Murat Ağırel ve İsmail Saymaz'ın Ev Hapsi
Hukuksuzluğun Anatomisi ve Elektronik Kelepçenin Bilinmeyenleri

Soruya Kelepçe
Murat Ağırel ve İsmail Saymaz'ın Ev Hapsi, Hukuksuzluğun Anatomisi ve Elektronik Kelepçenin Bilinmeyenleri
Sevgili Genç Yoldaşlar,
Geçen hafta iki gazetecinin ayak bileğine elektronik kelepçe takıldı. Murat Ağırel ve İsmail Saymaz şu an evlerinden çıkamıyor. Mustafa Balcı ve Şaban Sevinç ise Metris Cezaevi'nde. Dördünün ortak "suçu", Eylül'de yarım milyondan fazla insanın birikimini kilitleyen fon krizinde kimin kazandığını, kimin zamanında çıktığını sormak.
Bu yazı iki şeyi anlatıyor. Önce süreci ve neden hukuksuz olduğunu. Sonra o kelepçenin teknik olarak nasıl çalıştığını: hangi sinyali gönderdiğini, kimin ekranına düştüğünü, ihlal sayılan şeyin ne olduğunu. İkinci kısım bir merak sorusu değil. Devletin bir insanı evinde nasıl hapsettiğini bilmek, gözetimin maddi gerçekliğini bilmektir.
Her bölümde önce kısa özet, sonra ayrıntı var. Acelesi olan özetleri okuyabilir.
Kısaca Ne Oldu?
Fon krizinde siyasi bağlantı iddialarını aktaran dört gazeteci hakkında Ticaret Bakanı Ömer Bolat'ın şikâyeti üzerine "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" (TCK 217/A) suçlamasıyla soruşturma açıldı. Balcı ve Sevinç tutuklandı. Ağırel ve Saymaz için savcı tutuklama bile istemedi; hâkim yurt dışı çıkış yasağı ve imza yükümlülüğü verdi. Savcılık bu karara itiraz etti, başka bir sulh ceza hâkimliği de en ağır adli kontrol tedbiri olan elektronik kelepçeli ev hapsine hükmetti. İlk karar ile ikincisi arasında yeni bir delil, yeni bir kaçma şüphesi ortaya çıkmadı. Değişen tek şey savcılığın tutumuydu.
Saymaz bununla Türkiye'de iki kez ev hapsine alınan tek gazeteci oldu. İlki Mart 2025'teydi.
Arka Plan: Bir Fon Krizi ve Sorulmaması Gereken Soru
Hatırlayalım. 12–17 Eylül 2026 arasında Pusula ve Tera portföy şirketleri etrafında bir çöküş yaşandı. SPK yedi portföy şirketinin 130 fonunu tasfiye etti. Bu fonların büyüklüğü yaklaşık 826 milyar TL, yatırımcı sayısı 514 binin üzerindeydi. Kapı Kapanmadan Kim Çıktı? yazısında Meclis'e taşınan soruları, Kontrol Sermaye İçin, Patlama Bizim İçin yazısında da açılan ve kilitlenen kapıları ele aldık.
Kriz büyüdükçe kamuoyunda tek bir soru yükseldi: Fon çökmeden kim parasını çekti? Siyasetle bağlantısı olan var mı?
Bu soru muhalefet milletvekillerinin önergelerine girdi, televizyon programlarında tartışıldı. Gazeteciler de sordu. Soruşturma, soruyu soranlara açıldı.
Kronoloji
| Tarih | Ne oldu |
|---|---|
| 22 Ağustos | AKP Sözcüsü Ömer Çelik, Bodrum'daki bir konserde fon soruşturmasında adı geçen Osman Arıkan Nacar'ın bir sıra önünde oturuyor. Balcı ve Sevinç'in paylaşımları bu fotoğrafa dayanıyor. |
| 12–17 Eylül | Fon krizi patlıyor. Soruşturma başlıyor, 130 fon tasfiyeye giriyor. |
| Ekim başı | Ağırel, Sözcü TV'de fon ağına dair, Meclis'te de dile getirilmiş iddiaları aktarıyor ve Ticaret Bakanı'nın adını anıyor. |
| 7 Ekim | Bakan Bolat, Saymaz ve Ağırel hakkında suç duyurusunda bulunuyor. Gerekçe: paylaşımların bakanlığın ve devletin itibarını zedelediği. |
| 8 Ekim | Bolat, ailesinin 37,8 milyon TL'lik birikiminin 26 Şubat 2024'ten beri Hedef Portföy bünyesinde bir kira sertifikası fonunda durduğunu, hesabı kapatmadığını açıklıyor. |
| 9 Ekim | Dört gazeteci ifade veriyor. Balcı ve Sevinç tutuklanıp Metris'e gönderiliyor. Ağırel ve Saymaz için nöbetçi 3. Sulh Ceza Hâkimliği yurt dışı çıkış yasağı ve imza yükümlülüğü veriyor. |
| 9–10 Ekim | Savcılık itiraz ediyor. 4. Sulh Ceza Hâkimliği itirazı kabul edip iki gazeteciyi ev hapsine alıyor. Denetimli serbestlik ekipleri evlere gelip kelepçeyi takıyor. |
| 12 Ekim | Saymaz, Sözcü TV'deki programa evinden, ayağında kelepçeyle bağlanıyor. |
Bakan Bolat'ın açıklamasına dikkat edin. Bir bakanın bir portföy şirketinde yatırımı olduğu bilgisini bakanın kendisi doğruladı. Tartışma, "parasını çekti mi, çekmedi mi" kısmındaydı. Gazetecinin aktardığı iddianın bir kısmını muhatabın kendisi doğrulamışken, geri kalanını yalanlıyorken, ortada bir tekzip ve cevap hakkı meselesi vardır. Ceza soruşturması değil.
Ağırel bunu kendisi şöyle söyledi: Ayağıma kelepçe takabilirsiniz ama bu soruları ortadan kaldıramazsınız. Saymaz'ın ev hapsi yazısının başlığı da yeterince açık: Ellerim şimdilik serbest.
Hukuksuzluk Nerede? Beş Başlıkta
Özet
Suçun unsurları zorlanıyor. Tedbir orantısız. İtiraz yolu sanığı korumak için değil tedbiri ağırlaştırmak için kullanıldı. Ev hapsi fiilen bir tutukluluk türü ama tutuklama gerekçesi yok. Ve bütün bunların asıl işlevi, fon krizinde soru sormayı düşünen herkese sınırı göstermek.
Bir: Suçun unsurları zorlanıyor
TCK 217/A'yı kamuoyu "dezenformasyon yasası" diye tanıyor. Maddenin metnine bakalım. Suç için şunların birlikte bulunması gerekiyor:
- Ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ya da genel sağlıkla ilgili gerçeğe aykırı bir bilgi,
- Bu bilginin kamu barışını bozmaya elverişli biçimde alenen yayılması,
- Ve sırf halk arasında endişe, korku ya da panik yaratma saiki.
Şimdi soralım. Bir bakanın yatırımlarına dair soru, ülkenin iç ve dış güvenliğiyle mi ilgili? Kamuya açık bir fon krizinde siyasi bağlantıyı sormak, "sırf panik yaratma" saikiyle mi yapılır, yoksa kamu yararına mı? Ağırel, iddiaları kesin bilgi olarak değil iddia olarak sunduğunu, Meclis'te dile getirilenleri araştırdığını ve bilerek yanlış bilgi yaymadığını söylüyor.
Bu madde yasalaştığında barolar, gazeteci örgütleri ve hukukçular tam olarak bunu söylemişti: "Gerçeğe aykırı" kavramının sınırı belirsiz bırakıldığında, neyin gerçek olduğuna yürütmenin şikâyetiyle savcılık karar verir. Bu dosyada olan da bu. Şikâyetçi bakan, "gerçek" bakanın açıklaması, şüpheli ise soruyu soran gazeteci.
İki: Tedbir orantısız
Adli kontrol, tutuklamanın yerine uygulanan bir tedbirdir. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 109. maddesine göre adli kontrole ancak tutuklama nedenlerinin bulunduğu durumlarda başvurulabilir. Yani kuvvetli suç şüphesi olacak, bunun yanında kaçma ya da delil karartma tehlikesi olacak.
Bu dosyada:
- Savcı başlangıçta tutuklama istemedi. Kendi talebi imza ve yurt dışı yasağıydı.
- Kaçma riski zaten yurt dışı çıkış yasağıyla karşılanmıştı. İki gazeteci de yıllardır aynı adreste, aynı kanallarda, kamuoyunun gözü önünde çalışıyor.
- Delil karartma tehlikesi yok, çünkü "delil" denen şey kamuya açık yayınlar ve paylaşımlar. Karartılacak bir şey yok.
Anayasa'nın 13. maddesi temel hakların sınırlandırılmasında ölçülülüğü şart koşar: Tedbir amaca uygun, gerekli ve orantılı olmalıdır. Aynı amaca daha hafif bir tedbirle ulaşılabiliyorsa ağırı seçilemez. Burada amaç, yani şüphelilerin soruşturmada hazır bulunması, imza ve yurt dışı yasağıyla zaten sağlanmıştı. En hafif tedbirden en ağırına geçişin hukuki gerekçesi yok.
Üç: Sulh ceza hâkimliklerinin kapalı devresi
Bir sulh ceza hâkimliğinin kararına yapılan itirazı, aynı adliyedeki bir başka sulh ceza hâkimliği inceliyor. Bu "yatay itiraz" düzeni, Avrupa Konseyi'nin anayasa hukuku danışma organı Venedik Komisyonu tarafından, ayrıca barolar ve hukukçular tarafından yıllardır eleştiriliyor. Gerekçe basit: Bağımsız bir üst denetim yok, aynı türden hâkimler birbirinin kararını denetliyor, sistem kendi içinde kapanıyor.
Bu dosyada mekanizma bir adım daha ileri gitti. İtiraz kurumu normalde şüpheliyi korumak için vardır: Ağır bir tedbire karşı üst mercie gidilir. Burada savcılık hafif bir tedbire itiraz etti ve aynı düzlemdeki başka bir hâkimlik tedbiri ağırlaştırdı. İtiraz yolu, savunmanın değil iddianın aracına dönüştü.
Dört: Ev hapsi özgürlükten yoksun bırakmadır
Ev hapsi, "en azından içeride değil" denilerek hafife alınabilir. Hukuk böyle görmüyor.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Buzadji/Moldova (2016, Büyük Daire) kararında ev hapsini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesi anlamında özgürlükten yoksun bırakma saydı. Bunun sonucu açık: Ev hapsi, tutuklamayla aynı ölçüde ilgili ve yeterli gerekçe ister. Zaman geçtikçe bu gerekçenin yenilenmesi gerekir.
Türk hukuku da bunu kabul ediyor. Elektronik izlemeli ev hapsinde geçen her iki gün, verilecek hapis cezasından bir gün olarak düşülüyor. Kanun koyucu ev hapsini yarım bir tutukluluk saymış. Öyleyse tutuklama gerekçesi olmadan, yani savcının bile tutuklama istemediği bir dosyada verilmesi, Anayasa'nın 19. maddesindeki kişi özgürlüğü güvencesiyle bağdaşmaz.
Beş: Caydırıcı etki asıl amaçtır
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yerleşik içtihadına göre, kamu parasını ve siyasetçilerin davranışını ilgilendiren konular, basın özgürlüğünün en güçlü korunduğu alandır. Siyasetçi, sıradan bir yurttaştan daha fazla eleştiriye katlanmak zorundadır. Şikâyetçinin yürütmenin bir üyesi olması ölçütü gevşetmez, ağırlaştırır.
Bu yüzden kararın asıl işlevi iki gazeteciyi cezalandırmaktan çok, fon krizini soracak diğer gazetecilere sınırı göstermektir. Hukuk dilinde buna "caydırıcı etki" denir. Sansürün en verimli biçimi yasaklamak değil, korkutmaktır. Bunu T24'ün kapatılması üzerine yazdığımız yazıda da görmüştük: Satın alınamayanı kapatırlar. Kapatamadıklarını korkuturlar.
Bir Eşitsizlik Tablosu
Bu dosyayı bütün ağırlığıyla anlamak için iki tarafı yan yana koyalım.
| Fon krizinin mağdurları ve soranlar | Fon krizinin kazananları ve muhatapları | |
|---|---|---|
| Kimler | 514 bini aşkın küçük tasarrufçu; soruyu soran gazeteciler | Fonu kuranlar, hisseyi tepeden satanlar, zamanında çıkanlar |
| Paraları nerede | Tasfiyedeki fonlarda kilitli | Büyük ölçüde döngüden çoktan çıkmış |
| Bilgiye erişim | KAP duyurusunu, ödeme takvimini bekliyorlar | Kapının ne zaman kapanacağını önceden bilme olanağı |
| Devletin tavrı | "Bekleyin"; soran gazeteciye kelepçe | "Yapısal risk yok"; bakanın şikâyetine hızlı işlem |
| Hukuki konum | Gazeteci için ev hapsi ve tutuklama | Bakan için suç duyurusu hakkı |
Sağ sütun soruşturulmasın, sol sütun sorgulansın diye kurulmuş bir düzen yok. Ama fiilen işleyen tam olarak bu: Kayıp toplumsallaştırılırken bilgi özelleştiriliyor. Kimin zamanında çıktığını bilmek, bir avuç insanın ayrıcalığı. Bunu soran herkese kapı gösteriliyor.
Bu bir sınıf meselesidir. Sermaye içi bir krizin siyasi maliyetini yönetmenin en ucuz yolu, soruyu soranları susturmaktır. Yarım milyon hanenin birikimi yerine iki gazetecinin ayak bileği konuşulsun istenir.
İsmail Saymaz: İki Kez Ev Hapsi
Saymaz'ın dosyası ayrıca anılmalı. 19 Mart 2025'te, on iki yıl önceki Gezi protestolarına dair sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alınmış, 21 Mart 2025'te sulh ceza hâkimliği tarafından ev hapsine alınmıştı. On dokuz ay sonra yine aynı tedbirle karşı karşıya.
Bir gazetecinin iki ayrı dosyada, iki ayrı gerekçeyle, iki kez evine kapatılması tesadüf değil, bir örüntüdür. Ev hapsi, gazeteciyi hapishaneye koymanın siyasi maliyetini ödemeden onu sahadan çekmenin aracı haline geliyor. Gazeteci evinde oturabilir, yazabilir, yayına bağlanabilir. Ama haber peşinde koşamaz, kaynağıyla yüz yüze görüşemez, mahkeme koridorunda bekleyemez, sahaya çıkamaz. Kelepçe gazeteciyi yasaklamaz. Gazeteciliği yasaklar.
Saymaz, Sözcü TV'ye evinden bağlandığı yayında 3,5 yaşındaki çocuğuna kelepçeyi "ayak saati" diye anlattığını söyledi. Çocuk, büyüyünce kendisinin de takıp takamayacağını sormuş. Bu cümlede cezanın kimi bulduğu görünüyor: Kelepçe bir kişinin ayağına takılır, ama ceza bütün haneye düşer.
Elektronik Kelepçe Nasıl Çalışıyor?
Şimdi yazının ikinci kısmına geçelim. Devletin bir insanı evinde hapsetmek için kullandığı teknolojiye.
Özet
Sistemin iki parçası var. Ayak bileğindeki kelepçe kısa aralıklarla, kısa menzilli bir radyo sinyali yayıyor. Evdeki baz ünitesi bu sinyali dinliyor ve GSM ya da sabit hat üzerinden Ankara'daki Elektronik İzleme Merkezi'ne bildiriyor. Sinyal kesilirse kişi evden çıkmış sayılıyor. Kayış kesilirse, cihaz deriden ayrılırsa ya da kurcalanırsa ayrı bir alarm üretiliyor. Merkez yedi gün yirmi dört saat izliyor. İhlal önce kişiye telefonla soruluyor, sonra hâkime bildiriliyor. Tekrarlanırsa tutuklama gelebiliyor.
Merkez: Ankara'da bir ekran duvarı
Türkiye'de elektronik izleme, Adalet Bakanlığı'na bağlı denetimli serbestlik teşkilatı üzerinden yürüyor. Sistem 2012'de Ankara'daki Elektronik İzleme Merkezi'nde birkaç kişiyle pilot olarak başladı. Memurlar.net'in o dönemki haberine göre izleme baştan beri yedi gün yirmi dört saat sürüyor ve takip edilen kişinin konum ya da durum kaydı saat saat geriye dönük olarak saklanıyor.
Habertürk'ün merkezi gezdiği haberde verilen rakamlar sistemin nasıl büyüdüğünü gösteriyor: Merkez aynı anda 3.000 kişiyi izleyebilecek kapasitede, 2013'ten o güne kadar yaklaşık 30.000 kişi izlenmiş. Pilot uygulamada yedi kişiyle başlayan sistem, binlerle ölçülen bir gözetim altyapısına dönüşmüş.
Dört tür ünite
Merkezin kullandığı cihazlar dört türde:
| Ünite | Bileşenler | Ne yapar |
|---|---|---|
| Ev ünitesi | Ayak kelepçesi ve evdeki baz alıcı | Kişinin evde olup olmadığını denetler. Ev hapsinin temel aracıdır. |
| GPS ünitesi | Ayak kelepçesi ve kişinin üzerinde taşıdığı alıcı; yeni nesilde tek parça | Konumu sürekli izler. Haritada yasak ve izinli bölgeler tanımlanır. |
| Alkol izleme | Evde kurulan cihaz | Merkez rastgele saatlerde çağrı yapar; cihaz kimlik doğrulaması için yüzün fotoğrafını çeker, sonra üfleme ister. |
| Mağdur koruma | Failin kelepçesi, failin alıcısı ve mağdurun taşıdığı cihaz | Fail mağdura belirli bir mesafeden fazla yaklaşırsa mağdura sesli ve titreşimli uyarı gider. |
Bu tablonun son satırına dikkat edin. Aynı teknoloji, kadına şiddet dosyalarında bir hayatı koruyabilir. Teknolojinin kendisi ne iyidir ne de kötüdür. Soru, kime karşı, kimin elinde kullanıldığıdır. Erkek şiddetinden korunmak için kelepçe talep eden kadınların yıllardır bu cihazlara ulaşmakta zorlandığını, ama gazetecilere hızla takılabildiğini görmek, araç değil öncelik sorusudur.
Ev ünitesinde sinyal nasıl akıyor?
Ev hapsinde kullanılan klasik düzen şöyle işliyor:
Verici: Ayak bileğindeki kelepçe, kendine özgü bir kimlik numarasıyla düzenli aralıklarla, saniye mertebesinde, düşük güçlü bir radyo frekansı (RF) sinyali yayar. Bu sinyal konum bilgisi taşımaz. Yalnızca "buradayım" der.
Alıcı: Evdeki baz ünitesi bu sinyali dinler. Dinleme menzili kurulumda ayarlanır, genellikle evin içini ve en fazla balkon ya da bahçeyi kapsayacak kadardır. Hâkim kararında tanımlanan alanın dışına çıkıldığında baz ünitesi sinyali alamaz ve "evden ayrıldı" kaydı oluşur. Geri dönüldüğünde "eve döndü" kaydı düşer. Böylece dakikası dakikasına bir giriş-çıkış dökümü tutulur.
İletim: Baz ünitesi bu olayları GSM hattı ya da sabit telefon hattı üzerinden merkeze gönderir. Elektrik kesintisine karşı yedek bataryası vardır. Fişin çekilmesi, hattın kesilmesi, cihazın yerinden oynatılması da ayrı birer olay olarak merkeze bildirilir.
Operatör: Olay merkezdeki operatörün ekranına düşer. Operatör kişiyi arar ya da mesaj atar. Gerekirse kolluk yönlendirilir. Durum tutanağa geçer ve kararı veren mercie bildirilir.
Kelepçe neden "müdahaleye kapalı"?
Kelepçenin en önemli işlevi sinyal göndermek değil, çıkarılamamak. Bunun için cihazda birkaç katman koruma var:
- Kayış devresi: Kayışın içinden iletken ya da fiber optik bir hat geçer. Kayış kesilirse devre kırılır ve alarm üretilir.
- Deri teması: Cihaz deriyle temasını ölçer. Memurlar.net'in aktardığına göre Türkiye'deki kelepçe vücut ısısına duyarlıdır; uykuda ayaktan kaysa bile ihlal sinyali verir.
- Gövde: Kasanın açılması algılanır. Cihaz suya dayanıklıdır, duşta da çıkarılmaz.
Kişi kelepçeyi kendisi çıkaramaz. Söküm ancak mahkeme kararıyla, denetimli serbestlik ekiplerince yapılır. Cihaza kasten zarar vermek ayrıca kamu malına zarar suçu olarak soruşturulabilir.
Şarj ayrıntısı: Ev mi izleniyor, insan mı?
Burada küçük ama önemli bir ayrıntı var. Klasik RF kelepçelerin pili genellikle bir-iki yıl dayanır ve şarj gerektirmez, çünkü yalnızca kısa bir sinyal gönderirler. GPS'li kelepçeler ise sürekli uydu konumu hesaplayıp mobil ağ üzerinden veri gönderdikleri için her gün şarj edilmek zorundadır.
Saymaz canlı yayında cihazının iki pembe ışığı olduğunu ve şarjını kendisinin yaptığını anlattı. Bu, takılan cihazın konum takibi de yapabilen yeni nesil bir model olabileceğini düşündürüyor. Kesin bilgi yok, bunu bir olasılık olarak not ediyoruz.
Olasılığın sonucu ise önemli. Klasik ev ünitesi yalnızca "evde mi, değil mi" sorusuna yanıt verir. GPS'li bir cihaz ise nerede olduğunu da kaydeder: izinli çıkışta hangi hastaneye gidildiğini, hangi yoldan dönüldüğünü, ne kadar beklendiğini. Bir gazeteci için bu, kaynaklarının ve görüştüğü kişilerin de dolaylı olarak devletin kayıt defterine girmesi anlamına gelebilir.
Bir de şu var: Pil biterse sinyal kesilir, sinyal kesilirse ihlal kaydı oluşur. Yani gözetim altyapısının bakım sorumluluğu, gözetlenen kişinin kendisine yüklenir. Kişi her gün kendi kelepçesini şarj ederek kendi gözetimine katkıda bulunur.
Evden çıkmak mümkün mü?
Kural olarak hayır. İstisnalar var: hastane, cenaze, duruşma gibi zorunlu durumlarda mahkemeden ya da denetimli serbestlik müdürlüğünden önceden izin alınarak çıkılabilir. Yönetmelik, haklı bir mazeret halinde müdüre beş güne kadar izin verme yetkisi tanıyor.
Ama gazetecilik için, yani röportaj, haber takibi, stüdyoya gitmek için çıkış izni yok. Bu yüzden Saymaz ve Ağırel ancak evden yayına bağlanabiliyor. Ev hapsinin gazeteciye özgü etkisi tam olarak burada: Mesleğin sahaya ait olan her şey askıya alınıyor.
İhlal edilirse ne olur?
İhlal tutanağı yargı merciine gider. Tek bir teknik arıza ya da kısa bir sinyal kaybı genellikle uyarıyla geçer. Kasıtlı ya da tekrarlanan ihlaller ise Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 112. maddesine göre tutuklama sonucunu doğurabilir. Yani kelepçe, her an tutuklamaya dönüşebilecek bir tutukluluktur. Bu da kişinin üzerinde kesintisiz bir baskı yaratır: Yanlış anlaşılacak her hareket, cezaevi kapısını açabilir.
Ev hapsine itiraz ve mahsup
Ev hapsine her zaman itiraz edilebilir ve tedbirin kaldırılması istenebilir. İtirazı yine bir sulh ceza hâkimliği inceler. Kapalı devre burada da işler.
Yargılama sonunda hapis cezası çıkarsa, elektronik izlemeli ev hapsinde geçen her iki gün cezadan bir gün olarak düşülür. Altı aylık ev hapsi, üç aylık cezaya sayılır. Hukukun kendisi, ev hapsinin bir ceza olduğunu böyle kabul etmiş olur.
Kelepçe Hakkında Sık Sorulan Sorular
Yazıyı hazırlarken en çok şu sorular geldi. Bir not: Türkiye'de kullanılan cihazın marka ve modeli kamuya açık değil. Aşağıdaki rakamlar, dünyada yaygın kullanılan ev hapsi cihazlarının üretici belgelerinden alındı. Türkiye'deki cihazın değerleri farklı olabilir ama işleyiş mantığı aynıdır.
Kelepçeyle nasıl duş alınıyor?
Kelepçe takılıyken. Cihaz su geçirmez olarak üretilir, duşta çıkarılmaz. Saymaz da canlı yayında duş alırken cihazın ayağında kaldığını anlattı.
Pratikte dikkat edilenler şunlar:
- Üstünü kapatmamak. Bazı insanlar kelepçeyi korumak için poşete ya da folyoya sarmayı düşünür. Bu iyi bir fikir değildir: Metal folyo sinyali keser ve sistem bunu "evden çıktı" ya da "kurcalama" olarak kaydedebilir.
- Kayışın altını kurulamak. Kayışla deri arasında kalan su ve sabun tahrişe yol açabilir. Havluyla ya da düşük ısıda saç kurutma makinesiyle kurutmak öneriliyor.
- Ayağı uzun süre suda tutmamak. Duş sorun değildir, ama küvette ayağı uzun süre suyun altında tutmak sinyali zayıflatabilir.
Suya girince çalışmaya devam eder mi?
Cihaz suda bozulmaz, ama sinyali sudan iyi geçmez. Bunları ayırmak gerekiyor:
- Su geçirmezlik: Örneğin ABD'de kullanılan bir RF kelepçe modeli 10 metreye kadar su geçirmez olarak tanımlanıyor. Bazı GPS'li modellerde bu değer yaklaşık 15 metre. Yani cihaz duşta, küvette, hatta yüzerken de çalışmaya devam eder.
- Sinyal: Radyo dalgaları suyun içinde hızla zayıflar. Ayak birkaç santimetreden fazla suyun altına girdiğinde baz ünitesi sinyali alamayabilir. Sistem kısa kesintileri genellikle tolere eder. Kesinti uzarsa bu, "evden çıkma" ya da kurcalama olarak kaydedilir ve merkez arar.
- Deniz ve havuz: Ev hapsindeki kişi zaten evden çıkamaz, yani denize girmek söz konusu değil. Bazı üreticiler havuz ve jakuzi kullanımını açıkça yasaklıyor. Neyin serbest olduğuna cihazı takan görevli karar verir.
Evden kaç metre uzağa çıkılabilir?
Mesafe sabit değildir, kurulumda ayarlanır. Örneğin yaygın kullanılan bir baz ünitesinin kullanım kılavuzunda üç kademe var:
| Kademe | Yaklaşık menzil |
|---|---|
| Düşük | 15 metre |
| Orta | 30 metre |
| Yüksek | 46 metre |
Bunlar açık alanda ölçülen değerler. Evde duvarlar, beton, metal kapılar ve buzdolabı gibi eşyalar menzili kısaltır. Görevli kurulum sırasında evin içinde dolaşarak sinyalin nerede kesildiğine bakar ve menzili hâkim kararındaki alana göre ayarlar. Kararda yalnızca konut yazıyorsa menzil evin içiyle sınırlanır; bahçe ya da balkon kararda açıkça yoksa oraya çıkmak bile ihlal kaydı oluşturabilir.
Bir başka ayrıntı: Bu menzil "izin verilen alan" değil, cihazın sinyali duyabildiği alandır. Kişi dairesinin kapısından apartman merdivenine çıktığında sinyal kesilmeyebilir. Ama bu, oraya çıkmanın serbest olduğu anlamına gelmez. Sistem bunu fark etmese de, yasak hukuken aynıdır.
Elektrik ya da internet kesilirse ne olur?
Baz ünitesinin yedek bataryası vardır; üretici belgelerinde bu süre 48 saat civarında veriliyor. Fişin çekilmesi ayrı bir olay olarak merkeze bildirilir. Mobil ağ kesilirse cihaz olayları hafızasında saklar (bir model için yaklaşık 30 günlük kayıt) ve bağlantı gelince topluca gönderir. Yani bağlantının kesilmesi kaydı silmez, yalnızca geciktirir.
Baz ünitesinin yeri de sabittir. Cihaz yerinden oynatılıp birkaç saniye içinde aynı yere konmazsa "konum güvenilmez" uyarısı üretir. Kimse üniteyi yanına taşıyarak menzili genişletemez.
Kelepçe kesilebilir mi?
Fiziksel olarak evet. Kayış plastik ve kalın bir makasla kesilebilir. Ama kesildiği anı sistem kaydeder. Asıl soru, kesmenin bir işe yarayıp yaramadığı. Yaramaz.
Üstünü metalle örtmek sinyali keser mi?
Evet, keser. Kurşun, alüminyum folyo ya da kalın metal gibi iletken bir malzeme radyo dalgalarını engeller. Ama bu, kelepçeyi "görünmez" yapmaz. Tam tersine, sistem sinyal kaybını zaten bir olay olarak kaydeder. Baz ünitesi kelepçeyi duyamadığı an, kişinin evden çıktığı ya da cihazın kurcalandığı varsayılır.
Yani kelepçeyi metalle örtmek, sistemin gözünden saklanmak değil, sistemin kayıt defterine "ihlal" yazdırmaktır. Kişi evinin içinde oturuyor olsa bile ekranda "evde değil" görünür ve merkez arar. Bu yüzden duşta kelepçeyi folyoya sarmak bile önerilmiyor: İyi niyetli bir koruma çabası, kötü niyetli bir kaçma girişimiyle aynı kaydı üretir.
Sistemin mantığı burada açık: Sinyalin yokluğu da bir sinyaldir. Gözetim yalnızca görmeye değil, göremediği anı da suç saymaya dayanır.
Çarpınca kırılabilir mi?
Cihazlar gündelik hayatın darbelerine dayanacak biçimde sağlam üretilir. Kapıya, masa ayağına çarpmak, yürümek, merdiven inip çıkmak, uyurken tekmelemek gibi olağan etkiler cihazı bozmaz.
Sert bir darbe ise gövdeyi çatlatabilir ya da kayışa zarar verebilir. Bu durumda cihaz bir kurcalama alarmı üretir, çünkü kaza ile kasıt arasındaki farkı ayırt edemez. Bu yüzden kaza sonucu bir hasar oluşursa yapılacak şey bellidir: Vakit kaybetmeden denetimli serbestlik müdürlüğünü aramak ve durumu bildirmek. Kendiliğinden yapılan bildirim kayda geçer. Kasıt yoksa cihaz genellikle değiştirilir. Bildirim yapılmayıp alarmın merkezden gelmesi beklenirse, olayın kaçma girişimi olarak yorumlanma riski artar.
Çıkarılmaya çalışınca ne oluyor?
Kelepçeyi çıkarmaya ya da kurcalamaya yönelik her girişim birden fazla katmanda algılanır:
- Kayışın içinde ışık var. Kayışın içinden bir fiber optik kablo geçer ve içinden sürekli kızılötesi ışık akar. Kayış kesildiğinde ya da kilit açıldığında ışık kesilir ve cihaz anında "kayış" alarmı üretir. Kayışı kesip uçlarını birleştirmek de işe yaramaz, çünkü kesinti anı zaten kaydedilmiştir.
- Gövde korumalı. Kasa açılmaya çalışılırsa "gövde kurcalama" alarmı oluşur.
- Deri teması ölçülüyor. Türkiye'deki cihazın vücut ısısına duyarlı olduğu belirtiliyor. Kelepçeyi çıkarmadan ayaktan kaydırmak ya da başka bir şeye takmak da algılanır.
- Sinyal kesilir. Kelepçe çıkarılıp evde bırakılsa bile kayış alarmı çoktan gitmiştir. Kelepçe yok edilirse baz ünitesi onun sinyalini alamaz ve ayrıca "evden çıktı" kaydı oluşur.
- Kopyalanamaz. Her kelepçe kendine özgü bir kimlik numarasıyla yayın yapar. Başka bir vericiyle onu taklit etmek pratikte mümkün değildir.
Alarm merkeze ulaştığında süreç şöyle işler: Operatör kişiyi arar, yanıt gelmezse ya da açıklama tatmin edici değilse kolluk adrese yönlendirilir, olay tutanağa geçer ve kararı veren hâkimliğe bildirilir. Sonuçları da ağırdır:
- Adli kontrol yükümlülüğünü ihlal etmek, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 112. maddesine göre doğrudan tutuklama gerekçesi olabilir.
- Cihaz kamuya aittir. Kasten zarar vermek ayrıca kamu malına zarar suçundan soruşturma konusu olabilir.
- Ve kaçma girişimi olarak değerlendirilmesi, asıl dosyada da aleyhe kullanılır.
Kısacası kelepçeyi kesmek mümkündür ama kesmek özgürlük değil, cezaevi demektir. Sistemin asıl gücü de buradadır: Kelepçe kişiyi fiziksel olarak tutmaz, tutuklama tehdidiyle tutar. Duvarın yerini korku alır.
Hapishanenin Eve Taşınması
Elektronik izleme genellikle cezaevine "insani alternatif" olarak sunulur. Gerçekten de cezaevindeki bir gün ile evdeki bir gün aynı değildir. Bunu söylemek, kelepçeyi hafife almak değil, gerçeği tarif etmektir.
Ama dünyadaki deneyimler başka bir şeyi de gösteriyor. Elektronik izleme çoğu zaman cezaevinin yerini almıyor, cezaevine hiç girmeyecek olanları da denetim ağına katıyor. Kriminolojide buna "ağın genişlemesi" denir. Eskiden imzayla serbest kalacak kişi artık kelepçeyle evine kapanır. Bu dosya bunun ders kitabı örneği: Savcının tutuklama bile istemediği iki kişi, bugün fiilen gözetim altında bir hücrede yaşıyor.
Maliyet de el değiştiriyor. Cezaevinde duvarı devlet örer, elektriği devlet öder, gardiyanı devlet istihdam eder. Ev hapsinde duvar kişinin kendi evi, elektrik kendi faturası, gardiyanın bir kısmı da kendi ailesidir. Çocuğa kelepçeyi açıklamak zorunda kalan ebeveyn, evden çıkamayan eşin yükünü üstlenen aile, cezanın görünmeyen yüzüdür.
Gözetimin sınıfsal mantığını KVKK'nın "80'ler Akımı" Uyarısı ve Dijital Çağda Mahremiyet yazısında ve işyerinde gözetimi tartıştığımız Gözlük Kimin Gözü? yazısında da konuşmuştuk. Her yeni gözetim teknolojisi önce "suçlular" için getirilir, sonra muhalif olanlara, sonra herkese yayılır. Kelepçe, Ankara'daki ekran duvarının ucunda duran bir insanın ayak bileğidir. Bugün iki gazetecinin, yarın bir sendikacının, bir öğrencinin.
Bir Benzerlik: Mizahçıya Kelepçe, Gazeteciye Kelepçe
Birkaç hafta önce komedyen Deniz Göktaş'ın davasını yazmıştık: Deniz Göktaş Davası ve Mizahın Sınıfı. Orada kahkahanın, burada sorunun kelepçelendiğini görüyoruz. Ortak payda şu: İktidar, kendisi hakkında konuşulan dili denetlemek istiyor. Mizah, iktidarı gülünç gösterdiği için; gazetecilik, iktidara hesap sorduğu için hedef oluyor.
Ne Yapmalı?
Tek başına öfke yetmez. Somut adımlar:
- Dosyayı takip edin, takip ettirin. Ev hapsi süresiz değildir, belirli aralıklarla gözden geçirilmesi gerekir. İtirazların, kararların, gerekçelerin kamuoyunca izlenmesi hâkimliklere bakıldığını hissettirir.
- Soruyu yaşatın. Kelepçenin amacı fon krizindeki soruyu unutturmak. Yanıtı soruyu tekrar sormak: Fon çökmeden kim parasını çekti? Hangi hisseler olağandışı işlemlerle yükseltildi? Denetim kurumları on bir ay boyunca ne yaptı?
- Meslek örgütlerini destekleyin. Gazeteci örgütleri, barolar, basın meslek kuruluşlarının açıklamaları ve hukuki girişimleri, dayanışmanın kurumsal biçimidir. İmza kampanyalarına katılın, açıklamaları paylaşın.
- TCK 217/A'nın kaldırılması talebini büyütün. Tek tek dosyalarda haklı çıkmak yetmez. Belirsiz bir "gerçeğe aykırılık" ölçütüyle yürütmenin şikâyetini cezaya çeviren madde durdukça, her soru bir dosya olmaya adaydır.
- Sulh ceza hâkimliği düzeninin değişmesini talep edin. Tutuklama ve adli kontrol kararlarına itiraz, bağımsız bir üst mahkemede incelenmelidir. Bu, hepimizin güvencesidir.
- Gözetim teknolojisini kamusal tartışmaya açın. Elektronik izleme verisi kimde, ne kadar saklanıyor, kim erişebiliyor, hangi yazılım ve hangi şirketin altyapısıyla çalışıyor? Bu soruların yanıtları kamuya açık olmalı.
- Kadına şiddet dosyalarında kelepçe önceliği isteyin. Aynı teknoloji, erkek şiddeti mağdurlarını korumak için çok daha hızlı ve yaygın kullanılmalıdır. Kaynak gazeteciye değil, korunmaya ihtiyacı olana gitmelidir.
Sevgili Yoldaşlar,
Murat Ağırel'in ayak bileğindeki cihaz her birkaç saniyede bir Ankara'ya "buradayım" diyor. İsmail Saymaz'ınki de öyle. Mustafa Balcı ve Şaban Sevinç'in yerini ise sinyal değil, cezaevi duvarı bildiriyor.
Bu dört gazeteci bir soru sordu: Yarım milyon insanın birikimi kilitlenirken kim kazandı? Soru hâlâ yanıtsız. Yanıt yerine kelepçe geldi.
Sevgili genç yoldaşlar, bu yazıdan tek bir şey kalacaksa şu olsun:
Kelepçe bir ayağa takılır ama hedefi bir sorudur. Soru sorulmaya devam ettikçe kelepçe amacına ulaşamaz. Ayak bileğine sinyal vericisi takılan her gazeteci için yapılacak şey bellidir: Onun sorusunu daha yüksek sesle, daha çok ağızdan sormak.
Kapının önünde bekleyen tasarrufçular da, evinde oturan gazeteciler de aynı şeyi istiyor: Bilginin bir avuç insanın ayrıcalığı olmaktan çıkması. Bilgi herkesindir. Soru da öyle.
Kaynaklar
Süreç ve karar
- Medyascope: Fon krizi, Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı tutuklandı, Saymaz ve Ağırel'e ev hapsi verildi (9 Ekim 2026)
- Hürriyet: Gazeteciler Murat Ağırel ve İsmail Saymaz hakkında ev hapsi kararı (10 Ekim 2026)
- Yeni Birlik: Murat Ağırel ve İsmail Saymaz'a ev hapsi, dezenformasyon soruşturmasında yeni perde
- Rudaw: İsmail Saymaz ve Murat Ağırel hakkında ev hapsi kararı verildi
- Dicle Fırat Gazeteciler Derneği: Gazeteci İsmail Saymaz ve Murat Ağırel'e ev hapsi
Gazetecilerin sesi
- soL: Murat Ağırel, "Ayağıma kelepçe takabilirsiniz ama bu soruları ortadan kaldıramazsınız"
- Akdeniz Gerçek: İsmail Saymaz'dan ev hapsi yazısı, "İki kez ev hapsine alınan tek gazeteciyim"
- TR Haberleri: İsmail Saymaz, Sözcü TV'ye evinden elektronik kelepçeyle bağlandı (12 Ekim 2026)
- Medyascope: İsmail Saymaz'a ev hapsi verildi (21 Mart 2025)
Bakanın açıklaması
- CNBC-e: Bakan Bolat'tan fon iddialarına yanıt (8 Ekim 2026)
Elektronik izleme
- Habertürk: Elektronik İzleme Merkezi kapılarını ilk kez Habertürk'e açtı
- Memurlar.net: Denetimli Serbestlik Elektronik İzleme Merkezi nasıl çalışıyor?
- Milliyet: Elektronik kelepçe müdahaleye kapalı
- Anadolu Ajansı: Elektronik kelepçeyle 90 metrekarede yaşam
- Sentinel: RF Patrol cihaz bilgileri (PDF)
- Attenti BU3000 ev ünitesi kullanım kılavuzu
- Mental Floss: Can people shower or swim with electronic house arrest ankle monitors?
- Hukukçular Evi: Elektronik kelepçe, ev hapsi, ihlal ve cezadan mahsup
Hukuki dayanaklar
- Türk Ceza Kanunu, madde 217/A (halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma)
- Ceza Muhakemesi Kanunu, madde 109 (adli kontrol), 111 (adli kontrolün kaldırılması ve itiraz), 112 (adli kontrol yükümlülüklerine uymama)
- Anayasa, madde 13 (temel hakların sınırlandırılması), 19 (kişi özgürlüğü ve güvenliği), 26 (düşünceyi açıklama özgürlüğü), 28 (basın özgürlüğü)
- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, madde 5 (özgürlük ve güvenlik hakkı) ve 10 (ifade özgürlüğü)
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Buzadji/Moldova, Büyük Daire, 2016
Bağlantılı yazılarımız
Fon krizi dizisi
Basın özgürlüğü ve sansür
Gözetim
Bilgi Müşterekleri — Bilgi Herkesindir. Bu yazıdaki soruşturma bilgileri iddia aşamasındadır; kesinleşmiş bir yargı kararı yoktur, masumiyet karinesi herkes için geçerlidir. Yazı hukuki danışmanlık değildir. Bilgiler 13 Ekim 2026 itibarıyla basına yansıyan verilere dayanmaktadır.







