Bilgi Müşterekleri
AnasayfaKonularDizilerHakkımızdaKılavuzlarPopüler İçeriklerİletişim

Teknolojide Haftanın Sınıf Mücadelesi

6–12 Ekim 2026

30 dk okumaYazar: Oğuz Demirkapı
Teknolojide Haftanın Sınıf Mücadelesi

Teknolojide Sınıf Mücadelesi: Haftanın Önemli Olayları

Teknolojide Haftanın Sınıfsal Gelişmeleri — Sayı 1 · 6–12 Ekim 2026

Bu dizi hakkında. Bu yazıyla yeni bir diziye başlıyoruz. Her pazartesi, bir önceki haftanın teknoloji dünyasından sınıfsal açıdan önemli gelişmeleri derleyeceğiz: grevler, sendikalaşmalar, yapay zekâ gerekçeli işten çıkarmalar, veri merkezlerine karşı yerel direnişler, algoritmik gözetim, dijital sansür. Her başlıkta üç soruyu yanıtlamaya çalışacağız: Ne oldu? Sınıfsal olarak ne anlama geliyor? Bizim için neden önemli?

Haberin kendisini değil, haberin altındaki ilişkiyi görmek istiyoruz: kim üretiyor, kim karar veriyor, kim kazanıyor, faturayı kim ödüyor. Başlıklar haberin birincil kaynağına bağlanıyor; metin içinde ilgili kavramlara ve yapay zekâ etiketimizdeki önceki yazılarımıza bağlantılar var.

Önce Kısa Özet

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Geçen hafta teknoloji dünyasında birbirinden bağımsız görünen on iki gelişme yaşandı. Ama hepsi aynı sorunun etrafında dönüyor:

Yapay zekânın yarattığı üretkenlik, zenginlik ve güç kimin elinde toplanacak; dönüşümün maliyetini kim ödeyecek?

Haftanın tablosu kısaca şöyle:

Aşağıda her birini ayrıntılı olarak ele alıyoruz. Sonra hepsini birbirine bağlayan dört ekseni çıkarıyor, en sonda da bize düşen somut görevleri sıralıyoruz.


Haftanın Tablosu: Sermayenin Dili, Emeğin Sorusu

GelişmeSermayenin diliEmeğin sorusu
Micron grev yetkisi"Rekor kâr, yapay zekâ talebi"Kârı üreten bizsek, payımız neden kalıcı değil?
DNB 400 kadro"Verimlilik, yeni gerçeklik"Verimlilik artışının karşılığı neden işsizlik?
Amazon işten çıkarma"Önceliklere göre yeniden yapılanma"Rekor yatırım dönemi neden işten çıkarma dönemi?
Silikon Vadisi örgütlenmesi"Hisse senedi opsiyonu, yetenek, esneklik"İyi maaş işçi olmaktan kurtarır mı?
Kaliforniya sürücü sendikası"Bağımsız yüklenici"Algoritmanın kararına kim itiraz edecek?
Wizards of the Coast"Yaratıcı verimlilik araçları"Yaratıcı emeğin ürünü kimin?
AEMO eylemleri"Tüketiciye maliyet, kamu güvenliği"Kritik altyapıyı ayakta tutan emek söz hakkını nerede kullanacak?
Hindistan veri merkezleri"Dijital kalkınma, yatırım"Bulutun suyunu kim içecek?
Flock Safety"Kamu güvenliği"Gözetimin bedelini kim ödüyor?
Yeşil kart askıya alma"Amerikan işçisini koruma"İşçiyi korumak mı, işçiyi bölmek mi?
TMMOB raporu"Ulusal yapay zekâ hamlesi"Teknoloji kimin yararına, kimin denetiminde?
EngelliWeb engeli"Millî güvenlik, kamu düzeni"Sansürü sayanı da susturmak neyin işareti?

I. Üretim Hattında: Kârın Paylaşımı

1. Micron İşçilerinden Grev Yetkisi: Yapay Zekâ Çiplerinin Arkasındaki Emek

7 Ekim · Tayvan · Yarı iletkenler

Ne oldu? ABD'li bellek çipi üreticisi Micron'un Tayvan'ın kuzeyindeki Taoyuan tesislerinde örgütlü sendika, grev yetkisi oylamasında 1.994 üyenin, yani oy kullananların %99'unun onayını aldı. Taoyuan ve Taichung'daki iki sendika birlikte Micron'un Tayvan'daki yaklaşık 15 bin çalışanının %80'inden fazlasını temsil ediyor. Taoyuan sendikasıyla arabuluculuk Eylül'de anlaşmasız bitti. Reuters'ın aktardığına göre sendikanın temel talebi kalıcı bir kâr paylaşım mekanizması. Şirketin 2026 mali yılı için açıkladığı, Tayvan çalışanlarına 1 milyon Tayvan doları (yaklaşık 31 bin ABD doları) nakit ikramiyeyi de içeren ödüller bu talebi karşılamıyor. Sendika ayrıca şirketin bu ödülleri arabuluculuk sürerken ve anlaşma sağlanmadan tek taraflı açıklamasını eleştirdi. Grev tarihi henüz belirlenmedi; sendika üyelerini 19 Ekim'de Taipei'deki mitinge katılmak için izin almaya çağırdı. Tayvan Çalışma Bakanlığı oylamaya saygı duyduğunu belirterek şirketi somut öneriler getirmeye çağırdı. Haber duyulunca Micron hisseleri ABD'de işlem öncesinde %2'den fazla düştü (Nikkei Asia, Evertiq).

Sınıfsal okuma. Yapay zekâ "bulutta" çalışmıyor. Her model; temiz odalarda vardiyalı çalışan işçilerin ürettiği bellek çiplerinin, özellikle yüksek bant genişlikli belleğin (HBM) üzerinde koşuyor. Yapay zekâ talebi bellek üreticilerine rekor kâr ve rekor marj getirdi. Micron işçilerinin talebi tam da bu noktayı hedefliyor: tek seferlik ikramiye değil, kalıcı mekanizma. Bu ayrım önemlidir. İkramiye patronun lütuftur; ne zaman, ne kadar verileceğine o karar verir. Kalıcı paylaşım ise bir haktır; pazarlığın konusu olur, sözleşmeye yazılır. Şirketin ödülü arabuluculuk sürerken tek taraflı açıklaması, kararın kimin elinde kalacağına dair bir güç gösterisidir.

Bir de şu var: Hisselerin haberle birlikte düşmesi, piyasanın neyi bildiğini gösteriyor. Tedarik zincirinin en kritik halkalarından biri, işçinin elindedir. Yapay zekâ ekonomisinin bütün değerlemesi, bir fabrikadaki birkaç bin işçinin iş bırakmamasına bağlıdır. "Bulut" mitinin altındaki bu maddi gerçekliği İlker Kalaycı'nın metni üzerine yazdığımız yazıda tartışmıştık.

Bizim için neden önemli? Yapay zekâ tartışması Türkiye'de neredeyse tamamen "yazılım" ve "kullanıcı" üzerinden yürüyor. Micron örneği, yapay zekânın maddi bir sanayi olduğunu, bu sanayinin işçileri olduğunu ve o işçilerin örgütlü gücünün bütün zinciri sarsabileceğini gösteriyor. Kristalleşmiş Emeğin İsyanı'nda anlattığımız gibi zihinsel emeğin kristalleştiği modeller, kol emeğinin ürettiği çiplerin üzerinde koşuyor. İki emeğin ittifakı kurulmadan yapay zekâ üzerinde toplumsal denetim kurulamaz. 19 Ekim'deki Taipei mitingini izleyeceğiz.


2. DNB 400 Kadroyu Kaldırıyor: Kod Yazan da Hedefte

6 Ekim · Norveç · Yapay zekâ ajanları

Ne oldu? Norveç'in en büyük bankası DNB, 6 Ekim'de yaptığı açıklamayla Teknoloji ve Hizmetler biriminde yaklaşık 400 tam zamanlı kadroyu kaldıracağını duyurdu. Gerekçe açıkça yapay zekâ: Banka, daha önce elle yapılan işleri devralan yapay zekâ ajanlarını birçok alanda devreye soktuğunu ve özellikle üç alanda ciddi verimlilik kazancı gördüğünü belirtiyor: müşteri verilerinin kontrolü, müşteri tanıma (KYC) işlemleri ve teknoloji geliştirme ile kod yazımı. Genel Müdür Kjerstin Braathen "Yapay zekâ çalışma biçimimizi ve müşterilerimize hizmet sunma biçimimizi değiştiriyor" dedi. Küçülmenin 2026'nın son çeyreğinde tamamlanması, tam maliyet etkisinin 2027'nin ikinci çeyreğinden itibaren görülmesi bekleniyor. Haberin ardından DNB hisseleri yaklaşık %1 yükseldi (Reuters aktarımı).

Sınıfsal okuma. Bu haberi bu haftanın en öğretici örneği yapan şey, şirketin kendi ağzından yazılmış olmasıdır. Burada "yapay zekâ işleri alacak mı?" sorusu bir tahmin değil, bir yatırımcı ilişkileri metnidir. Ve metnin içinde iki cümle yan yana duruyor: 400 kişi işten çıkıyor, hisse yükseliyor. Verimlilik artışı ücret artışı ya da çalışma süresinin kısalması olarak değil, bordro küçülmesi ve hissedar kazancı olarak paylaşılıyor. Bunu daha önce Meta'nın "4 AM" operasyonu üzerinden, işçinin kendi verisiyle tasfiye edilmesi olarak tartışmıştık; Gereksizler Sınıfı yazımızda da bu eğilimin küresel ölçeğini.

Listede "kod yazımı" bulunması ayrıca önemli. Teknoloji emekçisinin uzun süre kendini dışarıda gördüğü otomasyon dalgası artık doğrudan onun masasına geldi. İllüzyonun Yırtılışı yazısında teknoloji işçisinin kendini "işçi aristokrasisi" gibi görmesinin yanılsamasından söz etmiştik; DNB açıklaması bu yanılsamanın maddi sonunu gösteriyor.

Bizim için neden önemli? Türkiye'de bankacılık ve bilişim sektörleri yapay zekâ dönüşümünü aynı hızla yaşayacak; üstelik Norveç'teki gibi güçlü bir çalışan temsili ve sosyal güvenlik ağı olmadan. Bankacılık ve bilişim emekçilerinin bugünden şu talebi konuşması gerekiyor: Yapay zekâ kaynaklı verimlilik artışı, iş kaybı değil, çalışma süresinin kısalması ve ücret artışı olarak paylaşılsın. Bu talep sözleşmeye yazılmadıkça, her "verimlilik" açıklaması bir işten çıkarma duyurusu olarak okunmalıdır.


3. Amazon'da Yeni İşten Çıkarmalar: Rekor Yatırım, Kısalan Kadro

7–8 Ekim · ABD, Hindistan, Birleşik Krallık · İstihdam

Ne oldu? Amazon, Ekim ayındaki büyük indirim günleri (Prime Big Deal Days) biter bitmez perakende biriminde yeni bir işten çıkarma turu başlattı. Reuters ve Business Insider'ın aktardığına göre 1.000'den az beyaz yakalı çalışan işten çıkarıldı. Etkilenen birimler arasında ana e-ticaret sitesini yöneten perakende biriminin yanı sıra müşteri hizmetleri ve satıcı hizmetleri de var; ABD, Hindistan ve Birleşik Krallık'taki çalışanlar etkileniyor. Şirket sözcüsü "Mağazalar işimizin bazı bölümlerini önceliklerimizi daha iyi destekleyecek biçimde düzenledik" dedi. Bu, 2025'teki 30 bin kişilik ve Ocak 2026'daki yaklaşık 16 bin kişilik işten çıkarmalardan sonra gelen yeni bir halka.

Sınıfsal okuma. Önce dürüst olalım: Amazon bu turu doğrudan yapay zekâya bağlamadı ve şirket bazında "bu işi bir yapay zekâ sistemi devraldı" diyebileceğimiz bir kanıt yok. Ama sınıfsal analiz tek tek kararların gerekçesine değil, sermayenin nereye aktığına bakar. Amazon, aynı dönemde yalnızca Hindistan'da 2030'a kadar 21 milyar dolarlık yapay zekâ altyapısı yatırımı planlıyor (bkz. 8. başlık). Para veri merkezine, makineye, sabit sermayeye akıyor; insan emeğine ayrılan pay daralıyor. Marx'ın sermayenin organik bileşiminin yükselmesi dediği eğilim, bugün "yapay zekâ yatırımı" adıyla yaşanıyor.

İşten çıkarmanın zamanlaması da kendi başına bir mesaj: Yılın en yoğun satış günlerini çalışanlarla birlikte karşıla, sonra kapıyı göster.

Bizim için neden önemli? "Yapay zekâ işten çıkarmaları" tartışmasında iki hatadan kaçınmalıyız. Birincisi, her işten çıkarmayı yapay zekâya bağlamak; bu, şirketlerin "teknoloji kaçınılmaz" anlatısına istemeden hizmet eder. Yapay Zekâ Tsunamisi Neyi Gizliyor? yazısında bu anlatının işlevini tartışmıştık. İkincisi, yapay zekâyla doğrudan bağı kanıtlanamadığı için yatırım ile istihdam arasındaki ilişkiyi görmezden gelmek. Doğru soru şudur: Yatırım kararları kimin elinde ve kimin yararına alınıyor?


II. Örgütlenme Cephesinde: Beyaz Yakadan Platform İşçisine

4. Silikon Vadisi'nde Sendika Tartışması Yeniden Güçleniyor

11 Ekim · ABD · Sendikalaşma

Ne oldu? KQED'de Ella Jackson'ın imzasıyla yayımlanan araştırma yazısı, uzun süre sendikadan uzak duran Silikon Vadisi çalışanlarının yapay zekâ, iş güvencesi ve şirketlerin siyasi ilişkileri nedeniyle örgütlenmeye yöneldiğini inceliyor. Yazıdan birkaç veri:

  • ABD Çalışma İstatistikleri Bürosu'na göre bilgisayar ve matematik meslekleri çalışanlarının yalnızca %3,7'si sendikalı; diğer sektörlerde bu oran %10.
  • Stanford Yapay Zekâ Endeksi 2026'ya göre giriş düzeyi yazılım geliştirici istihdamı 2024'ten bu yana %20 düştü.
  • Alphabet Workers Union, yaklaşık 190 bin çalışanlı şirkette "binin üzerinde" üyeye sahip.
  • Google çalışanlarının göçmenlik polisi ICE ile ilişkilere karşı başlattığı kampanya 1.700 imzaya ulaştı.
  • Wikimedia çalışanları Eylül'de sendikalaşma kararı aldı; Blizzard Entertainment'ta sendika sözleşmesi onaylandı. İki süreçte de yapay zekâ kullanımı gündemdeydi.

Tech Workers Coalition'dan Google ürün yöneticisi Joshua Carroll, kendi işinin "ürün kararları vermekten yapay zekâ sistemlerine veri küremeye" dönüştüğünü anlatıyor. CWA'dan Jeremy Bernick ise performans değerlendirmelerinde çalışanların yapay zekâ kullanımının "token takibi" ile ölçülmesine dikkat çekiyor. Tarihçi Margaret O'Mara'ya göre Vadi'nin yöneticileri baştan beri "oldukça sert biçimde sendika karşıtıydı"; hisse senedi opsiyonları da sendikasız yan hak sunmanın bir yoluydu. Aynı eğilimi Temmuz'da The Guardian'da Arielle Pardes da Meta, Google DeepMind ve ZeniMax örnekleriyle aktarmıştı.

Sınıfsal okuma. Bu yazıda iki önemli tespit var. Birincisi, hisse senedi opsiyonunun bir sınıf aracı olarak işlevi. Çalışana küçük bir mülkiyet payı vermek, onu kendi emeğinin değil, şirketin değerlemesinin tarafı yapar. Teknoloji işçisinin kendini "girişimci" ya da "ortak" gibi hissetmesinin maddi temeli budur. İkincisi, "token takibi." Yapay zekâ kullanımının ölçülüp performans kriterine dönüştürülmesi, Yapay Zekâ Çağında Emek kitabımızda zihinsel Taylorizm dediğimiz şeyin en yalın biçimidir: Düşünme süreci parçalara ayrılıyor, ölçülüyor ve denetleniyor. İşyerinde gözetimin hukuki sınırını Türkiye bağlamında KVKK'nın e-posta kararı üzerinden geçen hafta tartışmıştık.

Yazıdaki şüpheci ses de dikkate değer: H-1B vizesiyle çalışan, misilleme korkusu taşıyan çok sayıda işçi var. Bu, örgütlenmenin önündeki engelin yalnızca ideolojik değil, hukuki ve maddi de olduğunu gösteriyor. Aşağıda 10. başlıkta göreceğimiz yeşil kart kararı, bu korkunun neden yersiz olmadığını açıkça ortaya koyuyor.

Bizim için neden önemli? Türkiye'de bilişim emekçileri, yüzde 1 işkolu barajı ve bilişimin ayrı işkolu olarak tanınmaması nedeniyle fiilen örgütsüz bırakılıyor. Bilişim Emekçisinin El Kılavuzu'nda ayrıntılı tartıştığımız gibi, ABD'deki %3,7'lik oran bize uzak değil; bizdeki oran muhtemelen daha da düşük. Üstelik sorun yalnızca örgütsüzlük değil: Eylül'de DeFacto kapısında dört bilişim emekçisinin işe iadesi için yapılan açıklamada gördüğümüz gibi, Türkiye'de teknoloji işleri taşeronlaştırılarak güvencesizleştiriliyor. Silikon Vadisi'nden gelen haber şudur: "İyi maaş alıyorum, bana sendika gerekmez" dönemi kapanıyor. İngiltere'deki teknoloji işçileri sendikası UTAW'ın kurucularından John Chadfield'in sözüyle: "İyi maaş alıyor olabilirsiniz, ama yine de işçisiniz."


5. Kaliforniya'da On Binlerce Platform Sürücüsü Sendikada

10–11 Ekim · ABD · Platform işçileri

Ne oldu? Wall Street Journal'ın 10 Ekim tarihli "America's Gig Workers Turn to an Old-School Union" başlıklı haberi, Kaliforniya'da on binlerce Uber ve Lyft sürücüsünün sendikada birleştiğini aktarıyor. Arka plan şöyle: Kaliforniya'da 2025'te çıkarılan yasa, platform sürücülerine "bağımsız yüklenici" statülerine rağmen toplu pazarlık hakkı tanıdı (Fortune). SEIU'nun desteklediği California Gig Workers Union (CGWU), Ağustos'ta eyaletin kamu çalışma ilişkileri kurulu PERB'in belirlediği eşiği aştı; yani eyaletteki aktif sürücülerin en az %30'unu imzayla örgütledi (CalMatters). Eyalette yaklaşık 350 bin araç paylaşım sürücüsü çalışıyor. Sendika, yıl sonuna kadar Uber ve Lyft ile pazarlık masasına oturmayı hedefliyor. Pazarlık gündeminde düşük ücretlerin yanı sıra uygulamadan atılma (hesap kapatma) ve şirket algoritmalarının çalışma üzerindeki etkileri var. SEIU 521'den Riko Mendez'in sözleriyle sürücüler, "işlerini biçimlendiren teknolojinin politikaları ve kullanımı" üzerinde de söz istiyor (SEIU 521).

Sınıfsal okuma. Bu örgütlenmenin tarihsel önemi, algoritmik yönetimin pazarlık masasına ilk kez bu ölçekte konmasında. Platform kapitalizminin temel numarası, patronu ortadan kaldırmış gibi görünmekti: Ne şef var ne müdür; sadece "uygulama" var. Oysa uygulama patronun ta kendisidir. İşi o dağıtır, ücreti o belirler, cezayı o keser, hesabı o kapatır. Yapay Zekâ Patronu İlk Kez Bir İnsanı Kovdu yazımızda bu ilişkinin bir sonraki aşamasını tartışmıştık. Sürücüler hesap kapatma kararlarına itiraz hakkı istediğinde aslında şunu söylüyor: Algoritma tarafsız bir doğa yasası değil, bir yönetim kararıdır; yönetim kararına da itiraz edilir.

Burada eleştirel bir not da düşmeliyiz: Kaliforniya modeli, sürücülerin işçi statüsünü tanımadan sınırlı bir pazarlık hakkı veriyor. Bu bir kazanımdır ama aynı zamanda "bağımsız yüklenici" kurgusunu sabitleme riski taşır. Sol basında bu anlaşmanın sürücüleri zayıflatabileceğini savunan eleştiriler de yayımlandı (Jacobin). Kazanımı sahiplenmek ile sınırlarını görmek aynı anda yapılabilir.

Bizim için neden önemli? Türkiye'de kuryeler aynı algoritmik yönetim altında, çok daha ağır koşullarda çalışıyor; "esnaf kurye" statüsüyle işçilik haklarının dışına itiliyor. GİG Ekonomisi Dosyası'nda tartıştığımız taleplerin, özellikle algoritmik kararlara itiraz hakkı ve hesap kapatmanın keyfîliğe karşı güvenceye bağlanması taleplerinin dünyada somut bir örneği artık var. Kaliforniya'daki pazarlık sürecini izlemek, Türkiye'deki kurye örgütlenmesi için doğrudan öğretici olacak.


6. Wizards of the Coast Çalışanları: Üretken Yapay Zekâya Bağlayıcı Kural

7–8 Ekim · ABD · Yaratıcı emek

Ne oldu? Hasbro'ya bağlı Wizards of the Coast'ta Dungeons & Dragons, Magic: The Gathering ve Duel Masters üzerinde çalışan ekipler, Nisan'da Magic: The Gathering Arena ekibiyle başlayan Wizards of the Coast-CWA sendikasına katılıyor (Gamereactor). Talepler arasında yönetimin üretken yapay zekâyı teşvik etmeyi bırakması ve bu konuda uygulanabilir, bağlayıcı bir politika benimsemesi; ayrıca çalışanların mesai dışında ürettikleri yaratıcı işlerin tam mülkiyetinin kendilerinde kalması var. Şirkete gönüllü tanıma için 13 Ekim'e kadar süre verildi; tanınmazsa sendika ABD Ulusal Çalışma İlişkileri Kurulu'na (NLRB) başvurup yeni bir seçim kazanmak zorunda kalacak.

Sınıfsal okuma. Bu talepler iki farklı mülkiyet sorusunu aynı anda soruyor. Birincisi: Şirket, çalışanların yıllar içinde ürettiği yaratıcı külliyatı (çizimler, metinler, oyun tasarımları) üretken yapay zekâya besleyip onları ikame edecek bir araç üretebilir mi? Bu, Genel Zekânın Gaspı dediğimiz sürecin işyeri ölçeğindeki karşılığıdır. İkincisi: İşçinin mesai dışındaki yaratıcılığı kime ait? Yaratıcı sektörlerde iş sözleşmeleri giderek çalışanın bütün zihinsel üretimini şirket mülkü sayma eğiliminde. Sendikanın talebi bu çitlemeye karşı bir sınır çiziyor. Telif ve mülkiyet ilişkisini Dijital Çağda Telif Haklarının Diyalektiği yazısında ayrıntılı ele almıştık.

Bizim için neden önemli? Türkiye'de oyun sektörü hızla büyüyen ama neredeyse hiç örgütlü olmayan bir alan. Oyun, çizim, seslendirme, çeviri ve içerik üretiminde çalışan genç yaratıcı emekçiler, üretken yapay zekânın ilk hedefleri arasında. Wizards örneği, bu emekçilerin talebinin "yapay zekâ yasaklansın" değil, "yapay zekânın nasıl kullanılacağına birlikte karar verelim ve bu karar sözleşmeye yazılsın" olabileceğini gösteriyor. Yapay Zekâyla Yazmak Üzerine Bir Tartışma yazısında da aracın kendisini değil, kullanım ilişkisini sorgulamıştık.


7. Elektrik Piyasasını Yöneten Emekçiler Eylemi Genişletiyor

30 Eylül–13 Ekim · Avustralya · Enerji ve kritik altyapı

Ne oldu? Avustralya Enerji Piyasası İşletmecisi (AEMO), ülkenin elektrik şebekesini ve enerji piyasasını yöneten kâr amacı gütmeyen kurum. Toplu sözleşme görüşmeleri tıkanınca, mühendis ve teknoloji uzmanlarını örgütleyen Professionals Australia sendikasının üyeleri 30 Eylül'den bu yana altı farklı korumalı endüstriyel eylem yürütüyor. AEMO'nun 12 Ekim tarihli açıklamasına göre, sendika üyeleri 13 Ekim'den itibaren yedi yeni eylem yapabilecek. İlk eylemler toplantılar, iletişim ve idari süreçlerle sınırlıyken, yeni eylemler şebeke kesinti işlemleri, piyasa katılımcılarına destek, bağlantı başvuruları ve yazılım değişiklik yönetimi gibi operasyonel ve teknik işleri kapsıyor. Kurumdaki ikinci sendika Australian Services Union (ASU) da Adil Çalışma Komisyonu'nda eylem oylaması sürecini başlattı. AEMO, "kamu sağlığı, güvenliği veya ekonomi açısından risk doğarsa" yasal yollara başvurabileceğini açıkladı.

Sınıfsal okuma. Bu eylem, teknoloji emeğinin kritik altyapıdaki yerini görünür kılıyor. Elektrik şebekesi artık yazılımla, veriyle ve algoritmalarla yönetiliyor; bu sistemleri ayakta tutan mühendis ve uzmanlar, eylemlerini "yazılım değişiklik yönetimi"ne kadar genişlettiğinde, toplumun en temel ihtiyacının arkasındaki emeği hatırlatıyor. Yönetimin yanıtı da tanıdık: Emekçinin eylemi "tüketiciye maliyet" ve "kamu güvenliği riski" olarak sunuluyor. Oysa kamuya hizmet eden kurumda çalışma koşullarını belirleme hakkı, kamunun kendisinin de hakkıdır. "Kritik altyapı" kavramının emek eylemlerine karşı nasıl kullanıldığını Anthropic'in Aktivist İzleme Sistemi yazısında da işaret etmiştik.

Bağlam olarak bir not: ASU, Mart 2026'da Avustralya parlamentosuna sunduğu görüşte, şirketlerin yapay zekâyla çalışanları ikame ettiği bir dönemde dört günlük çalışma haftasını ulusal çalışma standartlarına sokmayı önermişti (ACS Information Age). Yapay zekânın getirdiği verimlilik artışının çalışma süresinin kısalmasıyla paylaşılması talebi, Avustralya sendikal hareketinin gündeminde.

Bizim için neden önemli? Türkiye'de enerji, telekomünikasyon ve kamu bilişimi, örgütlenmenin en zor olduğu ama örgütlü emeğin en güçlü olabileceği alanlar. Bu alanlarda çalışan mühendis ve teknik personel, grev yasakları ve "kritik altyapı" gerekçesiyle sistematik olarak sendikal hakların dışında tutuluyor. AEMO örneği iki şeyi gösteriyor: Teknik uzmanlar da eylem yapabilir ve eylemin etkisi tam da işin kritikliğinden gelir.


III. Mekânda ve Toplumda: Altyapının ve Gözetimin Bedeli

8. Hindistan'da Google ve Amazon Veri Merkezlerine Karşı Halkın İtirazı

9 Ekim · Hindistan · Ekoloji ve altyapı

Ne oldu? Reuters'ın 9 Ekim tarihli kapsamlı haberine göre, Mumbai yakınlarındaki Thane'de Amazon'un planladığı 54 acre'lik hiper ölçekli veri merkezine karşı 1.000'den fazla bölge sakini, projenin anlamlı bir danışma yapılmadan dayatıldığını söylüyor. Proje, Amazon'un 2030'a kadar Hindistan'a yapmayı planladığı 21 milyar dolarlık yapay zekâ altyapı yatırımının parçası. Arazi açmak için ağaçlar kesildi; 8 Eylül'de yaşlılar da dahil yüzlerce kişi sahanın yanında toplandı (The Wire). Pankartlarda "Veri merkezleri enerji vampiridir" yazıyordu. "Wake Up Thanekar" kampanyasından Sadhana Pradhan'ın sözleriyle: "Thane'in yarısı tanker suyuyla yaşıyor." (Let's Data Science).

Andhra Pradesh eyaletinin Visakhapatnam kentinde ise Google'ın 15 milyar dolarlık veri merkezi projesi; su kıtlığı, yaban hayatına etki ve çevresel değerlendirmenin yetersizliği gerekçesiyle tepki görüyor (The CSR Journal). Yerel verilere göre kente günde yaklaşık 410 milyon litre su veriliyor, tahmini talep ise 480 milyon litre. Protestocuların sloganı yalın: "Veri içemeyiz."

Rakamlar sorunun ölçeğini gösteriyor: Hindistan dünya nüfusunun %18'ini, tatlı su kaynaklarının ise yalnızca %4'ünü barındırıyor. S&P Global, Hindistan'daki veri merkezlerinin %60–80'inin bu on yıl içinde yüksek su stresiyle karşılaşabileceğini tahmin ediyor. Amazon ve Google projelerinin yerel etkiyi sınırlayan önlemler içerdiğini, susuz soğutma ve konutlardan ayrı enerji hattı kullanılacağını söylüyor. Hindistan hükümeti ise veri merkezlerine altyapı statüsü, yabancı bulut sağlayıcılarına 2047'ye kadar vergi tatili tanıyor. Tepkilerin ayrıntılı bir dökümü Business & Human Rights Resource Centre sayfasında da izlenebiliyor.

Sınıfsal okuma. Burada klasik bir kapitalist işbölümü var: Kâr özel, maliyet toplumsal. Veri merkezinin geliri şirketin; ama elektrik şebekesi, su havzası, arazi, gürültü ve ısı yükü mahallenin. Devlet bu işbölümünün aracısı: vergi tatili, altyapı statüsü ve "dijital kalkınma" söylemiyle sermayeye yol açıyor, mahalleliyi karar sürecinin dışında bırakıyor. Sakinlerin vurgusu da önemli: İtirazları yapay zekânın kendisine değil, yerel etkiye ve dışlanmaya. Bu, teknoloji karşıtlığı değil, kaynakların kimin için kullanılacağına dair bir sınıf sorusu. "Bulut"un maddi metabolizmasını İlker Kalaycı'nın metni üzerine yazımızda "metabolik yarılma" kavramıyla tartışmıştık.

Bir de şunu not edelim: Hindistan'daki bir veri merkezi işletmecisinin genel müdürü, yerleşim alanına asla veri merkezi kurmayacağını, çünkü orada elektrik ve sudan mahrum kalma riski olduğunu söylüyor. Yani sermayenin kendi içinden bile "bu yer yanlış" diyenler var; karar yine de rekabetin ve teşviklerin mantığıyla alınıyor.

Bizim için neden önemli? Türkiye de veri merkezi yarışına giriyor: Türksat'ın Gölbaşı'ndaki büyük veri merkezi ve özel sektör yatırımları gündemde. Kuraklık ve su stresi Türkiye'nin de gerçeği. Sosyalist Yapay Zekâ Manifestosu'nda Türkiye için sıraladığımız acil taleplerden biri tam da buydu: Her veri merkezi projesinin su ve enerji bütçesi açıklansın; yerel yönetimin ve yerel halkın veto hakkı tanınsın. Bu talebin yerel düzeyde nasıl hayata geçirilebileceğini Yerel Yönetime Katılmak kılavuzumuzda tartışmıştık. Akbelen'de ormanı savunanlar ile Thane'de suyunu savunanlar aynı sınıf mücadelesinin farklı cephelerinde duruyor.


9. Flock Safety: Gözetim Şirketinde Tepki, İşten Çıkarma

8–9 Ekim · ABD · Algoritmik gözetim

Ne oldu? Yapay zekâ destekli plaka okuma kameralarıyla tanınan ABD'li gözetim şirketi Flock Safety, Reuters'ın özel haberine göre yaklaşık 1.500 çalışanının %18'ini, yani 270 kişiyi işten çıkarmaya hazırlanıyor. Bu, Eylül'deki gönüllü ayrılık programının ardından geliyor. Şirket; 49 eyalette yaklaşık 120 bin kamera işletiyor, 4.800'ü aşkın kolluk kurumuna ve yaklaşık bin işletmeye hizmet veriyor. Andreessen Horowitz'in liderliğindeki son yatırım turunda 7,5 milyar dolar değerleme aldı. Ama şirket artık ciddi bir toplumsal tepkiyle karşı karşıya: Reuters/Ipsos anketine göre Amerikalıların %47'si mahallelerinde Flock kameralarına karşı. Florida, Eylül'de mahremiyet riskleri gerekçesiyle eyalet otoyollarında otomatik plaka okuyucuları yasakladı. Flock verilerinin göçmenlik denetiminde kullanıldığı haberleri üzerine Home Depot yatırımcıları gözetim tedarikçisi ilişkilerinin gözden geçirilmesini istedi. Virginia'da açılan bir dava, şirketin yaygın kamera ağının "arama izni olmadan gözetim" olduğunu ileri sürüyor.

Sınıfsal okuma. Bu haber iki şeyi aynı anda gösteriyor. Birincisi, toplumsal muhalefetin işe yaradığı. Gözetim teknolojisi "kaçınılmaz" değil; mahalle toplantılarında, eyalet meclislerinde, mahkemelerde ve hissedar toplantılarında geri itilebiliyor. Florida yasağı ve kamuoyundaki çoğunluk karşıtlığı, bir milyar dolara yakın girişim sermayesinin yarattığı şirketi küçülmeye zorladı.

İkincisi, bunu da görmezden gelmemeliyiz: Tepkinin faturası da önce işçiye kesiliyor. Gözetim ağının politikasına çalışanlar değil, yöneticiler ve yatırımcılar karar verdi. Ama şirket küçülünce kapıya konan 270 kişi oldu. Gözetim karşıtı mücadele ile teknoloji işçilerinin iş güvencesi mücadelesi bu yüzden birbirine düşman değil, müttefik olmalı. Google'da Project Maven'a ve bugün ICE ile ilişkilere karşı imza toplayan çalışanlar (4. başlık), bu ittifakın mümkün olduğunu gösteriyor.

Bizim için neden önemli? Türkiye'de plaka okuma, yüz tanıma ve şehir kameraları hızla yaygınlaşıyor; neredeyse hiçbir kamusal tartışma ve denetim olmadan. Anthropic'in Aktivist İzleme Sistemi yazısında gözetim aygıtının hedef listesinin nasıl genişlediğini (terörist → göçmen → muhalif → işçi) tartışmıştık. Flock örneğinde de verinin göçmen avına taşındığı iddiası, tam bu genişlemenin bir halkası. Gözetimin özel şirket eliyle nasıl inşa edildiğini Palantir Manifestosu, gündelik hayata nasıl sızdığını da geçen hafta Gözlük Kimin Gözü? yazısında ele almıştık. Bizim talebimiz açık: Kamu gözetim sistemlerinin sözleşmeleri, veri paylaşım protokolleri ve kullanım istatistikleri kamuya açık olsun.


10. Yeşil Kart Askıya Alındı: "Amerikan İşçisini Korumak" Adına İşçiyi Bölmek

8 Ekim · ABD · Göçmen teknoloji emeği

Ne oldu? ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, 8 Ekim'de Beyaz Saray'daki basın toplantısında Microsoft ile birlikte Wipro, Infosys, Tata, HCL, Cognizant ve Capgemini gibi bilişim şirketlerinin, yabancı çalışanlar için yeşil kart sürecinin ilk adımı olan PERM programından askıya alındığını açıkladı (The Next Web, New York Times). Vance şirketleri dolandırıcılıkla suçladı ve Microsoft'un geçen yıl yaklaşık 6 bin Amerikalı çalışanı işten çıkarırken 6 binden fazla H-1B vizesi onayı aldığını söyledi; işten çıkarılan her işçiye karşılık "bir buçuk yabancı sözleşmeli kul" alındığını iddia etti. Microsoft bu iddiaya itiraz ederek H-1B başvurularının %80'inin zaten şirkette çalışan kişiler için olduğunu açıkladı. Aynı hafta İç Güvenlik Bakanlığı, yabancı öğrencilerin mezuniyet sonrası çalışma izni (OPT) için 70 bin dolarlık ücret önerdi (OnLabor).

Sınıfsal okuma. Bu kararın görünürdeki dili işçi dostu: "Amerikan işçisini koru." Ama yapılan şey, işçiyi işçiye karşı kışkırtmak. Microsoft'un ve dış kaynak şirketlerinin işten çıkarma ile ucuz emek ithalatını birlikte kullanması gerçek bir sömürü stratejisidir; bunu teşhir etmek doğrudur. Ama çözüm, vizeli işçiyi daha da güvencesiz kılmak, yeşil kart yolunu kapatmak ve onu tamamen işverene bağımlı bir "sözleşmeli" statüde tutmak değil. Tam tersine: Göçmen işçinin işverene bağımlılığı ne kadar artarsa, o işçi örgütlenmekten o kadar korkar ve yerli işçinin ücretini aşağı çekmek için o kadar elverişli bir araç olur. KQED yazısındaki şüpheci sesin uyardığı şey buydu: H-1B'li işçilerin misilleme korkusu, örgütlenmenin önündeki en büyük engellerden biri.

Milliyetçi "işçi koruma" söylemi, sermayenin işçiyi bölme stratejisinin devlet eliyle uygulanmış biçimidir. Nedir Şu Irkçılık Dedikleri Şey? yazımızda ırkçılığın bu sınıfsal işlevini ayrıntılı anlatmıştık; işçilerin neden sağa oy verdiğini de İşçiler Neden Sağa Oy Veriyor? yazısında tartışmıştık. Ne ırkçılığı ne de şirketlerin sömürüsünü seçeriz; bütün işçilerin eşit haklarını savunuruz.

Bizim için neden önemli? Türkiye'nin bilişim emekçileri bu tablonun iki ucunda birden duruyor: Bir yandan yurt dışına, özellikle ABD ve Avrupa'ya giden binlerce genç yazılımcı tam da bu vize rejimlerinin içinde; öte yandan Türkiye'de göçmen emeğine karşı benzer bir milliyetçi söylem sürekli kışkırtılıyor. Bu haber, "beyin göçü" tartışmasının da bir sınıf tartışması olduğunu hatırlatıyor. ABD'deki son dönemin sınıfsal tablosunu Washington'da Bir Haftanın Sınıfsal Bilançosu yazısında da ele almıştık.


IV. Türkiye'den

11. TMMOB'nin Yapay Zekâ Raporu: Teknolojik Dönüşüm Kimin Yararına?

9 Ekim · Türkiye · Meslek örgütleri

Ne oldu? TMMOB, Yapay Zekâ Teknolojileri ve Mühendis, Mimar, Şehir Plancılarının Meslek Alanlarındaki Olası Etkileri Raporu'nu yayımladı. Rapor, yapay zekâyı yalnızca teknik bir gelişme olarak değil, sermaye birikimi, küresel rekabet ve siyasal iktidardan ayrılamayan, çalışma hayatını ve kamusal hizmetleri yeniden biçimlendiren bir güç olarak ele alıyor. Emeğin değersizleşmesi, güvencesizleşme, dijital denetim, veri tekelleşmesi, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, ekolojik etkiler ve demokratik hakların aşınması başlıklarını tartışmaya açıyor. TMMOB hem eleştirisiz coşkuyu hem de toptan karşıtlığı reddediyor; temel soruyu "bu teknoloji kimin çıkarına, ne için üretildi ve toplumsal sonuçları ne?" olarak koyuyor.

Sınıfsal okuma. Raporu ve geliştirilmesi gereken yönlerini TMMOB'un Yapay Zekâ Raporunu Okumak ve Geliştirmek yazımızda ayrıntılı tartıştık. Bu bültendeki yeri şurada: Bu hafta dünyanın dört bir yanında işçiler yapay zekâyı toplu pazarlığın konusu yaparken, Türkiye'de bu tartışmayı sistemli biçimde yürüten neredeyse tek kurumsal ses bir meslek örgütü. Bu hem değerli hem de sınırlı. Değerli, çünkü raporun çerçevesi doğru: Teknoloji tarafsız değildir, mülkiyet ve denetim sorusundan ayrılamaz. Sınırlı, çünkü meslek odası yalnızca diplomalı mühendisi, mimarı ve plancıyı temsil eder; ürün yöneticisi, tasarımcı, test uzmanı, veri etiketleyici, çağrı merkezi çalışanı bu masada yoktur.

Bizim için neden önemli? TMMOB raporu, Türkiye'de oda ile sendika arasındaki işbölümünü yeniden tartışmak için iyi bir vesile. Rapordaki analizlerin, Micron'da, AEMO'da, Kaliforniya'da olduğu gibi toplu sözleşme maddelerine dönüşmesi gerekiyor. Bu da ancak bilişim emekçilerinin sendikal örgütlenmesiyle mümkün. Oda bilgi üretir, sendika pazarlık eder; Bilişim Emekçisinin El Kılavuzu'nda anlattığımız gibi ikisi birlikte "ikili güç"tür. Bu tartışmanın tarihsel arka planı için Bilişim-Sen'in Eşiğinde yazısına da bakılabilir.


12. Dijital Sansür Dalgası Sayanı da Susturuyor: EngelliWeb Erişime Engellendi

1–7 Ekim · Türkiye · Dijital haklar

Ne oldu? Türkiye'deki internet erişim engellerini yıllardır kayıt altına alan İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD) projesi EngelliWeb'in sosyal medya hesabına 1 Ekim'de "millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması" gerekçesiyle erişim engeli getirildi; X, 5 Ekim'de hesabı Türkiye'den görünmez kıldı (Medyascope). İFÖD'ün 2 Ekim'de açıkladığı verilere göre yalnızca Eylül 2026'da en az 1.270 hesap engellendi; bunların 941'i ayın ikinci yarısında. Karşılaştırma için: 2025 yılının tamamında 5651 sayılı Kanun'un 8/A maddesi kapsamında engellenen X hesabı sayısı 995'ti. Ekim'in ilk haftasında gazeteciler, akademisyenler, hukukçular ve haber sitelerinin hesapları da listeye eklendi.

Sınıfsal okuma. Bu dalganın nasıl büyüdüğünü Liste Uzuyor ve Satın Alınamayanı Kapatırlar yazılarımızda izlemiştik; EngelliWeb engelini de 2 Ekim'de Defteri Tutanı da Sustururlar yazısında ilk elden ele aldık. Bu haftaki gelişmenin ayrı bir anlamı var: Sansürü sayan da susturuluyor. Engellemelerin kamuya açık bir kaydını devlet değil, bir derneğin gönüllü emeği tutuyordu; şimdi o kaydın kendisi görünmez kılınıyor. Bir de karar devletin, ama infaz bir şirketin: X'in Türkiye'deki kararı uygulaması, platform tekellerinin "ifade özgürlüğü" söyleminin, ticari çıkar söz konusu olduğunda nerede bittiğini gösteriyor. Bu ortaklığı Gazetecilerin Musk'a Açık Çağrısı ve Sansürün Ortaklığı yazısında, engellemenin teknik altyapısını da Engelleme Teknik Olarak Nasıl Çalışıyor? yazısında anlatmıştık.

Bizim için neden önemli? Dijital sansür, işçi sınıfının örgütlenme ve haberleşme kanallarına doğrudan saldırıdır. Bugün gazetecinin, akademisyenin hesabı kapatılıyorsa, yarın grev yapan işçinin, direniş çadırındaki kuryenin, işten atılan bilişim emekçisinin sesi kapatılacak. Engellemelerin kaydını tutmak, bu kayıtları çoğaltmak ve farklı platformlarda yaşatmak hepimizin görevi. Bunun için Jitsi Meet gibi özgür araçlara ve kendi altyapımıza da yatırım yapmalıyız.


Kısaca: Erdoğan'ın "Emeği Devre Dışı Bırakan" Yapay Zekâsı

6 Ekim'de Beştepe'deki 2026-2027 Akademik Yılı Açılış Töreni'nde konuşan Erdoğan, NTV'nin aktardığına göre "Kaynağa ve bilgiye yapay zekâ modelleri üzerinden ulaşmak araştırma sürecindeki emeği de büyük oranda devre dışı bırakmıştır" dedi ve akademik süreçlerde "insan faktörünün azaldığını" söyledi.

Tespit kendi içinde doğru bir kaygıya işaret ediyor. Ama emeğin "devre dışı bırakılması" yalnızca öğrencinin ödevinde değil, fabrikada, bankada, çağrı merkezinde, yazılım şirketinde yaşanıyor. Ve Türkiye'nin 2026-2030 Yapay Zekâ Eylem Planı, bu dönüşümün altında kalacak milyonlarca emekçi hakkında tek cümle içermiyor. Ulusal Yapay Zekâ Kurulu'nun masasında emek temsilcisi yok; Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğü'nün ne yaptığını kamuoyu bilmiyor; "yerli ve milli" yapay zekâ söylemi ise emperyalist entegrasyonu örtüyor. Kaygı gerçekse, ilk adım belli: Ulusal Yapay Zekâ Kurulu'nda emek temsili, ILO'nun platform çalışmasına ilişkin sözleşmesinin onaylanması ve bilişimin ayrı işkolu olarak tanınması.


Bu Gelişmelerin Ortak Sınıfsal Anlamı

On iki haber, dört temel çatışma ekseninde birleşiyor.

Birinci eksen: Üretkenlik kazancının paylaşımı

DNB ve Amazon örneklerinde iş gücü azaltımı ile teknolojik yatırım aynı dönemde ilerliyor; DNB'de işten çıkarma haberiyle hisse yükseliyor. Micron işçileri ise yaratılan kârdan kalıcı pay istiyor. Mesele, yapay zekânın getirdiği verimlilik artışının üç olası biçimden hangisiyle paylaşılacağı: hissedar kazancı, ücret artışı ya da çalışma süresinin kısalması. Sermaye birincisini seçiyor; emeğin talebi ikinci ve üçüncüsü. Bunu söylerken bir uyarıyı da yineleyelim: Her işten çıkarmanın doğrudan yapay zekâ ikamesi olduğunu söylemek için şirket bazında kanıt gerekir. Amazon örneğinde bu kanıt yok; DNB örneğinde şirketin kendisi söylüyor. "Azalan zamanın kime kaldığı mülkiyet sorusudur" tespitini Bill Gates'in uyarıları üzerine yazımızda yapmıştık; bu hafta o tespitin somut örnekleriyle doldu.

İkinci eksen: İşyerinde karar yetkisi

Kaliforniya'daki sürücüler algoritmik hesap kapatma kararlarına itiraz hakkı, Wizards of the Coast çalışanları üretken yapay zekâ kullanımına bağlayıcı kural, AEMO'daki uzmanlar toplu sözleşme istiyor; Silikon Vadisi'nde "token takibi" tartışılıyor. Tartışma artık yalnızca ücret değil: Teknolojinin nasıl uygulanacağına kim karar veriyor? Bu, işyerinde demokrasinin en güncel biçimidir. Şirketlerin bu soruyu kendi aralarında yanıtlama iddiasını Şirketler Kendilerini Denetleyebilir mi? ve Kapatma Düğmesi Kimin Elinde? yazılarında tartışmıştık.

Üçüncü eksen: Altyapının toplumsal maliyeti

Veri merkezleri özel sermayenin mülkü, ama elektrik şebekesi, su kaynakları, arazi ve çevre üzerindeki yükleri topluma dağılıyor. Hindistan'daki itirazlar bu dağılım sorununu görünür kılıyor. Yapay zekânın "bulut" diye sunulan altyapısı, aslında birinin mahallesinde, birinin su kuyusunun yanında duruyor. Felaket senaryolarının bedelinin de aynı mantıkla topluma kesilmeye hazırlandığını Yapay Zekâ Patronları Felaketi Değil, Öfkeyi Planlıyor yazısında göstermiştik.

Dördüncü eksen: Devletin rolü, gözetim ve bölme

Bu haftanın belki de en az konuşulan ekseni, devletin teknoloji alanındaki sınıfsal işlevi. Hindistan'da devlet vergi tatiliyle sermayeye yol açıyor; ABD'de "Amerikan işçisini koruma" adına göçmen işçiyi daha da güvencesiz kılıyor; Flock örneğinde kolluk, özel şirketin gözetim ağının en büyük müşterisi; Türkiye'de devlet erişim engeli kararı veriyor, platform tekeli uyguluyor. Devlet bu alanda tarafsız bir hakem değil; sermayenin teknolojik egemenliğinin örgütleyicisi. Bu çerçeveyi Tekno-Faşizmin İlanı ve Aynı Hafta, İki Masa yazılarımızda da geliştirmiştik.

Bu nedenle yakın dönemin sınıfsal teknoloji gündemini "Yapay zekâ işlerimizi alacak mı?" sorusuna indirgememek gerekiyor. Daha kapsamlı soru şu: Üretim araçlarının mülkiyeti ile teknolojik kararların demokratik denetimi arasındaki ilişki nasıl kurulacak? Bu sorunun bizim yanıtımızı Sosyalist Yapay Zekâ Manifestosu'nda ve Komünist Manifesto 2.0'da toplu olarak bulabilirsiniz.


Gelecek Hafta İzleyeceklerimiz

TarihGelişmeNeden izliyoruz?
13 EkimWizards of the Coast için gönüllü sendika tanıma süresinin sonuYaratıcı emekte yapay zekâ kuralları sözleşmeye girecek mi?
13 Ekim'den itibarenAEMO'da genişletilmiş eylemlerKritik altyapıda teknoloji emeğinin pazarlık gücü
19 EkimMicron sendikasının Taipei mitingiGrev tarihine giden süreç; yapay zekâ tedarik zincirinde emek
SüregelenKaliforniya'da CGWU–Uber/Lyft pazarlık hazırlığıAlgoritmik yönetim ilk kez bu ölçekte masada
SüregelenTürkiye'de hesap engellemeleriSansür dalgasının işçi ve sendika hesaplarına uzanıp uzanmadığı

Somut Görevler: Bize Düşenler

  1. Yapay zekâ maddesini sözleşmeye yazın. Bankacılık, bilişim ve hizmet sektörlerindeki işyerlerinde, yapay zekâ kaynaklı verimlilik artışının işten çıkarma değil çalışma süresinin kısalması ve ücret artışı olarak paylaşılmasını talep eden bir toplu sözleşme maddesi taslağı tartışmaya açılmalı.
  2. Algoritmik kararlara itiraz hakkı. Kurye ve platform işçileri için hesap kapatma, puan düşürme ve iş dağıtım kararlarına itiraz mekanizması talebi, Kaliforniya örneği referans gösterilerek yükseltilmeli (GİG Ekonomisi Dosyası).
  3. Bilişim için ayrı işkolu. TMMOB raporunun açtığı tartışma, bilişimin ayrı işkolu olarak tanınması ve yüzde 1 barajının kaldırılması talebiyle birleştirilmeli (Bilişim Emekçisinin El Kılavuzu).
  4. Veri merkezlerinin su ve enerji bütçesi. Türkiye'de kurulan ya da planlanan her veri merkezinin su ve enerji tüketimi, çevresel etki değerlendirmesi ve kamu teşvikleri kamuya açıklanmalı (Sosyalist Yapay Zekâ Manifestosu).
  5. Gözetim sözleşmelerinde şeffaflık. Belediyelerin ve kamu kurumlarının plaka okuma, yüz tanıma ve şehir kamerası sözleşmeleri, veri paylaşım protokolleri kamuya açık olmalı (Yerel Yönetime Katılmak).
  6. Engelleme kayıtlarını çoğaltın. EngelliWeb'in kayıtları ve İFÖD raporları farklı platformlarda paylaşılmalı, yerel ve sendikal medya bu verileri yaşatmalı.
  7. Uluslararası dayanışma. Micron işçilerinin, Kaliforniya sürücülerinin ve Thane'de suyunu savunan mahallelinin mücadelesi, Türkiye'deki sendika ve meslek örgütlerinin gündemine dayanışma mesajlarıyla taşınmalı.

Kapanış: Teknoloji Karşıtlığı Değil, Teknoloji Üzerinde Söz Hakkı

Bu haftanın gelişmeleri bize bir şey öğretiyor: Dünyanın dört bir yanında işçiler yapay zekâya karşı değil, yapay zekânın kimin elinde ve kimin yararına kullanılacağına dair mücadele ediyor. Micron işçisi çipi üretmeyi değil, kârın tek taraflı paylaşımını reddediyor. Kaliforniya sürücüsü uygulamayı değil, uygulamanın keyfîliğini reddediyor. Thane'in mahallelisi veri merkezini değil, kendi suyunun elinden alınmasını reddediyor.

Teknolojiyi üreten emektir. Çipi döken, kodu yazan, veriyi etiketleyen, şebekeyi ayakta tutan, paketi kapıya getiren emek. Bu emeğin, ürettiği teknolojinin nasıl kullanılacağına dair söz hakkı talep etmesi, 21. yüzyılın sınıf mücadelesinin en güncel biçimidir. Gerçek Bir Yapay Zekâ Özgürleşmesi Mümkün müdür? sorusunun yanıtı da buradan geçiyor.

Gelecek pazartesi yeni sayıda buluşmak üzere.

Bilgi herkesindir.


Bağlantılı Yazılarımız

Tüm yapay zekâ yazılarımız için: bilgimusterekleri.org/tag/yapayzeka/ · Kılavuzlar ve dosyalar için: bilgimusterekleri.org/kilavuzlar/

Yapay zekâ, emek ve mülkiyet

Bilişim emekçileri ve örgütlenme

Platform işçileri ve algoritmik yönetim

Gözetim, sansür ve dijital haklar

Altyapı, ekoloji ve "bulut" miti

Türkiye'nin yapay zekâ politikası

Devlet, şirket ve sınıf


Kaynaklar

Micron (Tayvan)

DNB (Norveç)

Amazon

Silikon Vadisi'nde örgütlenme

Kaliforniya platform sürücüleri

Wizards of the Coast

AEMO (Avustralya)

Hindistan veri merkezleri

Flock Safety

PERM / yeşil kart

Türkiye

İlgili Başlıklar

Haber Bülteni Aboneliği