Bilgi Müşterekleri
AnasayfaKonularDizilerKılavuzlarPopüler İçeriklerHakkımızdaİletişim

Bulgaristan Seçimleri: Yotova Kazandı, Peki Bulgar İşçisi Ne Kazandı?

İlk Kadın Cumhurbaşkanı, Kaybedilen Sosyalizm ve Avrupa'nın Yedek İşgücü Deposu

23 dk okumaYazar: Oğuz Demirkapı
Bulgaristan Seçimleri: Yotova Kazandı, Peki Bulgar İşçisi Ne Kazandı?

Özet: Altı Paragrafta Bulgaristan

Ne oldu? 1 Kasım 2026'da yapılan ikinci turda vekaleten cumhurbaşkanlığı görevini yürüten İliana Yotova, oyların yaklaşık yüzde 57,6'sını alarak Bulgaristan'ın halk oyuyla seçilen ilk kadın cumhurbaşkanı oldu. Rakibi, eski Merkez Bankası başkan yardımcısı ve geçici başbakan Andrey Gyurov yüzde 39,3'te kaldı ve yenilgiyi kabul etti. Yotova'nın arkasında Başbakan Rumen Radev'in partisi İlerici Bulgaristan ve Bulgaristan Sosyalist Partisi (BSP) vardı; Gyurov'un arkasında AB ve NATO yanlısı liberal-muhafazakar muhalefet.

Asıl haber ne? Asıl haber sandığa gidenlerin değil gitmeyenlerin sayısı. İlk turda katılım yüzde 22 civarındaydı; 1989'dan bu yana bir cumhurbaşkanlığı seçiminin gördüğü en düşük oran. İkinci turda yüzde 27'ye çıktı. Yani yeni cumhurbaşkanını kayıtlı seçmenlerin kabaca yüzde 15'i seçti. Bu bir seçim zaferinden çok bir temsil krizinin fotoğrafı.

Bulgaristan nereden geliyor? Beş yüz yıllık Osmanlı yönetiminin ardından 1878'de kurulan, krallık, faşist ittifak, halk cumhuriyeti ve yeniden kapitalizm evrelerinden geçen bir ülke. Bu ülkenin en büyük evladı Georgi Dimitrov, 1933 Leipzig mahkemesinde Nazileri kendi kürsülerinde mahkum eden ve dünyaya antifaşist halk cephesi stratejisini armağan eden insandı.

Sosyalizm nasıl kaybedildi? 1944'te kurulan halk iktidarı tarım ülkesini sanayileştirdi, okuryazarlığı evrenselleştirdi, kadınları üretime ve kamusal hayata taşıdı. Ama 1956 sonrasında giderek bürokratikleşen, işçi sınıfını özne olmaktan çıkarıp yönetilen kitleye çeviren, 1980'lerde Türk azınlığa karşı zorla ad değiştirme politikası gibi büyük bir suç işleyen bir yönetim, 1989'da halkın gözünde meşruiyetini yitirmişti. Sonrası şok terapi, hiperenflasyon, yağma özelleştirme ve göç ile doğum oranındaki çöküş yüzünden nüfusun yaklaşık üçte birinin yitirilmesidir.

AB ne getirdi? 2007'de AB üyeliği, 2025'te tam Schengen, 2026'nın ilk gününde avro. Ama aynı ülke, AB'nin en düşük asgari ücretine (2026 için brüt 620 avro), en düşük ortalama ücretlerine ve en hızlı küçülen nüfuslarından birine sahip. Bulgaristan, Batı Avrupa için ucuz işgücü sağlayan, yerinde ucuz üretim yapan ve şimdi kendi işgücü açığını Özbekistan'dan, Kırgızistan'dan, Türkiye'den gelen mevsimlik işçilerle kapatan bir "yedek işgücü deposu"na dönüştü. Avroya geçişin ilk yılında AB, Bulgaristan'a aşırı açık prosedürü başlattı: kemer sıkma kapıda.

Sol nerede? BSP, 1891'den gelen geleneğin mirasçısı olduğunu söyleyen parti, Nisan 2026 seçiminde yüzde 2,97 alarak tarihinde ilk kez meclis dışında kaldı. Sınıf siyaseti boşluğunu, sol söylemle konuşan ama sermaye düzenine dokunmayan Radev doldurdu. Bulgaristan'da bugün işçi sınıfı var, sendikalar var, protesto kültürü var (Aralık 2025'te sokak hükümeti düşürdü), ama bunları birleştiren bir sınıf partisi yok. Bulgaristan dersi şudur: kaybedilen sosyalizmin yerini liberal demokrasi değil, örgütsüzleştirilmiş bir emek pazarı alır.


Bölüm I: Seçim — Kim Kazandı, Kim Sandığa Gitmedi?

Rakamlar
İlk tur (25 Ekim 2026)İkinci tur (1 Kasım 2026)
İliana Yotova (bağımsız; İlerici Bulgaristan, BSP ve diğerlerinin desteği)yüzde 34,76yüzde 57,6
Andrey Gyurov (bağımsız; PP–DB desteği)yüzde 31,94yüzde 39,3
Kostadin Kostadinov (Vazrajdane / Yeniden Doğuş)yüzde 12,7—
Radostin Vasilev (MEÇ)yüzde 4,6—
"Hiçbiri" seçeneğiyüzde 4,4—
Katılımyaklaşık yüzde 22-23yaklaşık yüzde 27

Kaynaklar: Meduza, Brussels Signal, Wikipedia: 2026 Bulgaristan cumhurbaşkanlığı seçimi.

Bulgaristan anayasasına göre ilk turda kazanmak için hem geçerli oyların yarısından fazlası hem de yüzde 50'nin üzerinde katılım gerekiyor. Bu eşik bu kez çok uzaktaydı. 27 aday vardı; anketler Yotova'yı yüzde 40'ın üzerinde gösteriyordu ama sandık başka konuştu.

Bu seçim neden önemliydi?

Bulgaristan'da cumhurbaşkanının yetkileri sınırlıdır: başbakanı görevden alamaz, yürütmeyi yönetmez. Ama ordunun başkomutanıdır, yasaları bir kez meclise geri gönderebilir, hükümet kurulamadığında geçici hükümeti atar. Son beş yılda sekiz genel seçim yaşamış bir ülkede bu "geçici hükümet atama" yetkisi neredeyse fiili bir yönetim gücüne dönüşmüştü.

Bu seçimi anlamak için son bir yıla bakmak gerekiyor:

  • Aralık 2025: 2026 bütçesi, yani avroyla hazırlanan ilk bütçe, sosyal güvenlik primlerinde ve kar payı vergisinde artış öngörüyordu. Bütçeye ve yolsuzluğa karşı haftalarca süren protestolar Sofya'yı ve onlarca kenti sardı. 11 Aralık'ta Başbakan Rosen Jelyazkov, gensoru oylamasına dakikalar kala hükümetin istifasını açıkladı (Al Jazeera).
  • Ocak 2026: Cumhurbaşkanı Rumen Radev, partisini kurup seçime girmek için istifa etti. Anayasa Mahkemesi istifayı 23 Ocak'ta kabul etti ve yardımcısı İliana Yotova, ülkenin cumhurbaşkanlığı makamına oturan ilk kadını oldu.
  • Şubat 2026: Yotova, Merkez Bankası başkan yardımcısı Andrey Gyurov'u geçici başbakan olarak atadı.
  • 19 Nisan 2026: Radev'in İlerici Bulgaristan'ı yüzde 43,9 oyla 240 sandalyenin 131'ini kazandı; 1997'den bu yana ilk kez tek bir parti mutlak çoğunluk aldı. BSP yüzde 2,97 ile baraj altında kaldı (Wikipedia: 2026 genel seçimi).
  • Haziran-Temmuz 2026: Avroya geçişin altıncı ayında Avrupa Komisyonu, Bulgaristan için aşırı açık prosedürü önerdi; AB Konseyi 10 Temmuz'da onayladı. Ülke açığını 2029'a kadar yüzde 3'ün altına çekmek ve kamu harcama artışını sınırlamak zorunda (Intellinews).

Yani Yotova'nın kazandığı seçim, aslında Radev hükümetinin ilk altı ayına dair bir referandumdu. Gyurov ise Brüksel'in ve Sofya'daki liberal orta sınıfın adayıydı: AB'ye, NATO'ya, Ukrayna'ya askeri desteğe sıkı bağlılık.

Yotova kimdir?

1964'te Sofya'da doğdu. Fransız Lisesi'ni bitirdi, Sofya Üniversitesi'nde Bulgar ve Fransız filolojisini okudu, Strazburg'da Avrupa çalışmaları yaptı. 1980'lerde Sofya Birinci Hastanesi'nde hemşirelik yaptı. 1990-1997 arasında Bulgar Ulusal Televizyonu'nda muhabir, editör ve haber sunucusu olarak çalıştı, haber müdürlüğüne yükseldi. 1997'de BSP'nin basın sözcüsü oldu. 2005-2007 arasında milletvekili, 2007-2017 arasında Avrupa Parlamentosu'nda Sosyalistler ve Demokratlar grubunun üyesiydi. 2017'den itibaren Radev'in yardımcısıydı (Wikipedia: İliana Yotova).

Siyasi tutumu Batı basınında hep "Rusya dostu" sıfatıyla anıldı: Ukrayna'ya askeri yardıma karşı çıkıyor, Rusya ile müzakere ve yaptırımların kaldırılmasını savunuyor. Ama aynı zamanda AB ve NATO üyeliğini sorgulamıyor; beklenen, Bulgaristan'ın Avrupa rotasını sürdürmesi.

"İlk kadın" ne demek, ne demiyor?

Bunu küçümseyerek değil, yerli yerine koyarak söyleyelim. Bir kadının bir Balkan ülkesinde devletin en üst makamına halk oyuyla seçilmesi, ataerkil siyaset kültürüne karşı simgesel bir kazanımdır. Ama Bulgaristan'da bu simgenin bir tarihi var. Sosyalist dönemde kadınların çalışma hayatına katılımı Batı Avrupa'nın çok üzerindeydi; mühendislikte, tıpta, bilimde kadın oranı yüksekti ve bugün bile Bulgaristan, bilişim uzmanları arasında kadın oranının AB'de en yüksek olduğu ülkeler arasında sayılıyor. 1990'larda Blaga Dimitrova cumhurbaşkanı yardımcısı, Reneta İndjova geçici başbakan olmuştu.

Kimlik siyasetinin bize söylemediği şudur: Bulgar kadınının hayatını değiştirecek olan cumhurbaşkanının cinsiyeti değil; AB'nin en düşük asgari ücreti, Batı Avrupa'da yaşlı bakımı yapan yüz binlerce Bulgar kadın göçmen işçi, köylerde yalnız kalan yaşlı anneler ve çocuk yuvalarının kapanmasıdır. Yotova'nın seçimi bu sorulardan hiçbirini yanıtlamıyor.

Yüzde 77 neden sandığa gitmedi?

Düşük katılımın üç katmanı var:

  1. Göç: 6,5 milyonluk seçmen kütüğünde yüz binlerce kişi fiilen ülke dışında yaşıyor. Kütük ile gerçek nüfus arasındaki fark, katılım oranını yapısal olarak aşağı çekiyor.
  2. Seçim yorgunluğu: Beş yılda sekiz genel seçim, bir cumhurbaşkanlığı seçimi. Her seçimden aynı oligarşik ağlar, aynı yolsuzluk dosyaları, aynı koalisyon pazarlıkları çıktı.
  3. Temsil krizi: Sınıfsal olarak bakıldığında, Bulgar işçisinin sandıkta seçebileceği bir sınıf adayı yoktu. İki aday da AB ve NATO çerçevesini, avroyu, düz vergiyi ve piyasa ekonomisini kabul ediyordu. Aralarındaki asıl fark dış politikadaki tondu: biri Moskova'yla konuşmak, diğeri Brüksel'in sözünden çıkmamayı istiyordu.

Bu, Sırbistan'daki gençlik hareketinde gördüğümüz sandık dışı enerjinin tersidir: Bulgaristan'da enerji Aralık 2025'te sokağa çıktı, hükümeti düşürdü, ama kendini örgütleyecek bir biçim bulamadı ve oyunu Radev'e bıraktı.


Bölüm II: 1800'lerden 1944'e — Bir Köylü Ülkesinin Uyanışı

Osmanlı'nın son yüzyılı ve ulusal uyanış

Bulgaristan'ın modern tarihi, Osmanlı'nın çözülme yüzyılında başlar. 18. yüzyılın sonunda Hilendarlı Paisiy'in "Slav-Bulgar Tarihi" ile başlayan ulusal uyanış, 19. yüzyılda okullar, okuma evleri (çitalişte) ve ticaret burjuvazisinin yükselişiyle güçlendi. Gabrovo, Koprivştitsa, Plovdiv gibi kentlerde dokumacılık ve ticaretle zenginleşen bir esnaf-tüccar tabakası doğdu; bu tabaka hem Rum Patrikhanesi'nin kültürel tahakkümüne hem de Osmanlı vergi düzenine karşı çıktı.

1870'te Bulgar Eksarhlığı'nın kurulması kilise üzerinden bir ulusal tanınmaydı. Ama hareketin devrimci kanadı, Vasil Levski'nin gizli komiteleri ve şair-devrimci Hristo Botev'in radikal demokrat, sosyalizme yakın çizgisi, kurtuluşu yalnızca yabancı yönetimden değil, çorbacı denen yerli eşraftan ve sömürüden de bekliyordu. Botev'in yabancı yönetimle yerli çorbacıyı aynı sömürü düzeninin iki yüzü olarak gören tavrı, bu toprakların ilk sınıfsal çığlıklarından biriydi.

1876 Nisan Ayaklanması kanla bastırıldı. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'nın (93 Harbi) ardından Ayastefanos ile büyük bir Bulgaristan kuruldu; ama Berlin Kongresi Avrupa büyük güçlerinin çıkarına göre bu haritayı parçaladı. 1885'te Doğu Rumeli ile birleşme gerçekleşti, 1908'de bağımsızlık ilan edildi.

Krallık, savaşlar ve tarım sorunu

Bağımsız Bulgaristan bir köylü ülkesiydi; nüfusun yüzde 80'i topraktaydı. Ama bu köylülük, büyük toprak sahipliğinin çözüldüğü, küçük mülkiyetin yaygınlaştığı bir yapıydı. Saray ise Alman prens hanedanlarından getirilmişti ve "Büyük Bulgaristan" hayaliyle ülkeyi 1912-13 Balkan Savaşları'na ve Birinci Dünya Savaşı'na sürükledi. Bulgar tarihinde bu savaşlar "iki ulusal felaket" olarak anılır.

Bu dönemde Bulgaristan, işçi hareketinin Balkanlardaki en erken ve en güçlü yuvalarından biri oldu. 1891'de Buzludja dağında yaklaşık yirmi militan, Bulgar Sosyal Demokrat İşçi Partisi'ni kurdu. 1903'te parti ikiye ayrıldı; Dimitar Blagoev'in önderliğindeki "Dar Sosyalistler" (tesnyaki), Rusya'daki Bolşeviklerle aynı yıl, reformizmden kopan devrimci çizgiyi temsil ediyordu. 1919'da bu parti Bulgaristan Komünist Partisi adını aldı ve Komünist Enternasyonal'e katıldı. Ekim Devrimi'nin dünyada açtığı yol Bulgaristan'da çok güçlü yankılandı.

Stamboliyski, 1923 ve beyaz terör

Savaş sonrası Bulgaristan'da iktidara Aleksandar Stamboliyski'nin Bulgar Ziraat Halk Birliği geldi: toprak reformu, zorunlu çalışma hizmeti, köylü merkezli bir radikal demokrasi. 9 Haziran 1923'te subaylar, Makedon milliyetçi örgütü ve saray destekli bir darbe Stamboliyski'yi öldürdü. Komünist Parti bu darbe karşısında "iki burjuva kesimi arasındaki kavga" diyerek tarafsız kaldı. Bu, Dimitrov'un daha sonra açık yüreklilikle özeleştirisini yaptığı ağır bir hataydı.

Eylül 1923'te parti, Dimitrov ve Vasil Kolarov önderliğinde silahlı ayaklanma başlattı; ayaklanma bastırıldı, binlerce işçi ve köylü öldürüldü. 1925'te Sofya'daki Sveta Nedelya Katedrali saldırısının ardından başlayan "beyaz terör" Bulgar solunu kanla biçti. Şair Geo Milev de bu dönemde katledilenlerdendi.

1930'larda Kral III. Boris'in kişisel diktatörlüğü kuruldu. Bulgaristan 1941'de Mihver'e katıldı. Bulgar Yahudilerinin büyük bölümü, halkın, kilisenin ve bazı milletvekillerinin direnişiyle sürgünden kurtuldu; ancak Bulgaristan'ın işgal ettiği Makedonya ve Trakya'dan 11 binden fazla Yahudi ölüm kamplarına gönderildi. Bu çifte gerçek, milliyetçi tarih yazımının bugün de görmezden gelmek istediği bir lekedir.

Savaş yıllarında komünistlerin önderliğinde partizan hareketi ve Vatan Cephesi örgütlendi. 9 Eylül 1944'te, Kızıl Ordu'nun yaklaşmasıyla Vatan Cephesi iktidarı aldı.


Bölüm III: Georgi Dimitrov — Faşizmin Kendi Mahkemesinde Yargılanması

Matbaa işçisinden Enternasyonal'e

Georgi Dimitrov 1882'de Radomir yakınlarındaki Kovaçevtsi köyünde doğdu. On iki yaşında matbaada çalışmaya başladı; ilk okulu dizgi tezgahı, ilk örgütü matbaa işçileri sendikası oldu. 1902'de Sosyal Demokrat Parti'ye katıldı, Dar Sosyalistlerle birlikte yürüdü, Bulgar sendika hareketinin önderlerinden biri oldu. 1913'te milletvekili seçildi. 1923 ayaklanmasından sonra ülkeyi terk etmek zorunda kaldı ve gıyabında idama mahkum edildi.

Leipzig, 1933: Sanık sandalyesinden iddia makamına

27 Şubat 1933'te Berlin'de Reichstag binası yandı. Hitler'in iktidara gelişinin üzerinden bir ay geçmişti. Naziler yangını komünistlere yükledi; bu bahaneyle temel haklar askıya alındı, binlerce komünist ve sosyal demokrat toplama kamplarına gönderildi. O sırada Berlin'de Komintern'in Batı Avrupa bürosunda çalışan Dimitrov, iki Bulgar yoldaşıyla tutuklandı ve Hollandalı Marinus van der Lubbe ile birlikte yargılanmak üzere Leipzig'e getirildi.

Naziler bu davayı dünyaya karşı bir propaganda gösterisi olarak kurgulamıştı. Ama Dimitrov, kendi savunmasını kendisi yaparak mahkemeyi tersine çevirdi. Tanık olarak çağrılan Hermann Göring'i çapraz sorguya aldı; Göring öfkeden kontrolünü kaybedip "Mahkeme salonundan çıkınca seni yakalayacağız, alçak!" diye bağırdığında, dünya basını Nazi iktidarının gerçek yüzünü gördü. Dimitrov'un sorusu basitti: Yangından kim yararlandı?

23 Aralık 1933'te mahkeme, dünya kamuoyunun baskısı altında Dimitrov'u ve Bulgar yoldaşlarını beraat ettirmek zorunda kaldı. Sovyetler Birliği onlara vatandaşlık verdi ve Şubat 1934'te Moskova'ya götürdü. Leipzig, iktidardaki faşizmin ilk yılında aldığı ilk büyük siyasi yenilgiydi; tek bir örgütlü insanın, bilinçle ve cesaretle, koca bir devlet aygıtının propaganda makinesini nasıl bozabileceğinin dersi.

1935: Faşizmin tanımı ve halk cephesi

Dimitrov 1935'te Komintern'in Yedinci Kongresi'nde genel sekreter seçildi ve tarihi raporunu sundu. Raporda faşizmin bugün de en isabetli tanımlarından biri yer alıyordu:

"İktidardaki faşizm, finans kapitalin en gerici, en şoven ve en emperyalist unsurlarının açık terörcü diktatörlüğüdür."

Bu tanım faşizmi bir ruh hali, bir kitle psikolojisi ya da tek bir liderin kötülüğü olarak değil, sermayenin kriz anında başvurduğu bir yönetim biçimi olarak koyuyordu. Dimitrov aynı raporda iki uyarı yaptı: Birincisi, faşizm küçük burjuvazinin ve işsizlerin öfkesini, sermayeye değil "yabancıya", "hain"e, "azınlığa" yönelterek kitle tabanı kazanır. İkincisi, işçi sınıfının bölünmüşlüğü faşizmin en büyük müttefikidir.

Buradan çıkan strateji, işçi sınıfının birleşik cephesi ve faşizme karşı tüm demokratik güçleri kapsayan halk cephesiydi. Komünistler, sosyal demokratları "sosyal faşist" ilan eden önceki sekter çizgiden, ilkelerini korumak kaydıyla ortak mücadeleye geçmeliydi. Fransa'da ve İspanya'da halk cephesi hükümetleri, İkinci Dünya Savaşı'nda bütün Avrupa'daki direniş hareketleri bu çizginin ürünüydü.

Dimitrov'un bu dersi bugün için de geçerlidir. Almanya'da AfD'nin yükselişini tartışırken söylediğimiz şey tam da buydu: Gericiliğe karşı en güçlü kalkan, ahlaki öfke değil, örgütlü ve birleşik işçi sınıfıdır.

Dimitrov'un Bulgaristan'ı ve mozolenin yıkılışı

Dimitrov 1945'te Bulgaristan'a döndü, 1946'dan ölümüne kadar başbakanlık yaptı. Halk cumhuriyetinin kuruluşunu, toprak reformunu ve sanayileşmenin temellerini yönetti. Yugoslavya ile bir Balkan federasyonu fikrini savundu. 2 Temmuz 1949'da Moskova yakınlarında hayatını kaybetti; naaşı Sofya'da yaptırılan mozoleye kondu.

Ağustos 1999'da, sağcı hükümetin kararıyla Dimitrov mozolesi yıkıldı. Bina o kadar sağlamdı ki ilk patlatmalarda yıkılmadı; ancak birkaç denemede yerle bir edilebildi. Bu sahne, 1990'ların Bulgaristan'ını özetler: Faşizme karşı mücadelenin simgesi yerle bir edilirken, ülkenin fabrikaları birkaç kuruşa satılıyordu.


Bölüm IV: Halk Cumhuriyeti — Kazanımlar ve Kayıp

Bir tarım ülkesinin dönüşümü

1944-1989 arasındaki Bulgaristan'ı yalnızca "Sovyet uydusu" klişesiyle anlatmak, tarihi küçültmektir. Kırk beş yılda:

  • Nüfusun yüzde 80'inin köyde yaşadığı bir tarım ülkesi, nüfusunun çoğu kentte yaşayan bir sanayi ülkesine dönüştü.
  • Elektronik, makine, kimya ve gıda sanayi kuruldu. 1980'lerde Bulgaristan, sosyalist bloğun bilgisayar ve disk sürücüsü üretim merkezlerinden biriydi; Pravets bilgisayarları bu ülkenin yaptığı makinelerdi.
  • Okuma yazma evrenselleşti, ücretsiz sağlık ve eğitim herkese açıldı, ortalama yaşam süresi onlarca yıl boyunca arttı.
  • Kadınlar toplu olarak üretime, mühendisliğe, bilime ve kamusal hayata katıldı; çocuk yuvaları ve doğum izinleri bunu mümkün kıldı.
  • Nüfus 1980'lerin ortasında 9 milyona yaklaştı. Bu, bugünkü 6,4 milyonla karşılaştırıldığında, kapitalizme dönüşün demografik bedelini en çıplak biçimde gösteren rakamdır.
Bürokratlaşma ve sınıfın özne olmaktan çıkışı

Ama bu kazanımlar, giderek sınıfın kendi eseri olmaktan çıkan, onun adına konuşan bir yönetim katmanının elinde donmaya başladı. 1954'ten 1989'a kadar 35 yıl ülkeyi yöneten Todor Jivkov, Sovyetler Birliği'nde Kruşçev'le başlayan dönüşümü Bulgaristan'a uyguladı. Planlama, işçilerin denetiminden çıkıp teknokratik bir hesaba, parti ise bir kariyer basamağına dönüştü. Lenin'in Devlet ve İhtilal'de tarif ettiği, seçilebilir ve geri çağrılabilir, işçi ücretinden fazla almayan yöneticiler ilkesi kağıtta kaldı.

Ekonominin kendisi de Batı kredilerine bağımlı hale geldi. 1980'lerin sonunda Bulgaristan'ın dış borcu 10 milyar doları aşmıştı ve ülke 1990'da borç ödemelerini durdurdu.

Bir suç: Türk azınlığa yönelik zorla asimilasyon

Türkiye'den yazan sosyalistler olarak bu dönemin en karanlık sayfasını açıkça anmak zorundayız. 1984-1989 arasında Jivkov yönetimi, "Yeniden Doğuş Süreci" adı verilen kampanyayla Bulgaristan Türklerinin adlarını zorla değiştirdi, Türkçe konuşmayı ve dini pratikleri yasakladı. Direnen köylerde insanlar öldürüldü. 1989 yazında yaklaşık 360 bin Bulgaristan Türkü, "büyük gezi" denilen zorunlu göçle Türkiye'ye gitmek zorunda kaldı.

Bu politika, sosyalizmin enternasyonalist ilkelerinin açık bir inkarıydı. Lenin'in ulusların eşitliği ilkesine ve Dimitrov'un ırkçılığa karşı mücadelesine aykırı işlenmiş bir suçtu. Krizdeki bir yönetimin meşruiyetini milliyetçilikle onarma girişimiydi ve tam tersi sonuç doğurdu: hem Türk azınlığın hem de Bulgar aydınlarının gözünde rejimin son itibarını tüketti. Sosyalizmi savunmak, bu suçu savunmak değildir; tam tersine, bu suçu sosyalizm adına işlenmiş bir ihanet olarak teşhir etmektir.

10 Kasım 1989

Berlin Duvarı'nın yıkılmasından bir gün sonra, 10 Kasım 1989'da Jivkov parti içi bir darbeyle görevden alındı. Bu bir halk devrimi değil, yönetici katmanın kendini yenileme hamlesiydi. Bulgaristan Komünist Partisi 1990'da adını Bulgaristan Sosyalist Partisi olarak değiştirdi. Aynı kadrolar, yeni düzende devlet mülkünün yeni sahipleri olacaktı.


Bölüm V: Kapitalizme Dönüş ve AB Yolculuğu

Şok terapi ve 1996-97 kışı

1990'ların Bulgaristan'ı, Rusya'da olanın küçük ölçekli bir tekrarıdır. Fiyatlar serbest bırakıldı, kooperatifler dağıtıldı, topraklar parçalandı, fabrikalar ya kapandı ya da eski parti ve güvenlik kadrolarından devşirilen "yeni zenginler"e devredildi. "Güreşçiler" denilen silahlı koruma şirketleri ve şantaj ağları, ilkel birikimin kas gücü oldu.

1996-97 kışında Bulgaristan çöktü: bankalar battı, enflasyon yıllık bazda yüzde 2000'lerin üzerine çıktı, ekmek kuyrukları oluştu, maaşlar ve emekli aylıkları birkaç dolara indi. Ocak 1997'de halk meclisi bastı. Ardından IMF gözetiminde "para kurulu" sistemi kuruldu: Bulgar levası önce Alman markına, sonra avroya sabitlendi. Bu, para politikasının fiilen Bulgaristan'ın elinden alınması demekti. Ülke 2026'da avroya geçtiğinde, aslında 29 yıl önce başlayan bir sürecin resmi adı konmuş oldu.

NATO, AB, avro
YılAdımBulgar işçisi için anlamı
1997Para kurulu (leva markla sabitlendi)Ulusal para politikası yok; ücretler "rekabetçilik" adına baskı altında
2004NATO üyeliğiAskeri harcamalarda NATO standardı, Karadeniz'de cephe ülkesi olmak
2007AB üyeliğiBatı'ya serbest dolaşım: yüz binlerce genç ve vasıflı işçi göçü
2008Yüzde 10 düz gelir vergisiAB'nin en düşük ve en adaletsiz vergi rejimlerinden biri; zengin de yoksul da aynı oranda öder
2013, 2020Yolsuzluğa ve yoksulluğa karşı büyük protestolar2013'te elektrik faturaları nedeniyle kendini yakan yurttaşlar; hükümetler düşer, düzen kalır
2025Tam Schengen üyeliğiSınırsız işgücü akışı, sınır kontrolsüz lojistik
2026Avroya geçiş, ardından aşırı açık prosedürüFiyat artışları, kamu harcamalarına tavan, kemer sıkma

Bulgaristan'ın AB'deki konumu, AB'nin bir "eşitler birliği" olmadığını gösteren en açık örnektir. Bu ülkede 2008'den beri yüzde 10 düz gelir vergisi ve yüzde 10 kurumlar vergisi uygulanıyor; yani Bulgaristan, AB içinde bir tür vergi cenneti işlevi görüyor. Brüksel bunu bir sorun olarak değil, "yatırım ortamı" olarak gördü.

Yolsuzluk mu, sınıf mı?

Batı basını Bulgaristan'ı anlatırken hep "yolsuzluk" kelimesini kullanır. Boyko Borisov'un 2009'dan beri neredeyse kesintisiz süren iktidarı, medya patronu ve ABD'nin Magnitsky yaptırım listesindeki Delyan Peevski'nin devlet üzerindeki nüfuzu, yargının siyasileşmesi gerçektir. Ama yolsuzluk bir ahlak sorunu olarak değil, bir birikim biçimi olarak anlaşılmalıdır: AB fonlarının, kamu ihalelerinin ve özelleştirmelerin, yerli oligarşi ile yabancı sermaye arasında paylaşılma mekanizması.

Aralık 2025 protestolarının tetikleyicisi bunun iyi bir örneğidir. Bütçe, işçilerin sosyal güvenlik primlerini artırıyordu; ama vergi sisteminin adaletsizliğine, düz vergiye dokunmuyordu. Halk "yolsuzluğa hayır" diye sokağa çıktı; oysa asıl talep, yükü kimin taşıyacağı sorusuydu.


Bölüm VI: Avrupa'nın Yedek İşgücü Deposu

Ucuz emek, iki yönde

Marx, Kapital'de kapitalist birikimin bir "yedek sanayi ordusu"na, yani istendiğinde üretime çekilip istenmediğinde dışarı atılabilen bir işsiz ve yarı işsiz kitleye ihtiyaç duyduğunu anlatır. Bu ordu ücretleri baskılar, çalışanları disipline eder. TÜİK verileri üzerine yazdığımız yazıda Türkiye için bu mekanizmayı tartışmıştık. Bulgaristan ise bu mekanizmanın AB ölçeğinde nasıl işlediğinin ders kitabı örneğidir.

Bulgar emeği Batı sermayesine iki yoldan hizmet eder:

Birincisi, göç eden emek. 2007'den bu yana yüz binlerce Bulgar, Almanya'da inşaat ve et endüstrisinde, İspanya ve Yunanistan'da tarlada, İngiltere'de depolarda, İtalya ve Avusturya'da yaşlı bakımında, Avrupa yollarında tır şoförü olarak çalışıyor. Bunların önemli bir bölümü "görevlendirilmiş işçi" (posted worker) statüsünde, yani Bulgar sosyal güvenlik primiyle Batı'da çalışıyor. Bu, Batılı işverene ucuz emek, Bulgar devletine boşalan köyler ve yaşlanan bir nüfus demek. Romanlar ise bu zincirin en alt halkasında, hem kendi ülkelerinde hem göç ettikleri ülkelerde ırkçılıkla birleşmiş bir aşırı sömürüyle karşı karşıya.

İkincisi, yerinde sömürülen emek. Alman otomotiv yan sanayi, kablo demeti ve elektronik fabrikaları, yazılım ve çağrı merkezi taşeronları, AB'nin en düşük ücretleri nedeniyle Bulgaristan'a yerleşti. Sofya'nın bilişim sektörü, Batılı şirketlere Batı'dakinin çok altında ücretlerle yazılım üretiyor. Bu, "dış kaynak" denilen şeyin sınıfsal içeriğidir.

Rakamlarla Bulgaristan
GöstergeDeğer
Nüfus (31 Aralık 2025)6.423.207 (NSI verisi)
1980'lerin ortasında nüfusyaklaşık 9 milyon
2026 asgari ücretbrüt 620 avro, net 467 avro — AB'nin en düşüğü (BNR)
Asgari ücretin ortalama ücrete oranıyaklaşık yüzde 40 — AB'de en düşük oran (KNSB / Eurostat)
Gelir ve kurumlar vergisidüz yüzde 10
2025'te verilen üçüncü ülke işçisi çalışma izni24.642 (çoğu mevsimlik; Özbekistan, Kırgızistan, Türkiye) (BTA)
2026 bütçe açığı hedefiGSYH'nin yüzde 5,7'si; AB tahmini yüzde 4,1
Zincirin yeni halkası: Bulgaristan da "yedek" ithal ediyor

Burada çarpıcı bir diyalektik var. Kendi gençlerini Batı'ya gönderen Bulgaristan, şimdi kendi otellerinde, tarlalarında ve şantiyelerinde Orta Asya'dan, Türkiye'den, Kuzey Makedonya'dan, Hindistan'dan, Nepal'den getirdiği işçileri çalıştırıyor. 2025'te verilen 24.642 çalışma izninin 19 binden fazlası 90 güne kadar mevsimlik işti. Zincir şöyle işliyor: Almanya Bulgar'ı, Bulgaristan Özbek'i ve Kırgız'ı çalıştırıyor; her halkada ücret bir basamak aşağı iniyor, haklar bir basamak daralıyor.

Bu, AB'nin "merkez-çevre" yapısının bugünkü biçimidir. BRICS yazımızda emperyalist sistemin tek kutuplu değil, hiyerarşik ve çok katmanlı olduğunu söylemiştik. Bulgaristan, bu hiyerarşide hem sömürülen hem de bir alt katmanı sömüren bir yarı çevre ülkesidir.

Avro: kime yaradı?

Avroya geçiş, Bulgar sermayesinin ve bankacılık sektörünün (ki büyük ölçüde Batılı bankaların elindedir) uzun süredir istediği bir adımdı: kur riski sıfırlandı, sermaye akışı kolaylaştı. İşçiler içinse ilk yıl fiyat artışları, özellikle akaryakıt ve gıdada ciddi pahalılık demek oldu. Ardından gelen aşırı açık prosedürü, kamu harcama artışına 2026 için yüzde 4,2 tavan koydu. Bunun anlamı bellidir: kamu çalışanlarının ücret artışları, emekli aylıkları ve sosyal harcamalar baskı altına girecek.

Radev hükümeti, Brüksel'le Moskova arasında denge kuran, sol sözcüklerle konuşan bir yönetim olarak sunuluyor. Ama düz vergiye dokunmuyor, para kurulunun mirasını sorgulamıyor, avro disiplinini kabul ediyor. Yani dış politikada farklı bir ton, iç politikada aynı sınıf düzeni.


Bölüm VII: Bugünün Sosyalist Hareketi — Bir Mirasın Dağılması

BSP'nin çöküşü

BSP, 1990'dan bu yana Bulgaristan'ın tek kitlesel üyelikli partisiydi. Ama bu parti, iktidarda olduğu her dönemde neoliberal programın uygulayıcısı oldu: AB üyeliğini o yönetti, düz vergiyi 2008'de BSP'nin başında olduğu hükümet getirdi. Kornelia Ninova döneminde (2016-2024) parti, "geleneksel Bulgar değerleri"ni "toplumsal cinsiyet ideolojisi"ne karşı savunan, milliyetçi ve muhafazakar bir söyleme kaydı (Jacobin).

Sonuç: Nisan 2026'da yüzde 2,97 ve meclis dışı. Parti, Radev'in yeni partisine seçmeninin büyük bölümünü kaptırdı. Yeni lider Krum Zarkov, partiyi yeniden sola çekme iddiasında; 1 Ağustos 2026'daki 135. kuruluş yıldönümü konuşmasında bu yönelimi dile getirdi. Ama BSP'nin bugünkü krizi bir liderlik krizi değil; işçi sınıfının partisi olma iddiasını otuz yıl boyunca neoliberalizmle takas etmiş bir aygıtın krizidir. Yotova'yı desteklemek, BSP'nin Radev'in gölgesinde var olmaya razı olduğunu da gösteriyor.

Radev: Sol popülizm mi, düzenin yeni yüzü mü?

İlerici Bulgaristan'ın yüzde 44'lük zaferi, sınıf siyasetinin boşluğunun bir dışavurumudur. Radev, eski bir hava kuvvetleri komutanı olarak, yolsuzluk karşıtı, Rusya ile diyaloğa açık, "egemenlikçi" bir dil kurdu. Bu dil, işçilerin öfkesini topladı ama onu mülkiyet sorusuna değil, "dürüst yönetim" vaadine yönlendirdi. Bulgaristan'da da Dimitrov'un uyardığı mekanizma işliyor: sınıf öfkesi, sınıf örgütü yoksa "dürüst lider"e, "egemen ulus"a ya da en kötü haliyle Vazrajdane'nin açık gericiliğine akıyor. Vazrajdane'nin cumhurbaşkanlığı ilk turunda yüzde 12,7 alması bunun uyarısıdır.

Sendikalar ve sokak

Bulgaristan'da iki büyük sendika konfederasyonu var: Bulgaristan Bağımsız Sendikalar Konfederasyonu (KNSB) ve Podkrepa. KNSB, asgari ücretin ortalama ücretin yüzde 50'sine çıkarılması için AB'nin asgari ücret direktifini kullanarak mücadele ediyor. Kömür bölgelerinde, özellikle Maritsa Doğu havzasında, madenciler ve enerji işçileri "yeşil geçiş" adına işsiz bırakılmaya karşı defalarca yolları kesti. Öğretmenler, sağlık çalışanları, ulaşım işçileri düzenli olarak grevle ücret artışı kopardı.

Aralık 2025, Bulgar halkının hala sokağa çıkabildiğini, bir hükümeti haftalar içinde düşürebildiğini gösterdi. Ama aynı protestolar, sınıfsal bir program ve kalıcı bir örgütlenme olmadan, enerjilerini bir sonraki seçimde bir "kurtarıcı"ya devretti.

Küçük komünist partiler ve yeni sol

BSP'nin dışında, kendini komünist geleneğe bağlayan küçük partiler ve gruplar var; bunların seçimlerde etkisi çok sınırlı. Ayrıca Sofya'da genç kuşaktan, sosyalist feminist, ekolojist ve kiracı hareketlerinde örgütlenen küçük ama canlı bir yeni sol oluşuyor. Bu yeni solun güçlü yanı ahlaki temizliği, zayıf yanı ise işyerleriyle, sendikalarla ve göçmen işçilerle henüz kurulamamış bağdır.

Bulgaristan'da sosyalist hareketin durumu: bir karşılaştırma
Geçmişin mirasıBugünün durumu
1891'de kurulan, Balkanların en köklü işçi partisi geleneğiMirasçı olduğunu söyleyen parti meclis dışında, yüzde 3'ün altında
Dimitrov'un antifaşist halk cephesi stratejisiGericiliğe karşı birleşik bir işçi cephesi yok; öfke ya Radev'e ya Vazrajdane'ye akıyor
Sanayileşme, tam istihdam, ücretsiz sağlık ve eğitimAB'nin en düşük asgari ücreti, en hızlı küçülen nüfuslarından biri
Kadınların toplu olarak üretime ve bilime katılımıİlk kadın cumhurbaşkanı; ama Batı'da bakım işinde çalışan yüz binlerce Bulgar kadın
Enternasyonalizm (kağıt üzerinde) ve 1980'lerdeki ağır milliyetçi sapmaGöçmen işçilere karşı kayıtsızlık; Türk azınlığın partisi DPS'nin oligarşik bir aygıta dönüşmesi
Planlı ekonomi ve kamu mülkiyetiDüz vergi, para kurulu mirası, avro disiplini, aşırı açık prosedürü

Bölüm VIII: Sınıfsal Değerlendirme — Üç Soru

Bilgi Müşterekleri'nin üç sorusunu Bulgaristan'a soralım.

Kimin elinde? Bulgaristan'ın üretim araçları 1990'larda yağmalandı; bugün bankacılık büyük ölçüde Batılı bankaların, sanayinin önemli bölümü Batılı şirketlerin taşeronlarının, enerji ve medya yerli oligarşinin elinde. Seçilen cumhurbaşkanı bu mülkiyet yapısına dair tek bir cümle kurmadı.

Kimin denetiminde? Para politikası 1997'den beri Bulgaristan'ın elinde değil; şimdi Frankfurt'ta. Bütçe Brüksel'in aşırı açık prosedürü altında. Dış politika NATO çerçevesinde. Yani Bulgar seçmeninin sandıkla etkileyebildiği alan, son derece daralmış bir alandır. Yüzde 77'lik sessizlik, bu daralmanın sezgisel bir kavrayışı olarak da okunabilir.

Kimin yararına? AB üyeliğinden en çok yararlananlar Batılı sermaye (ucuz emek, ucuz vergi, yeni pazar), yerli oligarşi (AB fonları) ve göç ederek bireysel olarak kurtulabilen vasıflı kesimler oldu. Bedeli ödeyenler ise köyde kalan yaşlılar, düşük ücretli sanayi işçileri, Romanlar ve şimdi zincirin en altına eklenen Orta Asyalı mevsimlik işçiler.

Yotova'nın zaferi, "Rusya dostu" ya da "Avrupa yanlısı" ekseninde okunduğunda büyük bir dönüm noktası gibi görünür. Sınıf ekseninde okunduğunda ise aynı düzenin içinde bir ton değişikliğidir. Bunu söylemek, Bulgar halkının Ukrayna savaşına sürüklenmek istememesini küçümsemek değildir; tersine, barış talebinin gerçek bir karşılığı vardır. Ama barış talebini Moskova'daki başka bir sermaye bloğunun çıkarlarıyla karıştırmamak, iki sermaye bloğundan birini seçmemek gerekir.


Bölüm IX: Türkiye'den Bakınca

Bulgaristan bizim için uzak bir ülke değil. Bulgaristan'dan Türkiye'ye 1950'lerden 1989'a, oradan 1990'lara uzanan göç dalgaları milyonlarca insanın hayatını şekillendirdi; Bursa'da, İzmir'de, İstanbul'da göçmen mahalleleri bu tarihin canlı tanıklarıdır. Bugün ise ok ters yöne de dönüyor: Türkiyeli işçiler Bulgaristan'da mevsimlik ve kısa süreli çalışma izinlerinin önde gelen sahipleri arasında.

Bulgaristan ayrıca Türkiye'deki "AB'ye girersek her şey düzelir" ve "Avrupa'ya karşı Avrasya" ikiliğinin ikisini birden çürüten bir örnektir. AB'ye girmek ücretleri Avrupa düzeyine çıkarmadı; Rusya'yla yakınlaşmak da mülkiyet ilişkilerini değiştirmiyor. İki yol da sermayenin yolu olduğu sürece, işçi için değişen yalnızca efendinin dilidir.


Somut Görevler

  1. Dimitrov'u okumak ve okutmak: Yedinci Kongre raporu, faşizmin bugünkü biçimlerini (tekno-faşizm, otoriter popülizm) anlamak için hala en iyi başlangıç metinlerinden biri. Okuma gruplarında Leipzig savunmasıyla birlikte ele alınmalı.
  2. Göç eden emekle dayanışma: Bulgaristan'dan Batı'ya, Orta Asya'dan Bulgaristan'a, Türkiye'den Bulgaristan'a uzanan göç zincirini bir sınıf zinciri olarak görmek; sendikaların sınır ötesi iş birliğini (görevlendirilmiş işçiler, tır şoförleri, mevsimlik tarım işçileri) savunmak.
  3. Tarihle hesaplaşmak: 1984-89 zorla asimilasyon politikasını sosyalizm adına işlenmiş bir suç olarak açıkça teşhir etmek; bunu yapmadan sosyalizmin kazanımlarını savunmanın inandırıcı olamayacağını kabul etmek.
  4. "Yolsuzluk" söylemini sınıf diline çevirmek: Bulgaristan'da da Türkiye'de de yolsuzluk bir ahlak sorunu değil, bir birikim mekanizmasıdır. Protestolarda "kim ödeyecek" sorusunu öne çıkarmak.
  5. Balkan solunun iletişimi: Sırbistan'daki öğrenci hareketi, Bulgaristan'daki sokak dalgaları, Yunanistan'daki grevler, Türkiye'deki direnişler birbirinden habersiz. Balkan işçi ve gençlik hareketleri arasında düzenli bilgi paylaşımı, çeviri ve buluşmalar örgütlemek.
  6. Seçim dışı siyasetin örgütlenmesi: Yüzde 77'lik sessizliği "apolitiklik" diye geçiştirmek yerine, sandığın temsil etmediği bu kitleyi işyerinde, mahallede ve dijital alanda örgütleyecek biçimler üzerine düşünmek.

Sevgili Genç Yoldaşlar

Leipzig'de sanık sandalyesinde oturan Dimitrov'un elinde ne bir ordu ne bir devlet vardı. Elinde yalnızca bilinç, cesaret ve arkasındaki örgütlü bir dünya hareketi vardı; bu kadarı, Hitler'in ilk büyük propaganda gösterisini bozmaya yetti.

Bugün Bulgaristan'da ilk kez bir kadın cumhurbaşkanı seçildi; bu küçümsenecek bir şey değil. Ama asıl hikaye, sandığa gitmeyen yüzde 77'de, Batı Avrupa'nın yollarında ve bakımevlerinde çalışan Bulgar işçilerinde, Bulgar tarlalarında çalışan Özbek ve Kırgız mevsimlik işçilerde ve meclis dışında kalan bir sol geleneğin enkazında saklı. Bulgaristan bize kaybedilen sosyalizmin yerine özgür bir toplumun değil, örgütsüzleştirilmiş bir emek pazarının kurulduğunu gösteriyor.

Dimitrov'un 1935'te söylediği şey bugün de doğru: İşçi sınıfının bölünmüşlüğü gericiliğin en büyük müttefikidir. Bunun tersi de doğru: Örgütlü ve birleşik bir sınıf, en güçlü devlet aygıtının bile propagandasını bozabilir. Geçmişimizle büyük bir olgunlukla hesaplaşarak, kazanımlarımızı unutmadan, hatalarımızdan öğrenerek daha güzel bir dünyayı birlikte kuracağız.


Kaynaklar

Seçim ve güncel durum

Emek ve nüfus

Klasik metinler

  • Georgi Dimitrov, Faşizme Karşı Birleşik Cephe (Komintern VII. Kongresi raporu, 1935)
  • Georgi Dimitrov, Leipzig Davası: Savunma ve Konuşmalar (1933)
  • Karl Marx, Kapital, Cilt I, 23. Bölüm: "Kapitalist Birikimin Genel Yasası"
  • V. I. Lenin, Devlet ve İhtilal (1917)

Bilgi Müşterekleri'nden ilgili yazılar


Bu yazı Bilgi Müşterekleri'nin canlı belgelerindendir; CC BY-SA 4.0 lisansıyla paylaşılır. Kaynak göstererek çoğaltabilir, değiştirebilir, paylaşabilirsiniz. Canlı belgedir; yeni gelişmelerle güncellenecektir.

İlgili Başlıklar

Haber Bülteni Aboneliği