Bilgi Müşterekleri
AnasayfaKonularDizilerKılavuzlarPopüler İçeriklerHakkımızdaİletişim

Cumhuriyet Neden Bir Burjuva Devrimidir?

Emre Kongar'ın "Milli Demokratik Devrim" Tezine Saygılı Bir Sınıf Yanıtı

19 dk okumaYazar: Oğuz Demirkapı
Cumhuriyet Neden Bir Burjuva Devrimidir?
Sevgili Genç Yoldaşlar

Emre Kongar, 3 Kasım'da Cumhuriyet gazetesindeki dizisinin dördüncü yazısını "'Cumhuriyet', 'milli demokratik devrim'dir (4)" başlığıyla yayımladı ve aynı gün X'te şu özetle paylaştı: "Cumhuriyet bir 'burjuva devrimi' değildir... Cumhuriyet bir 'milli demokratik devrim'dir."

Gerekçesi kısaca şu: Burjuva devrimi, olgun bir kapitalist sınıfın feodal düzeni yıkıp kendi iktidarını kurmasıdır. Osmanlı'da ve Türkiye'de böyle bir sınıf yoktu. Ekonomi yabancı sermayeye ve komprador unsurlara bağlıydı. Kurtuluş Savaşı'nı İttihatçı gelenekten gelen asker-sivil bürokrasi halkın desteğiyle yürüttü. Bu, sınıfsal bir hesaplaşma değil, milli bir kurtuluş mücadelesiydi.

Bu yazıda bu teze neden katılmadığımızı anlatacağız. Bunu yaparken önce kavramları tek tek açacağız, çünkü tartışmanın büyük kısmı kavramların ne anlama geldiğinin karışmasından doğuyor. Sonra Türkiye örneğine, tarihleri ve yasalarıyla bakacağız.

Ama önce bir saygı borcu.


Önce Saygı

Emre Kongar bu ülkede sosyolojiyi kürsüden çıkarıp halka anlatan az sayıdaki insandan biridir. "Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği" ve "Türkiye'nin Toplumsal Yapısı" gibi çalışmalarıyla kuşaklara toplumu bir yapı olarak düşünmeyi öğretti. Yıllardır laikliği, bilimi ve aydınlanmayı, bedel ödemekten çekinmeden, gericiliğin en yüksek sesle konuştuğu dönemlerde savundu. Seksenini aşmış bir yaşta hala yazması, tartışması, gençlerle X'te bile uğraşması başlı başına bir yurttaşlık örneğidir.

Biz de tam bu yüzden onunla ciddi biçimde tartışıyoruz. Önemsemediğimiz bir yazarın tezini yanıtlamazdık. Eleştirimiz kişiye değil, tezin dayandığı sınıf vizyonunadır. Ve bu vizyonun, bugün Cumhuriyeti savunmak isteyen herkesi yanlış bir yere götürdüğünü düşünüyoruz.


Kısa Özet: On Tez

  1. Burjuva devrimi, burjuvazinin elle yaptığı devrim değil, kapitalizmin yolunu açan devrimdir. Ölçüt, kimin önderlik ettiği değil, hangi üretim ilişkilerinin önünü açtığıdır.
  2. "Olgun burjuvazi" şartı tarihte neredeyse hiçbir burjuva devriminde yoktur. 1789 Fransa'sında bile sahnede sanayiciler değil, avukatlar, gazeteciler, küçük memurlar vardı.
  3. Burjuvazisi zayıf ülkelerde burjuva devrimini ordu ve bürokrasi "yukarıdan" yapar. Prusya (Bismarck), Japonya (Meiji 1868) ve İtalya (Risorgimento) bunun klasik örnekleridir. Türkiye bu ailenin üyesidir.
  4. "Milli demokratik devrim" burjuva devriminin karşıtı değil, bir türüdür. Marksist literatürde içeriği burjuva demokratiktir. Farkı, önderliği hangi sınıfın aldığı ve devrimin nereye yöneldiğidir.
  5. Kongar'ın kendi kanıtı tezi çürütüyor. Lenin'in "Bolşevik değil, antiemperyalist milliyetçi" demesi, Lenin'in diliyle "burjuva demokratik ulusal kurtuluş hareketi" demektir.
  6. Türkiye'de burjuvazi devrimden önce olgun değildi, ama devlet onu bilinçli olarak yarattı. 1908'den 1950'ye uzanan "milli iktisat" ve "milli burjuvazi" projesi bunun belgesidir.
  7. Bu yaratımın en karanlık sayfası mülk transferidir. 1915'te Ermenilerin, 1923 mübadelesiyle Rumların mülkleri ve 1942'de Varlık Vergisi ile gayrimüslim sermaye Müslüman-Türk burjuvazisine aktarıldı.
  8. Devrimin işçiye ve köylüye yaklaşımı sınıf karakterini ele verir. 1909'da grev yasası, 1925'te işçi basınının kapatılması, 1936'da grev yasağı, 1936'da 141-142. maddeler, 1938'de sınıf esaslı dernek yasağı.
  9. "Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış kitle" söylemi sınıfların yokluğunun değil, sınıf mücadelesinin yasaklanmasının ideolojisidir.
  10. Cumhuriyetin kazanımlarını savunmak için onu sınıfsız göstermek gerekmez. Tersine, kazanımları gerçekten korumak ve ileri taşımak ancak onun sınırlarını görmekle mümkündür.

Şimdi ayrıntıya geçelim.


Kavramları Açalım

Tartışmanın kaynağı büyük ölçüde kavram karışıklığıdır. Aşağıdaki kavramları sırayla, sade biçimde açıyoruz.

Devrim

Marksist anlamda devrim, bir hükümetin ya da rejimin değişmesi değil, devlet iktidarının bir sınıftan başka bir sınıfa (ya da sınıf ittifakına) geçmesi ve bunun sonucunda üretim ilişkilerinin önünün açılması ya da değişmesidir. Marx'ın "Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı" önsözündeki ünlü formül şudur: Üretici güçler belli bir gelişme aşamasında mevcut üretim ilişkileriyle çatışır, bu ilişkiler üretici güçlerin gelişme biçimi olmaktan çıkıp onların prangası haline gelir, "o zaman bir toplumsal devrim çağı başlar."

Yani devrimi tanımlayan şey bayrak, marş ya da önder değil, hangi mülkiyet ve emek ilişkisinin hakim olacağı sorusudur. Şevki Kılıç'ın Kongar'ın paylaşımı altına sorduğu soru da tam budur: "Devrim kavramı, sizin için üretim üzerinde ne gibi değişiklikler yaratır?"

Burjuva Devrimi

Burjuva devrimi, kapitalizm öncesi üretim ilişkilerini (feodal, haraççı, ya da Osmanlı örneğinde olduğu gibi devlet-toprak düzenine dayalı yapıları) ve onların siyasal üstyapısını (mutlak monarşi, saltanat, dinsel meşruiyet, zümre ayrıcalıkları) yıkarak sermaye birikiminin önündeki engelleri kaldıran devrimdir.

Tipik görevleri şunlardır:

  • Ulusal pazarın birleştirilmesi (iç gümrüklerin, zümre ayrıcalıklarının kaldırılması, ortak para, ölçü, hukuk)
  • Toprakta ve sermayede özel mülkiyetin güvenceye alınması
  • Hukuk önünde eşit ve "özgür" yurttaşın yaratılması, yani emeğini satabilecek özgür işçinin hukuki zemini
  • Dinin devlet işlerinden ayrılması, laik hukuk ve laik eğitim
  • Ulus-devletin kurulması, dil ve kültür birliğinin sağlanması
  • Siyasal iktidarın saltanattan/hanedandan alınıp "ulus" adına, fiilen mülk sahibi sınıflar adına kullanılması

Kongar'ın tanımı ("olgun bir kapitalist sınıfın feodal düzeni yıkıp kendi iktidarını kurduğu süreç") bu kavramın yalnızca bir özel durumunu, üstelik tarihte çok nadir görülen bir özel durumunu tanım yerine koyuyor.

Tarihçi Neil Davidson'ın "How Revolutionary Were the Bourgeois Revolutions?" (2012) kitabında ayrıntılı gösterdiği gibi, Marksist gelenekte burjuva devrimi sonuçlarıyla tanımlanır, önderlik eden kadronun sınıf kökeniyle değil. 1640 İngiltere'sinde Cromwell'in ordusu, 1789 Fransa'sında Jakoben avukatlar, 1868 Japonya'sında samuraylar, 1860'ların Almanya'sında Prusya toprak aristokrasisi (Junkerler) bu devrimleri yaptı. Hiçbiri "olgun sanayi burjuvazisi" değildi.

Aşağıdan ve Yukarıdan Burjuva Devrimi

Lenin, 1907'de "Birinci Rus Devriminde Sosyal Demokrasinin Tarım Programı"nda kapitalizme geçişin iki yolunu ayırır:

  • Amerikan yolu (aşağıdan): Eski toprak ağalığı devrimle tasfiye edilir, toprak köylüye geçer, kapitalizm özgür çiftçiler içinden gelişir. Demokratik içerik geniştir.
  • Prusya yolu (yukarıdan): Eski toprak sahipleri ve bürokrasi yerinde kalır, kendisi yavaş yavaş kapitalistleşir. Köylü mülksüzleşerek işçiye dönüşür. Demokratik içerik dardır, otoriter devlet güçlüdür.

Engels de Bismarck'ın Almanya'yı birleştirmesini "yukarıdan devrim" olarak niteler. Gramsci ise İtalyan birliği (Risorgimento) için "pasif devrim" kavramını kullanır: Halk kitlelerinin etkin katılımı olmadan, hatta onların hareketi engellenerek, yönetici kadroların yürüttüğü ve sonunda burjuva düzeni kuran dönüşüm.

Türkiye'yi anlamak için anahtar kavram budur. Burjuvazisi zayıf bir ülkede burjuva devriminin görevlerini asker-sivil bürokrasi üstlenmiştir. Bu, devrimin burjuva olmadığını değil, Prusya-Meiji tipi bir burjuva devrimi olduğunu gösterir.

Ulusal Kurtuluş Savaşı

Ulusal kurtuluş savaşı, emperyalist işgale ya da sömürge yönetimine karşı bir ulusun bağımsızlık mücadelesidir. Bu bir görevi anlatır, devrimin sınıf karakterini değil. Aynı görevi farklı sınıflar farklı yönlerde üstlenebilir:

  • Cezayir'de FLN, Hindistan'da Kongre Partisi ulusal kurtuluşu yerli burjuvazi ve küçük burjuvazi önderliğinde yaptı, sonuç kapitalist devletler oldu.
  • Vietnam'da ve Çin'de aynı görev işçi-köylü ittifakı önderliğinde yapıldı ve sosyalist dönüşüme açıldı.

Dolayısıyla "Kurtuluş Savaşı milli bir mücadeleydi" cümlesi doğrudur, ama "o halde burjuva devrimi değildi" sonucu bu cümleden çıkmaz. Soru, ulusal kurtuluşun hangi sınıfın önderliğinde ve hangi mülkiyet düzenine doğru yapıldığıdır.

Milli Demokratik Devrim

İşte kavram karışıklığının asıl düğümü burada. "Milli demokratik devrim" Kongar'ın sandığı gibi burjuva devrimine alternatif bir kavram değildir. Marksist teorinin kendi kavramıdır ve kökeni de Sovyet ve Komintern literatürüdür:

  • Lenin, 1905'teki "Demokratik Devrimde Sosyal Demokrasinin İki Taktiği"nde demokratik devrimi açıkça "içeriği bakımından burjuva devrim" olarak tanımlar. Sorun, bu devrime burjuvazinin mi yoksa işçi-köylü ittifakının mı önderlik edeceğidir.
  • Komintern'in 1920'deki II. Kongresi, sömürge ve yarı sömürge ülkelerdeki ulusal hareketleri "burjuva demokratik" ya da "ulusal devrimci" hareketler olarak ele alır ve bunlarla geçici ittifakı, bağımsız işçi örgütünü koruma şartıyla savunur.
  • Mao, 1940'taki "Yeni Demokrasi Üzerine"de yeni demokratik devrimi "karakteri bakımından burjuva demokratik, ama proletaryanın önderliğinde" bir devrim olarak tanımlar.
  • 1960'taki Moskova toplantısından sonra Sovyet literatüründe "ulusal demokrasi" ve "kapitalist olmayan yol" kavramları öne çıkar.
  • Türkiye'de bu kavramı 1960'ların sonunda Mihri Belli'nin önderliğindeki MDD hareketi kullandı ve Kemalist devrimi "yarım kalmış bir milli demokratik devrim" olarak, tamamlanması gereken bir süreç olarak gördü. Doğan Avcıoğlu'nun "Türkiye'nin Düzeni" de bu çizgiye yakındı.

Kongar'ın yazısının sonundaki "milli demokratik devrimin tamamlanması gerekir" vurgusu bu geleneğin doğrudan yankısıdır. İronik olan şu: Kongar "burjuva devrimi" yorumunu Sovyet resmi görüşüne bağlıyor, ama kendi önerdiği "milli demokratik devrim" kavramı da Sovyet ve Komintern sözlüğünden geliyor.

Daha önemlisi: Kavramın Marksist anlamında bir milli demokratik devrimin ayırt edici özelliği işçi ve köylü kitlelerinin önderlikte ya da en azından örgütlü ve bağımsız bir güç olarak yer almasıdır. Toprak sorununun köklü çözümü, emekçilerin örgütlenme özgürlüğü, emperyalizmle birlikte yerli büyük mülkiyetin de sınırlanması bu devrimin olmazsa olmazlarıdır. Türkiye'nin 1919-1938 tarihinde bunların hiçbiri yoktur. Tersine, hepsinin önü bilinçli olarak kapatılmıştır.

Milli Burjuvazi ve Komprador Burjuvazi

Komprador burjuvazi, yabancı sermayenin aracısı olarak zenginleşen, onun pazarını ve ticaretini yürüten yerli sermayedir. Osmanlı'nın son yüzyılında bu kesim ağırlıklı olarak Rum, Ermeni, Yahudi ve Levanten tüccarlardan oluşuyordu.

Milli burjuvazi, kendi ulusal pazarını korumak, kendi sanayisini kurmak isteyen ve bu yüzden emperyalizmle belli ölçüde çelişen yerli sermayedir.

Kongar'ın "güçlü bir milli burjuvazi oluşmamıştı" saptaması doğrudur. Ama burada tarihin akışı tersine okunuyor: Türkiye'de milli burjuvazi devrimin öznesi değil, devrimin ürünüdür. Devlet, burjuvazisi olmayan bir burjuva düzeni kurdu ve sonra bu düzene burjuvazi yetiştirdi. Bu, sınıfın yokluğu değil, sınıfın devlet eliyle doğumudur.

Bonapartizm ve Bürokrasinin "Sınıflar Üstü" Görüntüsü

Marx, "Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i"nde sınıflar arasında bir denge ya da zayıflık olduğunda devletin ve bürokrasinin "sınıflar üstü" bir güç gibi göründüğünü anlatır. Ama bu görüntü yanıltıcıdır: Bonapart devleti de sonunda burjuva mülkiyetini korur ve geliştirir.

Türkiye'deki asker-sivil bürokrasi de böyle "sınıflar üstü" görünür. Kongar'ın tezinin gücü bu görüntüden gelir. Oysa bu bürokrasinin kurduğu her kurum, çıkardığı her yasa, özel mülkiyeti ve yerli sermaye birikimini güvenceye almıştır. Bürokrasinin bir sınıf adına hareket etmesi için o sınıftan gelmesi gerekmez. Onun mülkiyet düzenini kurması yeter.


Kavramları Karşılaştıralım

ÖlçütKlasik (aşağıdan) burjuva devrimiYukarıdan burjuva devrimi (Prusya / Meiji / Türkiye)Marksist anlamda milli demokratik devrimKongar'ın kullandığı "milli demokratik devrim"
Örnekİngiltere 1640, Fransa 1789Almanya 1860-1871, Japonya 1868, İtalya RisorgimentoÇin 1949 öncesi süreç, VietnamTürkiye 1919-1938
Önderlik eden güçBurjuvazi ve onun radikal kanadı, kitlelerin etkin katılımıOrdu, bürokrasi, eski toprak sahiplerinin bir kesimiİşçi-köylü ittifakı, proletarya önderliğiAsker-sivil aydın kadro
Kitlelerin rolüSokakta, barikatta, köyde etkinAsker olarak seferber, siyaseten pasifÖrgütlü ve iktidarda ortakDestekleyici, örgütsüz
Toprak sorunuFeodal mülkiyet tasfiye edilirBüyük toprak sahipleri korunur, yavaş kapitalistleşirKöklü toprak reformu, toprak köylüyeAşar kaldırıldı, büyük mülkiyete dokunulmadı
Emekçilerin örgütlenmesiKısıtlı ama mücadeleyle genişlerBaskılanırTemel ilkeGrev ve sınıf esaslı örgüt yasaklandı
Mülkiyet düzeniÖzel kapitalist mülkiyetÖzel kapitalist mülkiyet, devlet kollamasıylaBüyük sermaye sınırlanır, sosyalizme geçişe açıkÖzel mülkiyet, devletçilikle desteklenen yerli sermaye
Sınıf karakteriBurjuvaBurjuvaİçeriği burjuva demokratik, yönü sosyalizmKongar'a göre "sınıflar üstü", bize göre burjuva

Tablonun gösterdiği şey açık: Türkiye'nin 1919-1938 deneyimi, son sütunda Kongar'ın verdiği adı taşısa bile, nitelikleriyle ikinci sütuna oturuyor. Üçüncü sütunun olmazsa olmaz özellikleri (işçi-köylü önderliği, toprak reformu, emekçi örgütlenmesi) bu deneyimde yoktur.

İkinci bir karşılaştırma da burjuva devriminin tipik görevleriyle Türkiye'de yapılanlar arasında:

Burjuva devriminin göreviTürkiye'de karşılığı
Hanedan/saltanat iktidarının kaldırılması1922 saltanatın, 1924 hilafetin kaldırılması
Ulus-devlet ve ulusal egemenlik1920 TBMM, 1923 Cumhuriyet, Lozan
Ulusal pazarın birleştirilmesi ve korunması1926 Kabotaj Kanunu, 1929'da gümrük özerkliği, 1931 ölçü birliği
Özel mülkiyetin hukuki güvencesi1926 Medeni Kanun, 1924 Anayasası
Yerli sermayenin teşviki1924 İş Bankası, 1927 Teşvik-i Sanayi Kanunu
Laik hukuk ve laik eğitim1924 Tevhid-i Tedrisat, 1926 Medeni Kanun, 1937 laikliğin anayasaya girmesi
Eşit yurttaş (ve özgür işgücü)Hukuk önünde eşitlik, kadınlara 1934'te seçme-seçilme hakkı
Sermaye birikimi için devlet desteği1930'lar devletçiliği, Sümerbank (1933), Etibank (1935), Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı (1934)

Kongar'ın "milli demokratik devrim"in kanıtı olarak saydığı laik hukuk, laik eğitim, kadın hakları, saltanatın kaldırılması, bu tabloda görüldüğü gibi burjuva devriminin ders kitabı görevleridir. Bu kazanımlar büyüktür, gerçektir, savunulmalıdır. Ama sınıf karakterlerini değiştirmezler.


Türkiye Örneği: Burjuvazi Nasıl Yaratıldı?

Ön tarih: Osmanlı'da sermayenin yüzü
  1. yüzyılda Osmanlı, 1838 Balta Limanı Ticaret Antlaşması ile İngiliz sermayesine kapılarını açtı. 1858 Arazi Kanunnamesi toprakta özel mülkiyete giden yolu açtı. 1881'de Düyun-ı Umumiye ile maliyenin önemli bir kısmı yabancı alacaklıların denetimine geçti. Kapitülasyonlar yabancı tüccara ayrıcalık sağlıyordu.

Bu dönemde ticaret ve finans burjuvazisi ağırlıklı olarak gayrimüslim ve Levanten kesimlerden oluşuyordu. Kongar'ın "ekonomi yabancı sermayeye ve komprador unsurlara bağımlıydı" tespiti bu yüzden doğrudur. Ama hikaye burada bitmez, burada başlar.

1908: Burjuva devriminin ilk perdesi ve ilk grev yasası

1908 Meşrutiyet Devrimi, İttihat ve Terakki'nin önderliğinde gerçekleşti. Devrimin hemen ardından İstanbul'dan Selanik'e, demiryollarından tütün atölyelerine büyük bir grev dalgası yayıldı. Yeni iktidarın yanıtı 1909'da Tatil-i Eşgal Kanunu oldu: Kamu hizmetlerinde grev yasaklandı, sendikalaşma engellendi.

Bu, "sınıflar üstü" bürokrasinin ilk sınıf tercihidir. Daha birinci yılında, işçinin karşısında, mülkün yanındadır.

Milli İktisat: Bilinçli bir burjuvazi yaratma programı

Zafer Toprak'ın "Türkiye'de Milli İktisat 1908-1918" çalışmasında ayrıntılı gösterdiği gibi, İttihatçılar özellikle 1913'ten sonra açıkça "milli burjuvazi yaratma" programı uyguladı. 1913 Teşvik-i Sanayi Kanunu çıkarıldı, 1914'te kapitülasyonlar tek taraflı kaldırıldı, savaş yıllarında Müslüman-Türk tüccarlara tekel ve ayrıcalıklar tanındı, Anadolu'da onlarca "milli" anonim şirket ve banka kuruldu.

Bu program bir sınıf projesidir. Hedefi, ekonomiyi elinde tutan gayrimüslim burjuvaziyi tasfiye edip yerine Müslüman-Türk bir sermaye sınıfı koymaktır.

Mülk transferinin karanlık sayfası

Bu projenin en ağır ve en çok susulan yüzü şudur: 1915'te Ermenilerin tehciri ve imhasıyla geride kalan mülkler, "emval-i metruke" (terk edilmiş mallar) düzenlemeleriyle el değiştirdi. 1923 nüfus mübadelesiyle Rum nüfusun mülkleri de benzer bir yolla yeniden dağıtıldı. Çağlar Keyder ve Taner Akçam gibi araştırmacıların gösterdiği üzere, Anadolu'nun yeni Müslüman tüccar ve eşraf sınıfının bir bölümünün sermaye birikimi bu el değiştirmeye dayanır.

Bu süreç Cumhuriyet döneminde de sürdü. 1942'deki Varlık Vergisi, gayrimüslim tüccarlara Müslümanlara göre kat kat fazla vergi biçti. Ödeyemeyenlerin mülkleri satıldı, kendileri Aşkale'de çalışma kamplarına gönderildi. Satılan mülklerin önemli kısmı Müslüman-Türk sermayedarlara geçti.

Kongar'ın "olgun bir burjuvazi yoktu" cümlesi bu yüzden yarım bir cümledir. Tam hali şudur: Olgun bir Türk burjuvazisi yoktu ve devlet onu, başka halkların mülkünü de el değiştirerek, bilinçli biçimde yarattı. Bunu söylemek, Cumhuriyeti küçültmek değil, tarihle yüzleşmektir.

Kurtuluş Savaşı'nın sınıf bileşimi

Kurtuluş Savaşı'nın milli bir mücadele olduğu doğrudur. Ama bu mücadelenin örgütsel omurgası olan Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri ağırlıklı olarak yerel eşraf, tüccar, toprak sahipleri ve din adamlarından oluşuyordu. Asker köylüydü, ama söz eşrafındı.

Mustafa Kemal'in Aralov'a siperdeki askerleri gösterip "bunlar köylü, bunlarla Bolşevizm olmaz" dediği aktarılıyor. Kongar bunu tezinin kanıtı olarak kullanıyor. Oysa bu söz, önderliğin köylüyü bir siyasal özne olarak değil, bir seferberlik kitlesi olarak gördüğünü anlatır. Tam da yukarıdan burjuva devriminin mantığıdır bu.

Aynı dönemin başka bir gerçeği de var: Ocak 1921'de Mustafa Suphi ve on dört yoldaşı Karadeniz'de öldürüldü. 1920'de kurulan resmi "Türkiye Komünist Fırkası" deneyi bağımsız komünist hareketi denetim altına alma girişimiydi. Halk İştirakiyun Fırkası kapatıldı, yöneticileri yargılandı. Kurtuluş Savaşı yürürken bile, bağımsız bir işçi-köylü siyasetine yer bırakılmadı.

Lenin'in sözü neyi kanıtlıyor?

Kongar, Lenin'in Aralov'a "Mustafa Kemal ve arkadaşları Bolşevik değil, antiemperyalist milliyetçidir" dediğini aktarıyor. Bu doğrudur ve Lenin'in yaklaşımıyla tamamen uyumludur. Ama tam olarak Kongar'ın tezinin tersini söyler.

Lenin'in 1920'de Komintern II. Kongresi için yazdığı "Ulusal ve Sömürge Sorunu Üzerine Tezler"de bu tür hareketler, burjuva demokratik ulusal kurtuluş hareketleri olarak tanımlanır. Lenin bunlara, emperyalizme karşı oldukları ölçüde destek verilmesini, ama işçi hareketinin bağımsızlığının hiçbir koşulda feda edilmemesini ister. Yani Lenin'in "Bolşevik değiller, antiemperyalist milliyetçiler" sözü, "bu bir burjuva ulusal hareketidir, emperyalizme karşı olduğu için destekliyoruz" demektir. Sovyetler'in Ankara'ya altın ve silah yardımı da bu ilkeli ama koşullu desteğin ifadesidir.

1923 İzmir İktisat Kongresi: Sınıfların masada oturduğu yer

17 Şubat - 4 Mart 1923'te toplanan İzmir İktisat Kongresi, yeni devletin ekonomik yönünü belirledi. Kongreye delegeler çiftçi, tüccar, sanayici ve işçi grupları olarak katıldı. Bu, sınıfların varlığının devletin kendi eliyle tescilidir.

Kongre kararları özel mülkiyete, yerli sermayenin teşvikine ve yabancı sermayeye (ulusal çıkarlara aykırı olmamak kaydıyla) açık bir ekonomiye işaret etti. İşçi grubunun sendika hakkı, sekiz saatlik iş günü, sosyal güvenlik gibi talepleri ise büyük ölçüde rafa kaldırıldı.

Ertesi yıl, 1924'te, Türkiye İş Bankası Mustafa Kemal'in desteği ve Celal Bayar'ın yöneticiliğinde kuruldu. Banka, yeni burjuvazinin finans merkezi oldu.

Aşar, toprak ve köylü

1925'te aşar vergisinin kaldırılması köylü için gerçek bir rahatlamaydı. Ama toprak mülkiyetine dokunulmadı. Doğu ve Güneydoğu'daki büyük toprak ağalığı, Ege ve Çukurova'daki büyük çiftlik sahipliği korundu. Devletin gelir kaybı dolaylı vergilerle, yani yine geniş halk kesimlerinin sırtından kapatıldı.

Kongar "toprak reformu girişimleri"nden söz ediyor. Asıl girişim 1945 Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu'dur. Bu kanun Meclis'te büyük toprak sahibi milletvekillerinin direnişiyle karşılaştı. Adnan Menderes, Celal Bayar, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü'nün "Dörtlü Takrir"i ve ardından Demokrat Parti'nin kuruluşu bu tartışmanın içinden doğdu. Kanun sonunda büyük ölçüde işlevsiz kaldı, 1950'de fiilen rafa kalktı.

Bir burjuva devriminin toprak ağalığını tasfiye etmemesi, Lenin'in ayrımıyla, onun "Prusya yolu" olduğunun en açık işaretidir.

İşçiye kapanan kapılar

Cumhuriyetin işçi sınıfına yaklaşımını gösteren takvim, "sınıflar üstü devlet" iddiasının en güçlü yanıtıdır:

  • 1925: Takrir-i Sükun Kanunu ile Şeyh Said isyanı gerekçe gösterilerek muhalif basının yanında işçi ve sol yayınlar da (Aydınlık, Orak Çekiç) kapatıldı, TKP yöneticileri yargılandı.
  • 1936: İş Kanunu çıkarıldı, grev ve lokavt yasaklandı.
  • 1936: Türk Ceza Kanunu'na Mussolini İtalya'sının Rocco Kanunu'ndan alınan 141 ve 142. maddeler eklendi. "Bir sosyal sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakküm tesisi" amaçlı örgütlenme ve propaganda suç sayıldı. Bu maddeler 1991'e kadar yürürlükte kaldı.
  • 1938: Cemiyetler Kanunu ile sınıf esasına dayanan dernek kurmak yasaklandı.

Bir devlet sınıfların varlığını yasa metnine yazıp sonra o sınıflardan yalnızca birinin (işçinin) örgütlenmesini yasaklıyorsa, o devletin sınıf karakteri üzerine söylenecek fazla bir şey kalmaz.

Devletçilik: Sosyalizm mi, devlet kapitalizmi mi?

1929 Büyük Bunalımı'ndan sonra 1930'larda uygulanan devletçilik, kimi zaman "sosyalizme yakın" bir deneyim gibi sunulur. Sovyetler Birliği'nden 1932'de alınan kredi ve Sovyet planlama deneyiminin etkisi gerçektir. Ama devletçiliğin amacı CHP'nin kendi belgelerinde açıktır: Özel girişimin yetersiz kaldığı alanlarda devletin yatırım yapması.

Korkut Boratav'ın "Türkiye İktisat Tarihi"nde gösterdiği gibi, devletçilik özel sermayenin karşısında değil, arkasında durdu. Sümerbank'ın, Etibank'ın kurduğu fabrikalar ucuz girdi, altyapı ve eğitimli işgücü sağladı. 1950'den sonra bu birikimin önemli bölümü özel sermayeye devredildi. Devletçilik, Türkiye'de burjuvazinin kuluçka makinesi oldu.

"Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış kitle"

Cumhuriyetin kurucu ideolojisinin ünlü formülü "sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitle" idi. Kongar'ın tezi, bilerek ya da bilmeyerek, bu formülün akademik bir devamıdır.

Ama bu formül sınıfların yokluğunu betimlemez. Sınıf mücadelesinin meşru olmadığını ilan eder. İzmir'de sınıflara göre delege seçen, İş Bankası'yla burjuvazi kuran, grevi ve sınıf esaslı örgütü yasaklayan bir devletin "sınıfsız" söylemi, bir gerçeklik tespiti değil, bir hegemonya aracıdır. Bu söylem, tarih boyunca sermayenin "milli" çıkarını herkesin çıkarı gibi gösterdi, işçinin talebini ise "bölücülük" ve "sınıf kışkırtıcılığı" sayıp yasakladı.


Kongar'ın Tezinin Sınıfsal Zaafları

Kongar'ın tezini dört noktada sınıfsal açıdan zayıf buluyoruz.

Birincisi, tanım yanlışı. Burjuva devrimini "olgun burjuvazinin iktidarı alması" diye tanımlamak, tarihteki burjuva devrimlerinin büyük bölümünü dışarıda bırakır. Bu tanımla Meiji Japonya'sı da, Bismarck Almanya'sı da, hatta Jakoben Fransa'sı da burjuva devrimi sayılmaz. Bir tanım, açıklaması gereken örneklerin çoğunu dışarıda bırakıyorsa, sorun örneklerde değil tanımdadır.

İkincisi, özne ile sonucun karıştırılması. Kongar devrimin kim tarafından yapıldığına bakıyor (asker-sivil bürokrasi), ne kurduğuna bakmıyor (özel mülkiyete dayalı kapitalist ulus-devlet). Marksist yöntem tersini ister: Önce sonuca, yani üretim ilişkilerine bakılır.

Üçüncüsü, bürokrasinin sınıflar üstü sayılması. Bürokrasi bir sınıf değildir, ama sınıfsız da değildir. Toplumdaki hakim mülkiyet ilişkisini kurar, korur ve yeniden üretir. Türkiye'de asker-sivil bürokrasinin elitçi ve "halka rağmen halk için" yaklaşımı, onun burjuva karakterini gizlemez, tersine yukarıdan burjuva devriminin tipik bir özelliğidir.

Dördüncüsü ve belki en önemlisi, siyasal sonuçlar. "Cumhuriyet sınıflar üstüdür" fikri bugün de iki şeye yol açar:

  • Emekçilerin Cumhuriyeti savunurken kendi sınıf taleplerini askıya almasına. "Önce Cumhuriyet, sonra sınıf" mantığı, sermaye ile emeği aynı "ulusal cephe"ye yerleştirir.
  • Asker-sivil bürokrasiden ya da "aydın kadrolardan" bir kurtarıcı bekleme alışkanlığına. 27 Mayıs'tan 12 Mart'a, 12 Eylül'e kadar bu beklentinin bu topraklarda neye mal olduğunu 12 Eylül dosyamızda ayrıntılı anlattık.

Burada Kongar'a bir şeyi teslim etmeliyiz: O, bu tezi gericiliğe karşı Cumhuriyeti savunmak için ileri sürüyor. Ama Cumhuriyeti "sınıflar üstü" göstermek, onu savunacak asıl gücü, yani örgütlü emekçileri, sahnenin dışında bırakıyor. Cumhuriyetin kazanımlarını bugün aşındıranlar da tam olarak bu sınıf körlüğünden yararlanıyor: Aynı burjuvazinin bir kesimi dün laikliği savunduysa, bugün bir başka kesimi gericiliği sermaye birikiminin aracı olarak kullanıyor.


Peki Neden Önemli?

"Burjuva devrimi mi, milli demokratik devrim mi" tartışması akademik bir isim kavgası gibi görünebilir. Değildir. Bugün ne yapacağımızı doğrudan belirler.

Cumhuriyeti "sınıflar üstü milli demokratik devrim" saymakCumhuriyeti "yukarıdan burjuva devrimi" olarak görmek
Görev: Devrimi "tamamlamak", ama kim tamamlayacak belirsizGörev: Kazanımları emekçilerin örgütlü gücüyle savunmak ve aşmak
Özne: Aydın kadro, ilerici bürokrasi, "ulus"Özne: İşçi sınıfı ve emekçi halk
Laiklik ve aydınlanma, sınıf mücadelesinden bağımsız değerlerLaiklik ve aydınlanma, ancak sınıf mücadelesiyle korunabilecek kazanımlar
Gericilik, "Cumhuriyet düşmanlarının" ahlaki sapmasıGericilik, burjuvazinin bir kesiminin işine gelen hegemonya aracı
Sermayenin "milli" kanadıyla ittifak mümkün ve gerekliSermayenin hiçbir kanadı emekçinin kalıcı müttefiki değildir
Hedef: 1923'e dönüş, "yine Cumhuriyet"Hedef: Sınıfsız topluma giden yolda emekçilerin cumhuriyeti

Bu ayrımı daha önce farklı yazılarda tartışmıştık. Cumhuriyet Kimin? başlıklı temel bilgi kılavuzunda cumhuriyetin kendisini, Türkiye'de burjuvazinin kökenini ve kapitalizm-cumhuriyet ilişkisini anlattık. Ünsal Ünlü'nün Cumhuriyet Bayramı yayınına yanıt verdiğimiz Yine Cumhuriyet, Ama Kimin Cumhuriyeti? yazısında ise cumhuriyet ile demokrasi arasındaki farkı ve ahlaki açıklama yerine sınıfsal açıklamanın neden gerektiğini tartıştık. Hukukun sınıfsal yanını da Cumhuriyetin Hukuku Kimin Hukuku? yazısında ele almıştık. Kongar'ın tezi, bu üç yazıda ele aldığımız sorunların akademik bir formülasyonu olarak okunabilir.

Ekim Devrimi'nin aynı yıllarda dünyaya ve bu topraklara ne kattığını da Ekim Devrimi Dünyaya Ne Kazandırdı? yazısında anlatmıştık. Kurtuluş Savaşı'na verilen Sovyet desteğini doğru anlamak için o yazıya da göz atabilirsiniz.


Ne Yapmalı? Somut Görevler

  • Kavramla okumayı öğrenelim. Bir siyasal olayı değerlendirirken üç soruyu soralım: Kimin elinde? Kimin denetiminde? Kimin yararına? Cumhuriyete de bu soruları sormaktan çekinmeyelim.
  • Kazanımları savunalım, ama sınıfsız göstermeyelim. Laiklik, laik eğitim, kadın-erkek eşitliği, bilimsel düşünce bizim de kazanımlarımızdır. Onları korumanın yolu, sermayeyle değil emekçilerle ittifaktan geçer.
  • Susulan tarihle yüzleşelim. Milli burjuvazinin doğumunda 1915'in, mübadelenin ve Varlık Vergisi'nin yerini konuşmak, Cumhuriyete düşmanlık değil, onu daha sağlam bir zemine oturtma çabasıdır.
  • Kaynaklara gidelim. Lenin'in "İki Taktik"ini, Zafer Toprak'ın "Milli İktisat"ını, Korkut Boratav'ın "Türkiye İktisat Tarihi"ni okuma gruplarında birlikte tartışalım.
  • Kurtarıcı beklemeyelim, örgütlenelim. Ne ilerici bir subay ne aydın bir kadro, emekçilerin kendi örgütünün yerini tutar. Sendikada, okulda, mahallede, işyerinde örgütlenelim.
  • Kongar'la ve onun gibi düşünenlerle tartışmayı sürdürelim. Hakaretle değil, veriyle ve kavramla. Onların gericiliğe karşı duruşu değerlidir. Bizim görevimiz o duruşa sınıf zemini kazandırmaktır.

Sevgili Yoldaşlar

Cumhuriyet bir burjuva devrimidir. Bu cümle onu küçültmez. Burjuva devrimleri tarihin büyük ilerici sıçramalarıdır. Saltanatın, hilafetin, şeriat hukukunun, kadını eve kapatan düzenin yıkılması, bu topraklarda geri alınması zor bir medeni sıçramaydı.

Ama burjuva devrimi, adı üstünde, burjuvazinin düzenini kurar. Mülk sahibine özgürlük, işçiye ise yasak getirir. Bu düzenin içinde emekçiye düşen pay, ne kadar örgütlü olduğuna bağlıdır.

Kongar'ın "milli demokratik devrim tamamlanmalıdır" çağrısına biz şöyle yanıt veriyoruz: Cumhuriyetin yarım kalan işleri vardır, evet. Ama onları yukarıdan tamamlayacak bir kadro artık yoktur, belki hiç olmadı. O işleri ancak, bir zamanlar "sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış kitle" denilerek susturulan sınıf, kendi örgütüyle sahneye çıkarak tamamlayabilir. Ve o sınıf tamamladığında ortaya çıkacak olan, artık bir burjuva cumhuriyeti değil, emekçilerin cumhuriyeti olacaktır.

Emre Kongar'a, düşünmeye ve tartışmaya kattıkları için saygıyla.


Kaynaklar

Tartışılan metinler

Klasikler

  • K. Marx, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı, Önsöz (1859)
  • K. Marx, Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i (1852)
  • V. I. Lenin, Demokratik Devrimde Sosyal Demokrasinin İki Taktiği (1905)
  • V. I. Lenin, Birinci Rus Devriminde Sosyal Demokrasinin Tarım Programı (1907)
  • V. I. Lenin, Ulusal ve Sömürge Sorunu Üzerine Tezler Taslağı (1920)
  • A. Gramsci, Hapishane Defterleri (Risorgimento ve pasif devrim notları)
  • Mao Zedong, Yeni Demokrasi Üzerine (1940)

Türkiye tarihi ve tartışma

  • Zafer Toprak, Türkiye'de Milli İktisat 1908-1918
  • Korkut Boratav, Türkiye İktisat Tarihi 1908-2002
  • Çağlar Keyder, Türkiye'de Devlet ve Sınıflar
  • Taner Timur, Türk Devrimi ve Sonrası
  • Taner Akçam, İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu
  • Rıdvan Akar, Aşkale Yolcuları: Varlık Vergisi ve Çalışma Kampları
  • Doğan Avcıoğlu, Türkiye'nin Düzeni
  • S. I. Aralov, Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Hatıraları
  • Neil Davidson, How Revolutionary Were the Bourgeois Revolutions? (2012)

Bilgi Müşterekleri'nden


Bu yazı canlı bir belgedir; eleştiri ve katkılarla güncellenebilir. CC BY-SA 4.0 lisansıyla paylaşılır. Kaynak göstererek çoğaltabilir, değiştirebilir, paylaşabilirsiniz.

İlgili Başlıklar

Haber Bülteni Aboneliği