Maricarmen'in Sedyesi, Elif'in Anahtarı: Avrupa'nın Barınma Krizi ve Evin Sınıfı
Berlin'den Madrid'e, Barselona'dan İstanbul'a: Konut Kimin Elinde, Kimin Denetiminde, Kimin Yararına?

Maricarmen'in Sedyesi, Elif'in Anahtarı: Avrupa'nın Barınma Krizi ve Evin Sınıfı
Berlin'den Madrid'e, Barselona'dan İstanbul'a: Konut Kimin Elinde, Kimin Denetiminde, Kimin Yararına?
Sevgili Genç Yoldaşlar,
23 Eylül 2026 Çarşamba sabahı, saat 10.30 sularında Madrid'in Retiro semtinde, Alcalde Sainz de Baranda Caddesi 46 numaradan bir sedye çıktı. Sedyedeki kadının adı María del Carmen Abascal. Herkes ona Maricarmen diyor. 87 yaşında, yüzde 50 engelli ve 1956'dan beri, yani yetmiş yıldır aynı dairede yaşıyor. Dördüncü tahliye denemesinde polis kapıyı açtı, sokağı dolduran kalabalığa gözyaşartıcı gaz sıktı ve Maricarmen'i evinden hastaneye taşıdı. Aynı akşam Madrid'de, Hükümet Temsilciliği'nin verilerine göre bile on bin kadar insan yürüdü. On üç İspanyol kentinde "Hepimiz Maricarmen'iz" diye bağırıldı.
Aynı hafta Berlin'de başka bir sahne vardı. 20 Eylül'de kentin birinci partisi olan Sol Parti'nin (Die Linke) adayı Elif Eralp, SPD ve Yeşilleri koalisyon ön görüşmelerine çağırıyordu. Masadaki en ağır dosyanın adı belliydi: Berlin'deki 200 bini aşkın dairenin büyük emlak şirketlerinden alınıp toplumsallaştırılması.
Bir de üçüncü sahne var. 22–24 Eylül'de Madrid'in fuar alanı IFEMA'da "The District" adlı bir emlak yatırım buluşması yapıldı. Blackstone, Brookfield ve Azora gibi dünyanın en büyük konut yatırımcıları oradaydı. 24–27 Eylül arasında ise aynı kentte, Kiracı Sendikası ile Avrupa Konut ve Kent Hakkı Eylem Koalisyonu'nun düzenlediği "El Barrio" (Mahalle) karşı zirvesi sürüyor. Buenos Aires'ten Lyon'a, Los Angeles'tan Lizbon'a, altmış ülke ve bölgeden kiracı örgütleri Madrid'de.
Aynı hafta, aynı kıta, üç masa: Birinde evi borsa kâğıdı gibi alıp satanlar oturuyor. Birinde evini kaybeden yaşlı bir kadının sedyesi var. Üçüncüsünde evi piyasadan çekip kamuya geri vermeye çalışan bir belediye başkanı adayı. Bu yazı bu üç masanın aynı sorunun parçaları olduğunu anlatmak için yazıldı.
Önce kavramları konuşacağız, sonra Avrupa'nın rakamlarına bakacağız. Ardından Berlin'e, Madrid'e, Barselona'ya ve kıtanın öteki köşelerine gideceğiz, Türkiye'ye döneceğiz. En sonda da hepsini toplayıp bir sınıf programı olarak barınma krizini nasıl gördüğümüzü ve nasıl çözeceğimizi söyleyeceğiz.
Bu yazı Berlin dizimizin dördüncü halkası. Öncekiler: Berlin'de Bir Sınıf Neferi: Elif Eralp (29 Ağustos), Elif Eralp: "Tarih yazdık arkadaşlar" (20 Eylül) ve Elif Eralp'i Ne Bekliyor? (24 Eylül). O son yazıda antisemitizm tartışmasının arkasında asıl kamulaştırma programını engelleme çabasının yattığını söylemiştik. Şimdi o programın kendisine bakıyoruz.
Önce kavram: Ev neden bir sorun?
Konut sorunu yeni değil. Friedrich Engels 1872'de "Konut Sorunu" başlıklı yazı dizisini kaleme aldığında Avrupa kentleri fabrikalara akan işçilerle doluyordu. Engels orada iki şey söyler ve ikisi de bugün hâlâ geçerlidir.
Birincisi: Konut kıtlığı kapitalizmin rastlantısal bir kusuru değildir. İşçileri kentlere toplayan, toprağı ve binayı meta hâline getiren aynı düzen, barınmayı da ücretin karşılayamayacağı bir yük hâline getirir.
İkincisi: Burjuvazinin konut sorununu "çözme" yöntemi sorunu bir yerden alıp başka bir yere taşımaktır. Engels buna, Paris'i geniş bulvarlarla yeniden kuran valinin adından "Haussmann yöntemi" der. Yoksul mahalle yıkılır, yerine pahalı caddeler yapılır, yoksullar kentin başka bir köşesine sürülür. Sorun çözülmez, yer değiştirir. Bugün bunun adı "kentsel dönüşüm", "soylulaştırma" ya da "turistleşme".
Genç yoldaşların bilmesi gereken üç kavram var:
Kullanım değeri ve değişim değeri. Bir ev, içinde yaşayan için barınaktır; bu onun kullanım değeridir. Ama piyasada ev bir alım satım nesnesidir; bu da onun değişim değeridir. Kriz, evin değişim değerinin kullanım değerini ezdiği yerde başlar. Madrid'de Maricarmen'in dairesi, içinde yaşayan kadın için bir hayattı. Urbagestión şirketi için ise boşaltılıp yeniden değerlenecek bir varlıktı.
Rant. Toprak sahibi hiçbir şey üretmeden, sahip olduğu yer sayesinde gelir elde eder. Kira, işçinin ücretinden ev sahibine aktarılan bir paydır. Marx ve Engels buna "ikincil sömürü" der. Fabrikada artı değer bir kez alınır. Akşam eve dönen işçi, kalan ücretinin bir bölümünü de kira olarak başkasına verir.
Finansallaşma. Son kırk yılda ev, rant getiren bir mülk olmanın ötesine geçip küresel finans piyasasının bir yatırım aracı hâline geldi. Coğrafyacı David Harvey buna "sermayenin ikincil devresi" der. Sanayide kârlı yatırım alanı bulamayan sermaye betona ve toprağa akar. 2008 krizinde bankalardan ve devletlerden ucuza toplanan konutlar, bugün Blackstone gibi fonların portföylerinde duruyor. Eskiden ev sahibiniz komşu bir emekli olabilirdi. Bugün New York'taki bir fonun hissedarları olabilir.
Bu üç kavramı aklınızda tutun. Aşağıda gördüğünüz her rakam ve olay bu üçünün birbirine nasıl bağlandığını gösteriyor.
Avrupa'nın rakamlarla fotoğrafı
Avrupa Birliği istatistik kurumu Eurostat'ın Nisan 2026 verilerine göre, 2015'ten 2025'in son çeyreğine kadar geçen on yılda AB'de:
- Konut fiyatları yüzde 64,9 arttı.
- Kiralar yüzde 21,8 arttı.
- Kiralar AB'nin 27 ülkesinin hepsinde yükseldi. Konut fiyatlarının düştüğü tek ülke Finlandiya oldu (yüzde 3).
- Konut fiyatlarında en büyük artışlar Macaristan (yüzde 290), Portekiz (yüzde 180), Litvanya (yüzde 168) ve Bulgaristan'da (yüzde 157) görüldü.
- Kiralarda en büyük artışlar Macaristan (yüzde 109), Litvanya (yüzde 88), İrlanda ve Polonya'da (yüzde 76) yaşandı.
Yalnızca 2025'in son çeyreğinde, bir yıl öncesine göre, fiyatlar yüzde 5,5, kiralar yüzde 3,2 arttı.
Avrupa Komisyonu bu tabloya Aralık 2025'te ilk "Avrupa Uygun Fiyatlı Konut Planı" ile yanıt verdi. Konut Komiseri Dan Jørgensen'e göre kıtanın her yıl 650 bin ek konuta ihtiyacı var. Plan, kısa süreli (turistik) kiralamalara yönelik bir yasa teklifi, devletlerin sosyal konuta yardım yapmasını kolaylaştıran kural değişiklikleri ve 2029'a kadar ulusal ve bölgesel kalkınma bankalarından 375 milyar avroluk yatırım beklentisi içeriyor.
Kâğıt üzerinde iyi görünüyor. Ama planın dili dikkatle okunmalı. Komisyon krizi esas olarak "arz eksikliği" olarak tanımlıyor ve çözümü "daha fazla inşaat" olarak görüyor. Spekülasyonun rolünü ise Jørgensen'in kendi sözleriyle "daha fazla analiz gerektiren" bir konu olarak bir kenara bırakıyor. Yani soru "kaç ev var?" diye soruluyor, "evler kimin elinde?" diye sorulmuyor. Oysa Avrupa'da boş konutlar, turistik daireye dönüştürülmüş konutlar ve fonların elinde yatırım aracı olarak tutulan konutlar milyonlarla ölçülüyor. Sorun yalnızca evin az olması değil. Asıl sorun evin yanlış ellerde olması.
Berlin: Elif Eralp ne yapmak istiyor?
Kiracılar kenti
Berlin Avrupa'nın kiracılar başkentidir. Kentte yaşayanların beşte dördü kiracıdır. Bu yüzden Berlin'de konut sorunu bir "orta sınıf şikâyeti" değil, kentin çoğunluğunun gündelik hayatıdır. 20 Eylül seçiminde seçmenlerin yüzde 53'ü kentin en önemli sorunu olarak "konut piyasası ve kiralar"ı gösterdi. Sol Parti'nin oyu bir önceki seçimdeki yüzde 12,2'den yüzde 25,7'ye, yani iki katından fazlasına çıktı. Bu sıçramanın arkasında her şeyden önce kira var.
Bu kentte 2021'de dünyanın dikkatini çeken bir halk oylaması yapıldı. "Deutsche Wohnen & Co enteignen" (Deutsche Wohnen ve Şürekâsını Kamulaştır) girişiminin sorusu basitti: 3.000'den fazla dairesi olan özel şirketlerin konutları toplumsallaştırılsın mı? Berlinlilerin yüzde 56,4'ü "evet" dedi.
Sonra ne oldu? SPD'li belediye başkanları sonucu uygulamadı. Bir uzman komisyonu kuruldu. Komisyon 2023'te bu yolun anayasaya uygun olduğunu açıkladı. Ama dosya yine bekletildi. Beş yıl boyunca halkın kararı bir çekmecede durdu.
Bundan önce de bir deneme yapılmıştı. 2020'de Berlin'de beş yıllık bir kira dondurma yasası (Mietendeckel) yürürlüğe girdi. Nisan 2021'de Federal Anayasa Mahkemesi yasayı iptal etti. Gerekçe, kira hukukunun eyalet değil federal yetki olmasıydı. Kiracılar bir gecede geriye dönük kira borçlarıyla karşılaştı. Bu deneyim Berlin kiracılarına acı bir ders verdi: Piyasayı düzenlemeye çalışan her yasa, mülkiyet ilişkisine dokunmadığı sürece mahkeme kapısında düşebilir.
Eralp'in programı
Elif Eralp'in kampanyası bu iki deneyimin üzerine kuruldu. Programın konut ayağı şöyle:
- Kamu dairelerinde kira dondurma. Berlin'in kamu şirketlerine ait yaklaşık 400 bin dairede kiralar bir yıl dondurulacak, sonra yıllık artış yüzde 1 ile sınırlanacak. Bu belediyenin kendi mülkü olduğu için mahkeme engeline takılmayan, hemen uygulanabilir bir adım.
- Kira vurgunculuğuna karşı görev gücü. Özel ev sahiplerinin yasal sınırları aşan kira taleplerine karşı özel bir birim kurulacak. Eralp'in sözleriyle: "Kiranın metaya dönüştüğü yerde belediye başkanı müdahale eder."
- Toplumsallaştırma. 2021 halk oylamasının sonucu uygulanacak. Eralp açık konuşuyor: "Sol yönetirse toplumsallaştırma olur."
- Yeni inşaat. Kamu eliyle her yıl 7.500 uygun fiyatlı konut yapılacak.
Toplumsallaştırma nasıl işleyecek?
Burada genç yoldaşların bilmesi gereken hukuki bir ayrıntı var. Almanya Anayasası'nın (Temel Yasa) 15. maddesi, toprağın, doğal kaynakların ve üretim araçlarının yasa yoluyla ve tazminat karşılığında "kamu mülkiyetine ya da başka kamusal ekonomi biçimlerine" aktarılabileceğini söyler. Bu madde 1949'da, savaş sonrası Almanya'da işçi hareketinin gücünün bir izi olarak anayasaya girdi. Yetmiş yıl boyunca hiç kullanılmadı. Berlin'de ilk kez kullanılması gündemde.
Haberlere göre Berlin Meclisi Mart 2026'da bir "toplumsallaştırma çerçeve yasası" kabul etti. Bu yasa 15. maddenin hangi koşullarda uygulanacağını belirliyor ve Mart 2028'de yürürlüğe girecek. Sol Parti ise yasama döneminin ilk yarısında somut toplumsallaştırma yasasını çıkarmak istiyor. Toplumsallaştırılacak dairelerin sayısı 200 bin ile 240 bin arasında tahmin ediliyor. Bunlar yaklaşık sekiz büyük şirketin elinde. Bu adım atılırsa Berlin'de kamuya ait konutların payı yüzde 20'den yüzde 30'un üzerine çıkacak.
Finansman için bir kamu kurumu kurulması ve bu kurumun kredi kullanarak tazminatı ödemesi öneriliyor. Tazminatlar zamanla bu dairelerin kiralarından geri ödenecek.
Tazminat çelişkisi
ZDF'nin haberinde anlatılan bir çelişki var ve bunu açıkça görmeliyiz. Kiraları gerçekten düşürmek için tazminatın düşük olması gerekir. Piyasa değeri üzerinden tazminat ödenirse, borç kiracıların sırtına yüklenir ve kiralar düşmez. Ama tazminat düşük tutulursa, şirketler mahkemeye gider ve hukuki risk büyür. Berlin Sayıştayı 2024'te piyasa değerinin çok altındaki bir tazminatın mahkemede ayakta kalıp kalmayacağını sorgulamıştı.
Bu hukuki bir çelişki gibi görünüyor ama aslında sınıfsal bir çelişkidir. Soru şu: Kiracıların ödediği kiralarla zaten defalarca değerlenmiş bir mülk için şirketlere bir kez daha ödeme yapılacak mı? Mülkiyet hakkının kutsallığı, barınma hakkının önüne mi geçecek? Bu soruyu hukuk çözemez. Bu soruyu toplumsal güç dengesi çözer.
Masadaki engeller
Eralp'in önünde üç engel var. SPD toplumsallaştırmaya karşı. Yeşiller ilkesel olarak destekliyor ama antisemitizm tartışmasını pazarlık kozu olarak kullanıyor. Federal hükümetin başındaki Başbakan Friedrich Merz ise toplumsallaştırmayı engellemek için federal bir yasa hazırlayacağını açıkladı. Yani Berlin'in kiracıları yalnızca kendi kentlerindeki koalisyon masasıyla değil, Berlin'in üstündeki federal devletle de karşı karşıya.
Sol Parti Berlin eş başkanları Kerstin Wolter ve Maximilian Schirmer, SPD ve Yeşilleri bu hafta ön görüşmelere çağırdı. Bugün, Cuma günü yapılacak parti kongresi onay verirse gelecek hafta asıl koalisyon müzakereleri başlayabilir.
Bir özeleştiri notu
Genç yoldaşlara dürüst olmalıyız. Berlin'in bugünkü konut krizinde solun da payı var. 2004'te, SPD ile Sol Parti'nin öncülü PDS'nin birlikte yönettiği Berlin Senatosu, kentin kamu konut şirketi GSW'yi yaklaşık 65 bin dairesiyle birlikte Cerberus ve Goldman Sachs'a bağlı fonlara sattı. Gerekçe bütçe açığıydı. O satılan daireler bugün toplumsallaştırılmak istenen stokun bir parçası. Yani Eralp bugün, bir zamanlar solun da imzasıyla piyasaya verilmiş evleri geri almaya çalışıyor.
Bu geçmiş Eralp'i küçültmez. Tersine, bugünkü programın neden bu kadar önemli olduğunu gösterir. Sosyal demokrasi ve "gerçekçi sol" iktidara geldiğinde bütçe disiplini adına kamu mülkünü sattı. Eralp'in programı bu çizginin tersine dönüşüdür. Ama bu dönüşün kalıcı olup olmayacağını seçim sonucu değil, sokaktaki kiracı örgütlülüğü belirleyecek.
Madrid: Maricarmen'in sedyesi
Olay
Maricarmen'in hikâyesini Euronews, eldiario.es ve öteki kaynaklardan derleyelim:
- Kira sözleşmesi 1956'da babası adına yapılmış. Maricarmen o evde büyümüş, anne ve babasıyla yaşamış, onlara bakmış.
- Annesi 2008'de öldükten sonra sözleşme ona geçmiş. Ama İspanya Yüksek Mahkemesi Mart 2026'da bu devrin geçersiz olduğuna karar verdi.
- Binayı 2018'de Urbagestión Desarrollo e Inversión adlı bir şirket satın aldı. Valladolid ve Madrid'de ofisi olan, yediden az çalışanı olan bir yatırım şirketi. Yani dev bir fon değil, orta boy bir emlak girişimi.
- Maricarmen'in kirası yaklaşık 500 avroydu. marksist.org'un derlemesine göre, şirket bir yasal boşluktan yararlanarak kirayı önce aylık 2.650 avroya çıkardı, sonra 1.650 avroya "indirdi". Cadena SER sunucusu Aimar Bretos'un deyişiyle bu, eskisinin üç katı. Maricarmen'in emekli aylığı ise yaklaşık 1.300 avro. Yani istenen kira, aylığının yüzde 126'sı.
- Daireyi satın alma teklifi de yapıldı: yaklaşık 247 bin avro. 87 yaşında, engelli, emekli bir kadın için bu teklif alay gibiydi.
- Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi Haziran 2026'da tahliyenin durdurulması çağrısında bulundu. İspanya devleti bu çağrıyı dinlemedi.
- İlk tahliye denemesi Ekim 2025'te, sonrakiler Haziran 2026'da yapıldı. Her seferinde Kiracı Sendikası ve komşular kapının önünde toplandı. Dördüncü denemede, 23 Eylül'de, polis geceden toplanan kalabalığa gazla müdahale etti ve tahliyeyi gerçekleştirdi.
- Şirket, direnişi örgütleyen Madrid Kiracı Sendikası'ndan 10 bin avro tazminat istiyor.
Akşam: Çatı katının önünde
Tahliyenin akşamı binlerce kişi Chamberí semtinde, bölge hükümetine bağlı kamu şirketi Planifica Madrid'in 6,3 milyon avroya satın aldığı ve satılamayan bir çatı katı dairesinin önünde toplandı. Sloganlar "Madrid satılık değildir", "Ayuso istifa" ve en keskin olanı "Ayuso'nun çatı katı Maricarmen'e" idi. Kiracı Sendikası, Madrid bölge hükümetinin "akbaba fonları tarafından ve akbaba fonları için" yönetildiğini söyledi.
Eylemler Madrid'le sınırlı kalmadı. Kiracı Sendikaları Konfederasyonu'nun koordinasyonuyla Barselona, Sevilla, Valensiya, Málaga, Palma ve Toledo dahil on üç kentte insanlar sokağa çıktı. Oviedo'da toplanan iki yüz kişinin sloganı, bu yazının bütün tezini tek satırda söylüyordu: "Rantiyeler suçlu, hükümet sorumlu." Kantabria Konut Sendikası da 29 Eylül akşamı Santander'de eylem çağrısı yaptı.
Madrid Özerk Bölgesi Başkanı Isabel Díaz Ayuso birkaç gün önce konut yatırımını savunurken şöyle demişti: İnsanlar Madrid'e "ev sahibi olmak, girişimci olmak, yatırımcı olmak için" gelir.
Bu cümle bir sınıf manifestosudur. Madrid'e gelen işçiyi, garsonu, temizlikçiyi, hemşireyi, öğrenciyi görmez. Madrid'i yalnızca yatırımcıların kenti olarak tarif eder. Ve bu tarif, aynı gün yetmiş yıllık kiracısını sedyeyle sokağa atan kentin gerçeğiyle birebir örtüşür.
Rakamlar
İspanyol emlak sitesi Idealista'ya göre Madrid'de kiralar Ağustos 2026'da metrekare başına 23,3 avro ile tarihi zirveye çıktı. Bir yılda artış yüzde 5,1. İspanya ortalaması 15,1 avro. Bu hesapla Madrid'de 80 metrekarelik bir dairenin istenen kirası yaklaşık 1.864 avro. Bu, İspanya'da asgari ücretle çalışan birinin aylık gelirinden fazla.
Rakamın en çarpıcı yanı artışın nerede olduğu. Kentin en pahalı semti Salamanca'da metrekare 28,3 avro. Ama en hızlı artış işçi semtlerinde: Villaverde'de yıllık yüzde 12,5, Carabanchel'de yüzde 10,3. Yani Haussmann yöntemi işliyor. Merkezden atılan yoksul kenara gidiyor, kira da arkasından geliyor.
Neden şimdi?
Maricarmen'in sözleşmesi İspanya'da "renta antigua" (eski kira) denen bir rejimin kalıntısıydı. Frankocu dönemde ve sonrasında, kiracıların sözleşmesi süresiz uzardı ve kiralar sınırlıydı. 1985'te PSOE hükümetinin Ekonomi Bakanı Miguel Boyer'in adını taşıyan kararnameyle yeni sözleşmelerde zorunlu uzatma kaldırıldı. Kiralar piyasaya bırakıldı. O günden bu yana eski kiracılar, yeni sahiplerin gözünde "boşaltılması gereken engel" hâline geldi.
Burada da bir sosyal demokrasi dersi var. İspanya'da konutu piyasaya açan ilk büyük adım sağdan değil, sosyalist olduğunu söyleyen bir hükümetten geldi.
İspanya'nın büyük resmi: Boş evler, dolu sokaklar
Maricarmen tek bir vaka değil, uzun bir zincirin son halkası. İspanya Yargı Genel Konseyi verilerine göre 2008–2014 krizinde yaklaşık 600 bin ipotek icrası başlatıldı ve bunların 380 bine yakını tahliyeyle sonuçlandı. Bankaların el koyduğu o evlerin önemli bir bölümü, kriz sonrası devletin kurtardığı bankalar ve "kötü banka" üzerinden ucuza fonlara geçti.
Bugünkü tablo daha da çarpıcı. marksist.org'un derlemesine göre, İspanya'daki 26,8 milyon konutun 3,8 milyondan fazlası tamamen boş. Bankaların, gayrimenkul yatırım ortaklıklarının ve yatırım fonlarının elinde 400 ila 500 bin konut bulunuyor. Yani İspanya'da bir yanda sedyeyle sokağa atılan kiracılar, öte yanda kilitli kapılar ardında değerlenmesi beklenen milyonlarca boş ev var. "Yeterince ev yok" masalını çürütmek için bundan daha güçlü bir kanıt aramaya gerek yok.
Kiracı hareketi bu tabloya Nisan 2025'te kırk kentte eşzamanlı eylemlerle yanıt vermişti. Slogan "Konut ticaretine son" idi, talepler de açıktı: kiraların yüzde 50'ye varan oranda düşürülmesi, 3,8 milyon boş konutun kullanıma açılması ve tahliyelerin yasaklanması.
Bugün de benzer bir tablo var. İspanya'da PSOE–Sumar hükümetinin kiracıların sözleşmelerini uzatan kararnamesi 29 Nisan 2026'da Temsilciler Meclisi'nde PP, Vox ve Junts oylarıyla reddedildi. Kararname bir milyondan fazla kiracı haneyi koruyordu. Sağ ve Katalan burjuvazisinin partisi ev sahiplerinin yanında birleşti.
Ama suçun tamamını sağa yüklemek de doğru olmaz. Pandemi döneminde getirilip uzatılarak sürdürülen, savunmasız kiracıların tahliyesini durduran koruma Şubat 2026'da sona erdi. Hükümetin bu korumayı yeniden getirecek yeni kararnamesi Temmuz 2026'da hazırlandı ama aylardır bekletiliyor. Koalisyon ortağı Sumar sözleşme uzatması, kira artış sınırı ve spekülatif kullanıma karşı önlemler istiyor. Kararnamenin 29 Eylül Salı günü Bakanlar Kurulu'na gelmesi planlanıyor. Yani Maricarmen, kendini "ilerici" diye tanımlayan bir hükümetin masasında bekleyen bir kararname yüzünden korumasız kaldı. Madrid sokaklarında atılan "İlerici hükümet nerede?" sloganı bu yüzden haklı.
Karşı zirve: Mahalle fona karşı
Maricarmen'in tahliyesinin fuardaki emlak buluşmasıyla aynı haftaya denk gelmesi tesadüf ama anlamlı bir tesadüf. IFEMA'daki The District fuarında büyük fonlar İspanya'nın ve Avrupa'nın konut stokunu nasıl daha kârlı işleteceklerini konuşuyordu. Aynı günlerde "El Barrio" karşı zirvesi, Tercera Información'ın aktardığına göre, altmış ülke ve bölgeden kiracı örgütünü bir araya getirdi. Karşı zirvenin sloganı bir cümlede özetleniyor: "Rantiyecilik sınırları rahatça aşıyor." O hâlde kiracıların örgütü de sınırları aşmak zorunda.
Barselona: Sosyal demokrasinin sınırları
Turistik dairelerin sonu mu?
Barselona son on yılda Avrupa konut mücadelesinin laboratuvarı oldu. 2015'te konut hakkı aktivisti Ada Colau belediye başkanı seçildi. 2023'ten bu yana ise kenti Katalan Sosyalist Partisi'nden (PSC) Jaume Collboni yönetiyor. Público'nun aktardığına göre Collboni, partisinin geleneksel çizgisinden sola doğru bir dönüş yaptı:
- Turistik daire lisansları 2028'de bitiyor. Kentteki yaklaşık 10 bin turistik daire lisansı yenilenmeyecek. Bu, bir yıllık konut inşaatına eşit bir stokun yeniden kiracılara dönmesi demek.
- Sezonluk kiralara tavan. Collboni artık kısa dönemli kiralara da fiyat sınırı getirilmesini savunuyor. Bu, kiracı sendikalarının yıllardır yaptığı uyarının kabulü. Çünkü kira tavanından kaçmak isteyen ev sahipleri daireleri "sezonluk" diye kiraya veriyor. Barselona'da kiralık ilanların onda dördü artık sezonluk.
- Casa Orsola. Eixample semtindeki bu binayı 2021'de Lioness Inversiones adlı bir fon satın almış ve kiracıları çıkarıp daireleri aylık 2.800 avroya lüks sezonluk kiraya vermeyi planlamıştı. Kiracılar ve Sindicat de Llogateres (Katalonya Kiracı Sendikası) yıllarca direndi. Öğretmen Josep Torrent'in tahliyesi iki kez kapıda durduruldu. Sonunda Şubat 2025'te belediye ve Hàbitat3 vakfı binayı 9,2 milyon avroya satın aldı. Collboni "Hiçbir kiracı gitmek zorunda kalmayacak" dedi.
Kira tavanı işe yarıyor mu?
İspanya Konut Yasası'na göre "gerilimli bölge" ilan edilen yerlerde kiralara tavan getirilebiliyor. Katalonya bu yolu 2024'te kullandı. Sonuç? El Español'un Temmuz 2026 tarihli haberine göre Barselona'da kiralar son bir yılda yüzde 7,6 düştü ve metrekare 19,1 avroya indi. İspanya'da kiraların düştüğü başka bir büyük kent yok. Katalonya Başkanı Salvador Illa, tavan uygulanmayan bölgelerde kiraların yüzde 9,5 arttığını hatırlatıyor.
Bu önemli bir kazanım. Ama iki uyarıyla: Birincisi, tavan uygulanan başka bölgelerde (Navarra, Galiçya, Bask Ülkesi) kiralar düşmedi. Yani tavan tek başına sihirli bir çözüm değil. İkincisi, ev sahipleri tavandan kaçmak için sezonluk kiraya ve satışa yöneliyor, kiralık ilan sayısı düşüyor. Piyasayı düzenlemek, piyasanın kendi kaçış yollarını da üretiyor.
Kiracı sendikasının eleştirisi
Sindicat de Llogateres, Casa Orsola alımını bir zafer olarak kutladı ama bir eleştiri de yaptı: Belediye spekülatörü cezalandırmak yerine onu "kurtardı", fon binayı kârla sattı. Bu eleştiri, sosyal demokrat konut politikasının sınırını çok iyi gösteriyor. Kamu, piyasanın ürettiği krizi piyasanın koşullarıyla, yani spekülatöre para ödeyerek çözmeye çalışıyor.
Bir başka tartışma da yeni binalarda yüzde 30 oranında uygun fiyatlı konut zorunluluğu üzerine. Colau döneminde getirilen bu kural gevşetilmek isteniyor. Barcelona en Comú, bunun 4 bin kadar binayı ve 157 bin kişiyi spekülasyona açık hâle getireceği uyarısını yapıyor.
Genel grev tartışması
29 Nisan'da kira uzatma kararnamesi Madrid'deki Meclis'te düşünce, Sindicat de Llogateres "barınma için genel grev" çağrısı yaptı. Sloganları: "Böyle yaşamaya devam etmek istemiyoruz: Yaşamak bize hayatımıza mal oluyor." Haziran 2026'da sendikanın yaptığı büyük ankete göre Katalonyalıların yüzde 82'si barınma için genel greve katılmaya hazır. Kiracı Sendikaları Konfederasyonu da 24 kentte eylem dalgası başlattı.
Bu, genç yoldaşların üzerinde durması gereken bir gelişme. Barınma mücadelesi kiracı sendikasıyla işçi sendikasının, yani yaşam alanındaki örgütle üretim alanındaki örgütün birleşmesini gündeme getiriyor. Kira ve ücret aynı madalyonun iki yüzüdür. Birini kazanıp ötekini kaybedersek, sonuçta hiçbir şey kazanmayız.
Avrupa'nın öteki köşeleri
Berlin ve İspanya tek değil. Kıtanın her köşesinde aynı hikâyenin başka bir versiyonu yaşanıyor.
Portekiz ve Lizbon. On yılda konut fiyatlarının yüzde 180 arttığı Portekiz, krizin en keskin yaşandığı ülkelerden biri. 2012'de getirilen "altın vize" (konut alana oturma izni) programı ve turistik kiralama patlaması, Lizbon'un tarihi mahallelerini yerlilerinden boşalttı. "Yaşamak için ev" hareketi 2023'ten bu yana ülke çapında defalarca on binleri sokağa döktü. Portekiz'de ortalama kira, asgari ücretin büyük bölümünü yutuyor. Öğrenciler de Mart 2026'da barınma ve harçlar için sokaktaydı.
Kanarya Adaları. "Canarias tiene un límite" (Kanarya'nın bir sınırı var) hareketi 2024'te iki kez adaları sokağa döktü. Yılda 18 milyonu aşkın turist gelen adalarda, halkın dediği gibi "en düşük ücretler, en yüksek gıda fiyatları ve imkânsız barınma" bir arada yaşanıyor. Hareket Mayıs 2026'da bölge hükümetine yeni otel ve yatak yapımına moratoryum önerisi sundu. Mallorca, Málaga ve Barselona'daki turizm karşıtı eylemler de aynı hattın parçası.
İrlanda. On yılda kiraları yüzde 76 artan İrlanda'da gençlerin büyük bölümü otuzlu yaşlarına kadar anne babasının evinden çıkamıyor. Dublin, Avrupa'nın en pahalı kira piyasalarından biri. Avrupa Birliği liderleri barınma krizini konuşmak için Kasım 2026'ya bir toplantı planladı. Brussels Signal'in başlığı durumu iyi özetliyor: "Acele yok."
Macaristan ve Polonya. Macaristan'da konut fiyatları on yılda yüzde 290, kiralar yüzde 109 arttı. Orbán hükümetinin "aile politikası" adı altında verdiği konut kredisi destekleri, talebi şişirip fiyatları yukarı itti. Sağ popülizmin "ev sahibi aile" ideolojisi, gerçekte kredi veren bankaların ve müteahhitlerin kasasını doldurdu. Polonya'da kiralar yüzde 76 arttı. Doğu Avrupa'da ev sahipliği oranları yüzde 90'ın üzerinde olsa da bu, sosyalizm döneminden kalma konut stokunun bir mirasıdır ve gençler için artık erişilemez.
Viyana: Öteki yol mümkün. Bir karşı örnek de var. Avusturya'nın başkenti Viyana'da kent sakinlerinin yarısından fazlası belediyeye ya da kâr amacı gütmeyen kooperatiflere ait konutlarda yaşıyor. Bunun kökü 1920'lerin "Kızıl Viyana"sında. O yıllarda sosyal demokrat belediye, lüks mallara ve büyük mülklere konulan özel bir konut vergisiyle on binlerce işçi konutu yaptı. Bugün Viyana'da kiralar Avrupa'nın başka başkentlerine göre çok daha düşük. Neden? Çünkü konutların büyük bölümü piyasanın dışında. Viyana'nın dersi basit: Kiraları düşürmenin en kalıcı yolu, konutu piyasadan çıkarmaktır.
Okyanusun öte yanı: New York. Avrupa'ya dışarıdan bir ayna da tutalım. Geçen yıl New York belediye başkanlığını "Kiraları dondur" sloganıyla kazanan Zohran Mamdani, vaadini tuttu. marksist.org'un aktardığına göre kentin Kira Düzenleme Kurulu Haziran 2026'da 1'e karşı 7 oyla, kentteki konutların yüzde 27'sine denk gelen yaklaşık 1 milyon kira denetimli dairede kiraları dondurdu. Kurul tarihinde ilk kez iki yıllık sözleşmelerde de dondurma kararı aldı. Berlin'deki Eralp kampanyasının Mamdani ekibiyle bağı da tesadüf değil: Kiracıların çoğunlukta olduğu kentlerde barınma, seçimleri kazandıran sınıf sorusuna dönüşüyor.
Finlandiya. On yılda konut fiyatlarının düştüğü tek AB ülkesi olan Finlandiya, "Önce Konut" (Housing First) politikasıyla evsizliği büyük ölçüde azaltan tek Avrupa ülkesidir. Evsizlere önce koşulsuz ev verilir, diğer destekler sonra gelir. Bu da gösteriyor ki evsizlik bir kader değil, bir siyasi tercihtir.
Sınıfsal analiz: Evler kimin elinde, kimin denetiminde, kimin yararına?
Şimdi bütün bu tabloyu kendi üç sorumuzla okuyalım.
Kimin elinde?
Avrupa'da konut mülkiyeti dört katmanlıdır:
- Büyük kurumsal ev sahipleri: Blackstone, Vonovia, Deutsche Wohnen, Heimstaden gibi fonlar ve şirketler. 2008 krizinden sonra bankaların ve devletlerin elindeki konutları ucuza topladılar. Berlin'de toplumsallaştırılmak istenen 200 bini aşkın daire bunların elinde.
- Orta boy emlak yatırımcıları: Urbagestión ya da Lioness gibi, eski binaları alıp boşaltan, yenileyip pahalıya satan ya da kiraya veren şirketler. Maricarmen'in karşısındaki şirket böyledir.
- Küçük ev sahipleri: İkinci ya da üçüncü dairesini kiraya veren emekliler, küçük esnaf, orta sınıf aileler. Bunlar krizin hem ortağı hem de ideolojik kalkanıdır. Büyük fonlar her düzenleme girişimine "küçük ev sahibini koruyun" diyerek karşı çıkar.
- Kiracılar: İşçiler, gençler, öğrenciler, göçmenler, yaşlılar. Mülksüzler.
Kimin denetiminde?
Konutun fiyatını artık yalnızca yerel talep değil, küresel faiz oranları, fonların getiri beklentileri ve turizm akışı belirliyor. Madrid'deki bir dairenin kirasına New York'taki bir yatırım komitesi karar verebiliyor. Devlet ise iki rol oynuyor: Bir yandan tahliyeleri polis gücüyle uyguluyor, öte yandan krizi "kamu parasıyla spekülatörü satın alarak" yumuşatmaya çalışıyor. Her iki durumda da mülkiyet ilişkisine dokunulmuyor.
Kimin yararına?
Kira, işçinin ücretinden rantiyeye aktarılan bir paydır. Ücretler durduğu, kiralar arttığı sürece bu aktarım büyür. Eurostat'ın on yıllık rakamları, bu aktarımın ne kadar büyüdüğünü gösteriyor. Kira artışı, ücret artışının önüne geçtiği her yıl, işçi sınıfından mülk sahiplerine yapılan sessiz bir servet transferidir.
"Arz yetersizliği" masalı
Burjuva iktisatçıların ve Avrupa Komisyonu'nun sevdiği açıklama "yeterince ev yok" açıklamasıdır. Bunda bir gerçeklik payı var. Ama eksik ve yanıltıcıdır. Çünkü aynı kentlerde yüz binlerce boş daire, turistik daire ve yatırım aracı olarak tutulan daire var. İspanya'da 3,8 milyondan fazla konut tamamen boş. Barselona'da 10 bin turistik daire bir yıllık inşaata eşit. Sorun yalnızca evin az olması değil. Evin, içinde yaşanmak için değil, kazanç getirmek için üretilmesi ve tutulması.
Daha fazla inşaat piyasa koşullarında yapılırsa, yeni evler de aynı mantıkla pahalıya satılır. "Arzı artırın" diyen her çözüm "kimin için arz?" sorusunu sormak zorundadır.
Sosyal demokrasinin çizgisi
Berlin'de SPD–PDS senatosunun 2004 satışı, İspanya'da PSOE'nin 1985 Boyer kararnamesi ve bugün Collboni'nin spekülatörü satın alarak "kurtaran" politikası aynı çizginin parçaları. Sosyal demokrasi, krizi yönetmeye çalışır ama mülkiyet ilişkisine dokunmaz. Kira tavanı, turistik daire yasağı, kamu alımı gibi adımlar değerlidir, kiracıların hayatını gerçekten kolaylaştırır. Ama sermaye her düzenlemeden bir kaçış yolu bulur. Bu yüzden bu adımlar yalnızca bir başlangıç olabilir.
Kiracı sendikası: Yeni bir sınıf örgütü
Bu dönemin en önemli gelişmesi, Berlin'de, Madrid'de, Barselona'da kiracı sendikalarının güçlenmesi. Bunlar klasik bir dernek değil. Kapıda tahliye durduran, ev sahipleriyle toplu pazarlık yapan, kira grevi tartışan, işçi sendikalarıyla genel grev konuşan örgütler. Maricarmen'in kapısında geceyi geçiren insanlar, Casa Orsola'yı yıllarca savunan komşular, Berlin'de 2021'de 350 bin imza toplayan gönüllüler aynı şeyi yapıyor: Yaşam alanında sınıf örgütü kuruyorlar.
İki yanıt, iki sınıf: Karşılaştırma tablosu
| Sermayenin söylediği | Sınıfın yanıtı |
|---|---|
| "Kriz, arz eksikliğinden kaynaklanıyor; daha çok inşaat yapılmalı." | Kriz, evin meta olmasından kaynaklanıyor. Piyasa koşullarında yapılan yeni ev de pahalı olur. Kimin için inşaat? |
| "İnsanlar Madrid'e yatırımcı olmak için gelir." (Ayuso) | İnsanlar kentlere çalışmak ve yaşamak için gelir. Kent, onu çalıştıranlarındır. |
| "Kamulaştırma mülkiyet hakkına saldırıdır." | Kiracının defalarca ödediği bir mülk için şirkete tekrar ödeme yapmak, barınma hakkına saldırıdır. Almanya Anayasası'nın 15. maddesi bu yolu zaten tanır. |
| "Kira tavanı piyasayı bozar, ilanlar azalır." | Piyasa zaten bozuk. Barselona'da kira yüzde 7,6 düştü. Kaçış yolları kapatılmalı, konut piyasadan çıkarılmalı. |
| "Yüksek Mahkeme kararı uygulanmalıdır." | BM'nin çağrısını dinlemeyen bir hukuk, 87 yaşında bir kadını sedyeyle sokağa atmayı meşrulaştırıyorsa, sorunun kaynağı hukukun kendisidir. |
| "Turizm ekonomiyi büyütür." | Turizm geliri otellere ve platformlara gider. Kira artışı ise işçiye kalır. |
| "Küçük ev sahiplerini düşünün." | Hedef büyük fonlar ve şirketlerdir. Berlin'de toplumsallaştırma yalnızca 3.000'den fazla dairesi olanları kapsıyor. |
| "Ev sahibi olmak herkesin hakkıdır." | Barınmak herkesin hakkıdır. Ev sahipliği ideolojisi, gençleri 20 yıllık kredi borcuna bağlar. |
Türkiye: Barınamıyoruz
Şimdi dönüp kendi ülkemize bakalım. Türkiye'de barınma krizi Avrupa'daki kadar görünür bir siyasi mücadele konusu değil. Ama rakamlar daha ağır.
Enflasyon ve kira
TÜİK'in Ağustos 2026 verilerine göre yıllık enflasyon yüzde 31,51. Ama konut grubunda yıllık artış yüzde 39,77. Yani barınma, genel fiyatlardan daha hızlı pahalanıyor. Eylül ayında kira sözleşmesini yenileyecekler için yasal artış sınırı yüzde 31,79 (on iki aylık ortalama).
Hatırlayalım: Haziran 2022'de kiralara yüzde 25 tavan getirilmişti. Bu tavan Temmuz 2024'te kaldırıldı. Şimdi yasal sınır enflasyonun on iki aylık ortalaması. Ama bu sınır yalnızca mevcut sözleşmeler için geçerli. Yeni kiracı, yeni sözleşme, yeni fiyat. Ev sahibi kiracıyı çıkarmayı başarırsa, sınır da ortadan kalkar.
Asgari ücret 2026'da net 28.075 lira. Kısa Dalga'nın derlediği verilere göre İstanbul'da bir öğrenci evinin kirası semtine göre 30 bin ile 80 bin lira arasında. Ankara'da ODTÜ çevresinde 35–40 bin lira. Yani büyük kentlerde tek bir asgari ücret, tek başına bir evin kirasını karşılamıyor.
Mahkemeler kira dosyalarıyla dolu
Adalet Bakanlığı istatistiklerine göre 2025'te kira ile ilgili 216.800 dosya mahkemelerdeydi: 95.217 kira uyuşmazlığı, 82.222 tahliye davası ve 39.361 icra yoluyla tahliye. Eylül 2023'te getirilen zorunlu arabuluculuk sisteminde ise Ağustos 2025'e kadar 383.502 başvuru yapıldı. Her bir dosyanın arkasında bir aile, bir taşınma korkusu, bir çocuğun okul değiştirmesi var.
Türkiye'de Maricarmen gibi yaşlıların tahliyesi Avrupa'daki gibi televizyonlara çıkmıyor. Çünkü bizde tahliye çoğunlukla sessiz olur. Kapıya polis gelmeden önce kiracı, ödeyemeyeceği kirayı görüp kendisi gider. Kiracının direnişi örgütsüz olduğu için görünmez.
Ev sahipliği düşüyor
TÜİK verilerine göre, oturduğu evin sahibi olan bireylerin oranı 2020'de yüzde 57,8 idi. 2024'te yüzde 56,1'e düştü, 2025'te yüzde 57,1'e çıktı. Kabaca her dört kişiden biri kiracı, geri kalanların bir bölümü de akrabasının evinde kira ödemeden oturuyor. BM-Habitat'ın Dünya Kentleri Raporu'na göre Türkiye'de bir hanenin ortalama bir evi alabilmesi için 12,6 yıllık gelirini hiç harcamadan biriktirmesi gerekiyor. Dünya ortalaması 11,2 yıl. Türkiye 183 ülke arasında 134. sırada.
500 bin sosyal konut: 8,8 milyon başvuru
Hükümetin "Ev Sahibi Türkiye" adıyla duyurduğu 500 bin sosyal konut projesine 8 milyon 840 bin başvuru yapıldı, bunların 5 milyon 242 bini geçerli sayıldı. Yani her on geçerli başvurudan yalnızca biri ev alabilecek. Bu rakam, krizin boyutunu herhangi bir anketten daha açık gösteriyor.
Ama projenin kendisine de sınıfsal bir gözle bakmak gerek. Bu sosyal konutlar kiralık değil, satılık. Anadolu'da 1+1 bir daire 1,8 milyon lira, 240 ay vadeyle. Yani devlet, barınma sorununa "kamu kiralık konutu" değil, "yirmi yıllık borç" ile yanıt veriyor. Konut yine bir mülk olarak kalıyor, hane yine bir borçlu olarak bağlanıyor. Ve 5 milyon geçerli başvurunun 4,5 milyonu yine kira piyasasına mahkûm.
Kentsel dönüşüm ve deprem
Türkiye'de Haussmann yöntemi "kentsel dönüşüm" adıyla uygulanıyor. 2012'de çıkarılan Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun, deprem güvenliği gerekçesiyle binlerce mahallenin yıkımının yolunu açtı. Ama dönüşümün çoğu, riskin en yüksek olduğu yoksul mahallelerde değil, rantın en yüksek olduğu merkezi arsalarda gerçekleşti. Eski kiracılar dönüşüm sonrası yükselen kiraları ödeyemeyip çevre semtlere göçtü.
6 Şubat 2023 depremleri bu çarpıklığın bedelini ağır biçimde gösterdi. On binlerce insan, denetimsiz ve rant için yapılmış binaların altında kaldı. Deprem sonrası büyük kentlere göç ise kira artışlarını daha da hızlandırdı.
Yabancıya satış ve vatandaşlık
Türkiye, 400 bin dolarlık konut alana vatandaşlık veren nadir ülkelerden biri. Ağustos 2026'da yabancılara 1.938 konut satıldı, toplam satışların yüzde 1,5'i. Oran küçük görünse de satışların İstanbul'un, Antalya'nın belirli semtlerinde yoğunlaşması, oralardaki fiyatları ve kiraları yukarı itiyor. Burada da Portekiz'deki "altın vize" ile aynı mantık işliyor: Vatandaşlık ve oturma hakkı, konut piyasası üzerinden satılıyor.
Öğrencinin barınma sınavı
2021 Eylül'ünde öğrenciler "Barınamıyoruz" diyerek parklarda sabahlamıştı. Beş yıl sonra durum daha da ağırlaştı. Kredi ve Yurtlar Kurumu'nun yurt kapasitesi Haziran 2026'da 993 bin civarında. Ama Gençlik ve Spor Bakanlığı 2026'nın ilk yarısında 10.538 yatak eklerken 28 bloğu (9.577 yatak) kapattı ve 4.142 yatağı "bina kapasitesi değerlendirmesi" ile azalttı. İstanbul'da özel yurtlar aylık 25 bin ile 76 bin lira arasında. 2025'te 57.435 öğrenci kaydını dondurdu. Barınma, üniversiteyi sınıfsal bir elekten geçiriyor.
Türkiye'nin asıl eksiği: Örgüt
Türkiye'nin Avrupa'dan en büyük farkı rakamlarda değil, örgütte. Berlin'de 350 bin imza toplayan bir kampanya, Madrid'de kapıda tahliye durduran bir kiracı sendikası, Barselona'da genel grev tartışan bir hareket var. Türkiye'de ise kalıcı, yaygın ve üye tabanlı bir kiracı örgütü yok denecek kadar az. Barınma sorunu ya bireysel bir dert olarak yaşanıyor ya da seçim dönemlerinde "herkese ev" vaadine dönüşüyor.
Bu boşluk aynı zamanda bir fırsat. Genç yoldaşların önündeki en somut görevlerden biri bu boşluğu doldurmak.
Karşılaştırma: Dört kent, tek sorun
| Berlin | Madrid | Barselona | İstanbul | |
|---|---|---|---|---|
| Kiracı oranı | Yaklaşık beşte dört | Kent nüfusunun azınlığı, ama gençlerde çoğunluk | Üçte birden fazla | Kabaca dörtte bir (Türkiye geneli) |
| Son durum | Kira dondurma ve toplumsallaştırma programı koalisyon masasında | 23,3 avro/m² rekor kira; 87 yaşında kiracı sedyeyle tahliye edildi | Kira tavanıyla kiralar yüzde 7,6 düştü; 2028'de turistik daireler bitiyor | Konut enflasyonu yüzde 39,77; öğrenci evi 30–80 bin lira |
| Yönetim | Sol Parti birinci; SPD ve Yeşillerle koalisyon aranıyor | Sağcı PP (Ayuso); "yatırımcıların kenti" | Sosyal demokrat PSC (Collboni) | Merkezî hükümetin konut politikası: satılık sosyal konut, kentsel dönüşüm |
| Mülkiyet sorusu | Anayasa'nın 15. maddesiyle açıkça soruluyor | Sorulmuyor; fonlara kapı açık | Kamu alımıyla dolaylı soruluyor | Hiç sorulmuyor |
| Kiracı örgütü | Güçlü; 2021 halk oylamasını kazandı | Güçlü; tahliyeleri kapıda karşılıyor | Güçlü; genel grev tartışıyor | Zayıf ve dağınık |
Bir sınıf programı olarak barınma krizi: Nasıl görüyoruz, nasıl çözeriz?
Bütün bu yolculuğun sonunda şunu açıkça söyleyelim:
Nasıl görüyoruz?
Barınma krizi bir piyasa arızası değildir, bir mülkiyet sorunudur. Ev, içinde yaşanacak bir yer olmaktan çıkıp kâr getiren bir varlığa dönüştürüldükçe kriz derinleşir. Bu yüzden krizin çözümü piyasayı "düzeltmek" değil, konutu adım adım piyasanın dışına çıkarmaktır.
Kira, işçinin ikinci kez sömürülmesidir. İşçi fabrikada artı değer üretir, evde kira öder. Ücret mücadelesi ile barınma mücadelesi aynı mücadeledir. Kira artışını hesaba katmayan bir ücret talebi, yarım bir taleptir.
Devlet tarafsız değildir. Madrid'de tahliyeyi polis yaptı. Berlin'de toplumsallaştırmayı federal hükümet engellemeye çalışıyor. Türkiye'de kentsel dönüşüm yasası rantı güvence altına aldı. Devlet ya mülk sahiplerinin ya da mülksüzlerin tarafında durur. Hangisinde duracağını sınıflar arası güç dengesi belirler.
Reformlar kazanımdır ama yeterli değildir. Kira tavanı, turistik daire yasağı, kamu alımı, tahliye moratoryumu değerli kazanımlardır ve hepsi için mücadele edilmelidir. Ama sermaye her düzenlemeden bir kaçış yolu bulur. Kalıcı çözüm, mülkiyet ilişkisini değiştirmektir.
Barınma krizi uluslararasıdır, mücadele de öyle olmalıdır. Blackstone Madrid'de de Berlin'de de aynı fondur. Kiracıların da Madrid'deki "El Barrio" zirvesi gibi sınırları aşan bir örgütü olmalıdır.
Nasıl çözeriz? Üç aşamalı bir plan
Birinci aşama: Hemen şimdi (acil talepler)
- Kira artışlarına kalıcı ve bağlayıcı bir tavan: Türkiye'de kira artışı enflasyonun altında sınırlanmalı, yeni sözleşmelerde de eski kira baz alınmalı ki ev sahibi kiracıyı değiştirerek sınırı aşamasın.
- Kış aylarında, yaşlılar, engelliler, çocuklu aileler ve öğrenciler için tahliye yasağı. Barınma alternatifi sağlanmadan hiçbir tahliye yapılmamalı.
- Boş konutlara vergi. Uzun süre boş tutulan ve spekülasyon amacıyla elde tutulan dairelere artan oranlı vergi getirilmeli, toplanan gelir kamu konutuna aktarılmalı.
- Kısa süreli turistik kiralamaya sıkı sınır. Büyük kentlerde konutların turistik amaçla kullanılması lisansa bağlanmalı ve lisans sayısı azaltılmalı.
- Konut karşılığı vatandaşlık uygulamasına son verilmeli.
- Öğrenciler için ücretsiz ve yeterli kamu yurdu. Yurt kapasitesi öğrenci sayısıyla orantılı olarak artırılmalı; yurtlar cemaat ve vakıflara değil, kamuya ait olmalı.
İkinci aşama: Orta vadede (yapısal dönüşüm)
- Kamu kiralık konut stoku. Devlet satılık değil kiralık konut yapmalı. Kiralar hane gelirinin yüzde 25'ini geçmeyecek biçimde belirlenmeli. Viyana modeli hedef olmalı: Kent nüfusunun yarısının piyasa dışı konutta yaşadığı bir düzen.
- Belediyelerin konut şirketleri. Her büyük belediye kendi kamu konut şirketini kurmalı, kiralık konut üretmeli ve yönetmeli. Belediyeler, rant için değil barınma için inşaat yapmalı.
- Kentsel dönüşümde "yerinde dönüşüm" ilkesi. Dönüşen mahallenin kiracıları da dâhil olmak üzere tüm sakinleri, aynı mahallede ve aynı maliyetle kalma hakkına sahip olmalı. Dönüşüm kararları mahalle meclislerinde alınmalı.
- Deprem güvenliği kamusal bir görev olarak ele alınmalı. Riskli binaların güçlendirilmesi rant yaratmadan, kamu kaynağıyla yapılmalı; müteahhitlere arsa payı hediye edilmemeli.
- Konut kooperatiflerinin desteklenmesi. Kâr amacı gütmeyen, üyelerin ortak mülkiyetine dayanan konut kooperatiflerine kamu arazisi ve düşük faizli kredi verilmeli.
Üçüncü aşama: Uzun vadede (mülkiyet ilişkisinin dönüşümü)
- Büyük konut sermayesinin toplumsallaştırılması. Berlin'in yaptığı gibi, belirli bir sayının üzerinde konuta sahip şirketlerin konutları kamu mülkiyetine alınmalı ve demokratik denetim altında yönetilmeli.
- Toprağın kamulaştırılması. Kent toprağındaki rant, toplumun ortak emeğinin ürünüdür. Kent toprağı kamu mülkiyetinde olmalı, kullanım hakkı verilmeli ama spekülasyona açılmamalı.
- Kiracı ve sakin denetimi. Kamulaştırılan konutlar bürokrasiye değil, kiracı meclislerine ve seçilmiş yönetimlere bağlı olmalı. Kamu mülkiyeti, sakinlerin denetimi olmadan yeni bir bürokratik ev sahibine dönüşebilir. Bunun önüne geçmenin yolu demokrasidir.
- Barınmanın bir hak olarak anayasal güvenceye kavuşması. Anayasa'nın 57. maddesi zaten devlete konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alma görevi veriyor. Bu madde, somut ve yargı önünde talep edilebilir bir hakka dönüştürülmeli.
Kim yapacak? Örgüt sorusu
Bu planın hiçbir adımı kendiliğinden gerçekleşmez. Berlin'deki toplumsallaştırma programını bir partinin seçim zaferi değil, beş yıl önce 350 bin imza toplayan ve halk oylamasını kazanan kiracı hareketi mümkün kıldı. Madrid'de Maricarmen'in tahliyesini üç kez durduran, kapıdaki komşulardı. Barselona'da kiraları düşüren tavanı kiracı sendikasının yılları süren baskısı getirdi.
Türkiye'de de aynı yol yürünmeli:
- Kiracı örgütleri kurulmalı. Mahalle mahalle, apartman apartman, üniversite üniversite. İlk görev, kiracıların haklarını bilmesi ve tahliye tehdidiyle karşılaşan komşuya yalnız olmadığını göstermektir.
- İşçi sendikalarıyla ittifak kurulmalı. Sendikalar toplu sözleşme masasında kira artışını ücret talebinin bir parçası olarak dile getirmeli. Barınma ve ücret mücadelesi birleşmeli.
- Kent konseyleri ve mahalle meclisleri kullanılmalı. Belediyelerin konut politikasına kiracıların sesi girmeli. Yerel örgütlenme üzerine yazdıklarımız burada bir yol haritası sunuyor.
- Uluslararası bağ kurulmalı. Madrid'deki "El Barrio" zirvesi gibi buluşmalarla Türkiye'deki kiracı örgütlülüğü, Avrupa'daki deneyimlerle bağlanmalı.
Genç yoldaşlar için somut görevler
- Kendi kiranızı hesaplayın. Gelirinizin yüzde kaçı kiraya gidiyor? Bu oranı arkadaşlarınızla, iş yerinizdeki çalışma arkadaşlarınızla konuşun. Görünmeyen yük, konuşuldukça görünür hâle gelir.
- Haklarınızı öğrenin. Kira artış sınırı, tahliye koşulları, zorunlu arabuluculuk. Bilgisizlik, ev sahibinin en güçlü silahıdır.
- Apartman ve mahalle düzeyinde küçük bir kiracı ağı kurun. Bir WhatsApp grubu bile olsa başlangıçtır. Aynı binada ya da sokakta oturan kiracılar birbirini tanımalı.
- Üniversitenizde barınma forumu açın. Yurt, kira ve ulaşım sorunlarını toplu olarak dile getiren öğrenci meclisleri kurun.
- Sendikanıza barınma sorununu taşıyın. Kira artışını toplu sözleşme gündemine sokmak için sendika temsilcinizle konuşun.
- Avrupa'daki kiracı hareketlerini izleyin. Sindicato de Inquilinas, Sindicat de Llogateres ve Deutsche Wohnen & Co enteignen'in yayınlarını takip edin, deneyimlerinden öğrenin.
- Belediyenizin konut politikasını sorgulayın. Belediyeniz kiralık konut üretiyor mu? Kentsel dönüşüm kimin yararına? Kent konseyinde bu soruları sorun.
Sevgili Genç Yoldaşlar,
Maricarmen'in sedyesi ve Elif Eralp'in anahtar vaadi aynı sorunun iki yüzüdür. Birinde ev, bir yatırım şirketinin portföyüne katılmak için yetmiş yıllık sakininden koparılıyor. Ötekinde ev, fonların elinden alınıp içinde yaşayanlara geri verilmek isteniyor. Aradaki fark, bir kentte kiracıların örgütlü gücünün iktidar masasına kadar ulaşmış olması, ötekinde ise kapıdaki direnişte kalmasıdır.
Türkiye'de henüz ne Maricarmen'in kapısındaki kalabalık var ne de Berlin'deki 350 bin imza. Ama TÜİK'in rakamları, mahkemelerdeki 216 bin dosya, sosyal konut kurasına başvuran 8,8 milyon kişi ve parklarda sabahlayan öğrenciler bu kalabalığın potansiyelini gösteriyor.
Ev, dört duvar ve bir çatıdan ibaret değildir. Ev, çocuğun okuluna yakın olmaktır, yaşlının komşusunu tanımasıdır, işçinin yorgun döndüğünde başını koyacağı güvencedir. Bu güvenceyi piyasaya bırakırsak, piyasa onu en yüksek teklifi verene satar.
Kentler, onları inşa edenlerin, temizleyenlerin, içinde çalışanların ve yaşayanlarındır. Madrid satılık değildir. Berlin satılık değildir. İstanbul da satılık değildir.
Ev bir hak, kira bir sömürü, kent bir müşterektir.
Güncelleme
25 Eylül 2026, 13.30: Madrid'deki "El Barrio" karşı zirvesi 27 Eylül'e kadar sürüyor. İspanya'da savunmasız kiracıların tahliyesini askıya alacak kararnamenin 29 Eylül'de Bakanlar Kurulu'na gelmesi bekleniyor. Aynı akşam Santander'de eylem var. Berlin'de Sol Parti bugün kongresinde SPD ve Yeşillerle ön görüşmeleri oylayacak. Koalisyon müzakerelerinde konut ve toplumsallaştırma başlığındaki gelişmeleri ve Maricarmen davasının seyrini izleyip bu yazıya eklemeye devam edeceğiz. Düzenli güncelleme gelecektir.
Kaynaklar
Bilgi Müşterekleri'nde bu diziden:
- Berlin'de Bir Sınıf Neferi: Elif Eralp (29 Ağustos 2026)
- AfD'nin Yüzde 43,8'i Bir Sapma Değil, İki Yüz Yıllık Bir Hattın ve Otuz Beş Yıllık Bir Mülksüzleştirmenin Faturasıdır (11 Eylül 2026)
- Elif Eralp: "Tarih yazdık arkadaşlar" (20 Eylül 2026)
- Elif Eralp'i Ne Bekliyor? (24 Eylül 2026)
- Bilgi Müşterekleri Kılavuzlar sayfası
Berlin:
- Berlin-Wahl 2026: Eralps Programm – Enteignung, Mietendeckel
- 200.000 Wohnungen im Fokus: Berlin streitet über Enteignung
- ZDF: Wohnungen in Berlin vergesellschaften – Was die Linke plant
- t-online: Berliner Linke lädt Grüne und SPD zu "Vorgesprächen" ein
- Wikipedia: Volksentscheid "Deutsche Wohnen & Co enteignen" 2021
- Deutsche Wohnen & Co enteignen: Unser Gesetz
Madrid:
- Euronews: Forced eviction of 87-year-old Maricarmen despite UN appeal
- eldiario.es: Quién está detrás de Urbagestión
- The Objective: Aimar Bretos sobre el desahucio de Maricarmen
- El Constitucional: Protesta frente al ático tras el desahucio de Maricarmen
- marksist.org: Madrid'de bir tahliye, küresel bir kriz: Barınma (25 Eylül 2026)
- Yerepouni: Police use teargas as disabled woman, 87, evicted
- Madrid Informa: Alquiler en Madrid alcanza récord de 23,3 euros por metro cuadrado
- Noroeste Madrid: Contracumbre internacional por el derecho a una vivienda digna
- Tercera Información: El movimiento inquilino internacional planta cara al negocio inmobiliario en Madrid
Barselona ve İspanya:
- Público: De prohibir los pisos turísticos a la Casa Orsola
- Ara: El Ayuntamiento de Barcelona compra la Casa Orsola
- El Español: El tope al precio del alquiler solo da sus frutos en Barcelona
- Tercera Información: El Sindicat de Llogateres llama a una huelga general por la vivienda
- Tercera Información: Un 82 % de los catalanes están dispuestos a ir a la huelga general por la vivienda
- Sindicat de Llogateres: 24 ciudades
Avrupa:
- Eurostat: House prices and rents went up in Q4 2025
- Euronews: EU vows transparency in housing market
- Brussels Signal: EU leaders schedule housing meeting for November
- La Voz de Fuerteventura: Canarias Tiene un Límite propone moratoria turística
- The Vienna Model – Socialhousing.wien
Türkiye:
- Fotomaç: TÜİK Ağustos 2026 enflasyonu ve Eylül kira artış oranı
- Emsal: Konut ve İş Yeri Satış İstatistikleri Ağustos 2026
- Euronews Türkçe: Türkiye, ev sahipliği oranında dünyada ne durumda?
- BirGün: 500 bin sosyal konut projesine toplam ve geçerli başvuru sayısı
- Sözcü 18: Kira krizi mahkemelere taşındı, 216 bin dosya yargıda
- Anadolu Ajansı: Kira uyuşmazlıklarında arabuluculuk
- Kısa Dalga: Üniversite öğrencilerinin barınma krizi
- QNB Araştırma: 2026 asgari ücret net 28.075 TL
Kuramsal okuma:
- Friedrich Engels, Konut Sorunu (1872)
- David Harvey, Asi Şehirler: Şehir Hakkından Kentsel Devrime (2012)







