Bilgi Müşterekleri
AnasayfaHakkımızdaKılavuzlarPopüler İçeriklerİletişim

TMMOB'un Yapay Zekâ Raporunu Okumak ve Geliştirmek

Cetveli Kim Tutuyor?

Yazar: Oğuz Demirkapı
TMMOB'un Yapay Zekâ Raporunu Okumak ve Geliştirmek

Cetveli Kim Tutuyor?

TMMOB'un Yapay Zekâ Raporunu Okumak ve Geliştirmek

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), 9 Ekim 2026'da "Yapay Zekâ Teknolojileri ve Mühendis, Mimar, Şehir Plancılarının Meslek Alanlarındaki Olası Etkileri" başlıklı raporunu yayımladı. Rapor, TMMOB 48. Dönem Yapay Zekâ Çalışma Grubu tarafından hazırlandı; sunuşu TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar imzalıyor. Eylül 2026 tarihli baskı 38 sayfa; PDF'ye buradan ulaşabilirsiniz.

Önce kısaca özetleyelim, sonra ayrıntıya girelim.

Kısaca: Rapor ne diyor, neyi eksik bırakıyor?

Raporun ana tezi şudur: Yapay zekâ teknik değil politik bir meseledir. Yönünü teknoloji değil; sermaye birikimi, tekelleşme ve jeopolitik rekabet belirler. Mühendis, mimar ve şehir plancısı (raporun kısaltmasıyla MMŞP) artık yalnızca üretimi düzenleyen uzman değil, kendisi de ölçülen, izlenen ve puanlanan bir emekçidir.

Raporun güçlü yanları:

  • Yapay zekâyı "tarafsız araç" olarak değil, üretim ilişkilerinin içinde okuyor.
  • Tekelleşmeyi üç ayakla (veri, hesaplama gücü, yetenek ve patent) somutluyor ve bu ilerlemenin kamu kaynaklarıyla beslendiğini hatırlatıyor.
  • Algoritmik yönetimi "dijital Taylorizm" ve "dijital panoptikon" kavramlarıyla adlandırıyor; denetçi mühendisin kendisinin denetlenen konumuna düştüğünü gösteriyor.
  • Bireysel "yeniden beceri kazandırma" reçetesini reddedip çalışma süresinin kısaltılmasını, kolektif gelir güvencesini ve verimlilik kazancının emekçilere dağıtılmasını talep ediyor.
  • Yapay zekâ altyapılarının ve kritik veri kaynaklarının kamulaştırılmasını, veri merkezleri için yerel halkın ve emekçilerin yer aldığı bağımsız konseylerce yürütülen ÇED'i, dijital alanın küresel bir müşterek (commons) olarak yeniden kurulmasını öneriyor.

Raporun eksik kaldığı yerler:

  • Türkiye'deki mühendis, mimar ve plancılara ilişkin tek bir güncel sayısal veri yok; işten çıkarma rakamlarının kaynağı belirtilmemiş.
  • Türkiye'nin yapay zekâ politika çerçevesi (Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi, 2026–2030 Eylem Planı, Ulusal Yapay Zekâ Kurulu, Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğü, KVKK) hiç anılmıyor.
  • AB Yapay Zekâ Yasası 2021 taslağı üzerinden anlatılıyor; yasanın 2024'te yürürlüğe girdiği, yüksek riskli sistem kurallarının 2026'da sermaye baskısıyla ertelendiği ve AB Platform Çalışması Direktifi'nin algoritmik yönetimi düzenlediği bilgisi yok.
  • Mesleklerimizin kendi birikmiş emeğinin (projeler, kodlar, yönetmelikler, plan arşivleri) modellere eğitim verisi olarak el konulması, yani genel zekânın gaspı sorunu ele alınmıyor.
  • Deprem ülkesinde imza, sorumluluk ve kamu güvenliği sorusu (yapay zekâyla üretilen statik hesap ve projeyi kim imzalar?) neredeyse hiç işlenmiyor.
  • Askeri bölüm soyut kalıyor; Türkiye'nin savunma sanayiinde çalışan meslektaşlarımızın etik ikilemi anılmıyor.
  • Talepler güçlü ama örgütsel taşıyıcısı belirsiz: oda ile sendikanın iş bölümü, toplu sözleşme maddeleri, kooperatifler, takvim ve ölçülebilir hedefler yok.

Bu yazıda raporun önemli ayrıntılarını aktaracak, ardından eksik kalan her başlık için somut geliştirme önerilerimizi sunacağız. Amacımız raporu eleştirip kenara koymak değil; tersine, onu meslek örgütlerimizin ve işyerlerimizin elinde bir mücadele aracına dönüştürmek. Rapor iyi bir başlangıç; bu yazı da o başlangıca yoldaşça bir katkıdır. Yazının sonunda, raporla birlikte okunabilecek yapay zekâ kılavuzlarımızı ve kitaplarımızı da bir arada bulacaksınız.


Raporun künyesi ve yapısı

Rapor yedi ana bölümden oluşuyor:

  • Sunuş ve Giriş: Teknolojinin üretim ilişkilerinden bağımsız olmadığı; TMMOB'un ne koşulsuz hayranlık ne kategorik ret tutumunda olduğu, asıl sorunun yapay zekânın kimin çıkarına geliştirildiği olduğu.
  • Üretken yapay zekânın ortaya çıkışı: İstatistiksel örüntü tanıma, veri birikimi, GPU/TPU, derin öğrenme ve bulut altyapısı; AlphaGo (2016), transformer mimarisi (2017), ChatGPT (2022) kilometre taşları.
  • İki dinamik: İş dünyasının otomasyon ve maliyet düşürme beklentisi ile yapay zekânın arkasındaki devasa maddi üretim altyapısı.
  • Tekelleşme: Veri, hesaplama gücü, yetenek ve patent tekeli; ABD ve Çin merkezli rakip tekelci bloklar.
  • Yapay zekâ, emek ve meslek alanlarımız: Emek süreçlerinde dönüşüm, emeğin değersizleşmesi, dijital denetim, yeni iş modelleri ve güvencesizlik.
  • Toplumsal boyut: Regülasyon, askeri strateji, ekolojik sınırlar, veri ekonomisi ve toplumsal cinsiyet, etik.
  • Sonuç ve öneriler: Yedi başlıkta politika önerisi (demokratik teknoloji politikası, emekçi hakları, toplumsal cinsiyet, dijital güvenceler, ekolojik dönüşüm, eğitim, küresel dayanışma).

Raporun öne çıkan ayrıntıları

Teknoloji ilişkiden bağımsız değildir

Raporun girişi, bu blogun okurlarına tanıdık gelecek bir yerden başlıyor: Teknolojik bilgi artık tek tek mucitlerin değil, şirketlerin denetiminde çalışan bilim insanı, mühendis ve emekçi kolektiflerinin ürünüdür; şirketler bu bilgiyi patent ve fikri mülkiyetle tekelleştirir. Yeni teknolojinin çalışma süresini kısaltma, iş güvenliğini artırma, özerkliği genişletme potansiyeli kâr güdüsü yüzünden boşa harcanır.

Bu, Marx'ın "genel zekâ" (general intellect) kavramına ve bizim Kristalleşmiş Emeğin İsyanı çağrımızda savunduğumuz çerçeveye çok yakın bir tespit. Bir meslek örgütünün resmî raporunda bu dilin kurulması başlı başına önemli.

İki maddi dinamik

Rapor, yapay zekâyı yönlendiren iki itici güç tanımlıyor:

  • İşverenlerin beklentisi: Bürodan imalata kadar işgücü maliyetini düşürme ve verimliliği artırma umudu. Rapor bu beklentinin "yer yer gerçeklik zeminini aştığını" da kabul ediyor; yani balonun da farkında. Bu abartının neyi örttüğünü "Yapay Zekâ Tsunamisi" Neyi Gizliyor? yazısında tartışmıştık.
  • Görünmeyen maddi altyapı: Enerji yoğun veri merkezleri, çip üretimi, bulut altyapısı, kritik mineral tedarik zincirleri ve milyonlarca görünmeyen emekçi (veri işçisi, platform emekçisi). "Bulut" metaforunun ardındaki madencilik, su ve elektrik.

Bu ikinci tespit, Fiziksel Yapay Zekâ yazımızda işlediğimiz "yapay zekâ bir çıkarım endüstrisidir" saptamasıyla ve İlker Kalaycı'nın metni ışığında 'bulut' mitiyle hesaplaştığımız yazıyla aynı yöndedir.

Tekelleşmenin üç ayağı

Rapora göre yapay zekâ tekelleşmesi üç temele dayanıyor:

  • Veri tekeli: Arama, sosyal ağ ve ticari veriler birkaç platformun elinde.
  • Hesaplama gücü tekeli: NVIDIA'nın çip hâkimiyeti; AWS, Azure, Google Cloud gibi bulut devlerine bağımlılık.
  • Yetenek ve patent tekeli: En ileri araştırmacılar büyük şirketlerde ya da devlet destekli merkezlerde toplanıyor.

Rapor iki önemli not daha düşüyor. Birincisi, DeepSeek ve Qwen gibi açık modeller tekelleşmede "kısmi bir kırılma" yaratsa da tekeli ortadan kaldırmıyor, rekabeti yeni bir düzleme taşıyor. İkincisi, bu ilerleme serbest piyasanın değil, ARPANET'ten devlet destekli üniversite araştırmalarına uzanan kamu kaynaklarının özelleştirilmesinin ürünü. Sonuç cümlesi açık: Yapay zekâ, kapitalizmin tekelci eğilimlerini ortadan kaldırmıyor; dijital çağda yeniden örgütlüyor ve derinleştiriyor.

Bu, Temmuz yazılarımızdaki "tekno-feodalizm" çerçevesini neden terk ettiğimizi de doğruluyor: Karşımızdaki yeni bir feodalizm değil, tekelci kapitalizmin kendisidir. Raporun "rakip tekelci bloklar" tespitini, ABD–Çin rekabetini "kamp değil sınıf" diye okuduğumuz Aynı Hafta, İki Masa yazısıyla, emperyalist ağların dijital boyutunu da Emperyalizmin Siber Labirentleri yazısıyla birlikte okumanızı öneririz.

Mühendisin işçileşmesi

Raporun en değerli bölümü bence dördüncü bölüm. Tespitler şöyle:

  • MMŞP emeği tarihsel olarak "sermaye adına üretimi örgütleyen görece özerk uzman" konumundan, iş bölümü, standartlaşma ve denetim altında işçileşme ve güvencesizleşme yönünde dönüşmüştür. Üretken yapay zekâ bu dönüşümün en ileri aşamasıdır.
  • Etki ikili: Küçük bir kesim için (veri bilimi, dijital ikiz, parametrik ve hesaplamalı tasarım, model geliştirme) yeni ve iyi ücretli alanlar açılıyor. Geniş çoğunluk içinse emeğin parçalanması, vasıf erozyonu, güvencesizlik ve özerklik kaybı derinleşiyor.
  • Yazılım geliştirme, mimari proje çizimi, mühendislik tasarımı, planlama ve analiz görevlerinin önemli bir bölümü devralınabiliyor; aynı iş daha az mühendisle yapılabiliyor. Bedeli en çok genç teknik ve tasarım emekçileri ödüyor.
  • Mesleklerin bütünüyle otomasyona uğraması beklenmiyor; ama görevlerin bileşimi değişiyor ve toplam istihdamın düşmesi olasılığı ortadan kalkmıyor.
  • Teknoloji sektöründeki işten çıkarma dalgası rakamlarla veriliyor: 2022'de 244 bin, 2023'te 430 bin, 2024'te 239 bin; 2025 ortasına kadar 131 bin. Türkiye'de yazılım, reklamcılık, grafik tasarım, çeviri ve sinema sektörlerinde mühendisler dâhil emekçilerin üretken yapay zekâyla bağlantılı işten çıkarmalarla karşılaştığı belirtiliyor.
  • Rapor dürüst bir not da düşüyor: Yapay zekâ bazı işten çıkarmalarda başka gerekçelerin örtüsü olarak kullanılıyor. Meta'nın işçiyi kendi verisiyle tasfiye ettiği operasyonu Dijital Giyotin yazısında, küresel ölçekte "gereksiz" ilan edilen emekçileri de Piramidin Kanlı Basamakları yazısında anlatmıştık.
  • Türkiye'ye özgü ağırlaştırıcı etken: Plansız yükseköğretim politikaları sonucu hızla artan mezun sayısı, işgücü arzını şişiriyor; işsizlik ve düşük ücretli istihdamı kolaylaştırıyor.

Rapor, "yeni işler yaratılacak" savunusunu da görmezden gelmiyor; verimlilik, reel gelir, ücret düşüşü ve tamamlayıcı işler olmak üzere dört mekanizmayı aktarıyor. Bu mekanizmalardan biri Acemoğlu ve Restrepo'nun çalışmasına dayanıyor; Acemoğlu çizgisinin sınırlarını Acemoğlu'nu Kurtarmak, Sınıfı Kurtarmaz yazısında tartışmıştık. Ancak ardından asıl meselenin istihdamın toplam niceliğinden çok emeğin değersizleşmesi olduğunu vurguluyor: Sayıca artan mühendis, işi parçalanmış, kritik bölümleri makineye devredilmiş, ücreti düşmüş bir mühendistir.

Dijital Taylorizm: Denetçi denetleniyor

Raporun emek denetimi bölümü, kavramsal olarak en keskin bölümü. Algoritmik yönetim, kapitalizmin emek üzerinde kurduğu "gerçek tahakküm"ün (Marx'ın "reel boyun eğdirme" dediği sürecin) dijital uzantısı olarak tanımlanıyor. Amazon depolarındaki algoritmik yönetim, çağrı merkezlerindeki duygu analizi (bkz. Kulaklığın Ardındaki Fabrika) ve Türkiye'den bir örnek olarak MHRS üzerinden hekimlere dikte edilen çalışma temposu anılıyor.

Rapor dijital denetimin üç boyutunu sayıyor:

  • Görevi ve görevin nasıl yapılacağını belirlemek,
  • Hareket, konum, davranış, çalışma ve mola süresini kaydedip performans ölçmek,
  • Bu verilerden iş organizasyonu için yapısal "güncellemeler" üretmek; bunlar da çoğunlukla proje temelli, güvencesiz yapılara geçişi teşvik ediyor.

En çarpıcı tespit şu: Geçmişte yer yer denetçi rolündeki mühendisin denetim işi yapay zekâya devrediliyor ve mühendisin kendisi algoritmik yönetimin nesnesi hâline geliyor. Rapor, sürekli izlenmenin stres, kaygı, depresyon, tükenmişlik, uyku bozukluğu ve kalp-damar hastalıklarıyla ilişkisini belgeleyen araştırmalara da atıf yapıyor.

Bu, Yapay Zekâ Patronu İlk Kez Bir İnsanı Kovdu yazımızda anlattığımız Luna vakasının kavramsal çerçevesidir: Yönetici yeni, sınıf ilişkisi eski. Raporun kaynakçasındaki Arif Koşar'ın derlediği "Yapay Zekâ ve İşin Geleceği" kitabının emek denetimi çözümlemesini de Arif Koşar'ın Emek Denetimi Tahliline Epistemolojik Bir Bakış yazısında ele almıştık.

Platform, parça başı, "kendi hesabına"

Upwork, Topcoder, InnoCentive gibi kitle kaynak platformlarının ağırlıklı olarak yazılımcı, mühendis ve mimarlara yöneldiği; parça başı ücret, çağrı üzerine çalışma ve "kendi hesabına çalışan" kodlamasıyla asgari ücret, sigorta, izin gibi hakların emekçinin sırtına yıkıldığı anlatılıyor. Rapor, büyük işlerin mikro görevlere bölünüp dünyaya dağıtıldığını ve mühendisin yaptığı parçanın bir silah üretimine mi, bir güneş enerjisi projesine mi ait olduğunu bilmediğini yazıyor. Bu cümleyi aklınızda tutun; aşağıda ona döneceğiz. Platform çalışmasının bütün boyutlarını GİG Ekonomisi Dosyası kitabımızda ayrıntılı olarak işledik.

Ekoloji, toplumsal cinsiyet, etik
  • Ekoloji: Lityum, kobalt ve nadir toprak elementlerinin Nevada'dan Kongo'ya, Bolivya'dan Avustralya'ya uzanan çıkarım coğrafyası; USGS'nin yüksek tedarik riski taşıdığını belirttiği 23 mineral; model eğitiminin elektrik ve su tüketimi; Google gibi şirketlerin yerel yönetimlerle ucuz elektrik anlaşmaları. Rapor "etik ilkelerle sınırlandırma" yaklaşımının yetmeyeceğini, sınırsız büyüme mantığının sorgulanması gerektiğini söylüyor.
  • Toplumsal cinsiyet: Algoritmik önyargılar, rızasız toplanan biyometrik veriler, "sayısal cinsiyetlendirilmiş gözetim" ve Filipinler'den Kenya'ya uzanan, veri etiketleme ve içerik denetiminde yoğunlaşan düşük ücretli kadın emeği. Bu bölüm, raporun en özenli ve en somut bölümlerinden biri.
  • Etik: Şirket içi etik kurullarının "etik göz boyama" (ethics washing) işlevi görmesi eleştiriliyor; etiğin kamusal düzenlemenin yerine geçemeyeceği vurgulanıyor. TMMOB yedi ilke öneriyor: nesnellik ve gerçekçilik, adalet ve eşitlik, açıklanabilirlik ve saydamlık, sürdürülebilirlik, mahremiyet ve güvenlik, hesap verebilirlik, özerklik ve güçlenme. Şirketlerin kendi kendini denetleme iddiasını Şirketler Kendilerini Denetleyebilir mi? ve Yapay Zekâda Tasmayı Kim Tutuyor? yazılarında sorgulamıştık.
Öneriler: Güçlü ve radikal bir liste

Raporun sonuç bölümü, bir meslek örgütü metni için alışılmadık ölçüde ileri talepler içeriyor:

  • Demokratik denetim: Yapay zekâ ne piyasanın ne merkezi devlet aygıtlarının tek taraflı denetimine bırakılabilir; denetim işyeri, sektör ve toplum düzeyinde emekçilerin örgütlenmeleri aracılığıyla kolektif olarak yapılmalı. Kararlar "uzman kurulları"na devredilemez.
  • Kamulaştırma: Yapay zekâ altyapıları ve kritik veri kaynakları kamulaştırılmalı; kritik veri altyapıları toplumsal mülkiyete alınmalı.
  • Emekçi hakları: Çalışma süresinin kısaltılması (işin paylaşılması), kolektif gelir güvencesi, verimlilik kazancının emekçiler lehine dağıtılması; dijital sendikalaşmanın desteklenmesi; algoritmik yönetim sistemlerinin sendika ve meslek örgütlerinin denetimine açılması; veri etiketleme ve içerik moderasyonu işçilerinin tamamının iş hukuku ve sosyal güvence kapsamına alınması.
  • Dijital güvenceler: Performans takibi, ücretlendirme ve işten çıkarma kararlarının algoritmalara devredilmemesi; kamusal verinin meta değil, kolektif yönetilen ortak varlık sayılması; kamu kurumları, belediyeler ve üniversiteler arasında ticari kullanımı dışlayan veri paylaşım mekanizmaları.
  • Ekoloji: Veri merkezleri için ÇED'in şirket ya da devletin değil, yerel halk, emekçi ve bilim insanlarından oluşan bağımsız konseylerce yürütülmesi; toplumsal yararı düşük yapay zekâ kullanımının sınırlandırılması; enerji, su, mineral ve hesaplama gücünün piyasayla değil planlamayla tahsisi.
  • Eğitim: Müfredatın yapay zekânın etik, toplumsal, sınıfsal ve ekolojik boyutlarını içermesi; meslek içi eğitimin "uyum" değil kolektif bilinç ve örgütlenme kapasitesi hedeflemesi; araştırma önceliklerinin şirketlere göre değil toplumsal gereksinime göre belirlenmesi. Eğitimi piyasadan ve algoritmadan geri almayı Geleceğin Eğitimine Bakmak kitabımızda, bilgi üretiminin kapalı şirket laboratuvarlarına çekilmesini de OpenAI'ın 722 Matematik Makalesi ve Genel Zekânın Kapalı Laboratuvarı yazısında tartışmıştık.
  • Küresel dayanışma: Ulusal düzenlemeler sermayenin küresel hareketliliği karşısında yetersiz; uluslararası sendikal ağlar, açık bilim, açık kaynak ve dijital alanın küresel müşterek olarak yeniden kurulması. Türkiye'nin "teknoloji tüketicisi" ya da "ucuz emek havuzu" olarak değil, eşitlikçi bir teknoloji düzeni mücadelesinin öznesi olarak konumlanması.

Bu liste, Sosyalist Yapay Zekâ Manifestosu'nda savunduğumuz taleplerin önemli bir kısmıyla örtüşüyor. Bu yakınlaşmayı önemsiyoruz. Dijital alanın müşterek olarak yeniden kurulması önerisinin arka planını Algoritmik Çitleme Çağında Dijital Müşterekler yazısında bulabilirsiniz.


Rapor ne diyor, biz neyi ekliyoruz?

Eksik kalan yerleri ayrıntılı tartışmadan önce bir tabloyla toplu bakalım:

Rapor ne diyor?Geliştirme önerimiz
Yapay zekâ emeği değersizleştiriyor, işi parçalıyorDeğersizleşmenin kaynağı: Mesleğin kendi birikmiş bilgisi, ücretsizce modele eğitim verisi yapılıyor. Bu, genel zekânın gaspıdır.
İşten çıkarma dalgası sürüyor (kaynaksız küresel rakamlar)Odaların üye verisine dayanan, düzenli tekrarlanan bir "Yapay Zekâ ve Çalışma Koşulları" anketi
ABD, Çin ve AB regülasyon modelleri karşılaştırılıyor (AB için 2021 taslağı)AI Act'in 2024 yürürlüğü, 2026 ertelemesi, Platform Çalışması Direktifi ve Türkiye'nin kendi politika aygıtının (Eylem Planı, Kurul, Genel Müdürlük, KVKK) analizi
Askeri yapay zekâ, büyük güçlerin silahlanma yarışıLavender ve Kargu-2 gibi somut örnekler; Türkiye'nin savunma sanayiindeki meslektaşlar için vicdani ret ve bilgi edinme hakkı
Mesleki özerklik korunmalı, kamu sağlığı gözetilmeliDeprem ülkesinde imza ve sorumluluk: "Yapay zekâ kullanım beyanı", insan imzası şartı, oda denetimi
Kamulaştırma ve toplumsal mülkiyetKamulaştırma ile toplumsallaştırmayı ayırmak: Bugünkü devlete devretmek değil, emekçi denetimi
Dijital sendikalaşma desteklenmeliOda ile sendikanın iş bölümü, model toplu sözleşme maddeleri, kooperatifler ve kamusal açık modeller
Genel ilkeler ve hedeflerOn iki aylık, takvimli ve ölçülebilir bir uygulama programı

Şimdi bunları tek tek açalım.

Eksik kalan yerler ve geliştirme önerileri

Genel zekânın gaspı: Modeli eğiten bizim emeğimiz

Rapor emeğin değersizleşmesini iyi anlatıyor ama değersizleşmenin kaynağına inmiyor. Bir kod asistanı neden yazılımcının işini yapabiliyor? Çünkü milyonlarca yazılımcının açık kaynak olarak paylaştığı kodla eğitildi. Bir mimari tasarım aracı neden plan önerebiliyor? Çünkü kuşaklar boyu biriken projeler, katalogdaki çizimler, yarışma dosyaları, yönetmelik metinleri ve teknik şartnamelerle beslendi.

Yani yapay zekânın mühendisin yerine koyduğu "bilgi", aslında mühendisin, mimarın, plancının kendi kolektif ve kristalleşmiş emeğidir. Sermaye bu birikimi ücretsizce alıp modele dönüştürüyor, sonra o modeli aynı meslek mensuplarına abonelikle kiralıyor ve onların ücretini düşürmek için kullanıyor. Bu, Genel Zekânın Gaspı yazısından beri savunduğumuz tezin MMŞP'ye uygulanmış hâlidir. Daha da ilginci: Aynı tekeller, kendi model çıktılarından öğrenen rakiplerine "hırsız" diyor; bunu Herkesten Öğrenmek Serbest, Tekelden Öğrenmek Suç yazısında tartışmıştık.

Türkiye'de bunun somut karşılıkları var:

  • Proje arşivleri: Belediyelerin imar arşivleri, e-imar ve e-belediye sistemleri, yapı ruhsat dosyaları ve onaylı projeler; kamu kurumlarının mekânsal veri altyapıları. Bu veriler kime, hangi koşulla açılıyor?
  • Telif ve eser hakları: 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu mimarlık eserlerini, teknik plan ve projeleri eser sayıyor. Bir mimarın projesi izinsiz eğitim verisi yapılabilir mi? Bu sorunun hukuki ve örgütsel yanıtı henüz yok; telif hukukunun bu yeni durumda kimi koruduğunu Dijital Çağda Telif Haklarının Diyalektiği yazısında tartışmıştık.
  • Mesleki standartlar: Odaların yıllardır ürettiği teknik şartnameler, mesleki denetim birikimi ve yayınlar da model eğitiminin hammaddesi olabilir.

Önerimiz: TMMOB ve bağlı odalar, meslek alanlarındaki kolektif bilginin (proje arşivleri, oda yayınları, kamusal mekânsal veri) ticari model eğitimine izinsiz açılmasına karşı açık bir tutum almalı; kamusal veri için raporun önerdiği "ticari kullanımı dışlayan paylaşım" ilkesini somut bir lisans ve sözleşme çerçevesine dönüştürmeli. Oda yayınlarının açık bilim lisanslarıyla (ör. CC BY-SA) yayımlanıp ticari model eğitimine karşı koşul konması tartışılmalı. Ölçüt basit: Herkesin emeğinden doğan bilgi herkesin olmalı, kimsenin özel sermayesi olmamalı. Bu tezin kuramsal çerçevesini 20. Karaburun Bilim Kongresi'nde sunduğumuz Kristalleşmiş Emeğin İsyanı bildirisi (sunum) ayrıntılı olarak kuruyor.

Türkiye'nin rakamları yok

Rapor küresel işten çıkarma rakamları veriyor, ama bu rakamların kaynağı gösterilmemiş. Daha önemlisi, Türkiye'deki mühendis, mimar ve şehir plancılarına ilişkin tek bir güncel sayı yok: Kaç kişi işsiz? Yeni mezunların ilk işe girme süresi ne? Ücret dağılımı nasıl değişiyor? İşyerlerinde yapay zekâ araçları ne ölçüde kullanılıyor, hangi denetim yazılımları kuruluyor? Rapor "meslek içi ücret kutuplaşmasına ilişkin veriler bu eğilimi doğruluyor" diyor ama verileri vermiyor.

Oysa odaların bu konuda bir birikimi var. Örneğin Elektrik Mühendisleri Odası'nın 2017'de açıkladığı istihdam araştırmasında, katılımcı mühendislerde işsizlik yüzde 18,7, kadın mühendislerde yüzde 30'a yakın çıkmış; işsizlerin yaklaşık üçte ikisi 31 yaş ve altındaydı (bianet, 28 Mart 2017). Bu araştırma bugün eskidi; ama yöntemi hâlâ değerli.

Önerimiz: TMMOB, bütün odalarda ortak soru setiyle, yılda bir tekrarlanan bir "Yapay Zekâ ve Çalışma Koşulları Anketi" yürütmeli. Sorulması gerekenler: İşyerinde hangi yapay zekâ araçları kullanılıyor? Kullanım zorunlu mu? Ekran, tuş vuruşu ya da konum izleme var mı? Performans değerlendirmesi algoritmayla mı yapılıyor? Son bir yılda ekip küçüldü mü? Ücret değişti mi? Çalışanlara bilgi verildi mi, rızaları alındı mı? Bu veri hem raporun ikinci sürümünün omurgası hem de toplu pazarlığın kanıt dosyası olur. Veri bizim değilse, tartışmayı sermayenin verisiyle yaparız.

Türkiye'nin yapay zekâ politikası görünmüyor

Rapor ABD, Çin ve AB'yi karşılaştırıyor; ama Türkiye'nin kendi politika aygıtından hiç söz etmiyor. Oysa bu aygıt son aylarda hızla kuruluyor:

Bu kurumlarda meslek örgütleri, sendikalar ve emekçiler yok. Rapor "kararlar uzman kurullarına devredilemez" diyor; bu ilkenin Türkiye'deki ilk sınavı tam da bu kurul ve genel müdürlüktür. Bir de "Yerli ve Milli" Yapay Zekâ İllüzyonu sorusu var: Yerli model söylemi, emperyalist tekellere entegrasyonu ve yerli sermayenin payını büyütmeyi örten bir bayrak olabilir.

Önerimiz: Raporun ikinci sürümüne "Türkiye'de Yapay Zekâ Politikası" başlıklı bir bölüm eklenmeli. TMMOB, Ulusal Yapay Zekâ Kurulu'nda ve Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğü'nün düzenleme süreçlerinde emek ve meslek örgütlerinin söz hakkını talep etmeli; Eylem Planı'nı istihdam, gözetim ve kamusal veri açısından madde madde değerlendiren bir görüş yayımlamalı.

AB düzenlemesi güncel değil

Rapor AB modelini "2021'de yayımlanan Yapay Zekâ Yasası taslağı" üzerinden anlatıyor ve uygulamanın belirsiz olduğunu söylüyor. Oysa tablo epeyce değişti ve bu değişim tam da raporun tezini doğruluyor:

  • AB Yapay Zekâ Yasası (Tüzük 2024/1689) 1 Ağustos 2024'te yürürlüğe girdi. Yasa, istihdam ve işçi yönetiminde kullanılan bazı sistemleri (işe alım, terfi, işten çıkarma, görev dağıtımı ve performans izleme) yüksek riskli sistemler arasında sayıyor.
  • Ancak 27 Temmuz 2026'da yürürlüğe giren "Dijital Omnibus" düzenlemesiyle, istihdam alanını da kapsayan yüksek riskli sistem kurallarının uygulama tarihi 2 Ağustos 2026'dan 2 Aralık 2027'ye ertelendi (Lewis Silkin, 27 Temmuz 2026). Yani "hak merkezli model" bile, sermayenin "rekabet gücü" baskısı karşısında işçiyi koruyan kısımları ertelemeyi seçti.
  • Daha da önemlisi rapor, doğrudan bizi ilgilendiren AB Platform Çalışması Direktifi'ni (Direktif 2024/2831) anmıyor. Direktif, platformlarda algoritmik yönetimi sınırlıyor: Çalışanın duygusal ve psikolojik durumuna, özel konuşmalarına ilişkin veri işlenmesini yasaklıyor; sözleşmeyi sona erdirme gibi kararların insan tarafından alınmasını ve gerekçelendirilmesini öngörüyor; algoritmik sistemler hakkında işçi temsilcilerine bilgi verilmesini zorunlu kılıyor. Üye devletlerin direktifi 2 Aralık 2026'ya kadar iç hukuka aktarması gerekiyor.

Bu, raporun kendi önerisi olan "işten çıkarma kararları algoritmalara devredilemez" ilkesinin Avrupa'da kısmen hukuka geçtiğini gösteriyor. Ama aynı zamanda burjuva hukukunun sınırını da gösteriyor: Kazanılan her güvence, ilk fırsatta "rekabet" gerekçesiyle ertelenebiliyor. Hukuk metni, arkasında örgütlü güç olduğu ölçüde yaşar. Hak söyleminin bu sınırını Yapay Zekâ ve İnsan Haklarının Sefaleti yazısında tartışmıştık.

Önerimiz: Raporun regülasyon bölümü güncellenmeli. Türkiye'de algoritmik yönetime ilişkin hiçbir özel düzenleme yok; TMMOB, sendikalarla birlikte, Platform Çalışması Direktifi'nin işçi lehine hükümlerini taban alan, ama onun ötesine geçen bir "Algoritmik Yönetim ve Dijital Gözetim" yasa önerisi taslağı hazırlamalı.

Askeri yapay zekâ soyut kalıyor

Askeri bölüm, ABD, Çin ve Rusya arasındaki silahlanma yarışını ve "katil robotlar" tartışmasını genel olarak anıyor; ama tek bir somut sistem adı vermiyor. Oysa son yıllarda bu alanda belgelenmiş vakalar var:

  • Lavender: +972 Magazine ve Local Call'ın Nisan 2024'te yayımladığı araştırmaya göre İsrail ordusu Gazze'de yaklaşık 37 bin Filistinliyi olası hedef olarak işaretleyen "Lavender" adlı yapay zekâ destekli bir sistem kullandı (+972 Magazine). Hedef üretimini hızlandıran algoritma, sivil kaybı kabul edilebilir bir "parametre" hâline getirdi.
  • Kargu-2: BM Libya Uzmanlar Paneli'nin Mart 2021 tarihli raporu, Türkiye'de STM tarafından üretilen Kargu-2 gibi dolanan mühimmatların, operatörle veri bağlantısı gerektirmeden hedefe saldıracak biçimde programlandığını kaydetti (NPR, 1 Haziran 2021). Bu, otonom silahlar tartışmasında dünyada en çok anılan vakalardan biridir.

Rapor, platformda çalışan mühendisin yaptığı parçanın silaha mı güneş enerjisine mi gittiğini bilmediğini yazıyor. Türkiye'de bu soru soyut değil: Savunma sanayii, son yıllarda genç mühendislerin en çok yöneldiği, en iyi ücret veren alanlardan biri. Binlerce meslektaşımız otonom sistemlerin, görüntü işleme ve hedef tanıma algoritmalarının üzerinde çalışıyor. Bir meslek örgütünün yapay zekâ raporunun bu gerçeği görmemesi büyük bir boşluk. Savaş, gözetim ve yapay zekâ şirketleri arasındaki bağı Tekno-Faşizmin İlanı: Palantir Manifestosu ve Kaynak Kodundaki Faşizm yazılarında incelemiştik.

Burada amaç meslektaşlarımızı suçlamak değil. Onlar da ücretli emekçidir; işi seçme özgürlükleri işgücü piyasasının darlığıyla sınırlı. Fiziksel Yapay Zekâ Kime Karşı Silahlanıyor? yazısında tartıştığımız gibi, savaş teknolojisinin bedelini her zaman önce sınıf öder; cepheye de, enkaza da en önde emekçiler gider.

Önerimiz: TMMOB, mühendislik etiği çerçevesinde otonom silah sistemlerinde çalışmayı reddetme hakkını (vicdani ret) ve bu nedenle işten çıkarılmaya karşı korumayı savunmalı; insan denetimi olmadan öldürme kararı veren sistemlerin uluslararası yasaklanmasını açıkça desteklemeli; meslektaşların üzerinde çalıştıkları sistemin kullanım amacını öğrenme hakkını talep etmeli.

Deprem ülkesinde imza kimin?

Rapor, karar süreçlerinde yapay zekânın "ikame edici" kullanımının engellenmesi gerektiğini ve kamu sağlığını ilgilendiren konuların korunmasını bir cümleyle anıyor. Ama mesleklerimizin en can alıcı kamusal boyutu olan yapı güvenliğini işlemiyor.

6 Şubat 2023 depremlerinin ardından hepimiz şunu biliyoruz: Bir yapının kaderi; statik hesabı yapanın, projeyi çizenin, şantiyeyi denetleyenin ve bunların hepsini ticari baskıya teslim eden düzenin elindedir. Şimdi bu zincire yeni bir halka ekleniyor: Statik hesabı, donatı detayını, zemin değerlendirmesini kısmen ya da tamamen üreten yapay zekâ araçları. Sorular açık:

  • Yapay zekâyla üretilmiş bir hesap ya da proje belediyeye sunulduğunda bunu kim bilecek?
  • Hata çıktığında sorumluluk kimin: imzayı atan mühendisin mi, aracı satan şirketin mi, aracı kullanmaya zorlayan işverenin mi?
  • Ücretleri baskılanmış, bir günde üç proje yetiştirmeye zorlanan genç mühendis, aracın çıktısını gerçekten denetleyecek zamana sahip mi?

Aynı soru şehir plancıları için de geçerli. "Akıllı şehir" adı altında kurulan algoritmik karar sistemleri; rantı ençoklayan imar senaryoları, trafik ve kalabalık izleme, yüz tanıma kameraları, belediye verisinin şirketlere satışı... Planlama, kamu yararı adına yapılan politik bir iştir; onu "optimizasyon problemi"ne indiren yazılım, kimin yararını optimize ettiğini söylemez. Bu konuyu Yerel Yönetime Katılmak dosyamızda kent konseyleri ve halk meclisleri açısından ele almıştık.

Önerimiz:

  • Ruhsat ve proje onay süreçlerinde bir "yapay zekâ kullanım beyanı" zorunlu olmalı: Hangi araç, hangi aşamada kullanıldı?
  • Taşıyıcı sistem, zemin ve deprem güvenliği hesaplarında imza ve sorumluluk insana ait olmalı; mühendisin aracın çıktısını denetleyecek süre ve ücret güvencesi sağlanmalı.
  • Odalar, mesleki denetim yetkisini bu alana genişletmeli; yapay zekâ destekli hesap araçlarının bağımsız doğrulamasını yapabilecek kamusal test altyapıları kurulmalı.
  • Belediyelerde kullanılan algoritmik planlama ve gözetim sistemleri, kent konseyleri ve meslek odalarının denetimine açılmalı.
Kamulaştırma kime?

Rapor iki kavramı yan yana, zaman zaman birbirinin yerine kullanıyor: "kamulaştırma" ve "toplumsal mülkiyet". Bu ayrım küçük bir sözcük farkı değil, stratejik bir farktır.

Bugünkü Türkiye'de "kamulaştırma", altyapıyı hâlihazırdaki devlete devretmek demektir. Bu devlet; KHK'larla meclisi işlevsizleştiren, mahkeme kararlarını uygulamayan, kayyımlarla yerel iradeyi gasbeden, emekçi örgütlerini gözetleyen bir devlettir. Böyle bir devletin elindeki yapay zekâ altyapısı, emekçinin değil, Kapatma Düğmesi Kimin Elinde? yazısında sorduğumuz gibi, iktidarın ve onunla iç içe geçmiş sermayenin aracı olur. Devlet mülkiyeti kendiliğinden toplumsal mülkiyet değildir.

Rapor bu tehlikeyi sezmiyor değil: Kamusal veri planlamasının "merkezi ve bürokratik yapılara bırakılmaması, yerel ve sektörel örgütlenmeler aracılığıyla aşağıdan yukarıya örgütlenmesi" gerektiğini söylüyor. Bu ilke çok değerli. Ama talebin kendisi netleşmeli.

Önerimiz: Talebi "kamulaştırma ve emekçi denetimi" ya da daha açık biçimde "toplumsallaştırma" olarak kurmak. Yani mülkiyetin özel sermayeden alınmasıyla birlikte, yönetimin işyeri ve sektör düzeyinde emekçi, meslek ve kullanıcı örgütlerine verilmesi. Bunun ara adımları da tanımlanmalı: kamu kurumlarında açık kaynaklı, kamuya ait modeller; kamu verisinin ticari tekellere kapatılması; üniversitelerin hesaplama altyapılarının şirketlerden bağımsız, kamusal bir ağda birleştirilmesi.

Örgütlenme: Oda nereye kadar, sendika nereden itibaren?

Raporun belki de en büyük boşluğu şu: Talepler güçlü, ama bu talepleri kimin, hangi araçla, nasıl kazanacağı belirsiz.

TMMOB, Anayasa'nın 135. maddesine göre kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşudur. Toplu sözleşme yapamaz, grev örgütleyemez. Oysa raporun kendisi, MMŞP'lerin büyük çoğunluğunun artık ücretli emekçi olduğunu söylüyor. Ücretli emekçinin işyerindeki algoritmik denetime karşı en güçlü aracı, sendikası ve toplu iş sözleşmesidir. Rapor "dijital sendikalaşma desteklenmeli" diyor, ama hangi sendika, hangi işkolu, hangi sözleşme maddesiyle sorularını yanıtsız bırakıyor.

Bu soruların Türkiye'de özel bir zorluğu var: Bilişim emekçileri, mühendisler ve mimarlar dağınık işkollarına bölünmüş durumda; yazılım şirketlerinde çalışan bir mühendisin hangi işkolunda örgütleneceği bile tartışmalı. Bu sorunu Bilişim Emekçisinin El Kılavuzu'nda (PDF) ayrıntılı tartıştık; platform emekçileri için de GİG Ekonomisi Dosyası'nda. Katılımcı sendikacılık önerilerimizi Geleceğin Emeğini Birlikte Kodlamak, bilişim dünyasındaki sınıfsal görevleri de Selim Başoğlu'nun metni ışığında yazdığımız yazıda tartışmıştık.

Önerimiz: Oda ile sendika arasında açık bir iş bölümü tanımlanmalı.

  • Odanın görevi: Bilgi üretmek (anket, rapor, gözlemevi), mesleki denetim ve etik standart koymak, kamuoyu ve yasama sürecinde emek lehine görüş vermek, üyelerine hukuki destek sağlamak.
  • Sendikanın görevi: İşyerinde örgütlenmek, toplu sözleşmeyle algoritmik denetimi sınırlamak, gerektiğinde iş durdurmak.
  • Ortak görev: Model toplu sözleşme maddeleri hazırlamak. Örneğin:
    • İşyerinde kullanılacak her yapay zekâ ve izleme sistemi, kurulmadan önce sendika temsilcisine yazılı olarak bildirilir; temsilci sistemin işleyişi hakkında bilgi alma ve itiraz hakkına sahiptir.
    • İşten çıkarma, disiplin, ücret ve terfi kararları yalnızca algoritmik çıktıya dayandırılamaz; gerekçeli bir insan kararı zorunludur.
    • Tuş vuruşu, ekran görüntüsü, kamera ve duygu analizi ile sürekli izleme yasaktır.
    • Yapay zekâ kaynaklı verimlilik artışı ücret artışı ya da çalışma süresinin kısaltılması olarak paylaşılır; ekip küçültmesine gerekçe yapılamaz.
    • Çalışanın ürettiği iş ürünleri, rızası olmadan şirket dışı model eğitiminde kullanılamaz.

Bunun yanında, raporun "kolektif üretim biçimleri güçlendirilmeli" önerisini somutlaştıracak bir alan da var: mühendislik, mimarlık ve yazılım kooperatifleri. Odaların bu kooperatiflere hukuki, teknik ve hesaplama altyapısı desteği vermesi; kamusal açık modellerin ve araçların oda desteğiyle geliştirilmesi, "tekelin aracını kiralamak" ile "hiç kullanmamak" arasındaki sahte ikilemi aşmanın yollarından biridir. Kodun halk için özgürleştirilmesi çağrısını Bilişim Uzmanlarına Tarihsel Çağrı yazısında yapmıştık.

2026'nın hızı: Ajanlar çağı

Raporun verileri büyük ölçüde 2025 ortasında kalıyor. Oysa son bir yılda alan, sohbet eden modellerden iş yapan ajanlara geçti: kod yazıp test eden, proje dosyası hazırlayan, tedarikçi yazışması yürüten, hatta yönetici gibi davranan sistemler. Yapay Zekâ Patronu İlk Kez Bir İnsanı Kovdu yazısında anlattığımız Luna vakasında bir dil modeli yöneticisi, bir insan çalışanın işten çıkarılmasını önerdi. Ajan Kaçtı, Fatura Kime? yazısında da ajanların denetimsiz davranışlarının hukuki sorumluluk tartışmasını izledik. Ajanlaşmanın bilişim emeğine etkisini ilk kez Akıllı Ajanların Gölgesinde: Google I/O 2026 yazısında ele almıştık.

Bu, raporun "denetçi mühendis denetlenen konuma düşüyor" tespitini bir adım öteye taşıyor: Artık yalnızca denetim değil, yönetim işlevinin kendisi algoritmaya devrediliyor. Ve yönetim işlevi devredildikçe, kararların arkasındaki sınıf ilişkisi daha da görünmez hâle geliyor: "Ben karar vermedim, sistem önerdi."

Önerimiz: Raporun ikinci sürümü ajan sistemlerini ayrı bir başlık olarak ele almalı; "algoritmik yönetim" kavramı, görev dağıtan ve performans ölçen sistemlerden karar öneren ve uygulayan sistemlere genişletilmeli.

Etik ilkelerin dili

Rapor, şirket etik kurullarını "etik göz boyama" diye haklı olarak eleştiriyor; etiği kamusal mücadele alanı olarak tanımlıyor. Ama önerdiği yedi ilke, raporun geri kalanındaki sınıf analiziyle tam uyumlu değil. "Adalet ve eşitlik", "hesap verebilirlik", "özerklik ve güçlenme" gibi ilkeler, büyük teknoloji şirketlerinin kendi etik belgelerinde de neredeyse aynı sözcüklerle yer alıyor. İlkelerde özne "yurttaş" ya da "insan"; "emekçi" ve "sınıf" yok.

Bu bir sözcük meselesi değil. Etik ilke, kimin ilkesi olduğunu söylemediğinde herkesin ilkesi olur; herkesin ilkesi olan şey de en güçlünün işine yarar. Yapay Zekâ Etiğinin Sefaleti yazısında bu tuzağı tartışmıştık.

Önerimiz: İlkelere sınıf öznesini taşıyan bir sekizinci ilke eklenmeli: "Emeğin Önceliği: Yapay zekâ, emekçinin denetimini artırmak, ücretini düşürmek ya da işini güvencesizleştirmek için kullanılamaz; verimlilik kazancı emekçiyle paylaşılır." Diğer ilkeler de bu ilke ışığında yorumlanmalı.

Takvim ve ölçülebilir hedef yok

Son olarak: Raporun önerileri, uygulanacağı bir takvime, sorumlu birimlere ve ölçülebilir hedeflere bağlanmamış. Bu hâliyle rapor bir tutum belgesi; bir eylem programına dönüşmesi gerekiyor.

Önerimiz: On iki aylık bir uygulama programı. Örneğin:

DönemSomut adım
İlk üç ayBütün odalarda "Yapay Zekâ ve Çalışma Koşulları Anketi"; raporun il koordinasyon kurullarında tartışmaya açılması
Üç–altı ayAnket sonuçlarının yayımlanması; sendikalarla ortak model toplu sözleşme maddeleri; Eylem Planı'na ilişkin TMMOB görüşü
Altı–dokuz ay"Algoritmik Yönetim ve Dijital Gözetim" yasa önerisi taslağı; ruhsat süreçlerinde yapay zekâ kullanım beyanı önerisi
Dokuz–on iki ayRaporun verilerle güncellenmiş ikinci sürümü; uluslararası mühendis ve mimar örgütleriyle ortak bildiri

Kütüphanemizden: Raporla birlikte okunacak kılavuzlar

Raporun açtığı tartışmaların önemli bir kısmını Bilgi Müşterekleri olarak daha önce uzun metinlerde işledik. Kılavuzlar sayfamızdaki yapay zekâ ve bilişim emeği odaklı kılavuz ve kitapları, raporun hangi bölümüyle ilişkili olduklarını belirterek bir araya getirelim. Hepsi CC BY-SA 4.0 lisanslı; özgürce okuyabilir, çoğaltabilir, tartışma toplantılarında kullanabilirsiniz.

Yapay Zekâ Çağında Emek (Kitap, sürüm 1.0.4) Raporun dördüncü bölümünün (emek süreçleri, değersizleşme, dijital denetim, güvencesizlik) daha geniş ve kuramsal olarak derinleştirilmiş bir karşılığı. Mühendisin işçileşmesini anlamak için başlangıç noktası. PDF · EPUB · MD · Tanıtım yazısı

Sosyalist Yapay Zekâ Manifestosu (Kılavuz, sürüm 1.0.9) Raporun sonuç bölümündeki taleplerin (kamulaştırma, emekçi denetimi, çalışma süresinin kısaltılması, dijital müşterekler) ücretli emekle yaşayanlar adına yazılmış programatik hâli. Bu yazıdaki "kamulaştırma mı, toplumsallaştırma mı?" tartışmasının arka planı burada. PDF · EPUB · MD · Tanıtım yazısı

Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı (2026–2030) Üzerine (Kılavuz) Raporun hiç değinmediği Türkiye politika çerçevesinin sınıfsal çözümlemesi ve bir mücadele gündemi önerisi. Raporun ikinci sürümüne eklenmesini önerdiğimiz "Türkiye'de Yapay Zekâ Politikası" bölümü için doğrudan malzeme. PDF · Tanıtım yazısı

Kristalleşmiş Emeğin İsyanı (Bildiri ve sunum, 20. Karaburun Bilim Kongresi) Genel zekânın gaspı, zihinsel Taylorizm ve dijital panoptikon kavramlarının kuramsal çerçevesi. Raporun "dijital Taylorizm" ve "dijital panoptikon" tespitleriyle doğrudan konuşuyor; raporda eksik bulduğumuz "modeli eğiten bizim emeğimiz" tezinin kaynağı. Bildiri PDF · Sunum PDF · Çağrı yazısı

Bilişim Emekçisinin El Kılavuzu (Kılavuz, sürüm 1.0.3) Raporun "dijital sendikalaşma desteklenmeli" önerisinin pratiğe dökülmüş hâli: işkolu sorunu, oda ve sendikanın görevleri, işyerinde örgütlenme adımları. "Bilişim emekçisi" yalnızca kod yazan değil; mühendis, tasarımcı, proje yöneticisi de bu kapsamda. PDF · EPUB · MD · Tanıtım yazısı

Gig Ekonomi Dosyası: Patronun Patronu Olmaz (Kitap, sürüm 1.0.2) Raporun "yeni iş modelleri ve güvencesizlik" bölümünün Türkiye'deki karşılığı: algoritmik yönetim, "kendi hesabına çalışan" kılıfı, hukuki statü ve örgütlenme. PDF · EPUB · MD · Tanıtım yazısı

Yeni Dünyanın Bilişimcilerine Sorular (Kılavuz) Teknik emekçilerin kendi işlerine ve sınıf konumlarına yöneltebileceği sorulardan oluşan bir broşür. Raporun "mühendis yaptığı işin silaha mı güneşe mi gittiğini bilmiyor" tespiti, bu broşürün sorularıyla birlikte okunduğunda bir işyeri tartışmasına dönüşebilir. PDF

Geleceğin Eğitimine Bakmak (Kitap, sürüm 1.0.1) Raporun "eğitim ve mesleki dönüşüm" başlığının genişletilmiş hâli: eğitimi piyasadan, cemaatlerden ve algoritmalardan geri almak. Mühendislik ve mimarlık öğrencisi yoldaşlar için özellikle önemli. PDF · EPUB · MD · Tanıtım yazısı

Komünist Manifesto 2026 (Kılavuz, sürüm 2.0.1) Raporun son cümlesi teknolojinin ancak toplumsal gereksinim ve kolektif akılla yönlendirildiğinde ilerici olacağını söylüyor. Manifesto'nun "Özgürleşen İnsanlık: Makine Bizim Olduğunda" bölümü, bu cümlenin nasıl bir dünyaya açıldığını anlatıyor. PDF · EPUB · MD · Tanıtım yazısı

Önerilen okuma sırası: Raporu okuduktan sonra işyerinde örgütlenmeyi düşünenler için Bilişim Emekçisinin El Kılavuzu, kuramsal çerçeve arayanlar için Kristalleşmiş Emeğin İsyanı ve Yapay Zekâ Çağında Emek, program tartışması için Sosyalist Yapay Zekâ Manifestosu ve Eylem Planı kılavuzu.


Somut görevler

Rapor TMMOB'un; ama mücadele hepimizin. Kimin ne yapabileceğine bakalım.

Odalarda görev alan yoldaşlar için:

  • Raporu oda yönetimlerinde, il koordinasyon kurullarında ve işyeri temsilcilikleri toplantılarında gündeme getirin; okuma ve tartışma toplantıları örgütleyin.
  • Bu yazıdaki geliştirme önerilerini, raporun ikinci sürümü için çalışma grubuna yazılı katkı olarak iletin.
  • Üye anketinin bütün odalarda ortak soru setiyle yapılması için öneri verin.

İşyerlerinde çalışan mühendis, mimar ve plancılar için:

  • İşyerinizde hangi yapay zekâ ve izleme araçlarının kullanıldığını not edin. Size bilgi verildi mi, rızanız alındı mı? Bu bilgi, örgütlenmenin ilk malzemesidir.
  • Çalışma arkadaşlarınızla konuşun: Ekip küçüldü mü? Tempo arttı mı? Ücret değişti mi? Bireysel sıkıntı gibi görünen şey, çoğu zaman ortak bir sorundur.
  • Sendikal örgütlenme seçeneklerini araştırın; odanın hukuk desteğinden yararlanın.

Öğrenci ve genç mezun yoldaşlar için:

  • Üniversitenizde raporun eğitim bölümündeki talebi (yapay zekânın etik, toplumsal, sınıfsal ve ekolojik boyutunu içeren müfredat) öğrenci toplulukları aracılığıyla sahiplenin.
  • Odaların öğrenci üyeliklerini ve genç mühendis komisyonlarını kullanın; işsizlik ve güvencesizlik deneyimlerinizi görünür kılın.
  • "Yapay zekâyı iyi kullanırsam kurtulurum" bireysel stratejisinin sınırını görün: Rapor da bunu söylüyor, sorun beceri değil, mülkiyet ve denetimdir.

Hepimiz için:

  • Raporu okuyun, paylaşın, tartışın. Okuma toplantılarında raporu yukarıdaki kılavuzlardan biriyle eşleştirmek, tartışmayı tespitten programa taşımayı kolaylaştırır. Bir meslek örgütünün bu kadar açık bir sınıf diliyle yazdığı rapor sık rastlanan bir şey değil; sahiplenilmezse rafta kalır.

Cetveli kim tutuyor?

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Mühendisin elindeki cetvel, mimarın kalemi, plancının haritası yüzyıllardır aynı soruyu taşıdı: Bu ölçü kimin için alınıyor? Köprü kimin için, konut kimin için, şehir kimin için?

Yapay zekâ bu soruyu ortadan kaldırmıyor; tersine, daha keskin hâle getiriyor. Çünkü artık cetveli tutan elin kendisi de ölçülüyor. Mühendisin tuş vuruşu, mimarın çizim süresi, plancının mesaisi bir panoda puanlanıyor. Ve o ölçümü yapan sistem, mühendisin, mimarın, plancının kuşaklar boyu biriktirdiği bilgiyle eğitilmiş.

TMMOB'un raporu bu gerçeği görüyor ve adını koyuyor. Bunu önemsiyoruz. Şimdi sıra, raporu bir tespit belgesinden bir mücadele programına dönüştürmekte: Türkiye'nin verisiyle, Türkiye'nin kurumlarıyla, işyerlerinin somut sorunlarıyla ve örgütlü bir güçle.

Makine yeni, zincir eski. Ama zinciri kıracak olan da yine örgütlü emektir.

Kimin elinde? Kimin denetiminde? Kimin yararına? Bu üç soruyu cetvelin yanına koymadan hiçbir ölçü doğru çıkmaz.

Dayanışmayla


Kaynaklar

Rapor:

Diğer kaynaklar:

Bilgi Müşterekleri kılavuzları (tümü için: Kılavuzlar):

Bilgi Müşterekleri'nden ilgili yazılar (tümü için: yapayzeka etiketi):

İlgili Başlıklar

Haber Bülteni Aboneliği