Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğü Olduğunu Biliyor muydunuz?
Devletin Verisi, Devletin Algoritması ve İnternetin Kapatma Düğmesi Aynı Binada Toplanıyor

Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğü Olduğunu Biliyor muydunuz?
Devletin verisi, devletin algoritması ve internetin kapatma düğmesi aynı binada toplanıyor. Bugünkü atama o binanın bir odasının ışığını yaktı.
Kısaca: Ne oldu, ne anlama geliyor?
Sevgili Genç Yoldaşlar,
Bu sabah Resmî Gazete'de yayımlanan 2026/322 sayılı kararla Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Dr. Öğr. Üyesi Osman Gazi Güçlütürk, Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürü olarak atandı. Aynı kararla Siber Güvenlik Başkanlığının Dijital Devlet, Siber Savunma, Ekosistem Geliştirme ve idari hizmetler genel müdürlükleri ile birinci hukuk müşavirliğine de atama yapıldı (CNN Türk).
Çoğumuz böyle bir genel müdürlüğün var olduğunu bu haberle öğrendik. Önce özet olarak şunları bilmek gerekiyor:
- Ne? Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğü, 25 Aralık 2025'te 192 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kuruldu. Bir bakanlığa değil, doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlı Siber Güvenlik Başkanlığına bağlı.
- Ne iş yapar? Kamuda yapay zekâ kullanımının mevzuatını hazırlar, ulusal stratejiye katkı verir, kamu kurumlarında pilot yapay zekâ uygulamaları yürütür, kurumlar arası ortak veri altyapısını kurar ve devletin verisi üretildiği andan silindiği ana kadar nasıl yönetilecekse onun kurallarını, yani veri yönetişimi ilkelerini koyar.
- Neden önemli? Çünkü aynı Başkanlık 2025'ten bu yana adım adım şu yetkileri de topladı: kamunun siber güvenliği, e-Devlet ve dijital dönüşüm (eski Dijital Dönüşüm Ofisi), internette erişim engelleme ve içerik kaldırma, sosyal medya ve oyun platformlarının denetimi, yasal dinlemenin teknik altyapısı, alan adları. Bugün yapay zekâ ve veri de bu yetkilerin yanına eklenmiş oldu.
- BTK'dan farkı ne? BTK telekom piyasasını düzenleyen, kurul yapısıyla kanunla kurulmuş bir kurumdur. Siber Güvenlik Başkanlığı ise yürütmeye doğrudan bağlı bir güvenlik aygıtıdır. Temmuz 2026'dan bu yana BTK'nin internet üzerindeki "güvenlik" yetkileri bu aygıta geçti, BTK'ye lisans, frekans ve tüketici işleri kaldı.
- Sınıfsal anlamı ne? Devletin yurttaş hakkında tuttuğu bütün veri, o veriyi işleyecek algoritma ve o algoritmayı tartışan sesi kesme yetkisi tek bir güvenlik kurumunda birleşiyor. Bu kurumu TBMM değil Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi örgütlüyor, sendikalar, meslek örgütleri ya da verisi işlenen yurttaşlar karar süreçlerinde yer almıyor. Kamu verisi bir müşterek olarak değil, bir yönetim ve gözetim girdisi ve sermayeye açılacak bir hammadde olarak ele alınıyor.
Yazının devamında bunları tek tek açacağız. Önce kurumu tanıyacağız, sonra sınıfsal okumaya geçeceğiz.
Bu kurum nereden çıktı?
Bir genel müdürlüğü anlamak için önce içinde durduğu binayı tanımak gerekiyor. Kronoloji şöyle:
| Tarih | Ne oldu? |
|---|---|
| 8 Ocak 2025 | 177 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Cumhurbaşkanlığına bağlı Siber Güvenlik Başkanlığı kuruldu (alomaliye). |
| Mart 2025 | 7545 sayılı Siber Güvenlik Kanunu yürürlüğe girdi. Başkanlığa kurumlardan bilgi ve belge isteme, yerinde inceleme yapma ve elektronik veriyi kopyalama yetkisi verildi. Bilgi vermeyene hapis cezası, "panik yaratmak" amacıyla gerçek dışı veri sızıntısı içeriği yayana 2-5 yıl hapis öngörüldü (T24). |
| 28 Mart 2025 | Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi kapatıldı. e-Devlet, kamu dijital dönüşümü ve "yapay zekâ uygulamalarının yaygınlaştırılması" görevleri Siber Güvenlik Başkanlığına devredildi (ICT Media). |
| 25 Aralık 2025 | 192 sayılı Kararname ile Başkanlığın içinde Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğü ve Dijital Devlet Genel Müdürlüğü kuruldu. Kadroya 204 yeni kadro eklendi. Başkanlığa yurt içinde ve yurt dışında şirket kurma ve yurt içinde 7 temsilcilik açma yetkisi verildi (AA, Memurlar.net). |
| 25 Aralık 2025 (aynı gün) | Sanayi ve Teknoloji Bakanlığındaki Milli Teknoloji Genel Müdürlüğünün adı Milli Teknoloji ve Yapay Zekâ Genel Müdürlüğü oldu (AA). |
| 31 Temmuz 2026 | 7590 sayılı Kanun ile BTK'nin internet üzerindeki temel yetkileri Siber Güvenlik Başkanlığına geçti: erişim engeli ve içerik kaldırma, sosyal ağ sağlayıcıları ve oyun platformlarının denetimi, yasal dinlemenin teknik altyapısı, alan adları (Paksoy, BirGün). |
| 18 Ağustos 2026 | Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı (2026–2030) 2026/9 sayılı Genelge ile yayımlandı. Kamu yapay zekâ uygulamalarının koordinasyonu Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğüne verildi (KS Avukatlık). |
| 1 Ekim 2026 | Genel müdürlüğün başına ilk kez bir isim atandı. |
Tabloyu bir bütün olarak okuyun. İki yıldan kısa bir sürede, adı "siber güvenlik" olan bir kurum devletin dijital işlerinin neredeyse tamamını üstlendi. Bugünkü atama bu sürecin son halkası. Kurum dokuz ay boyunca kâğıt üzerinde vardı, şimdi başına biri geldi ve çalışmaya başlıyor.
Ne işe yarar? Görevleri neler?
Kararnameye ve kuruluş haberlerine göre Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğünün görevleri şunlar (Memurlar.net, Döviz.com):
- Mevzuat: Kamuda yapay zekâ uygulamalarına ilişkin mevzuat çalışmalarını yürütmek.
- Strateji: Ulusal yapay zekâ politika, strateji ve eylem planlarına katkı vermek.
- Uyum: İç düzenlemelerin uluslararası standartlarla uyumuna destek olmak.
- Veri yönetişimi: Dijital devlet ve kamu yapay zekâ sistemleri için verinin oluşturulmasından silinmesine kadar bütün süreci kapsayan ilke, usul ve standartları belirlemek.
- Pilot uygulama ve ortak veri altyapısı: Kamuda yapay zekâ uygulamalarını pilot olarak yürütmek, ihtiyaçları ilgili kurumlarla birlikte belirlemek, ortak veri altyapısını hayata geçirmek ve uygulama verisinin kalite standartlarını koymak.
- Veri kalitesi: Veri kalite ölçütlerini belirlemek ve bunlara uyumu sağlamak.
- Ekosistem: Altyapı ve insan kaynağı kapasitesini güçlendirmek, girişim ve Ar-Ge faaliyetlerine katkı vermek.
Eylem Planı bu listeye bir rol daha ekliyor: Genel müdürlük planın Program Ofisi içinde kamu yapay zekâ uygulamalarını koordine edecek, TÜBİTAK Yapay Zekâ Enstitüsü ile birlikte güvenlik değerlendirmesi kapasitesini geliştirecek (KS Avukatlık).
Bu görevleri sade bir dille anlatırsak
Bürokratik dili bir kenara bırakalım. Bu kurumun önüne konan iş şu:
Devletin her kurumunda ayrı ayrı duran veriyi ortak bir altyapıda birleştirmek, o veriyi yapay zekâ sistemlerinin "yiyebileceği" kaliteye getirmek ve kamuda hangi işin yapay zekâya devredileceğine karar vermek.
Somut olarak düşünelim. Bir yurttaşın verisi bugün onlarca yerde tutuluyor: e-Devlet, nüfus, SGK, vergi idaresi, sağlık sistemi, eğitim kayıtları, tapu, adalet, emniyet, belediyeler, sosyal yardım sistemleri. "Ortak veri altyapısı" ve "uçtan uca veri yönetişimi", bu dağınık kayıtların birbirine bağlanabilir, sorgulanabilir ve algoritmalarca işlenebilir hâle gelmesi demektir.
Bunun iki yüzü var ve ikisini de açıkça söylemek gerekiyor:
- Olumlu olabilecek yüz: Aynı belgeyi beş kurumdan ayrı ayrı istememek, işlemlerin hızlanması, kamu hizmetinin planlanması için daha iyi istatistik.
- Tehlikeli yüz: Bir yurttaş hakkında devletin bildiği her şeyin tek bir yerde birleşmesi ve kimin yardım alacağı, kimin vergi denetimine gireceği, kimin "riskli" sayılacağı gibi kararların bir algoritmaya devredilmesi.
Hangi yüzün ağır basacağı tekniğe değil, kurumun kimin denetiminde olduğuna ve kimin yararına çalıştığına bağlıdır. Yazının geri kalanı bu soruyla ilgili.
Bugün neden bir hukukçu atandı?
Genel müdürlüğün başına bir mühendis ya da veri bilimci değil, bir hukuk akademisyeni geldi. Güçlütürk'ün çalışma alanı yapay zekâ hukuku, bilişim hukuku ve veri koruma. Doktora tezi makine öğrenmesi sistemlerinde verinin hukuka uygun kullanımı üzerine ve YÖK'ün 2022 doktora tezi ödülünü almış. OECD'nin yapay zekâ politikası çalışmalarında da yer almış (Bölge Gazetesi Van).
Bu yazı bir kişiyi değil bir kurumu tartışıyor. Ama atanan ismin profili kurumun önceliği hakkında bilgi veriyor:
- Mevzuat önde geliyor. Kamuda yapay zekâ kullanımının yasal çerçevesi, veri paylaşımının hukuki zemini, AB Yapay Zekâ Yasası'na uyum baskısı. TBMM'de yapay zekâya ilişkin üç kanun teklifi bekliyor ve hiçbiri kapsamlı bir çerçeve getirmiyor (N Partners). Boşluğu yürütmenin içindeki bir genel müdürlüğün dolduracağı anlaşılıyor.
- Meşruiyet dili gerekiyor. "Güvenilir", "etik", "insan merkezli", "uluslararası standartlarla uyumlu" yapay zekâ. Bu kavramların hukuki ve akademik zemini, bir güvenlik kurumunun veri birleştirme işini kamuoyuna daha kolay kabul ettirir.
Hukukun önce gelmesinin kendi başına bir sakıncası yok. Ama bu hukuku kimin yazdığı önemli: bir meclis komisyonu mu, toplumsal tarafların katıldığı açık bir süreç mi, yoksa bir güvenlik başkanlığının içindeki bir genel müdürlük mü? Şu an üçüncüsü geçerli.
Sınıfsal okuma: Dört soru
Kurumsal metinleri sökerken kullandığımız dört soruyu bu kuruma da soralım: Kimin elinde? Kimin denetiminde? Kimin yararına? Kim karar veriyor?
Kimin elinde?
Yapay zekâ ve veri yönetişimi yetkisi sivil bir bakanlığa, bağımsız bir kurula ya da kamu yönetiminin olağan işleyişine değil, güvenlik başkanlığına verildi. Bu bir isim meselesi değil, bir yaklaşım meselesidir.
Bir alanın "güvenlik" başlığı altında örgütlenmesi o alanda neyin konuşulabileceğini belirler. Sağlık bakanlığında bir veri tartışması "hasta mahremiyeti" ile, eğitimde "öğrencinin hakkı" ile yapılır. Güvenlik başkanlığında ise aynı tartışma "tehdit", "kritik altyapı" ve "millî güvenlik" diliyle yapılır. Bu dilde itiraz edenin konumu baştan zayıftır, çünkü güvenliğe itiraz eden şüpheli duruma düşer.
Anthropic'in "kritik altyapı" hamlesini yazarken bunu tespit etmiştik: Bir alanı güvenlik meselesi ilan etmek, onu demokratik denetimin dışına çıkarmanın en kolay yoludur. Türkiye'de bu yöntem bir kuruma dönüştü.
Kimin denetiminde?
Siber Güvenlik Başkanlığı ve içindeki genel müdürlükler Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kuruldu ve genişletildi. Kanunla kurulmuş bağımsız bir idari otorite değil. Bir kurul yapısı, bu kurulda temsil edilen toplumsal taraflar, düzenli olarak yayımlanması zorunlu faaliyet raporları ya da TBMM'ye hesap verme mekanizması tarif edilmiş değil.
Karşılaştırma için: Kişisel Verileri Koruma Kurumunun bütün sınırlarına rağmen bir kurulu, yayımlanan kararları ve yıllık raporları var. Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğü ise devletin bütün verisini birleştirecek kurum olduğu hâlde bunların hiçbirine sahip değil.
Aynı Başkanlık kendisine bilgi vermeyen kurum yetkilisine hapis cezası öngören bir kanunla donatıldı. Veri sızıntısı haberi yapanı da 2-5 yıl hapisle tehdit ediyor. Yani devletin verisini birleştiren kurum, bu verinin sızdırılmasını haber yapmayı da suç sayabiliyor. KVKK yazımızda dile getirdiğimiz soru burada daha da önem kazanıyor: Devletin elindeki veri dark web'de ve sorgu panellerinde satılırken, sızıntıyı değil sızıntının haberini cezalandıran bir yapı kimi koruyor?
Kimin yararına?
Bu sorunun iki katmanı var.
Birinci katman: Yönetme ve gözetme kapasitesi. Birleşik bir veri altyapısı ve bunu işleyen algoritmalar devlete yurttaşı tek bir bütün olarak görme imkânı verir: nerede çalıştığı, ne kazandığı, hangi yardımı aldığı, hangi hastaneye gittiği, hangi derneğe üye olduğu, hangi okulda okuduğu. Bu bilgi bir yandan kamu hizmetinin planlanmasına yarayabilir, öte yandan itaatin ölçülmesine de yarayabilir. Hangisine kullanılacağını tekniğin kendisi belirlemez, aygıtın sınıf karakteri belirler.
İkinci katman: Sermayeye açılan kamusal veri. Başkanlığa şirket kurma yetkisi verildi. Eylem Planı kamu yatırım bütçesinin en az yüzde 2'sinin yapay zekâ projelerine ayrılmasını, 1 GW'lık veri merkezi kapasitesini ve 10 milyar dolarlık "özel sektör öncülüğünde" yatırımı hedefliyor (KS Avukatlık). Eylem Planı yazımızda gösterdiğimiz gibi model belli: Riski ve altyapı maliyetini kamu üstleniyor, kârı ve mülkiyeti özel sermaye alıyor.
Kamu yapay zekâsı da bu modelin içinde işleyecek. Pilot uygulamaları kim geliştirecek? İhaleler, ortaklıklar, Başkanlığın kuracağı şirketler. Kamu verisi bu süreçte iki kez el değiştirir. Önce yurttaştan devlete geçer, yurttaş bu konuda seçme şansına sahip değildir. Sonra devletten ihaleyi alan şirketin modeline geçer. Kristalleşmiş Emeğin İsyanı yazısında "dijital çitleme" adını verdiğimiz süreç, yani müşterek bilginin özel mülkiyete kapatılması, burada devlet eliyle işliyor.
"Veri egemenliği" ve "yerli yapay zekâ" söylemi bu tabloyu değiştirmez. Verinin Kaliforniya'daki bir tekelin sunucusunda değil de yerli bir sermaye grubunun veri merkezinde durması, emekçi için gözetimin dilini değiştirir ama gözetimin kendisini ortadan kaldırmaz. Yerli sermaye ile yabancı tekel arasındaki çekişme bir pazar payı kavgasıdır. Bizim sorumuz ise verinin kimin denetiminde olduğudur.
Kim karar veriyor?
Bir sosyal yardım başvurusunun reddi, bir vergi denetimi listesine alınma, bir işsizlik ödeneğinin kesilmesi, bir öğrencinin bursunun "risk puanı"na göre değerlendirilmesi. Bunlar insanların hayatını doğrudan etkileyen kararlardır. Kamu yapay zekâsı bu kararlarda algoritmanın payını artırmak anlamına geliyor.
Dünyada bunun nasıl sonuçlandığını biliyoruz:
- Hollanda: Vergi idaresinin çocuk bakım yardımlarında kullandığı risk sınıflandırma sistemi on binlerce aileyi haksız yere "dolandırıcı" ilan etti. Yardımlar geri istendi, aileler borca battı, binden fazla çocuk ailesinden alındı. Göçmen kökenli ve yoksul aileler orantısız biçimde hedef oldu. Skandal 2021'de hükümetin istifasına yol açtı (Wikipedia).
- Avustralya: "Robodebt" adlı otomatik borç hesaplama sistemi, yüz binlerce sosyal yardım alıcısına hukuka aykırı biçimde borç çıkardı. Kraliyet soruşturma komisyonu programı "kaba ve zalim" diye nitelendirdi (Wikipedia).
İki örnekte de sistemler önce yoksullar üzerinde denendi. Bu bir tesadüf değil. Algoritmik devletin ilk deney alanı her zaman en az itiraz edebilecek olanlardır: sosyal yardım alanlar, göçmenler, güvencesiz çalışanlar. 11 Eylül yazımızda gözetim aygıtının hedef listesinin genişleme yönünü "terörist → göçmen → muhalif → işçi" olarak tespit etmiştik. Algoritmik kamu yönetiminde liste genellikle yoksulla başlar.
Türkiye'de bu kararların hangi algoritmalarla verileceği, hangi verinin hangi modele girdi olacağı, bir yurttaşın "algoritma beni neden reddetti" diye nereye başvuracağı bugün tanımlı değil. Bu kurum bu soruların yanıtlarını yazacak. Ama yanıtları yazarken soruların muhatabı olan yurttaşın, emekçinin, sendikanın masada olmadığı açık.
Bir çatı altında toplanan yetkiler: Dijital devletin bütün anahtarları
Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğünü tek başına okumak yanıltıcı olur. Önemli olan, onun hangi yetkilerle aynı çatı altında durduğu. Bugün Siber Güvenlik Başkanlığında toplanan yetkiler şunlar:
| Alan | Yetki | Nereden geldi? |
|---|---|---|
| Kamu siber güvenliği | Kurumlardan bilgi/belge isteme, yerinde inceleme, veri kopyalama | 7545 sayılı Kanun (2025) |
| Sızıntı haberleri | Gerçek dışı sızıntı içeriğine 2-5 yıl hapis | 7545 sayılı Kanun (2025) |
| Dijital devlet | e-Devlet, kamu dijital dönüşümü | Kapatılan Dijital Dönüşüm Ofisi (2025) |
| Kamu yapay zekâsı ve veri | Ortak veri altyapısı, veri yönetişimi, pilot uygulamalar | 192 sayılı Kararname (Aralık 2025) |
| İnternet içeriği | Erişim engeli ve içerik kaldırma için temel idari merci, 2 saat içinde uygulama | 7590 sayılı Kanun (Temmuz 2026), BTK'den |
| Platformlar | Sosyal ağ sağlayıcıları ve oyun platformlarının denetimi, idari para cezası, bant daraltma | 7590 sayılı Kanun, BTK'den |
| Haberleşme | Yasal dinlemenin teknik altyapısı | 7590 sayılı Kanun, BTK'den |
| Alan adları | Strateji ve politika | 7590 sayılı Kanun, BTK'den |
| Ekonomik faaliyet | Yurt içinde ve dışında şirket kurma | 192 sayılı Kararname |
Bu tabloyu dikkatle okuyun. Aynı kurum:
- devletin yurttaş hakkındaki bütün verisini birleştirebiliyor,
- bu veriyi yapay zekâ sistemleriyle işleyecek kuralları yazıyor,
- haberleşmenin dinlenmesinin teknik altyapısını yönetiyor,
- internette neyin görüneceğine iki saat içinde karar verebiliyor,
- bunların herhangi birinde yaşanan bir sızıntıyı haber yapanı hapisle tehdit edebiliyor.
Bu, Karaburun bildirisinde dijital panoptikon dediğimiz yapının devlet biçimidir. Panoptikonda gözetleyen görünmez, gözetlenen ise her an görüldüğünü bilir ve davranışını buna göre ayarlar. Burada gözetleyen, hem gördüğü veriyi hem de o veri hakkında ne konuşulacağını belirleyen tek bir kurum.
Bu yetkinin nasıl kullanıldığını gördük
Soyut bir kaygıdan bahsetmiyoruz. 14 Eylül 2026'da Evrensel gazetesinin X hesabına erişim engeli getirildiğinde, gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Hakkı Özdal engelleme talebinin Siber Güvenlik Başkanlığından geldiğini şirketin kendilerine bildirdiğini açıkladı. Aynı listede bir sendika, insan hakları örgütleri ve hukukçu dernekleri vardı. Bunu sansür dalgası yazımızda ayrıntılı olarak anlattık. Bugün de T24'ün kapatılması aynı rejimin bir başka örneği olarak önümüzde.
İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu Temmuz'daki yasa görüşmelerinde durumu şöyle özetlemişti: "Bu teklif siber güvenlik değil, internetin güvenlik bürokrasisine devridir." (Yeneroğlu). İfade Özgürlüğü Derneği'nin EngelliWeb projesi de tanımsız "müdahale" yetkisinin uçtan uca bir sansür altyapısı riski taşıdığı uyarısında bulundu (Euronews).
Bugün bu altyapıya yapay zekâ ve veri yönetişimi de eklendi. Sansür yetkisi ile veri birleştirme yetkisinin aynı kurumda olması şu anlama geliyor: Kimin ne konuştuğunu görebilen ve bu konuşmayı durdurabilen kurum, artık yurttaşın bütün idari kaydına da ulaşabiliyor.
BTK'dan farkı ne?
Birçok genç yoldaş "İnterneti zaten BTK yönetmiyor muydu?" diye soracaktır. Farkı anlamak için iki kurumu yan yana koyalım.
BTK (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) 2000 yılında Telekomünikasyon Kurumu olarak kuruldu, 2008'de 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu ile bugünkü adını aldı. Asıl işi telekom piyasasını düzenlemek: operatörlere lisans vermek, frekans dağıtmak, rekabeti ve tüketiciyi gözetmek. 2016'da Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) KHK ile kapatılınca onun internet yetkileri, yani erişim engelleme ve dinleme altyapısı da BTK'ye geçti. BTK'yi temize çıkarmıyoruz. 2016'dan bu yana yüz binlerce erişim engeli onun eliyle uygulandı.
Siber Güvenlik Başkanlığı ise piyasa düzenleyicisi değil. Cumhurbaşkanlığına doğrudan bağlı, kurul yapısı olmayan, Kararname ile örgütlenen ve "tehdit", "kritik altyapı", "savunma" diliyle çalışan bir güvenlik kurumu.
| BTK | Siber Güvenlik Başkanlığı | |
|---|---|---|
| Kuruluş dayanağı | Kanun (4502, 5809) | Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (177), ardından 7545 sayılı Kanun |
| Bağlılık | Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile ilişkili, kâğıt üzerinde idari ve mali özerk | Doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlı |
| Karar organı | Kurul (üyeler atanır ama kurul kararları yayımlanır) | Başkan ve genel müdürler, kurul yok |
| Asıl dili | Lisans, frekans, rekabet, tüketici | Tehdit, kritik altyapı, siber savunma |
| Bugünkü yetkisi | Operatör lisansı, frekans, tüketici hakları | Erişim engeli, platform denetimi, dinleme altyapısı, alan adları, e-Devlet, kamu yapay zekâsı ve verisi |
| Yapay zekâ ile ilişkisi | Bir kanun teklifinde deepfake denetimi için önerildi | Kamu yapay zekâsının ve veri yönetişiminin asıl kurumu |
| Kimin adına konuşur? | Piyasanın düzeni | Devletin güvenliği |
Buradaki değişiklik yetkinin bir kurumdan ötekine taşınmasından ibaret değil, yetkinin niteliği değişiyor. BTK döneminde erişim engeli, telekom düzenlemesinin yanında yürüyen bir işti. Şimdi ise güvenlik doktrininin bir parçası. Bir piyasa düzenleyicisinin kararına "orantısız" diye itiraz edilebilir. Bir güvenlik aygıtının kararına itiraz edildiğinde ise tartışma "millî güvenlik" zeminine çekilir.
Sınıfsal anlamı da burada: Sermaye için piyasa düzenlemesi BTK'de kaldı. Lisans, frekans, operatör ilişkileri her zamanki gibi sürüyor. Toplumu ve onun sesini yönetme işi ise güvenlik aygıtına geçti. Piyasa için düzenleyici, toplum için güvenlik. Burjuva devletin iş bölümü bu.
İki genel müdürlük, iki kanat
25 Aralık 2025'te aynı gün iki ayrı "yapay zekâ genel müdürlüğü" kuruldu. Bu da bir iş bölümünü gösteriyor:
| Milli Teknoloji ve Yapay Zekâ GM | Kamu Yapay Zekâ GM | |
|---|---|---|
| Bağlı olduğu yer | Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı | Siber Güvenlik Başkanlığı |
| Muhatabı | Sermaye: girişimler, veri merkezi yatırımcıları, sanayi | Devlet: kamu kurumları, yurttaşın verisi |
| Asıl işi | Teşvik, veri merkezi standartları, sertifikasyon, fonlar | Veri birleştirme, kamu uygulamaları, mevzuat |
| Dili | Rekabet, büyüme, yatırım | Güvenlik, egemenlik, güven |
İkisi birlikte okunduğunda bütün resim ortaya çıkıyor. Bir kanat sermayeye pazar ve teşvik sağlıyor, öbür kanat yurttaşın verisini bu pazara girdi olacak biçimde düzenliyor ve güvenlik altına alıyor. Bu iki kanadın hiçbirinde emekçilerin, kamu çalışanlarının ya da verisi işlenen yurttaşların bir temsilcisi yok.
Resmî anlatı ve sınıfsal okuma
| Resmî anlatı | Sınıfsal okuma |
|---|---|
| Kamuda yapay zekâ hizmetleri hızlandıracak | Hız kimin için? Önce yoksulları hedef alan sistemlerin örnekleri Hollanda ve Avustralya'da yaşandı |
| Veri egemenliği sağlıyoruz | Verinin hangi ülkede durduğu değil, kimin denetiminde olduğu önemli. Yerli gözetim de gözetimdir |
| Güvenilir ve etik yapay zekâ | "Etik"i kim tanımlıyor? Kurulu, raporu, toplumsal temsili olmayan bir güvenlik kurumu |
| Ortak veri altyapısı verimlilik getirir | Dağınık veri yurttaşı koruyan bir sınırdı. Birleşik veri, devletin yurttaşı tek bir bütün olarak görmesi demektir |
| Siber güvenliğimizi güçlendiriyoruz | Aynı kurum erişim engeli, dinleme altyapısı ve sızıntı haberine ceza yetkilerini de taşıyor |
| Ekosistemi ve girişimleri destekliyoruz | Kamu verisi ve kamu bütçesi, ihale ve şirket ortaklıklarıyla sermayeye açılıyor |
| Uluslararası standartlara uyum | AB'nin bile yüksek riskli saydığı kamu algoritmaları için itiraz ve şeffaflık mekanizmaları burada tarif edilmiş değil |
| Uzman bir hukukçu atandı | Uzmanlık iyi bir şey. Ama kuralı bir kişinin yetkinliği değil, kurumun kime hesap verdiği belirler |
Kamu emekçisi açısından ne değişiyor?
Bu konunun bir de içeriden bakan tarafı var. Kamu yapay zekâsı yalnızca yurttaşı değil, kamu emekçisini de doğrudan ilgilendiriyor.
- İş yükü ve kadro: Pilot uygulamaların ilk alanları genellikle yazışma, başvuru değerlendirme, çağrı merkezi, belge sınıflandırma gibi büro işleridir. Bu işleri yapan memurun, sözleşmeli personelin ve taşeron işçinin işi ya yoğunlaşacak ya da kadro planlamasında "fazlalık" sayılacak.
- Zihinsel Taylorizm: Büro emekçisinin yıllar içinde biriktirdiği örtük bilgi, yani hangi dosyada neye dikkat edileceği, bir yönetmeliğin pratikte nasıl uygulandığı, yapay zekâ sistemlerinin eğitim verisine dönüşüyor. Gig ekonomisi dosyasında kuryenin bilgisinin algoritmaya geçtiğini anlatmıştık. Aynı süreç masa başında da yaşanacak.
- Algoritmik denetim: Performans ölçümü, iş akışının izlenmesi, "verimlilik" skorları. Kamu emekçisinin kendisi de veri üreten ve ölçülen bir nesneye dönüşüyor.
- Sorumluluk kayması: Algoritma yanlış karar verdiğinde hesap kime sorulacak? Hollanda örneğinde yük, sistemi uygulayan memura ve mağdur yurttaşa kaldı.
Bu nedenle kamu emekçileri sendikalarının bu konuyu "teknoloji gündemi" olarak değil, iş güvencesi ve çalışma koşulları gündemi olarak ele alması gerekiyor. Bilişim Emekçisinin El Kılavuzu'nda kamu bilişiminde çalışan emekçiler için tarif ettiğimiz görevler burada somut bir karşılık buluyor: Bu sistemleri yazan, kuran ve işletenler de emekçi.
Ne istiyoruz?
Yapay zekânın kamuda kullanılmasına ilke olarak karşı değiliz. Bir sosyalist toplumda planlamanın, kamu hizmetinin ve bilimin bu araçları kullanacağını Komünist Manifesto 2.0'da açıkça yazdık: "Makine ortak, zincir kırık." Sorun aracın kendisinde değil, aracın kimin elinde ve kimin denetiminde olduğunda.
Bu nedenle bugünden savunulabilecek talepler şunlar:
- Kamu algoritmaları sicili: Kamuda kullanılan her yapay zekâ ve otomatik karar sistemi açık bir sicile kaydedilmeli. Hangi kurum, hangi amaçla, hangi veriyle, hangi kararı veriyor? Amsterdam ve Helsinki gibi kentler bu tür kayıt defterlerini yıllardır yayımlıyor.
- Algoritmik karara itiraz hakkı: Bir algoritmanın etkisiyle hakkı reddedilen her yurttaş gerekçeyi öğrenebilmeli ve kararı bir insanın yeniden incelemesini isteyebilmeli.
- Sosyal haklarda otomatik karar yasağı: Sosyal yardım, işsizlik ödeneği, sağlık ve eğitim hakları gibi alanlarda yalnızca algoritmaya dayanan olumsuz karar verilmemeli.
- Yasayla kurulma ve meclis denetimi: Devletin bütün verisini birleştirecek bir kurum Kararname ile değil kanunla kurulmalı, yıllık faaliyet ve etki raporlarını yayımlamalı ve TBMM'ye hesap vermeli.
- Güvenlik ile veri yönetişiminin ayrılması: Erişim engeli, dinleme altyapısı ve sansür yetkisi taşıyan bir kurum kamu verisinin ve kamu yapay zekâsının yönetimini üstlenmemeli.
- Toplumsal temsil: Kamu veri yönetişimine sendikalar, meslek odaları (barolar, tabip odaları, mühendis odaları), üniversiteler ve sivil toplum katılmalı.
- Kamu verisinin müşterek olarak yönetimi: Kamu verisi ihale yoluyla özel modellerin hammaddesine dönüştürülmemeli. Kamu için geliştirilen modeller ve kodlar açık kaynak olmalı.
- Sızıntı haberine ceza maddesinin kaldırılması: Veri sızıntısını kamuoyuna duyurmak suç değil, kamusal bir görevdir.
- Erişim engelinde önce yargı: "Önce engel, sonra mahkeme" düzeni kaldırılmalı.
Somut görevler
Sevgili genç yoldaşlar, bu kurumun var olduğunu bugün öğrendik. Yarın neler yapabiliriz?
- Kaydı tut. Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğünün yayımlayacağı her yönetmeliği, genelgeyi, ihaleyi, pilot projeyi ve ortaklığı izleyin. Bir yapay zekâ sistemi ilk olarak hangi kurumda ve hangi yurttaş grubu üzerinde denenecek? Bunu kaydeden olmazsa kimse bilmeyecek.
- Bilgi edinme hakkını kullan. 4982 sayılı Bilgi Edinme Kanunu ile hangi kurumlarda hangi yapay zekâ uygulamalarının denendiğini sorun. Yanıt gelmese de reddin kendisi bir kayıttır.
- Sendikanın gündemine taşı. Kamu emekçisiysen, sendika şubende "kurumumuzda hangi yapay zekâ sistemleri kullanılıyor, iş yükümüzü ve kadromuzu nasıl etkileyecek?" sorusunu gündem maddesi yap. Toplu sözleşme taleplerine algoritmik denetim ve iş güvencesi maddeleri eklenmeli.
- Meslek örgütleriyle bağ kur. Barolar, tabip odaları ve mühendis odaları bu alanda görüş bildirebilecek kurumlar. Hukuk, tıp ve bilişim öğrencisiysen öğrenci kollarında bu konuyu tartışmaya aç.
- Bilişim emekçisiysen teknik okumayı üstlen. İhale şartnamelerini, teknik dokümanları ve açık kaynak olup olmadıklarını inceleyin. Sistemin neyi yaptığını en iyi okuyabilecek olanlar onu yazanlardır.
- Kendi iletişim altyapını kur. Sansür yetkisi ile veri yetkisi aynı kurumdayken örgütlerin iletişimini tek bir platforma bağlaması bir güvenlik açığıdır. E-posta listesi, kendi web sitesi, RSS ve basılı bülten gibi yedek kanallar şimdiden kurulmalı.
- Uluslararası deneyimden öğren. Hollanda'da çocuk bakım yardımı skandalını teşhir eden aileleri, Avustralya'da Robodebt'e karşı toplu davayı açanları tanıyın. Algoritmik devlete karşı kazanılan mücadeleler var.
- Yazıyı çoğalt. Bu kurumun varlığını çevrene anlat. Görünür olmayan bir kurumu denetlemek mümkün değil.
Sevgili genç yoldaşlar,
Bu sabah bir atama kararı okuduk. Çoğu insan için sıradan bir Resmî Gazete satırıydı. Ama o satırın arkasında yirmi ay içinde kurulan bir yapı var: Devletin verisini birleştiren, bu veriyi işleyecek algoritmayı tasarlayan, internette neyin görüneceğine karar veren, haberleşmenin dinlenmesinin altyapısını yöneten ve bunlardan herhangi birinde yaşanan sızıntıyı haber yapanı cezalandırabilen tek bir kurum.
Bu kurumun varlığından haberimiz bile yoktu. Bu da bir sorundur. Dijital devlet, yurttaşın göremediği bir yerde inşa ediliyor ve yurttaş bu yapıyla ancak bir gün başvurusu reddedildiğinde, hesabı kapatıldığında ya da adı bir risk listesinde çıktığında karşılaşıyor.
Bizim görevimiz bu yapıyı görünür kılmak. Yapay zekâ yalnızca bir teknoloji değil, aynı zamanda bir mülkiyet ve iktidar ilişkisi. Aynı makine bir sosyal yardımı daha adil dağıtmak için de kullanılabilir, en yoksulu dolandırıcı ilan etmek için de. Hangisinin olacağı mühendislik sorusu değil, sınıf sorusudur.
Makine yeni, zincir eski. Ama veri bizim, emek bizim ve bilgi herkesindir.
Bağlantılı yazılarımız
Yapay zekâ ve devlet
- Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı (2026–2030) Üzerine: kamu riski, özel kâr
- Kristalleşmiş Emeğin İsyanı: dijital çitleme, zihinsel Taylorizm, dijital panoptikon
- Yapay Zekâda Tasmayı Kim Tutuyor?: denetim mekanizmaları modeli değil sahibini bağlamalı
- Komünist Manifesto 2.0: "Makine ortak, zincir kırık"
Gözetim, sansür ve veri
- Müstehcenlikten Millî Güvenliğe: 48 Saatte Bir Sansür Dalgasının Anatomisi
- Satın Alınamayanı Kapatırlar: T24 Yasağının Hikâyesi ve Sansürün Sınıfsal Kökleri
- KVKK'nın "80'ler Akımı" Uyarısı ve Dijital Çağda Mahremiyet
- Anthropic'in Aktivist İzleme Sistemi: "kritik altyapı" ilanının denetimden çıkarma işlevi
- İki Kule, Bir Dünya: 11 Eylül'ün Yirmi Beş Yılı: hedef listesinin genişleme yönü
- Tekno-Faşizmin İlanı: Palantir Manifestosu ve Dijital Çağda Sınıf Mücadelesinin Diyalektiği
Emek
Kaynaklar
Atama ve kuruluş
- CNN Türk: "Resmi Gazete'de yayımlandı: Siber Güvenlik Başkanlığı'na peş peşe atamalar", 1 Ekim 2026
- Bölge Gazetesi Van: "Osman Gazi Güçlütürk kimdir?", 1 Ekim 2026
- Memurlar.net: "Kamu Yapay Zeka Genel Müdürlüğü Kuruldu", 25 Aralık 2025
- AA: "Siber Güvenlik Başkanlığının teşkilat yapısında değişikliğe gidildi", 25 Aralık 2025
- AA: "Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, yapay zeka alanındaki koordinasyon görevini yürütecek", 25 Aralık 2025
- Döviz.com: "Kamu Yapay Zeka Genel Müdürlüğü kuruldu"
- EKOTÜRK: "Yapay zekâ alanında kamuda yeni dönem: Genel Müdürlük faaliyete geçti"
Siber Güvenlik Başkanlığı ve mevzuat
- alomaliye: 8 Ocak 2025 tarihli Resmî Gazete, 177 sayılı Kararname
- Lexpera: 7545 sayılı Siber Güvenlik Kanunu, Resmî Gazete metni
- T24: "Siber Güvenlik Kanunu Teklifi Meclis'ten geçti: Veri sızıntısını haberleştirmeye ceza mı geliyor?"
- ICT Media: "Dijital Dönüşüm Ofisi kapatıldı, görevler Siber Güvenlik Başkanlığına devredildi"
- Paksoy: "Siber Güvenlik Başkanlığı dijital alanda kilit yönetim yetkilerini devraldı", Ağustos 2026
- BirGün: "BTK'nin yetkileri Siber Güvenlik Başkanlığı'na devredildi: Önce erişim engeli, sonra mahkeme kararı!"
- Euronews Türkçe: "Siber Güvenlik Başkanlığı'nın yetkileri genişliyor: İnternet artık nasıl kontrol edilecek?", 27 Temmuz 2026
- sol haber: "İnternette sansür yetkileri artık Siber Güvenlik Başkanlığı'nda: Önce engel, sonra mahkeme"
- Mustafa Yeneroğlu: "Torba Kanunda Yer Alan İnternet Düzenlemeleri Hk. Basın Açıklaması", 21 Temmuz 2026
Yapay zekâ politikası
- KS Avukatlık: "Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı (2026–2030) Hakkında Sirküler"
- N Partners: "Türkiye'de 2026 Yapay Zekâ Kanunu: TBMM'ye sunulan üç kanun teklifinin karşılaştırılması"
Dünyadan algoritmik devlet örnekleri







