Bilgi Müşterekleri
AnasayfaKonularDizilerHakkımızdaKılavuzlarPopüler İçeriklerİletişim

Kapitalizmin Rantı Öcünü Alıyor

İstanbul Selinin Sınıfsal Anatomisi: Dere Yatağından İmar Affına, Plan Tadilatından Bodrum Katına

22 dk okumaYazar: Oğuz Demirkapı
Kapitalizmin Rantı Öcünü Alıyor

Kapitalizmin Rantı Öcünü Alıyor

İstanbul Selinin Sınıfsal Anatomisi: Dere Yatağından İmar Affına, Plan Tadilatından Bodrum Katına

Sevgili Genç Yoldaşlar,

14 Ekim Çarşamba sabahı başlayan yağmur, gece yarısına doğru İstanbul'u bir göl kentine çevirdi. Ertesi sabah televizyonlarda iki cümle dönüp duruyordu: "84 yılın rekoru" ve "doğal afet". Bu yazı, o iki cümlenin arasına sıkıştırılmış gerçeği açmak için yazıldı. Yağmur doğaldı; ama suyun nereye gideceğine, kimin evinin o suyun yolunda kalacağına, kimin bodrum katta, kimin otuzuncu katta oturacağına doğa karar vermedi.

Rakamlar 16 Ekim 2026 sabahı itibarıyla resmî açıklamalar ve basın haberlerinden derlenmiştir. Kayıplar aranmaya devam ediyor; bilanço değişebilir.


ÖZET: Beş Dakikada Ne Oldu, Neden Oldu?

Ne oldu?

  • 14 Ekim'de İstanbul'a, Vali Davut Gül'ün ifadesiyle 1942'den bu yana ölçülen en yüksek yağış düştü. Valiliğe göre Beykoz'da metrekareye 261 kg, İBB ölçümlerine göre 273,1 kg yağmur indi. Sarıyer ve Eyüpsultan'da 200 kg'ı aştı (Turkish Minute, Sabah).
  • Valiliğin son açıklamasına göre 4 kişi hayatını kaybetti, Ayazağa'da 4-5 kişiden hâlâ haber alınamıyor (Hürriyet canlı yayın).
  • İçişleri Bakanlığı'na göre toplam 12.372 ihbar alındı; 2.700'ü aşkın kişi tahliye edildi ya da kurtarıldı; yaklaşık 40 bin abonenin elektriği kesildi. Ayazağa'da 300 işyeri ve 200 araçta hasar tespit edildi; 53 istinat duvarı yıkıldı, 48 toprak kayması yaşandı.
  • Okullar iki gün tatil edildi; Kocaeli, Sakarya, Düzce, Yalova ve Zonguldak'ta da eğitime ara verildi. Sapanca'da dere kenarındaki bir villa dereye çöktü.

Neden hep böyle oluyor?

  • Çünkü su, kendi yatağına dönüyor. En ağır vurulan yerler — Ayazağa, Kemerburgaz, Cendere, Kağıthane, Alibeyköy, Vadistanbul — Kağıthane ve Alibeyköy derelerinin yatağı ve taşkın alanı üzerine kurulmuş yerleşimler.
  • İstanbul'da İSKİ envanterine göre 2.772 dere, 5.247 km su yolu var. 2015 tarihli bir doktora çalışmasına göre incelenen 168 ana derenin %64'ünde fiziksel bozulma var; kaynağından denize doğal karakterini koruyan dere sayısı yalnızca 60 (bianet).
  • Dere kenarındaki 100 metrelik yapı yasağı 1990'da konmuş, 2013'te 10 metrelik "bakım koridoruna" indirilmiş. Yani dereyi koruyan şerit on kat daraltılmış.
  • 1948'den bu yana çıkarılan ondan fazla imar affı, en sonuncusu 2018 "imar barışı" (3,6 milyon başvuru, 23,5 milyar TL tahsilat), kaçak ve riskli yapıyı para karşılığı yasallaştırdı (Diken).

Sorumlular kim?

  • Merkezi iktidar: imar aflarını çıkaran, planlama yetkisini bakanlık ve TOKİ'de toplayan, büyümeyi inşaat-kredi-rant üçgenine bağlayan siyasal irade.
  • Belediyeler (iktidarıyla muhalefetiyle): plan tadilatlarıyla dere kenarını, sanayi arsasını, orman kıyısını konut ve AVM'ye açan meclis kararları.
  • İnşaat ve gayrimenkul sermayesi: fabrika arsasını kuleye, dere yatağını rezidansa çeviren, kâr ettiği riski kamuya ve yoksula devreden sınıf.
  • Denetim ve teknik kurumlar: DSİ görüşünü, 2006 genelgesini, mahkeme kararlarını göz ardı eden yapı denetim ve onay zinciri.
  • Fosil kapitalizm: aşırı yağışları sıklaştıran iklim krizinin asıl failleri.

Ana tez: Bu bir doğa olayı değil, toprak rantının faturasıdır. Rant kârı özelleştirir, riski toplumsallaştırır. Su ise sınıfsız değil: ölenler, kaybolanlar, evi su basanlar ezici çoğunlukla bodrum katta oturanlar, sel saatinde çalıştırılan işçiler, yolda kalan emekçilerdir. Engels'in 150 yıl önce yazdığı gibi, doğa üzerindeki her "zaferimiz" için doğa bizden öcünü alır. Bugün İstanbul'da öcünü alan doğa değil, doğayı metaya çeviren düzenin kendisidir.


BİRİNCİ BÖLÜM: 14 Ekim Gecesi Ne Oldu?

Yağış: "Rekor" kelimesinin arkası

Yağış 14 Ekim Çarşamba sabahı başladı, öğleden sonra şiddetlendi, gece boyunca sürdü. Ölçümler kaynağa göre değişiyor; bu bile başlı başına bir işaret, çünkü kentin tek bir ortak afet veri sistemi yok:

KaynakAçıklanan en yüksek değerYer
İstanbul Valiliği (Vali Gül)261 kg/m² — "1942'den bu yana en yüksek"Beykoz
İBB / AKOM273,1 kg/m²Beykoz
Çevre Bakanı Murat Kurum273 kg/m² — "83 yılın en büyük yağışı"—
İçişleri Bakanı Mustafa ÇiftçiYer yer 272 kg/m²—
İBB Başkanvekili Nuri Aslan"Son 45 yılın en yüksek"—

Karşılaştırma için: İstanbul'un yıllık ortalama yağışı 800 kg/m² civarındadır. Yani bir günde, bir yılın üçte biri düştü. Bu gerçekten olağanüstü bir yağış. Fakat burada bir an durmamız gerekiyor: olağanüstü bir yağış, kendiliğinden olağanüstü bir felaket üretmez. Yağışın felakete dönüşmesi, suyun yolunun açık mı kapalı mı olduğuna, toprağın emip ememeyeceğine, insanların suyun yolunda yaşayıp yaşamadığına bağlıdır. Felakete dönüşüp dönüşmemesi ise tamamen toplumsal bir sorudur.

Can kayıpları: İsimler ve hikâyeler

Rakamlar soyutlaştırır; o yüzden önce insanları analım:

  • Mahmut Işıldak, 14 yaşında. Fatih Balat'ta bir otopark girişi yakınında su birikintisine bastı, elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti. Suyun altında kalan kaçak ya da bakımsız bir kablo, bir çocuğun ölüm nedeni oldu (Takvim, Al-Monitor).
  • S.Y., 34 yaşında. Sarıyer Ayazağa'da sular altındaki caddeyi geçmeye çalışırken düştü, başını kaldırıma çarptı; hastanede yaşamını yitirdi.
  • Ahmet Usta, 56 yaşında. Ailesi bir gün önce Sarıyer'de kayıp başvurusu yapmıştı. Cansız bedeni Kağıthane'de, Sadabad Parkı yakınında dere üzerindeki köprü ayağının dibinde bulundu. Su onu Ayazağa'dan Kağıthane'ye kadar taşıdı (Gerçek Gündem).
  • Faik Şentürk, işçi. Beykoz'da bir okul inşaatında kuyuya düşerek hayatını kaybetti. Yani rekor yağışın olduğu gün, bir şantiyede çalışmaya devam ediliyordu (Hürriyet).

Ayazağa'da beş kişi için kayıp başvurusu yapıldı. Kağıthane Deresi üzerindeki köprünün altında ters dönmüş bir araç bulundu. Arama çalışmaları sürüyor.

Kentin geri kalanı
  • Sarıyer en ağır vurulan ilçe oldu: bir hastaneyi su bastı, araçlar caddelerde sürüklendi, Hacıosman metro istasyonu sular altında kaldı.
  • Kağıthane Deresi taştı; Sadabad Camii ve Sadabad Bahçesi'ndeki atölyeler su altında kaldı.
  • Vadistanbul AVM'nin otoparkını su bastı. Adının "vadi" olması tesadüf değil, birazdan döneceğiz.
  • Esenyurt'ta göle dönen bir yolda sürüklenen bir kadını yurttaşlar akıntıdan çıkardı. Küçükçekmece'de bodrum katı su basan bir binada, ilacını almak için geri dönen bir kişiyi itfaiye ve UMKE ekipleri kurtardı (Medyascope).
  • Başakşehir'de dere taştı, Eyüpsultan'da bir köprü hasar gördü ve su, elektrik ve doğal gaz hatları dereye düştü; Sultangazi'de toprak kayması tarihî Bulakbaşı Kemeri'ne su taşıyan hattı vurdu.
  • İstanbul Havalimanı'na inecek 51 uçak başka havalimanlarına yönlendirildi, 19 sefer iptal edildi. Motosiklet ve iki tekerlekli araçların trafiğe çıkışı yasaklandı.
Marmara'nın geri kalanı

Sistem yalnızca İstanbul'u vurmadı. Meteoroloji 42 il için sarı, 6 il için turuncu uyarı verdi. Kocaeli'de bir kişi kayıp. Sakarya Sapanca'da dere kenarına yapılmış iki katlı bir villa, yükselen suyla birlikte dereye çöktü (Haberler.com). Bursa'da Cumalıkızık Deresi'nde heyelan oldu, Adana'da 45 dakikalık sağanak yolları su altında bıraktı.

Devletin yanıtı

İçişleri Bakanlığı 46 bini aşkın personelin görev yaptığını, 55 bini aşkın personelin teyakkuzda olduğunu açıkladı. Aile Bakanlığı 200 milyon TL kaynak aktardı. Adalet Bakanı adli soruşturma başlatıldığını, "olası ihmal ve kusurların" araştırılacağını söyledi. Vali Gül hasar tespitinin pazartesiye kadar tamamlanacağını, ödemelerin başlayacağını duyurdu.

Bunlar gerekli şeyler. Ama dikkat edin: bütün bu açıklamalar selden sonrasıyla ilgili. Selden önceki otuz yıla, yani asıl soruya dair tek bir cümle yok. Soruşturmanın "ihmal ve kusur" dediği şeyin bir rögar kapağında mı, yoksa belediye meclis salonlarında ve bakanlık masalarında mı aranacağı, bu yazının asıl konusu.


İKİNCİ BÖLÜM: Su Neden Oraya Gitti? Kentin Hidrolojik Belleği

Yer adları yalan söylemez

Süleyman Demirel'e atfedilen bir mühendislik sözü var: "Su topraktan hakkını alır." Bu hafta İstanbul'da en çok tekrarlanan söz buydu (Yetkin Report).

Haritaya bakın: Ayazağa, Cendere, Kağıthane, Alibeyköy, Çukurbostan, Vadistanbul, Vadişehir, Dereboyu, Ayamama. Uzmanların hatırlattığı gibi adında "vadi", "dere", "göl", "cendere", "çukur" geçen yerler, toprağın asıl coğrafyasını ele verir. Cendere, iki yamaç arasında suyun sıkıştığı dar boğaz demektir. Bu adları koyan eski İstanbullular, suyun nereden geçtiğini biliyordu. Bugünün planlamacıları da biliyor; fark şu ki bugün bu bilgi, arsanın değerini düşüren bir bilgi olarak görülüyor ve görmezden geliniyor.

2.772 dere, binlerce kilometre beton

İSKİ'nin 2023 master planına göre İstanbul'da 2.772 dere ve toplam 5.247 km su yolu var. Peyzaj mimarı Hülya Dinç'in 2015 tarihli doktora çalışması, içme suyu havzaları dışındaki 168 ana dereyi ve kollarını incelemiş (bianet):

  • 168 derenin yaklaşık %80'i yerleşim alanlarıyla bağlantılı; yalnızca 33'ü tamamen yerleşim dışında.
  • Derelerin %64'ünde fiziksel değişiklik yapılmış; kaynağından ağzına kadar doğal karakterini koruyan dere sayısı yalnızca 60.
  • Kağıthane–Cendere–Kemerdere koridorunda 14, Alibeyköy–Küçükköy koridorunda 20 farklı arazi kullanımı tespit edilmiş. Yani dere boyunca sanayi, konut, yol, AVM, ofis, depo yan yana dizilmiş.
  • İBB'nin 2008 raporunda taşkın riski taşıyan 28 havzanın tamamında bozulma ve kol kaybı görülmüş: Kağıthane, Alibeyköy, Ayamama dahil.

Bu bozulma şöyle işler: Dere ıslah edilir, yani düzeltilip beton kanala alınır. Kanalın üstü kapatılır, üzerine yol ya da otopark yapılır. Mevsimlik kollar, yani yazın kuru görünen ama yağmurda suyu toplayan küçük dereler doldurulur, imara açılır. Taşkın ovası, yani derenin taştığında yayılacağı düzlük, "değerli arsa" olur. Toprak betonla, asfaltla kaplanır; yağmuru emmek yerine doğrudan kanala yollar. Sonuç: aynı yağmur, eskisine göre çok daha kısa sürede, çok daha yüksek bir debiyle dar bir kanala yüklenir. Kanal taşar. Su, eski yatağını arar. Eski yatağında ise artık insanlar yaşamaktadır.

Dere kenarındaki koruma şeridinin kısa tarihi

Bu bölüm, sorunun bir parti meselesi olmadığını gösterdiği için önemli. Lütfen dikkatle okuyun:

YılBelediye BaşkanıKarar
1988Bedrettin Dalan (ANAP)İSKİ İçme Suyu Havzaları Yönetmeliği'nde dere kenarı koruma şeridi kaldırıldı
1990Nurettin Sözen (SHP)Derenin iki yanında 100 metre yapı yasağı getirildi
1994—100 metrelik mutlak koruma kuşağı korundu
2013Kadir Topbaş (AKP)100 metre, en az 10 metrelik "işletme/bakım koridoruna" indirildi
2021Ekrem İmamoğlu (CHP)Islah edilmiş kanal kesimlerinde orman ve tarım alanları dışında 13 metre yapı yaklaşma mesafesi belirlendi

Kaynak: bianet

Tabloyu okuyalım: 1990'daki 100 metre, bilimsel bir taşkın koruma mantığıydı. 2013'teki 10 metre ise yalnızca bir iş makinesinin dere kenarına girip temizlik yapabileceği kadar bir şerittir; taşkın korumasıyla değil, bakımla ilgili bir ölçüdür. 2021'deki 13 metre de 100 metreye geri dönüş değildir. Aradaki 87-90 metre, metrekaresi binlerce, on binlerce lira eden arsadır. Koruma şeridinin daralması, rantın genişlemesinin ta kendisidir.


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: Rant Nedir ve Neden Öcünü Alır?

Genç yoldaşlara kısa bir kuram notu

"Rant" kelimesini gündelik dilde "haksız kazanç" anlamında kullanıyoruz. Ama Marx'ta toprak rantının daha kesin bir anlamı var: Toprak sahibinin, hiçbir üretken emek harcamadan, yalnızca toprağın mülkiyetini elinde tuttuğu için toplumsal artı değerden aldığı pay. Toprak üretilmez, çoğaltılamaz; o yüzden kentte yer kıtlaştıkça, toprağı elinde tutan, başkalarının emeğiyle yaratılan değerden giderek büyüyen bir pay alır.

Kentte rantın asıl kaynağı imar kararıdır. Bir tarla, bir fabrika arsası, bir dere kenarı, bir belediye meclisi kararıyla "konut alanı" ya da "ticaret alanı" olduğunda, üzerinde tek bir çivi çakılmadan değeri on kat, yüz kat artar. Bu artışı yaratan şey ne toprak sahibinin emeğidir ne de müteahhidin. Bu artışı yaratan, kentin bütününün, yani milyonlarca emekçinin yolu, metroyu, okulu, hastaneyi, kentin kendisini üreten ortak emeğidir. İmar kararı, bu ortak emeğin yarattığı değeri bir imzayla özel cebe aktarır. Bu yüzden imar rantı, kentsel müştereklerin gaspıdır.

David Harvey'in kavramıyla söylersek: Sermaye, sanayide kâr oranı düştüğünde, yatırım alanı bulamayan fazlasını yapılı çevreye, yani binaya, yola, AVM'ye, rezidansa yönlendirir. Buna "sermayenin ikincil devresi" der. Türkiye'nin son yirmi yılı, bu ikincil devrenin ders kitabı örneğidir: büyüme inşaattan, inşaat krediden, kredi de imar rantından beslendi. İnşaat-kredi-rant üçgeni, sanayileşmenin değil, toprağın metalaşmasının üzerine kurulu bir birikim modeli oldu.

"Öç" nereden çıktı?

Başlıktaki "öç" kelimesi bir edebî süs değil, bir alıntıdır. Engels, 1876'da yazdığı "Maymundan İnsana Geçişte Emeğin Rolü" adlı metinde şöyle der:

"Doğa üzerindeki insan zaferlerimizle kendimizi pek fazla övmeyelim. Bu türden her zafer için doğa bizden öcünü alır. Her zafer ilk planda beklediğimiz sonuçları verir, ama ikinci ve üçüncü planda bambaşka, beklenmedik etkiler doğurur; bunlar da çoğu zaman ilk sonuçları ortadan kaldırır."

Engels aynı metinde Mezopotamya'da, Yunanistan'da, Küçük Asya'da tarla açmak için ormanları kesenlerin, o toprakları bugünkü çoraklığa mahkûm ettiklerini hatırlatır. Ve asıl önemli tespiti yapar: Sorun insanın doğayla ilişkisi değil, bu ilişkinin hangi üretim tarzı altında kurulduğudur. Tek tek kapitalistler, yalnızca en yakın ve en dolaysız kârın peşindedir; eylemlerinin uzak toplumsal ve doğal sonuçları onları ilgilendirmez. Arsayı satan, binayı diken, daireyi pazarlayan için o binanın on beş yıl sonra su altında kalması bir sorun değildir. Kâr çoktan cebe girmiş, risk alıcıya, kiracıya, belediyeye, devlete, yani topluma devredilmiştir.

İşte bu yüzden öcünü alan aslında doğa değil, rantın kendi mantığıdır. Kâr özelleştirilir, risk toplumsallaştırılır. Su geldiğinde fatura, kârı alana değil, riski devralana kesilir.


DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: Sorumlular Zinciri

Sorumluluğu tek bir kişiye, tek bir kuruma, tek bir partiye yıkmak, sorunun yapısal karakterini gizler. Ama yapıyı görmek, failleri görmemek anlamına gelmez. Zinciri halka halka çözelim.

1. Merkezi iktidar ve imar affı geleneği

Türkiye'nin imar affı tarihi, 1948'de başlar ve neredeyse her on yılda bir yinelenir. 1984'te Özal döneminde çıkarılan 2981 sayılı Kanun, gecekondu ve kaçak yapıyı tapuya bağlayarak kentsel rantın kitleselleştirilmesinin kapısını açtı. En sonuncusu, 2018 genel seçimleri öncesinde çıkarılan ve adı ustaca seçilmiş "imar barışı" oldu.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum'un 2019'da TBMM'de bir soru önergesine verdiği yanıta göre imar barışına 3.599.867 başvuru yapıldı ve 23,5 milyar TL tahsil edildi; dönemin bakanı 40 milyar TL beklendiğini söylemişti (Diken).

İmar affının mantığını açalım: Devlet, kaçak ya da projesine aykırı yapıyı yıkmak ya da güçlendirmek yerine, sahibinden bir miktar para alıp yasallaştırır. Bu üç şey yapar:

  1. Hazineye kısa vadeli gelir sağlar.
  2. Seçmene "tapu" vaadi olarak sunulur ve oy getirir.
  3. En önemlisi: riskli yapıyı, mühendislik açısından değil, hukuken "güvenli" hâle getirir. Bina ne kadar dere yatağında, ne kadar dolgu zeminde olursa olsun, artık "yasal"dır.

6 Şubat 2023 depreminde yıkılan binalar arasında imar barışından yararlanmış yapıların bulunduğu kamuoyuna yansımıştı. Su ile deprem farklı afetlerdir ama mekanizma aynıdır: İmar affı, riskin para karşılığı satın alınmasıdır. Parayı devlet alır, riski yurttaş taşır.

İmar affının bir de görünmeyen etkisi var: Gelecek affın beklentisi. Her af, "nasılsa bir gün affedilir" duygusunu kurumsallaştırır ve yeni kaçak yapılaşmayı teşvik eder. Böylece imar mevzuatı, uyulması gereken bir kural olmaktan çıkıp pazarlığı yapılacak bir fiyat hâline gelir.

2. Planlama yetkisinin merkezileşmesi

Son yirmi yılda planlama yetkisi giderek bakanlıkta, TOKİ'de ve özel statülü alanlarda toplandı. Kanal İstanbul, kuzey ormanlarını kesen otoyollar, havalimanı, "rezerv yapı alanları"... Bunlar yerel meclislerin denetiminden çıkarılmış, ÇED süreçleri formaliteye dönüşmüş projelerdir.

Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, selin ertesi günü kendi davasındaki savunmasında, Sazlıdere Barajı havzasında yaklaşık 136 milyon metrekarelik bir su havzasının "sadece bir tek imzayla yok edilmesini" ve teknik altyapı hazırlanmadan yaklaşık 2 milyon kişilik bir yerleşimin planlanmasını eleştirdi. Kağıthane–Ayazağa hattında son 10-15 yılda yüz binlerce kişinin dere yatağına kuleler hâlinde yerleştirildiğini söyledi (Sondakika/ANKA). Bu tespitler doğru ve önemli. Fakat birazdan göreceğimiz gibi, yalnızca bir tarafa yöneltildiğinde eksik kalıyor.

3. Belediyeler: Plan tadilatı makinesi

İmar rantının asıl üretildiği yer belediye meclislerinin imar komisyonlarıdır. Bir "plan tadilatı" ile sanayi alanı konuta, yeşil alan ticarete, dere kenarı rezidansa dönüşür. Bu kararlar çoğu zaman gece yarısı gündemleriyle, kamuoyuna duyurulmadan, meslek odalarının itirazları dikkate alınmadan alınır.

Vadistanbul örneği: Selde otoparkını su basan Vadistanbul, Kağıthane Deresi'nin hemen yanında, Evyap'ın Ayazağa'daki 40 yıllık sabun fabrikasının arsası üzerine kuruldu. Eski İBB Meclis üyesi Hüseyin Sağ'ın iddiasına göre arsanın imara açılması, Kadir Topbaş döneminde 2004'te başlayan plan değişiklikleriyle mümkün oldu; Sağ, proje ortakları arasında Topbaş'ın damadının bulunduğunu da öne sürüyor (Sözcü, 12punto). Bu iddiaların bağımsız olarak doğrulanması gerekiyor; ama örüntü tanıdık: Sanayisizleşme ile rantlaşma aynı arsada buluşur. Fabrika kapanır, işçi dağıtılır, arsa "değerlenir", dere yatağına kule dikilir.

Yetkin Report'un derlediği gibi en ağır vurulan Ayazağa, Kemerburgaz, Cendere, Kağıthane, Çukurbostan ve Alibeyköy'deki yoğun ve yüksek yapılaşmanın ilk ruhsatları büyük ölçüde 1997-2014 arasına tarihleniyor. Aynı yazı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2009, 2020 ve 2023'te dere yataklarına yapı yapılmaması yönündeki uyarılarını da hatırlatıyor (Yetkin Report). Söylem ile pratik arasındaki bu uçurum, rant düzeninin tam da kendisidir: Kürsüde dere korunur, imar komisyonunda dere satılır.

4. Muhalefet belediyeciliğinin sınırı

Burada dürüst olmamız gerekiyor. 1988'de koruma şeridini kaldıran Dalan da, 2013'te 100 metreyi 10 metreye indiren Topbaş da sağ partilerdendi; 1990'da 100 metreyi getiren Sözen sosyal demokrattı. Ama 2019'dan bu yana İBB'yi yöneten CHP'li yönetim de koruma şeridini 100 metreye geri döndürmedi; 2021'de 13 metre ile yetindi.

Eylül ayında İBB ve Başkanvekili Nuri Aslan, 2019'dan bu yana güncel tutarla 300 milyar TL altyapı yatırımı yapıldığını ve "her yağmurda yaşanan sel görüntülerini İstanbul'un hafızasından sildiklerini" duyurmuştu. Bir ay sonra İstanbul sular altındaydı (Takvim). Hükümete yakın medya bu çelişkiyi hemen kullandı; elbette kendi iktidarlarının otuz yıllık imar sicilinden tek kelime etmeden.

Sınıfsal açıdan dersi şu: Altyapı yatırımı, rant düzenini değiştirmeden yalnızca onun sonuçlarını yönetmeye çalışır. Daha büyük kanal, daha büyük kolektör, daha çok pompa... Bunlar gereklidir ama yeterli değildir. Dere yatağındaki kuleleri yerinde bırakıp kanalı büyütmek, sorunu bir sonraki rekor yağışa ertelemektir. Gerçek çözüm, mülkiyet ilişkisine, yani toprağın kimin elinde olduğuna ve imar kararının kimin çıkarına alındığına dokunmayı gerektirir. Sermayeyle uzlaşan hiçbir belediyecilik, ne kadar iyi niyetli olursa olsun, bu sınırı aşamaz.

Bu tespit, iktidarın İBB'ye yönelik kayyım ve yargı operasyonlarını meşrulaştırmaz; tam tersine, o operasyonların asıl amacının İstanbul'un rant çarkının denetimini yeniden tek elde toplamak olduğunu unutmamalıyız. Yaptığımız şey, iki sermaye bloğunun birbirini suçlamasının ortasında, ikisinin de dokunmadığı ortak zemini göstermektir.

5. Hukuk var, uygulama yok

Haberler.com'un derlediği mevzuat tablosu çarpıcıdır (Haberler.com):

  • Türk Medeni Kanunu m. 715: Kamu yararına açık sular kimsenin mülkü değildir, özel mülkiyete konu olamaz.
  • Kadastro Kanunu m. 16/C: Deniz, göl, nehir gibi genel sular tescile tabi değildir; ama "istisnalar saklıdır."
  • 2006/27 sayılı Başbakanlık Genelgesi: İmar planlarında DSİ görüşüne uyulması zorunludur; DSİ onayı olmadan derelerin üstü kapatılıp arazi kazanılamaz; dere kesitini daraltan yapılara izin verilemez, verilmişse belediye ya da il özel idaresi tarafından kaldırılmalıdır.

Hukuk, kâğıt üzerinde dereyi korur. Ama "istisnalar saklıdır" ibaresi, rantın girdiği kapıdır. Ve 2006 genelgesinin "kaldırılmalıdır" dediği yapılardan kaçının kaldırıldığını soran yok. Kapitalist devlette hukuk, sermayenin çıkarıyla çeliştiğinde "istisna" üretir.

6. Fosil kapitalizm ve iklim krizi

Isınan bir atmosfer daha fazla su buharı tutar; bu da kısa sürede çok yoğun yağışların sıklaşması demektir. IPCC raporları kentleşmenin yağmur suyu akışını artırdığını ve aşırı yağış olaylarının sıklaştığını açıkça ortaya koyuyor. Dünya Bankası, Türkiye'yi iklim risklerine karşı en kırılgan ülkeler arasında sayıyor (Turkish Minute).

İroni şu ki bu sel, Türkiye'nin 9-20 Kasım'da Antalya'da ev sahipliği yapacağı COP31 iklim zirvesine bir aydan kısa süre kala yaşandı. Kömür santrallerine teşvik veren, kuzey ormanlarını beton otoyola açan bir iktidar, bir ay sonra iklim zirvesinde ev sahipliği yapacak.

İklim krizi, yerel sorumluları aklamak için kullanılamaz. Ama iki ayağı birlikte görmek gerekir: Küresel ölçekte fosil sermaye yağışı şiddetlendiriyor, yerel ölçekte inşaat sermayesi suyun yolunu kapatıyor. İki ayak da aynı mantığa basıyor: kısa vadeli kâr, uzun vadeli toplumsal maliyet.


BEŞİNCİ BÖLÜM: Su Sınıfsız Değildir

Kim boğuluyor, kim seyrediyor?

Sel, herkesi aynı anda ıslatır ama herkesi aynı derecede vurmaz. 14 Ekim gecesi Valiliğin yaptığı en dikkat çekici çağrı şuydu: "Bodrum katlarda oturanlar üst katlara veya daha güvenli yerlere geçsin."

Bodrum katta kim oturur? İstanbul'da kira krizinin en dibine itilenler: asgari ücretliler, göçmenler, öğrenciler, emekliler, tek ebeveynli aileler. Konut piyasası, en riskli metrekareyi en yoksula kiralar. Aynı binada otuzuncu kattaki daire "manzaralı" diye prim yaparken, bodrum kat "uygun fiyatlı" diye pazarlanır. Risk, piyasada fiyatlanır ve en ucuz alıcıya satılır.

Bu yazıda andığımız ölümlere bir daha bakın:

  • Faik Şentürk, rekor yağış günü bir şantiye kuyusunda öldü. Neden o gün çalışıyordu? Valilik okulları kapattı, motosikletleri yasakladı; ama şantiyeleri durdurmadı. İnşaat işçisinin bedeni, inşaat sermayesinin takvimine bağlıydı. Bu, İHD raporlarında ölümlerin ezici çoğunluğunu oluşturan iş cinayetlerinin bir halkasıdır.
  • Mahmut Işıldak, bir otopark girişinde, suyun altındaki elektrikle öldü. Kentin bakımsız altyapısı, en çok çocukları ve yoksul mahalleleri öldürür.
  • 2009'daki Ayamama selinde ölen 31 kişiden yedisi, işe giderken servis minibüsünde boğulan kadın işçilerdi. Ayamama Deresi'nin yatağı, TEM otoyolu, Basın Ekspres yolu ve sanayi siteleriyle doldurulmuştu. On yedi yıl sonra aynı manzara, aynı kentte, başka bir derede tekrarlanıyor.
Görünmeyen kayıplar

Selin emekçiye maliyeti yalnızca can kaybıyla ölçülmez:

  • Kuryeler ve iki tekerlekli emekçiler için motosiklet yasağı, gelirsiz gün demektir. Güvenlik açısından doğru olan yasak, "esnaf kurye" statüsündeki işçi için hiçbir telafi mekanizması olmadan, doğrudan ücret kaybıdır.
  • Ayazağa'da hasar gören 300 işyerinin çoğu küçük atölye, dükkân ve depodur. Patron sigortasını yapar ya da yapmaz; ama orada çalışan işçinin "hasar tespiti" yoktur. İşyeri kapandığı günlerin ücreti kimin cebinden ödenecek?
  • Kiracılar, hasar tespitinde çoğu zaman görünmez. Devlet yardımı ev sahibine yönelir; eşyası su altında kalan, ev sahibi tarafından "tadilat var" denerek çıkarılan kiracının hakkı nerede?
İki dil, iki dünya
Bize söylenenGerçekte olan
"84 yılın rekor yağışı, doğal afet"Yağış olağanüstü; felaket ise otuz yıllık imar kararlarının ürünü
"Sel görüntülerini hafızadan sildik"Kanal büyütüldü, dere yatağındaki kuleler yerinde kaldı
"İmar barışı vatandaşın sorununu çözdü"Riskli yapı para karşılığı yasallaştı, risk yurttaşa devredildi
"Dere yataklarına yapı yapılmasına izin vermeyeceğiz"Koruma şeridi 100 metreden 10 metreye indirildi
"İhmali olanlar hakkında soruşturma açıldı"Soruşturma rögar kapağında durur, imar komisyonuna ulaşmaz
"Vatandaşlarımız bodrum katlardan çıksın"Bodrum katlar kira krizinin en yoksul kurbanlarına kiralanıyor
"Su topraktan hakkını aldı"Su, sermayenin el koyduğu müşterek alanı geri istedi
"Hasar tespiti yapılıp ödeme yapılacak"Kiracı, işçi, kurye bu tespitin dışında kalıyor

ALTINCI BÖLÜM: Neden Ders Çıkarılmıyor? Birikimin Mantığı

Her selden sonra aynı soru sorulur: "Neden ders çıkarılmıyor?" Bu soru masumdur ama yanlış yere bakar. Çünkü ders çıkarılmıyor değil, ders çıkarılmasının maliyeti ödenmek istenmiyor.

Düşünün: 2009 Ayamama'dan sonra ne yapılmalıydı? Dere yatağındaki yapılar kaldırılmalı, koruma şeridi genişletilmeli, taşkın ovaları kamulaştırılıp yeşil alana çevrilmeliydi. Peki bunun bedeli neydi? Milyarlarca liralık arsa değerinin "yok olması." Yani ders çıkarmak, rantı imha etmek demekti. Rant düzeni de kendi kendini imha etmez.

Bu yüzden her selden sonra yapılan şey, sorunun kendisine değil, görüntüsüne yöneliktir: Kanal büyütülür, ızgara temizlenir, pompa alınır, yardım dağıtılır. Bunlar rantı koruyarak riski yönetme teknikleridir. Ve her yeni proje, eskisinin üzerine yeni bir rant katmanı ekler: İBB 2008'de 28 riskli havzayı listeledi; 2013'te koruma şeridi daraltıldı. Erdoğan 2009'da dere yatağı uyarısı yaptı; 2018'de imar barışı çıktı. Uyarı ile yapılaşma aynı anda birikir.

Bu, Marx'ın sermaye birikimi için söylediği şeyin kentteki karşılığıdır: Sermaye, kendi yarattığı engelleri aşmak için yeni engeller yaratır. Her rekor yağış, bir önceki "ıslah"ın sınırını gösterir; ve bir sonraki ihale, yeni bir rant döngüsü olarak başlar. Sel bile bir yatırım fırsatına dönüşür: ıslah ihaleleri, kentsel dönüşüm projeleri, "afet riskli alan" ilanları... Naomi Klein'ın "şok doktrini" dediği şey, Türkiye'de "afet riskli alan" adıyla yasalaşmıştır.


YEDİNCİ BÖLÜM: Dünyadan Örnekler, Bize Ne Söylüyor?

Haberler.com'un derlediği karşılaştırmalar, başka bir yolun mümkün olduğunu gösteriyor (Haberler.com):

  • Hollanda, "Nehre Yer Aç" (Room for the River): 1993 ve 1995'teki Ren taşkınlarında 200 binden fazla kişinin tahliye edilmesinin ardından başlatılan 2006-2015 programı, yaklaşık 2,2 milyar avroluk 40 proje içeriyordu. Mantık şu: Suyu kanala hapsetmek yerine, nehrin taşacağı alanı geri vermek. Setler geri çekildi, taşkın ovaları alçaltıldı.
  • İngiltere, "Sıralı Test" (Sequential Test): Düşük riskli arazi varken yüksek riskli araziye yapı izni verilmiyor; konut gibi hassas yapıların işlevsel taşkın ovalarına yapılması yasak.
  • AB Taşkın Direktifi (2007/60/EC): Her altı yılda bir yenilenen risk haritaları ve taşkın yönetim planları zorunlu.
  • "Sünger kent" yaklaşımı: Çevre Mühendisleri Odası'nın önerileri arasında da yer alıyor: yağmur suyu ve atık su hatlarının ayrılması, geçirimli yüzeyler, dere yataklarının ve havzaların yapılaşmaya kapatılması, erken uyarı sistemleri, imar mevzuatının revizyonu (BirGün).

Bu örnekleri idealize etmeyelim: Hollanda da İngiltere de kapitalist ülkelerdir ve oralarda da rant, yoksulu riskli alana iter. Ama şu ders önemlidir: Suya yer açmak teknik olarak mümkündür; engel teknik değil, siyasaldır. Suya yer açmak, sermayeden yer almak demektir.


SEKİZİNCİ BÖLÜM: Ne Yapmalı? Somut Görevler

Sevgili genç yoldaşlar, öfke iyi bir başlangıçtır ama bir program değildir. İşte somut olarak yapılabilecekler:

Bilgi müşterekleri açısından
  1. Açık dere haritası. İSKİ envanterindeki 2.772 derenin tarihsel yataklarını, eski haritalar ve uydu görüntüleriyle karşılaştıran, herkesin erişebileceği açık bir harita. Hangi dere ne zaman kapatıldı, üzerine ne yapıldı, hangi meclis kararıyla? Bu bir bilişim emekçileri, harita mühendisleri ve şehir plancılarının ortak işi olabilir.
  2. Plan tadilatı izleme ağı. Belediye meclis gündemlerindeki imar değişikliklerini düzenli izleyen, mahalle ölçeğinde duyuran gönüllü ağlar. Rant, karanlıkta ve gece yarısı gündemlerinde büyür; ışık tutmak ilk direniş biçimidir.
  3. Seçilmişlerin imar sicili. Hangi meclis üyesi hangi plan tadilatına "evet" dedi? Kamuya açık oylama kayıtlarının derlenmesi.
Emek ve örgütlenme açısından
  1. Afet günü çalışma yasağı. Okulların kapatıldığı, motosikletlerin yasaklandığı turuncu-kırmızı uyarı günlerinde şantiyelerin ve açık alan işlerinin durdurulması, ücret kesintisi yapılmaması için sendikal talep. Faik Şentürk'ün ölümü bu talebin adıdır.
  2. Kuryeler için afet günü gelir güvencesi. Platformların, yasak günlerinde kuryelere asgari gelir ödemesi.
  3. Kiracı ve işçinin hasar tespitine dahil edilmesi. Devlet yardımı yalnızca mülk sahibine değil, eşyası zarar gören kiracıya ve işyeri kapanan işçiye de ulaşmalı.
  4. Bodrum kat dayanışma ağları. Mahalle düzeyinde, bodrum katta yaşayanların listesini tutan, uyarı geldiğinde kapı çalan dayanışma örgütlülüğü. Devletin yapmadığını halk kendi örgütlülüğüyle yapabilir.
Siyasal talepler açısından
  1. Bir daha imar affı yok. İmar affını anayasal olarak yasaklayan bir düzenleme için kampanya.
  2. Dere koruma şeridinin 100 metreye çıkarılması ve bu şerit içindeki yapıların, sahiplerinin değil, plan kararını alanların ve rantı toplayanların finanse edeceği bir programla kaldırılması.
  3. İmar rantının kamulaştırılması. Bir imar kararıyla oluşan değer artışının toplumsal emeğin ürünü olarak kamuya aktarılması. Bu, "değer artış payı" adıyla dünyada da tartışılan bir ilkedir; bizde yasalaştığı yerde bile uygulanmıyor.
  4. Soruşturmanın genişletilmesi. Adli soruşturma rögar kapağında ve bakım ekibinde durmamalı; dere yatağına ruhsat veren, plan tadilatını onaylayan, DSİ görüşünü yok sayan karar alıcılara ulaşmalı.
  5. COP31'de söz hakkı. Antalya'daki iklim zirvesi, İstanbul selini konuşmadan geçmemeli. İklim adaleti hareketi, yerel imar rantı ile küresel fosil sermayeyi aynı cümlede teşhir etmeli.

Su Hakkını, Biz Kentimizi İstiyoruz

Sevgili genç yoldaşlar,

Bir dere, bir kentin ortak belleğidir. Yüzyıllar boyunca suyu taşır, toprağı besler, insanlar onun kenarında bostan eker, değirmen döndürür, çamaşır yıkar, çocuklar onun kıyısında oynar. Dere kimsenin değildir; Medeni Kanun bile bunu söyler. Kapitalizm ise sahibi olmayanı sevmez. Dereyi önce kanala, sonra boruya, sonra yolun altına, en sonunda bir AVM'nin otoparkına çevirir. Müştereği metaya dönüştürür, metadan rant toplar, ranttan kule diker.

Sonra bir gece yağmur yağar. Su, eski yatağını hatırlar. Ve bedeli ne kuleyi diken öder ne de imzayı atan. Bedeli, bodrum katta uyuyan, şantiyede çalışan, otobüs durağında bekleyen öder.

O yüzden bu hafta televizyonda "doğal afet" dendiğinde, lütfen düzeltin: Bu bir doğa olayı değil, bir mülkiyet olayıdır. Su topraktan hakkını aldı; şimdi sıra, emekçilerin kentten haklarını almasında. Dereleri geri istiyoruz, kıyıları geri istiyoruz, imar kararlarını geri istiyoruz. Kenti, onu her gün yeniden üretenlere geri istiyoruz.

Mahmut'u, Ahmet Usta'yı, Faik Şentürk'ü ve adını henüz bilmediğimiz kayıpları anarken, söylenecek söz yas değil, örgütlülüktür.

Kent hakkı için, müşterekler için, hep birlikte.


Kaynaklar

Selin bilançosu ve gelişmeler

  • Al-Monitor, "Turkey: Flash floods kill 3, paralyze Istanbul after record downpour", 15 Ekim 2026 — al-monitor.com
  • Turkish Minute, "İstanbul flood death toll rises to 3, with 4 missing", 15 Ekim 2026 — turkishminute.com
  • Sabah, "İstanbul'da sağanak ve sel felaketi! 84 yılın yağış rekoru kırıldı" (canlı), 15 Ekim 2026 — sabah.com.tr
  • Hürriyet, "İstanbul'u sel vurdu, hasar gün ağarınca ortaya çıktı" (canlı), 15-16 Ekim 2026 — hurriyet.com.tr
  • Medyascope, "İstanbul sel felaketi: Fotoğraf ve videolarla yaşananlar", 15 Ekim 2026 — medyascope.tv
  • Gerçek Gündem, "İstanbul'da sel bilançosu ağırlaşıyor: Kayıpların isimleri belli oldu" — gercekgundem.com
  • Euronews, "At least two killed after heavy rain and widespread flooding causes Istanbul shutdown" — euronews.com

Dere yatakları, imar ve sorumluluk tartışması

  • bianet, "İstanbul's streams overflow during rainfall: How has urban development reshaped the city's waterways?" — bianet.org
  • Yetkin Report, "Sel İstanbul'u kötü vurdu: su topraktan hakkını acı aldı", 15 Ekim 2026 — yetkinreport.com
  • BirGün, "Dere yataklarının intikamı ağır oldu: Yağmur değil plansızlık vurdu", 16 Ekim 2026 — birgun.net
  • Sözcü, "İstanbul'daki felaketin temeli 22 yıl önce atılmış" — sozcu.com.tr
  • 12punto, "Sel sonrası Vadistanbul'un imar süreci yeniden gündemde" — 12punto.com.tr
  • Haberler.com, "Sel felaketi dere yataklarını yeniden gündeme taşıdı! Kanun açık ama yapılaşma durmuyor" — haberler.com
  • Sondakika / ANKA, "İmamoğlu İBB davasında savunmasının 2. gününde sel ve imar eleştirisi yaptı", 15 Ekim 2026 — sondakika.com
  • Takvim, "İBB sel görüntülerini sildik dedi, İstanbul sular altında kaldı", 15 Ekim 2026 — takvim.com.tr
  • Diken, "40 milyar lira hedeflenen 'imar barışı'nda gelir 23 milyar lirada kaldı", 21 Ekim 2019 — diken.com.tr

Kuramsal kaynaklar

  • Friedrich Engels, Maymundan İnsana Geçişte Emeğin Rolü (1876), Doğanın Diyalektiği içinde.
  • Friedrich Engels, Konut Sorunu (1872).
  • Karl Marx, Kapital, Cilt III, Altıncı Kısım: "Artı Kârın Toprak Rantına Dönüşmesi".
  • David Harvey, Sermayenin Sınırları ve Asi Şehirler (kentleşme ve sermayenin ikincil devresi).
  • Henri Lefebvre, Şehir Hakkı (1968).

İlgili Başlıklar

Haber Bülteni Aboneliği