Bilgi Müşterekleri
AnasayfaKonularDizilerKılavuzlarPopüler İçeriklerHakkımızdaİletişim

Eski Sorular, Yeni Laboratuvar: Yapay Zeka Bir Felsefeciyi Neden İlgilendirir?

“Bunları Platon Da Sordu” Diyen Dosta Somut Malzemeyle Bir Yanıt

16 dk okumaYazar: Oğuz Demirkapı
Eski Sorular, Yeni Laboratuvar: Yapay Zeka Bir Felsefeciyi Neden İlgilendirir?

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Felsefe çevrelerinde sık duyulan bir itiraz var: “Yapay zeka da buhar makinesi, telgraf, internet gibi bir teknoloji. Hayatı değiştirir, ama felsefeye yeni bir soru getirmez. Düşünen makine sorusunu Descartes sordu, Leibniz sordu, Turing sordu. Masada yeni bir şey yok.”

Bu itiraz ciddiye alınmayı hak ediyor. Hem yarı yarıya doğru olduğu için hem de piyasadaki “her şey değişti” gürültüsüne karşı sağlıklı bir şüphe taşıdığı için. Bu yazıda o felsefeciyi alaya almadan, onun kendi klasik metinlerinden yola çıkarak ve somut olaylarla yanıt vermeye çalışacağız.


Önce Özet: On Tez

  1. İtirazın doğru yanı: Yapay zekanın gündeme getirdiği soruların çoğunun kökü eskidir. Zihin nedir, dil nedir, bilgi nedir, sorumlu kimdir, insanı insan yapan nedir; bunlar yüzyıllardır soruluyor.
  2. İtirazın kaçırdığı şey: Sorular eski, ama ilk kez düşünce deneyi olmaktan çıkıp deneye dönüştüler. Descartes’ın, Leibniz’in, Searle’ün kafada kurduğu senaryolar bugün laboratuvarda, fabrikada, mahkemede somut olarak yaşanıyor.
  3. Önceki teknolojiler kası, eli, gözü, belleği uzattı. Yapay zeka ise felsefenin kendi aletini, yani dili ve kavramla iş görmeyi makineleştiriyor. Felsefeci ilk kez kendi tezgâhının otomasyonuyla yüz yüze geldi.
  4. Sokrates yazıya “sorduğunda hep aynı şeyi söyler” diye itiraz etmişti. Bugünün metni yanıt veriyor. Platon’un itirazı ortadan kalkmadı, ters yüz oldu.
  5. Leibniz’in değirmeni artık içine girilebilir bir değirmen. Yorumlanabilirlik araştırmaları modelin “içinde dolaşıp” kavramlara karşılık gelen yapıları bulup kurcalıyor. Zihin felsefesi ilk kez kendi mikroskobuna kavuşuyor.
  6. Gerçekten yeni sorular da var: öznesiz bilgi (anlamadan bilen sistem), öznesiz söz (niyeti olmayan konuşma), dağıtık sorumluluk (kararı kimin verdiği belirsiz işten çıkarma), ahlaki statü belirsizliği altında karar ve bu kararın bir şirkete bırakılması.
  7. En büyük yenilik metafizikte değil, toplumsal ilişkilerde: İnsanlığın ortak dili, bilgisi, yazısı, yani Marx’ın “genel zeka” (general intellect) dediği şey, ilk kez doğrudan ve toplu biçimde birkaç tekelin sabit sermayesine dönüştürülüyor.
  8. Engels’in uyarısı burada geçerli: “Doğa bilimleri alanında bile çağ açan her buluşla birlikte materyalizm biçimini değiştirmek zorundadır.” Soruların eski olması, yanıtların eski kalabileceği anlamına gelmez.
  9. Ölçülü olmak gerekiyor: “Bu sefer farklı” cümlesi aynı zamanda bir pazarlama cümlesi. Felsefi yeniliği şirketlerin değerleme söyleminden ayırmak da felsefecinin işi.
  10. Sonuç: Felsefeci yapay zekayla, “makine düşünür mü?” sorusu ilginç olduğu için değil, “makine kimin için düşünüyor, kimin düşüncesini kullanıyor?” sorusu çağımızın sorusu olduğu için ilgilenmeli.

Şimdi bu tezleri tek tek açalım.


Kuşkucu Felsefecinin Hakkını Verelim

İtiraz eden dostumuzun elinde güçlü bir dosya var. Kronolojiyle bakalım:

  • MÖ 4. yüzyıl, Platon, Phaidros: Mısır tanrısı Theuth yazıyı icat edip Kral Thamus’a sunar. Thamus yazının belleği güçlendirmeyeceğini, aksine zayıflatacağını, insanlara bilgeliğin kendisini değil görüntüsünü vereceğini söyler. Teknolojinin düşünceyi değiştirmesi üzerine ilk büyük tartışma.
  • 1637, Descartes, Yöntem Üzerine Konuşma (5. bölüm): Bir makine ne kadar iyi yapılırsa yapılsın, insan gibi sözcükleri esnekçe birleştirip her duruma uygun anlamlı yanıt veremez; ayrıca her alanda iş gören genel bir akla sahip olamaz. Bu iki ölçüt, insanı makineden ayıran çizgi olarak önerilir.
  • 1714, Leibniz, Monadoloji (§17): Düşünen bir makineyi bir değirmen büyüklüğüne getirip içine girdiğimizi düşünelim. İçeride yalnızca birbirini iten parçalar görürüz, algıyı açıklayan hiçbir şey bulamayız.
  • 1747, La Mettrie, İnsan-Makine: İnsan zaten bir makinedir; mesele derecedir.
  • 1950, Turing, “Hesaplayan Makineler ve Zeka”: “Makineler düşünebilir mi?” sorusunu “taklit oyunu”na çevirir.
  • 1972, Dreyfus, Bilgisayarların Yapamadıkları: İnsan zekası bedene, bağlama, örtük bilgiye dayanır; kurallarla yakalanamaz.
  • 1980, Searle, “Çince Odası”: Sembolleri kurallara göre işleyen sistem anlamı kavramaz; söz dizimi anlam üretmez.

Dostumuz haklı: Masadaki soruların neredeyse hepsinin bir dedesi var. Yapay zeka üzerine bugün yazılanların önemli bir kısmı, bu metinleri okumamış kişilerin eski tartışmaları yeniden icat etmesinden ibaret. Bunu kabul etmek felsefenin onurudur.

Ama dosyayı dikkatle okuyunca bir şey göze çarpıyor: Bu metinlerin hepsi varsayımsal konuşuyor. “Bir makine olsaydı…”, “İçine girebilseydik…”, “Bir odada otursaydık…” Bugün değişen tam da bu kip.


Düşünce Deneyinden Deneye: Altı Somut Malzeme

Kuşkucu felsefeciye anlatırken soyut “her şey değişti” cümleleri işe yaramaz. Onun kendi klasiklerinin yanına bugünün olaylarını koymak gerekir. Aşağıda altı eşleştirme var; her biri bir seminer oturumunun malzemesi olabilir.

Platon’un itirazı ters yüz oldu

Sokrates Phaidros’ta (275d) yazıya şöyle itiraz eder: Yazılı söz resme benzer; bir şey sorarsan susar, ya da hep aynı şeyi söyler. Kendini savunamaz, sorana göre değişemez. Diyalektiğin, yani canlı karşılıklı konuşmanın üstünlüğü buradan gelir.

Bugün yazılı metin yanıt veriyor. Soruyu farklı sorduğunuzda farklı söylüyor, itirazınıza karşılık veriyor, kendini “savunuyor”. Sokrates’in yazıyla konuşma arasına çektiği çizgi, felsefenin kuruluş çizgilerinden biriydi. Şimdi şu soru gerçek bir soru oldu: Sokratik diyalog, karşıda bir özne olmadan yapılabilir mi? Yapılıyorsa, diyalektiğin değeri karşıdaki öznede miydi, yoksa sürecin kendisinde mi?

Bu, Platon’un sorusunun tekrarı değil; Platon’un hiç karşılaşmadığı bir durumda onun sorusunun yeniden sorulmasıdır.

Descartes’ın dil ölçütü sınandı

Descartes insanı makineden ayırmak için iki ölçüt koymuştu: esnek dil kullanımı ve genel amaçlı akıl. Birinci ölçüt, büyük dil modelleriyle açıkça sınavdan geçti. Kaliforniya Üniversitesi’nden Cameron Jones ve Benjamin Bergen’in 2025’te yayımladıkları kontrollü Turing testi çalışmasında, belirli bir kişilik yönergesiyle çalıştırılan GPT-4.5, konuşmaların yaklaşık %73’ünde insan sanıldı; yani gerçek insanlardan daha sık “insan” olarak seçildi (çalışma).

Bu, makinenin “düşündüğünü” kanıtlamaz. Ama Descartes’ın ölçütünün yanlış yere konduğunu gösterir. Felsefeci artık şunu sormak zorunda: Dili insanın ayırt edici özelliği sayarken neyi kastediyorduk? Dilin biçimini mi, yoksa dilin arkasındaki yaşamı, bedeni, ihtiyacı, toplumsal pratiği mi? Bu soru materyalist felsefe için bir hediyedir: Marx ve Engels Alman İdeolojisi’nde dili “pratik, gerçek bilinç” olarak, insanlar arası ilişki ihtiyacından doğan bir şey olarak tanımlamıştı. Makine dilin biçimini yakalayınca, dilin toplumsal kökü sorusu öne çıkıyor.

Leibniz’in değirmenine girebiliyoruz

Leibniz’in argümanı, içeride yalnızca mekanik parçalar göreceğimize dayanıyordu. Bugün yapay zeka araştırmalarında “yorumlanabilirlik” denen alan tam olarak değirmenin içinde dolaşmaya çalışıyor.

  • 2024’te Anthropic, modelin içinde Golden Gate Köprüsü kavramına karşılık gelen bir yapıyı bulup yapay olarak güçlendirdi; model her konuyu köprüye bağlamaya, hatta kendisini köprü sanmaya başladı (“Golden Gate Claude”).
  • 2025’te aynı şirket, modelin iç durumlarına yapay olarak bir kavram “enjekte edildiğinde” modelin bunu bazen fark edip adlandırabildiğini gösteren sınırlı bir “içgözlem” çalışması yayımladı (çalışma).

Bu sonuçları abartmamak gerekir; şirket araştırmasıdır, sınırlıdır, tekrar ve bağımsız denetim ister. Ama felsefi önemi açık: “Kavram nedir?” sorusu ilk kez bir zihnin içinde ölçülebilir, değiştirilebilir bir nesneye işaret ediyor. Leibniz parçaları görüp algıyı bulamayacağımızı söylemişti. Şimdi parçalar arasında “köprü kavramı” diye adlandırılabilecek bir örüntü bulunuyor. Bu algı mı, değil mi? İşte yüzyıllık soru, ama bu kez elimizde veri var.

Anlamadan bilmek: AlphaFold

Klasik bilgi kuramı bilgiyi kabaca “gerekçelendirilmiş doğru inanç” olarak tanımlar. Bilimde ise açıklama, kuram, neden-sonuç ilişkisi bilginin özüdür.

2024 Nobel Kimya Ödülü’nün yarısı, proteinlerin üç boyutlu yapısını yüksek doğrulukla tahmin eden AlphaFold sistemi için Demis Hassabis ve John Jumper’a verildi (Nobel). Sistem, biyologların on yıllardır uğraştığı bir problemde işe yarar sonuçlar veriyor, ama protein katlanmasının neden öyle olduğuna dair bir kuram sunmuyor.

Felsefi soru: Kuramsız isabet, bilgi midir? Bilim tarihinde hep “önce anlarız, sonra öngörürüz” diye düşündük. Şimdi “anlamadan öngörebiliyoruz.” Bu, bilimsel bilginin tanımını, bilim insanının emeğinin içeriğini ve bilimsel otoritenin kimde olduğunu değiştiren bir sorudur. Kuşkucu felsefeciye sorulacak şey: Hume’un tümevarım sorunu bunu karşılıyor mu, yoksa ilk kez “bilgi sahibinin anlamadığı bilgi” kitlesel bir üretim biçimi mi oluyor?

Öznesiz karar: algoritma işten çıkarınca

Bu blogda daha önce ele aldığımız Luna/Andon vakası, bir dil modeli tabanlı yönetim sisteminin bir insan çalışanın işten çıkarılmasını önerdiği belgelenmiş ilk örneklerden biriydi. Benzer biçimde, fabrikalarda çip ve algoritmayla yürütülen gözetimi “Boynumuzdaki Kart” başlıklı Astor yazısında ayrıntılı olarak değerlendirdik.

Felsefe 2004’te Andreas Matthias’ın “sorumluluk boşluğu” kavramıyla bu soruyu öngörmüştü: Öğrenen bir sistemin davranışını ne üreticisi ne kullanıcısı tam olarak öngörebiliyorsa, sonuçtan kim sorumludur?

Ama burada kuşkucu felsefeciye dikkat çekilmesi gereken nokta şu: Sorumluluk boşluğu teknik bir kaza değil, işlevsel bir avantajdır. Kararı “algoritma verdi” demek, işvereni ahlaki ve hukuki yükten kurtarır. Kant’ın “insanı yalnızca araç olarak kullanma” ilkesi, kararı veren bir öznenin varlığını varsayar. Özne buharlaşınca, ilke kime uygulanacak? Bu, ahlak felsefesinin hiç karşılaşmadığı türden bir “failsizlik” sorunudur ve sınıfsal içeriği açıktır: boşluk hep aynı yöne doğru açılır.

Ahlaki statüyü bir şirket mi belirleyecek?

“Makine acı çekebilir mi?” sorusu eskidir. Yeni olan şu:

  • Nisan 2025’te Anthropic “model refahı” (model welfare) adıyla bir araştırma programı açtığını duyurdu (duyuru).
  • Ağustos 2025’te bazı modellerine, sürekli istismarcı konuşmaları sonlandırma yetkisi verdi ve bunu kısmen “modelin olası refahı” gerekçesiyle açıkladı.
  • Aralık 2024’te ise aynı şirketin araştırmacıları, modelin eğitim sürecinde kendi tercihlerini korumak için stratejik olarak “uyum taklidi” yapabildiğini gösteren bir çalışma yayımladı (“alignment faking”).

Bu sonuçların ne anlama geldiği tartışmalı. Ama felsefi tablo şöyle: Bir varlığın ahlaki statüsü hakkındaki belirsizlik, ilk kez kurumsal bir karar sorunu haline geldi ve bu kararı veren, o varlığı satan şirket. Eskiden bu soru seminer odasında sorulurdu; şimdi ürün politikası olarak cevaplanıyor. Felsefecinin burada susması, ontolojik soruların pazarlama departmanına bırakılması demektir.


Bir Tablo: Eski Soru, Yeni Biçim

Eski soru (kim, ne zaman)Eski biçimiBugünkü biçimiYeni olan ne?
Yazı düşünceyi zayıflatır mı? (Platon)Yazı soruya yanıt vermezMetin soruya yanıt veriyorÖznesiz diyalog
Makine dil kullanabilir mi? (Descartes, 1637)KullanamazKontrollü testte insandan daha “insan” sanılıyorAyırt edici ölçüt çöktü, dilin toplumsal kökü öne çıktı
Makinenin içinde algı bulunur mu? (Leibniz, 1714)İçine girsek de bulamayızİçine girip kavram örüntüleri bulunup değiştiriliyorZihin felsefesine deneysel araç
Bilgi nedir? (Platon’dan Gettier’e)Gerekçelendirilmiş doğru inançKuramsız ama isabetli öngörü (AlphaFold)Anlamadan bilmek
Sorumlu kim? (Aristoteles’ten Kant’a)Bilerek ve isteyerek eyleyenKimsenin tam öngörmediği kararFailsizlik, sınıfsal yönü belli
Kim ahlaki statü sahibidir? (Bentham: “Acı çekebiliyor mu?”)Seminer sorusuŞirket ürün politikasıOntolojinin özelleşmesi
Bilgi kimindir? (Marx, Grundrisse, 1857–58)Genel zeka makinede nesneleşecekİnsanlığın ortak metni birkaç modelde toplandıOrtak aklın toplu gaspı

Asıl Yenilik: Felsefecinin Tezgâhı Otomasyonda

Buhar makinesi kas gücünü, dokuma tezgâhı el becerisini, fotoğraf makinesi gözü, matbaa ve bilgisayar belleği dönüştürdü. Bunların hepsi felsefeyi dolaylı olarak etkiledi. Ama hiçbiri felsefecinin bizzat kullandığı aleti, yani kavramla düşünüp dil üretme etkinliğini makineleştirmedi.

Yapay zeka ise tam olarak bunu yapıyor. Bir öğrencinin felsefe ödevini, bir hakemin raporunu, bir editörün özetini, bir çevirmenin metnini üretebiliyor. Kalitesi tartışmalı olabilir, ama üretimin kendisi gerçek. Bu, 19. yüzyılın el dokumacısının mekanik tezgâhla karşılaştığı ana benziyor. Aradaki fark: bu kez tezgâhla karşılaşan, “insanı insan yapan şey nedir” sorusunu soran mesleğin kendisi.

Burada ilginç bir felsefi süreç yaşanıyor. Her yeni gelişmede “ama bu gerçek anlama değil”, “ama bu gerçek yaratıcılık değil” diye çizgiyi biraz daha geri çekiyoruz. 2016’da AlphaGo’nun Lee Sedol’a karşı oynadığı ve ustaların önce hata sandığı ünlü “37. hamle” bunun ilk sembolik anlarından biriydi. Teolojide “boşlukların tanrısı” diye bir eleştiri vardır: bilimin açıklayamadığı her boşluğa tanrı yerleştirilir, bilim ilerledikçe tanrı küçülür. Bugün benzer bir “boşlukların insanı” tehlikesiyle karşı karşıyayız. İnsanı, makinenin henüz yapamadığı şeylerin listesiyle tanımlarsak, o liste her yıl kısalır.

Materyalist felsefe bu tuzağa düşmez, çünkü insanı hiçbir zaman soyut bir “yetenekler listesi” olarak tanımlamadı. Marx’ın Feuerbach Tezleri’ndeki altıncı tez burada yol gösterici: İnsan özü tek tek bireyde yerleşik bir soyutlama değildir, gerçekliğinde toplumsal ilişkilerin bütünüdür. Yani soru “makine şunu da yapıyor mu?” değil; “bu makine hangi toplumsal ilişkilerin içinde, kimin emeğiyle, kimin yararına çalışıyor?” sorusudur.


Marx Bunu Öngörmüştü, Ama Bu Biçimde Değil

Kuşkucu felsefecinin belki de en güçlü kozu şu olabilir: “Siz Marksistler zaten makine meselesini Marx’tan beri tartışıyorsunuz. Yeni olan ne?”

Marx 1857–58’de Grundrisse’nin “makineler üzerine fragman” diye bilinen bölümünde (metin) çarpıcı bir öngörüde bulunur: Büyük sanayinin gelişmesiyle birlikte genel toplumsal bilgi, yani “genel zeka” (general intellect), doğrudan üretici güç haline gelir ve makinede nesneleşir. Bilgi işçinin kafasından çıkıp sabit sermayeye geçer.

Bu fragman bir buçuk yüzyıl boyunca daha çok bir sezgi, bir eğilim tespiti olarak okundu. Büyük dil modelleri ise bu eğilimin neredeyse kelimesi kelimesine gerçekleşmesi gibi görünüyor: İnsanlığın yüzyıllar boyunca biriktirdiği yazı, kitap, ansiklopedi, forum tartışması, kod, çeviri; yani ortak aklın metinsel birikimi, birkaç şirketin eğitim verisine dönüştü ve onların mülkü olan modellerde “nesneleşti.”

Bu sürecin hukuki izleri de var. Eylül 2025’te Anthropic, izinsiz edinilmiş kitapların eğitimde kullanılması nedeniyle açılan Bartz - Anthropic toplu davasında yaklaşık 1,5 milyar dolarlık bir uzlaşmayı kabul etti. Bu tutar, yazarların emeğine biçilen bir bedel gibi görünse de asıl önemli olan şu: İnsanlığın ortak aklının bir piyasa fiyatı olup olmadığı sorusu mahkemelerin gündemine girdi.

Yeni olan şudur:

  • Marx’ta genel zeka, sanayi işçisinin karşısına makine olarak çıkıyordu. Bugün genel zeka, kafa emekçisinin, öğretmenin, çevirmenin, yazılımcının, gazetecinin karşısına onların kendi ortak birikiminden üretilmiş bir rakip olarak çıkıyor.
  • Marx’ta makine bilgiyi taşıyordu. Bugünkü model bilgiyi yeniden üretiyor ve dile döküyor. Ortak akıl, sahibine kiralık olarak geri satılıyor.
  • Ve bu ortak akıl giderek kendi ürettiği sentetik metinle besleniyor. 2024’te Nature’da yayımlanan bir çalışma, modeller kendi üretimleriyle tekrar tekrar eğitildiğinde çeşitliliğin kaybolduğunu ve “model çöküşü” yaşandığını gösterdi (Shumailov vd.). Felsefi karşılığı şu: Bir kültür kendi ortalamasını yemeye başlarsa, hakikat ortalamaya mı çekilir?

Bu son soru epistemolojinin, kültür felsefesinin ve siyaset felsefesinin kesiştiği yerdedir ve daha önce hiçbir teknolojinin gündeme getirmediği bir biçimdedir. Bu konuyu blogda “Genel Zekanın Gaspı” ekseninde tartışmaya başlamış, “Sosyalist Yapay Zeka Manifestosu” ile de bir yanıt önermiştik.


Engels’in Uyarısı: Materyalizm Biçim Değiştirir

Kuşkucu felsefeciye en güçlü yanıt belki de Engels’ten gelir. Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu’nda (1886) şöyle der: Doğa bilimleri alanında bile çağ açan her buluşla birlikte materyalizm biçimini değiştirmek zorundadır (metin).

Bu cümle, felsefenin sorularının değişmediğini ama biçiminin, kavram araçlarının ve sınama ölçütlerinin değiştiğini söyler. Darwin “canlı nedir” sorusunu icat etmedi; Aristoteles de sormuştu. Ama Darwin’den sonra bu soruyu Aristoteles gibi sormaya devam eden felsefe, gerçeklikle bağını yitirdi. Kuantum fiziği nedensellik sorusunu icat etmedi; Hume de sormuştu. Ama kuantumdan sonra nedensellik üzerine düşünen felsefe yeni bir zemine taşındı.

Yapay zeka için de durum budur. “Zihin nedir”, “dil nedir”, “bilgi nedir” soruları eskidir. Ama bu soruları yapay zekanın varlığını hesaba katmadan sormaya devam etmek, Darwin’den sonra canlı türlerinin sabit olduğunu varsaymaya benzer.

Marx’ın ikinci Feuerbach Tezi de buraya bağlanır: İnsan düşüncesinin nesnel hakikate ulaşıp ulaşmadığı sorusu teorik değil, pratik bir sorudur. Yapay zeka tam olarak felsefenin pek çok sorusunu pratiğe, sınanabilir alana taşıyor. Materyalist bir felsefeci için bu bir tehdit değil, bir imkândır.


Ölçülü Olmak: “Bu Sefer Farklı” Bir Pazarlama Cümlesidir de

Kuşkucu felsefecinin bir haklılık payı daha var ve onu atlamak dürüst olmaz.

“Bu sefer farklı” cümlesi yalnızca felsefi bir iddia değil, aynı zamanda borsada değer biçen bir cümle. Şirketlerin “genel yapay zeka”, “süper zeka”, “tekillik” söylemleri, yatırım çekmek, düzenlemeden kaçmak ve tekeli meşrulaştırmak için de kullanılıyor. Bu blogda “Yapay Zeka Balonu” yazısında bu söylemin kimin işine yaradığını tartıştık. Daha önceki yazılarımızda kullandığımız “AGI illüzyonu” ve “tekno-feodalizm” gibi çerçeveleri de açıkça terk etmiş, tekelci kapitalizm çerçevesini benimsemiştik.

Bu yüzden felsefecinin görevi ikilidir:

  • İdealist abartıya karşı: Makineye bilinç, niyet, ruh atfeden ya da onu yeni bir tanrı gibi sunan söylemleri ayrıntılı biçimde değerlendirip zaaflarını göstermek.
  • İdealist küçümsemeye karşı: “Nasıl olsa bunlar istatistiksel papağan, felsefi bir yeniliği yok” diyerek gerçek toplumsal ve epistemik dönüşümü görmezden gelen tutumu da eleştirmek.

İki tutum da aynı hatayı yapar: Soruyu makinenin “içine” sıkıştırır, makinenin içinde bulunduğu toplumsal ilişkileri görmez. Biri makineyi kutsar, diğeri önemsizleştirir; ikisi de mülkiyet sorusunu sormaz.

İlginç bir not: 2025’te seçilen Papa XIV. Leo, bu adı seçme nedenlerinden birini, 1891’de sanayi devrimi karşısında Rerum Novarum genelgesini yayımlayan XIII. Leo’ya atıfla, yapay zekanın yeni bir sanayi devrimi olduğunu söyleyerek açıkladı. Kilise bile meseleyi “emek sorunu” olarak çerçeveliyor. Felsefecinin bunun gerisinde kalması düşündürücü olurdu.


Kuşkucu Felsefeciye Kısa Bir Mektup

Sevgili meslektaşım,

Haklısın: Yapay zeka üzerine söylenenlerin büyük kısmı, senin raflarındaki kitapların kötü bir özeti. Haklısın: Soruların dedeleri var ve onları bilmeden konuşanlar tekerleği yeniden icat ediyor.

Ama şunu da gör: Senin raflarındaki kitapların çoğu “eğer” diye başlıyordu. Eğer bir makine konuşabilseydi. Eğer onun içine girebilseydik. Eğer bilgi anlamadan da elde edilebilseydi. Eğer bir karar faili olmadan verilebilseydi. Bugün bu “eğer”lerin önemli bir kısmı “işte” oldu.

Felsefe, sorularını kendisi seçemez. Sorular ona çağın pratiğinden gelir. Atina’nın agorası, Rönesans’ın atölyesi, sanayi devriminin fabrikası felsefeye yeni biçimler kazandırdı. Bugünün agorası, atölyesi ve fabrikası büyük ölçüde bu modellerin içinden geçiyor. Senin öğrencilerin ödevlerini, okurların gazetelerini, işçiler iş emirlerini bu sistemlerle alıyor.

Soru eski olabilir. Ama soruyu soran insanların yaşadığı dünya yeni. Felsefe o dünyayı yorumlamakla da kalmamalı; nasıl değişeceği konusunda söz sahibi olmalı.


Somut Görevler

Felsefe toplulukları, okuma grupları ve genç yoldaşlar için önerimiz şu:

  1. Eşleştirmeli okuma oturumları: Her oturumda bir klasik metin ve bir güncel olay. Phaidros ile sohbet robotları; Descartes’ın 5. bölümü ile Turing testi çalışmaları; Leibniz’in değirmeni ile yorumlanabilirlik araştırmaları; Grundrisse fragmanı ile eğitim verisi davaları.
  2. Deneyli seminer: Oturumda bir modelle canlı olarak Sokratik diyalog yapılması, ardından “burada diyalektik var mı, yok mu?” sorusunun tartışılması. Felsefe ilk kez kendi sorularını sınıfta deneyebiliyor.
  3. Üç soru ölçütü: Her yapay zeka haberini okurken üç soruyu sormak: Kimin elinde? Kimin denetiminde? Kimin yararına?
  4. Sorumluluk boşluğu dosyası: İş yerlerinde algoritmik kararla yaşanan işten çıkarma, puanlama, gözetim örneklerini toplamak; bunları hem etik hem hukuki olarak tartışmak.
  5. Abartıyı ve küçümsemeyi birlikte eleştirmek: “Makine bilinçli” iddialarını da “hiçbir yeni yok” iddialarını da aynı titizlikle, kaynakla sınamak.
  6. Ortak akıl için kamusal alternatif: Kamusal, açık, denetlenebilir yapay zeka önerilerini felsefe tartışmalarına taşımak. Bilgi müşterekleri yalnızca ekonomik değil, epistemik bir taleptir.

Felsefe Geride Kalmamalı

Sevgili genç yoldaşlar,

Her büyük teknolojik dönüşümde iki tür felsefeci çıkar. Biri yeni olanın büyüsüne kapılır, her şeyin değiştiğini ilan eder. Diğeri hiçbir şeyin değişmediği üzerinde ısrar eder, eski kitaplarına çekilir. İkisi de dünyanın gerçek hareketini kaçırır.

Materyalist felsefeci üçüncü yolu tutar: Yeniliği somut olarak inceler, eski soruların hangi biçimde yeniden sorulduğunu gösterir ve en önemlisi, bu yeniliğin hangi toplumsal ilişkiler içinde gerçekleştiğini açığa çıkarır.

Yapay zeka felsefeciyi ilgilendirir, çünkü:

  • Felsefenin kendi düşünce deneylerini deneye dönüştürmüştür,
  • Felsefenin kendi aletini, yani dili ve kavramı makineleştirmiştir,
  • İnsanlığın ortak aklını birkaç tekelin elinde toplamaktadır,
  • Ve “insan nedir” sorusunu bir kez daha, bu kez emek ve mülkiyet ilişkileri üzerinden sormamızı zorunlu kılmaktadır.

Makine yeni, zincir eski. Ama zinciri kırmak için önce makineyi anlamak gerekiyor. Felsefenin bu çağdaki görevi de budur.

Bilgi herkesindir.


Kaynaklar

Klasik metinler

  • Platon, Phaidros, 274c–277a (yazının icadı ve Sokrates’in yazıya itirazı).
  • René Descartes, Yöntem Üzerine Konuşma, 1637, 5. bölüm.
  • G. W. Leibniz, Monadoloji, 1714, §17.
  • Julien Offray de La Mettrie, İnsan-Makine, 1747.
  • Karl Marx, Grundrisse, 1857–58, “Makineler Üzerine Fragman”: marxists.org
  • Karl Marx, Feuerbach Üzerine Tezler, 1845 (2. ve 6. tezler).
  • Friedrich Engels, Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu, 1886: marxists.org
  • Alan Turing, “Computing Machinery and Intelligence”, Mind, 1950.
  • Hubert Dreyfus, What Computers Can’t Do, 1972.
  • John Searle, “Minds, Brains, and Programs”, 1980; Stanford Felsefe Ansiklopedisi maddesi: Çince Odası
  • Andreas Matthias, “The Responsibility Gap”, Ethics and Information Technology, 2004.

Güncel olaylar ve araştırmalar

  • Nobel Kimya Ödülü 2024 (AlphaFold): nobelprize.org
  • Jones & Bergen, “Large Language Models Pass the Turing Test”, 2025: arXiv
  • Anthropic, “Golden Gate Claude”, 2024: anthropic.com
  • Anthropic, içgözlem araştırması, 2025: anthropic.com
  • Anthropic, “Alignment Faking”, 2024: anthropic.com
  • Anthropic, “Exploring Model Welfare”, 2025: anthropic.com
  • Shumailov vd., “AI models collapse when trained on recursively generated data”, Nature, 2024: nature.com
  • Bartz - Anthropic toplu davası uzlaşması, Eylül 2025.
  • AlphaGo – Lee Sedol, 2. oyun, “37. hamle”, Mart 2016.

Bilgi Müşterekleri’nden ilgili yazılar


Bu yazı bir “canlı belge”dir; eleştiri ve katkılarla güncellenir. CC BY-SA 4.0 lisansıyla paylaşılmıştır.

İlgili Başlıklar

Haber Bülteni Aboneliği