Bilgi Müşterekleri
AnasayfaHakkımızdaKılavuzlarPopüler İçeriklerİletişim

Avrupa Gençliği Ne İstiyor?

Paris'in Liselerinden Berlin'in Okul Grevlerine, Belgrad'dan Madrid'e: Bir Kuşağın Talep Listesi ve Sınıfı

Yazar: Oğuz Demirkapı
Avrupa Gençliği Ne İstiyor?

Avrupa Gençliği Ne İstiyor?

Paris'in Liselerinden Berlin'in Okul Grevlerine, Belgrad'dan Madrid'e: Bir Kuşağın Talep Listesi ve Sınıfı

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Bugün, 2 Ekim 2026'da Fransa'da yaklaşık 400 lise kapalı. Bir hafta önce Almanya'da yüzü aşkın kentte liseliler zorunlu askerliğe karşı okul grevine çıktı. Belgrad'da üniversiteliler 25 Ekim seçimine kendi listeleriyle giriyor. Madrid'de ise 87 yaşındaki bir kadının sedyeyle evinden çıkarılmasının ardından Puerta del Sol'a çadırlar kuruldu.

Haberler bunları ayrı olaylar gibi veriyor: Fransa'da "şiddet", Almanya'da "pasifizm", Sırbistan'da "yolsuzluk", İspanya'da "kira". Biz bu yazıda tek bir soru soracağız: Avrupa gençliği ne istiyor? Önce kısa bir özet, ardından ayrıntılar.

Özet: Bir bakışta

  • Fransa: Eylül'ün son haftasında Créteil'deki bir lisede başlayan ablukalar on gün içinde ülke çapına yayıldı. Bugün yaklaşık 400 lise kapalı, 560 okulda eylem ya da aksama var, çoğu çocuk olmak üzere yaklaşık 2.000 kişi gözaltında. Talepler son derece sıradan: sınıf başına 35 öğrenci olmasın, öğretmen ve sandalye yetsin, okullar yaz sıcağında fırına dönmesin. Hükümet aynı haftada memur maaş katsayısını donduran ve kamu harcamalarını kısan 2027 bütçesini açıkladı.
  • Almanya: Ocak 2026'da yürürlüğe giren askerlik yasasına karşı Aralık 2025'ten beri dört dalga okul grevi yapıldı. Son dalga 25–26 Eylül'de geldi, tetikleyicisi de askerliğe ilgi duymadığını bildiren 18 yaşındaki gençlere sağlık muayenesi çağrısı gönderilmesi oldu. Sloganları: "Merz'in, von der Leyen'in çocukları cepheye gitmeyecek, biz gideceğiz."
  • Sırbistan, Bulgaristan, İspanya, İtalya: Sırbistan'da öğrenciler iki yıllık hareketlerini seçim listesine dönüştürdü. Bulgaristan'da Z kuşağının öncülük ettiği eylemler Aralık 2025'te hükümeti düşürdü. İspanya'da barınma, İtalya'da Gaza ve silahlanma karşıtı grevler gençleri sokağa çıkarıyor.
  • Veri: 7 ülkede 16–26 yaş arası 8.024 gençle yapılan 2026 araştırmasına göre gençlerin yarısı kendi kuşağının anne babasından daha kötü yaşayacağını düşünüyor. Yalnızca yarısı demokrasiyi en iyi yönetim biçimi sayıyor. Siyasi partilere güven %12.
  • Yanıtımız: Avrupa gençliği "daha fazla özgürlük" soyutlamasının peşinde değil. Okul, ev, iş, sağlık ve barış istiyor, yani ücretli emeğin yeniden üretiminin koşullarını. Sermaye bu koşulları bütçe kesintisi, kira rantı ve silahlanma uğruna tırpanlıyor. Gençler tam da buna isyan ediyor. Talep listesi reformcu görünüyor, ama karşısındaki engel sistemin kendisi.

Şimdi ayrıntılara geçelim.

Fransa: Sandalyesi yetmeyen sınıf

Nasıl başladı?

Ablukalar Eylül'ün son haftasında Val-de-Marne'de, Créteil'deki Saint-Exupéry Lisesi'nde başladı. 25 Eylül Cuma gününe gelindiğinde Seine-Saint-Denis ve Val-de-Marne'de onlarca lise kapılarına çöp kovaları dizmişti. Créteil eğitim müdürlüğü yalnızca o gün "on kadar" yeni abluka kaydetti, Paris polisi ise akşama kadar 31 gözaltı açıkladı (Bourse Direct/AFP).

Liselilerin söyledikleri bir programdan çok bir şikâyet listesine benziyor, sınıfsal içeriği de tam burada. 17 yaşındaki bir öğrenci dertlerini şöyle sıralıyor: kalabalık sınıflar, sıcak, Parcoursup baskısı (üniversiteye yerleştirme sistemi), cezasız kalan öğrenci–öğretmen olayları. Bir başkası "üç yıldır işler kötüye gidiyor" diyor. Bugün Al Jazeera'ya konuşan bir öğrencinin sözleri ise en yalın hâliyle şöyle: "Sınıfta 35 kişiyiz, herkese yetecek sandalye yok, öğle arası bir saat" (Al Jazeera, 2 Ekim).

Lise öğrencilerinin örgütü Union syndicale lycéenne (USL), 29 Eylül'de ülke çapında abluka çağrısı yaptı. Talepler: öğretmen ve personel açığının kapatılması, vekil öğretmen alımı, sınıf mevcutlarının düşürülmesi, binaların onarılması ve iklimlendirilmesi, eğitim bütçesinin artırılması (LCP; Al Jazeera, 30 Eylül). Haziran'daki sıcak hava dalgası okul binalarının ne hâlde olduğunu herkesin gözü önüne sermişti.

Liseliler ile memurlar aynı gün sokakta

29 Eylül tesadüf değildi. Aynı gün sekiz memur konfederasyonu (CGT, FO, CFDT, UNSA, FSU, Solidaires, CFE-CGC, FA-FP) 170 noktada greve çıktı. Nedeni, Başbakan Sébastien Lecornu'nun 2027 bütçesinde memur maaş katsayısını (point d'indice) dondurması. Sendikaların hesabına göre 2017'den bu yana birikmiş enflasyon %24'ü aşıyor, katsayı ise 2022'de %3,5, 2023'te %1,5 artırılmış, o kadar. Öğretmenlerde greve katılımın %40 olması bekleniyordu. Aynı gün, yazın eşi görülmemiş orman yangınlarıyla boğuşan itfaiyeciler de yürüdü (Public Sénat, 29 Eylül).

Yani sınıfının kalabalığından yakınan liseli ile maaşı eriyen öğretmeni aynı bütçe satırı birbirine bağlıyor. Al Jazeera'nın aktardığına göre kesinti paketi 54 milyar avro. Eğitim bütçesindeki artış ise enflasyonun altında kalıyor. Liseli ile öğretmen aynı kesintiyi sınıfın iki ayrı köşesinden yaşıyor.

Şiddet ve "arkasında kim var?" refleksi

On gün içinde bazı yerlerde ablukalar kent çatışmasına döndü. Bugünkü bilanço: yaklaşık 400 lise kapalı, 560 okulda eylem ya da aksama var, çoğu çocuk olmak üzere yaklaşık 2.000 gözaltı, 170'ten fazla yaralı öğrenci, 40'ı müdür olmak üzere 65 yaralı okul personeli, 100'den fazla ağır hasarlı lise (Al Jazeera, 2 Ekim). Nantes, Marsilya ve Le Havre'da liselerde yangın çıktı, Strazburg'da araçlar yakıldı (The National). Polise hidroklorik asit atıldığı da bildirildi. Eylemler Belçika'nın Liège kentine sıçradı.

Bunu açıkça söyleyelim: okul yakmak, okul müdürünü yaralamak, polise asit atmak hareketin taleplerine hizmet etmez. Okulunu isteyen bir gencin okulunu yakması, hareketi düşmanına teslim etmektir. Öte yandan biz egemenlerin tutarlılığına da bakalım:

  • Eğitim Bakanı Édouard Geffray önce LFI milletvekillerini "gençliği araçsallaştırmakla" suçladı, sonra hareketin "ultra solun rehinesi olduğunu" söyledi ve kapalı okullar için uzaktan eğitim önerdi.
  • Adalet Bakanı Gérald Darmanin, hasarın faturasını ailelerin ödemesini önerdi.
  • Marine Le Pen, olanların "liseli eylemi değil, profesyonellerin örgütlediği isyan" olduğunu söyleyip yeni bir isyan yasası istedi.
  • İstihbarat servisleri hükümetin kriz toplantısına, hareketi LFI'nin başlattığını bildirdi. LFI bunu reddetti, Louis Boyard "LFI her zaman şiddetsiz gösteriyi savundu" dedi. Mélenchon ise milletvekillerini ve üyelerini polis ile liseliler arasına girmeye çağırdı.
  • Uluslararası Af Örgütü, kolluk güçlerinin lise öğrencilerine saldırdığını gösteren görüntüler nedeniyle polisi kınadı.

Burada bir örüntü var. Devlet, sınıfta sandalye olmadığını söyleyen çocuğa önce coplarla, sonra "arkasında kim var?" sorusuyla yanıt veriyor. Oysa arkasında 35 kişilik sınıf, eriyen maaş ve 54 milyar avroluk kesinti var. Ailelere fatura kesmeyi öneren bakan, okulları bu hâle getiren bütçenin faturasını kime keseceğini söylemiyor.

Fransa'da 2027 Nisan'ında cumhurbaşkanlığı seçimi var. Liselilerin isyanı, merkez sağın kesinti siyaseti ile Le Pen'in "düzen" siyaseti arasında sıkışmış bir kuşağın sesi. Sol açısından asıl soru şu: bu öfke örgütlü bir eğitim hareketine dönüşecek mi, yoksa yanan çöp kovalarıyla dağılıp gidecek mi?

Almanya: "Zenginler Savaş, Öğrenciler Gelecek İstiyor"

Bu hareketi bir hafta önce ayrıntısıyla anlatmıştık (Zenginler Savaş, Öğrenciler Gelecek İstiyor). Burada yalnızca resmin Avrupa'ya ait kısmını tamamlayalım.

Yasa ne diyor?

Ocak 2026'da yürürlüğe giren askerlik yasası şimdilik "gönüllülük" esasına dayanıyor. Ancak 18 yaşına giren bütün erkekler sağlık muayenesine girmek zorunda. Güvenlik koşulları kötüleşirse ya da gönüllü sayısı yetmezse hükümet zorunlu askerliğe geçebiliyor. Şansölye Friedrich Merz'in hedefi Bundeswehr'i Avrupa'nın en güçlü konvansiyonel ordusu yapmak: bugün yaklaşık 186.700 olan asker sayısını 2030'ların başında 260.000'e çıkarmak ve buna 200.000 yedek eklemek (The Nation).

Dört dalga
  • 5 Aralık 2025: Yaklaşık 90 kentte ilk okul grevi (evangelisch.de).
  • 5 Mart 2026: İkinci dalga.
  • 8 Mayıs 2026: Faşizmden Kurtuluş Günü'nde Brandenburg Kapısı'ndan CDU genel merkezine yürüyüş. 17 yaşındaki bir örgütçü: "Merz'in, von der Leyen'in ya da Papperger'in çocukları cepheye gitmeyecek, biz gideceğiz" (evangelisch.de). Rheinmetall'in patronu Armin Papperger'in adının bu listede geçmesi tesadüf değil: liseliler savaşın kâr hanesini de biliyor.
  • 25–26 Eylül 2026: Kiel'den Hamburg'a, Berlin'den Frankfurt'a 100'ü aşkın gösteri. Tetikleyici: Kiel ve Flensburg'da kayıt formunda askerliğe ilgi duymadığını bildiren 18 yaşındaki gençlere muayene çağrısı gönderilmesi. Savunma Bakanlığı Temmuz'dan bu yana böyle yaklaşık 1.000 gencin muayeneden geçirildiğini doğruladı.
Talep listesi

"Zorunlu Askerliğe Karşı Okul Grevleri" girişiminin programı şöyle: zorunlu askerlik ya da zorunlu alternatif hizmet olmasın; askeri harcamalar eğitime, sosyal hizmetlere ve çevreye aktarılsın; Bundeswehr okullardan çıksın; bütün mezun sınıflarına askerlik danışmanlığı verilsin; öğrencilerin grev hakkı tanınsın; silahlanmanın yerine silahsızlanma konuşulsun.

Fransa ile kıyaslayınca bir benzerlik hemen göze çarpıyor: Paris'in liselisi "sandalye yok" diyor, Berlin'in liselisi "tank parası okula" diyor. İkisi de aynı bütçe tercihine itiraz ediyor. Bu arada Almanya'da da devletin ve medyanın ilk refleksi Fransa'dakiyle aynı oldu: Hessen radyosu, grevlerin "arkasında" DKP ve gençlik örgütü SDAJ'in olduğunu yazdı. Gençler bir talep dile getirdiğinde egemenlerin aklına önce o talebi kimin "fısıldadığı" sorusu geliyor, talebin kendisi değil.

Avrupa'nın öteki köşeleri

Sırbistan: Hareketten listeye

1 Kasım 2024'te Novi Sad tren istasyonunun beton saçağı çöktü ve 16 kişi hayatını kaybetti. Öğrenciler bunu yolsuzluğun ve özensiz onarımın sonucu olarak gördü ve iki yıldır sokakta. Fakülteleri işgal ettiler, ülke tarihinin en büyük gösterilerini düzenlediler, bir başbakanı istifaya zorladılar. 14 Eylül 2026'da "Öğrenciler Kazanıyor" adlı seçim listesini teslim edip Belgrad'da yürüdüler. Vučić meclisi feshedip 25 Ekim'e erken seçim koydu. Cumhurbaşkanlığından çekileceğini, başbakanlığa aday olacağını açıkladı (Charter 97). Talepleri hesap sorulması ve inşaat işlerindeki yolsuzluğun soruşturulması.

Bulgaristan: Bütçeden düşen hükümet

26 Kasım 2025'te hükümet, 2026 bütçesinde emeklilik ve sosyal güvenlik primlerini artırmayı önerdi. Sokaklar doldu: 1 Aralık'ta 50–150 bin, 10 Aralık'ta 100–250 bin kişi. Sofya'daki üniversite öğrencileri TikTok üzerinden örgütlendi, uluslararası basın eylemlere "Z kuşağı eylemleri" dedi. Başbakan Rosen Jelyazkov 11 Aralık'ta istifa etti (Wikipedia: 2025–2026 Bulgaristan eylemleri). Kıvılcımın bir bütçe kalemi olması, yani gençlerin henüz girmedikleri emeklilik sisteminin faturasına itiraz etmesi, önemli bir ayrıntı.

İspanya: Evin sınıfı

23 Eylül'de 87 yaşındaki Maricarmen Abascal, 70 yılı aşkın süredir oturduğu Madrid'deki evinden sedyeyle çıkarıldı. Daireyi bir yatırım fonu satın almıştı. Cumartesi günü yaklaşık 30 bin kişi "Ev yaşamak içindir" ve "Spekülatörler evinize" dövizleriyle yürüdü. Puerta del Sol'da kurulan çadırlar gün gün çoğaldı. Bir öğrencinin sözleri: "Politikacılar hiçbir şey yapmamakla kalmıyor, durumu kötüleştiriyor. Artık ayağımızı yere bastık." İspanya'da 750 bin konutluk açık var, kiralar on yılda ikiye katlandı. Başbakan Sánchez acil bir kiracı kararnamesi sözü verdi (The Star/Reuters). Bu hikâyeyi bir hafta önce ayrıntısıyla anlatmıştık (Maricarmen'in Sedyesi, Elif'in Anahtarı).

İtalya: "Her şeyi durduralım"

Taban sendikası USB'nin öncülük ettiği Gaza ve silahlanma karşıtı genel grevler, Eylül 2025'ten bu yana öğrenci kolektifleriyle birlikte sürüyor. 18 Mayıs 2026 grevinin şiarı "Her şeyi durduralım" idi. Grevcilerin anlatımı bizim yukarıda kurduğumuz bağı doğrudan kuruyor: askeri harcamalar ücretlerden, sağlıktan, okuldan ve emeklilikten kesiliyor (Peoples Dispatch).

Ve diğerleri

Slovakya'da öğrencilerin "Tebeşir Devrimi", Çekya'da kamu yayıncılığına yapılan kesintilere karşı öğrenci eylemleri, Gürcistan'da 500 günü aşan seferberlik, Yunanistan'da Tempi tren kazasının hesabını soranlar (European Democracy Hub). Avrupa'nın dışında da benzer bir tablo var: Nepal, Fas, Endonezya, Madagaskar, Kenya, Peru. Bunlar başlı başına ayrı bir yazının konusu.

Rakamlar ne söylüyor?

Sokaktaki fotoğrafı veriyle tamamlayalım. TUI Vakfı'nın "Genç Avrupa 2026" araştırması için YouGov, Nisan–Mayıs 2026'da Almanya, Fransa, İspanya, İtalya, Yunanistan, Polonya ve İngiltere'de 16–26 yaş arası 8.024 gençle görüştü (TUI Stiftung, Young Europe 2026):

  • Kuşak düşüşü: Gençlerin %52'si kendi kuşağının anne babasından daha kötü yaşayacağını düşünüyor, daha iyi yaşayacağını düşünenler yalnızca %25. Kendi geleceğine iyimser bakanlar 2017'de %70'ti, bugün %57.
  • Öncelikler maddileşti: 2022'de özgürlük denince ifade özgürlüğü ve seçimler öne çıkıyordu. Bugün fırsat eşitliği, hastalıktan ve yoksulluktan korunmak öne çıkıyor. En önemli siyasi alanlar ekonomi (%34), sağlık (%31) ve sosyal politika (%29).
  • Demokrasiye şartlı bağlılık: Demokrasiyi en iyi yönetim biçimi sayanlar 2022'de %63'tü, bugün %50. Ülkesinde demokrasinin işleyişinden memnun olanlar yalnızca %26 (Newswav/dpa). "Benim gibi insanların hükümet üzerinde etkisi yok" diyenler %45.
  • Güven haritası: Bilim insanlarına güven %67, polise %54, AB kurumlarına %38, ulusal hükümetlere %26, siyasi partilere %12.

Barınmada tablo daha da sert. AB'de 15–29 yaş arası gençlerin %27'si kalabalık konutlarda yaşıyor, yoksulluk riski altındakilerde bu oran %42. 20–29 yaş arası gençlerin onda birinden fazlası gelirinin %40'ından fazlasını konuta veriyor (Avrupa Gençlik Portalı).

Araştırmanın yorumcularından bir siyaset bilimci şöyle diyor: gençler ilke olarak demokrasi karşıtı değil, ama güvenlerini yitirmişler ve demokrasiyi sonuçlarına bakarak yargılıyorlar. Biz bunu biraz daha net söyleyelim: demokrasiyi sonuçlarına bakarak yargılayan genç, bir bakıma Marx'ın biçimsel eşitlik ile gerçek eşitlik arasında çizdiği ayrımı kendi hayatında yeniden keşfediyor. Oy hakkı var ama sandalye yok, seçim var ama ev yok.

Ne istiyorlar? Bir sınıf okuması

Bütün bu sahneleri yan yana koyduğumuzda ortaya çıkan talep listesi şaşırtıcı derecede kısa:

  • Okul: Kalabalık olmayan sınıf, yeterli öğretmen, sıcakta pişmeyen bina, üniversite kapısında piyango olmayan bir yerleştirme sistemi.
  • Ev: Gelirin yarısını yutmayan kira, fonun değil oturanın olan konut.
  • İş ve gelecek: Anne babasından daha kötü yaşamayacağı bir hayat.
  • Barış: Cepheye gönderilmemek, tankın parasının okula gitmesi.
  • Hesap sorabilmek: Çöken saçağın, batan bütçenin, satılan evin hesabını sorabilmek.

Bunların hiçbiri ütopya değil. Hepsi, savaş sonrası Avrupa'sında işçi sınıfının mücadelesiyle ve "Sovyet korkusu"nun gölgesinde kazanılmış hakların yeniden istenmesi. Bu hakların kazanılma tarihini Avrupa İşçi Sınıfı Tarihi dosyamızda ayrıntısıyla anlatmıştık: hiçbir hak verilmedi, hepsi alındı. Bugün geri alınan da o haklar.

Marksist açıdan bakınca gençlik bir sınıf değil, bir yaş kesitidir. Ama bu kesit, kapitalizmin kriz yükünü en çıplak biçimde taşıyan kesittir. Henüz işgücü piyasasına girmemiş ya da kapısında bekleyen genç, sermayenin "yedek sanayi ordusu"nun en taze birliği. Okul, onun emek gücünün üretildiği yer. Ev, emek gücünün her gün yeniden üretildiği yer. Askerlik ise aynı emek gücünün devlet adına cepheye sürülmesi. Paris'in liselisi, Berlin'in grevcisi ve Madrid'in kiracısı aynı zincirin farklı halkalarına itiraz ediyor: emek gücünün üretim ve yeniden üretim koşulları, kâr oranını korumak için kesiliyor.

Bu yüzden talepler reformcu görünse de karşılarındaki engel yapısal. Aynı bütçe hem 54 milyar avroluk kesintiyi hem de silahlanma hedeflerini taşıyor. Aynı piyasa hem Maricarmen'in evini fona satıyor hem de genç kiracının gelirini yutuyor. Talep "daha çok sandalye", ama sandalyeyi kaldıran el bir mülkiyet ilişkisinin eli.

Egemenlerin anlatısı, gençliğin talebi
Egemenlerin anlatısıGençliğin talebi ve sınıfsal anlamı
"Liseliler bir parti tarafından araçsallaştırılıyor."Sınıf mevcudu 35, sandalye yetmiyor. Arkalarında parti değil, bütçe var.
"Şiddetin faturasını aileler ödesin."Okulları yıpratan kesintinin faturası zaten ailelere kesildi: maaş katsayısı donduruldu.
"Askerlik ülke savunması için gerekli bir fedakârlık."Fedakârlığı yapacak olan Merz'in ya da Papperger'in çocuğu değil, işçinin çocuğu.
"Konut krizi arz yetersizliğidir, daha çok inşaat gerekir."Ev yatırım aracına dönüştü. Sorun miktar değil, mülkiyet.
"Gençler demokrasiden uzaklaşıyor, popülizme kapılıyor."Gençler, kendilerine ev ve okul vermeyen bir demokrasinin biçimsel kaldığını görüyor.
"Z kuşağı TikTok'la örgütleniyor, kalıcı değil."Bulgaristan'da hükümeti düşürdü, Sırbistan'da seçime liste çıkardı.
İki yol: Sağ mı, sol mu?

Aynı öfke iki yöne akabilir. TUI verileri, göçün gençlerin AB gündeminde üst sıralara tırmandığını, ülkesini silahla savunmaya hazır olanların oranında erkeklerle kadınlar arasında büyük bir fark olduğunu (erkeklerde %45, kadınlarda %23) gösteriyor. Saksonya-Anhalt'ta AfD'nin %43,8'i (AfD'nin Yüzde 43,8'i Bir Sapma Değil) ile Berlin'de 16–24 yaş arası gençlerin yaklaşık yarısının Sol Parti'ye oy vermesi (Elif Eralp: "Tarih yazdık arkadaşlar") aynı ülkede, aynı ay içinde yaşandı. Yani sonuç önceden belli değil. Belirleyici olan, öfkenin sınıf diliyle mi yoksa "yabancı", "göçmen", "düzen" diliyle mi örgütleneceği.

Haziran'da Z Kuşağı Sosyalizmi: Kapitalizmin Yeni Korkulu Rüyası yazısında The Economist'in kaygısını tartışmıştık. Bugün sokaktaki tablo o kaygının boşuna olmadığını gösteriyor. Ama bir kaygı henüz bir program değildir. Gençlik hareketlerinin zayıf noktası da burada: hepsi yoğun, hızlı ve yatay. Ama bir sendikanın, bir partinin, bir mahalle meclisinin kalıcılığına sahip olanı az. Fransa'da yanan çöp kovaları, Almanya'da okul yönetiminin para cezası tehdidi, Sırbistan'da "liste mi, hareket mi" tartışması aynı sorunun farklı biçimleri: örgüt sorusu.

Türkiye'den bakınca

Bu tablo bize yabancı değil. Kalabalık sınıfları, öğretmen açığını, okulların fiziki durumunu Zil Herkese Aynı Çalmaz yazısında anlatmıştık. Gelirinin yarısını kiraya veren genç, ailesinin evinden çıkamayan üniversiteli, mezun olup iş bulamayan ya da kuryelik yapan genç bu ülkenin gündelik gerçeği. Fark şurada: Avrupa'da liseli okul kapısına çöp kovası dizip "sandalye istiyorum" diyebiliyor ve karşısına çıkan devletin tepkisi uluslararası gündem oluyor. Bizde ise aynı talep çok daha ağır bedellerle karşılanıyor. Avrupa gençliğinin talep listesini okurken, aynı listenin buradaki karşılığını ve bu talepleri dile getirmenin buradaki koşullarını da düşünmek gerekiyor.

Genç yoldaşlar için somut görevler

  • Talebi somutlaştırın: "Gelecek istiyoruz" güzel bir slogan, ama bir okulda "bu sınıfa şu kadar öğretmen, şu kadar sıra" demek daha güçlü bir talep. Fransız liselilerinin gücü taleplerinin sıradanlığında.
  • Bütçeyi okuyun: Okul, ev ve askerlik aynı bütçenin satırları. Her talebi bütçedeki karşılığıyla birlikte söyleyin: hangi kalemden kesilip hangi kaleme aktarıldığını gösterin.
  • Öğretmenle, memurla, kiracıyla yan yana durun: Paris'te liselilerin ve memurların aynı gün yürümesi tesadüf değil. Gençlik hareketi emek hareketiyle buluştuğunda kalıcılaşır.
  • Şiddeti reddedin, ama devletin şiddetini görünmez kılmayın: Okul yakmak harekete zarar verir. Ama 2.000 çocuğu gözaltına alan devletin şiddeti de aynı açıklıkla adlandırılmalı.
  • "Arkasında kim var?" sorusuna yanıtınız hazır olsun: Arkamızda kalabalık sınıflar, yüksek kiralar ve cepheye çağrılan yaşıtlarımız var.
  • Örgütlenin: Okul temsilciliklerinde, öğrenci kolektiflerinde, kiracı birliklerinde, gençlik örgütlerinde. TikTok bir eylemi başlatabilir, sürdürmek için örgüt gerekir.
  • Enternasyonal bakın: Paris'in, Berlin'in, Belgrad'ın, Madrid'in gençleriyle aynı soruları soruyorsunuz. Onların deneyimini izleyin, kendi deneyiminizi paylaşın.

Sevgili Yoldaşlar,

Avrupa gençliği ne istiyor? Kısa yanıt: oturacak bir sandalye, yaşanacak bir ev ve cepheye gönderilmeyeceği bir gelecek. Bunlar çok mu? Hayır, bunlar insanca bir hayatın en sade koşulları. Ama bu koşulları korumak için kârdan, rantdan ve silah bütçesinden vazgeçmek gerekiyor. Sermayenin vazgeçmeye niyeti yok.

İşte bu yüzden sade bir talep listesi, egemenler tarafından bir "isyan" olarak algılanıyor. Fransız bakanın "arkasında kim var?" sorusuna, Alman liselinin "Merz'in çocukları cepheye gitmeyecek" yanıtına ve Madrid'deki öğrencinin "artık ayağımızı yere bastık" sözlerine bakınca bir şey netleşiyor: bu kuşak, kendisine vaat edilen geleceğin artık gelmeyeceğini öğrendi. Şimdi soru, o geleceği kendi elleriyle ve birlikte kurmayı öğrenip öğrenmeyeceği.

Sevgili genç yoldaşlar, sandalyeyi isteyen biziz, sandalyeyi yapan da biz. Gelecek bize verilmeyecek, onu biz kuracağız.


Güncelleme

2 Ekim 2026, 19:52 (İstanbul): Fransa'da günün bilançosu yaklaşık 400 kapalı lise, 560 okulda eylem ya da aksama ve yaklaşık 2.000 gözaltı. Eğitim Bakanı Geffray'ın sendikalarla görüşmesi bekleniyor. Sırbistan'da 25 Ekim seçimine 23 gün kaldı. Almanya'daki okul grevlerinin bir sonraki dalgası için tarih henüz açıklanmadı. Gelişmeler oldukça bu yazıyı düzenli olarak güncelleyeceğiz.


Kaynaklar

Fransa

Almanya

Diğer ülkeler

Veri

Bilgi Müşterekleri'nden ilgili yazılar

Bu yazı CC BY-SA 4.0 lisansıyla yayımlanmıştır. Kaynak göstererek paylaşabilir, çoğaltabilir ve geliştirebilirsiniz.

İlgili Başlıklar

Haber Bülteni Aboneliği