Burjuvazi Teknolojiyle Zaman Kazanıyor, Kapitalizmi Biz Gömeceğiz
Fikret Başkaya'ya Yoldaşça Bir Yanıt: Palantir, Gereksizler Sınıfı ve Örgütsüzlüğün Distopyaları

Burjuvazi Teknolojiyle Zaman Kazanıyor, Kapitalizmi Biz Gömeceğiz
Fikret Başkaya'ya yoldaşça bir yanıt: Palantir, gereksizler sınıfı ve örgütsüzlüğün distopyaları
Sevgili Genç Yoldaşlar,
Fikret Başkaya, Özgür Üniversite'nin 10 Ekim 2026'daki güz dönemi açılışında bir konuşma yaptı. Konuşma iki gün sonra "Teknik Bilim Kapitalizmi neden kurtaramaz?.." başlığıyla yayımlandı. Başkaya doğru bir soruya doğru bir yanıt veriyor: teknoloji kapitalizmi kurtaramaz, çünkü kapitalizmin sorunu teknik değil toplumsaldır.
Biz bu yanıta bir adım ekliyoruz. Teknoloji kapitalizmi kurtaramaz, ama burjuvazi teknolojiyi kapitalizmin ömrünü uzatmak için kullanıyor. Yapay zekâ, platformlar ve gözetim yazılımlarıyla düşen kârı tekel rantıyla telafi ediyor, emeği daha sıkı denetliyor, krizin faturasını emekçilere kesiyor, itirazı bastırıyor ve bunların hepsini "kaçınılmaz ilerleme" diye sunuyor. Burjuvazinin bu yollarla kazandığı her yılın bedelini milyonlarca insan işsizlik, güvencesizlik, gözetim ve savaşla ödüyor. Kapitalizm ne teknolojinin eliyle ne de kendi çürümesiyle kendiliğinden ölecek. Onu ancak örgütlü emek gömebilir.
Yazının ana noktaları:
- Başkaya'nın doğru gördüğü: Teknoloji tarafsız değildir. Alet insanlığın, makine sermayenin hizmetindedir. Değeri canlı emek yaratır. Ekolojik yıkımı "daha çok teknolojiyle" çözmeye çalışmak yangını benzinle söndürmeye benzer. Kapitalizm reforme edilemez.
- Geliştirilebilecek yerler: Sanayi devrimi sayımı, Davos kaynaklı çerçeve yerine birikim rejimlerine dayanan bir dönemlendirmeyle desteklenebilir. Metindeki "376 yıl" muhtemelen bir yazım kayması; 1750'den bugüne 276 yıl geçti. Verimlilikteki yavaşlama gerçek, ama veriler bu yavaşlamanın 1970'lerde başladığını gösteriyor. Uluslararası Enerji Ajansı'nın (IEA) 2024 tarihli öngörüsü yerine 2026'nın ölçülmüş verileri kullanıldığında argüman daha da güçleniyor.
- Siyasetin teknoloji alanına taşınması: Devlet, platformlar, gözetim, veri, Palantir ve teknoloji emekçisi konuşmada yer bulamamış. Yapay zekâ ağırlıklı olarak "işçinin yerini alan makine" olarak ele alınıyor. Oysa bugün yapay zekâ aynı zamanda bir rant gaspı aygıtı, bir emek denetim aygıtı ve bir baskı ve savaş aygıtıdır. Burjuvazinin zaman kazanma araçları tam olarak bunlar.
- "Bunama" değil, zaman kazanma: Kapitalizmin vaatleri bunadı, aygıtı bunamadı. Lenin'in deyişiyle burjuvazi için "mutlak çıkışsız durum yoktur". Çıkışı biz kapatmazsak sistem, insanlığın büyük bölümünü "gereksiz" ilan ederek yaşamaya devam edebilir.
- Dışarıdan bakışın sınırları: Teknolojiyi içeriden tanımayan eleştiride teknoloji kolayca kara kutuya ya da şeytana dönüşebiliyor. Sektörün istatistikleri eleştirilirken abartıları istemeden öncül olarak kabul edilebiliyor. Teknoloji emekçisi örgütlenme öznesi olarak gözden kaçabiliyor. Teknolojinin içinde büyüyen genç kuşakla köprü kurmak zorlaşıyor.
- İçeriden bakışın sınırları: Sınıf vizyonu olmayan mühendis sorunu teknik sanıyor ve sermayenin en sadık yorumcusu oluyor. Çözüm, bu iki bilginin örgütlü buluşması: Gramsci'nin diliyle teknoloji emeğinin organik aydını.
- Çağın adı: Tekno-feodalizm değil, tekelci kapitalizmin algoritmik evresi. Devlet ile teknoloji tekeli birbirinin yerini almıyor, kaynaşıyor. Devlet müşteri, ortak, hissedar ve disiplin uygulayıcı. Şirket ise devletin gözü, kulağı ve tetiği.
- Gereksizler sınıfı: İnsanlar toplum için değil, sermayenin değerlenmesi için gereksiz kılınıyor. Bu nüfusu yönetmek için burjuvazinin iki eli var: bir elde fon temettüsü ya da temel gelir gibi sus payları, öbür elde Palantir türü gözetim.
- Örgütsüzlüğün distopyası bilimkurgu değil, bugünün eğilimi: Puanlanan yurttaş, algoritmayla yönetilen işçi, sosyal yardım verisiyle avlanan göçmen, otomatikleşen savaş, çitlenen bilgi.
- Ödev: Teknoloji emekçisinin sendikalaşması, içeriden ret, kamusal veri ve algoritma talepleri, bilgi müşterekleri, ekoloji hareketiyle ittifak ve Başkaya Hoca gibi dışarıdan bakan yoldaşlarla ortak çalışma.
Vesile ve Yol Haritası
Başkaya'nın metni, Paradigmanın İflası'ndan bu yana resmî tarih ve kalkınmacılık efsanesiyle hesaplaşan, bunun bedelini de ödemiş bir düşünürün metni. Saygıyla okunmayı hak ediyor. Bizim bu sayfalarda yapay zekâ üzerine yıllardır söylediklerimizle de doğrudan ilgili.
Ayrıntılı bölümde üç adımda ilerleyeceğiz. Önce metni değerlendireceğiz: güçlü yanlarını ve hangi noktalarda geliştirilebileceğini konuşacağız. Sonra bu notlardan genel bir ders çıkaracağız: teknolojinin içinden olmayanların teknoloji dünyası üzerine konuşmasının yarattığı sonuçları ve bunun tersini, yani teknolojinin içinde olup sınıfı görmeyenlerin körlüğünü tartışacağız. Son olarak kendi sınıf vizyonumuzla çağı okuyacağız: kapitalizmin bugün nerede durduğu, burjuvazinin teknolojiyle nasıl zaman kazandığı, "gereksizler sınıfı" söyleminin ne gizlediği, devletlerle teknoloji tekelleri arasındaki kaynaşma, Palantir türü şirketler ve örgütlü bir karşı koyuş olmazsa bizi bekleyen distopyalar.
Metin Ne Diyor?
Başkaya'nın konuşması kabaca şu adımlarla ilerliyor:
Kapitalizm ve "saf ekonomi". Kapitalizm kâr ve sermaye birikimine dayanan, emeği ve doğayı sömüren bir düzendir. "Saf ekonomi" gerçek kapitalizmi değil, hayali bir kapitalizmi anlatır. Siyaset ile ekonomi ayrılamaz. Nobel'in vasiyetinde ekonomi ödülü bulunmadığı hatırlatılarak, ana akım iktisadın bilim kılığına sokulmasına da bir gönderme yapılıyor.
Alet ve makine. Leroi-Gourhan'a dayanarak tekniğin gelişimiyle insan beyninin gelişiminin eşzamanlı olduğu vurgulanıyor. Ardından metnin belki de en güzel cümlesi geliyor: "Alet tüm insanlığın hizmetindeydi, makine kapitalist sınıfın elinde kâr etmenin ve sermayeyi büyütmenin hizmetinde…"
Beş sanayi devrimi. Buhar ve kömür (1750), içten yanmalı motor ve petrol (1880), nükleer enerji (1950), bilgi ve iletişim teknolojileri (1990), yapay zekâ (2015). Her aşamada canlı emek biraz daha makineyle ikame ediliyor. Devrimler arasındaki süreler de giderek kısalıyor.
Değer ve otomasyon. Değeri yalnızca canlı emek yaratır. Makine ve yapay zekâ canlı emeğin yerini aldıkça görece daha az artı-değer üretilir. Ticaret, finans, borsa, eğitim, sağlık, polis ve ordu değer yaratmaz, canlı emeğin yarattığı değerden pay alır. Robotlaşmış fabrikanın ürünü kime satılacak sorusu da soruluyor.
Ekoloji. Yeni teknolojiler aşırı elektrik ve nadir metal tüketir. IEA'ya göre yapay zekâ "ilan edildiği biçimde" gelişirse elektrik tüketimi iki katına çıkacak ve bunun önemli bir kısmı kömür ve gazla karşılanacak. Otto Ullrich'ten aktarımla, teknolojinin çekiciliği maliyetlerini başka zamanlara ve mekânlara aktarabilmesinden ve talancı karakterinden geliyor. Sonuç: "sözde çözüm, bir yangını benzinle söndürmeye çalışmaktan ibaret kalmaktadır!"
Bunama. Verimlilik 20. yüzyılın başından beri düşüyor. Kapitalizmin içinde bulunduğu durum "kriz değil bunama", yani geri döndürülemez bir çözülme.
Reform değil devrim. "Daha iyi bir kapitalizm" yoktur. Komünist bir devrim gereklidir, yoksa sistemin çöküşü insanlığı da beraberinde götürür. İşçiler, öğrenciler, ekolojistler, kadınlar, antifaşistler sahadadır ama yetmezler. Kitleleri olaylar harekete geçirir. Konuşma şu sloganla bitiyor: "Kapitalizm çökmeden biz çökertelim."
Metnin Güçlü Yanları
Değerlendirmeye, metnin bize kattıklarıyla başlayalım. Yoldaşça okuma, karşıdakinin doğrusunu teslim ederek başlar.
Teknolojinin tarafsız olmadığını hatırlatıyor. Türkiye'de yapay zekâ tartışması büyük ölçüde iki uç arasında gidip geliyor: ya "fırsatı kaçırmayalım" kalkınmacılığı ya da "yapay zekâ bizi yok edecek" kıyamet edebiyatı. Başkaya ikisine de düşmüyor. Sorunu tekniğin kendisinde değil, tekniğin hangi toplumsal ilişki içinde kullanıldığını görüyor. Alet ile makine ayrımı bunu çok yalın anlatıyor.
Değer teorisini masaya geri koyuyor. Yapay zekâ üzerine konuşulan çoğu yerde "değer" sözcüğü ya hiç geçmiyor ya da hissedar değeri anlamında geçiyor. Başkaya, değeri canlı emeğin yarattığını ve makinenin değer yaratmadığını, yalnızca kendi değerini ürüne aktardığını hatırlatıyor. Bu, bizim Genel Zekânın Gaspı yazısından bu yana söylediklerimizle örtüşüyor: yapay zekâ modelleri, milyonlarca insanın kristalleşmiş emeğinin özel mülke çevrilmiş hâlidir.
Ekolojik çelişkiyi merkeze alıyor. Bulutun bir bulut olmadığını, beton, bakır, su ve kömür olduğunu söylemek hâlâ gerekiyor. Bunu İlker Kalaycı'nın metni üzerinden "bulut" mitiyle hesaplaştığımız yazıda da tartışmıştık.
Reformizme karşı net duruyor. "Sorumlu yapay zekâ", "etik ilkeler", "insan merkezli teknoloji" gibi formüller, mülkiyet sorusunu sormadığı sürece süs olarak kalıyor. Bunu Yapay Zekâ Etiğinin Sefaleti yazımızda ayrıntılı tartışmıştık.
Örgütlü öznenin yetersizliğini açıkça kabul ediyor. Hareketlerin sahada olduğunu ama yetmediğini söylemek, kendini kandırmamaktır.
Bu çekirdek sağlam. Aşağıdaki öneriler, bu çekirdeği güncel verilerle ve teknolojinin içinden gelen bilgiyle daha da güçlendirmek için.
Geliştirilebilecek Yerler: Veri, Kavram ve Siyaset
Bu bölümdeki notları bir düzeltme listesi olarak değil, ortak bir metni birlikte zenginleştirme önerileri olarak okumanızı isteriz. Her birinde Başkaya'nın asıl söylemek istediğini daha güçlü biçimde destekleyen bir veri ya da kavram olduğunu düşünüyoruz.
Takvim ve dönemlendirme
Metin "Geride kalan 376 yılda 5 sanayi (endüstri) devrimi yaşandı" diyerek ilk devrimi 1750'ye koyuyor. 1750'den 2026'ya 276 yıl geçtiği için burada büyük olasılıkla bir yazım kayması var. Küçük bir ayrıntı gibi görünse de teknoloji üzerine yazarken bu tür ayrıntılar önem kazanıyor, çünkü metni okuyan genç kuşak çoğu zaman o teknolojinin içinde büyümüş ve rakamlara karşı dikkatli.
Daha verimli bir tartışma alanı dönemlendirmenin kendisi. "Sanayi devrimlerini numaralandırma" alışkanlığı daha çok ana akım literatürden geliyor. "Dördüncü Sanayi Devrimi" kavramını 2016'da Davos'ta Dünya Ekonomik Forumu'nun kurucusu Klaus Schwab popülerleştirdi. Amacı, teknolojik değişimi kaçınılmaz bir doğa olayı gibi sunmak ve devletleri, sendikaları, üniversiteleri "uyum sağlamaya" çağırmaktı. Başkaya bu sayımı eleştirel bir amaçla kullanıyor. Ama sayımın kendisi bu çerçeveden geldiği için, Marksist gelenekteki başka bir dönemlendirmeyle desteklenirse argüman daha sağlam bir zemine oturabilir.
Ernest Mandel Geç Kapitalizm'de teknolojik devrimleri sermaye birikiminin uzun dalgalarıyla ilişkilendirmişti: 1848 sonrası makineyle üretilen buhar makinesi, 1890'lar sonrası elektrik ve içten yanmalı motor, 1940'lar sonrası elektronik ve nükleer enerji. Belirleyici olan teknik buluşun tarihi değil, buluşun hangi kâr oranı koşullarında, hangi sınıf ilişkileri içinde kitlesel olarak üretime sokulduğuydu. Bu bakışla nükleer enerji, ayrı bir sanayi devriminden çok, savaş ekonomisinin yarattığı elektronik, bilgisayar ve otomasyon kümesinin bir parçası olarak okunabilir. Dünya enerji arzındaki payı 1950'lerden bu yana hep sınırlı kaldı. 1990 ile 2015 arasındaki geçiş de keskin bir kopuştan çok bir süreklilik gösteriyor. Bugünkü yapay zekâ, 1990'ların ağ altyapısı, 2000'lerin platform tekelleri ve 2010'ların veri yığınları olmadan düşünülemez. Bunu ayrı bir "devrim" yerine aynı birikim rejiminin derinleşmesi olarak görmek mümkün.
Bu ayrım akademik bir ayrıntı değil. Teknolojiyi bağımsız dalgalar olarak saydığımızda tarihin öznesi teknolojiymiş gibi görünüyor. Birikim rejimleri ve sınıf mücadeleleri üzerinden okuduğumuzda ise tarihin öznesi yeniden insanlar oluyor. Bu da Başkaya'nın kendi tezine, yani makinenin bir sınıfın elinde olduğu fikrine daha uygun düşüyor.
Verimlilik ne zamandan beri yavaşlıyor?
Metin "XX'inci yüzyılın başından beri verimlilik sürekli azalıyor" diyor. Bu cümleyi verilerle desteklemek ve dönemini biraz kaydırmak, argümanı daha da güçlendirebilir. Robert Gordon'un Amerikan Büyümesinin Yükselişi ve Düşüşü (2016) kitabında gösterdiği gibi, ABD'de toplam faktör verimliliğinin en hızlı arttığı dönem 1920 ile 1970 arası. Elektrik, içten yanmalı motor, kimya ve kentsel altyapı bu dönemde meyvelerini verdi. ABD Çalışma İstatistikleri Bürosu'nun (BLS) verilerine göre tarım dışı işletmelerde emek verimliliği 1948–1973 arasında yılda ortalama yaklaşık yüzde 2,8 büyüdü. 2007–2019 arasında bu oran yaklaşık yüzde 1,5'e indi.
Yani Başkaya'nın işaret ettiği yavaşlama gerçek ve çok önemli. Verilere göre bu yavaşlama 1970'lerde başlıyor ve kâr oranlarının düşüşüyle, Keynesçi uzlaşmanın çöküşüyle ve neoliberal saldırıyla aynı tarihe denk geliyor. Robert Solow 1987'de ünlü bir cümle kurmuştu: "Bilgisayar çağını her yerde görüyoruz, verimlilik istatistiklerinde hariç." Bu paradoks Başkaya'nın asıl söylemek istediğini çok iyi destekliyor: dijital teknolojiler, kapitalist ilişkiler içinde, vaat ettikleri üretkenlik sıçramasını getirmedi. Yeni teknoloji üretkenliği artırmaktan çok mevcut değerin el değiştirmesine, yani rant gaspına, reklam pazarına, finansal spekülasyona ve emeğin denetimine hizmet etti.
Kırılmayı 1970'lere yerleştirmenin bir kazancı daha var: neoliberalizmin sınıfsal karakterini ve burjuvazinin bu dönemden itibaren teknolojiyi neden giderek daha çok bir zaman kazanma aracı olarak kullandığını görünür kılıyor.
IEA rakamı: 2024'ün tahmini, 2026'nın ölçümü
Metin, yapay zekâ "ilan edildiği biçimde" gelişirse elektrik tüketiminin 2026'da iki katına çıkacağını söylüyor. Bu rakam, IEA'nın Ocak 2024'te yayımladığı Electricity 2024 raporundaki bir öngörüye dayanıyor gibi görünüyor. O raporda veri merkezleri, yapay zekâ ve kripto paranın elektrik tüketiminin 2022'deki yaklaşık 460 TWh'den 2026'da yüksek senaryoda 1.000 TWh'nin üzerine çıkabileceği hesaplanmıştı.
Bugün elimizde tahmin yerine ölçüm var ve ölçüm Başkaya'nın kaygısını doğruluyor. IEA'nın Nisan 2026 tarihli güncel değerlendirmesine göre veri merkezlerinin tüketimi 2025'te yaklaşık 485 TWh oldu. Yalnızca 2025'te yüzde 17 arttı. Yapay zekâya odaklı veri merkezlerinin tüketimi ise bir yılda yüzde 50 büyüdü. Aynı yıl küresel elektrik talebindeki artış yüzde 3'te kaldı. Öngörü, toplam tüketimin 2030'a kadar yaklaşık 950 TWh'ye, yani küresel elektrik talebinin yaklaşık yüzde 3'üne çıkması.
Yüksek senaryodaki "2026'da iki kat" gerçekleşmedi. Ama eğilim Başkaya'nın söylediğini daha çarpıcı biçimde doğruluyor: dünya elektrik talebi yüzde 3 büyürken yapay zekâ veri merkezlerinin talebi yüzde 50 büyüyor. Güncel ölçümü kullanmanın iki yararı var. Birincisi, sektör savunucularının "o kıyamet gelmedi" itirazını baştan boşa çıkarıyor. İkincisi, "ilan edildiği biçimde gelişirse" kaydına gerek bırakmıyor. Bu kayıt, istemeden de olsa sektörün kendi büyüme anlatısını öncül olarak kabul ediyor. Yapay zekâ tekellerinin "ölçek her şeydir, hesaplama gücü sınırsız büyüyecek" anlatısı bir mühendislik gerçeğinden çok yatırımcıya anlatılan bir hikâye. Ölçülmüş veriyle konuştuğumuzda bu hikâyeyi de sorgulama imkânı buluyoruz.
"Nadir metal" konusunu biraz somutlaştırmak da ekolojik eleştiriyi emperyalizm eleştirisine bağlamaya yardımcı olabilir. Mesele nadir toprak elementlerinden çok daha geniş: bakır, galyum, germanyum, lityum, kobalt, yüksek saflıkta silisyum. Bunların maden sahaları Kongo'dan Şili'ye, Endonezya'dan Çin'e uzanan bir sömürü haritası çiziyor. Çip üretiminin büyük ölçüde Tayvan'da yoğunlaşması ve Çin ile ABD arasındaki ihracat kısıtlamaları da bu haritanın parçası.
Değer teorisi: karşı eğilimleri ve tekel rantını eklemek
Başkaya'nın değer teorisine dayanan akıl yürütmesi şöyle: canlı emek azalır, artı-değer azalır, sistem çürür. Bu mantık Marx'ın kâr oranlarının düşme eğilimi yasasına dayanıyor ve özü doğru. Marx bu yasayı Kapital'in üçüncü cildinde bir eğilim olarak tanımlar ve hemen ardından karşı eğilimleri sayar: sömürü oranının artırılması, ücretlerin emek gücünün değerinin altına bastırılması, değişmeyen sermaye öğelerinin ucuzlaması, nispi aşırı nüfus ve dış ticaret. Bu karşı eğilimleri tabloya eklediğimizde, burjuvazinin teknolojiyle nasıl zaman kazandığı da netleşiyor. Çünkü bugün yapay zekâ bu karşı eğilimlerin neredeyse hepsini aynı anda çalıştırıyor:
- Sömürü oranını artırıyor: Algoritmik yönetim, iş yoğunluğunu saniye saniye ölçüp sıkıştırıyor. Kurye, depo işçisi ve çağrı merkezi emekçisi bunu her gün yaşıyor. Biz buna zihinsel Taylorizm diyoruz.
- Değişmeyen sermayeyi ucuzlatıyor: Tasarım, yazılım, analiz gibi işlerin maliyetini düşürüyor.
- Nispi aşırı nüfus yaratıyor: İşsizler ve güvencesizler ordusu, çalışanların ücretini aşağı bastırıyor.
- Başka yerde yaratılmış değeri tekele aktarıyor: Metne eklenmesini en çok önerdiğimiz nokta bu.
Yapay zekâ şirketlerinin kazancının önemli bir kısmı kendi işçilerinin ürettiği artı-değerden değil, tekel rantından geliyor. İnternetteki ortak bilgiyi, yani milyonlarca insanın ücretsiz emeğini toplayıp modele dönüştürüyor, sonra bu modele erişimi abonelikle satıyorlar. Platformlar her işlemden pay alıyor. Bulut sağlayıcıları hesaplama gücünü kiraya veriyor. Bu, Marx'ın dilinde ekonomideki toplam artı-değerin tekel fiyatları aracılığıyla yeniden bölüşülmesidir. Başkaya ticaret ve finansın değer yaratmadığını doğru biçimde vurguluyor. Aynı mantığı yapay zekâ tekellerine uyguladığımızda, onları yalnızca "canlı emeğin yerini alan makinenin sahibi" olarak değil, bizim Kristalleşmiş Emeğin İsyanı sunumunda "genel zekânın gaspı" dediğimiz sürecin, yani toplumsal bilginin rantiyeleri olarak da görebiliyoruz.
Metnin sorduğu önemli soru, "robot fabrikanın ürünü kime satılacak?" sorusu da buradan bir yanıt bulabilir. Bir kısmı borçla ayakta tutulan tüketim. Bir kısmı en zenginlerin lüks tüketimi. Bir kısmı şirketlerin birbirine sattığı hizmetler. Ve çok önemli bir kısmı, aşağıda ayrıntılı göreceğimiz gibi, devlet: ordu, polis, göç idaresi, istihbarat. Realizasyon sorununa kapitalizmin tarihsel yanıtlarından biri hep silahlanma ve baskı aygıtı olmuştur. Bugün bu yanıtın en bilinen adlarından biri Palantir.
"Bunama" benzetmesini çöküş beklentisinden ayırmak
"Kriz değil bunama" güçlü ve akılda kalan bir benzetme. Yine de iki yanlış okunmaya açık olduğunu düşünüyoruz.
Birincisi, benzetme kapitalizmin kendi iç dinamikleriyle kaçınılmaz olarak sona ereceği biçiminde anlaşılabilir. Bu, Marksizmin içinde yüz yılı aşkın süredir tartışılan "çöküş teorisi"nin açmazına kapı aralar. Lenin 1920'de Komünist Enternasyonal'in İkinci Kongresi'nde bu konuda çok net konuşmuştu: burjuvazi için "mutlak çıkışsız durum yoktur". Kapitalizm, devrimci bir güç onu devirmedikçe en derin krizden bile, gerekirse savaşla, faşizmle, milyonlarca insanı gözden çıkararak çıkış yolu arar.
İkincisi, "bunama" imgesi karşımızdaki gücün zayıfladığı izlenimini verebilir. Bugünün teknoloji tekelleri son derece akılcı, planlı, örgütlü ve devletle iç içe çalışıyor. Palantir'in yöneticileri, OpenAI'ın stratejistleri, Pentagon'un satın alma memurları ne yaptıklarını çok iyi biliyorlar. Bize göre bunamış olan kapitalizmin vaatleri: refah, ilerleme, herkese iş, demokrasi. Vaatlerin bunaması, aygıtın güçsüzleştiği anlamına gelmiyor. Tersine, vaatlerini yerine getiremeyen bir sistem rızaya daha az, zora ve gözetime daha çok yaslanıyor. Burjuvazinin teknolojiyle yaptığı da tam olarak bu: rızayı satın alamadığı yerde zaman satın alıyor.
Başkaya'nın kapanış sloganı, "Kapitalizm çökmeden biz çökertelim", bu iki okumanın da önünü zaten kesiyor. Bunama teşhisi tek başına edilgen bir beklentiye yol açabilecekken slogan eyleme çağırıyor. Biz de sloganın tarafındayız. Sloganı somut bir örgütlenme önerisi ve güncel taleplerle tamamlamak, metnin en çok ihtiyaç duyduğu ek olabilir. Yazının son bölümünde buna kendi önerilerimizle katkı sunmaya çalışıyoruz.
Siyasetin teknoloji alanına da taşınması
Başkaya metnin başında çok doğru bir ilkeyi hatırlatıyor: siyaset ile ekonomi ayrılamaz. Bu ilkeyi teknoloji alanına da taşıdığımızda, 2026'da yapay zekâ tartışmasında merkezde duran şu başlıklar görünür hâle geliyor:
- Devlet ile teknoloji tekelleri arasındaki ilişki
- Gözetim, veri, fişleme
- Palantir ve benzeri şirketler, askerî yapay zekâ
- Platform tekelleri ve algoritmik yönetim
- Teknoloji sektörünün emekçileri, sendikalaşma deneyimleri, içeriden itirazlar
Metinde teknoloji ağırlıklı olarak bir üretim tekniği olarak ele alınıyor. Biz buna teknolojinin bir tahakküm tekniği olarak da okunmasını eklemeyi öneriyoruz. Başkaya'nın kısa bir konuşmada her şeye yer veremeyeceği açık. Ama bu boyut, bir sonraki bölümde tartışacağımız daha genel bir sorunla, teknolojiye dışarıdan bakmanın sınırlarıyla da ilgili.
Özet tablo
| Başkaya'nın tezi | Önerimiz |
|---|---|
| Alet insanlığın, makine sermayenin hizmetinde | Çok yalın ve güçlü bir formül. Marx'ın makine ile makinenin kapitalist kullanımı ayrımına dayanıyor. |
| 376 yılda beş sanayi devrimi | Süre 276 yıl olarak düzeltilebilir. Davos kaynaklı sayım yerine birikim rejimlerine dayanan bir dönemlendirme argümanı güçlendirir. |
| Verimlilik yüzyılın başından beri düşüyor | Yavaşlama gerçek. Verilere göre 1970'lerde başlıyor ve neoliberalizmle birlikte okunabilir. |
| IEA'ya göre 2026'da elektrik tüketimi ikiye katlanacak | 2024 öngörüsü yerine 2026 ölçümü kullanılabilir. Güncel veri daha çarpıcı: yapay zekâ veri merkezlerinin talebi bir yılda yüzde 50 arttı. |
| Otomasyon artı-değeri azaltır, sistem çürür | Eğilim doğru. Karşı eğilimler ve tekel rantı eklendiğinde burjuvazinin nasıl zaman kazandığı da görünür oluyor. |
| Robot fabrikanın ürünü kime satılacak? | Çok yerinde bir soru. Önemli yanıtlarından biri devlet: askerî ve baskı harcaması. |
| Kriz değil bunama | Vaatler bunadı, aygıt güçlü. Kapitalizm kendiliğinden ölmez. |
| Reform değil devrim | Katılıyoruz. Örgüt, program ve güncel taleplerle tamamlanmasını öneriyoruz. |
Teknolojinin Dışından Teknoloji Üzerine Konuşmak
Şimdi bu notlardan genel bir derse geçelim. Bu ders yalnızca Fikret Başkaya için değil, Türkiye solunun teknoloji üzerine konuşan neredeyse bütün kuşağı için geçerli. Açıkça söyleyelim: biz de bu sorundan muaf değiliz.
Ömrünü ekonomi politiğe, tarih yazımına, kalkınma eleştirisine vermiş bir düşünür, teknolojiyi büyük ölçüde gazete haberlerinden, uluslararası kurum raporlarından ve popüler kitaplardan izliyor. Bu bir kusur değil, iş bölümünün doğal sonucu. Ama bu durumun yarattığı sonuçları birlikte görmemiz gerekiyor, çünkü modern dünyayı anlamanın en önemli alanlarından biri tam da burası.
Kara kutu ve şeytanlaştırma: ters çevrilmiş fetişizm
İçini bilmediğimiz bir şey ya kara kutuya ya da tanrıya dönüşür. Teknoloji sektörünün kendisi teknolojiyi tanrılaştırıyor: "yapay genel zekâ geliyor", "tekillik yakın", "her şeyi çözecek". Dışarıdan bakan eleştiri bu tanrıyı reddediyor ama zaman zaman onu şeytana çevirebiliyor: "Teknik Bilim", "Makine", "Yapay Zekâ" büyük harfle, tek bir özne gibi, insanlığa karşı. Her iki durumda da teknoloji, insanlar arasındaki ilişkilerin bir ürünü olmaktan çıkıp kendi iradesi olan bir şeye dönüşüyor. Marx'ın meta fetişizmi dediği şey tam olarak budur: insanlar arasındaki toplumsal ilişkinin, şeyler arasındaki bir ilişki gibi görünmesi.
Marx Kapital'in makine bölümünde Luddite'ler için şunu yazar: emekçilerin, makineyi onun kapitalist kullanımından ayırt etmeyi ve saldırılarını maddi üretim araçlarına değil, bu araçların toplumsal kullanım biçimine yöneltmeyi öğrenmeleri zaman ve deneyim gerektirdi. Başkaya'nın alet ile makine ayrımı da aslında bu dersin üzerine kurulu. Bu dersi sonuna kadar götürdüğümüzde şu soru da önümüze geliyor: Sosyalist bir toplum hangi teknik temel üzerinde kurulacak? "Teknik Bilim kapitalizmi kurtaramaz" doğru. Ama teknolojiyi bütünüyle sermayeye bırakırsak, bu soruyu sormak bile zorlaşır.
Sektörün rakamlarını öncül olarak kabul etmek
Teknolojiyi içeriden tanımayan eleştiri, verisini ister istemez sektörün kendisinden ya da sektörle iç içe kurumlardan alıyor. Davos'un devrim sayımı, şirketlerin "yapay zekâ şu kadar işi yok edecek" açıklamaları, yüksek senaryo enerji tahminleri gibi. Bu rakamların önemli bir kısmı yatırımcıya, hükümete ve kamuoyuna yönelik pazarlamanın parçası. Bir yapay zekâ şirketi "teknolojimiz milyonlarca işi ortadan kaldıracak" dediğinde aslında hissedarlarına bir değer vaadinde bulunuyor.
Eleştiri bu iddiaları olduğu gibi aktardığında, istemeden sektörün en çok istediği şeye katkı sunmuş oluyor: teknolojinin gücünü abartmak. Bunu Yapay Zekâ Tsunamisi Neyi Gizliyor? yazımızda tartışmıştık. Abartılı iyimserlik ile kıyamet beklentisi aynı öncülü paylaşıyor: teknoloji söylendiği kadar güçlüdür. Sınıf bakışı ise önce öncülü sorgular: kim söylüyor, neden söylüyor, ölçülmüş mü, yoksa satılmış mı?
Emek süreci gözden kaçabiliyor
Teknolojiye dışarıdan bakınca bir makine görürsünüz. İçeriden bakınca insanlar görürsünüz. Kenya'da, Filipinler'de, Venezuela'da saatlik birkaç dolara veri etiketleyen ve en ağır içerikleri ayıklayan işçiler. Modelleri "insani" yanıtlar vermeye eğiten, sözleşmeli ve güvencesiz eğitmenler. Türkiye'de sabah dokuzdan gece yarısına "sprint" yetiştiren, performansı her gün panolarda ölçülen yazılımcılar. Veri merkezinin soğutmasında, kablosunda, güvenliğinde çalışanlar. Yapay zekâ bir makineden çok, bu emeğin örgütlenme biçimidir.
Emek süreci gözden kaçınca örgütlenme öznesi de gözden kaçabiliyor. Başkaya'nın saydığı hareketlere (işçiler, öğrenciler, ekolojistler, kadınlar, antifaşistler) teknoloji emekçilerini de eklemeyi öneriyoruz. Bugün sermayenin en kritik alanında, onun beyin ve sinir sisteminde çalışan milyonlarca insan var. 2026 baharında Pentagon, Anthropic'i yurt içi kitlesel gözetime ve insansız ateş eden silahlara karşı çıktığı için "tedarik zinciri riski" ilan ettiğinde, Axios'un aktardığına göre Google ve OpenAI'dan yüzlerce çalışan kendi şirketlerinin de aynı çizgide durmasını isteyen bir dilekçe imzaladı. Bu, teknolojinin içinin homojen olmadığını, orada da bir sınıf mücadelesinin sürdüğünü gösteriyor. İçerisi tek parça bir "sistem" değil, bir mücadele alanı.
Genç kuşakla köprü kurmak
Bu yazıyı "Sevgili Genç Yoldaşlar" diye açmamızın bir nedeni var. Bugünün gençleri teknolojinin içinde doğdu. Telefon, oyun, sosyal medya, yapay zekâ asistanı, platform işçiliği onların gündelik hayatı. Bu kuşak, kapitalizmin ona sunduğu dünyaya çok öfkeli ve sınıf eleştirisine her zamankinden daha açık. Ama teknik bir ayrıntıda kendi deneyimiyle uyuşmayan bir şey gördüğünde, eleştirinin doğru olan çekirdeğine ulaşmadan uzaklaşabiliyor. Bir yanda "bu gençler teknolojiye kapılmış" kaygısı, öbür yanda "büyüklerimiz teknolojiyi bizim gibi yaşamıyor" mesafesi. Bu mesafeden yalnızca sermaye kazançlı çıkıyor. Kuşaklar arası köprü, ustaların birikimi ile gençlerin teknolojiyle yaşadığı deneyimin buluşmasıyla kurulabilir.
Somut taleplere köprü kurmak
Teknolojiyi bütünlüklü bir "Teknik Bilim" olarak ele aldığımızda, bugünden yarına neyi talep edeceğimizi formüle etmek zorlaşıyor. Devrim gerekli, ama devrime giden yol, insanların bugün yaşadığı somut adaletsizliklere karşı kazanılan mevzilerden geçer. Algoritmik işten çıkarmaya itiraz hakkı, sağlık verisinin polise verilmemesi, ihalesiz gözetim sözleşmelerinin yasaklanması, kamu yazılımlarında açık kaynak zorunluluğu… Bunlar teknolojinin nasıl çalıştığını bilenlerle birlikte formüle edilebilecek talepler. Dışarıdan bakışın güçlü stratejik ufku, içeriden bakışın somut bilgisiyle buluştuğunda devrim ile bugün arasındaki köprü kurulabilir.
Madalyonun öbür yüzü: içeriden bakışın sınırları
Burada haksızlık etmeyelim. Teknolojinin içinden konuşanların sınırları çoğu zaman daha tehlikeli sonuçlar doğuruyor. Sınıf vizyonu olmayan mühendis, her sorunun bir teknik çözümü olduğuna inanabiliyor. Gözetimi "veri güvenliği", işsizliği "yeniden beceri kazandırma", eşitsizliği "dijital uçurum", savaşı "savunma teknolojisi" diye adlandırabiliyor. Silikon Vadisi'nin teknoloji emekçilerinin bir kısmının "etkin ivmecilik" (e/acc) bayrağı altında Marinetti'nin yeni sürümüne dönüşmesi bundandır. Bunu Fütürizmden Tekno-Faşizme yazımızda anlatmıştık. Teknolojiyi bilen ama tarihi ve ekonomi politiği bilmeyen göz, sermayenin en sadık ve en yetenekli yorumcusu olabiliyor.
Dolayısıyla mesele "dışarıdakiler sussun, içeridekiler konuşsun" değil. Mesele, bu iki bilginin örgütlü bir biçimde buluşması. Gramsci'nin "organik aydın" dediği şey, kendi sınıfının içinden çıkan ve o sınıfın deneyimini kavramsal bir bilince dönüştüren aydındır. Teknoloji emeğinin organik aydınları, teknolojiyi içeriden bilen ve sınıf bakışını Başkaya Hoca gibi ustalardan devralan insanlar olmalı. Bilgi Müşterekleri'nin varlık nedeni de bu.
| Dışarıdan bakış (güçlü sınıf bakışı, sınırlı teknik bilgi) | İçeriden bakış (güçlü teknik bilgi, sınırlı sınıf bakışı) |
|---|---|
| Teknolojiyi tek parça bir "Teknik Bilim" ya da "Makine" olarak görmeye yatkın | Teknolojiyi tarafsız bir araç, sorunu kötü kullanım olarak görmeye yatkın |
| Sektörün rakamlarını eleştirmek için kullanırken abartıyı istemeden onaylayabilir | Sektörün rakamlarını satmak için kullanır, abartıyı üretir |
| Emek sürecini ve teknoloji emekçisini gözden kaçırabilir | Emek sürecini görür ama sömürü olarak adlandırmayabilir |
| Çöküş beklentisine kayabilir | "Her sorunun teknik bir çözümü var" iyimserliğine kayabilir |
| Güçlü bir stratejik ufuk sunar, somut taleplerde zorlanabilir | Somut talep üretir ama mülkiyeti sorgulamayabilir |
| Sentez: teknolojiyi içeriden bilen, mülkiyet ve iktidar sorusunu soran, örgütlü teknoloji emeği |
Sınıfsal Vizyonumuzla Çağı Okumak
Şimdi kendi sözümüzü söyleyelim ve Başkaya'nın konuşmasında kısaca değinilen ya da yer bulamayan başlıkları genişletmeye çalışalım.
Kapitalizmin geldiği çağ: tekno-feodalizm değil, algoritmik tekelci kapitalizm
Son yıllarda moda olan bir tez var: kapitalizm bitti, yerine "tekno-feodalizm" geldi. Yanis Varoufakis'in popülerleştirdiği bu teze göre platformlar artık kâr değil rant topluyor, bu yüzden düzen feodaldir. Bu tezi bu sitede defalarca tartıştık ve reddettik. Rantın büyümesi kapitalizmin sonu değil, tekelci evresinin olağan bir özelliği. Lenin bunu yüz yıldan fazla önce, finans kapitalin ve tekellerin "asalak ve çürüyen" karakterinden söz ederken anlatmıştı. Bugünün teknoloji tekelleri hâlâ ücretli emek sömürüyor, hâlâ sermaye biriktiriyor, hâlâ kâr oranı için birbirleriyle ve devletlerle pazarlık ediyor. Değişen, birikimin araçları.
Çağımızı tanımlayan özellikleri şöyle sıralayabiliriz:
Hesaplama gücünün, verinin ve modellerin tekelleşmesi. Dünyada büyük ölçekli yapay zekâ modellerini eğitebilecek altyapıya sahip şirket sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Bu, 20. yüzyılın başındaki çelik ve petrol tröstlerinden çok daha yoğun bir merkezileşme. Üstelik sermayenin teknik bileşimi o kadar yükseldi ki bu alana yeni bir rakibin girmesi neredeyse imkânsız. Yalnızca başka bir devletin ya da başka bir devin desteğiyle mümkün.
Genel zekânın gaspı. Toplumun ortak bilgisi, yani kitaplar, makaleler, kod, forum yazışmaları, sanat eserleri, özel modellerin hammaddesi oluyor. Marx'ın Grundrisse'de "genel zekâ" (general intellect) dediği toplumsal bilgi birikimi, doğrudan sermayenin malı hâline getiriliyor. Ortak olanın çitlenmesi, ilk sermaye birikiminin dijital tekrarı.
Emeğin algoritmik denetimi. Taylor kronometreyle işçinin elini ölçüyordu. Bugün algoritma işçinin dikkatini, sesini, klavye vuruşunu, duygusunu ölçüyor. Bir yapay zekâ patronunun ilk kez bir insanı kovduğu vakadan gig ekonomisindeki kuryelere kadar, yönetim işlevi giderek makineye devrediliyor. Makineye devredilen yönetim de daha az görünür, daha zor itiraz edilir hâle geliyor.
Baskı ve savaş aygıtının dijitalleşmesi. Kapitalizmin vaatleri bunadıkça zor aygıtı güçleniyor. Yapay zekânın en hızlı büyüyen ve en kârlı kullanım alanlarından biri, aşağıda göreceğimiz gibi, gözetim, göç denetimi ve savaş.
Burjuvazi teknolojiyle nasıl zaman kazanıyor?
Burjuvazi teknolojiyi dört işlev için kullanıyor. Hiçbiri kapitalizmin çelişkilerini çözmüyor. Her biri, çelişkinin faturasını bugünden yarına ve tepeden aşağıya aktararak sisteme zaman kazandırıyor. Bunları ayrı ayrı görmek, neye karşı mücadele ettiğimizi netleştiriyor.
Rant gaspı aracı olarak. Ortak bilgiyi çitleyip kiraya vermek. Platform üzerinden her işlemden pay almak. Bulut ve model erişimini abonelikle satmak. Üretimde düşen kârlılık, başka yerlerde yaratılmış değere el konularak telafi ediliyor.
Emek denetim aracı olarak. İşi parçalamak, ölçmek, yoğunlaştırmak. İşçiyi tek tek izleyip örgütlenmesini zorlaştırmak. Kararı "algoritma verdi" diyerek sorumluluğu buharlaştırmak. Sömürü oranı artırılarak kâr oranının düşüşü yavaşlatılıyor.
Baskı ve savaş aracı olarak. Yurttaşı puanlamak, göçmeni avlamak, muhalifi fişlemek, hedefi otomatik seçmek. Rızanın tükendiği yerde düzen zorla ayakta tutuluyor. Silahlanma ve gözetim harcamaları da sermayeye güvenilir bir pazar sağlıyor.
İdeolojik aygıt olarak. "Teknoloji kaçınılmazdır", "ilerlemeye karşı çıkılmaz", "yapay zekâ sizin işinizi alacak, uyum sağlayın". Bu söylemler sınıf ilişkisini doğa yasası gibi sunuyor. "Yapay zekâ yüzünden" yapılan işten çıkarmaların bir kısmı aslında maliyet kesintisinin yatırımcıya güzel görünen bir ambalajı. Öfke sermayeye değil, makineye ya da kadere yönlendiriliyor.
Başkaya'nın konuşması ağırlıkla birinci ve ikinci işlevin bir boyutuna, makinenin canlı emeğin yerini almasına odaklanıyor. Oysa bugün belirleyici olan, dört işlevin birbirine geçmesi. Teknoloji burjuvaziye bir çıkış sunmuyor, bir erteleme sunuyor. Ama ertelenen her kriz, daha geniş kesimlere daha ağır bir fatura olarak geri dönüyor.
"Gereksizler sınıfı": kim için gereksiz?
Yuval Noah Harari 2016'da yayımlanan Homo Deus'ta "useless class", yani "işe yaramazlar sınıfı" kavramını ortaya attı: yapay zekâ ve otomasyon o kadar ilerleyecek ki milyarlarca insan ekonomik olarak hiçbir işe yaramaz hâle gelecek, bu insanlar zamanlarını uyuşturucu ve sanal oyunlarla geçirecek. Bu kavram o kadar yayıldı ki bugün teknoloji patronlarının ağzından neredeyse her hafta bir versiyonunu duyuyoruz.
Bu sitede Gereksizler Sınıfı'nın Doğuşu yazısında bu kavramı tartışmıştık. Kısaca tekrarlayalım: Harari'nin anlatısında "gereksizlik" teknolojinin doğal sonucu. Marx'ın anlatısında ise "nispi aşırı nüfus", sermaye birikiminin kendi yasası. Kapital'in birinci cildinin 25. bölümünde Marx, sermayenin organik bileşimi yükseldikçe işçi nüfusun bir bölümünün sermayenin değerlenme ihtiyacına göre "fazlalık" hâline getirildiğini anlatır ve bu nüfusu katmanlarına ayırır: işe girip çıkan akışkan nüfus, kırdan kente akmaya hazır gizli nüfus, düzensiz ve en kötü koşullarda çalışan durgun nüfus ve en altta yoksulluk.
Burada sorulması gereken soru şu: Gereksiz, kim için? İnsanlar toplum için gereksiz değil. Bakım işi, eğitim, sağlık, ekolojik onarım, kültür, araştırma… Yapılması gereken, ama yapılmayan muazzam bir iş var. İnsanlar yalnızca sermayenin değerlenmesi için gereksiz. Kâr getirmeyen emek, kapitalizm için emek değildir. "Gereksizler sınıfı" söylemi, bu tarihsel ve toplumsal olarak belirli ilişkiyi insanlığın doğal bir kaderi gibi sunuyor.
Bu söylemin bugünkü somut yansımaları da var. Challenger, Gray & Christmas'ın Nisan 2026 verilerine göre ABD'de o ay açıklanan 83.387 işten çıkarmanın 21.490'ı, yani dörtte birinden fazlası, doğrudan yapay zekâya bağlandı. Yapay zekâ üst üste ikinci ay işten çıkarmaların bir numaralı gerekçesi oldu (KRQE/Nexstar haberi). Bu rakamların bir kısmı gerçek bir ikame, bir kısmı ise az önce söylediğimiz ideolojik ambalaj. Ama her iki durumda da işini kaybeden insan gerçek. Türkiye'de ise geniş tanımlı işsizliğin yüzde 30'u aştığını TÜİK'in kendi verileriyle göstermiştik. "Gereksizler" burada, teknoloji gelmeden çoktan üretilmiş durumda.
Asıl tehlikeli olan, bu nüfusun nasıl yönetileceğine dair sermayenin geliştirdiği yanıt. İki ayaklı bir yanıt bu: bir yanda sus payı, öbür yanda gözetim ve polis. Sus payının en ilginç örneği bu yaz geldi. Decrypt'in Financial Times'a dayanarak aktardığına göre Sam Altman, Temmuz 2026'da ABD hükümetine OpenAI'ın yüzde 5'lik, yaklaşık 42,6 milyar dolarlık bir payını vermeyi önerdi. Gerekçesi, Amerikalıların yapay zekânın kazancından pay alması, model olarak da Alaska'nın petrol fonu gösterildi. Bu bir sosyalleştirme değil. Yüzde 95'i özel ellerde kalan bir tekelin, artan siyasi tepkiyi yatıştırmak ve devleti kendi kaderine ortak etmek için ödediği bir sigorta primi. Tepedeki zenginliğin küçük bir bölümünü "temel gelir" ya da "fon temettüsü" olarak dağıtıp gerisini korumak: gereksizler sınıfını yönetmenin kibar yüzü bu. Kaba yüzüne birazdan geleceğiz.
| Burjuva anlatı | Sınıfın yanıtı |
|---|---|
| Yapay zekâ insanların çoğunu gereksiz kılacak | İnsanlar toplum için değil, sermayenin değerlenmesi için gereksiz kılınıyor |
| Bu teknolojinin doğal ve kaçınılmaz sonucu | Bu, mülkiyet ilişkilerinin sonucu. Aynı teknoloji iş gününü kısaltmak için de kullanılabilir |
| Çözüm: yeniden beceri kazanmak, uyum sağlamak | Çözüm: üretkenlik kazancının iş saatlerinin kısaltılmasıyla ve kamusal hizmetle paylaşılması |
| Temel gelir ya da şirket fonu herkesi rahatlatır | Mülkiyete dokunmayan dağıtım bir sus payıdır ve gözetimle birlikte gelir |
| Gereksizler eğlence ve sanal dünyayla oyalanır | Gereksiz ilan edilenler örgütlenirse, bu sistemin mezar kazıcısı olur |
Devlet ve teknoloji tekeli: yer değiştirme değil, kaynaşma
Sık karşılaştığımız bir yaklaşım daha var: "Artık devletler değil şirketler yönetiyor." Ya da tersi: "Devletler şirketleri dizginlemeli." Her iki görüş de devlet ile sermayeyi birbirinin karşısında iki ayrı güç gibi düşünüyor. Marx ve Engels Manifesto'da modern devletin yürütmesini burjuvazinin ortak işlerini yöneten bir komite olarak tanımlamıştı. Lenin, Birinci Dünya Savaşı sırasında tekellerle devletin iç içe geçmesine "devlet tekelci kapitalizmi" adını verdi. 2026, bu kaynaşmanın yeni ve çok açık bir evresi.
Son bir yılın birkaç örneğine bakalım:
Devlet hissedar oluyor. ABD hükümeti Intel'de CHIPS Yasası kapsamındaki 8,9 milyar dolarlık hibeyi hisseye çevirerek yüzde 9,9 pay aldı. Nvidia ve AMD, Çin'e yaptıkları çip satışlarının yüzde 15'ini hükümete devretmeyi kabul etti. OpenAI yüzde 5'lik pay önerdi. Bunlar "kamulaştırma" değil, devletin özel tekellerin kârına ortak olması ve karşılığında onları koruması.
Devlet müşteri oluyor. Pentagon, istihbarat, göç idaresi, polis… Yapay zekâ şirketlerinin en güvenilir, en az pazarlık eden, en çok ödeyen müşterisi devlet. Başkaya'nın sorduğu "kime satılacak" sorusunun bir yanıtı bu.
Devlet disiplin uyguluyor. Bu yılın en öğretici olayı, Anthropic ile Pentagon arasındaki çatışmaydı. Axios'un haberine göre Pentagon, Anthropic'ten askerî kullanımda tüm güvenlik sınırlamalarını kaldırmasını istedi. Şirket iki konuda direndi: yurt içinde kitlesel gözetim ve insan müdahalesi olmadan ateş eden silahlar. Bunun üzerine Başkan Trump 27 Şubat 2026'da şirketi kara listeye alacağını açıkladı. Savunma Bakanlığı da genellikle Huawei gibi "düşman" şirketlere uygulanan "tedarik zinciri riski" etiketini Anthropic'e yapıştırdı. Aynı habere göre bu sırada şirkete masaya konan bir uzlaşma teklifi, Amerikalıların veri simsarlarından satın alınan konum, tarama ve finans verilerinin analizini içeriyordu.
Bu olayı doğru okumak önemli. Anthropic bir işçi örgütü değil, bir sermaye grubu. Daha önce aktivistleri izleyen sistemi ve tekelin kendini aklama dilini eleştirmiştik. Ama olay şunu gösteriyor: devlet, kendi baskı aygıtına tam hizmet vermekte tereddüt eden sermayeyi bile disipline edebiliyor. Kaynaşma bir eşitler ortaklığı değil. Baskı aygıtının ihtiyaçları belirleyici. Teknoloji tekeli ya bu ihtiyaçlara hizmet eder ya da "risk" ilan edilir.
Kaynaşma yalnızca Washington'da değil. Çin'de aynı kaynaşma başka bir biçimde, parti-devletin teknoloji devlerini doğrudan yönlendirmesiyle işliyor. ABD–Çin zirvesi yazımızda söylediğimiz gibi, iki sermaye bloğundan birini seçmek zorunda değiliz. Türkiye'de de Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğü ve Yapay Zekâ Eylem Planı üzerinden kamu verilerinin bütünleştirilmesi gündemde. "Yerli ve milli" etiketinin bu kaynaşmayı daha masum yapmadığını da ayrıca tartışmıştık.
Palantir: devletin gözü, kulağı ve tetiği
Bu kaynaşmanın en saf örneği Palantir. Şirket 2003'te Peter Thiel ve Alex Karp'ın öncülüğünde kuruldu. İlk yatırımcıları arasında CIA'in risk sermayesi kolu In-Q-Tel vardı. Yani Palantir doğuşundan itibaren istihbarat aygıtının bir uzantısı olarak tasarlandı. İş modeli basit ve çok güçlü: devletin dağınık veri tabanlarını, yani vergi, sağlık, göç, polis, sosyal yardım, telefon ve konum verilerini birbirine bağlayan bir "ontoloji" kurmak ve bu bütünleşik veri üzerinde arama, eşleştirme ve hedef üretme yeteneği satmak. Palantir devletin yerine geçmiyor, devlete yeni bir sinir sistemi takıyor.
Son iki yılın tablosu:
- ABD Ordusu: 2025 yazında ordu, Palantir'le mevcut sözleşmelerini tek bir çatı altında toplayan 10 yıllık, 10 milyar dolara kadar bir kurumsal anlaşma imzaladı. Pentagon'un yapay zekâ hedefleme platformu Maven'in bütçe tavanı yaklaşık 1,3 milyar dolara çıkarıldı.
- İhalesiz sözleşmeler: Nextgov'un Ağustos 2026 haberine göre Savunma Bakan Yardımcısı Steve Feinberg'in imzaladığı bir muhtırayla Palantir'e Nisan 2027'ye kadar 243,9 milyon dolara kadar ek ödeme taahhüt edildi. Muhtıra, mevzuatın ihalesiz alım için öngördüğü gerekçelerden hiçbirini göstermiyordu. Palantir'in 2024'ten bu yana federal sözleşme yükümlülüklerinin toplamı 3,2 milyar dolar ve bunun yaklaşık yarısı ihalesiz.
- Göç idaresi (ICE): Nisan 2025'te Palantir'e, sınır dışı edilecek kişilerin tespiti, "gönüllü ayrılmaların" neredeyse gerçek zamanlı izlenmesi ve sınır dışı etme lojistiğinin hızlandırılması için ImmigrationOS adlı bir platform geliştirmek üzere 30 milyon dolarlık bir sözleşme değişikliği verildi (Immigration Policy Tracking Project). Ocak 2026'da 404 Media, ICE'ın kullandığı ve Palantir tarafından geliştirildiği bildirilen ELITE adlı bir aracı ortaya çıkardı. Fortune'un aktardığına göre araç, kişiler hakkında dosya ve "ipucu" üretiyor, hedefleri harita üzerinde gösteriyor ve bir kişinin güncel adresi için bir "güven puanı" veriyor. Veri kaynakları arasında Medicaid de var. ICE ile ilgili kurum arasındaki veri paylaşım anlaşması yaklaşık 80 milyon Medicaid hastasının kişisel verilerinin aktarılmasına izin veriyor. Palantir ve DHS habere yorum yapmadı.
- Avrupa: Almanya'da Bavyera, Hessen ve Kuzey Ren-Vestfalya polisi Palantir yazılımı kullanıyor. Federal Anayasa Mahkemesi 2023'te Hessen ve Hamburg'daki otomatik veri analizi düzenlemelerini kısmen anayasaya aykırı buldu. Buna rağmen federal düzeyde yaygınlaştırılması tartışılıyor ve SPD, Yeşiller ve Sol Parti bu adıma karşı. İngiltere'de Ulusal Sağlık Sistemi'nin (NHS) Federe Veri Platformu sözleşmesi 2023'te Palantir liderliğindeki konsorsiyuma verildi.
- İsrail: Palantir Ocak 2024'te, Gazze'deki savaşın ortasında, İsrail Savunma Bakanlığı ile "stratejik ortaklık" duyurdu.
Bu tabloyu okumanın bir sınıfsal yolu var. ELITE örneğine dikkatle bakın: sağlık için toplanan veri, insan avı için kullanılıyor. Sosyal devletin en yoksul vatandaşlarına hizmet etmek için kurduğu kayıt sistemi, onları bulup sınır dışı etmenin aracına dönüşüyor. Sosyal yardım verisinin polis verisine dönüşmesi, gereksizler sınıfını yönetmenin kaba yüzü işte bu. Temel gelir sus payıysa, Palantir onun öbür eli.
Alex Karp bunu gizlemiyor. 2025'te yayımladığı Teknolojik Cumhuriyet kitabında Silikon Vadisi'ni "ulusal amaca", yani Batı'nın askerî üstünlüğüne hizmet etmeye çağırdı. Bu kitabı ve şirketin manifestosunu Tekno-Faşizmin İlanı yazımızda incelemiştik. Thiel'in düşünsel dünyasını da ayrıca tartışmıştık.
"Palantir türü" ne demek? Palantir tek değil, bir türün en gelişmiş örneği. Aynı tür içinde otonom silahlar ve sınır gözetimi üreten Anduril, internetten toplanan milyarlarca yüz fotoğrafıyla polise yüz tanıma satan Clearview AI, kentlerde plaka okuma ağları kuran Flock Safety, gazetecilerin ve muhaliflerin telefonlarına sızmakla bilinen casus yazılım şirketleri var. +972 Magazine'in Nisan 2024'te ortaya çıkardığı, İsrail ordusunun Gazze'de hedef listeleri üretmek için kullandığı bildirilen "Lavender" sistemi ise bu türün savaştaki son sözü. Ortak özellikleri şunlar: devletin baskı aygıtını müşteri olarak seçmek, kamusal veriyi özel yazılımla işlemek, hesap verebilirliği ticari sır ve ulusal güvenlik duvarının arkasına saklamak. Bunu fiziksel yapay zekâ yazımızda robotik ve silahlanma ekseninde de tartışmıştık.
Başkaya'nın konuşmasına eklenmesini en çok önerdiğimiz boyut belki de bu: "Teknik Bilim kapitalizmi kurtaramaz" doğru. Ama Teknik Bilim, kapitalizmin kendisini kurtaramadığı insanları denetim altında tutmasına çok iyi hizmet ediyor.
Örgütlü bir karşı koyuş olmazsa: distopyanın taslakları
Distopya sözcüğü bilimkurguyu çağrıştırıyor. Ama aşağıdakilerin hiçbiri bilimkurgu değil. Hepsi bugün var olan eğilimlerin, örgütlü bir karşı güçle karşılaşmadığı takdirde varacağı yer.
Puanlanan yurttaş. Bugün bir göçmen için bir "adres güven puanı" hesaplanıyor. Yarın sosyal yardım başvurusu, kredi, kira sözleşmesi, iş başvurusu, sınav sonucu ve sosyal medya hareketleri aynı ontolojide birleştirilebilir. Puanınız, kim olduğunuzu ve neye erişebileceğinizi belirler. Hiçbir yasa "sizi puanlıyoruz" demez. Ama her kapı bir puan sorar.
Algoritmayla yönetilen işçi. İşe alım, vardiya, ücret, performans ve işten çıkarma kararlarının tamamı algoritmaya devredilir. İtiraz edecek bir insan yoktur. Sendika temsilcisinin karşısında masaya oturacak bir yönetici de yoktur. Sadece "sistem böyle karar verdi" vardır. Bu, kuryeler için bugün zaten gerçek.
İki katlı insanlık. Bir yanda hesaplama gücüne, sağlığa, eğitime ve güvenliğe sahip küçük bir azınlık. Öbür yanda temel gelirle oyalanan, gözetimle yönetilen ve "gereksiz" sayılan çoğunluk. Thiel'in de yatırımcıları arasında yer aldığı fonların desteklediği Honduras'taki Próspera gibi "özel şehir" deneyleri ve "ağ devleti" fantezileri, tepedekilerin kendi yasalarıyla yaşayacağı bu kalelerin taslakları. Bunu Fütürizmden Tekno-Faşizme yazısında ayrıntılı ele almıştık.
Otomatikleşen savaş. Hedefi algoritmanın önerdiği, onay süresinin saniyelere indiği, "insan döngüde" ilkesinin formaliteye dönüştüğü bir savaş. Anthropic'in Pentagon'la çatışması, bu ilkenin bile sermaye için bir pazarlık konusu olduğunu gösterdi. Gazze bu savaşın laboratuvarı oldu. Sermaye laboratuvarda denediğini er geç sahaya yayar.
Çitlenmiş bilgi. İnsanların bilgiye giderek yalnızca birkaç şirketin modelleri aracılığıyla eriştiği, neyin doğru olduğunu da bu modellerin belirlediği bir dünya. Bilimsel bilginin bile kapalı laboratuvarlarda üretilip tekelin mülkü olduğu bir dünya. Gerçekliğin kendisinin bir abonelik hizmetine dönüşmesi.
Isınan dünya, soğutulan sunucular. Su kıtlığı çeken bölgelerde veri merkezlerine öncelik verilmesi, elektrik faturaları yükselen hanelerin yanında kesintisiz enerjiyle çalışan hesaplama kümeleri. Başkaya'nın "yangını benzinle söndürmek" dediği şeyin gündelik hayattaki karşılığı bu.
Ve en önemlisi: tüm bunların meşru görünmesi. En karanlık distopya, baskının baskı gibi görünmediği distopyadır. "Güvenlik", "verimlilik", "kişiselleştirilmiş hizmet", "dolandırıcılığa karşı önlem" adı altında gelir. Kimse kelepçe görmez. Herkes yalnızca bir uygulama indirir.
Bu tablo bir kader değil. Her biri bugün itiraz edilebilir, yavaşlatılabilir, durdurulabilir. Almanya'da anayasa mahkemesi kararı, New York'ta belediye denetçisinin Palantir'den insan hakları risk değerlendirmesi istemesi, teknoloji emekçilerinin dilekçeleri bunu gösteriyor. Ama bunların hiçbiri tek başına yetmiyor. Başkaya'nın dediği gibi: hareketler sahada ama yetmiyor. Yetmesi için örgüt gerekiyor.
Ne Yapmalı? Somut Görevler
Başkaya'nın konuşmasının bittiği yerden, onun çağrısını sürdürerek devam edelim. "Kapitalizm çökmeden biz çökertelim" sloganını içi dolu bir programa çevirmek için teknoloji ekseninde şu görevleri öneriyoruz:
Teknoloji emekçisinin sendikalaşması. Yazılımcı, veri etiketleyici, içerik moderatörü, çağrı merkezi çalışanı, tasarımcı, ağ yöneticisi, kurye… Eli klavyeye ve ekrana değen herkes. Türkiye'de bilişim emekçilerinin ayrı bir işkolunda örgütlenme hakkı için verilen mücadele, bu yüzyılın en kritik sendikal mücadelelerinden biri. Ayrıntılı yol haritasını Bilişim Emekçisinin El Kılavuzu'nda çizdik.
İçeriden ret. Gözetim, fişleme ve savaş projelerinde çalışmayı reddetmek, bu projeleri yasal sınırlar içinde kamuoyuna duyurmak ve bu ret için kolektif koruma mekanizmaları kurmak. Google ve OpenAI çalışanlarının dilekçesi küçük ama anlamlı bir başlangıç. Bir mühendisin tek başına reddi kariyerine mal olur. Bin mühendisin birlikte reddi bir projeyi durdurur.
Kamusal talepler. Bugünden yarına kazanılabilecek mevziler:
- Sağlık, eğitim ve sosyal yardım verilerinin kolluk ve göç denetimi amacıyla kullanılmasının yasaklanması
- Kamu kurumlarının gözetim ve veri analizi yazılımları için ihalesiz sözleşme yapmasının yasaklanması, tüm bu sözleşmelerin kamuya açıklanması
- Algoritmik kararlara karşı insan tarafından incelenme ve itiraz hakkı, özellikle işe alım, işten çıkarma, kredi ve sosyal yardımda
- Kamu yazılımlarında açık kaynak zorunluluğu ve kamu verisinin özel şirketlere devrinin yasaklanması
- Otonom silahlara karşı uluslararası yasak kampanyasına destek
- Yapay zekânın getirdiği üretkenlik kazancının ücret kaybı olmadan iş saatlerinin kısaltılmasıyla paylaşılması
Bilgi müşterekleri. Özgür yazılımı, açık modelleri, toplulukların kendi sunucularını, kamusal hesaplama altyapısını savunmak ve büyütmek. Genel zekânın gaspına karşı yanıt, onun yeniden ortak mülke dönüştürülmesi. Bunun ilkelerini Sosyalist Yapay Zekâ Manifestosu'nda ortaya koyduk.
Ekoloji hareketiyle ittifak. Veri merkezlerinin su ve enerji tüketimi, maden sahalarının yıkımı ve iklim krizi aynı mücadelenin parçaları. Teknoloji emekçileri ile ekoloji hareketi arasında bir köprü kurmak, Başkaya'nın ekolojik eleştirisini somut bir ittifaka dönüştürmenin yolu.
Kuşaklar ve bilgiler arası köprü. Bu yazının asıl önerisi bu. Fikret Başkaya gibi ustaların ekonomi politik birikimi ile teknolojinin içinde çalışan genç emekçilerin deneyimi bir araya gelmeli. Özgür Üniversite gibi kurumlarda teknoloji emekçilerinin anlattığı seminerler, ortak okuma grupları, ortak yazılar… Dışarıdan bakan yoldaş içeriden bilgi alır. İçeriden bakan yoldaş tarih ve ekonomi politiği öğrenir. Bilgi Müşterekleri olarak böyle bir ortak çalışmaya her zaman hazırız.
Sürekli izleme. Teknoloji dünyasındaki sınıfsal gelişmeleri haftalık olarak izlemek ve yorumlamak. Bunun için başlattığımız Teknolojide Haftanın Sınıf Mücadelesi dizisini takip edebilirsiniz.
Teknoloji Bizim de Olabilir
Sevgili Genç Yoldaşlar,
Fikret Başkaya'nın konuşmasının başlığı bir soru soruyor: Teknik Bilim kapitalizmi neden kurtaramaz? Yanıtı doğru: çünkü kapitalizmin sorunu teknik değil, toplumsal. Ama biz bir soru daha eklemek istiyoruz: Teknik Bilim kimi kurtarabilir?
Aynı hesaplama gücü bugün bir göçmenin adresini bulmak için kullanılıyor. Aynı güç yarın bir salgını önceden haber vermek, bir depremde yıkılacak binaları tespit etmek, bir ülkenin enerji ihtiyacını planlamak, herkesin iş gününü kısaltmak için de kullanılabilir. Bu bir hayal değil. Bu, makinenin kendisi ile makinenin kapitalist kullanımı arasındaki farkı ilk kez gören işçilerin vardığı sonucun 21. yüzyıldaki karşılığı.
Başkaya Hoca haklı: kitleleri olaylar harekete geçirir. Ama olaylar kitleleri yalnızca hazır olan örgütün gösterdiği yöne harekete geçirir. Örgüt yoksa, öfke ya sağa akar ya da dağılır. Teknolojinin içinde çalışan bizlerin görevi, o olay geldiğinde, ki gelecek, hazır olmak. Teknolojiyi içeriden tanıyan, sınıfını bilen, dışarıdaki yoldaşlarıyla omuz omuza duran bir örgütlü emek.
Kapitalizm kendiliğinden ölmeyecek. Burjuvazi teknolojiyi onun ömrünü uzatmak için kullanmayı sürdürecek. Teknoloji bu ömrü uzatabilir ama sistemi kurtaramaz. Sistemi gömecek olan da teknoloji değil, örgütlü emektir. Onu biz gömeceğiz. Elimizdeki her aleti, yeniden insanlığın hizmetine sokarak.
Daha güzel gelecekler için, hep birlikte.
Kaynaklar
Değerlendirilen metin
- Fikret Başkaya, "Teknik Bilim Kapitalizmi neden kurtaramaz?..", Özgür Üniversite, 12 Ekim 2026 (10 Ekim 2026 güz dönemi açılış konuşması)
Enerji ve verimlilik
- IEA, Electricity 2024, Ocak 2024
- Enlit, "AI and data centre electricity use continue to surge, IEA finds", 17 Nisan 2026
- U.S. Bureau of Labor Statistics, Productivity and Costs
- Robert J. Gordon, The Rise and Fall of American Growth, Princeton University Press, 2016
- Ernest Mandel, Geç Kapitalizm (Der Spätkapitalismus, 1972)
Devlet, teknoloji tekelleri ve Palantir
- Axios, "Pentagon blacklists Anthropic, labels AI company 'supply chain risk'", 4 Mart 2026
- Decrypt, "OpenAI Offers US Government a $42 Billion Slice of Itself", 2 Temmuz 2026
- Nextgov/FCW, "Palantir's no-bid pipeline just got bigger", 12 Ağustos 2026
- Immigration Policy Tracking Project, "Reported: Palantir awarded $30 million to build ImmigrationOS surveillance platform for ICE"
- Fortune, "ICE allegedly uses Palantir tool tracking Medicaid data", 26 Ocak 2026
- Yahoo News, "Germany weighs nationwide use of Palantir's controversial software"
İşten çıkarmalar
- KRQE/Nexstar, "Companies name AI as top reason for job cuts for second straight month" (Challenger, Gray & Christmas Nisan 2026 verileri)
Klasikler
- Karl Marx, Kapital, Cilt I, 15. Bölüm ("Makine ve Büyük Sanayi") ve 25. Bölüm ("Kapitalist Birikimin Genel Yasası"); Cilt III, 13. ve 14. Bölümler
- Karl Marx, Grundrisse, "Makineler Üzerine Fragman"
- V. I. Lenin, Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması (1916); Komünist Enternasyonal II. Kongresi'nde uluslararası durum üzerine rapor (1920)
- Antonio Gramsci, Hapishane Defterleri
- Yuval Noah Harari, Homo Deus, 2016
Bilgi Müşterekleri'nden ilgili yazılar
- Genel Zekânın Gaspı ve AGI İllüzyonu
- Kristalleşmiş Emeğin İsyanı: 20. Karaburun Bilim Kongresi'ne Çağrı
- Piramidin Kanlı Basamakları: 2026 Küresel Mülksüzleştirme Savaşı ve "Gereksizler Sınıfı"nın Doğuşu
- Tekno-Faşizmin İlanı: Palantir Manifestosu ve Dijital Çağda Sınıf Mücadelesinin Diyalektiği
- Thiel'ın Dialog Barikatları
- Fütürizmden Tekno-Faşizme
- "Fiziksel Yapay Zekâ" Kime Karşı Silahlanıyor?
- Anthropic'in Aktivist İzleme Sistemi
- "Hepsini Durdurduk": Bir Tekelin Kendini Aklama Grameri
- Aynı Hafta, İki Masa: ABD–Çin Zirvesi, Yapay Zekâ Patronları ve Kamp Değil Sınıf
- Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğü Olduğunu Biliyor muydunuz?
- Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı (2026–2030) Üzerine
- "Yerli ve Milli" Yapay Zekâ İllüzyonu ve Emperyalist Entegrasyonun Diyalektiği
- "Yapay Zekâ Tsunamisi" Neyi Gizliyor?
- Yapay Zekâ Etiğinin Sefaleti ve İnsan Onuru
- İlker Kalaycı'nın Metni Işığında "Bulut" Mitiyle Hesaplaşma
- OpenAI'ın 722 Matematik Makalesi ve Genel Zekânın Kapalı Laboratuvarı
- Yapay Zekâ Patronu İlk Kez Bir İnsanı Kovdu
- GİG Ekonomisi Dosyası
- TÜİK: İki Rakam, Tek Ülke: %8,1 ve %30,6
- Bilişim Emekçisinin El Kılavuzu
- Genel Zekânın İadesi İçin: Sosyalist Yapay Zekâ Manifestosu Yayında
- Teknolojide Haftanın Sınıf Mücadelesi







