Tebeşir Kimin Elinde?
5 Ekim'de Türkiye'de Öğretmenliğin Sınıfsal Hikâyesi

Tebeşir Kimin Elinde?
5 Ekim'de Türkiye'de Öğretmenliğin Sınıfsal Hikâyesi
Sevgili Genç Yoldaşlar,
Bugün 5 Ekim, Dünya Öğretmenler Günü. Dünyanın büyük bölümü öğretmenini bugün anıyor. Türkiye ise öğretmenini 24 Kasım'da anar. Bu iki tarih arasındaki fark bir takvim ayrıntısı gibi görünür, ama değildir. Öğretmenliğin bu ülkedeki hikâyesi, bu iki tarihin arasındaki mesafede saklıdır.
Bu yazıda o hikâyeyi baştan anlatacağız: Osmanlı'nın son yüzyılındaki ilk öğretmen okulundan Köy Enstitülerine, TÖS'ün kürsüsünden 12 Eylül'ün sürgün listelerine, ücretli öğretmenin 24 bin liralık bordrosundan özel okul öğretmeninin haziranda biten sözleşmesine. Sonra da olması gereken öğretmenliği ve taleplerimizi sıralayacağız.
Bu yazı, Ağustos'ta yayımladığımız Eğitim Dosyamızın ve okullar açılırken yazdığımız Zil Herkese Aynı Çalmaz yazısının devamıdır. Rakamların çoğu o iki metinden ve onların kaynaklarından geliyor; burada onları öğretmenin gözünden yeniden okuyacağız.
Önce kısa bir özet
İki gün, iki anlam. 5 Ekim, UNESCO ile Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) 5 Ekim 1966'da kabul ettiği Öğretmenlerin Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı'nın yıldönümüdür; 1994'ten beri Dünya Öğretmenler Günü olarak anılır. Yani doğuşu bir hak belgesine, öğretmenin çalışma koşullarına, ücretine, örgütlenme ve söz hakkına dayanır. Türkiye'nin 24 Kasım'ı ise 1981'de, 12 Eylül yönetimi tarafından, Atatürk'ün 1928'de Millet Mektepleri Başöğretmenliğini kabul ettiği gün olarak ilan edildi. Aynı yönetim o sırada öğretmenlerin en büyük örgütünü kapatıyor, binlerce öğretmeni işten atıyor, sürgüne gönderiyor, yargılıyordu. Öğretmene bir gün verildi; sözü alındı.
Öğretmenliğin hikâyesi bir sınıf hikâyesidir. Bu ülkede öğretmen, kimi zaman ulus inşasının "askeri", kimi zaman köyün aydınlatıcısı, kimi zaman "tehlikeli unsur", bugün ise giderek bir maliyet kalemi olarak tanımlandı. Her tanımın arkasında, eğitimden kimin ne beklediği vardı.
En parlak an bir yöntemdi. Köy Enstitüleri (1940-1954), öğretmeni üretimin, toprağın ve halkın içinden yetiştirdi. Toprak sorusunu sormaya başlayınca kapatıldı. Biz oradan dönemi değil, yöntemi alıyoruz.
Örgütlü öğretmen hep cezalandırıldı. TÖS (1965-1971) öğretmenlerin yüzde altmışını örgütledi; 12 Mart'ta kapatıldı. TÖB-DER 1980'de öğretmenlerin yüzde altmış dokuzunu örgütledi; 12 Eylül'de kapatıldı, yüzlerce üyesi öldürülmüştü, binlercesi işinden oldu. 2016'da KHK'lar aynı mekanizmayı yeniden çalıştırdı.
Bugünün öğretmeni parçalanmış bir emekçidir. Kadrolu, sözleşmeli, ücretli, özel okul öğretmeni, kurs öğretmeni, atanamayan öğretmen. Aynı işi yapan insanlar altı ayrı hukuka, altı ayrı ücrete bölünmüş durumda. Temmuz 2026 itibarıyla en kıdemli kamu öğretmeni bile yoksulluk sınırının 22 bin lira altında; ücretli öğretmen açlık sınırının altında; 177.738 özel okul öğretmeninin büyük kısmı asgari ücret dolayında ve yıllık sözleşmeyle çalışıyor.
Tezimiz şu: Eğitim ticari bir alan olmamalıdır, çünkü eğitim bir meta olduğunda öğretmen de bir maliyet olur. Öğretmene saygı, çiçekle ve törenle değil, güvenceyle, ücretle, sözle ve örgütle gösterilir. Yazının sonunda bunu on altı somut talebe çeviriyoruz.
Şimdi ayrıntıya geçelim.
İki tarih: 5 Ekim ve 24 Kasım
5 Ekim neyin günü?
1966 sonbaharında Paris'te toplanan hükümetlerarası bir konferans, ILO ve UNESCO'nun ortak hazırladığı bir belgeyi kabul etti: Öğretmenlerin Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı. Belge, öğretmenliği bir "fedakârlık" ya da "kutsal görev" olarak değil, hakları ve yükümlülükleri olan bir meslek olarak tanımlıyordu. İçinde öğretmenin ücretinin diğer nitelikli mesleklerle kıyaslanabilir olması, iş güvencesi, sınıf mevcudunun makul tutulması, mesleki özerklik ve en önemlisi öğretmen örgütlerinin eğitim politikalarının belirlenmesine katılması gibi ilkeler vardı.
UNESCO 1994'te bu kararın yıldönümünü Dünya Öğretmenler Günü ilan etti. Bugün dünyanın dört bir yanındaki öğretmen sendikaları 5 Ekim'i bir talep günü olarak kullanır. Eğitim Sen de her yıl bu günü "hak ve taleplerimiz için mücadele günü" diye anar ve Türkiye'nin 1966 kararından doğan yükümlülüklerini yerine getirmediğini hatırlatır (Eğitim Sen, 5 Ekim açıklaması).
UNESCO'nun hesabına göre dünyanın 2030'a kadar 44 milyon yeni öğretmene ihtiyacı var. Eğitim Dosyamızda bu açığı kapatmanın yıllık maliyetinin yaklaşık 120 milyar dolar olduğunu, bunun eğitimde yapay zekâ pazarının 2030 için öngörülen büyüklüğünün üç katı mertebesinde olduğunu yazmıştık. Kaynak yok değil; kaynak başka yere gidiyor.
24 Kasım nasıl geldi?
1 Kasım 1928'de Türk Harfleri Kanunu kabul edildi. Yeni yazıyı halka öğretmek için Millet Mektepleri açıldı; Bakanlar Kurulu Mustafa Kemal'e "Millet Mektepleri Başöğretmeni" unvanını verdi ve bu unvan 24 Kasım 1928'de Millet Mektepleri Talimatnamesi'yle resmîleşti (TRT Haber).
Ama 24 Kasım'ın Öğretmenler Günü olması 1928'de değil, 1981'de oldu. Atatürk'ün doğumunun yüzüncü yılında, 12 Eylül yönetimi bu tarihi resmî öğretmen günü ilan etti. Ondan önce öğretmen okullarında başka bir gelenek vardı: ilk öğretmen okulunun açıldığı 16 Mart 1848'i anmak (Rıfat Okçabol, soL).
Şimdi o yılın öteki yüzüne bakalım. 1980'de öğretmenlerin yaklaşık yüzde altmış dokuzunu örgütleyen TÖB-DER kapatıldı, malvarlığı hazineye geçirildi. Darbeye kadar geçen yıllarda 210 ile 230 arası üyesi öldürülmüştü. TÖB-DER kaynaklarına göre 3.854 öğretmen 1402 sayılı sıkıyönetim yasasıyla işten çıkarıldı; örgütün 64 yöneticisi ve temsilcisi dört ile dokuz yıl arası hapis cezası aldı; genel başkanı vatandaşlıktan çıkarıldı; binlerce öğretmen sürgün edildi ya da emekliliğe zorlandı (soL, "12 Eylül'ün göz boyaması").
Yani 1981'de öğretmene bir gün verildi, aynı yıl öğretmenin örgütü, sesi ve işi elinden alındı. Bu bir çelişki değil, bir yöntemdi: Kutsallaştırılan öğretmen, susturulan öğretmendir. Törenin öğretmeni çiçek alır; sendikanın öğretmeni soruşturma.
12 Eylül Dosyamızda darbenin bir sınıf darbesi olduğunu ayrıntısıyla anlatmıştık. Öğretmenlerin hikâyesi o darbenin en açık sayfalarından biridir: darbe, eğitim alanında önce örgütlü öğretmeni hedef aldı, sonra YÖK'ü kurdu, sonra müfredatı "Türk-İslam sentezi" çizgisinde yeniden yazdı.
İki günü yan yana koyalım:
| 24 Kasım'ın öğretmeni | 5 Ekim'in öğretmeni |
|---|---|
| "Kutsal meslek", "fedakâr nefer" | Hakları ve yükümlülükleri olan bir emekçi |
| Ulusun ve devletin öğretmeni | Çocuğun, halkın ve bilimin öğretmeni |
| Çiçek, plaket, tören konuşması | Ücret, güvence, sınıf mevcudu, söz hakkı |
| Bireysel fedakârlık övülür | Örgütlü talep meşru sayılır |
| 1981'de bir darbe yönetimince ilan edildi | 1966'da bir uluslararası hak belgesinden doğdu |
| Sessizliği ödüllendirir | Sesi kurumsallaştırır |
Elbette 24 Kasım'ı da kendi öğretmenine ait kılabilir, o gün de talepleri haykırabiliriz; Türkiye'deki öğretmen sendikaları da bunu yapıyor. Ama günün nasıl doğduğunu bilmek, ona ne anlam yükleyeceğimizi seçmemizi sağlar.
Öğretmenliğin hikâyesi
Şimdi baştan alalım. Her dönemi aynı üç soruyla okuyacağız: Öğretmen kimin elindeydi? Kimin denetimindeydi? Kimin yararına çalıştırıldı?
Mahalle mektebinden Darülmuallimin'e
Osmanlı'da eğitim büyük ölçüde dinsel kurumların elindeydi. Sıbyan mekteplerinde "hoca" çoğunlukla bir öğretmen değil, mahallenin cami görevlisiydi; ücretini vakıftan ya da velinin verdiği bahşişten alırdı. Bilgi ezberdi, otorite dinseldi. Medrese yükseköğretimdi ama onun da kapısı esas olarak erkek ve şehirli olanlara açıktı.
- yüzyılda imparatorluk, Avrupa kapitalizmiyle rekabet edebilmek için bürokrat, subay ve mühendis yetiştirmek zorunda kaldı. Tanzimat'la açılan rüştiyeler öğretmensiz kalınca, ilk öğretmen okulu 16 Mart 1848'de İstanbul'da açıldı: Darülmuallimin. 1870'te kız öğretmen okulu Darülmuallimat onu izledi.
Sınıfsal okuma şu: Öğretmen bu ülkeye halkın talebiyle değil, devletin ihtiyacıyla geldi. Modern öğretmen, merkezî devletin taşraya uzanan eliydi. Bu doğum lekesi, sonraki bütün dönemlerde "öğretmen kimin adamı?" sorusunu canlı tuttu.
Cumhuriyet: ulusun öğretmeni
3 Mart 1924'teki Tevhid-i Tedrisat Kanunu, eğitimi tek elde, devlet elinde topladı. Medreseler kapandı, okul laikleşti. Bu, dinsel otoriteye karşı büyük bir adımdı ve onu küçümsemeyiz.
Ama yeni okulun öğretmenine biçilen rol de açıktı: ulus inşasının öncüsü. "Öğretmen ordusu" benzetmesi bu dönemin ürünüdür. Öğretmenden beklenen, merkezde yazılmış bir müfredatı ve bir kimliği taşraya taşımaktı. Kürtçe, Lazca, Arapça konuşan çocuklar için okul aynı zamanda dilin kapısının kapandığı yerdi; Eğitim Dosyası'nın ulusal sorun kısmında bunu ayrıntısıyla tartıştık.
Ve bir sınıf gerçeği: 1920'lerde ve 1930'larda nüfusun beşte dördü köyde yaşıyordu, okuma yazma oranı yüzde onun altındaydı. Şehirde yetişen öğretmen köye gitmek istemiyordu; gidenler de köylünün gözünde çoğu zaman "devletin memuru"ydu. Köylü ile okul arasında bir mesafe vardı ve o mesafe, toprağın kimin elinde olduğuyla ilgiliydi.
Köy Enstitüleri: öğretmen halkın içinden
Bu mesafeyi kapatmak için Türkiye'nin eğitim tarihinin en cesur deneyi yapıldı.
1935'te İlköğretim Genel Müdürlüğüne getirilen İsmail Hakkı Tonguç, 1936'da askerliğini çavuş olarak yapmış köylü gençlerden eğitmen yetiştiren kurslar başlattı. 1937'de ilk köy öğretmen okulları açıldı. 17 Nisan 1940'ta, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel döneminde, 3803 sayılı Köy Enstitüleri Kanunu kabul edildi. Kanun Meclis'ten geçerken 278 oy aldı; bir grup milletvekili oylamaya katılmadı (bianet, Köy Enstitüleri 81 yaşında). Sayı kısa sürede 21 enstitüye ulaştı; 1942'de Hasanoğlan'da Yüksek Köy Enstitüsü açıldı.
Yöntem neydi?
- Öğrenci köyden alınıyor, köye dönüyordu. Öğretmen köyün dışından gönderilen bir yabancı değil, köyün kendi çocuğuydu.
- Eğitim üretimin içindeydi. Öğrenciler okullarının binalarını kendileri yaptı, tarlayı kendileri ekti, demirciliği, marangozluğu, arıcılığı öğrendi. Bu, Marx'ın 1866'da önerdiği politeknik eğitimin — zihinsel ve bedensel emeğin birleştirilmesinin — Türkiye'deki en yakın uygulamasıydı.
- Kültür geniş tutuluyordu. Her öğrenci bir müzik aleti çaldı; dünya klasikleri okundu. Ruhi Su yazımızda anlattığımız gibi Hasanoğlan'ın kapısından geçen müzisyenler, yazarlar, ressamlar bir kuşağın kültür hayatını değiştirdi.
- Öğretmen köyde yalnızca ders vermiyordu. Sağlık memuru, ziraat danışmanı, okuma yazma kursu öğretmeniydi.
Enstitüler 1954'e kadar, kaynaklara göre 17 bin ile 20 bin arası öğretmen, binlerce eğitmen ve sağlık memuru yetiştirdi. Fakir Baykurt, Mahmut Makal, Talip Apaydın, Mehmet Başaran... Köy edebiyatı denen akım, bu okulların içinden çıktı.
Peki neden kapatıldılar?
1946'da çok partili hayata geçildi. Aynı yıl Meclis'te toprak reformu tartışılıyordu ve büyük toprak sahipleri hem CHP'nin hem DP'nin içinde güçlüydü. Köy Enstitüsü mezunu öğretmen köyde ağanın karşısına okuma yazma bilen, hakkını soran, "toprak kimin?" diye düşünen köylüyle çıkıyordu. Enstitüler "komünizm yuvası" diye damgalandı. 1946'da önce Hasan Ali Yücel bakanlıktan, ardından Tonguç görevinden uzaklaştırıldı. Reşat Şemsettin Sirer döneminde müfredat değiştirildi, üretim dersleri azaltıldı, karma eğitim kaldırıldı, Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü kapatıldı. 27 Ocak 1954'te Demokrat Parti iktidarı 6234 sayılı kanunla enstitüleri öğretmen okullarıyla birleştirerek tasfiyeyi tamamladı.
Eğitim Dosyası'nda bu konuyu şu soruyla açmıştık: Bir aygıt neden kendi parçasını söker? Çünkü o parça, aygıtın yapması gerekeni yapmıyordu. Köy Enstitüleri devletin kurduğu kurumlardı, ama kendi mantıklarıyla büyüdükçe devletin sınıfsal yapısıyla çatışmaya girdiler.
Ve bir dürüstlük notu: Biz Köy Enstitülerini eleştirisiz yüceltmiyoruz. Tek parti rejiminin kurumlarıydı; müfredatları resmî ideolojiden bağımsız değildi; anadili konusunda sessizdiler; yatılı yapıları zaman zaman sert bir disiplinle işledi. Oradan dönemi değil, yöntemi alıyoruz: öğretmeni halkın içinden yetiştirmek, eğitimi üretimle birleştirmek, okulu topluluğun sorunlarına açmak.
1950'ler ve 1960'lar: öğretmen sendikayla tanışıyor
1950'lerde DP iktidarı köyü pazara açtı, traktör geldi, köyden kente göç başladı. Öğretmen okulları kalabalıklaştı, öğretmen giderek bir "memur" olarak tanımlandı. Ama 27 Mayıs sonrası kabul edilen 1961 Anayasası, kamu görevlilerine sendika kurma hakkını tanıdı.
8 Temmuz 1965'te Türkiye Öğretmenler Sendikası, TÖS kuruldu. Kısa sürede 65 bin üyeye ulaştı ve ülkedeki öğretmenlerin yaklaşık yüzde altmışını örgütledi (bianet, TÖS'ü 55 yaşında hatırlamak). Genel başkanlığını bir dönem Köy Enstitüsü mezunu Fakir Baykurt yaptı. Köy Enstitülerinden TÖS'e uzanan çizgi tesadüf değildir: o okulların yetiştirdiği öğretmen, kendi çıkarıyla halkın çıkarını aynı yerde görüyordu.
TÖS yalnızca ücret istemedi. 1968'de düzenlediği Devrimci Eğitim Şurası'nda eğitimin bağımsız, bilimsel, demokratik ve halktan yana olması gerektiğini savundu. Bu yüzden saldırıya da uğradı: 8 Temmuz 1969'da Kayseri'de TÖS genel kurulunun yapıldığı sinema salonu ateşe verildi.
Ve 1969 boykotu. Aralık 1969'da Türkiye'de yüz binin üzerinde öğretmen, yani öğretmenlerin üçte ikisinden fazlası, iş bıraktı. Devletin yanıtı Eğitim Dosyası'nda kaydettiğimiz tablodur:
| İşlem | Sayı |
|---|---|
| Soruşturma açılan öğretmen | 50.300 |
| Maaş kesimi cezası | 45.520 |
| İl içi sürgün | 6.600 |
| İşten el çektirilen | 2.118 |
| Görevden alınan okul müdürü | 400 |
| Meslekten ihraç | 11 |
Elli bin soruşturma, on bir ihraç. Amaç tasfiye değil, kitlesel yıldırmaydı. Cezalandırılan sayı küçük, caydırılan sayı büyüktür. Bu mekanizmayı aklında tut yoldaş; elli yıl sonra yeniden karşımıza çıkacak.
12 Mart 1971 muhtırasının ardından TÖS kapatıldı, yöneticileri tutuklandı. 1971 anayasa değişikliği memurların sendika hakkını da ortadan kaldırdı.
1970'ler: TÖB-DER ve öğretmenin en büyük örgütü
Sendika kapatılınca öğretmenler dernekte örgütlendi. TÖB-DER (Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği) 1970'lerin sonunda 220 bin üyeye, 670 şubeye ulaştı. 1980'de Türkiye'deki öğretmenlerin yüzde 69,2'si bu tek örgütteydi. Hem kamu emekçisinin hem öğretmenliğin Türkiye tarihindeki en yüksek örgütlülük oranı budur.
Aynı yıllar öğretmenin canının da en ucuz olduğu yıllardı. Faşist saldırılarda 210-230 TÖB-DER üyesi öğretmen öldürüldü. Okullar, öğretmen evleri, öğretmen okulları hedef oldu. Devletin öteki eli ise ülkü ocaklarıyla aynı çizgide duran Ülkücü Öğretmenler Birliği (ÜLKÜ-BİR) gibi yapıları kolluyordu.
1970'ler aynı zamanda öğretmen açığının yıllarıydı. Okullaşma hızla artarken öğretmen yetiştirme yetişemedi; hızlandırılmış programlar, mektupla öğretmen yetiştirme gibi yollar denendi. Bu, sonraki on yılların hep tekrarlanacak bir örüntüsünün ilk örneğidir: Devlet öğretmen açığını öğretmen yetiştirerek değil, öğretmenliği ucuzlatarak kapatmaya çalışır.
12 Eylül: öğretmenin örgütü, işi ve sözü
Yukarıda gördük: TÖB-DER kapatıldı, binlerce öğretmen 1402'lik oldu, sürgün edildi, yargılandı. Ama 12 Eylül'ün öğretmenliğe etkisi bunlarla bitmedi.
- 1981'de YÖK kuruldu, 1982'de öğretmen yetiştirme üniversitelere, eğitim fakültelerine devredildi. Köy Enstitülerinin ve öğretmen okullarının topluluk içinde öğretmen yetiştirme geleneği kesin olarak sona erdi.
- 1982 Anayasası kamu görevlilerine grev yasağını anayasal hükme bağladı.
- Müfredat Türk-İslam sentezi çizgisinde yeniden yazıldı; zorunlu din dersi anayasaya girdi.
- Fişleme öğretmenliğin olağan bir parçası oldu. "Sakıncalı" öğretmenin dosyası onu bir ilden ötekine izledi.
Ve 24 Kasım Öğretmenler Günü ilan edildi.
1990'lar: sendika yeniden
Öğretmen hareketi 12 Eylül'ün ardından ikinci kez sıfırdan kuruldu. 1990'da Eğit-Sen, ardından Eğitim-İş kuruldu; ikisi 1995'te birleşerek Eğitim Sen adını aldı. Bu sendikalar yıllarca yasal dayanağı olmadan, fiilî meşru mücadeleyle var oldular; ancak 2001'de 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu çıktı. O kanun da grev hakkını ve gerçek toplu sözleşmeyi tanımadı.
1990'ların neoliberal dalgası eğitime de girdi. 1997'de sekiz yıllık zorunlu eğitime geçildi; okullaşma arttı, ama kaynak artmadı. Kalabalık sınıflar, ikili öğretim, ve tarihte bir ilk olarak büyük ölçekte ücretli öğretmenlik sistemin kalıcı bir parçasına dönüşmeye başladı.
2000'ler: güvencesizliğin kurumsallaşması
AKP iktidarının eğitim politikası, Eğitim Dosyası'nda adlandırdığımız gibi üç koldan ilerledi: piyasalaşma, dinselleşme, güvencesizleşme.
Öğretmen açısından bu şu demekti:
- KPSS (2002) öğretmenliğe girişi merkezî bir sınava bağladı. Sınav sıralaması "liyakat" diye sunuldu; yüz binlerce öğretmen adayı yıllarca atama bekledi.
- Sözleşmeli öğretmenlik 2000'lerin ortasında kuruldu, 2011'de kadroya geçirildi, 2016'da yeniden getirildi. Bugün 64.509 sözleşmeli öğretmen var; üçte ikisinden fazlası kadın.
- Ücretli öğretmenlik "geçici çözüm" olmaktan çıkıp kalıcı bir maliyet stratejisine dönüştü.
- Özel okullar devlet teşvikiyle büyüdü; özel öğretimin payı 2002'deki yüzde 1,9'dan bugün yüzde 8'e çıktı, özel okul sayısı 2.395'ten 14.700'e yükseldi.
- Yetki-imtiyaz mekanizması sendikal üyeliği bir sınıf tercihi olmaktan çıkarıp bir kariyer aracına çevirdi. Eğitim Sen 2002'de hizmet kolunda birinciyken (yüzde 22,84), bugün dördüncü sırada (yüzde 6,24). Aynı dönemde iktidara yakın sendikanın üye sayısı 24,6 kat arttı.
Ve 2016. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından çıkarılan KHK'larla on binlerce öğretmen ihraç edildi. Darbecilerle hiçbir bağı olmayan sol, sosyalist, Kürt ve Alevi öğretmenler de bu listelere girdi. Aynı yıl Eylül'de Kürt illerinde on bini aşkın öğretmen tek bir işlemle açığa alındı. Eğitim Sen'in kayıtlarında KHK ile ihraç edilmiş 806 üye var. Bugün bile 21 Şubat Dünya Anadili Günü etkinliğine katıldığı için 320 eğitim emekçisi soruşturma geçirmiş durumda.
1969'da elli bin soruşturma, on bir ihraç. 2016'da on binlerce ihraç. Hedef aynı: örgütlü, soran, itiraz eden öğretmen.
2024: Öğretmenlik Mesleği Kanunu
18 Ekim 2024'te Resmî Gazete'de yayımlanan 7528 sayılı Öğretmenlik Mesleği Kanunu, öğretmenliğe girişi yeniden düzenledi (kanun metni özeti, Alo Maliye). Öğretmen adayları artık bakanlığa bağlı Millî Eğitim Akademisi'nde dört dönemlik bir "hazırlık eğitiminden" geçecek; akademinin kendi disiplin rejimi, kendi "akademiden çıkarma" cezası var. Kariyer basamakları kanuna yazıldı.
Kanunun sınıfsal anlamı üç noktada toplanıyor:
- Öğretmen yetiştirme üniversiteden alınıp bakanlığa bağlanıyor. Bilimsel özerklik yerine idari denetim geliyor. Bir sonraki iktidarın da aynı akademiyi kendi ideolojik çizgisine göre biçimleyebileceğini unutmayalım.
- Mülakat "liyakat" adına keyfiliği kurumsallaştırıyor. Sınavda yüksek puan alıp mülakatta elenen binlerce öğretmen adayı "Mülakat Mağduru Öğretmenler" adıyla örgütlendi.
- Kariyer basamakları aynı işi yapan öğretmenleri yeniden bölüyor. Eğitim Sen'in deyişiyle bu, "eşit işe eşit ücret" ilkesinin aşınmasıdır.
Bugünün öğretmeni: altı ayrı hukuk, tek iş
Bugün Türkiye'de 1.187.409 öğretmen var. Resmî okullarda 1.009.671, özel okullarda 177.738. Yüzde 59'u kadın. Ama bu sayılar tek bir mesleği değil, parçalanmış bir emek gücünü anlatıyor.
| Öğretmenin statüsü | Ne demek? |
|---|---|
| Kadrolu | Devlet memuru; iş güvencesi var, grev hakkı yok |
| Sözleşmeli | 64.509 kişi; aynı işi daha az güvenceyle yapar |
| Ücretli | 62 ilde en az 71.757 kişi; ders başına ödenir, aylık geliri yaklaşık 24 bin lira |
| Özel okul öğretmeni | 177.738 kişi; İş Kanunu'na tabi işçi, çoğu yıllık sözleşmeli |
| Kurs, etüt ve özel ders öğretmeni | Sayısı bile bilinmiyor; parça başı, mevsimlik, büyük ölçüde kayıt dışı |
| Atanamayan öğretmen | Yüz binlerce; tahminler 600-700 bine kadar çıkıyor |
Ve ücretler. Temmuz 2026 zammı sonrası, TÜRK-İŞ'in aynı ayki yoksulluk sınırı 120.325 liraydı:
| Kademe | Maaş | Yoksulluk sınırına uzaklığı |
|---|---|---|
| Göreve yeni başlayan (9/1) | 72.578 TL | −47.747 TL |
| Uzman öğretmen | 91.775 TL | −28.550 TL |
| Başöğretmen (en yüksek) | 97.871 TL | −22.454 TL |
| Ücretli öğretmen | ~24.000 TL | açlık sınırının da altında |
Tabloda yoksulluk sınırının üstünde tek bir satır yok. Türkiye'nin en kıdemli öğretmeni bile yoksulluk sınırının 22 bin lira altında. Öte yandan 55 ilde 80.449 norm kadro açığı var. Açık var, öğretmen var, ama atama yok. Bu bir planlama hatası değil, maliyet stratejisidir.
Bu tabloya şiddeti, kalabalık sınıfları, artan bürokratik yükü, veli ve yönetici baskısını, mesleki itibarın sistemli olarak aşındırılmasını ekleyin. Öğretmenlik, bir zamanlar yoksul ailelerin çocukları için güvenceli bir sınıf atlama yolu olan meslek, bugün güvencesizliğin kapısı oldu.
Görünmeyen öğretmen: özel okul ve kurs emekçisi
Eğitim Dosyası'nda bir bölümün başlığını "177.738 kişilik görünmez kesim" koymuştuk. Bugün o kesim artık görünmez değil, çünkü kendini görünür kıldı.
Haziranda çıkış, eylülde giriş
Özel okul öğretmeni kamu görevlisi değil, İş Kanunu kapsamında bir işçidir. Kâğıt üzerinde grev hakkı vardır. Pratikte bu hak kullanılamaz, çünkü düzeneğin merkezinde yıllık sözleşme durur: öğretmen eylülde sözleşme imzalar, haziranda sözleşme biter, yaz boyunca ya ücret alınmaz ya da düşük ücret ödenir, eylülde ya yeniden imzalanır ya imzalanmaz. İtiraz eden, sendikaya üye olan öğretmeni işten çıkarmaya gerek yoktur; sözleşmesi "yenilenmez."
Yurttaşlık Derneği ile Dissensus Araştırma'nın ILO desteğiyle hazırladığı Özel Eğitim Sektöründe Adalet raporu bu düzeneği rakama döktü (T24):
| Gösterge | Oran |
|---|---|
| Süreli (yıllık ya da 10 aylık) sözleşmeyle çalışan | %92,4 |
| Süresiz sözleşmeyle çalışan | %1,3 |
| Sözleşmesinin yenilenmemesinden kaygı duyan | %55,1 |
| Maaşının bir kısmını ya da tamamını elden alan | %22,1 |
| SGK primi asgari ücret üzerinden yatırılan | %27,5 |
| Etüt ve veli toplantısı için ek ücret almayan | %76,8 |
| Resmî tatillerde çalıştırılan | %62 |
| Mesai dışında rahatsız edilen | %67,9 |
Rapordaki öğretmenler kendilerini "mevsimlik işçi" diye tanımlıyor. Doğru bir tanım bu.
2014'te ne oldu?
Bu tablonun bir başlangıç tarihi var. 2007 tarihli 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu, özel okul öğretmenine ödenen ücretin, resmî okullarda aynı durumdaki öğretmene ödenen aylık ve sosyal yardımlardan az olamayacağını hükme bağlıyordu. 2014'te bu hüküm kaldırıldı. O günden bu yana özel okul öğretmenlerinin büyük çoğunluğu asgari ücret dolayına itildi (Sözcü).
Aynı yıllarda özel okul ücretleri katlandı. 2026-2027 için MEB'in belirlediği tavan zam oranları ara sınıflarda yüzde 30,74, kademe başlangıçlarında yüzde 43,92. Bir özel okulun yıllık ücreti 2 milyon 751 bin liraya kadar çıkıyor. Okulun geliri yüzde 30-44 artarken öğretmenin ücreti ne kadar arttı? Bu sorunun kamuya açık bir kaydı yok.
İşte eğitimin ticarileşmesinin öğretmen üzerindeki somut biçimi budur: Velinin ödediği ücret ile öğretmene ödenen ücret arasındaki fark, okulun kârıdır. Ve bu kâr, öğretmenin ücretsiz etüdünden, sigortasız yaz aylarından, elden verilen maaşından çıkar. Marx'ın Kapital'deki o ünlü örneği burada harfi harfine geçerlidir: Bir öğretmen, bir okul patronu için çalıştığında, çocukların kafasını işlemekle kalmaz, patronunu zenginleştirmek için de didinir; patronun parasını sosis fabrikası yerine okula yatırmış olması, ilişkiyi değiştirmez.
Özel sektör öğretmenleri örgütleniyor
Ama bu yıl bir şey değişti. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası önderliğinde özel okul öğretmenleri 2026'nın ilk yarısında iş bıraktı, Ankara'ya yürüdü, Meclis önünde eylem yaptı. Haziran'da kamu öğretmenleri ve mülakat mağdurlarıyla birlikte ortak eylemler düzenlendi.
Sonuç: Çalışma Bakanlığı, MEB, Hazine, işveren temsilcileri ve TOBB Eğitim Meclisi'nin katıldığı bir masa kuruldu. Temmuz'da ilk, 12-13 Ağustos'ta ikinci toplantı yapıldı. Sendikanın talepleri üç başlıkta: taban ücret, süreli sözleşmenin kaldırılması ve sektörün düzenlenmesi. Sendika genel başkanı Eren Edebali'nin aktardığı öneri açık: ya kamu öğretmeninin brüt ücreti ya asgari ücretin iki katı taban olarak kabul edilmeli. Edebali'nin ifadesiyle: "Taban ücret yoksa somut kazanım da yok" (Cumhuriyet). Sendika bu süreci "fiilî bir toplu iş görüşmesi" olarak tanımlıyor; masa yaklaşık 12.500 işyerini ve yüz binlerce eğitim emekçisini ilgilendiriyor (bianet).
Yoldaş, bunun önemini kaçırma. Yıllarca "örgütlenemez" denen, "kendini işçi olarak görmüyor" denen bir kesim, örgütlenerek devleti ve patronu aynı masaya oturttu. Eğitim Dosyası'nda yazdığımız ironiyi hatırla: Türkiye'de grev hakkı olan öğretmenler grev yapamıyordu, grev yapabilecek örgütlülüğe sahip öğretmenlerin ise grev hakkı yoktu. Özel sektör öğretmenleri bu denklemin ilk yarısını kırmaya başladı.
Kamu ve özel: aynı düzeneğin iki ucu
Burada en önemli tespiti tekrarlayalım. Kamu öğretmeni ile özel okul öğretmeni birbirinin rakibi gibi kurulmuştur. Oysa aynı mekanizmanın iki ucundadırlar:
- Kamusal okul kıtlaştırılır, aile özel okula yönelir, özel sektör büyür.
- Özel sektör ucuz emekle çalışır, öğretmenliğin genel ücret düzeyi baskılanır.
- Baskılanan ücret düzeyi kamuda "öğretmen maaşı zaten piyasanın üstünde" argümanını üretir.
- Kamuda ücretli öğretmenlik yaygınlaştıkça özel sektördeki taban da düşer.
Kamu öğretmeninin güvencesi, özel okul öğretmeninin ücretini korur. Özel okul öğretmeninin örgütlenmesi, kamu öğretmeninin pazarlık gücünü artırır. Ve ikisinin arkasında, sayısı bile bilinmeyen kurs ve etüt öğretmenleri, yani eğitim emeğinin en dip katmanı duruyor: parça başı, mevsimlik, kayıt dışı, büyük ölçüde atanamamış genç öğretmenlerden oluşan bir yedek ordu.
Öğretmenlik neden bir sınıf meselesidir?
Buraya kadar bir hikâye anlattık. Şimdi o hikâyenin altındaki mantığı açalım.
Öğretmen ne üretir?
Öğretmen bir ürün üretmez. Bir insanın emek gücünü yeniden üretir: okuma yazma, hesap, dil, düzen, disiplin, bilgi. Kapitalizm açısından okul, bir sonraki kuşak işçinin hazırlandığı yerdir. Bu yüzden sermaye, okuldan iki şey ister: ucuz olmasını ve uysal insan yetiştirmesini.
Öğretmenin bu ikisiyle de ilişkisi gerilimlidir. Ucuz okul, ucuz öğretmen demektir. Uysal insan yetiştiren okul, uysal öğretmen ister. İşte öğretmenliğin bütün tarihi bu iki baskının, ücret baskısı ile söz baskısının tarihidir.
Ama öğretmenin bir üçüncü olanağı daha vardır: soru sormayı öğretmek. Eğitim Dosyası'nın son sözünü hatırla: Eğitim tarafsız değildir; ya susmayı öğretir ya sormayı. Soru sormayı öğreten öğretmen, sermaye için her zaman bir risktir. Köy Enstitüsü mezunu öğretmen köylüye "toprak kimin?" diye sorduğunda kapatıldı; TÖS "eğitim kimin için?" diye sorduğunda kapatıldı; TÖB-DER "devrimci eğitim" dediğinde kapatıldı. Öğretmen ne zaman sınıfın sorusunu sormaya başladıysa, cezalandırıldı.
Eğitim neden ticari bir alan olmamalı?
Bir hizmet meta olduğunda üç şey olur:
Birincisi, erişim cüzdana bağlanır. Okula başlama maliyetinin asgari ücretli bir hanenin bir aylık gelirine eşit olduğu, özel okul ücretinin 98 asgari ücrete çıktığı bir ülkede "fırsat eşitliği" bir söylemden ibarettir.
İkincisi, öğretmen bir maliyet kalemine dönüşür. Okul kâr amacıyla işletildiğinde öğretmenin ücreti kârı azaltan bir giderdir. Patronun çıkarı öğretmeni olabildiğince ucuz, güvencesiz ve değiştirilebilir tutmaktır. Yıllık sözleşme, elden maaş, ücretsiz etüt, hepsi bu mantığın sonucudur.
Üçüncüsü, öğretmenin pedagojik özerkliği kaybolur. Veli müşteriye, öğrenci ürüne, öğretmen hizmet sağlayıcıya dönüşür. "Müşteri memnuniyeti" pedagojinin önüne geçer. Bir öğretmenin bir çocuğa "bu yanlış" diyebilmesi, o çocuğun velisinin okulun gelir kaynağı olduğu bir yerde güç hâle gelir. Ve aynı mantık giderek kamusal okula da sızıyor: veri panoları, performans göstergeleri, yapay zekâ destekli "kişiselleştirme" adı altında öğretmenin işi ölçülebilir parçalara bölünüyor. Bilişim alanında zihinsel Taylorizm dediğimiz şey, sınıfta da işliyor.
Bu yüzden bizim tezimiz yalın: Eğitim bir hak olarak kalacaksa, eğitim emeği bir meta olarak kalamaz. Parasız, kamusal, bilimsel, laik ve anadilinde eğitim talebi ile öğretmenin güvenceli, insanca ücretli ve örgütlü çalışması talebi aynı talebin iki yüzüdür.
Saygı neyle gösterilir?
Bu ülkede öğretmene saygı çoğu zaman bir duygu olarak konuşulur. "Öğretmenlerimize saygısızlık edilmesin", "öğretmen kutsaldır". Oysa saygı maddî bir ilişkidir. Bir topluma öğretmenine ne kadar saygı duyduğunu sormak isterseniz şu soruları sorun:
- Öğretmenin ücreti yoksulluk sınırının üstünde mi?
- Öğretmenin işi güvenceli mi, yoksa her haziran sözleşmesi biten bir işçi mi?
- Öğretmen sınıfında kaç çocukla çalışıyor?
- Öğretmen müfredatın yazılmasında söz sahibi mi?
- Öğretmen sendikasına üye olduğu için cezalandırılıyor mu?
- Öğretmene şiddet uygulandığında devlet onu koruyor mu, yoksa "veliyle iyi geçin" mi diyor?
Bu sorulara verilen yanıtlar, 24 Kasım'da yapılan konuşmalardan çok daha doğru bir saygı ölçüsüdür. Öğretmene saygı, öğretmene söz ve güvence vermektir. Çiçek ve plaket o saygının yerine geçtiğinde saygı değil, örtü olur.
Bir de şu: Öğretmenin toplumdaki itibarını en çok aşındıran şey, onun yoksullaştırılmasıdır. Akşamları kurye çantasıyla yemek taşıyan, hafta sonu özel ders vermeden kirasını ödeyemeyen öğretmen, velinin gözünde de çocuğun gözünde de "devletin değer vermediği biri" olarak görünür. İtibar sözle değil, maddî koşulla kurulur ya da yıkılır.
Olması gereken öğretmenlik
Eleştirmek kolaydır; ne istediğini söylemek zordur. Şimdi olması gereken öğretmenliği tarif edelim. Bu tarif bir ütopya değil; içindeki her öge dünyanın bir yerinde, bir dönemde uygulanmış ya da bu ülkenin kendi tarihinde denenmiş bir şeydir.
| Bugünün öğretmenliği | Olması gereken öğretmenlik |
|---|---|
| Kadrolu, sözleşmeli, ücretli, özel, kurs: altı ayrı statü | Tek statü: eşit işe eşit ücret, eşit güvence |
| En kıdemli öğretmen bile yoksulluk sınırının altında | Ücret yoksulluk sınırının üstünde, diğer nitelikli mesleklerle kıyaslanabilir |
| Özel okulda yıllık sözleşme ve asgari ücret | Kamu öğretmeni ücretine endeksli yasal taban, süresiz sözleşme |
| Mülakatla ve bakanlık akademisiyle giriş | Bilimsel, özerk, kamusal öğretmen yetiştirme; şeffaf, nesnel atama |
| Grev hakkı olmayan kamu öğretmeni, grev yapamayan özel öğretmen | Grev hakkı ve gerçek toplu sözleşme herkes için |
| Yukarıdan yazılan müfredat, veri panosuyla ölçülen iş | Müfredatın yazımında öğretmen ve sendika söz sahibi; pedagojik özerklik |
| Sendika üyeliği soruşturma ya da kariyer aracı | Sendikal güvence; üyelik nedeniyle işten atmada ispat yükü işverende |
| 30-40 kişilik sınıflar | En fazla 20-24 kişilik sınıflar |
| Öğretmen tek başına veliye, yöneticiye, şiddete karşı | Okul meclisi: öğretmen, veli, öğrenci ve eğitim emekçisinin ortak yönetimi |
| Öğretmenlik bir yükselme kapısı değil, bir yoksulluk kapısı | Öğretmenlik halkın çocuklarının saygın, güvenceli ve özgür mesleği |
Bu tablonun ruhu Köy Enstitülerinin yöntemiyle 1966 tavsiye kararının ilkelerini birleştirir: öğretmen halkın içinden yetişir, halkın yararına çalışır, örgütlü olarak söz sahibidir.
Taleplerimiz
Bu talepleri dört başlıkta topladık. Hiçbiri teknik olarak imkânsız değil; hepsi bir bütçe kararı, bir yasa maddesi ya da bir yönetmelik değişikliğidir. Eksik olan imkân değil, güçtür.
Ücret ve güvence
- Öğretmen ücretleri yoksulluk sınırının üstüne çıkarılsın. En az, göreve yeni başlayan öğretmenin ücreti TÜRK-İŞ yoksulluk sınırına eşitlensin ve enflasyona endekslensin.
- Ücretli öğretmenlik kaldırılsın. 80 bini aşkın norm açığı kadrolu atamayla kapatılsın; bugün ücretli çalışan öğretmenler öncelikli olarak kadroya alınsın.
- Sözleşmeli öğretmenlik kaldırılsın, bütün sözleşmeli öğretmenler kadroya geçirilsin.
- Mülakat kaldırılsın, atamalar şeffaf ve nesnel ölçütlerle yapılsın; mülakatta elenen öğretmen adaylarının mağduriyeti giderilsin.
Özel okul ve kurs öğretmenleri
- Yasal taban ücret geri getirilsin. 2014'te kaldırılan hüküm geri gelsin: özel okul öğretmeninin ücreti kamu öğretmeninin ücretinden az olamasın.
- Yıllık sözleşme rejimine son verilsin. Süresiz ya da en az çok yıllı sözleşme; sözleşmenin yenilenmemesi gerekçesiz işten çıkarma sayılsın.
- Ödeme güvence fonu kurulsun, ücret banka üzerinden ödensin, sigorta gerçek ücret üzerinden yatırılsın; etüt, hafta sonu ve tatil çalışması ayrıca ücretlendirilsin.
- Özel okulların gelir-ücret oranı kamuya açıklansın. Kamudan teşvik ya da vergi istisnası alan her okul için bu zorunlu olsun.
- Kurs, etüt ve özel öğretim sektörünün istatistikleri (kurum, çalışan, öğrenci, ciro) düzenli olarak toplanıp yayımlansın. Ölçülmeyen alan, düzenlenmeyen alandır.
Söz ve örgütlenme
- Bütün eğitim emekçilerine grev hakkı ve gerçek toplu sözleşme. Kamu görevlilerinin grev yasağı kaldırılsın; 1966 tavsiye kararı Türkiye'de uygulanabilir bir norm hâline getirilsin.
- Yetki-imtiyaz düzeneği kaldırılsın. Sendika üyeliği kariyer aracı olmaktan çıksın; yöneticilik atamaları sendika üyeliğinden bağımsız ve denetlenebilir olsun.
- KHK ile ihraç edilen öğretmenler görevlerine iade edilsin, 21 Şubat gibi etkinlikler nedeniyle açılan soruşturmalar düşürülsün.
- Okul meclisleri kurulsun. Öğretmen, veli, öğrenci ve eğitim emekçisi okulun bütçesi, işleyişi ve sorunları üzerine ortak karar versin.
Eğitimin kamusallığı
- Eğitim ticari bir alan olmaktan çıkarılsın. Özel okullara kamu kaynağı aktarılması sona ersin; yeni kâr amaçlı okul açılması durdurulsun ve kamusal okul ağı, özel okula ihtiyaç bırakmayacak biçimde genişletilsin. Uzun vadeli hedefimiz bütün okulların kamusal, parasız ve demokratik denetimli olmasıdır.
- Öğretmen yetiştirme kamusal ve özerk olsun. Millî Eğitim Akademisi'nin bakanlık denetimindeki yapısı yerine üniversitelerin eğitim fakülteleri güçlendirilsin; öğretmen yetiştirme yeniden topluluğa, okula ve üretime bağlansın. Köy Enstitülerinin yöntemi, bugünün koşullarında yeniden düşünülsün.
- MEB bütçesinin merkezî bütçe içindeki payı en az yüzde 12'ye, yatırım payı yüzde 17'ye çıkarılsın; sınıf mevcutları düşürülsün, her okula rehber öğretmen ve yeterli destek personeli atansın.
Genç yoldaşlara: siz ne yapabilirsiniz?
Bu yazıyı okuyanlarınızın bir kısmı öğretmen adayı, bir kısmı yeni öğretmen, bir kısmı öğrenci, bir kısmı da bir öğretmenin çocuğu. Hepiniz için birkaç öneri:
Öğretmenini bir emekçi olarak gör. Seni eğiten insanın ücretini, sözleşmesini, kaç işte çalıştığını biliyor musun? Öğretmenine saygı, onun koşullarını bilmekle başlar.
Öğretmen adayıysan, örgütlü başla. Mesleğe girdiğin gün sendikayla tanış. Yalnız giren öğretmen yalnız kalır; örgütlü giren öğretmen haziranda sözleşmesinin yenilenmeyeceğinden daha az korkar.
Özel okulda ya da kursta çalışıyorsan, bir sözleşme defteri tut. Ücretini, mesai saatini, ücretsiz etütleri, elden ödemeleri yaz. Bu kayıt hem hukukî bir güvence hem de örgütlenmenin ilk belgesidir. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası gibi yapıların bu yıl kazandığı masa, tam da bu kayıtlar ve bu cesaretle kuruldu.
Kamu ile özel arasındaki duvarı yık. Kamu öğretmeni özel okul öğretmeninin eylemine, özel okul öğretmeni ücretli öğretmenin talebine omuz versin. Bölünmüş öğretmen pazarlık edemez.
Tarihini öğren. Köy Enstitülerini, TÖS'ü, TÖB-DER'i, 1969 boykotunu, Fakir Baykurt'u, Mahmut Makal'ı oku. Öğretmenliğin bu ülkede ne zaman güçlü olduğunu bilmek, bugün ne yapacağını gösterir: güçlü olduğu her an, halkla birlikte ve örgütlü olduğu andır.
Ve soru sormayı öğret. Sınıfta, evde, sokakta. "Bu okulun bütçesi kaç lira? Öğretmeni kaç para alıyor? Sınıfta kaç çocuk var? Ve bu üç rakama kim karar verdi?"
Sevgili Yoldaşlar,
16 Mart 1848'de açılan ilk öğretmen okulundan bugüne yüz yetmiş sekiz yıl geçti. Bu yüz yetmiş sekiz yılın en kısa cümlesi şudur: Bu ülkede öğretmen, devletin ihtiyacıyla doğdu, halkın ihtiyacıyla büyüdü ve her büyüdüğünde cezalandırıldı.
Köy Enstitüleri kapatıldı, çünkü işe yarıyordu. TÖS kapatıldı, çünkü öğretmenleri örgütlüyordu. TÖB-DER kapatıldı, çünkü öğretmenlerin üçte ikisini bir araya getirmişti. Ama öğretmen hareketi her seferinde yeniden kuruldu. Bu yıl, hiç örgütlenemez denen özel okul öğretmenleri bir masa kurdu. Bu ülkede öğretmenin hikâyesi bir yenilgi hikâyesi değil, yeniden kuruluşların hikâyesidir.
Bugün 5 Ekim. Öğretmenlerimizi anıyoruz. Ama onlara bir çiçekten fazlasını borçluyuz. Onlara güvenceyi, insanca ücreti, sözü ve örgütü borçluyuz. Ve bunu onlara kimse vermeyecek; birlikte alacağız.
Tebeşir hâlâ öğretmenin elinde. Asıl soru, tahtaya ne yazılacağına kimin karar vereceği.
Yoldaşça
Bağlantılı yazılarımız ve dosyalarımız
- Eğitim Dosyamız Yayında: Okul Kimin? (29 Ağustos 2026). Dosyanın tam metni: PDF, EPUB, Markdown. Öğretmen hareketinin tarihi ve özel okul öğretmenleri için özellikle Kısım III ve Kısım IV.
- Zil Herkese Aynı Çalmaz (13 Eylül 2026)
- 12 Eylül Dosyası (11 Eylül 2026)
- Ezgili Yürek: Ruhi Su'yu Genç Yoldaşlara Anlatmak (20 Eylül 2026)
- TÜİK: İki Rakam, Tek Ülke (31 Ağustos 2026)
- Bütün dosyalarımız için: Kılavuzlar
Kaynaklar
Öğretmenler Günü'nün tarihi
- ILO/UNESCO, Öğretmenlerin Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı (5 Ekim 1966)
- Eğitim Sen, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü açıklaması
- TRT Haber, Türkiye Öğretmenler Günü'nü neden 24 Kasım'da kutluyor?
- Rıfat Okçabol, "24 Kasım Öğretmenler Günü", soL
- soL, "Öğretmenleri hedef tahtasına oturtan 12 Eylül'ün göz boyaması: 24 Kasım Öğretmenler Günü"
- Ünal Özmen, "Sana kızıyorum öğretmenim", BirGün
Köy Enstitüleri ve öğretmen hareketi
- bianet, Köy Enstitüleri 81 Yaşında: Nasıl ve neden kapatıldılar?
- bianet, Köy Enstitüleri 81 Yaşında: Enstitülerin misyonu neydi?
- Sami Evren, "TÖS'ü 55 yaşında hatırlamak", bianet
- Evrensel, Fakir Baykurt ve örgütlü öğretmen mücadelesi
- Erdal Atıcı, "TÖS deneyiminden çıkarılacak dersler", Cumhuriyet
Bugünün öğretmeni
- 7528 sayılı Öğretmenlik Mesleği Kanunu (RG 18 Ekim 2024), Alo Maliye özeti
- Türk Eğitim-Sen, 62 ilde 71.757 ücretli öğretmen, 55 ilde 80.449 öğretmen açığı (4 Ağustos 2026)
- MEB Personel, En yüksek öğretmen maaşı yoksulluk sınırının altında kaldı (30 Temmuz 2026)
- Eğitim Sen, 2025-26 Eğitim-Öğretim Yılı Sonunda Eğitimin Durumu (25 Haziran 2026)
- MEB, 2024-2025 Örgün Eğitim İstatistikleri
Özel okul öğretmenleri
- T24, Özel okul öğretmenlerinin "mevsimlik işçi" gerçeği (Yurttaşlık Derneği ve Dissensus Araştırma, ILO desteğiyle)
- bianet, Özel sektör öğretmenleri bakanlıkla ikinci kez masada
- Cumhuriyet, Özel sektör öğretmenleri ve bakanlık toplandı: "Taban ücret yoksa somut kazanım da yok"
- Cumhuriyet, Eren Edebali söyleşisi
- Sözcü, Özel okul öğretmenlerine 2014'te alınan hakları
- Halk TV, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası neyi talep ediyor?
Kuramsal arka plan
- Karl Marx, Kapital, I. Cilt, "Mutlak ve Nispi Artı-Değerin Üretimi" (okul patronu örneği)
- Karl Marx, Geçici Genel Konsey Delegelerine Talimatlar (1866), politeknik eğitim üzerine
- Antonio Gramsci, Hapishane Defterleri, "Birleşik Okul" notları
- Bilgi Müşterekleri, Geleceğin Eğitimine Bakmak: Piyasadan, Cemaatten ve Algoritmadan Okulu Geri Almak (2026)
Bu yazıdaki rakamlar 5 Ekim 2026 itibarıyla kamuya açık kaynaklardan ve Eğitim Dosyamızın veri ekinden alınmıştır. Kaynaklar arasında fark bulunan yerlerde (Köy Enstitüsü mezun sayıları, TÖB-DER'in yitirdiği üye sayısı gibi) aralık verilmiştir.
Lisans: CC BY-SA 4.0. Bilgi Müşterekleri, Bilgi Herkesindir.







