Cumhuriyet Kimin? 103. Yılında Bir Temel Bilgi Kılavuzu
Res publica'dan Sosyalist Halk Cumhuriyeti'ne: Kavramlar, Tarih ve Türkiye Pratiği

Sevgili Genç Yoldaşlar,
29 Ekim geldi. Bayraklar asılacak, kürsülerden nutuklar atılacak, televizyonlarda aynı belgesel görüntüleri dönecek. Bir kısmınız bu günü içtenlikle kutlayacak, bir kısmınız "bizim neyimize" diyerek uzak duracak. İki tavrın da eksik kaldığını düşünüyoruz. Cumhuriyeti ne bir put gibi kutsamak ne de bir kabuk gibi elden çıkarmak doğru. Önce ne olduğunu anlamak gerekiyor: Hangi sınıfların, hangi koşullarda, hangi amaçlarla kurduğu bir devlet biçimi? Bugün kimin elinde, kimin denetiminde, kimin yararına işliyor? Ve biz "bugün ne istiyoruz" derken neden yine bir cumhuriyetten, ama bambaşka bir cumhuriyetten, bir sosyalist halk cumhuriyetinden söz ediyoruz?
Bu yazı bir temel bilgi kılavuzu. Önce kısa bir özet, sonra ayrıntılar.
Özet: On Tezde Cumhuriyet
-
Cumhuriyet bir devlet biçimidir, bir devlet türü değil. Latince res publica, "kamusal şey, halkın işi" demektir. Devletin başında soydan gelen bir hükümdarın değil, seçilen ve belli süreyle görev yapan kişilerin bulunması anlamına gelir. Ama "kim seçer, kim seçilir, mülk kimdedir" soruları açık kaldıkça cumhuriyet, köle sahiplerinin de, tüccarların da, sanayicilerin de, işçilerin de devleti olabilir.
-
Modern cumhuriyet, burjuvazinin feodal mutlakiyete karşı kurduğu siyasal biçimdir. Hollanda'dan ABD'ye, Fransa'dan Türkiye'ye cumhuriyetler, kan bağına dayalı ayrıcalığın yerine mülkiyete ve piyasaya dayalı yeni bir egemenliği geçirdi. Bu, insanlık için gerçek bir ilerlemeydi; ama sınırı da buradan geliyordu.
-
Türkiye Cumhuriyeti, zayıf bir burjuvazinin devlet eliyle güçlendirildiği bir projedir. Osmanlı'nın son döneminde ticaret ve sanayi büyük ölçüde gayrimüslim ve yabancı sermayenin elindeydi. İttihat ve Terakki'nin "milli iktisat" politikası, savaş yıllarının mülksüzleştirmeleri ve Cumhuriyet'in devletçiliği, bir "milli burjuvazi"nin yukarıdan yaratılmasının aşamalarıdır.
-
Kemalizmin "sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış kitle" söylemi, gerçekte sınıf örgütlenmesinin yasaklanmasıdır. İşçinin sendikası, grevi, partisi yasaklanırken patronun odası, bankası, teşvik kanunu kuruldu. Sınıfları inkar eden devlet, bir sınıfın devletiydi.
-
Cumhuriyetin gerçek kazanımları vardır ve bunlar korunmalıdır. Saltanatın ve hilafetin kaldırılması, laikleşme, kadınların seçme–seçilme hakkı, medeni hukuk, harf ve eğitim reformları, Köy Enstitüleri gibi deneyler geri alınamaz medeni sıçramalardı. Bunları bugün en tutarlı biçimde savunabilecek olan, onları kuranlar değil, işçi sınıfıdır.
-
Cumhuriyet ile demokrasi aynı şey değildir. Cumhuriyet "devletin başında kim var" sorusuna, demokrasi "egemenliği kim kullanıyor" sorusuna yanıt verir. Demokrasiz cumhuriyetler (tek parti, cunta, kayyım) olduğu gibi, cumhuriyet olmayan demokrasiler (İngiltere, İsveç gibi anayasal monarşiler) de vardır.
-
Burjuva demokrasisi biçimsel eşitlik, maddi eşitsizlik üzerine kuruludur. Herkesin bir oyu vardır; ama fabrikanın, medyanın, bankanın, platformun sahibinin oyu sandığa girmeden önce sayılmıştır. Lenin'in deyişiyle demokratik cumhuriyet, kapitalizm için mümkün olan en iyi siyasal kabuktur.
-
Sosyalizm cumhuriyeti reddetmez, onu tamamlar. Paris Komünü, sovyetler, halk cumhuriyetleri; hepsi cumhuriyet ilkesini (seçilmişlik, geri çağrılabilirlik, kamu yararı) üretim araçlarının mülkiyetine kadar genişletmeye çalıştı. "Halkın işi" ancak üretim de halkın işi olduğunda gerçek anlamını bulur.
-
Türkiye'de bugün cumhuriyetin içi boşaltılıyor. 2017'de kurulan tek kişiye dayalı yönetim, kayyımlar, yargının bağımlılaşması, laikliğin aşındırılması ve "yeni anayasa" tartışması, 1923'ün burjuva cumhuriyetinin kendi kazanımlarını bile taşıyamadığını gösteriyor.
-
Bizim istediğimiz: Sosyalist Halk Cumhuriyeti. Yani egemenliğin gerçekten emekçi halkta olduğu, üretim araçlarının toplumsal mülkiyete geçtiği, temsilcilerin seçildiği ve her an geri çağrılabildiği, laik, eşit yurttaşlığa dayalı, halkların kardeşliğini temel alan bir cumhuriyet. 1923'ün yarım bıraktığını tamamlayacak olan budur.
Cumhuriyet Nedir?
Kelimenin kökü: "Halkın işi"
"Cumhuriyet" kelimesi Arapça cumhur (kalabalık, halk topluluğu) kökünden gelir. Batı dillerindeki karşılığı (republic, république, Republik) ise Latince res publicadan türemiştir: res "şey, iş", publica "halka ait, kamusal". Yani cumhuriyet, sözcük anlamıyla "halkın işi" ya da "kamusal mesele"dir.
Bu tanımın karşıtı monarşidir: devletin bir kişinin ya da bir hanedanın malı sayılması. Osmanlı'da devlet "Al-i Osman"ın, yani Osman ailesinin mülküydü. Topraklar padişahın, tebaa padişahın kuluydu. Cumhuriyet, en yalın haliyle, bu mülkiyet iddiasının reddidir: Devlet kimsenin özel malı değildir.
Bir devlet biçimi olarak cumhuriyetin üç temel özelliği
| Özellik | Anlamı |
|---|---|
| Seçilmişlik | Devletin başındaki kişi ya da kurul doğuştan değil, bir seçimle göreve gelir. |
| Süre sınırı | Görev belli bir süreyle sınırlıdır; makam kişinin malı olmaz. |
| Kamusallık | Kararlar, ilke olarak, ailenin ya da hanedanın değil, "kamunun" yararı adına alınır. |
Fakat bu üç özellik bir soruyu hep açık bırakır: "Kamu" kimdir? Roma'da kadınlar, köleler ve yabancılar "kamu"nun parçası değildi. 1787 ABD Anayasası köleliği tanıyordu ve köleleri seçmen hesabında "beşte üç insan" sayıyordu. 19. yüzyıl Fransa'sında oy hakkı uzun süre mülk sahipleriyle sınırlıydı. Cumhuriyetin tarihi, "kamu"nun kimleri kapsadığı üzerine verilen bir sınıf mücadelesinin tarihidir.
Devlet biçimi ile devletin sınıf niteliği
Marksizmin buradaki temel katkısı şu ayrımdır: Devletin biçimi (monarşi, cumhuriyet, parlamenter, başkanlık vb.) ile devletin sınıf niteliği (hangi sınıfın egemenliğini örgütlediği) farklı şeylerdir.
Aynı sınıfın egemenliği farklı biçimlerde örgütlenebilir: Burjuvazi İngiltere'de anayasal monarşiyle, Fransa'da cumhuriyetle, İspanya'da Franco diktatörlüğüyle, Şili'de Pinochet cuntasıyla egemenliğini sürdürmüştür. Tersinden, "cumhuriyet" etiketi taşıyan devletlerin içeriği birbirinden çok farklı olabilir: Venedik Cumhuriyeti tüccar oligarşisinin, Weimar Cumhuriyeti burjuvazinin, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri işçi ve köylülerin devletiydi.
Bu yüzden "Cumhuriyetten yana mısın?" sorusu tek başına eksiktir. Asıl soru şudur: "Hangi sınıfın cumhuriyeti?"
Cumhuriyetin Kısa Dünya Tarihi
Antik cumhuriyetler: Köle sahiplerinin "halkı"
- Roma Cumhuriyeti (MÖ 509 – MÖ 27): Krallığın devrilmesiyle kuruldu. Konsüller, senato ve halk meclisleri vardı. Ama gerçek güç toprak sahibi patrisyenlerdeydi. Plebler (küçük üreticiler, zanaatkarlar) yüzyıllar süren mücadelelerle (halk tribünlüğü, yazılı yasalar) haklar kazandı. Toprak reformu isteyen Gracchus kardeşler öldürüldü. Spartaküs isyanı (MÖ 73–71), "kamu"nun dışında bırakılan kölelerin cumhuriyete verdiği yanıttı.
- Atina bir cumhuriyetten çok doğrudan demokrasi örneğidir; ama orada da yurttaş sayılanlar özgür erkeklerdi, köleler ve kadınlar dışarıdaydı.
Ders: Cumhuriyet ilkesi, sınıflı toplumda her zaman egemen sınıfın "kamu"yu kendisi olarak tanımlamasıyla sınırlanmıştır.
Ortaçağ ve erken modern tüccar cumhuriyetleri
- Venedik (697–1797), Cenova, Floransa: Ticaret sermayesinin şehir devletleri. Doge seçimle gelirdi, ama seçenler zengin tüccar aileleriydi.
- Hollanda Birleşik Eyaletleri (1581): İspanyol monarşisine karşı ayaklanan ticaret burjuvazisinin kurduğu ilk büyük modern cumhuriyet. Dünyanın ilk anonim şirketi (Hollanda Doğu Hindistan Şirketi, 1602) ve ilk modern borsası (Amsterdam) bu cumhuriyette doğdu. Cumhuriyet ile sermaye arasındaki bağın ilk açık örneği budur.
- İngiliz Devrimi (1649–1660): Kral I. Charles idam edildi, Cromwell'in "Commonwealth"i kuruldu. Bu süreçte "Levellers" (Eşitleyiciler) herkese oy hakkı, "Diggers" (Kazıcılar) ortak toprak istedi. İkisi de burjuva cumhuriyeti tarafından ezildi. Burjuvazi daha sonra monarşiyle uzlaştı.
Burjuva devrimleri çağı: ABD ve Fransa
- ABD (1776 Bağımsızlık, 1787 Anayasa): Krallıktan kopuş, yazılı anayasa, kuvvetler ayrılığı. Ama kurucu babaların önemli bir kısmı köle sahibiydi. "Bütün insanlar eşit yaratılmıştır" diyen metin, kölelik ve yerli halkların yok edilmesiyle birlikte var oldu. Köleliğin kaldırılması bir iç savaş (1861–1865) gerektirdi.
- Fransa (1789 Devrimi, 1792 Birinci Cumhuriyet): Feodal ayrıcalıklar kaldırıldı, "İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi" ilan edildi. Jakoben dönemde (1793) genel oy hakkını içeren bir anayasa yazıldı ama hiç uygulanmadı. Sonrasında Fransa, cumhuriyet, imparatorluk ve krallık arasında bir yüzyıl gidip geldi. Bugünkü Beşinci Cumhuriyet 1958'de kuruldu.
Fransız örneğinin önemi: "Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik" sloganı burjuvazinin feodaliteye karşı bütün halkı kendi arkasına almak için kullandığı evrensel bir dildi. Ama 1848 Haziran'ında Paris işçileri "sosyal cumhuriyet" istediğinde, aynı cumhuriyet onları top ateşiyle bastırdı. Marx, Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'inde bu anı, burjuva cumhuriyetinin gerçek yüzünün açığa çıktığı an olarak çözümler: burjuva cumhuriyeti, bir sınıfın öteki sınıflar üzerindeki sınırsız egemenliği demektir.
Alternatif cumhuriyet deneyimleri: Emekçilerin cumhuriyeti arayışı
Burada asıl ilgilendiğimiz konuya geliyoruz: Cumhuriyet ilkesini burjuvazinin sınırlarının ötesine taşıma denemeleri.
Paris Komünü (Mart–Mayıs 1871): 72 gün süren ilk işçi iktidarı. Komün:
- Daimi orduyu kaldırıp yerine silahlı halkı koydu,
- Bütün kamu görevlilerini seçimle göreve getirdi ve onları her an geri çağrılabilir kıldı,
- Kamu görevlilerinin maaşını işçi ücretiyle sınırladı,
- Kiliseyi devletten ayırdı, eğitimi parasız ve laik yaptı,
- Sahipleri tarafından terk edilen atölyeleri işçi kooperatiflerine devretti,
- Fırınlarda gece çalışmasını yasakladı.
Marx, Fransa'da İç Savaşta Komün'ü "emeğin iktisadi kurtuluşunun içinde gerçekleştirilebileceği, sonunda bulunmuş siyasal biçim" olarak tanımladı. Komün, burjuva cumhuriyetine karşı bir "sosyal cumhuriyet"ti.
Sovyet Cumhuriyeti (1917) ve SSCB (1922): Ekim Devrimi, işçi, asker ve köylü konseylerinin (sovyetlerin) iktidarını kurdu. Toprak köylüye, fabrika işçi denetimine verildi, sekiz saatlik işgünü, kadınlara tam eşitlik, parasız sağlık ve eğitim ilan edildi. 1922'de kurulan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, uluslar hakkını anayasal ilke yapan bir cumhuriyetler birliğiydi. Bu kazanımları Ekim Devrimi Dünyaya Ne Kazandırdı? yazımızda ayrıntılı anlatmıştık.
Meksika Anayasası (1917): Ekim'den birkaç ay önce, Meksika Devrimi'nin içinden çıkan anayasa; toprağın ve yer altı zenginliklerinin ulusa ait olduğunu (madde 27) ve sekiz saatlik işgünü, grev hakkı gibi işçi haklarını (madde 123) anayasaya yazan ilk metinlerden biriydi. Burjuva cumhuriyeti içinde bile halk hareketlerinin nelere el koyabileceğini gösterir.
Weimar Cumhuriyeti (1919–1933): Alman işçilerinin 1918 Kasım Devrimi'nin ürünüydü. Ama sosyal demokrasi, işçi konseylerini dağıtıp Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht'i öldüren gerici birliklerle işbirliği yaptı. Burjuva cumhuriyeti, büyük sermaye istediği anda iktidarı Hitler'e devretti. Ders: Sermayeye dokunmayan cumhuriyet, faşizme karşı kendini savunamaz.
İspanya İkinci Cumhuriyeti (1931–1939): Toprak reformu, laiklik, kadın hakları, Katalonya ve Bask özerkliği. Faşist darbeye karşı dünyanın dört bir yanından gelen Uluslararası Tugaylar cumhuriyeti savundu. Batılı burjuva demokrasileri ise "tarafsız" kaldı.
Halk Cumhuriyetleri (1924 ve 1945 sonrası): 1924'te Moğolistan Halk Cumhuriyeti kuruldu. İkinci Dünya Savaşı'nda faşizme karşı verilen ulusal kurtuluş mücadelelerinin ardından Doğu ve Güneydoğu Avrupa'da (Arnavutluk, Bulgaristan, Yugoslavya, Polonya vd.) ve Asya'da (Vietnam Demokratik Cumhuriyeti 1945, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti 1948, Çin Halk Cumhuriyeti 1949) "halk cumhuriyetleri" kuruldu. Bu devletler, faşizme karşı savaşan geniş halk cephelerinin (işçiler, köylüler, ilerici aydınlar) iktidarı olarak tanımlandı ve "halk demokrasisi" adı verilen bir geçiş biçimi olarak görüldü. Arnavutluk 1976 Anayasası'yla adını Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti olarak değiştirdi; geçiş döneminin tamamlandığını ve sosyalist toplumun temellerinin atıldığını ilan etti. (Enver Hoca yazımız)
Küba Cumhuriyeti (1959 sonrası): ABD'nin arka bahçesindeki bir şeker plantasyonu, devrimle bağımsız ve sosyalist bir cumhuriyete dönüştü. Okuma yazma seferberliği (1961), parasız sağlık ve eğitim, ambargoya karşın ayakta kalan bir halk.
Karşılaştırma: Burjuva cumhuriyeti ve emekçi cumhuriyeti
| Burjuva Cumhuriyeti | Emekçi (Sosyal / Halk / Sosyalist) Cumhuriyet |
|---|---|
| Egemenlik "ulus"undur ama üretim araçları özel mülktür | Egemenlik emekçi halkındır ve üretim araçları toplumsal mülkiyettedir |
| Temsilci seçilir, dönem boyunca dokunulmazdır | Temsilci seçilir ve her an geri çağrılabilir |
| Bürokrasi ve ordu halkın üzerinde, ondan ayrıdır | Kamu görevlisi işçi ücretiyle çalışır, denetime açıktır |
| Siyasal eşitlik vardır, ekonomik eşitsizlik "doğal" sayılır | Siyasal eşitlik ekonomik eşitlikle tamamlanır |
| Fabrikada, ofiste, platformda demokrasi yoktur | Demokrasi işyerine, mahalleye, okula uzanır |
| Medya ve bilgi sermayenin elindedir | Bilgi ve iletişim kamusal müşterektir |
| Ulusal sorun bastırma ve asimilasyonla "çözülür" | Halkların eşitliği ve kendi kaderini tayin hakkı tanınır |
Türkiye'de Cumhuriyet Neden ve Nasıl Kuruldu?
Arka plan: Çöken bir imparatorluk ve yarı-sömürge ekonomi
- yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa kapitalizminin hammadde kaynağı ve pazarı haline geldi. 1838 Balta Limanı Ticaret Anlaşması gümrük duvarlarını kaldırdı ve yerli zanaatları çökertti. 1875'te devlet iflas etti; 1881'de kurulan Düyun-u Umumiye (Genel Borçlar İdaresi), Avrupalı alacaklılar adına imparatorluğun önemli vergi gelirlerine doğrudan el koydu. Demiryolları, madenler, bankalar yabancı sermayenin elindeydi.
Bu ekonomide yerli ticaret burjuvazisinin büyük kısmı gayrimüslim (Rum, Ermeni, Yahudi, Levanten) topluluklardan geliyordu. Müslüman-Türk unsurlar ağırlıkla toprak sahibi, bürokrat, asker ve küçük esnaftı.
Türkiye'deki burjuvazinin kökeni
Türkiye burjuvazisinin doğuşu Avrupa'dakinden farklıdır. Avrupa'da burjuvazi yüzyıllar içinde şehirlerde, ticarette, manifaktürde kendi gücüyle büyüdü, sonra iktidarı aldı. Türkiye'de ise süreç büyük ölçüde tersine işledi: Önce siyasal iktidarı ele geçiren bir asker-bürokrat kadro, sonra devlet eliyle bir burjuvazi yarattı.
Bu süreci dört aşamada okuyabiliriz:
a) II. Meşrutiyet ve "Milli İktisat" (1908–1918): İttihat ve Terakki, Müslüman-Türk bir burjuvazi yaratmayı açık bir program olarak benimsedi. Milli şirketler, milli bankalar kuruldu; devlet ihaleleri, ayrıcalıklar ve kredilerle bu kesime aktarıldı. Birinci Dünya Savaşı yıllarında karaborsa ve vurgunla zenginleşen yeni bir tüccar tabakası doğdu (dönemin halk dilinde "harp zenginleri").
b) Savaş yıllarının mülksüzleştirmeleri (1915–1923): 1915 Ermeni tehciri ve kırımı, Rum nüfusun sürgünleri ve 1923 nüfus mübadelesi, Anadolu'daki gayrimüslim burjuvazinin büyük ölçüde tasfiyesi anlamına geldi. Geride kalan mülkler, atölyeler, dükkanlar, topraklar ("emval-i metruke", terk edilmiş mallar) çoğunlukla yerel eşraf, savaş zenginleri ve yeni bürokrasi arasında el değiştirdi. Bu, Türkiye'de sermaye birikiminin kanlı ve sessizce geçilen ilk kaynaklarından biridir. Marx'ın "ilksel birikim" dediği şiddetin, bu topraklardaki özgün biçimidir.
c) Kurtuluş Savaşı'nın sınıf ittifakı (1919–1922): Ulusal mücadele, asker-sivil bürokrasi, Anadolu eşrafı (toprak sahipleri), yerel tüccarlar ve din adamlarının bir kısmından oluşan bir ittifakla yürütüldü. Köylüler ve sınırlı sayıdaki işçi savaşın askeri gücüydü, ama ittifakın yönetici unsuru değildi. Sovyet Rusya'nın silah ve altın yardımı belirleyici önemdeydi. Aynı yıllarda Türkiye Komünist Partisi'nin kurucusu Mustafa Suphi ve on dört yoldaşı, Ocak 1921'de Karadeniz'de öldürüldü. Bu cinayet, yeni rejimin hangi sınıfı ortak, hangi sınıfı tehlike olarak gördüğünün erken bir işaretiydi.
d) İzmir İktisat Kongresi (Şubat–Mart 1923): Cumhuriyet ilan edilmeden önce toplanan bu kongreye tüccarlar, sanayiciler, çiftçiler ve işçi temsilcileri katıldı. Ama ağırlık tüccar ve toprak sahiplerindeydi. Kongre özel mülkiyete, yabancı sermayeye açık bir piyasa ekonomisine ve yerli girişimcinin devletçe desteklenmesine dayalı bir yol çizdi. İşçi temsilcilerinin sekiz saatlik işgünü, sendika hakkı gibi talepleri kağıt üzerinde kaldı.
Cumhuriyetin ilanı ve kurucu reformlar
| Tarih | Gelişme |
|---|---|
| 1 Kasım 1922 | Saltanat kaldırıldı |
| 29 Ekim 1923 | Cumhuriyet ilan edildi |
| 3 Mart 1924 | Hilafet kaldırıldı, Tevhid-i Tedrisat (öğretim birliği) kabul edildi |
| 20 Nisan 1924 | 1924 Anayasası kabul edildi |
| 1925 | Takrir-i Sükun Kanunu; tekke ve zaviyeler kapatıldı; şapka kanunu |
| 1926 | Türk Medeni Kanunu (İsviçre'den), Ceza Kanunu (İtalya'dan) |
| 1928 | Harf devrimi; "devletin dini İslam'dır" ibaresi anayasadan çıkarıldı |
| 1930 / 1934 | Kadınlara önce yerel, sonra genel seçimlerde seçme–seçilme hakkı |
| 1937 | Laiklik ve CHP'nin "altı ok"u anayasaya girdi |
| 1940 | Köy Enstitüleri kuruldu (1954'te kapatıldı) |
Bu reformların önemi küçümsenemez. Bir hanedanın ve din otoritesinin devlet üzerindeki egemenliği kaldırıldı; kadınlar hukukun öznesi oldu; eğitim tek ve laik bir çatı altına alındı. 1920'lerin dünyasında bu, pek çok Avrupa ülkesinden ileri adımlardı. Bu aydınlanma hattını Ahmet Taner Kışlalı yazımızda ayrıca ele almıştık.
Ama: "Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitle"
Cumhuriyetin resmi ideolojisi, Türkiye'de birbirine karşıt çıkarları olan sınıfların bulunmadığını, toplumun "meslek grupları"ndan oluşan uyumlu bir bütün olduğunu ileri sürdü. Buna halkçılık dendi. Bu düşüncenin kaynağı, dönemin Avrupa'sındaki korporatizm (özellikle Mussolini İtalyası) ve Fransız dayanışmacılığıydı.
Pratikte bu, şu anlama geliyordu:
- 1925 Takrir-i Sükun döneminde Aydınlık dergisi kapatıldı, komünistler İstiklal Mahkemelerinde yargılandı.
- 1936 İş Kanunu grevi ve lokavtı yasakladı. Aynı yıl Türk Ceza Kanunu'nun 141 ve 142. maddeleri, İtalyan faşist ceza yasasından alınarak "bir sosyal sınıfın diğerleri üzerinde tahakkümünü" savunmayı suç haline getirdi. Komünizm yasağı olarak bilinen bu maddeler 1991'e kadar yürürlükte kaldı.
- 1938 Cemiyetler Kanunu "sınıf esasına dayanan" dernek kurmayı yasakladı.
Yani sınıflar inkar edilirken, yalnızca bir sınıfın örgütlenmesi yasaklandı. İşçinin sendikası, partisi, grevi yoktu; ama patronun Ticaret ve Sanayi Odaları, Türkiye İş Bankası (1924), Teşvik-i Sanayi Kanunu (1927) vardı.
Devletçilik: Devlet eliyle burjuvazi
1929 Büyük Bunalımı, tarım ürünleri ihracatına dayanan ekonomiyi çökertti. Özel sermaye sanayileşmeyi tek başına yapacak güçte değildi. Bunun üzerine 1930'larda devletçilik politikası benimsendi:
- Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı (1934), Sovyetler Birliği'nin teknik yardımı ve kredisiyle hazırlandı. Kayseri ve Nazilli bez fabrikaları Sovyet uzmanlarıyla kuruldu.
- Sümerbank (1933) ve Etibank (1935) gibi kamu kuruluşları dokuma, şeker, demir-çelik, madencilik alanlarında fabrikalar açtı.
Devletçilik sosyalizm değildi. Kadro hareketinin bazı aydınları onu "üçüncü yol" diye kuramlaştırmaya çalışsa da, amacı özel sermayenin yapamadığını devletin yapması, altyapıyı kurup sonra özel sermayeye alan açmasıydı. Kamu fabrikaları ucuz girdi sağladı, düşük ücretli ve grevsiz bir işçi sınıfı yarattı, devlet ihaleleri ve kredileri yeni zenginler doğurdu. Bugün Türkiye'nin en büyük holdinglerinin pek çoğunun kuruluş öyküsü, bu dönemin devlet ihaleleri, tekel bayilikleri ve ithalat izinleriyle başlar.
1942 Varlık Vergisi, savaş koşullarında konan ve gayrimüslimlere Müslümanlardan kat kat yüksek uygulanan, ödeyemeyenlerin Aşkale'de çalışma kamplarına gönderildiği bir vergiydi. Bu, gayrimüslim sermayeden Müslüman-Türk burjuvaziye mülk aktarımının son büyük dalgalarından biri oldu.
Türkiye modelinin özeti
Türkiye'de cumhuriyet ile kapitalizm arasındaki ilişkiyi şöyle özetleyebiliriz:
- Siyasal devrim, ekonomik devrimden önce geldi. Burjuvazi devleti kurmadı, devlet burjuvaziyi kurdu.
- Devlet, sermaye birikiminin hem aracı hem de güvencesi oldu. Teşvik, ihale, kredi, el koyma ve emeğin baskı altına alınması bu güvencenin araçlarıydı.
- Burjuvazi devlete göbekten bağlı kaldı. Bu yüzden Türkiye burjuvazisi hiçbir zaman Avrupa'daki gibi bağımsız, demokrasiyi kendi çıkarı için savunan bir sınıf olmadı. Her krizde ordunun, cuntanın, "güçlü lider"in arkasında durdu.
- İşçi sınıfı "kaynaşmış kitle" içinde eritilmek istendi. Sınıf siyaseti, ilk günden bölücülük, yabancı ideoloji ve güvenlik sorunu olarak kodlandı.
- Ulusal sorun inkarla "çözülmek" istendi. Tek dil, tek kimlik dayatması; Şeyh Said (1925), Ağrı (1930) ve Dersim (1937–38) olayları; Kürt halkının varlığının uzun süre resmen yok sayılması, cumhuriyetin "kamu"yu dar tanımlamasının en ağır sonucudur.
Cumhuriyetin Sonraki Serüveni: 1946'dan Bugüne
Çok partili hayat ve ABD'ye bağlanma (1946–1960)
1946'da çok partili hayata geçildi. 1950'de iktidara gelen Demokrat Parti, büyük toprak sahipleri ve ticaret burjuvazisinin partisiydi. Marshall Planı (1948) ve NATO üyeliği (1952) ile Türkiye, ABD önderliğindeki kapitalist bloğun ileri karakolu yapıldı. Kore'ye asker gönderildi. Antikomünizm devlet ideolojisinin merkezine yerleşti. 6–7 Eylül 1955 pogromu, İstanbul'daki Rum burjuvazisine bir darbe daha vurdu.
1961 Anayasası: Emekçilerin kazandığı alan
27 Mayıs 1960 darbesinin ardından hazırlanan 1961 Anayasası, Türkiye tarihinin en özgürlükçü anayasasıydı: sosyal devlet ilkesi, sendika, toplu sözleşme ve grev hakkı (1963'te yasalaştı), üniversite özerkliği, Anayasa Mahkemesi. Bu haklar yukarıdan bağışlanmadı; 1950'lerden itibaren büyüyen işçi sınıfının basıncının ürünüydü. 1961'de Saraçhane'de yapılan büyük işçi mitingi, 1963 Kavel grevi, 1967'de DİSK'in kuruluşu ve 15–16 Haziran 1970 büyük işçi direnişi, cumhuriyetin içinde emekçi sınıfların kendi "kamu"larını kurmaya başladığı anlardı. Türkiye İşçi Partisi'nin 1965'te 15 milletvekiliyle meclise girmesi, işçi sınıfının ilk kez kendi adıyla parlamentoda temsil edilmesiydi. (TİP Dosyası)
12 Mart, 12 Eylül ve 1982 Anayasası
Sermaye, örgütlenen işçi sınıfının karşısında cumhuriyetin özgürlükçü yüzünü tolere edemedi. 12 Mart 1971 muhtırası, ardından 24 Ocak 1980 kararları ve onları uygulamak için yapılan 12 Eylül 1980 darbesi geldi. Darbe, IMF reçetesinin süngüyle uygulanmasıydı. DİSK kapatıldı, binlerce insan işkenceden geçirildi, idamlar yapıldı.
1982 Anayasası, cumhuriyetin "kamu"sunu yeniden daralttı: grev hakkı kısıtlandı, siyasi partilerin sendikalarla ilişkisi yasaklandı, YÖK kuruldu, Türk-İslam sentezi resmi ideoloji oldu, din dersi zorunlu yapıldı. Bugün yürürlükteki anayasa, hala bu cunta anayasasıdır. Ayrıntılar için 12 Eylül Dosyası ve Anayasa Kimin Sözleşmesi? yazılarımıza bakabilirsiniz.
AKP dönemi ve tek kişi yönetimi
1980'lerden itibaren uygulanan neoliberal politikalar, 2002'den sonra AKP iktidarında yeni bir aşamaya taşındı. Özelleştirmeler, kamu-özel ortaklığı projeleri, inşaat ve enerji sermayesine aktarılan rant, sendikasızlaştırma, taşeronlaştırma ve güvencesizleşme bu dönemin damgasıdır. Siyasal İslam, 12 Eylül'ün açtığı yoldan ilerleyerek devletin bütün aygıtlarına yerleşti.
16 Nisan 2017 referandumu ile "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi" kuruldu. Yürütme yetkisinin tek kişide toplandığı, meclisin ve yargının bu kişiye karşı denetim gücünün büyük ölçüde zayıfladığı bu sistem, cumhuriyetin en temel ilkesini, yani devletin kimsenin şahsi malı olmaması ilkesini fiilen aşındırdı. Seçilmiş belediye başkanlarının yerine atanan kayyımlar, muhalefet belediyelerine ve siyasetçilerine açılan davalar (İBB davası), gazetecilerin tutuklanması, sosyal medya erişim engelleri, laikliğin eğitimden başlanarak aşındırılması aynı sürecin parçalarıdır.
Bugün: 103. yılda "yeni anayasa" tartışması
Cumhuriyetin 103. yılına girerken iktidar, "sivil ve yeni anayasa" çağrısını yeniden gündemde tutuyor. Hukukçu ve baro çevreleri, bu tartışmada laiklik ve temel haklarla ilgili maddelerin (örneğin eğitim hakkını düzenleyen 42. ve yurttaşlığı tanımlayan 66. madde) değiştirilmesinin öne çıkarılacağına dikkat çekiyor (Cumhuriyet). İzmir Barosu genel kurulunda dile getirilen "çağ dışı bir rejimin savunucuları yeni anayasa yapamaz" tepkisi (Cumhuriyet), tartışmanın ne kadar sert olduğunu gösteriyor.
Biz şunu soruyoruz: Bu tartışmada işçinin grev hakkı, sendika barajları, iş cinayetleri, asgari ücretin açlık sınırının altında kalması, kadın emeği, Kürt halkının eşit yurttaşlığı, dijital gözetim nerede? Hem iktidarın "yeni anayasa"sı hem de muhalefetin "1923'e dönüş" söylemi, bu soruları büyük ölçüde dışarıda bırakıyor. Bu ayrımı Cumhuriyetin Hukuku Kimin Hukuku? yazımızda baro seçimi üzerinden tartışmıştık.
Kapitalizm ve Cumhuriyet: İlişkinin Özü
Neden burjuvazi cumhuriyeti sever (ve neden her zaman değil)?
Kapitalizmin işleyebilmesi için şunlara ihtiyaç vardır:
- Kan bağıyla değil, sözleşmeyle kurulan ilişkiler,
- Hukuk önünde (biçimsel olarak) eşit, emek gücünü özgürce satabilen bireyler,
- Öngörülebilir bir hukuk düzeni ve mülkiyet güvencesi,
- Feodal ayrıcalıkların, iç gümrüklerin, lonca kısıtlamalarının kaldırılması.
Cumhuriyet bu ihtiyaçları en iyi karşılayan biçimdir. Lenin, Devlet ve Devrimde bunu şöyle ifade eder: Demokratik cumhuriyet, kapitalizm için mümkün olan en iyi siyasal kabuktur. Çünkü sermaye bu kabuğa bir kez yerleştikten sonra, hangi kişi, hangi parti, hangi değişiklik gelirse gelsin egemenliğini sarsamaz.
Ancak burjuvazi cumhuriyete koşullu bağlıdır. İşçi sınıfı cumhuriyetin özgürlüklerini kullanarak örgütlendiğinde, burjuvazi cumhuriyeti askıya almaktan çekinmez: Fransa 1851, İtalya 1922, Almanya 1933, İspanya 1936, Şili 1973, Türkiye 1971 ve 1980. Bu yüzden "cumhuriyeti kim koruyacak" sorusunun yanıtı, tarihsel olarak hep aynı olmuştur: Örgütlü işçi sınıfı ve emekçi halk.
Mülkiyet, cumhuriyetin görünmeyen anayasasıdır
Burjuva cumhuriyetinde iki anayasa vardır: Biri meclisin kabul ettiği, yazılı olan; diğeri mülkiyet ilişkilerinin yazdığı, görünmeyen. Birincisi "herkes eşittir" der. İkincisi, kimin sabah dörtte servise bindiğini, kimin şirket uçağıyla seyahat ettiğini belirler.
Bugün bu görünmeyen anayasaya yeni maddeler ekleniyor: Platform şirketlerinin algoritmaları, kimin ne gördüğünü, kimin işe alınıp kimin "devre dışı bırakıldığını" belirliyor. Seçmen davranışı veri olarak toplanıyor, işleniyor, satılıyor. (Brezilya'da Meta, Türkiye'de Erişim Engeli, ABD Ara Seçimleri ve Algoritmik Siyaset) Cumhuriyetin "kamusal alan"ı, birkaç tekelin özel sunucularına taşınıyor. 21. yüzyılda "res publica"nın, yani kamusal şeyin en büyük gaspı bu.
Demokrasi ve Cumhuriyet: Akraba Ama Aynı Değil
İki ayrı soru
| Cumhuriyet | Demokrasi |
|---|---|
| "Devletin başında kim var, nasıl geliyor?" sorusunun yanıtıdır | "Egemenliği kim, nasıl kullanıyor?" sorusunun yanıtıdır |
| Karşıtı monarşidir | Karşıtı oligarşi, diktatörlük, otokrasidir |
| Bir devlet biçimini tanımlar | Bir iktidar ilişkisini, katılımın derecesini tanımlar |
| Demokrasi olmadan da var olabilir (tek parti, cunta) | Cumhuriyet olmadan da var olabilir (anayasal monarşi) |
Türkiye'nin 1923–1946 dönemi tek partili bir cumhuriyetti. 1960, 1971, 1980 darbelerinde "cumhuriyet" adı korundu ama demokrasi askıya alındı. Tersinden, İsveç, Norveç, İngiltere anayasal monarşi oldukları halde, burjuva demokrasisinin kurumlarını (genel oy, parlamento, sendika hakkı) Türkiye'den çok daha geniş biçimde işletir.
Burjuva demokrasisi ile halk demokrasisi
Demokrasinin kendisi de sınıfsaldır. Burjuva demokrasisi siyasal alanı ekonomik alandan ayırır: Sandıkta eşitsin, fabrikada değil. Dört yılda bir oy verirsin, ama işyerinde, mahallende, okulunda, kullandığın platformda hiçbir söz hakkın yoktur. Bütün kararlar "mülkiyet hakkı" kapsamında patronundur.
Halk demokrasisi ya da sosyalist demokrasi bu ayrımı ortadan kaldırmayı hedefler. Demokrasiyi üretim alanına, yani işyerine, ekonomiye, bilgiye uzatır. Paris Komünü'nün geri çağrılabilir temsilcileri, sovyetlerin işyeri temelli seçimleri, bugün Sırbistan'daki öğrenci plenumları (Algoritmayı Yürüyerek Geçtiler) bu arayışın farklı tarihsel biçimleridir.
Türkiye'de demokrasi mücadelesi ve cumhuriyet
Türkiye'de demokrasi mücadelesini en tutarlı biçimde emekçi sınıflar ve ezilen halklar vermiştir. Grev hakkı, sendika özgürlüğü, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü, ana dilde eğitim hakkı, kadın-erkek eşitliği; bunların hiçbiri burjuvazinin kendi isteğiyle verdiği haklar değildir. Bu yüzden "cumhuriyeti demokratikleştirmek" ile "cumhuriyeti emekçileştirmek" bizim için aynı hedefin iki yüzüdür.
Sosyalizm ve Cumhuriyet
Marksistler cumhuriyete neden önem verir?
Bazı genç yoldaşlar, "Nasılsa burjuva devleti, cumhuriyet de olsa monarşi de olsa fark etmez" diye düşünebilir. Bu yanlıştır. Marksizmin klasikleri, demokratik cumhuriyeti işçi sınıfı mücadelesi için en elverişli zemin olarak görmüştür:
- Marx, Gotha Programının Eleştirisinde (1875), sınıf mücadelesinin son kertede demokratik cumhuriyet içinde verileceğini vurgular.
- Engels, 1891'de Alman sosyal demokrat programının taslağını eleştirirken, demokratik cumhuriyetin proletarya iktidarının özgül biçimi olduğunu, Büyük Fransız Devrimi'nin de gösterdiği gibi, yazar.
- Lenin, cumhuriyet talebini Rusya'daki işçi programının ilk maddelerinden biri yaptı.
Neden? Çünkü cumhuriyet, sınıf ilişkilerini daha çıplak hale getirir. Kral yoksa, "Tanrı'nın gölgesi" yoksa, geriye mülkiyet ilişkileri ve sınıf egemenliği kalır. Mücadele en açık biçimini burada alır.
Ama burjuva cumhuriyeti son durak değildir
Sosyalizm, cumhuriyetin "halkın işi" vaadini ciddiye alır ve onu sonuna kadar götürür:
- Halkın işi, yalnızca kimin devlet başkanı olacağı değil, neyin, ne kadar, kimin için üretileceğidir.
- "Kamusal şey", yalnızca meclis binası değil, fabrika, toprak, enerji, veri, bilgidir.
- Egemenliğin "kayıtsız şartsız millete ait" olması, ancak ekonomik egemenlik de milletin, yani onun ezici çoğunluğunu oluşturan emekçilerin olduğunda gerçek olur.
Bu yüzden diyoruz ki: Cumhuriyet ilkesinin en tutarlı savunucusu sosyalizmdir. Burjuva cumhuriyeti, kendi ilkesini mülkiyetin kapısında durdurur. Sosyalist cumhuriyet, o kapıyı açar.
Geçmişimizden öğrenmek
Sosyalist cumhuriyet deneyimleri, insanlık tarihinin en büyük kazanımlarını yarattı; ama aynı zamanda ağır sorunlarla, dış kuşatmayla, iç bürokratlaşmayla ve sonunda kapitalizmin geri dönüşüyle karşılaştı. Biz bu deneyimleri ne kutsuyor ne de inkar ediyoruz. Onlarla büyük bir olgunlukla hesaplaşacak, öğrenecek ve daha güzel bir dünya kuracağız. (Rusya Gerçeği)
Biz Bugün Ne İstiyoruz? Sosyalist Halk Cumhuriyeti Nedir?
Kavramın kökü
"Halk cumhuriyeti" kavramı, 20. yüzyılda faşizme ve emperyalizme karşı verilen ulusal ve toplumsal kurtuluş mücadelelerinin içinden doğdu. İşçi sınıfının önderliğinde, köylülerin, emekçi esnafın, ilerici aydınların, ezilen halkların geniş bir ittifakla kurduğu devlet anlamına gelir. "Sosyalist halk cumhuriyeti" ise bu ittifakın iktidarının, üretim araçlarının toplumsallaştırılması yoluyla sosyalist bir toplum kurma hedefine bağlandığı aşamayı ifade eder.
Türkiye için bu kavram, 1923'ün ilan ettiği ama gerçekleştiremediği vaatlerin, yani tam bağımsızlık, halk egemenliği, laiklik, eşit yurttaşlık vaatlerinin, ancak emekçi sınıfların iktidarıyla tamamlanabileceği tezine dayanır.
Sosyalist Halk Cumhuriyeti'nin temel ilkeleri
1. Egemenlik gerçekten emekçi halkındır. Karar alma süreçleri işyerinden, mahalleden, köyden başlayarak yukarı doğru örgütlenir. Halk meclisleri, işyeri konseyleri, yerel yönetimler gerçek yetkiyle donatılır.
2. Temsilciler seçilir ve geri çağrılabilir. Hiçbir yönetici dokunulmaz değildir. Seçenler, seçtiklerini görev süresi bitmeden geri çağırabilir. Kamu görevlilerinin ücretleri vasıflı bir işçinin ücretiyle sınırlanır. Ayrıcalıklı bürokrasi oluşmasının önüne geçilir.
3. Üretim araçları toplumsal mülkiyettedir. Büyük sanayi, bankalar, enerji, madenler, ulaşım, iletişim ve dijital altyapı (veri merkezleri, platformlar, yapay zeka modelleri) toplumsal mülkiyete geçer. Üretim kar için değil, toplumsal ihtiyaç için ve demokratik bir planlama ile yapılır.
4. Emek her şeyin ölçüsüdür. Herkese iş, insanca ücret, kısaltılmış çalışma süresi, iş güvenliği. Teknolojik gelişme işsizlik ve gözetim yaratmak için değil, çalışma süresini kısaltmak ve insanın yaratıcılığını özgürleştirmek için kullanılır.
5. Tam laiklik. Din devlet işlerinden ve eğitimden tamamen ayrılır. Diyanet İşleri Başkanlığı gibi devletin dini kurumları kaldırılır. İnanç ve inançsızlık özgürlüğü güvence altına alınır.
6. Halkların eşitliği ve kardeşliği. Türkiye'de yaşayan bütün halkların (Kürt, Türk, Arap, Laz, Çerkes, Ermeni, Rum, Süryani, Alevi ve diğer bütün topluluklar) eşit yurttaşlığı, ana dilde eğitim ve kültürel haklar tanınır. Halkların kendi kaderini tayin hakkı ilke olarak kabul edilir. Yurttaşlık, etnik bir kimlikle değil, eşit haklarla tanımlanır.
7. Kadın-erkek eşitliği. Kadın emeğinin görünmez kılınmasına son verilir. Ev içi bakım emeği toplumsallaştırılır (kreşler, bakım evleri, toplu yemekhaneler). Kadına yönelik şiddete karşı devletin bütün kurumları seferber edilir.
8. Parasız ve nitelikli kamu hizmetleri. Eğitim, sağlık, barınma, ulaşım, iletişim herkese parasız ve eşit sunulan haklardır. Köy Enstitüleri'nin üretimle eğitimi birleştiren mirası yeniden canlandırılır.
9. Bilgi müşterektir. Bilim, yazılım, veri ve kültür kamusal müşterek olarak kabul edilir. Özgür yazılım, açık erişim, kamusal yapay zeka altyapısı devletin temel politikasıdır. Halkın verisiyle halkın modeli eğitilir; hiçbir tekel kolektif emeğin ürününe el koyamaz.
10. Barış ve enternasyonalizm. Emperyalist askeri bloklardan (NATO) çıkılır, yabancı üsler kapatılır. Komşu halklarla ve dünyanın bütün emekçileriyle dayanışma temel dış politika ilkesidir.
1923 ile karşılaştırma
| 1923 Burjuva Cumhuriyeti | Sosyalist Halk Cumhuriyeti |
|---|---|
| "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ama mülkiyet burjuvazinin | Egemenlik ve mülkiyet emekçi halkındır |
| Sınıflar yok sayıldı, işçi örgütlenmesi yasaklandı | Sınıf sömürüsünün kaldırılması hedeflenir, emekçiler örgütlüdür |
| Laiklik devlet denetimli bir din kurumuyla (Diyanet) uygulandı | Tam laiklik: Din ile devlet tamamen ayrıdır |
| Tek dil, tek kimlik, asimilasyon | Halkların eşitliği ve kardeşliği |
| Kadınlara siyasal haklar verildi, ev içi emek görünmez kaldı | Siyasal eşitlik, toplumsallaşan bakım emeğiyle tamamlanır |
| Devlet eliyle burjuvazi yaratıldı | Toplumsal mülkiyet ve demokratik planlama |
| Tam bağımsızlık hedeflendi, 1950'lerden sonra NATO'ya bağlanıldı | Emperyalist bloklardan bağımsız, enternasyonalist bir dış politika |
Sosyalist Halk Cumhuriyeti 1923'ü reddetmek mi demek?
Hayır. Sosyalist halk cumhuriyeti, 1923'ün ileri kazanımlarını devralır ve onları bugün iktidardaki gericiliğe karşı savunur. Ama 1923'ün sınıfsal sınırlarını aşar. Cumhuriyetin bayramını, onun gerçek sahiplerinin, yani bu ülkenin fabrikalarında, tarlalarında, madenlerinde, ofislerinde, sunucularında çalışan emekçilerin bayramı haline getirmek ister.
Sık Karıştırılan Kavramlar: Küçük Bir Sözlük
| Kavram | Kısa tanımı |
|---|---|
| Cumhuriyet | Devlet başkanlığının seçimle ve süreyle sınırlı olduğu devlet biçimi |
| Monarşi | Devlet başkanlığının soydan geçtiği devlet biçimi |
| Anayasal monarşi | Hükümdarın sembolik kaldığı, yetkinin parlamentoda olduğu monarşi |
| Demokrasi | Egemenliğin halk tarafından, doğrudan ya da temsilciler aracılığıyla kullanılması |
| Burjuva demokrasisi | Siyasal eşitliğin özel mülkiyet ve ekonomik eşitsizlik üzerine kurulduğu demokrasi |
| Halk demokrasisi | İşçi sınıfı önderliğinde emekçi sınıfların ittifakına dayanan, sosyalizme geçişi hedefleyen iktidar biçimi |
| Laiklik | Din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması |
| Devletçilik | Devletin ekonomide doğrudan üretici ve yatırımcı olarak yer alması; sosyalizmle karıştırılmamalı |
| Halkçılık (Kemalist) | Toplumu sınıfsız, uyumlu meslek grupları olarak gören korporatist anlayış |
| İlksel birikim | Sermayenin doğuşunda şiddet, el koyma ve mülksüzleştirme yoluyla yapılan birikim |
| Sosyal devlet | Burjuva devletinin işçi mücadelesinin basıncıyla sosyal haklar tanıması |
| Sosyalist Halk Cumhuriyeti | Egemenliğin ve üretim araçlarının emekçi halkın elinde olduğu, laik, halkların eşitliğine dayalı cumhuriyet |
Somut Görevler: 29 Ekim'den Sonra Ne Yapabiliriz?
- Okuyalım ve tartışalım. Bu yazıyı okul, işyeri ve mahalle çevrenizde paylaşın. "Cumhuriyet kimin?" sorusunu sorarak küçük okuma grupları kurun.
- Kazanımları savunalım. Laikliğin eğitimden başlanarak aşındırılmasına, kadın haklarının geri alınmasına, seçilmişlerin yerine kayyım atanmasına karşı ses çıkaralım. Bunu "eski güzel günlere dönüş" değil, ileriye doğru bir adım olarak savunalım.
- "Yeni anayasa" tartışmasına sınıf gündemiyle katılalım. Grev hakkı, sendika barajlarının kaldırılması, iş güvenliği, insanca ücret, ana dilde eğitim, veri hakları ve dijital gözetimin sınırlandırılması taleplerini tartışmanın merkezine taşıyalım.
- Örgütlenelim. Cumhuriyetin sahibi olmanın tek yolu örgütlü olmaktır. Sendika, öğrenci örgütü, meslek örgütü, mahalle meclisi, kooperatif: Hangisi size yakınsa oradan başlayın.
- Tarihi kendimiz yazalım. Ailenizin, mahallenizin, işyerinizin tarihini sözlü tarih çalışmalarıyla kayda geçirin. Resmi tarihin dışarıda bıraktığı Ermeni, Rum, Kürt, Alevi ve işçi belleklerine sahip çıkın.
- Bilgiyi müşterek kılalım. Bu yazı CC BY-SA 4.0 lisansıyla yayımlanıyor. Kopyalayın, değiştirin, geliştirin, çevirin; kaynağı belirtmek ve aynı özgürlükle paylaşmak koşuluyla.
Cumhuriyeti Kim Tamamlayacak?
Sevgili Genç Yoldaşlar,
103 yıl önce ilan edilen cumhuriyet, bu topraklarda bir hanedanın ve din otoritesinin egemenliğini sona erdirdi. Bu büyük bir adımdı. Ama o cumhuriyet, kendisini kuran sınıfların sınırları içinde kaldı: Mülkü olanın cumhuriyeti oldu, emeğiyle yaşayanın değil.
Bugün o cumhuriyetin kurucu kazanımları bile tehlike altında. Onları kuranların mirasçıları ise bu kazanımları ya terk ediyor ya da sermayeyle yaptıkları pazarlıklarda bir koz olarak kullanıyor. Laikliği, eşit yurttaşlığı, halk egemenliğini sonuna kadar savunabilecek tek güç, kaybedecek bir sermayesi olmayan, kazanacak koca bir dünyası olan emekçi halktır.
Bu yüzden 29 Ekim'de bayrak asanlarla da, asmayanlarla da konuşmak istiyoruz. Onlara şunu söylemek istiyoruz: Cumhuriyet, bir kez ilan edilip biten bir şey değildir. Her kuşak onu yeniden kurar ya da kaybeder. Bizim kuşağımızın görevi, "halkın işi"ni gerçekten halkın işi yapmaktır.
Yaşasın halkların kardeşliği, yaşasın emekçilerin cumhuriyeti!
Kaynaklar
Klasikler
- Karl Marx, Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i (1852)
- Karl Marx, Fransa'da İç Savaş (1871)
- Karl Marx, Gotha Programının Eleştirisi (1875)
- Friedrich Engels, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni (1884)
- Friedrich Engels, 1891 Sosyal Demokrat Program Taslağının Eleştirisi (1891)
- V. I. Lenin, Devlet ve Devrim (1917)
- V. I. Lenin, Proleter Devrim ve Dönek Kautsky (1918)
Türkiye üzerine
- Doğan Avcıoğlu, Türkiye'nin Düzeni (1968)
- Çağlar Keyder, Türkiye'de Devlet ve Sınıflar (İletişim Yayınları)
- Korkut Boratav, Türkiye İktisat Tarihi 1908–2009 (İmge Kitabevi)
- Zafer Toprak, Türkiye'de "Milli İktisat" 1908–1918 (Yurt Yayınları)
- Taner Akçam, İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu: İttihat ve Terakki'den Kurtuluş Savaşı'na
- Rıdvan Akar, Aşkale Yolcuları: Varlık Vergisi ve Çalışma Kampları
- Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyeti'nde Tek-Parti Yönetimi'nin Kurulması (1923–1931)
- Kemal Sülker, Türkiye'de Sendikacılık Tarihi
Güncel haberler
- Hukukçular: Türkiye'nin önüne gelecek dayatma belli, 42. ve 66. maddelerin değişimi ilk dörde ulaşır — Cumhuriyet
- İzmir Barosu Genel Kurulu: "Çağ dışı bir rejimin savunucuları yeni anayasa yapamaz" — Cumhuriyet
Bilgi Müşterekleri'nden ilgili yazılar
- Anayasa Kimin Sözleşmesi?
- Cumhuriyetin Hukuku Kimin Hukuku?
- Ekim Devrimi Dünyaya Ne Kazandırdı?
- Ahmet Taner Kışlalı'nın Anısına Türkiye'de Aydınlanma Mücadelesinin Tarihi
- 12 Eylül Dosyası
- Kitle mi, Sınıf mı? Türkiye İşçi Partisi Dosyası
- Burjuvazi Teknolojiyle Zaman Kazanıyor, Kapitalizmi Biz Gömeceğiz
- Sabrın Soy Kütüğü: Celaliden Haramiye Bir Ahlak Tarihi
- Kızıl Korku Yeniden: Amerika'da Solun Gerçek Hali
- Enver Hoca'nın Doğum Gününde
- Silivri'de Kimin Davası Görülüyor?
- Algoritmayı Yürüyerek Geçtiler
- Brezilya'da Meta, Türkiye'de Erişim Engeli
Bilgi Müşterekleri — Bilgi Herkesindir. Bu yazı bir canlı belgedir. Düzeltme ve katkılarla güncellenecektir. CC BY-SA 4.0.







