinci satıra az ihtiyaç duyulur. İkinci satırın bu kadar sık kullanılması, birinci satırın doyduğunu, yani satın alınabilecek her şeyin zaten satın alınmış olduğunu gösterir. Geriye kalan, fiyatı olmayanlardır.

Bu yüzden son dönem sansürün hedefleri ortak bir sınıfsal özellik taşır: okur aboneliğiyle, bağışla, gönüllü emekle ayakta duran yayınlar; sendikalar; dernekler; tek başına yazan uzmanlar. Sermayenin dolaşım devresine bağlanmamış bilgi üreticileri.

Dördüncü kök: Rıza üretemeyen iktidar, zora yaslanır

Gramsci'nin ayrımını hatırlayın: bir egemen sınıf iki araçla hükmeder. Rıza ve zor. Rıza işlerken zor arka planda durur; kimseyi susturmaya gerek kalmaz, çünkü insanlar zaten düzenin anlatısını kendi sağduyuları olarak benimsemişlerdir.

Rıza üretmek maddi bir iştir. Ücretin, emekli aylığının, sosyal yardımın, "yarın bugünden iyi olacak" beklentisinin belli bir düzeyde tutulmasını gerektirir. Bu eylülün tablosu ise şöyle: okul açılışında bir liselinin masrafı bir asgari ücreti geçiyor (Zil Herkese Aynı Çalmaz); Ankara'da Anayasa Mahkemesi önündeki emekli eyleminde bir emekli yaşamını yitiriyor; yarım milyon hanenin birikimi fon tasfiyesinde donuyor.

Rızanın maddi temeli aşınınca, iki yol kalır: ya maddi temeli yeniden kurmak (bu, sermayeden pay istemek demektir) ya da rızanın eksik kalan kısmını zorla tamamlamak. Son üç ayın sansür haritası, ikinci yolun seçildiğini gösteriyor.

Bu yüzden sansürü bir "güç gösterisi" olarak okumak yanıltıcıdır. Sansürün yoğunlaşması, bir zayıflık belirtisidir: anlatının artık kendi kendine ikna edemediğinin, ikna edemediği yerde susturmaya başladığının belirtisi.

Zayıflık belirtisi olması, tehlikesiz olduğu anlamına gelmez. Tam tersine: rızasını kaybeden bir düzen, zorun dozunu artırmaya meyillidir.

Beşinci kök: Yetki güvenlik bürokrasisine, infaz platform tekeline

T24 kararı uygulanmak üzere Siber Güvenlik Başkanlığına gönderildi. Fon krizi hesapları "millî güvenlik" gerekçesiyle kapatıldı.

Temmuz 2026 torba kanunuyla internet üzerindeki tedbir yetkisinin önemli bir kısmı, teknik bir piyasa düzenleyicisinden (BTK) doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlı bir güvenlik kurumuna taşındı. Müstehcenlikten Millî Güvenliğe: 48 Saatte Bir Sansür Dalgasının Anatomisi yazımızda bunu "yetkinin yer değiştirmesi değil, niteliğinin değişmesi" diye anlatmıştık. Bu hafta o niteliğin sonucunu gördük: bir finans krizi, güvenlik meselesi olarak ele alınıyor.

Bir ekonomi krizinin "millî güvenlik" diliyle yönetilmesi, sınıfsal açıdan çok şey anlatır. Çünkü güvenlik dili, tartışmayı kapatan dildir. Bir fonun neden batığını sormak iktisadi bir sorudur; ama o soru "kamu düzenine tehdit" olarak kodlandığı anda, soranın kendisi sorun hâline gelir. Kriz sermayenin krizi olarak değil, anlatının güvenliği sorunu olarak yönetilir.

İnfaz ise yine platform şirketlerinde. Yaman Akdeniz'in dediği gibi, X ve Meta her kararı uyguluyor. Bu şirketler için Türkiye bir reklam ve veri pazarıdır; pazarda kalmanın bedeli uyumdur. Seksen beş milyonluk bir pazarda bir hesabı karartmak, bir veri tabanı alanını değiştirmek kadar ucuzdur. Kristalleşmiş Emeğin İsyanı: 20. Karaburun Bilim Kongresi'ne Çağrı yazımızda dijital çitleme dediğimiz şeyin dolaşım tarafındaki yüzü budur: iletişim altyapısı özel mülkiyette olduğu sürece, o altyapı üzerindeki her söz, mülk sahibinin iş birliği koşuluna bağlı bir izindir.

Yani bugünkü sansür rejimi iki sınıf fraksiyonunun ortaklığıdır: karar yetkisini tekeline alan bir yürütme ve infazı üstlenen küresel platform sermayesi. Biri anlatının güvenliğini, öteki pazarın güvenliğini korur. İkisinin de ortak noktası, susturulanın mülksüz söz olmasıdır.

Altıncı kök: Ara katmanların susturulması, ittifakın önlenmesi

Son bir nokta, belki en önemlisi.

Fon krizi hesaplarının sahiplerine bakın: ekonomistler, analistler, avukatlar, küçük yatırımcılar. Klasik sınıf şemasında bunlar işçi sınıfının örgütlü çekirdeği değildir; orta katmanlardır. Fon krizinin mağdurları da büyük ölçüde bu katmanlardır: birikimini fona yatırmış ücretli, esnaf, serbest meslek sahibi.

Bu katmanlar kriz dönemlerinde bir yol ayrımındadır. Ya öfkelerini yukarıya, mülkiyet yapısına yöneltip emekçi sınıflarla aynı safa geçerler; ya da öfkeleri aşağıya, "yabancı fon", "aileyi bozanlar", "manipülatörler" gibi günah keçilerine yönlendirilir.

Son dönemin sansür haritası bu yol ayrımına müdahaledir. Bir yandan orta katmanların kendi krizlerini kendi uzmanlarından dinlemeleri engelleniyor. Öte yandan aynı günlerde kültürel bir düşman üretiliyor. T24'e yönelik kampanyanın "fon akışı" diye başlaması tesadüf değildir: fon krizinde birikimini kaybeden kitleye, suçlu olarak başka bir "fon" gösterilmektedir.

Sınıfsal olarak korkulan şey, kaybedilen birikimle kaybedilen ücretin, emekli aylığıyla okul masrafının, aynı mülkiyet ilişkisinin ürünü olarak birlikte görülmesidir. Bu görüldüğü an, ayrı ayrı mağdurlar bir sınıf ittifakına dönüşebilir. Sansür, o görüşün kurulacağı kanalları kesiyor.


Evrensel ve BirGün'de Yorumlar: Emeğin Basını Ne Diyor?

Önce bir hatırlatma: bu iki gazete olayın yorumcusu olduğu kadar tarafıdır da. Evrensel'in X hesabına 14 Eylül'de "millî güvenlik" gerekçesiyle engel getirildi; BirGün muhabirleri Meral Danyıldız ile Sarya Toprak'ın hesapları 28 Eylül'de engellenenler arasındaydı. Aşağıdaki yorumlar, listede olanların listeye bakışıdır.

Aynı akşamın tepkileri

BirGün, kararın ardından gelen tepkileri derledi:

  • İlknur Başer (SOL Parti Sözcüsü): "T24 kapatılamaz. Kamu düzenini bağımsız habercilik değil, sansür ve kapatma bozar! Bağımsız haberciliğin olmadığı yerde demokrasiden bahsedilemez."
  • Alper Taş (SOL Parti MYK Üyesi): "T24'e yönelik bu kapatma kararı, Türkiye'nin karartılmasına yönelik gerici politikaların bir devamıdır."
  • Timur Soykan (BirGün yazarı): "Geçmişte Genelkurmay akreditasyon uyguluyor diye tepki gösteren siyasal İslamcılar sansür ve baskıda sınır tanımıyor. Çok karanlık dönem."
  • Bahadır Özgür: "Yıllardır yayın yapan bir medya kuruluşu tek bir kararla kapatıldı. Bu, sansürün çok ötesinde bir durum. Türkiye dijital OHAL yaşıyor."

Evrensel'e konuşan T24 Ankara Temsilcisi Gökçer Tahincioğlu ise itiraza hazırlandıklarını söyleyip şunu ekledi: "17 yıldır Türkiye'de her türlü fikre açık biçimde haber yapan bir sitenin bütünüyle erişime engellenmesi kararı, bu ortamda bile şok edici." Ve sansürün yeni eşiğini şöyle tarif etti: "Artık sadece görüş açıklaması bile suç sayılabiliyor, her gün izliyoruz." (Evrensel)

Evrensel köşe yazılarında: aile, nüfus, fon, güvenlik devleti

Karar akşam saatlerinde geldiği için bu saat itibarıyla iki gazetede de yalnızca T24'e ayrılmış bir köşe yazısı yok; yazılar geldikçe güncelleyeceğiz. Ama iki gazetenin yazarları son iki haftada, bu kararı mümkün kılan zemini adım adım yazdılar. Yan yana koyunca, ikinci bölümde saydığımız köklerin neredeyse tamamı bu yazılarda karşımıza çıkıyor.

Nuray Sancar, "Aile zaten güvende olamayacaksa!" (18 Eylül). Sancar, operasyonun resmî dayanağının "2026–2035 Aile ve Nüfus On Yılı" vizyonu ile 2026/4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi olduğunu hatırlatıyor ve genelgenin iktisadi içeriğine bakıyor: kentlerdeki nüfusun kırsala dönüşünün özendirilmesi, bölgesel ücret tartışmaları, emek gücü açığı, askerî nüfus potansiyeli. Sancar'ın cümlesiyle: "Kira ödeyemeyen, geçinemeyen ve enflasyondan ezilen kitlelere haydi köyünüze çağrısı yapılıyor." Ve genel ilke: "İç güvenlik her dönem toplumsal gruplar arasında bir sınır çizme harekâtı olarak görülmüştür." (Evrensel)

Bu, bizim "birinci kök" dediğimiz şeyin somut belgesidir: "aile" politikası bir ahlak politikası olduğu kadar bir emek gücü politikasıdır. Kaç çocuk doğacağı, kimin nerede çalışacağı, hangi ücrete razı olacağı.

Pınar Öğünç, "Gizli ajanda, açık saldırı, doz meselesi" (19 Eylül). Öğünç, Türkiye'nin çocuk yoksulluğunda Avrupa'nın zirvesinde olduğunu hatırlatıp şunu yazıyor: "Eğer dert aileyse, bu kuruma en fazla hasarı verenin ekonomik kriz olduğunu görmemek ancak kasıtla mümkün." Aynı yazıda, Evrensel yazarı M. Sinan Birdal'ın operasyonu "aile politikasının söylemsel bir mücadele alanından çıkarak yargı, kolluk, dijital denetim ve mali inceleme araçlarıyla uygulanan bir güvenlik politikasına dönüşümü" olarak okuduğunu aktarıyor (Evrensel). Öğünç'ün yazısında geçen "tekno-feodalizm" kavramını paylaşmadığımızı not düşelim; olan feodalizme dönüş değil, tekelci kapitalizmin kendisidir. Ama teşhis yerinde: dijital denetim ve mali inceleme, T24 kararının iki bacağıdır.

Ümit Akçay, "Yeni devletçilik ve ekonomik güvenlik devleti" (27 Eylül). Akçay yeni Orta Vadeli Program'ı okurken yeni devletçiliğin iki boyutunu tarif ediyor: "Devletin sermaye birikimini daha aktif biçimde yönlendirmesi ve ekonomik ilişkilerin giderek daha fazla güvenlik mantığıyla yeniden düzenlenmesi." (Evrensel) Akçay bunu dış ticaret, tedarik zinciri ve sanayi politikası üzerinden anlatıyor. Ama aynı mantık içeride de işliyor: bir fon krizini yorumlayan hesapların "millî güvenlik" gerekçesiyle kapatılması, ekonomik güvenlik devletinin dijital alandaki yüzüdür. Beşinci kökte "finans krizi, anlatının güvenliği sorunu olarak yönetiliyor" dediğimiz şey budur.

Bülent Falakaoğlu, "Mesele 500 bin 'kumarbaz' değil" (24 Eylül). Falakaoğlu fon mağdurlarını "açgözlü" diye küçümseyen söyleme karşı rakam veriyor: borsada yaklaşık 6 milyon 200 bin kişi var, bunların 4 milyonunun yatırımı 100 bin lira ya da altında. "Bunlar ne açgözlü ne de voli peşinde çakal." Döviz baskılanırken, altın düşerken, faiz emekçinin yaşadığı enflasyonun altındayken üç kuruşunu korumaya çalışan insanlar (Evrensel). Bu, altıncı kökte andığımız ara katmanların ve emekçilerin aynı kaybın içinde buluştuğunun belgesidir.

Arif Koşar, "Gerçek kapitalizm bu değil mi?" (30 Eylül). Koşar, fon skandalı karşısında "bu kapitalizm değil, soygun düzeni" diyen ana akım iktisatçılara yanıt veriyor: "Saray rejimi fon vurgununu kolaylaştırdı. Ama kapitalist olmadığı için değil, aksine kapitalist olduğu için…" (Evrensel) Sansür tartışmasına da aynı şey söylenebilir: bu sansür "hukuk devletinden sapma" değil, bu birikim rejiminin kendi hukukudur.

Ceren Sözeri, "Medyayı sermayesinden yakalamak" (19 Temmuz). Bu yazı T24 kararından iki buçuk ay önce yazıldı ve bugün okununca kehanet gibi duruyor. Sözeri, BTK yetkilerinin Siber Güvenlik Başkanlığına devrini ve TCK 217/A'yı hatırlattıktan sonra, erişim engeli türü tedbirlerin "bir yere kadar işlevsel" olduğunu, aşılabildiğini ve rejimi "sansürcü" gösterdiğini yazıyor. Yeni yöntemi de adıyla koyuyor: "En güncel ve pratiği sermaye ve para trafiğini yakalamak." (Evrensel) T24'e yönelik kampanyanın ahlakla değil, "devasa fon akışı" sorusuyla başlaması tam olarak bu yöntemin işaretidir.

BirGün köşe yazılarında: fon, medya ve "hangi taraf"

Hayri Kozanoğlu, "Fon skandalının toplumsal boyutları" (29 Eylül). Kozanoğlu tasfiye edilen fonlardan birinde 25 bin yatırımcının ortalama portföyünün 100 bin liranın altında olduğunu gösteriyor ve ekliyor: manipülasyona başvuran, içeriden bilgi edinen, zirvede çıkışa geçenler "ne tesadüftür ki hep büyük oyuncular arasından çıkmış." 28 Ağustos'ta yayımlanan SPK rehberinin ayrıntılarını "piyasa profesyonellerinin" önceden bildiğini, "tatlı hayat döneminin sonuna yaklaşıldığını anlayarak tüm önlemlerini ona göre aldıklarını" yazıyor (BirGün). İkinci kökte "krizde bilgi, sermayenin en değerli malıdır" derken anlattığımız mekanizmanın ta kendisi.

Faruk Bildirici, "Fon dolandırıcılığında medyanın rolü" (28 Eylül). BirGün'ün Medya Ombudsmanı, fonları parlatan medyayı tek tek sayıyor: tutuklanan şirket yöneticilerinin konuk edildiği ana akım kanallar, reklam yüzü olan televizyon programcıları, portföy şirketinde yönetici olduklarını okurlarına söylemeyen "ekonomi yazarları", tasfiye edilen şirketlerden biriyle ortaklık kurmuş bir ekonomi gazetesi, reklam metinlerini arşivinden silen Anadolu Ajansı. Bildirici'nin teşhisi: ekonomi haberciliği "siyasi iktidarın ve büyük şirketler ile yatırımcıların ağzına bakıyor; kamu yararını gözetmiyor. Güçsüzlerin değil güçlülerin, paralıların sesi artık." (BirGün)

Şimdi bu yazıyı T24 kararıyla yan yana koyun. Fonları parlatan, yatırımcıyı "sen de katıl" diye çağıran kanallar yayında. Fonların içini anlatmaya çalışan bağımsız ekonomistlerin hesapları kapalı. Ve en büyük bağımsız haber sitesi kapatıldı. Üçüncü kökün en çıplak hâli bu: satın alınmış medya konuşmaya devam ediyor, satın alınamayan susturuluyor.

Selçuk Candansayar, "'Ailem Güvende mi?' Anormali kim belirleyecek?" (21 Eylül). Psikiyatrist Candansayar, operasyonun gece kulüplerinden başlayıp LGBTİ+ derneklerine, HIV'le yaşayanların haklarını savunan örgütlere, ardından hekim ve psikologları eğiten Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği'ne (CETAD) ve 7 bini aşkın hekimi temsil eden Türkiye Psikiyatri Derneği'ne uzandığını anlatıyor. "Yabancı fon" suçlaması üzerine cümlesi, T24'e yönelik kampanyanın da özeti: "Demek ki mesele kimin nereden fon aldığı değil, kimin hangi tarafta durduğu." (BirGün)

Can Ertuna, "Suskunluk sarmalına karşı gazetecilik" (23 Eylül). Ertuna, otoriter rejimlerde gazeteciliğin "(henüz) sansürlenmemiş bir avuç internet sitesi üzerinden dezenformasyon ve propaganda duvarında bir çatlak açmaya" çalıştığını yazmıştı (BirGün). Bir hafta sonra o avuçtaki en büyük site kapatıldı. Ertuna'nın aktardığı bir jüri başkanının cümlesi ise bugün için bir görev tanımı: gazetecilik bazen "toplum hafızasına kayıt düşer ve sonrasında iktidara gelenlerin 'biz bunu bilmiyorduk' demesini engeller."

Bu yorumlardan ne çıkıyor?

Emeğin basınının yazarları farklı konulardan yola çıkıp aynı noktada buluşuyor:

Yazar ve konuGösterdiği bağ
Sancar: Aile ve Nüfus On YılıAhlak politikası = emek gücü ve nüfus politikası
Öğünç ve Birdal: operasyonun niteliğiAile politikası = dijital denetim ve mali incelemeyle yürüyen güvenlik politikası
Akçay: ekonomik güvenlik devletiEkonomi = güvenlik mantığıyla yönetilen alan
Falakaoğlu ve Kozanoğlu: fon mağdurlarıKaybeden küçük birikim, kazanan içerideki büyük oyuncu
Koşar: "gerçek kapitalizm"Vurgun, rejimin sapması değil, kapitalizmin kendi işleyişi
Bildirici: fon ve medyaSatın alınmış medya fonları parlattı, bağımsız ses susturuldu
Sözeri: medyayı sermayesinden yakalamakYeni sansür yöntemi: "para trafiği"
Candansayar: "yabancı fon"Mesele fon değil, hangi tarafta durulduğu

Bu tablo, ikinci bölümdeki tezimizi başkalarının kalemiyle doğruluyor: T24 kararı, bir ahlak kampanyasının yan ürünü değil, bir birikim krizinin anlatısını denetim altına alma operasyonunun parçasıdır.


Resmî Anlatı ve Sınıfsal Okuma

Resmî anlatıSınıfsal okuma
T24 LGBT propagandası yaptıGenel bir haber sitesi, operasyonu haberleştirdiği için operasyonun hedefi oldu
118 içerik tespit edildiİçerikler tek tek kaldırılabiliyorken bütün site kapatıldı; hedef içerik değil yayındır
Aileyi ve çocukları koruyoruzAilenin gerçek güvensizliği kira, fon, okul masrafı ve iş cinayetidir; kampanya öfkeyi mülkiyetten kültüre kaydırıyor
Fon krizinde manipülasyonu önlüyoruzSusturulan içeriden bilgiyle işlem yapan değil, dışarıdaki küçük yatırımcının bilgi kaynağıdır
Millî güvenlik, kamu düzeniBir finans krizi, anlatının güvenliği sorunu olarak yönetiliyor
Yargı kararıdırKarar önce bakanlığın mesaj grubunda duyuruldu, sonra bir güvenlik kurumunun dört saatlik ültimatomuyla bildirildi; T24 kararın metnini hâlâ göremedi
Son bir yılın 118 içeriğiListe 2012'ye uzanıyor; operasyonu eleştiren eylül yazıları operasyonun delili yapılmış
Arkasında yabancı fon varKampanya fon krizinde birikimini kaybedenlere başka bir "fon" gösteriyor
Münferit kararlarÜç ayda terörden mizaha, ahlaktan ekonomiye genişleyen tek bir çizgi
Platformlar yasaya uyuyorPlatform sermayesi pazarda kalmak için infaz ortaklığı yapıyor

Dünyadan ve Türkiye'den Dayanışma Sesleri

Sansürün ilk yenilgisi, sayılabilir hâle gelmesiyse, ikincisi yalnız kalmamasıdır. 30 Eylül gecesi itibarıyla derleyebildiğimiz dayanışma mesajları şunlar.

Uluslararası

Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor kararı "açık saldırı" olarak niteledi (Elips Haber):

"Sinik #AilemGüvende başlığı altında rezil bir LGBTİQ karşıtı kampanya olarak başlayan şey, şimdi Türkiye'de ifade özgürlüğüne açık bir saldırıya dönüştü."

Amor, birkaç gün içinde yüzlerce hesabın engellendiğini, T24'ün "çok az sayıdaki bağımsız medyadan biri" olarak son hedef olduğunu hatırlatıp şöyle bitirdi: "Giderek daha kötüye gidiyor."

Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) ve Avrupa Gazeteciler Birliği (EFJ) Türkiye Temsilciliği, aşağıda anılan 13 örgütlük ortak açıklamanın imzacıları arasında yer aldı.

Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ) ve Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ), Temmuz başında, NATO zirvesi öncesinde aralarında T24 muhabiri Buse Söğütlü'nün de bulunduğu gazetecilerin gözaltına alınmasını "kesinlikle kınadıklarını" açıklamış, tüm tutuklu gazetecilerin derhâl serbest bırakılmasını istemişti (EFJ). T24 kararı, o çağrının üç ay sonraki yanıtsızlığıdır.

Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH), İHD ile birlikte 18 Eylül'de yayımladığı ortak açıklamada "Ailem Güvende" operasyonunda en az 116 kişinin gözaltına alındığını, en az 82'sinin tutuklandığını, protestolarda en az 125 kişinin daha gözaltına alındığını belgeledi. Talepleri: gözaltındakilerin derhâl serbest bırakılması, ayrımcı suçlamalara dayanan kovuşturmaların düşürülmesi, LGBTİ+ sivil toplumunun kriminalleştirilmesine son verilmesi, AB, Avrupa Konseyi ve BM mekanizmalarının açık kınaması (FIDH).

Uluslararası Af Örgütü, eylül içinde iki ayrı açıklamayla operasyonun "tırmanan bir hak krizinin parçası" olduğunu ve gözaltındaki aktivistlerin derhâl serbest bırakılması gerektiğini duyurdu (Af Örgütü). Unutmayalım: Af Örgütü Türkiye'nin kendi X hesabı da 14 Eylül'de engellenenler arasındaydı.

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) 2026 Basın Özgürlüğü Endeksi'nde Türkiye'yi 180 ülke arasında 163. sıraya yerleştirmişti; bir önceki yıl 159'du (Turkish Minute).

Karar ayrıca Reuters ve AFP üzerinden US News, France 24 ve Cyprus Mail gibi yayınlarla aynı gün dünya basınına yansıdı.

Türkiye'den

13 basın meslek örgütü ortak açıklama yaptı (T24, Halk TV):

"Anayasaya aykırı kapatma kararı mesleğimize yönelik ağır bir saldırıdır, ivedi biçimde geri alınmalıdır."

Örgütler, "Ailem Güvende" soruşturmasının başından beri basın ve ifade özgürlüğünü hedef aldığını, gazetecilerin tutuklandığını, haber sitelerine ve hesaplara erişim engeli getirildiğini vurguladı (Artı Gerçek).

İmzacılar: Avrupa Gazeteciler Birliği Türkiye Temsilciliği, Basın Konseyi, DİSK Basın-İş, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği, Diplomasi Muhabirleri Derneği, Ekonomi Muhabirleri Derneği, Gazeteciler Cemiyeti, İzmir Gazeteciler Cemiyeti, KESK Haber-Sen, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), Türkiye Gazeteciler Sendikası, Uluslararası Basın Enstitüsü.

Listeye dikkat edin: üç sendika var. Gazeteciliği bir meslek meselesi olarak değil, bir emek meselesi olarak savunan yapılar. Bir haber sitesi kapatıldığında işsiz kalan ilk kişiler muhabirler, editörler, teknik çalışanlardır.

İnsan Hakları Savunucuları Dayanışma Ağı, operasyonun ilk günü, 13 Eylül'de, 35 üye örgüt adına şu cümleyle yazdı: "İnsan haklarını ve LGBTİ+ haklarını savunmak suç değildir" (İHSDA).

Gazeteci ve siyasetçilerden öne çıkan sözler (Diken, Medyascope):

  • Barış Terkoğlu: Ülkeyi kötü yönetmenin bedeli, ahlak ambalajına sarılmış mahkeme kararlarıyla gazetecilere ödetiliyor.
  • Faruk Bildirici: Asıl amaç, muhalif sesleri susturmak ve devlet denetimi dışındaki bağımsız gazeteciliği engellemek.
  • Milletvekili Ahmet Şık: Karar, gerçeği gizlemeye çalışan bir "dijital sıkıyönetim"dir.
  • RTÜK üyesi Tuncay Keser: Basın özgürlüğü yalnızca gazetecilerin değil, toplumun özgürlüğüdür.
  • Şirin Payzın: "Senelerdir bağımsız yayın yapan saygın internet gazetesi T24'ü bu şekilde kapatmak basın özgürlüğüne ağır darbedir."

Terkoğlu'nun cümlesi, bu yazının ikinci bölümünü tek satırda özetliyor. Yalnızca bir ekleme yapalım: kötü yönetim bir yönetim hatası değil, bir sınıf tercihidir. Bedeli gazetecilere ödetilen şey, krizin bedelini emekçilere ödeten aynı tercihtir.

Dayanışmanın sınıfsal dersi

Bu tabloda iki şey eksik ve ikisini de not düşelim.

Birincisi: uluslararası basın örgütleri hızlı, uluslararası sendikal hareket yavaş. Basın özgürlüğü örgütleri refleksle konuşuyor; ama sansürün bir emek meselesi olduğunu, kapatılan her yayının bir iş yeri olduğunu söyleyen uluslararası sendika konfederasyonlarının sesi henüz duyulmuyor. Bu, doldurulması gereken bir boşluktur.

İkincisi: dayanışma hâlâ kategorilere bölünmüş. LGBTİ+ örgütleri için ayrı, gazeteciler için ayrı, fon krizi mağdurları için ayrı açıklamalar var. Oysa kararlar aynı günde, aynı hâkimlik sisteminde, aynı güvenlik kurumu eliyle uygulanıyor. Sansür bütünleşik çalışıyorsa, dayanışma da bütünleşik olmak zorundadır.


Somut Görevler

Kaydı tut. İFÖD'ün EngelliWeb arşivi bir bilgi müştereğidir. Fon krizi hesaplarıyla T24 kararını aynı defterde görün; eksik gördüğünüzü bildirin.

Kararın metnini iste. 2026/8894 sayılı kararın gerekçesi ve 118 içeriğin listesi kamuya açıklanmalıdır. Hukuk öğrencisiysen, avukatsan, baroda görev alıyorsan: bu talebi kurumsal bir talebe dönüştür.

Okur ol, abone ol. Satın alınamayan yayınların tek güvencesi okurlarıdır. T24'ü, Evrensel'i, Kısa Dalga'yı, bianet'i doğrudan, alan adı değişse bile izle; e-posta bültenlerine, RSS akışlarına kaydol. Bir platformda kararan yayın, posta kutunda yaşamaya devam eder.

Fon krizini konuşmaya devam et, kaynakla konuş. Susturulan hesapların yerini, her iddianın altına KAP bildirimi ve SPK kararı koyan, soğukkanlı, belgeli yazılar almalıdır. Bilginin sınıfsal tekelini kırmanın yolu, bilgiyi kamusal ve doğrulanabilir hâle getirmektir.

Mağdurları ayrı ayrı değil, birlikte düşün. Fon mağduru komşunla, emekli akrabanla, okul masrafıyla boğuşan ailenle aynı sorunun farklı yüzlerini konuştuğunu göster. Sansürün kesmeye çalıştığı bağ budur.

Sendikanı gündeme sok. Basın emekçilerinin sendikaları (TGS, DİSK Basın-İş, Haber-Sen) açıklamanın imzacısı. Kendi sendikan hangi işkolunda olursa olsun, şube gündemine "basın emekçileriyle dayanışma" maddesini öner. Kapatılan her yayın bir iş yeridir.

Uluslararası sendikal bağı zorla. Avrupa'da, Almanya'da, dünyanın başka yerlerinde bir sendikada tanıdığın varsa, bu yazıyı ve 13 örgütün açıklamasını ilet. Basın örgütleri konuştu; sıra işçi örgütlerinde.

Alternatif kanalı bugün kur. Örgütünün, derneğinin, sendikanın tek iletişim kanalı bir şirketin sunucusundaysa, o kanal bir izindir. Kendi alan adı, e-posta listesi, arşiv ve ayna site: bunlar yedekleme stratejisidir. Bilişim Emekçisinin El Kılavuzu'nda anlattığımız gibi, bilişim emekçisinin bu alandaki teknik yükü üstlenmesi doğrudan bir sınıf görevidir.

Kategoriye göre dayanışma yapma. 12 Eylül'de LGBTİ+ dernekleri, 14 Eylül'de bir sendika ve bir gazete, 24 Eylül'de ekonomistler, 30 Eylül'de T24. Listede sırası gelmemiş olmak, listede olmamak anlamına gelmiyor.


Sevgili Genç Yoldaşlar,

Yirmi yıl boyunca bu ülkede gazeteler büyük ölçüde kapatılarak değil, satın alınarak susturuldu. Bir holding bir gazeteyi aldı, gazete sustu; kimse bir mahkeme kararı görmedi.

T24'ün kapatılması, bu yolun sonuna gelindiğini gösteriyor. Satın alınabilecek olan satın alındı. Geriye kalanlar okurlarıyla, gönüllüleriyle, sendikalarıyla ayakta duran, fiyatı olmayan yayınlardır. Ve fiyatı olmayanı susturmanın tek yolu, onu yasaklamaktır.

Bu, sansürün bir güç değil, bir tükenme işareti olduğunu gösteriyor: rızası tükenen bir düzenin, ikna edemediği yerde kapatmaya başlaması. Ama tükenmekte olan bir düzenin en tehlikeli dönemi, tam da bu dönemdir.

Aynı gün bir haber sitesinin "aile" adına, yüzlerce hesabın "millî güvenlik" adına kapatılması bize tek bir şey söylüyor: ahlak cephesi ile ekonomi cephesi aynı cephedir. Kültür adına susturulanla fon krizi adına susturulan, aynı mülkiyet ilişkisini anlatmaya yaklaştığı için susturuluyor.

Bizim işimiz, o ilişkiyi anlatmaya devam etmek. Saymak, yazmak, kaydetmek, çoğaltmak. Ve bunu tek bir kanala, tek bir şirkete, tek bir alan adına emanet etmeden yapmak.

Satın alınamayanı kapatırlar. Kapatılamayacak olan, birbirine sahip çıkanlardır.

Yoldaşça.

Bilgi herkesindir.


Güncelleme

30 Eylül 2026, 23.10 — Karar Siber Güvenlik Başkanlığınca 17.00'de T24'e e-postayla bildirildi; t24.com.tr akşam saatlerinde erişime kapandı. T24 kararın metnine henüz ulaşamadığını, itiraza hazırlandığını açıkladı. Evrensel, 118 içeriğin tam listesini yayımladı; yazıya bu listenin çözümlemesi ile Evrensel ve BirGün yazarlarının yorumları eklendi. Uluslararası sendikal konfederasyonlardan ve Avrupa Konseyi mekanizmalarından henüz T24'e özgü bir açıklama gelmedi. İtiraz süreci, yeni köşe yazıları ve dayanışma mesajlarıyla bu yazı düzenli olarak güncellenecektir.


Bağlantılı Yazılarımız

Sansür dosyası

Baskı aygıtı ve gözetim

Kriz ve emek


Kaynaklar

Birincil kayıt

T24 kararı

Evrensel ve BirGün

Fon krizi hesapları

Dayanışma mesajları

Bağlam

İlgili Başlıklar

Haber Bülteni Aboneliği