Bilgi Müşterekleri
AnasayfaHakkımızdaKılavuzlarPopüler İçeriklerİletişim

Yerin Yedi Kat Altında Bir Sınıf

Zonguldak'tan Soma'ya Yüz Elli Yıllık Bir Hesap

Yazar: Oğuz Demirkapı
Yerin Yedi Kat Altında Bir Sınıf

Doğu-5 Ayağı: Soma'da Beş Madenci, Yüz Elli Yıllık Bir Hesap

Özet

1 Ekim 2026 Perşembe, saat 16.06. Manisa'nın Soma ilçesinde, İmbat Madenciliğe ait yeraltı kömür ocağının Doğu-5 ayağında göçük oldu. Yedi işçi göçük altında kaldı. Süleyman Şakrak ve İbrahim Çimen yaralı olarak kurtarıldı. Ramazan İnce, Halit Ersay, Kerim Ören, Ömer Karakaya ve İsa Olcay yaşamını yitirdi. Beşi de Bağımsız Maden-İş üyesiydi; Ramazan İnce 26 yaşındaydı ve sendikanın Ege 1 No'lu Şube yöneticisiydi.

Bu yazı üç şey söylüyor:

  • Olay tek değil. İmbat'ta 2017'den bu yana en az yedi işçi daha öldü. Türkiye'de 2013–2025 arasında 1.267 maden işçisi öldü; bunların 350'si Manisa'da. Ölümlerin yüzde 40'ı göçük ve ezilmeden.
  • Tarih tek değil. Zonguldak'ta zorla çalıştırmadan (1867, 1940) Armutçuk'a (1983), Kozlu'ya (1992), Soma'ya (2014), Ermenek'e, Şirvan'a, Amasra'ya, İliç'e uzanan çizgi aynı çizgidir: kömür ucuz, can daha ucuz.
  • Önlem alınmaması bir ihmal değil, bir hesaptır. Önlem, patron için maliyettir; ölüm ise bir başkasının hanesine yazılan, cezası pazarlıkla düşen bir kalemdir. Rödovans, taşeron, ücret baskısı ve cezasızlık bu hesabın dört bileşenidir. Hesabı bozabilecek tek güç, iş yerinde söz sahibi olan örgütlü işçidir.

Ayrıntılar aşağıda.


Sevgili Genç Yoldaşlar,

Bu yazıyı yazarken Ramazan İnce'nin cenazesi Balıkesir İvrindi'de, Taşdibi Mahallesi'nde toprağa veriliyordu. Yirmi altı yaşındaydı. Bekârdı. Yeraltında çalışıyor, mesai bitince arkadaşlarının hakkını aramak için sendika şubesinde yöneticilik yapıyordu. Şubat ayında İmbat'ta üç bin işçi enflasyon farkı için üretimi durdurduğunda o da oradaydı. Sekiz ay sonra, aynı iş yerinde, aynı ocağın bir ayağında, toprak üstüne çöktü.

Size bir kazayı anlatmayacağım. Bir düzeni anlatacağım. Çünkü "kaza" kelimesi, ölümü önceden görülemeyen, kimsenin elinde olmayan bir şey gibi gösterir. Oysa Soma'da bir maden ocağında göçük olacağı, Soma'daki her madencinin, her mühendisin, her müfettişin, her patronun bildiği bir şeydir. Bilinen bir şeye karşı önlem alınmıyorsa, orada kaza değil, karar vardır. Sorumuz şu: O kararı kim, neden veriyor?


Ne Oldu: 1–2 Ekim 2026

Olgular, bugünkü bilgimizle şunlar:

  • Yer: Manisa Soma, İmbat Madenciliğe ait yeraltı linyit ocağı, Doğu-5 ayağı (sol.org.tr; İSİG Meclisi).
  • Zaman: 1 Ekim 2026, saat 16.06 (dokuz8HABER).
  • Göçük altında kalan: Yedi işçi. İki işçi ilk saatlerde sağ çıkarıldı; arama-kurtarma çalışmaları gece boyunca sürdü, kalan beş işçinin bedenine 2 Ekim'de ulaşıldı (Medyascope).
  • Yaşamını yitirenler: Ramazan İnce, Halit Ersay, Kerim Ören, Ömer Karakaya, İsa Olcay (Kısa Dalga).
  • Yaralılar: Süleyman Şakrak ve İbrahim Çimen (Medyascope).
  • Sendika: Beşi de Bağımsız Maden-İş üyesi; Ramazan İnce, sendikanın Ege 1 No'lu Şube yöneticisi (İSİG Meclisi; Gazete Merhaba).
  • Soruşturma: Soma Cumhuriyet Başsavcılığı üç savcı görevlendirdi; aralarında şirketin genel müdürünün de bulunduğu dokuz kişi gözaltına alındı. SGK bir başmüfettiş atadı (Haber Kıbrıs; İz Gazete).
  • Kurtarma: 756 personel ve 76 araç; AFAD, itfaiye, jandarma, emniyet, sağlık ekipleri, yeraltı görüntüleme cihazları (Kısa Dalga).

Göçüğün teknik nedeni henüz açıklanmadı. Ayağın tahkimatı, tavan kontrolü, gaz ve basınç ölçümleri, o vardiyadaki üretim hedefi, ayağın daha önce uyarı verip vermediği: bunların hepsi bilirkişi raporunun konusu olacak. Ama bu yazının konusu bilirkişinin bakmayacağı yerdir: neden her yıl, aynı havzada, aynı tür ölümler oluyor?

Tepkiler: üç sendika, üç cümle

Ölümlerin ilk saatlerinde gelen sendika açıklamaları, meseleyi bakanlık bildirilerinden çok daha açık koydu.

İSİG Meclisi, beş ismi sendikal kimlikleriyle birlikte duyurdu: "Bağımsız Maden-İş Ege 1 No'lu Şube Yöneticisi Ramazan İnce ve sendika üyeleri…" (İSİG Meclisi). Bu, ölenleri "işçi" sayısı olmaktan çıkarıp örgütlü insanlar olarak gösteren önemli bir tercih.

BİRTEK-SEN (Birleşik Tekstil, Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası), henüz arama sürerken meseleyi coğrafyaya yaydı: "Soma, İliç, Amasra, Şirvan… Türkiye'nin dört bir yanında maden sahaları işçilerin kanıyla sulanıyor." Açıklama, İmbat'ın Türkiye'nin en büyük şirketleri arasında olduğunu, kâr rekorlarına rağmen önlem alınmadığını ve cezasızlığın işçileri "7'den 70'e" iş cinayetine kurban ettiğini vurguladı; sonunu da tek sloganla bağladı: "Yaşamak için örgütlen!" (BİRTEK-SEN).

DGD-SEN (Devrimci Genel Depo İşçileri Sendikası) ise nedeni üç kelimeyle saydı: "denetimsizlik, taşeronlaştırma ve kâr hırsı." Ve ekledi: "Bu bir kaza değil, cinayettir… Tüm işçi sınıfının başı sağ olsun" (DGD-SEN).

Bir tekstil sendikasının ve bir depo işçileri sendikasının, maden işçileri için ilk saatlerde söz alması küçük bir ayrıntı değildir. "Tüm işçi sınıfının başı sağ olsun" cümlesi, ölümü bir işkolunun meselesi olmaktan çıkarıp sınıfın ortak meselesi yapar. Bu yazının da çıkış noktası budur.

Resmî tarafta ise bilinen dil işledi: bakanlık "süreci yakından takip ediyoruz" dedi, başmüfettiş atadı, taziye sundu (İz Gazete). TÜRK-İŞ, aynı gün Torbalı'daki bir metal fabrikasında yaşanan patlamayla birlikte, "hiçbir ekonomik gerekçe emekçinin can güvenliğinden daha önemli değildir" diye yazdı (Manşetiz). Doğru bir cümle. Ama bu yazıda göreceğimiz gibi düzen, tam olarak ekonomik gerekçeyi candan önemli sayan bir hesap üzerine kurulu.


İmbat Madencilik: Şirketin Sicili

İmbat, Soma havzasında yeraltı linyit üreten büyük özel şirketlerden biri. İstanbul Sanayi Odasının 500 büyük sanayi kuruluşu listesinde yer alıyor; yönetim kurulu başkanı Gökalp Büyükyıldız (sol.org.tr). Binlerce işçi çalıştırıyor: Şubat 2026'daki iş durdurmaya iki vardiyada yaklaşık üç bin işçi katıldı (Aydınlık).

Önceki ölümler

1 Ekim'den önce bu iş yerinde yaşamını yitirdiği kamuoyuna yansıyan işçiler (sol.org.tr; UİD-DER):

YılİşçiNasıl
2017İsmail Kahramanİş makinesinin devrilmesi
2019Emin Karaçam, Selahattin Göktepeİş kazası
2020Ersin Özdoğan, Salih Ayber, Erdinç KaraveliGöçük
2022Durmuş ŞahanMakine altında kalma
2026Ramazan İnce, Halit Ersay, Kerim Ören, Ömer Karakaya, İsa OlcayGöçük

Kimi derlemeler 2013'ten bu yana şirketteki ölüm sayısını on altı olarak veriyor (Yeni Yaşam); biz isimlerine ulaşabildiğimiz on ikiyi yazıyoruz. Dikkat edin: 2020'de göçük, üç ölü. 2026'da göçük, beş ölü. Aynı iş yeri, aynı ölüm türü, altı yıl arayla. İlk göçükten sonra ne değişti? Bu sorunun yanıtı, yazının geri kalanının konusu.

Ücret cephesi: aynı iş yerinde ikinci savaş

İmbat'ta işçiler yalnızca toprakla değil, bordroyla da mücadele ediyor:

  • 2021: Yaklaşık 1.500 işçi, toplu sözleşmeden doğan haklarının ödenmemesi ve çalışma koşulları nedeniyle üretimi durdurdu (sol.org.tr).
  • Şubat 2026: İki vardiyada yaklaşık üç bin işçi, ödenmeyen enflasyon farkı ve toplu sözleşme ihlalleri nedeniyle üretimi durdurdu. Aynı dönemde İmbat ve Demirexport'un toplu pazarlıkta "sıfır zam" dayatmasında birlikte hareket ettiği, Yeni Anadolu Madencilikte de iki bin işçinin akşam vardiyasında üretimi durdurduğu, Polyak Eynez'de 1.243 işçinin Kınık'a 16 kilometre yürüdüğü ve Bağımsız Maden-İş yöneticilerinin gözaltına alındığı bir dalga yaşandı (Aydınlık; El Yazmaları).
  • İşçilerin dile getirdiği başlıca şikâyetler: amirler aracılığıyla baskı, yüksek çalışma temposu, tuvalet ve yemek sürelerinin kısıtlanması, keyfi yevmiye kesintileri, sendikal hakların engellenmesi (sol.org.tr).

Bu iki cephe birbirinden ayrı değildir. Ücretini alamayan, zammı sıfırlanan, yevmiyesi kesilen işçiye "üretim hedefini tuttur" baskısı yapıldığında, o işçinin "bu ayağın tavanı konuşuyor, girmiyorum" deme gücü azalır. Ücret baskısı ile güvenlik ihmali aynı makinenin iki dişlisidir.


Bir Yüz Elli Yıllık Hesap: Türkiye'de Madenin Kısa Tarihi

Soma'yı anlamak için Zonguldak'tan başlamak gerekir. Çünkü Türkiye'de madencinin tarihi, ilk günden itibaren bir zor tarihidir.

Zorla çalıştırmanın iki çağı (1867 ve 1940)

Ereğli kömür havzasında kömür 19. yüzyılın ortasında, Osmanlı donanmasının ve İstanbul'un yakıt ihtiyacı için işletilmeye başlandı. 1867'de çıkarılan Dilaver Paşa Nizamnamesi, havzadaki köylerin erkeklerini sırayla, belirli günlerde madende çalışmakla yükümlü kıldı. İşçi bir sözleşmenin tarafı değil, bir askerlik benzeri yükümlülüğün nesnesiydi. Ücretli emek henüz yoktu ama sömürü vardı: kömür devlete, ölüm köye.

Cumhuriyetin ilk yıllarında 1921'de çıkarılan 151 sayılı Ereğli Havza-i Fahmiyesi Maden Amelesinin Hukukuna Müteallik Kanun, madencilere sekiz saatlik iş günü ve bazı korumalar getirdi; Türkiye'nin ilk iş yasası sayılır. Ama kâğıttaki koruma uzun sürmedi: İkinci Dünya Savaşı yıllarında Millî Korunma Kanunu (1940) ile Zonguldak'ta yeniden iş mükellefiyeti getirildi. 1940'tan 1947'ye kadar havzanın köylüleri, yine zorla, kömür ocaklarına indirildi. Kaçanlar jandarmayla geri getirildi.

Bu iki çağın dersi şudur: devlet, kömüre ihtiyaç duyduğunda emek gücünü ya zorla ya da yoksullukla temin etti. Zorla çalıştırma kalktığında yerine yoksulluk geçti. Bugün Soma'ya madenciyi getiren de jandarma değil, Balıkesir'in, Manisa'nın, Kütahya'nın çözülen köy ekonomisidir.

Kamu madenciliği ve sınıfın yükselişi (1950–1991)

1950'lerden itibaren madenler büyük ölçüde kamu kuruluşları eliyle işletildi: Zonguldak'ta Ereğli Kömürleri İşletmesi, sonra 1983'te kurulan Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK); linyitte Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ). Kamu madenciliği bir cennet değildi; ölüm burada da vardı:

  • 7 Mart 1983, Armutçuk (Zonguldak): grizu patlaması, 103 ölü.
  • 7 Şubat 1990, Yeni Çeltek (Amasya): grizu patlaması, 68 ölü.
  • 3 Mart 1992, Kozlu (Zonguldak): grizu patlaması, 263 ölü.

Ama kamu madenciliği, madencinin örgütlenebildiği bir zemindi de. Bunun en büyük örneği 1990–91 Zonguldak Büyük Madenci Grevi ve Ocak 1991'deki Ankara yürüyüşüdür: on binlerce madenci, aileleriyle birlikte, karlı yollarda başkente yürüdü. Bu grev, Türkiye işçi sınıfının 12 Eylül sonrasındaki en büyük kitlesel çıkışıydı ve bir şeyi gösterdi: örgütlü madenci, yalnızca ücreti değil, ülkenin gündemini de değiştirebilir.

Rödovans çağı (2000'ler)

2000'lerle birlikte kamu madenciliği tasfiye edilmedi; daha incelikli bir yol seçildi. Rödovans: Devlet sahanın mülkiyetini elinde tutar, işletmesini kira karşılığı özel şirkete verir. Şirket kömürü çıkarır, devlete ton başına bir bedel öder ya da kömürü devlete belirli bir fiyattan satar. Soma havzası bu modelin merkezi oldu. TKİ'nin sahaları peş peşe özel şirketlere devredildi.

Rödovansın sınıfsal anlamını, 2014 faciasının şirketi Soma Kömür İşletmeleri'nin patronu Alp Gürkan, faciadan iki yıl önce kendisi açıkladı: TKİ'nin ton başına 130–140 dolara çıkardığı kömürü, kendisinin 23,80 dolara çıkardığını övünerek anlattı (Bianet; Wikipedia). Maliyetin beşte birine inmesi verimlilik mucizesi değildi. Aradaki fark; düşük ücretten, taşeron zincirinden, yoğunlaştırılmış vardiyadan ve alınmayan önlemlerden geliyordu.

Rödovansın bir başka işlevi daha var: sorumluluğun buharlaşması. Saha devletin, işletme şirketin, denetim yine devletin. Ölüm olduğunda devlet "işletmeci şirket" der, şirket "devletin onayladığı proje" der. 2026 yazında yaşanan bir başka Soma olayı bu belirsizliği çıplak gösterdi: TKİ, Yeni Anadolu Madencilikle rödovans sözleşmesini iptal etti; şirket bunu gerekçe göstererek 1.361 işçiyi işten çıkardı. Sahayı yeni ihaleyle başka bir şirket aldı (BirGün). Sözleşme el değiştirdi, kömür yerinde kaldı; işsiz kalan işçi oldu.

13 Mayıs 2014: Soma

13 Mayıs 2014'te Soma Kömür İşletmeleri'nin Eynez ocağında çıkan yangında 301 madenci yaşamını yitirdi. Cumhuriyet tarihinin en büyük maden faciasıydı. O gün söylenen bir cümle hafızalarımıza kazındı: "Bu işin fıtratında bu var." Kömür madenciliğinin doğasında ölümün olduğunu söyleyen bu cümle, aslında bir sınıf ideolojisinin en kısa özetiydi: ölüm doğadandır, önlem ise lükstür.

Sonrası, cezasızlığın ders kitabı:

  • 2015'te başlayan davada, 2018'de patron Can Gürkan 15 yıl ceza aldı.
  • Yargıtay'ın bozma kararıyla süreç uzadı; son aşamada Gürkan'ın cezası 20 yıl oldu. Ama tutuklulukta geçen süreler nedeniyle sanıkların tamamı 2021 başına kadar tahliye edildi (T24). Basının hesabıyla, ölen her madenci için patronun yattığı süre birkaç güne denk düştü (Onedio).
  • Kamu görevlileri hakkındaki dava, Aralık 2023'te açılabildi; 2025'te istinaf, taksirle öldürme suçlamalarında zamanaşımı dolduğuna hükmetti (T24). Denetleyenler, hiç yargılanmadan aklandı.

Bir anne o günden bu yana sık sık şunu söylüyor: "Madenlerde hâlâ insanlar ölüyor. 301 ölüm hiçbir şeyi değiştirmedi."

2014'ten bugüne: liste uzuyor
  • 28 Ekim 2014, Ermenek (Karaman): su baskını, 18 ölü.
  • 17 Kasım 2016, Şirvan (Siirt): bakır sahasında heyelan, 16 ölü.
  • 14 Ekim 2022, Amasra (Bartın): TTK ocağında grizu patlaması, 43 ölü.
  • 13 Şubat 2024, İliç (Erzincan): siyanürlü yığın liç sahasında toprak kayması, 9 ölü.
  • 1 Ekim 2026, Soma (Manisa): İmbat'ta göçük, 5 ölü.

Soma'dan sonra yasa da değişti: 2014 sonbaharında çıkarılan 6552 sayılı torba yasayla yeraltı madencilerinin çalışma süresi kısaltıldı ve asgari ücretin iki katı taban getirildi; Türkiye 2015'te ILO'nun 176 sayılı Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi'ni onayladı. Kâğıt değişti. Ama İSİG Meclisi'nin 2013–2025 verisi kâğıdın neyi değiştirmediğini gösteriyor (İSİG Meclisi):

Gösterge2013–2025
Maden işkolunda ölen işçi1.267
En yüksek yıl2014 (386)
En düşük yıl2023 (51)
Göçük ve ezilme507 ölüm (%40)
Zehirlenme ve boğulma363 ölüm (%29)
Patlama ve yangın97 ölüm
Manisa350 ölüm (%28) — ilk sırada
Zonguldak140 ölüm (%11)
Sendikasız işçi%68,2

En "iyi" yılda bile, 2023'te, maden işkolunda haftada bir işçi öldü. Soma'dan sonraki on iki yılda, yalnızca Manisa'da ölen madenci sayısı, 2014'teki facianın sayısını geçti. İSİG'in hesabıyla Türkiye her yıl birkaç "Soma" yaşıyor; yalnızca tek seferde değil, taksit taksit.


Neden Önlem Alınmıyor? Sınıfsal Yanıt

Şimdi asıl soruya gelelim. Bir maden ocağında göçük önlenebilir bir şeydir. Tavanın nasıl tahkim edileceği, ayağın ne hızla ilerletileceği, basıncın nasıl ölçüleceği, bir ayakta aynı anda kaç işçinin bulunacağı, kaçış yolunun nasıl açık tutulacağı mühendisliğin bilinen konularıdır. Bilgi var. Teknoloji var. Yasa var. Eksik olan nedir?

Yanıtı Marx yüz elli yıl önce, İngiliz kömür madenleri için verdi. Kapital'in üçüncü cildinde "değişmeyen sermayenin kullanımında tasarruf" başlığı altında, kapitalistin kârını artırmanın yollarından birinin işçinin yaşam ve sağlık koşullarından tasarruf olduğunu yazar: dar, havasız, tehlikeli iş yerleri; alınmayan güvenlik tedbirleri; madenlerde korunmasız bırakılan işçiler. Marx bu bölümde İngiliz parlamento raporlarındaki maden ölümlerini tek tek aktarır ve bu tasarrufun "insan malzemesinin israfı" olduğunu söyler. Engels ise daha önce İngiltere'de İşçi Sınıfının Durumu'nda bu ölümlere bir ad vermişti: toplumsal cinayet. Kimsenin tetiği çekmediği, ama herkesin sonucunu bildiği cinayet.

Bugün Soma'da işleyen mantık budur. Dört bileşeni var.

Birinci bileşen: önlem maliyettir, ölüm dışsallıktır

Patron açısından bir tahkimat elemanı, bir ek gaz sensörü, bir ayakta daha az işçi, daha yavaş ilerleme, daha sık bakım: bunların hepsi bilançoda görünen kalemlerdir. Ölüm ise bilançoda görünmez. Görünse bile; tazminat, sigorta, avukat masrafı ve birkaç gün üretim kaybı olarak, önlemin toplam maliyetinden çok daha küçük bir kalem olarak görünür.

Rödovansın ton maliyeti rekabeti bu hesabı keskinleştirir. TKİ'ye kömürü en ucuza teklif eden kazanır. Ucuz teklif, maliyetten kısmak demektir. Maliyetin en kolay kısılan yeri, bugün sonucu görünmeyen yerdir: güvenlik. Rödovans ihalesi, fiilen bir "en az önlem" yarışmasıdır.

İkinci bileşen: üretim baskısı ve ücret rejimi

Madende tehlikeyi ilk fark eden mühendis değil, işçidir. Tavanın "konuştuğunu", kömürün "ter attığını" ayağın içindeki işçi duyar. Ama duymak yetmez; durmak gerekir. Durabilmek için iki şey lazım: işten atılma korkusunun olmaması ve ücretin üretim hedefine bağlı olmaması.

İmbat işçilerinin anlattığı tablo bunun tersidir: yüksek tempo, amir baskısı, keyfi yevmiye kesintisi, sıfır zam dayatması. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kâğıt üzerinde işçiye çalışmaktan kaçınma hakkı tanır: ciddi ve yakın tehlike varsa işçi çalışmayı reddedebilir. Ama bu hakkın kullanılabilmesi için, onu kullanan işçinin ertesi gün işinde olacağından emin olması gerekir. Soma'da bu güvence yoktur. Çünkü Soma'da işsiz madencinin gidecek başka işi yoktur. 2026 yazında işten çıkarılan 1.361 Yeni Anadolu işçisinden birinin cümlesi bunu özetliyor: "Madenci madenden başka iş yapamaz" (BirGün).

Üçüncü bileşen: yedek ordu ve çözülen köy

Soma havzasına madenciyi getiren nedir? Soma ve çevresi bir zamanlar tütün ve zeytin bölgesiydi. 2000'lerde tütün tarımının tasfiyesi, Tekelin özelleştirilmesi ve küçük üreticinin çözülmesiyle köyler, ocağa işçi gönderen havuzlara dönüştü. Soma faciasının ardından yapılan saha çalışmaları, madencilerin büyük kısmının ilk kuşak işçi olduğunu, köyle bağını sürdürdüğünü ve madene başka seçeneği olmadığı için girdiğini belgeledi (Boğaziçi Soma Araştırma Grubu). Ramazan İnce'nin Balıkesir İvrindi'den, kurtarılan İbrahim Çimen'in Dursunbey'den gelmesi bu coğrafyanın haritasıdır.

Marx bunu yedek sanayi ordusu diye adlandırır: sermayenin ihtiyaç duyduğu anda çağırabileceği, ihtiyaç duymadığında kenara atabileceği bir işsiz ve yarı işsiz kitle. Yedek ordu ne kadar kalabalıksa, ocaktaki işçinin "hayır" deme gücü o kadar azalır. Ölüm riski, kısmen, işsizlik oranının bir fonksiyonudur.

Dördüncü bileşen: devletin iki yüzü ve cezasızlık

Rödovans düzeninde devlet aynı anda üç şeydir: sahanın sahibi (TKİ), kömürün alıcısı (termik santraller ve kamu dağıtımı) ve denetçi (Çalışma Bakanlığı iş müfettişleri, Enerji Bakanlığı maden denetimi). Bir şirketin hem ortağı hem müşterisi olan kurumun, aynı şirketi sıkı denetlemesi beklenemez. Daha ucuz kömür, devletin kendi bütçe hesabına da yarar.

Cezasızlık bu düzenin sigortasıdır. 301 madencinin öldüğü bir davada patron birkaç yıl içinde tahliye ediliyor, denetçiler zamanaşımıyla kurtuluyorsa, başka bir patronun hesabına şu not düşülür: en kötü senaryoda bile ödenecek bedel, önlemin maliyetinden düşüktür. Ceza hukukunun caydırıcılık iddiası, sınıf adaletinin terazisinde böyle tartılır. Her facianın ardından gelen gözaltı haberi, bu yüzden bir başlangıç değil, çoğu zaman bir ritüeldir. 2 Ekim'deki dokuz gözaltının nasıl sonuçlanacağını izleyeceğiz; ama 2014'ün sicili ortada.

Bir not: beşi de sendikalıydı

İSİG verisinde ölen madencilerin yüzde 68'i sendikasız. 1 Ekim'de ölen beş işçinin beşi de sendikalıydı; biri sendika yöneticisiydi. Bu, "sendika işe yaramıyor" demek mi?

Hayır. Bu, sendika üyeliğinin tek başına iş yerindeki güç ilişkisini değiştirmediğini gösteriyor. Sendika, ücret masasında güç sahibi olabilir; Şubat'taki iş durdurmalar bunun kanıtı. Ama ayağın tahkimatına, vardiya planına, üretim hedefine, "bugün bu ayağa girilmez" kararına söz hakkı yoksa, üyelik kartı tavanı tutmaz. Sorun, sendikalı olmak ile iş yerinde denetim yetkisine sahip olmak arasındaki mesafedir. Ramazan İnce'nin ölümü bu mesafenin bedelidir.


İki Okuma Yan Yana

Resmî anlatıSınıfsal okuma
"Maden kazası."Bilinen bir tehlikeye karşı alınmayan önlem; kaza değil, karar.
"Bu işin fıtratında var."Fıtratta olan ölüm değil, kâr; ölüm, kârın maliyet hesabından düşülen kalemdir.
"Süreci yakından takip ediyoruz."Devlet sahanın sahibi, kömürün alıcısı ve denetçisi; takip eden ile ortak aynı kurum.
"Sorumlular hesap verecek."2014'te patron birkaç yılda tahliye edildi, kamu görevlileri zamanaşımıyla aklandı.
"Rödovans verimliliği artırdı."Ton maliyeti beşte bire indi; fark ücretten, taşerondan ve güvenlikten kısılarak çıktı.
"Yasa değişti, ILO 176 onaylandı."2014 sonrası on iki yılda Manisa'da 350 madenci daha öldü. Kâğıt değişti, güç ilişkisi değişmedi.
"Kader."Aynı iş yerinde 2020'de göçük, 2026'da göçük. Kader tekrar etmez; düzen tekrar eder.

Genç Yoldaşlara: Bu Ölümleri Nasıl Okumalı?

Bir iş cinayeti haberini okurken üç soru sorun.

Birincisi: kimin maliyetinden tasarruf edildi? Her ölümün arkasında, bir yerde, bir kalemin kısıldığı bir tablo vardır. O kalemi bulmak bilirkişinin işidir; o kalemin neden kısıldığını göstermek bizim.

İkincisi: işçi durabilir miydi? Tehlikeyi gören işçinin çalışmayı durdurma gücü var mıydı? Yoksa neden yoktu: işsizlik korkusu mu, ücret baskısı mı, amir tehdidi mi? Bu soru, iş güvenliğini teknik bir meseleden güç meselesine çevirir.

Üçüncüsü: kim yargılanacak, kim yargılanmayacak? Gözaltına alınan vardiya amiri ile o vardiyanın üretim hedefini belirleyen yönetim kurulu aynı terazide tartılıyor mu? Denetim yapmayan müfettiş, rödovansı veren kurum dosyada mı?

Bu üç soruyu sorduğunuzda "kaza" kelimesi kendiliğinden düşer. Yerine daha zor ama daha doğru bir kelime gelir: sınıf.

Bir şeyi daha unutmayın. Ramazan İnce yirmi altı yaşındaydı; sizin yaşınızdaydı. Hem yeraltına iniyor hem de arkadaşlarını örgütlüyordu. Bu iki işin aynı insanda birleşmesi, bu ülkede işçi olmanın en ağır ve en onurlu hâlidir. Onu anmanın en iyi yolu, yaptığı işi sürdürmektir.


Somut Görevler

  • Davayı izleyin. 2 Ekim'deki dokuz gözaltının akıbetini, iddianamenin kimleri kapsadığını, bilirkişi raporunun ne zaman ve nasıl yazıldığını takip edin. Bağımsız Maden-İş'in, İSİG Meclisi'nin ve aile avukatlarının duyurularını yayın; duruşmalara katılım çağrısı yapın.
  • Yönetim kurulunu dosyaya sokun. Soruşturmanın yalnızca vardiya ve ayak sorumlularıyla sınırlı kalmaması, üretim hedefini ve bütçeyi belirleyenleri de kapsaması için kamuoyu baskısı oluşturun.
  • Rödovansı sorgulayın. İmbat'ın sahasının mülkiyet ve işletme ilişkisini, TKİ ile sözleşmesinin varsa koşullarını ve denetim raporlarını bilgi edinme başvurularıyla isteyin. Yanıt gelmezse, gelmediğini yazın.
  • İşçi denetimini talep edin. İş sağlığı ve güvenliği kurullarında işçi temsilcilerinin çoğunlukta olduğu, çalışmayı durdurma yetkisinin işçi temsilcisine verildiği, durdurmanın ücret kaybına yol açmadığı bir düzen, sendikal programın baş maddesi olmalı.
  • Çalışmaktan kaçınma hakkını öğretin. 6331 sayılı Kanun'un tanıdığı bu hakkı, bulunduğunuz her iş yerinde, her işçi derneğinde, her öğrenci topluluğunda anlatın. Hak, bilinmezse yoktur; kullanılmazsa da yoktur.
  • Madenlerin kamusallaştırılmasını konuşun. Madenlerin patronlardan alınıp toplum yararı, işçi sağlığı ve işçi denetimi esas alınarak kamusal olarak işletilmesi talebini (sol.org.tr) yalnızca bir slogan olarak değil, rödovans deneyimiyle karşılaştırmalı bir program olarak tartışın.
  • İşkolları arasında köprü kurun. BİRTEK-SEN ve DGD-SEN'in ilk saatlerdeki açıklamaları bir örnek. Tekstil işçisinin, depo işçisinin, kuryenin, bilişim emekçisinin maden işçisiyle aynı cümleyi kurduğu bir dayanışma ağı, her iş cinayetinden sonra yeniden kurulmak zorunda kalmamalı; kalıcı olmalı.
  • Kendi listenizi tutun. İSİG Meclisi'nin aylık raporlarını izleyin; bulunduğunuz ildeki iş cinayetlerini isimleriyle kaydedin. İsimsiz ölüm, unutulan ölümdür.

Sevgili Yoldaşlar,

Doğu-5 ayağı, bir haritada küçük bir çizgidir. Ama o çizgi 1867'de Zonguldak köylerinden jandarmayla ocağa indirilen köylüden, 1992'de Kozlu'da grizuya yenilen madenciden, 2014'te Eynez'de dumanda kalan 301 kişiden geçerek bugüne gelir. Değişen; kanunun adı, şirketin unvanı, sözleşmenin türüdür. Değişmeyen ise hesabın kendisidir: kömür ucuz olacaksa, birinin canı ucuz olacak.

Bu hesabı bozacak olan bir bakanlık genelgesi ya da bir bilirkişi raporu değildir. Tavanın konuştuğu gün "bugün bu ayağa girilmez" diyebilen ve bunu dediği için işinden olmayacak kadar örgütlü işçidir. Ramazan İnce bunun için çalışıyordu.

Kömürün fiyatını soranlara, madencinin canının fiyatını soruyoruz. O fiyatı belirleyen piyasa değil, örgütsüzlüktür.

Ramazan İnce, Halit Ersay, Kerim Ören, Ömer Karakaya ve İsa Olcay'ı saygıyla anıyoruz. Ailelerine, mesai arkadaşlarına, Bağımsız Maden-İş'teki yoldaşlarına başsağlığı diliyoruz. Tüm işçi sınıfının başı sağ olsun.


Bağlantılı Yazılarımız

Kaynaklar

Olay ve açıklamalar

İmbat Madencilik ve 2026 maden eylemleri

Veriler ve tarih

Kuramsal çerçeve

  • Karl Marx, Kapital, Cilt III, Birinci Kısım, Beşinci Bölüm: "Değişmeyen Sermayenin Kullanımında Tasarruf"
  • Karl Marx, Kapital, Cilt I, Yirmi Üçüncü Bölüm: "Kapitalist Birikimin Genel Yasası" (yedek sanayi ordusu)
  • Friedrich Engels, İngiltere'de İşçi Sınıfının Durumu (1845)

Göçüğün teknik nedeni bu yazı yazılırken açıklanmamıştı; yazıdaki olay bilgileri 2 Ekim 2026 akşamı itibarıyladır. İmbat'taki önceki ölümler için kamuoyuna yansıyan isimler esas alınmıştır; farklı derlemelerde sayı daha yüksektir.

Etiketler:#soma#maden#emek#sınıf#işcinayeti

İlgili Başlıklar

Haber Bülteni Aboneliği