Kozayı Kim Örer?
Altın Koza'nın Yapay Zekâ Kısa Film Yarışması ve Görüntünün Sınıfı

Kozayı Kim Örer?
Altın Koza'nın yapay zekâ kısa film yarışması ve görüntünün sınıfı
Sevgili Genç Yoldaşlar,
Adana'da süren 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali bu yıl ilk kez bir yapay zekâ kısa film yarışması düzenliyor. Bu yazı o yarışmayı vesile edip daha eski ve daha derin bir soruyu yeniden soruyor: Bir görüntüyü kim yapar, ve yapılan görüntü kime aittir? Önce kısa bir özet veriyoruz; sonra her başlığı ayrıntılı açıyoruz.
Özet: Bu yazı ne diyor?
Olay. 33. Altın Koza (26 Eylül – 4 Ekim 2026, Adana Büyükşehir Belediyesi) ilk kez bir Ulusal Yapay Zekâ Kısa Film Yarışması açtı. 105 başvurudan 10 film finale kaldı; jüride Alkan Avcıoğlu, Ezgi Çelik ve Umut Subaşı var; ödüller 3 Ekim akşamı açıklanacak. Aynı festival açılış gecesinde Orhan Kemal Emek Ödülleri'ni verdi.
Yazının tezleri:
- Soru estetik değil, ontolojik ve sınıfsaldır. "Yapay zekâ filmi sanat mıdır?" sorusu bizi oyalar. Asıl soru şudur: Bu görüntüde kimin emeği nesneleşti ve bu nesneleşmiş emek kime ait?
- Model, "genel zekâ"nın donmuş hâlidir. Marx'ın Grundrisse'de "insan beyninin organları, nesneleşmiş bilgi gücü" dediği makine, bugün milyonlarca görüntü emekçisinin birikimini yutmuş bir modeldir. Bu birikim toplumsal olarak üretildi, özel olarak mülk edinildi.
- Benjamin'in aurası ikinci kez ölüyor, ama bu kez mirasçısı kitle değil tekel. 1936'da teknik yeniden üretim sanatı kitleye açıyordu; 2026'da üretken görüntü sanatı bir abonelik modeline kapatıyor.
- Modelin estetiği, ortalamanın estetiğidir. Model en olası olanı üretir; sanat ise en olası olanın kırıldığı yerde başlar. Adorno ve Horkheimer'ın "kültür endüstrisi her şeye benzerlik damgası vurur" saptaması, istatistiksel bir makineye dönüştü.
- Yabancılaşma dörtlü değil, beşli oldu. Emekçi yalnızca ürününden, sürecinden, türünden ve ötekinden değil, kendi yüzünden ve sesinden de koparılıyor: dijital ikiz, ses klonu.
- Kamera kiralık, hafızalı ve sansürlü. Para engeli kalkmıyor, biçim değiştiriyor: Sinema demokratikleşmiyor, kiracılaşıyor.
- Benjamin'in uyarısı bugün de geçerli. Faşizm siyaseti estetize eder; bizim yanıtımız sanatı siyasallaştırmaktır. Makine sanatını tekelin vitrini olmaktan çıkarmak, onun üretim ilişkisindeki yerini değiştirmekle olur.
- Tavrımız: Kategoriye karşı değiliz, kategorinin kurallarına itirazımız var. Kamusal bir festival, kamusal kurallar koyabilir: araç ve veri beyanı, rıza ilkesi, açık araçlara teşvik, hakların yaratıcıda kalması, sinema emekçileriyle ortak masa.
Tek cümleyle: Yapay zekâ ile yapılan ile yapılmayan görüntüyü ayıran kod değil, mülkiyettir; ve kozayı her zaman olduğu gibi bugün de eller örer.
Şimdi ayrıntıya geçelim.
Olgular: Bir festival, bir kategori, on film
| Başlık | Bilgi |
|---|---|
| Festival | 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali, 26 Eylül – 4 Ekim 2026 |
| Düzenleyen | Adana Büyükşehir Belediyesi |
| Ölçek | 23 ülkeden 210 film, gösterimler ücretsiz |
| Toplam ödül | Yaklaşık 8,4 milyon TL (en iyi film 4 milyon TL, Yılmaz Güney Ödülü 750 bin TL) |
| Kısa film başvurusu | Dört kategoride 983 başvuru, 63 finalist |
| Yapay zekâ kategorisi | İlk kez açıldı; 105 başvuru, 10 finalist |
| Yapay zekâ jürisi | Alkan Avcıoğlu, Ezgi Çelik, Umut Subaşı |
| Ödül töreni | 3 Ekim 2026 |
Festivalin genel koordinatörü İsmail Timuçin kategoriyi şöyle duyurdu: "Artık dünyanın bir gerçeği olan yapay zekâ alanında da bu yıl bir başlık açtık." Gençlerin bu alana ciddi ilgi gösterdiğini de ekledi.
Finale kalan filmler ve yönetmenleri, Beyazperde'nin aktardığına göre:
- 7 Kemerli Bir Zaman Geçidi: Taşköprü — Zeynep Kahreman
- Başka Türlü — Çağatay Dörtyıldız
- Bir Dilek Tut — Hakan Kemiksiz
- Gece Yarısı, Benimle — Barış Fert
- İnsan Çiftliği — Melik Külekci
- İzler — Hazar Vurgun Çağıldıyan
- Lekesiz — Mustafa Savaş
- Sanatorium Poetica — Ulaş Baltacı
- Son Dodo — Kaan Atilla Taşkın
- Yüce Sezar! — Bora Yavuz Subaşı
Filmleri görmeden içerikleri üzerine hüküm vermeyeceğiz. Yalnızca bir işarete dikkat çekelim: Son Dodo yok olmuş bir türün son bireyini, İnsan Çiftliği insanın hasat edilen bir şeye dönüşmesini çağrıştırıyor. Makineyle film yapan gençlerin, makinenin insanı nereye götürdüğünü kendiliğinden sorması, bu yazının da sorusudur. Araç, kendi üzerine düşündürüyor.
Koza: Bir adın felsefesi
Bir festivalin adı tesadüf değildir. "Altın Koza" pamuk kozasıdır. Çukurova'nın zenginliği o kozadan gelir; kozanın zenginliği de onu toplayan, çapalayan, taşıyan ellerden. Festivalin emek ödüllerinin Orhan Kemal'in, büyük ödüllerinden birinin Yılmaz Güney'in adını taşıması bu yüzdendir: Bereketli Topraklar Üzerinde'nin ırgatları ve Umut'un arabacısı Cabbar bu toprağın çocuklarıdır.
Engels'in yarım kalmış metni Maymundan İnsana Geçişte Emeğin Rolü'nde güzel bir cümle vardır: El yalnızca emeğin organı değildir, aynı zamanda emeğin ürünüdür. İnsan elini çalışarak yaptı; el de insanı. İnsan, dünyayı dönüştürürken kendini dönüştüren varlıktır.
Genç Marx 1844 El Yazmaları'nda bunu daha da ileri taşır: İnsan emeğiyle doğayı biçimlendirir ve yarattığı nesnede kendini görür. Bir masada marangozun, bir türküde ozanın, bir filmde ekibin kendisi nesneleşir. Emek, insanın kendini dünyaya yazmasıdır.
İşte felsefi sorumuz buradan doğar: Bir yapay zekâ görüntüsünde kim kendini dünyaya yazdı? Komutu veren yönetmen mi? Modeli eğiten mühendis mi? Modelin "gördüğü" milyonlarca görüntünün isimsiz yaratıcıları mı? Yoksa hiç kimse mi?
Yanıtımız: Hepsi, ama eşit olmayan koşullarda. Ve bu eşitsizliğin adı mülkiyettir.
Pamuktan modele: Makine kimin elinde?
Pamuğun tarihi, aynı zamanda makinenin tarihidir. 1793'te çırçır makinesi icat edildiğinde pek çok kişi pamuk işçiliğinin hafifleyeceğini sandı. Tersi oldu: Makine lifi tohumdan ayırmayı hızlandırınca tarlalar büyüdü, köle emeğine talep arttı, köleliğin ömrü uzadı. Çukurova bunu iki yüzyıl sonra kendi bedeninde yaşadı: Hasat makineleri tarlaya girdiğinde ırgatlar özgürleşmedi, mevsimlik tarım işçisi olarak başka illere savruldu.
Marx Kapital'de bu çelişkiyi açıkça koyar: Makine kendi başına emek süresini kısaltır, ama kapitalist kullanımda iş gününü uzatır; emeği kolaylaştırır, ama kapitalist kullanımda yoğunlaştırır; insanın doğaya karşı zaferidir, ama kapitalist kullanımda insanı doğa güçlerinin boyunduruğuna sokar. Sorun makinede değil, "kapitalist kullanımında"dır.
Bu bir teknoloji felsefesi ilkesidir, genç yoldaşlar: Teknik, toplumsal ilişkilerin dışında bir nesne değildir; bir toplumsal ilişkinin maddeleşmiş biçimidir. Bugün Altın Koza'nın sahnesine yeni bir makine çıkıyor. Soru iki yüz yıl öncekiyle aynı: Bu makine kimin?
Genel zekânın donmuş hâli
Marx'ın 1858 tarihli Grundrisse defterlerinde, sonradan "Makineler Üzerine Fragman" diye anılacak sayfalar vardır. Orada şöyle yazar: Doğa makine, lokomotif, demiryolu, elektrikli telgraf yapmaz. Bunlar insan elinin yarattığı insan beyninin organlarıdır; nesneleşmiş bilgi gücüdür. Marx bu toplumsal birikime İngilizce bir terimle general intellect, genel zekâ der.
Yüz elli yıl ileri gelelim. Bir görüntü modelinin "sabah ışığında bir Adana sokağı" çizebilmesi için, daha önce milyonlarca fotoğrafçının, görüntü yönetmeninin, ışıkçının, oyuncunun, ressamın ürettiği görüntüleri "görmüş" olması gerekir. Model bu görüntüleri çoğunlukla izinsiz topladı, onlardan istatistiksel örüntüler çıkardı, sonra bu örüntüleri abonelik ücretiyle geri sattı.
Bu, Marx'ın fragmanının neredeyse harfiyen gerçekleşmesidir; ama ters yönde. Marx, genel zekânın makinede nesneleşmesinin, değer yasasını anlamsızlaştıracağını ve özgür zamanın toplumsal zenginliğin ölçüsü olacağı bir geleceği mümkün kılacağını düşünüyordu. Bugün ise genel zekâ özgürleşmiyor, çitleniyor. Toplumsal olarak üretilen bilgi, özel bir mülke dönüşüyor.
Bunu daha önce Kristalleşmiş Emeğin İsyanı: 20. Karaburun Bilim Kongresi'ne Çağrı yazımızda anlattık. Herkesten Öğrenmek Serbest, Tekelden Öğrenmek Suç yazımızda da çelişkinin çıplak hâlini gördük: Herkesin emeğinden öğrenmek "adil kullanım" sayılıyor; tekelin çıktısından öğrenmek "hırsızlık." Mülkiyet, kimin öğrenmesinin meşru olduğuna karar veren güçtür.
Bir yapay zekâ filminin jeneriğini düşünün. Yönetmen, senarist, belki bir ses tasarımcısı. Ama o kareleri mümkün kılan on binlerce görüntü emekçisinin hiçbiri jenerikte yoktur. Jeneriği en kısa film, emeği en kalabalık filmdir.
Benjamin'in aurası: İkinci ölüm
Walter Benjamin 1935–36'da yazdığı Teknik Olarak Yeniden Üretilebilirlik Çağında Sanat Yapıtı denemesinde sanat yapıtının "aura"sından söz eder: yapıtın burada ve şimdi oluşu, mekânda ve zamanda tek oluşu, ona eşlik eden saygı ve uzaklık duygusu. Fotoğraf ve sinema bu aurayı yıkıyordu. Bir tablonun tek nüshası vardı; bir filmin nüshası sınırsızdı.
Benjamin bu yıkımdan yakınmadı; tersine, onda bir olanak gördü. Aura, sanatın ritüelden, kutsaldan, egemen sınıfın müzesinden gelen gölgesiydi. Teknik yeniden üretim, sanatı kitleye açıyor, onu kült değerinden sergi değerine taşıyor, yani siyasal kılabiliyordu. Sinema salonundaki işçi, sarayın galerisine giremeyen birinin görüntüyle kurduğu yeni ilişkiydi.
Bugün aura ikinci kez ölüyor. Artık yalnızca nüsha değil, asıl da sınırsız. Ortada yeniden üretilen bir asıl bile yok; her görüntü, hiç var olmamış bir asılın ilk ve son kopyası. Ama burada Benjamin'in iyimserliğinin bir koşulu bozuluyor. 1936'da yeniden üretim aracının, yani kameranın, projektörün, film şeridinin teknik olarak kitleye geçme olanağı vardı; Dziga Vertov'un "sinema-göz"ü, işçilerin kendi kendilerini filme alacağı bir gelecek hayal ediyordu. 2026'da ise üretim aracı, bir avuç şirketin sunucusunda, kullanıcıya hiç devredilmeyecek biçimde duruyor.
Demek ki aura ölüyor, ama mirasçısı kitle değil, tekel oluyor. Tablonun kutsallığı müzeden çıkıp halka değil, platforma geçiyor. Yeni "kült değeri", modelin kendisi: Herkes onun önünde diz çöküyor, onun yeteneklerini konuşuyor, onun her yeni sürümünü bir vahiy gibi bekliyor. Bu bir büyülenme biçimidir; ve büyülenme, eleştirinin karşıtıdır.
Barthes'tan bir adım öteye: Yazar ölünce miras kime kalır?
Jüride yer alan Alkan Avcıoğlu, yapay zekâyla çalışan sanatçıların bilinenlerinden biri. İstanbul'da açık olan "Kameranın Ölümü" sergisinde Roland Barthes'ın "yazarın ölümü" fikrini görüntüye taşıyıp kameranın görüntü üzerindeki tekil otoritesinin sona erip eremeyeceğini soruyor. Yapay zekâyla ürettiği uzun belgesel Gerçek Ötesi için on beş ayda elli beş saati aşkın görüntü ürettiği, ama kurguyu elle yaptığı aktarılıyor. Bu soru ve bu emek, düşünmeye değer.
Barthes 1967'de yazarın ölümünü ilan ettiğinde, metnin anlamını yazarın niyetinden kurtarıp okura bırakıyordu: "Okurun doğuşu, yazarın ölümüyle ödenmelidir." Bu, otoriteye karşı demokratik bir jestti.
Ama bir adım öteye taşıyalım. Bugün yazarın, fotoğrafçının, kameranın "ölümü" ilan edildiğinde anlam gerçekten okura mı geçiyor? Görüntünün olası biçimlerini belirleyen, neyin gösterilebilir neyin yasak olduğuna karar veren, her üretimden ücret alan modelin sahibi ortadayken? Barthes'ın okuru özgürdü; bugünün "kullanıcısı" bir kullanım sözleşmesine bağlı.
Yazar ölüyorsa, mirasçısı okur olmalı, tekel değil. Kameranın otoritesi sona erebilir; ama yerine geçen modelin otoritesi, kameranınkinden çok daha görünmez ve çok daha merkezîdir.
Ortalamanın estetiği
Bir görüntü modeli nasıl çalışır? Basitleştirerek söyleyelim: Gördüğü milyonlarca görüntüden, belli bir tarife en çok benzeyen, en olası görüntüyü üretmeyi öğrenir. Model, tanımı gereği, olasılığın makinesidir.
Burada derin bir felsefi gerilim var, genç yoldaşlar. Sanatın tarihi, olasılığın kırıldığı anların tarihidir. Eisenstein'ın Potemkin'deki Odessa merdivenleri, Kuleşov'un aynı yüzü farklı görüntülerle yan yana koyarak farklı duygular doğurduğu deney, Yılmaz Güney'in Sürü'sündeki trenin içinde ölen koyunlar. Bunlar beklenmeyendi; o güne kadar görülenlerin ortalaması değil, onların reddiydi.
Adorno ve Horkheimer 1940'larda Aydınlanmanın Diyalektiği'nin "Kültür Endüstrisi" bölümüne şu saptamayla başlar: Bugün kültür her şeye bir benzerlik damgası vuruyor. Film, radyo, dergiler bir sistem oluşturuyor; her şey birbirine benziyor, çünkü her şey pazarın beklentisine göre üretiliyor. O gün bu bir eğilimdi. Bugün bu eğilim bir algoritmaya dönüştü: Benzerlik artık bir yan etki değil, makinenin çalışma ilkesi.
Bu, yapay zekâyla yaratıcı iş yapılamayacağı anlamına gelmez. Tersine: Makineyle çalışan sanatçının asıl emeği, makinenin ortalamasına karşı direnmekte, onu olasılığın dışına zorlamakta, seçmekte, kesmekte, yan yana koymaktadır. Kuleşov'un dersi hâlâ geçerlidir: Anlam tek tek karelerde değil, kurguda, yani insan bilincinin görüntüleri bir araya getirdiği yerde doğar. Ama bunun koşulu, sanatçının makinenin ortalamasının farkında olmasıdır. Farkında olmayan, kendi üslubu sandığı şeyin aslında milyonlarca görüntünün istatistiksel ortalaması olduğunu bilmeden onu çoğaltır.
Beşinci yabancılaşma: Yüzünden ve sesinden koparılan emekçi
Marx 1844 El Yazmaları'nda yabancılaşmanın dört boyutunu sayar: Emekçi ürününe yabancılaşır, çünkü ürün ona ait değildir; emek sürecine yabancılaşır, çünkü çalışma onun kendini gerçekleştirmesi değil, zorunluluktur; türsel özüne, yani insanın özgür ve bilinçli yaratma yetisine yabancılaşır; ve diğer insanlara yabancılaşır.
Yapay zekâ çağında beşinci bir boyut beliriyor: Emekçinin kendi bedeninin görüntüsüne yabancılaşması. Bir oyuncunun yüzü bir kez taranır ve o yüz, oyuncu olmadan, oyuncunun bilmediği sahnelerde oynamaya devam eder. Bir seslendirme sanatçısının sesi klonlanır ve o ses, sanatçı susmuşken konuşur. İnsanın en kişisel olanı, yüzü ve sesi, ondan koparılıp bir mal hâline gelir.
Georg Lukács 1923'te Tarih ve Sınıf Bilinci'nde "şeyleşme"yi anlatırken, insan ilişkilerinin şeyler arasındaki ilişkiler gibi görünmesinden, insanın kendi niteliklerini dışarıdan bir meta gibi yaşamasından söz ediyordu. Dijital ikiz, şeyleşmenin en uç biçimidir: İnsan, kendisinin bir kopyasıyla rekabet etmek zorunda kalır.
Bu soyut bir tehlike değil. Türkiye'de bu yaz Oyuncular Sendikası'nın seslendirme kolu, yapımcıların sözleşmelere sanatçının sesinin rızası ve ek ücret olmadan klonlanmasına izin veren muğlak maddeler koyduğunu ve sektörde "bir kez öde, sonsuza dek kullan" mantığının egemen olduğunu açıkladı.
Grev neyi kanıtladı: Teknoloji masada belirlenir
Bu yabancılaşmaya karşı ne yapılabilir? En açık yanıt Hollywood'dan geldi. 2023'te ABD'de senaristler ve oyuncular aylarca grev yaptı; grevin merkezinde ücretler kadar yapay zekâ vardı. Cumhuriyet'te Mahmut Şenol'un o yaz yazdığı gibi, sektör çalışanlarının yüzde 98'i greve katılmıştı.
O grevin kazanımları 2026'da ilerletildi:
- Senaristler sendikası WGA, Nisan 2026'da stüdyolarla dört yıllık bir sözleşmeye vardı; sözleşme senaryoların yapay zekâ eğitiminde kullanılmasına sınırlar ve mevcut malzemeye yapay zekâ uygulandığında lisans şartı getiriyor.
- Oyuncular sendikası SAG-AFTRA'nın üyeleri 4 Haziran 2026'da yeni sözleşmeyi yüzde 91,42 oyla onayladı. Yapımcılar "yapay zekâ oyuncu" kullanmak istediklerinde bunun canlı bir oyuncuya göre "önemli bir ek değer" sağladığını göstermek zorunda; dijital kopyalar ve sentetik oyuncular üzerine korumalar genişletildi.
Bu kazanımlar sınırlıdır; "önemli ek değer" gibi muğlak ifadeler yarın patronların lehine yorumlanabilir. Ama felsefi olarak çok şey kanıtlıyorlar: Teknolojinin nasıl kullanılacağı teknolojinin içinde yazılı değildir. Teknolojik belirlenimcilik, yani "teknoloji gelir, toplum uyum sağlar" anlayışı, egemen sınıfın ideolojisidir. Gerçekte teknoloji, sınıflar arasındaki güç ilişkisinin içinde biçimlenir. Hollywood'da grevle sınırlanan şey, Türkiye'de sessizce bir sözleşme maddesiyle alınıyor; aradaki fark teknoloji değil, örgütlülüktür.
Kiralık kamera, hafızalı kamera
Burada dürüst olmamız gereken bir nokta var. Yapay zekâ araçları sinemanın en eski sınıfsal engelini, sermaye engelini, gerçekten aşındırıyor. Film yapmak her zaman pahalıydı; sinema tarihi büyük ölçüde parası olanların ya da parası olanı ikna edebilenlerin tarihidir. Yılmaz Güney'in Umut'u çekebilmek için kendi şirketini kurmak zorunda kaldığını unutmayalım. Bugün bir öğrenci, bir dizüstü bilgisayar ve aylık bir abonelikle, birkaç yıl önce hayal edemeyeceği görüntüleri üretebiliyor. Bu bir olanaktır; onu reddetmek, emekçi çocuklarını bu anlatım alanından bir kez daha dışlamak olur.
Ama olanağın biçimine bakalım. Genç yönetmenin elindeki araç onun değil, kiralıktır. Üstelik bu kamera:
- Hafızalıdır. Verilen her komut, üretilen her deneme, şirketin bir sonraki modelini eğitebilecek bir veridir. Siz film yaparken makine sizden öğrenir; yani siz hem müşterisiniz hem ücretsiz işçisi.
- Sansürlüdür. Neyin gösterilebileceğine siz değil, şirketin içerik politikası karar verir. Yapay Zekâda Tasmayı Kim Tutuyor? yazımızda sorduğumuz soru burada da geçerli: Tasmayı kim tutuyor?
- Geri çekilebilirdir. Fiyatı yarın ikiye katlanabilir, hesabınız kapatılabilir. Elinizde, bir aracın varlığına bağımlı hâle gelmiş bir üslup kalır.
Sermaye engeli kalkmıyor, biçim değiştiriyor. Eskiden kamerayı satın almak gerekiyordu; şimdi kamerayı satın almak mümkün değil. Bu, sinemanın demokratikleşmesi değil, kiracılaşmasıdır. Mülkiyetin ortadan kalktığı değil, tamamen görünmez olduğu bir ilişki.
Aynı ay, iki yarışma: Meşrulaştırma aygıtı olarak festival
Altın Koza'nın kategorisini, Eylül'de İstanbul'da yapılan bir başka yarışmayla yan yana koymak öğreticidir. TEKNOFEST Yapay Zekâ Film Yarışması'nın finali 13 Eylül'de Karaköy'de yapıldı. Düzenleyenler: Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, T3 Vakfı, Anadolu Ajansı ve Google Türkiye. Tema "Yapay Zekâ Çağında İnsan Faktörü." 598 takım başvurdu; yarışmacılar filmlerini Google'ın Gemini ve Veo araçlarıyla üretti. Toplam ödül 450 bin TL.
Devletin teknoloji festivali, bir ABD tekeliyle ortaklaşa, gençlere o tekelin araçlarıyla film çektiriyor. Tema "insan faktörü"; ama insan burada bir ürünün deneme kullanıcısıdır.
Dünyada da aynı mekanizma işliyor. Görüntü üretim şirketi Runway'in yapay zekâ film festivaline 2023'te 300 civarında film başvurmuştu; 2025'te bu sayı 6 bine çıktı. Sinema akademisyeni Joshua Glick, şirketlerin bu festivallerle "meşruiyet ve tanınma" aradığını hatırlatıyor.
Gramsci'nin diliyle söyleyelim: Hegemonya yalnızca zorla değil, rızayla kurulur; ve rıza, en çok kültür alanında üretilir. Bir festival ödülü, bir teknolojiye "sanat" mührü basar. Tekelin aracı, sanatın kutsallığıyla kutsanır; Benjamin'in yıkılmasını umduğu aura, bu kez ürüne değil markaya geri döner.
Altın Koza ise farklı bir yerde duruyor, durmalı da. Belediye festivalidir, kamu kaynağıyla yapılır, gösterimleri ücretsizdir, emek ödülleri verir, Yılmaz Güney'in adını taşır. Kamusal bir festival, yapay zekâ sinemasına kamusal kurallar koyabilecek nadir yerlerden biridir.
Siyasetin estetize edilmesi, sanatın siyasallaştırılması
Benjamin denemesini çarpıcı bir sonsözle bitirir. İtalyan fütürist Marinetti'nin savaşı estetik bir deneyim olarak yücelten manifestosunu alıntılar ve faşizmin özdeyişini "Fiat ars, pereat mundus" diye özetler: Sanat yapılsın, dünya yok olsun. Ve şu cümleyle kapatır: Faşizm siyaseti estetize ediyor; komünizm buna sanatı siyasallaştırarak yanıt veriyor.
Bu cümle bugün şaşırtıcı biçimde güncel. Fütürizmden Tekno-Faşizme yazımızda gösterdiğimiz gibi, Marinetti'nin makineye tapınması, bugün Silikon Vadisi'nin "hızlandırmacı" ideologlarında yeniden doğuyor. Makinenin hızına, gücüne, "kaçınılmazlığına" duyulan estetik hayranlık, onu kimin ve hangi amaçla kullandığı sorusunu bastırıyor. Yapay zekâ görüntüsünün büyüleyiciliği, bu estetize etmenin bir parçasıdır: "Bakın ne güzel" dedirterek "kimin ve nasıl" sorusunu susturur.
Sanatı siyasallaştırmak, her yapay zekâ filminin siyasal bir konu işlemesi demek değildir. Benjamin 1934'te verdiği Üretici Olarak Yazar konferansında bunu açıklar: Bir yapıtın üretim ilişkilerine karşı tutumunu sormak yetmez; onun üretim ilişkileri içindeki yerini sormak gerekir. Devrimci bir konuyu, üretim aygıtını olduğu gibi bırakarak işleyen sanatçı, o aygıtı beslemeye devam eder. Asıl devrimci olan, üretim aygıtını dönüştürmektir.
Yapay zekâ sinemasına uyguladığımızda soru netleşir: Bir film, tekelin kapalı aracıyla, kullanıcı verisini toplayan bir platformda, hakları belirsiz biçimde üretiliyorsa, konusu ne kadar eleştirel olursa olsun, üretim ilişkisi içindeki yeri tekelin yanıdır. Açık bir araçla, şeffaf bir beyanla, kimsenin yüzünü ve sesini izinsiz kullanmadan, ortak bir arşivden üretilen bir film ise, konusu ne olursa olsun, başka bir yerde durur.
Festivalin dili, sınıfın sorusu
| Festival ve sektörün dili | Sınıfın sorusu |
|---|---|
| "Yapay zekâ artık dünyanın bir gerçeği." | Gerçek olan yapay zekâ mı, yoksa onu elinde tutan birkaç tekel mi? Bir gerçeği "doğa olayı" gibi sunmak, onu tarihin ve mücadelenin dışına çıkarmaktır. |
| "Dijital anlatıcılığın sınırlarını zorluyoruz." | Sınırı zorlayan yönetmen mi, yoksa sınırı çizen şirketin içerik politikası mı? |
| "Gençler bu alana büyük ilgi gösteriyor." | Bu ilgi, set ekibini ve kamerayı karşılayamayan bir kuşağın zorunluluğu değil mi? Neden kamusal sinema desteği talebine dönüşmüyor? |
| "Yapay zekâ bir araçtır, önemli olan yaratıcılık." | Araç tarafsız değildir; bir toplumsal ilişkinin maddeleşmiş biçimidir. Kimin eğittiği, neyle eğittiği, kime ait olduğu belli bir araçtır. |
| "Sinema herkes için erişilebilir oluyor." | Erişim mi, kiracılık mı? Üretim aracının mülkiyeti el değiştirmedikçe erişim, bağımlılığın başka adıdır. |
| "Yeni meslekler doğacak." | Hangi meslekler yok olacak, o meslekleri yapanlar hangi güvenceyle geçiş yapacak, bunu kim planlıyor? |
| "Yapay zekâ filmi de bir sanat eseridir." | Eser kimin? Makineyi besleyen milyonlarca görüntünün emekçileri bu eserde hangi payı alıyor? |
Bir kategoriyi kapatmak değil, kurallarını değiştirmek
Bizim tavrımız "yapay zekâ kategorisi kaldırılsın" değildir. Bu, makine kırıcılığının bugünkü biçimi olur; 19. yüzyılın Ludditleri bize makineyi kırmanın makinenin sahibini değiştirmediğini öğretti. Önerimiz, kamusal bir festivalin bu kategoriyi kamusal ilkelerle düzenlemesidir:
Araç ve veri beyanı. Yarışan her film hangi modelleri, hangi araçları kullandığını, bunların hangi şirkete ait olduğunu açıkça beyan etsin. Seyirci perdedeki görüntünün nereden geldiğini bilsin.
Görünmez emeğin jeneriği. Yapay zekâ filmlerinin jeneriğinde, modellerin eğitiminde emeği kullanılan görüntü emekçilerine dair bir not yer alsın. Sembol, bilincin ilk adımıdır.
Rıza ilkesi. Gerçek bir kişinin yüzünü, sesini, bedenini açık rızası olmadan kullanan filmler yarışmaya kabul edilmesin.
Açık araçlara teşvik. Açık kaynaklı, yerel bilgisayarda çalışabilen, kullanıcı verisini şirkete göndermeyen modellerle yapılan filmler için ayrı bir teşvik ya da ödül konsun.
Hakların yaratıcıda kalması. Yarışan filmlerin hakları yönetmenlerde kalsın; festival yalnızca gösterim için sınırlı ve süreli izin alsın; görüntü üretim şirketlerinin kullanım koşullarındaki hak iddialarına karşı yarışmacıları bilgilendiren bir kılavuz yayımlansın.
Bütçeden pay almamak. Yapay zekâ kategorisi, insan emeğiyle yapılan kısa film ve öğrenci filmi kategorilerinin desteğinden kesilerek büyütülmesin.
Sinema emekçileriyle ortak masa. Gelecek yılın kategorisi oyuncu, seslendirme ve set emekçilerinin sendikalarıyla birlikte tasarlansın. Festival bu yıl açılış gecesinde emeği ödüllendirdi; gelecek yıl emeği karar masasına oturtabilir.
Mümkün olan başka bir makine
Hayal kurmadan program yazılmaz. Bir sinema okulunda, bir halk evinde, bir belediyenin kültür merkezinde kamunun sahip olduğu, açık kaynaklı, gençlerin verisini kimseye satmayan bir görüntü modeli düşünün. Modeli eğitmek için kullanılan arşiv, kamu arşivlerinden, hakları sahiplerince bağışlanmış ya da adil ücretle lisanslanmış görüntülerden oluşuyor; bu arşive emek veren görüntü yönetmenleri, oyuncular, fotoğrafçılar her kullanımdan pay alıyor. Çukurova'nın mevsimlik tarım işçisinin çocuğu, kamera parası bulamadığı için hikâyesini anlatamamaktan kurtuluyor.
Bu bir ütopya değil; bugün teknik olarak mümkün. Onu engelleyen teknoloji değil, mülkiyet ilişkisidir. Marx'ın genel zekâ fragmanındaki umut, yani toplumsal bilginin nesneleştiği makinenin insanlığı zorunlu emekten özgürleştirmesi, ancak o makine toplumsallaştığında gerçekleşebilir. Genel Zekânın İadesi İçin: Sosyalist Yapay Zekâ Manifestosu Yayında yazımızda söylediğimiz gibi: Makineye karşı değiliz, makinenin mülkiyetine karşıyız.
İki yapay zekâ arasındaki fark, kodda değil, mülkiyettedir.
Somut görevler
Yapay zekâyla film yapan genç yoldaşlar için:
- Kullandığınız araçların kullanım koşullarını okuyun; ürettiğiniz görüntünün haklarının kimde kaldığını, verinizin nasıl kullanıldığını öğrenin.
- Yapabildiğiniz ölçüde açık kaynaklı, yerel çalışan araçları deneyin; tek bir şirketin aracına bağımlı bir üslup geliştirmeyin.
- Makinenin ortalamasının farkında olun; üslubunuzu olasılığın içinde değil, onu kıran yerde arayın.
- Gerçek kişilerin yüzünü ve sesini rızaları olmadan kullanmayın.
- Jeneriğinizde kullandığınız araçları açıkça belirtin.
- Kendinizi set emekçisinin, seslendirme sanatçısının, oyuncunun rakibi değil, aynı sınıfın farklı bir halkası olarak görün.
Sinema öğrencileri için:
- Festivalin akademi programında buluşan farklı üniversitelerden arkadaşlarla yapay zekâ ve sinema emeği üzerine ortak bir okuma ve tartışma örgütleyin; Benjamin'in iki metni iyi bir başlangıçtır.
- Okulunuzda hangi şirketlerin araçlarının ücretsiz dağıtıldığını ve bunun karşılığında ne alındığını sorun.
- Sektördeki sözleşmelerin yapay zekâ maddelerini öğrenin; imzalamadan önce sorun.
Sinema emekçileri ve sendikalar için:
- Seslendirme sanatçılarının başlattığı tartışmayı tüm sinema emekçilerine yayın; yüz, ses ve beden haklarını içeren ortak bir sözleşme şablonu hazırlayın.
- WGA ve SAG-AFTRA sözleşmelerinin yapay zekâ maddelerini Türkçeye çevirip tartışmaya açın.
- Kamusal festivallerin ve kültür kurumlarının yapay zekâ kategorilerinin tasarımında söz hakkı talep edin.
Festival ve belediye için:
- Yukarıdaki ilkeleri gelecek yılın yarışma koşullarında tartışmaya açın.
- Ödül töreninde kazanan filmlerin hangi araçlarla üretildiğini açıklayın.
- Yapay zekâ ve sinema emeği üzerine sendikaların söz aldığı bir panel düzenleyin.
Kapanış: Kozayı kim örer?
Genç yoldaşlar, Altın Koza'nın sahnesinde bu hafta iki ödül yan yana duruyor. Birinde ömrünü sahneye, setlere, kameranın önüne ve arkasına vermiş emekçilerin adı var. Ötekinde bir makinenin ürettiği görüntülerin ödülü. Bu iki ödülün aynı festivalde verilmesi bir çelişki değil, çağımızın kendisidir; ve diyalektik bize çelişkinin kaçılacak değil, içinden geçilecek bir şey olduğunu öğretir.
Çukurova'nın pamuk kozasını hiçbir zaman fabrikatör örmedi; ırgat topladı, işçi eğirdi, dokumacı dokudu. Yapay zekânın kozasını da modelin sahibi örmedi. Onu milyonlarca fotoğrafçı, görüntü yönetmeni, oyuncu, ressam, seslendirme sanatçısı ördü; şirket topladı, paketledi, kiraya verdi.
Yılmaz Güney'in Umut'unda Cabbar, hazine bulma umuduyla kuru bir toprağı kazar durur; atı ölmüş, geçimi elinden gitmiş, umudunu bir mucizeye bağlamıştır. Biz yeni teknolojiye o umutla bakmayacağız. Mucize makinede değil. Hazine toprağın altında değil; onu ortaklaştırmak için örgütlenmiş ellerde.
Makine ortak olsun, görüntü kamusal kalsın, emek jenerikte yazılsın.
Ödüller 3 Ekim'de açıklandıktan sonra kazanan filmler ve kullandıkları araçlar üzerine bu yazıya bir güncelleme ekleyeceğiz.
Yoldaşça.
Bilgi herkesindir.
Okuma önerileri
- Karl Marx, 1844 Ekonomik ve Felsefi El Yazmaları — "Yabancılaşmış Emek" bölümü
- Karl Marx, Grundrisse — "Makineler Üzerine Fragman"
- Karl Marx, Kapital, Cilt I — "Makineler ve Büyük Sanayi" bölümü
- Friedrich Engels, Maymundan İnsana Geçişte Emeğin Rolü
- Georg Lukács, Tarih ve Sınıf Bilinci — "Şeyleşme ve Proletaryanın Bilinci"
- Walter Benjamin, Teknik Olarak Yeniden Üretilebilirlik Çağında Sanat Yapıtı
- Walter Benjamin, Üretici Olarak Yazar
- Theodor W. Adorno ve Max Horkheimer, Aydınlanmanın Diyalektiği — "Kültür Endüstrisi" bölümü
- Roland Barthes, Yazarın Ölümü
Kaynaklar
Festival ve yarışma
- 33. Altın Koza Film Festivali yarın başlıyor — Gazete Oksijen, 25 Eylül 2026
- Altın Koza'da kısa film yarışmasına ilk kez yapay zekâ kategorisi eklendi — Gazete Oksijen
- Adana Altın Koza'da 983 kısa filmden 63'ü finale kaldı — bianet
- Adana Altın Koza Film Festivali Kısa Film Finalistleri Açıklandı — Beyazperde
- 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali — Beyazperde
- 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali — Altyazı
- Adana Altın Koza Film Festivali ilk kez yapay zekâ yarışmasıyla 210 filmi ağırlayacak — Son Dakika
- Timuçin: Festival kapsamındaki yarışmalara yoğun bir katılım oldu — Adana Post
Yapay zekâ sineması ve sanatçılar
- Yapay zekâ ile yapılan belgesel "Gerçek Ötesi" vizyonda — bianet
- Alkan Avcıoğlu'nun "Kameranın Ölümü" Maçka Sanat Galerisi'nde — 24 Saat
- TEKNOFEST'te kısa film yarışının finali başlıyor — Habertürk
- Film festival showcases what artificial intelligence can do on the big screen — The Daily Ittefaq / AP
Sinema emeği ve yapay zekâ
- Grevdeki sinema yapay zekâya teslim — Mahmut Şenol, Cumhuriyet
- WGA Secures Four-Year Deal Limiting AI Use — Let's Data Science
- SAG-AFTRA Approves AMPTP Deal With Expanded AI Protections — LA Mag
- Seslendirme sektöründe hız ve telif isyanı — Aydınlık
Bilgi Müşterekleri'nden ilgili yazılar







