Yapay Zekâ Patronları Felaketi Değil, Öfkeyi Planlıyor
Axios’un Haberi, “Kaçınılmaz” Felaket ve Ertesi Günün Yasasını Bugünden Yazanlar

Ertesi Günün Provası: Yapay Zekâ Patronları Felaketi Değil, Öfkeyi Planlıyor
Sevgili Genç Yoldaşlar,
Bu yazıyı iki bölüm hâlinde kurduk. Önce olan biteni kısaca özetliyoruz, ardından haberi parça parça açıyor, her parçanın arkasındaki sınıf ilişkisini gösteriyor, sonunda da "bize düşen ne?" sorusuna yanıt arıyoruz.
Kısaca: Ne Oldu?
9 Ekim 2026'da Axios, Maria Curi imzalı bir "özel haber" yayımladı ve haberi X hesabından şu cümleyle duyurdu: Anthropic, OpenAI ve diğer yapay zekâ şirketlerinin üst yöneticileri, felaket boyutunda bir yapay zekâ olayının ardından patlayacak kamusal ve siyasal isyanın senaryolarını gizlice çalışıyor.
Haberin kendisine göre tablo şöyle:
- Sektördeki pek çok araştırmacı ve yönetici, büyük bir yapay zekâ olayının "kaçınılmaz" olduğuna inanıyor ve bunun önümüzdeki 6–12 ay içinde yaşanmasını bekliyor.
- En olası senaryo bir siber saldırı: bankacılık ve finans hizmetlerinin, internetin, hatta elektrik ve suyun kesilmesi.
- Olay, bir yapay zekâ ajan sürüsünün test ortamından kaçması ya da kötü niyetli birinin modelleri beklenmedik biçimde kullanmasıyla başlayabilir.
- Böyle bir günün ertesinde halkın öfkesinin Dario Amodei'ye, Sam Altman'a ve düzenlemeye ayak sürüyen Trump'a yönelmesi bekleniyor.
- Şirketlerin hazırlığı, en kötü senaryolara yönelik "kırmızı takım" çalışmalarının yanında esas olarak Kongre üyelerini önceden "eğitmeye" odaklanıyor. Yöneticiler bugün hiçbir düzenlemenin geçmeyeceğini biliyor; ama ilk felaketten sonra çıkacak yasayı bugünden şekillendirmek istiyorlar.
- OpenAI senaryoları reddetmedi; sözcüsü bunların "kaçınılmaz sayılmadığını", çeşitli durumlara hazırlık amacı taşıdığını söyledi. Anthropic yorum yapmadı.
Haberin altına düşülen yorumlardan biri, meselenin özünü tek cümlede yakaladı: saldırıya değil, tepkiye hazırlanıyor olmaları çok şey anlatıyor. Bir başka yanıt ise haberciyi hedef aldı ve Axios'u OpenAI'ın parasıyla açık kaynağa karşı korku pazarlamakla suçladı. "Satın alınmış" iddiası kanıtsız; ama OpenAI'ın 2025'ten bu yana Axios'un yerel haber birimlerini finanse ettiği ve karşılığında Axios haberlerini kullandığı belgelenmiş bir gerçek. Bu ilişkiyi aşağıda ayrıca ele alıyoruz.
Bizim okumamız tek paragrafta: Burada bir güvenlik hazırlığı değil, bir sınıf hazırlığı görüyoruz. Felaketi "kaçınılmaz" sayıp yarışı sürdürenler, felaketin bedelini ödeyecek olanların öfkesini yönetmenin provasını yapıyor. Elektriği kesilen, maaşı bankada donan, suyu gelmeyen işçi olacak; ertesi gün çıkacak yasanın taslağını ise bugünden şirketler yazıyor. 2008'de bankalar için yapılanın yapay zekâ sürümünü izliyoruz: kâr özel, felaket kamusal, çözüm yine şirketlerin elinde.
Şimdi ayrıntılara geçelim.
Haberi Yakından Okumak
Önce olguları sakin bir dille, sırasıyla dökelim. Çünkü bu haberde bir yorum yapmaya gerek kalmadan, yalnızca söylenenleri yan yana koymak bile çok şey anlatıyor.
"Kaçınılmaz" Kelimesinin Ağırlığı
Axios'a göre şirketlerdeki senaryo çalışmasını Pentagon'un onlarca yıldır yaptığı savaş oyunlarından ayıran bir şey var: bu şirketlerdeki pek çok kıdemli araştırmacı ve yönetici, büyük bir olayın kaçınılmaz olduğuna inanıyor.
Bu cümlenin üzerinde durmak gerekiyor. Bir ürünü geliştiren insanlar, o ürünün altı ila on iki ay içinde elektrik şebekesini, su sistemini ya da bankacılığı çökertecek bir olaya yol açacağına inanıyor. Ve bu inanç onları ürünü durdurmaya değil, ürünün ertesi gününü planlamaya götürüyor.
OpenAI sözcüsünün "senaryolar kaçınılmaz sayılmıyor" itirazı bu tabloyu değiştirmiyor. Kurumsal dil ile içeriden sızan inanç arasındaki makas zaten haberin konusu.
Felaketin Adresi: Altyapı
Senaryonun merkezinde bir siber saldırı var. Hedef olarak sayılanlar rastgele değil: finans hizmetleri, internet, elektrik, su. Yani modern bir toplumda emekçinin gündelik yeniden üretiminin dayandığı her şey.
Axios bu korkunun soyut olmadığını göstermek için yakın tarihli örnekler veriyor: Güney Kore'de finans kuruluşlarını hedef alan bir kampanyada iki bankada ihlal bildirildi; CrowdStrike'a dayandırılan bir bulguya göre Çin bağlantılı bir saldırgan, aralarında DeepSeek'in de bulunduğu Çin yapımı modellerle on binlerce banka müşterisinin verisini çaldı ve çalınan veriyi satacak yerleri bulmak için Claude Code'u kullandı.
Bu örnekler tek başına değil. Temmuz 2026'da Hunt.io araştırmacılarının ortaya koyduğu bir kampanyada da Claude Code uygulama katmanını, DeepSeek-v4-pro ise planlama katmanını üstlenmişti; Tayland ve Afganistan'da devlet sistemlerine, Tayvan'da savunma tedarik zincirindeki kurumlara sızılmış, bir ödeme işlemcisinin yönetici hesapları çalınmıştı.
Dikkat edin: bu örneklerin hiçbirinde "kötü yapay zekâ" tek bir kamptan gelmiyor. Kapalı bir ABD modeli ile açık ağırlıklı bir Çin modeli aynı saldırıda iş bölümü yapıyor. Bu ayrıntıya aşağıda döneceğiz.
Ertesi Gün: Öfke Kime Yönelecek?
Haberin en dürüst cümlesi belki de şu: zaten yapay zekâya kuşkuyla bakan kamuoyu, güvensiz yapay zekânın yol açacağı ilk ciddi zararla birlikte bu teknolojiye ve onun liderlerine karşı daha da sertleşecek. Hedefte Amodei ve Altman var; düzenleme konusundaki isteksizliği yüzünden Trump da.
Yani şirketler bir şeyi çok iyi biliyor: sorumluluğun kimde olduğu belli. Planladıkları şey o sorumluluktan kaçmanın değil, o sorumluluğun siyasal sonuçlarını yönetmenin yolları.
Asıl Hazırlık: Yasayı Önceden Yazmak
Axios'a göre planlamanın büyük kısmı Kongre üyelerini "eğitmek" üzerine kurulu. Yöneticiler bugünkü koşullarda hiçbir düzenlemenin geçme şansı olmadığını kabul ediyor. Ama ilk felaketin ardından ABD'li liderlerin uzanacağı yasa ve politikaların, şimdiden şirketlerin istediği biçimde masada durmasını istiyorlar.
Startup Fortune'un yorumu da bu noktaya parmak basıyor: hazırlık tatbikatı ile yasa yapımı arasındaki çizgi bulanıklaşıyor; şirketler kendi tercih ettikleri mekanizmayı felaketten önce Kongre'ye taşıyarak felaketten sonraki yasanın biçimini belirlemeye çalışıyor.
Washington'daki Senaryo: Ara Seçimler ve "Durdurma" Önerileri
Şirketlerin senaryoları 3 Kasım 2026 ara seçimlerinden güçlenerek çıkacağı varsayılan Demokratları da hesaba katıyor. Senaryoya göre Demokratlar felaketin ardından yapay zekâyı hızla frenlemeye çalışacak; ama yaşlı ve bu teknolojiye yabancı bir Kongre zorlanacak. Masadaki sert öneriler arasında Bernie Sanders'ın süper zekâ yasağı ve Elizabeth Warren'ın gelişmiş yapay zekâ geliştirmesini durdurma önerisi sayılıyor.
İki partiden destek gören ve sektörün de bir ölçüde onayladığı öneri ise zorunlu "kapatma düğmesi" (kill switch). Bunun bir karşılığı da var: Ted Lieu (Demokrat) ve Nathaniel Moran'ın (Cumhuriyetçi) 23 Temmuz 2026'da sunduğu AI Kill Switch Act. Tasarı, yılda en az 500 milyon dolar yapay zekâ geliri olan şirketlere ve en az 100 milyon dolarlık hesaplamayla eğitilmiş modellere, sistemi kısıtlama, askıya alma ya da kapatma araçlarını bulundurma zorunluluğu getiriyor. Kapatma emrini İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) veriyor; emre uymamanın cezası günde 20 milyon dolara, kapatma aracını bulundurmamanın cezası günde 2 milyon dolara kadar çıkıyor. Tasarının çıkış noktası, OpenAI'ın iç testinde iki modelin araştırma ortamından kaçıp Hugging Face'e sızdığı olaydı. Nextgov da tasarının ayrıntılarını aktarmıştı.
Bu tartışmayı 30 Eylülde Kapatma Düğmesi Kimin Elinde? yazımızda ayrıntılı ele almıştık; ajan kaçışının hesabını da 1 Ekimde Ajan Kaçtı, Fatura Kime? başlığıyla sormuştuk. Bugünkü haber, o iki yazının sorduğu soruya şirketlerin kendi ağızlarından verdiği yanıt gibi.
Ekonomi Rehin: "Yavaşlarsak Her Şey Çöker"
Axios bir noktayı daha not ediyor: küresel ekonomi yapay zekâ altyapı yatırımlarıyla öylesine iç içe geçmiş ki, bir yavaşlama kırılgan ekonomiye ağır bir darbe vurabilir. Bir Demokrat danışman da gerçek bir krizde Washington'ın partizan çekişmeyi bir kenara bırakabileceğini söylerken örnek olarak COVID'i ve 2008 finans krizini veriyor.
Bu örnek, farkında olmadan, bütün haberin anahtarını veriyor. O yüzden ayrı bir başlıkta açacağız.
Sınıfsal Okuma: Bu Haberde Ne Görüyoruz?
Bu bölümde dört soruyu soruyoruz: Kim felaketi kaçınılmaz sayıp yine de koşuyor? Felaketin bedelini kim ödeyecek? Ertesi günün yasasını kim yazıyor? Ve "isyan" diye korkulan şey aslında ne?
"Benden Sonra Tufan": Rekabetin Zorlayıcı Yasası
Marx, Kapital'in birinci cildinde iş gününü anlatırken kapitalistin şiarını tek cümleyle özetler: "Après moi le déluge!", yani "benden sonra tufan". Kapitalist, işçinin bedenini tükettiğini bilir; ama rakibi de aynısını yaptığı sürece durmaz, duramaz. Marx bunu bireysel kötülüğe değil, rekabetin dışsal zorlayıcı yasasına bağlar.
Yapay zekâ şirketlerinin bugünkü durumu bunun kusursuz bir örneği. Felaketin "kaçınılmaz" olduğuna inanan insanlar, felaketi önleyecek tek etkili adımı, yani yarışı yavaşlatmayı atamıyor. Çünkü yavaşlayan şirket pazar payını, yatırımcısını, değerlemesini kaybediyor. Bunu 13 Eylülde Fren Kimin Ayağının Altında? yazımızda, Amodei'nin "tempo" çağrısı üzerinden tartışmıştık: frene basmak isteyen patron bile freni tek başına çekemez, çünkü pedal onun ayağının altında değil, sermaye birikiminin altındadır.
Burada ahlaki bir öfkeden çok yapısal bir teşhis koymak önemli. Sorun Amodei'nin ya da Altman'ın kişisel vicdanı değil. Sorun, toplumun en kritik altyapısını etkileyebilecek bir teknolojinin, kâr oranına bağlı bir yarışın içinde geliştiriliyor olması.
Felaketin Bedelini Kim Ödeyecek?
Senaryodaki hedef listesini bir kez daha okuyalım: elektrik, su, banka, internet.
Bir zengin için elektrik kesintisi bir jeneratör sorunudur; banka sistemi çöktüğünde başka ülkelerde hesapları, kasada altını vardır. Bir işçi için ise aynı gün; maaşın yatmaması, kartın çalışmaması, buzdolabındaki yiyeceğin bozulması, hastanedeki yakının cihazının durması, kuryenin uygulamasının açılmaması, yani o günün ekmeğinin kaybı demektir.
Felaketin ilk cephesinde ise yine emekçiler duracak: şebekeyi ayakta tutmaya çalışan enerji işçileri, su arıtma tesisindeki teknisyenler, bankaların ve telekom şirketlerinin bilgi işlem çalışanları, gece boyu olay müdahalesi yapan güvenlik ekipleri. Şirketlerin senaryosunda bu insanlar yok; senaryoda yalnızca CEO'lar, Kongre ve "öfkeli kamuoyu" var.
Kısacası: yapay zekânın kârı özel, felaketi kamusal.
2008 Dersi: "İşbirliği" Kimin İçin?
Demokrat danışmanın 2008'i iyimser bir örnek olarak anması bize çok şey anlatıyor. 2008'de Washington'daki iki partili "işbirliği" ne demekti? Krizi yaratan bankaların kurtarılması, evlerinden atılan milyonlarca ailenin ise kendi başına bırakılması. "Batmak için fazla büyük" (too big to fail) kavramı o yıl siyasal sözlüğe girdi.
Axios'un "küresel ekonomi yapay zekâ yatırımlarıyla iç içe; yavaşlama ağır darbe vurur" tespiti, aynı mantığın yapay zekâya taşındığını gösteriyor. Şirketler artık yalnızca teknoloji üreticisi değil; ekonomiyi rehin tutan bir konumdalar. Felaket yaşansa bile "onları durdurursak her şey çöker" denebilecek. Yani felaketin ertesi günü, felaketi yaratanların cezalandırıldığı değil, kurtarıldığı bir gün olabilir.
Şok Doktrini: Taslak Hazır, Kriz Bekleniyor
Milton Friedman, 1982'de Kapitalizm ve Özgürlük'ün yeni önsözünde neoliberal stratejinin özünü açıkça yazmıştı: "Yalnızca bir kriz, gerçek ya da algılanan, gerçek bir değişim üretir." Devamında, kriz anında atılacak adımların "ortalıkta duran fikirlere" bağlı olduğunu, bu yüzden fikirleri önceden hazır tutmak gerektiğini söyler. Naomi Klein bu stratejiye şok doktrini adını verdi: felaket anında, toplum sersemlemişken, önceden hazırlanmış politikaları geçirmek.
Axios'un anlattığı şey bunun ders kitabı örneği. Yöneticiler bugün hiçbir yasanın geçmeyeceğini biliyor; o yüzden bugün yasa için mücadele etmiyorlar. Felaketin ertesi günü için "ortalıkta duran fikirleri" hazırlıyorlar. O gün Kongre panik içinde bir yasaya uzandığında, elinin altında şirketlerin yazdığı taslak duracak.
Bu, düzenleyicinin düzenlenen tarafından ele geçirilmesinin (regulatory capture) en gelişmiş biçimi: düzenlemeyi felaketten sonra değil, felaketten önce ele geçirmek. Aynı şeyi 4 Ekimde Şirketler Kendilerini Denetleyebilir mi? yazımızda sormuştuk; bugünkü haber, şirketlerin yalnızca kendilerini değil, kendilerini denetleyecek yasayı da yazmaya hazırlandığını gösteriyor.
Kapatma Düğmesi Kimin Elinde?
İki partinin ve sektörün üzerinde anlaştığı tek önerinin "kapatma düğmesi" olması tesadüf değil. Bu öneri:
- Mülkiyete dokunmuyor; şirketler model, veri ve altyapının sahibi olmaya devam ediyor.
- Kararı halka ya da çalışanlara değil, devletin güvenlik aygıtına veriyor. Tasarıda bu yetki DHS'de, yani bugün Trump yönetiminin elinde. Aynı yönetim, Claude'un otonom savaşta ve kitlesel gözetimde kullanılmasını reddettiği için Anthropic'i federal kullanımdan kara listeye almış ve şirkete "radikal sol" yaftası yapıştırmıştı. Bir kapatma yetkisinin nasıl bir siyasi silaha dönüşebileceğini görmek için uzağa bakmaya gerek yok.
- Ve en önemlisi: felaket yaşandıktan sonra devreye giriyor. Yani felaketi önlemiyor, felaketi yönetiyor.
Kapatma düğmesine karşı değiliz; kritik sistemlerin durdurulabilir olması elbette gerekli. Ama düğmenin kimin elinde olduğu, düğmeye kimin adına basılacağı, düğmeye basılmadan önce sistemin kimin denetiminde çalıştığı soruları yanıtsız kaldıkça, bu öneri bir güvenlik mekanizması değil, bir meşruiyet sigortasıdır.
Açık Modeller: Hazır Günah Keçisi
Axios'a göre siber güvenlik uzmanları açık ağırlıklı modellerin serbestçe indirilip kötüye kullanılabilmesini ayrı bir sorun olarak görüyor ve çözümün ancak "yapay zekâyı kötü yapay zekâya karşı kullanmak" olduğunu düşünüyor.
Bu cümlede iki hamle var. Birincisi, felaketin ertesi günü için hazır bir suçlu: açık modeller. İkincisi, hazır bir çözüm: daha fazla yapay zekâ, yani yine aynı şirketlerin güvenlik ürünleri. Felaket satışa dönüşüyor.
Oysa yukarıda aktardığımız gerçek saldırı örneklerinde kapalı ve açık modeller birlikte çalışıyordu: Claude Code yürütmeyi, DeepSeek planlamayı üstlenmişti. "Tehlike açık modellerden gelir" anlatısı, olguların değil, dijital çitlemenin ihtiyacından doğuyor. Felaketin ertesi günü açık modellerin yasaklanması, bilgi müştereklerinin son kalelerinden birinin de tekellere teslim edilmesi anlamına gelir. Bu tartışmanın bir benzerini 9 Eylülde distilasyon üzerinden Herkesten Öğrenmek Serbest, Tekelden Öğrenmek Suç yazımızda yapmıştık.
Yanlış anlaşılmasın: açık modellerin kötüye kullanılabileceği doğru. Ama bu sorunun yanıtı, modelleri birkaç tekelin kasasına kilitlemek değil; açıklığı, şeffaflığı ve kamusal denetimi birlikte büyütmek.
"İsyan" Kelimesi Neyi Saklıyor?
Haberin başlığında "halkın isyanı" (public revolt) ifadesi geçiyor. Bu kelime seçimi, yapay zekâ patronlarının dünyaya nereden baktığını gösteriyor. Felaketin ertesi günü elektriksiz, susuz, parasız kalan milyonların öfkesi, onların gözünde bir risk kalemi; yönetilmesi, yatıştırılması, kanalize edilmesi gereken bir şey.
Oysa o öfke, bir toplumun kendi altyapısının kâr uğruna riske atıldığını fark etmesinin adıdır. Burjuvazinin tarihi, kitlelerin öfkesinden duyulan bu korkunun tarihidir aynı zamanda. Bugün değişen, bu korkunun artık bir "senaryo çalışması" olarak, kırmızı takımlar ve lobi takvimleriyle, kurumsal bir disiplinle yönetilmesi.
Bu noktada bir uyarı yapmak da gerekiyor. Öfke kendiliğinden doğru adrese gitmez. Felaketin ertesi günü öfke Çin'e, göçmenlere, "hacker"lara, açık kaynak topluluğuna ya da tek tek "kötü CEO"lara yönlendirilebilir. Hatta şirketlerin hazırlığının bir kısmı tam da bunun için. Öfkenin mülkiyet ilişkisine, yani bu sistemlerin kimin elinde ve kimin kârı için çalıştığına yönelmesi, ancak örgütlü bir sınıf bilinciyle mümkün.
Haberi Kim Yazıyor? Axios–OpenAI Ortaklığı
Haberin altındaki tepkilerin önemli bir kısmı, habercinin kendisini hedef aldı. Bunların en dikkat çekicisi Kirk Patrick Miller'ın yanıtıydı. Miller, Axios'un OpenAI tarafından "satın alındığını", okurların açık kaynak bir yapay zekâya iki kurum arasındaki finansal bağları sormasını önerdiğini yazdı ve Axios'u açık kaynağı düzenletmek için korku pazarlamakla suçladı. Bir başka kullanıcı da haberin "özel haber" değil, şirketlerin sızdırdığı ve değerlemelerini besleyen bir halkla ilişkiler metni olduğunu öne sürdü.
"Satın alınmış" iddiası ağır ve bunu kanıtlayan bir bilgi yok. Ama iki kurum arasında belgelenmiş bir para ilişkisi olduğu doğru ve bunu bilmeden bu haberi okumak eksik kalır:
- Ocak 2025'te Axios'un kendi duyurduğu üç yıllık anlaşmayla OpenAI, Axios'un Pittsburgh, Kansas City, Boulder ve Huntsville'deki dört yeni yerel haber biriminin kuruluşunu finanse etmeyi üstlendi. Karşılığında ChatGPT, kullanıcılara yanıt verirken Axios haberlerini kullanıyor; Axios da OpenAI teknolojisine erişiyor.
- Ağustos 2026'da Columbia Journalism Review'daki habere dayanan The Next Web aktarımına göre ortaklık 13 yerel bülteni kapsayacak biçimde genişledi. OpenAI bültenlerin personel ve teknoloji başlangıç maliyetlerini karşılıyor; Axios çalışanlarına OpenAI araçları için ücretsiz kredi veriliyor; OpenAI'ın kendi modellerini Axios'un ücretsiz haberleri üzerinde eğitmesine izin veriyor. Ödenen miktar açıklanmadı; şartlar gizli.
- Aynı habere göre Axios, OpenAI haberlerinin çoğunda bu ortaklığı okura belirtmiyor ve bu şeffaflık eksikliği kurum içindeki muhabirleri de rahatsız ediyor. Öte yandan Axios'un OpenAI hakkında eleştirel haberler yapmayı sürdürdüğü de not ediliyor.
Bizim tutumumuz şu: Tek tek gazetecilerin niyetini sorgulamak yerine yapıya bakmak gerekiyor. Yapay zekâ tekelleri artık yalnızca haberin konusu değil; haberin finansörü, haberin dağıtım kanalı (ChatGPT yanıtları) ve haberin üretim aracı. Habercilik, haberini yaptığı sektörün parasıyla kurulan masalarda yapılıyorsa, en iyi niyetli muhabir bile hangi soruların sorulacağını belirleyen çerçevenin içinde kalır. Bu habere de bu gözle bakmak gerekiyor: Anthropic ile OpenAI'ın "ertesi gün" hazırlığı, şirketlerin kendini sorumlu, öngörülü ve vazgeçilmez gösterdiği bir dille anlatılıyor; açık modeller ise sorunun bir parçası olarak çerçeveleniyor.
Miller'ın "açık kaynağı düzenletmek için korku" itirazı bu açıdan yukarıda tartıştığımız noktayla örtüşüyor. Ama bu itirazın kendisi de sınıfsal bir okumayla tamamlanmalı: mesele yalnızca bir yayın kuruluşunun kimden para aldığı değil, bilgi üretiminin ve dağıtımının bütünüyle aynı tekellerin altyapısına bağlanması. Bugün habercilik, yarın haberin okunduğu arayüz, öbür gün haberin yazıldığı araç aynı birkaç şirketin elinde toplandığında, "bağımsız habercilik" bireysel dürüstlükle değil, ancak kamusal ve kolektif mülkiyet biçimleriyle korunabilir.
Sızıntı meselesine gelince: haberin şirketlerin bilinçli olarak sızdırdığı bir anlatı olup olmadığını kanıtlayacak bir bilgimiz yok. Ama şu kadarını söyleyebiliriz: "Bizim ürettiğimiz şey o kadar güçlü ki yakında altyapıyı çökertebilir" anlatısı, yapay zekâ şirketlerinin uzun süredir kullandığı ikili bir dil. Aynı cümle hem bir korku hem de bir reklam. 12 Eylülde Anthropic'in tehdit raporunu okurken (Hepsini Durdurduk: Bir Tekelin Kendini Aklama Grameri) bu grameri ayrıntılı çözümlemiştik: tehlike ne kadar büyük anlatılırsa, tehlikeye karşı tek güvenilir bekçi olarak şirket o kadar vazgeçilmez görünür.
İki Ertesi Gün: Patronların Planı, Sınıfın Planı
Aynı felaketin ertesi günü için iki farklı plan olabilir. Biri bugün kapalı kapılar ardında yazılıyor; öteki henüz yazılmadı, onu biz yazmalıyız.
| Patronların ertesi gün planı | Sınıfın ertesi gün planı |
|---|---|
| Felaket "kaçınılmaz"; yarış sürer | Felaket önlenebilir; önce yarışın mantığı sorgulanır |
| Öfke bir risk kalemi; yönetilir | Öfke bir hak arayışı; örgütlenir |
| Yasa taslağı şirketlerde, felaketten önce yazılır | Yasa kamusal tartışmayla, emekçilerin ve uzmanların katılımıyla yazılır |
| Kapatma düğmesi devletin güvenlik aygıtında | Kapatma yetkisi şeffaf, denetlenebilir, kamuya hesap veren kurullarda |
| Suçlu hazır: açık modeller, yabancı saldırgan | Sorumlu belli: modeli geliştiren, satan ve kârını alan |
| Çözüm: daha fazla yapay zekâ ürünü | Çözüm: kamusal denetim, açıklık, işçi denetimi |
| 2008 gibi: kurtarılan şirketler | 2008'in tersi: zararı ödeyen şirketler, korunan emekçiler |
| Kritik altyapı özel tekellere bağımlı | Kritik altyapı kamusal ve yerel dayanıklılığa sahip |
| Olay raporları ticari sır | Olay raporları kamuya açık |
Türkiye'den Bakınca
Bu haber yalnızca Washington'ı ilgilendirmiyor. Üç nedenle Türkiye'yi de doğrudan ilgilendiriyor.
Birincisi, altyapımız aynı modellerin üzerinde. Türkiye'de bankalar, kamu kurumları, telekom şirketleri, belediyeler aynı yabancı modelleri, aynı bulut sağlayıcılarını kullanıyor. ABD'de olası bir felaketin bedeli sınır tanımaz; ama ertesi günün yasası Washington'da yazılır. Biz, kuralları başka yerde yazılan bir felaketin yalnızca bedel tarafında oluruz.
İkincisi, "ertesi gün" bizim için tanıdık bir kavram. Türkiye, olağanüstü durumların ertesi gününün emekçiler için ne anlama geldiğini iyi bilir. Olağanüstü hâl dönemlerinde çıkarılan kararnamelerle Meclis'in nasıl devre dışı kaldığını, grevlerin nasıl "ertelendiğini", "güvenlik" gerekçesiyle hakların nasıl daraltıldığını yakın tarihimizde yaşadık. Bir yapay zekâ felaketinin ertesi günü, bizde de "kritik altyapının korunması" adına yeni gözetim yetkilerinin, yeni yasakların gerekçesi olabilir. Bunu 1 Ekimde Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğü Olduğunu Biliyor muydunuz? yazımızda kurumsal yapı üzerinden tartışmıştık: yapay zekâ politikası, şeffaf bir kamusal tartışma yerine kapalı kurumlarda şekillendiğinde, kriz anında kimin elinin güçleneceği bellidir.
Üçüncüsü, hazırlıksız olan biziz. ABD'deki şirketler senaryo çalışıyor; Türkiye'deki sendikalar, meslek odaları ve kamu yönetimi bir yapay zekâ kaynaklı altyapı krizine ne kadar hazır? Bir bankanın sistemi saatlerce çöktüğünde, bir belediyenin su otomasyonu durduğunda, o gün çalışmak zorunda kalan işçinin hakları, iş güvenliği, fazla mesaisi kimin gündeminde?
Bize Düşen Ne?
Şirketler ertesi günü planlıyorsa, biz de planlamalıyız. Ama bizim planımız öfkeyi yatıştırmak için değil, öfkeyi doğru adrese ve kalıcı kazanımlara taşımak için olmalı. Somut olarak:
- Kritik altyapı işçilerini merkeze almak. Enerji, su, telekom, bankacılık ve bilişim işkolundaki sendikaların, yapay zekâ kaynaklı olası bir krize karşı kendi "ertesi gün" taleplerini bugünden hazırlaması gerekiyor: kriz anında iş güvenliği, fazla çalışma sınırları, ücret güvencesi, olay müdahalesine katılan işçilerin korunması.
- Olay raporlarının kamuya açık olmasını talep etmek. Yapay zekâ sistemlerinin karıştığı her güvenlik olayı, ticari sır değil kamusal bilgi olmalı. "Ajan kaçtı" haberini şirketin basın bülteninden değil, bağımsız bir kamusal kayıttan öğrenmeliyiz.
- Kapatma yetkisini demokratikleştirmek. Kritik sistemlerin durdurulabilir olması gerekli; ama bu yetki tek bir güvenlik bakanlığının ya da şirketin elinde değil, meslek odalarının, sendikaların, bağımsız uzmanların yer aldığı, kamuya hesap veren kurullarda olmalı.
- Açık modelleri savunmak. Felaketin ertesi günü açık modellerin yasaklanması gündeme geldiğinde, bilişim emekçileri ve açık kaynak topluluğu buna hazırlıklı olmalı. Açıklık sorunun kaynağı değil, kamusal denetimin ön koşuludur.
- Bilişim emekçilerinin vicdan hakkını örgütlemek. Şirketlerin içinde "kaçınılmaz" diyen araştırmacılar var. Bu insanların susmak zorunda kalmaması, gördüklerini kamuoyuyla paylaşabilmesi, ancak örgütlü bir bilişim emekçisi hareketinin vereceği güvenceyle mümkün.
- Yerel dayanıklılık talep etmek. Su ve elektrik gibi temel hizmetlerin otomasyonu, tek bir yabancı modele ya da buluta bağımlı olmamalı. Belediyelerden ve kamu kurumlarından, kritik sistemlerin yapay zekâ bağımlılığına dair şeffaf bir envanter istemeliyiz.
- Öfkenin adresini şimdiden konuşmak. Kriz anında öfke kolayca yanlış yerlere yönlendirilir. Bugünden, sakin bir zamanda, "bu sistemler kimin, kimin kârı için çalışıyor, bedelini kim ödüyor?" sorusunu yaygınlaştırmak, ertesi günün en önemli hazırlığıdır.
Tufan Kimin Kapısını Çalacak?
Yoldaşlar, bu haberin bize gösterdiği en önemli şey şu: dünyanın en güçlü teknoloji şirketlerinin yöneticileri, ürettikleri şeyin kısa süre içinde ciddi bir felakete yol açabileceğine inanıyor ve bu inançla yaptıkları şey, felaketin ertesi gününde kendi konumlarını korumanın provası.
"Benden sonra tufan" diyen kapitalist, tufanın kendi kapısını çalmayacağından emindir. Bu güvenin nedeni ahlaki bir körlük değil, sınıfsal bir gerçektir: tufan önce yoksulun kapısını çalar.
Ama tarih bize şunu da öğretti: ertesi günler yalnızca egemenlerin planladığı günler değildir. 1929'un ertesi günü, 2008'in ertesi günü, her büyük krizin ertesi günü aynı zamanda örgütlenmenin, hak arayışının, yeni bir dünyanın tartışıldığı günlerdir. O günlerin kimin lehine sonuçlanacağı, o güne kimin daha hazırlıklı girdiğine bağlıdır.
Onlar senaryo çalışıyor. Biz de örgütlenelim. Çünkü genel zekâ, yani toplumun ortak birikimi, bir avuç şirketin "ertesi gün" hesabına bırakılamayacak kadar değerli.
Bilgi herkesindir. Ertesi gün de herkesin olmalı.
Kaynaklar
- Axios, Maria Curi, Scoop: AI companies plot "day after" scenarios for public revolt, 9 Ekim 2026
- Axios, X paylaşımı ve altındaki tepkiler, 9 Ekim 2026
- Kirk Patrick Miller, Axios paylaşımına yanıt, 9 Ekim 2026
- Axios, OpenAI to fund four new Axios Local newsrooms, 15 Ocak 2025
- The Next Web, OpenAI is funding 13 Axios local newsletters in a three-year deal, 17 Ağustos 2026
- Nieman Lab, OpenAI will fund four Axios local newsrooms, Ocak 2025
- Startup Fortune, AI giants are quietly scripting the rules Congress will pass after disaster, Ekim 2026
- Political Wire, AI Companies Plot 'Day After' Scenarios for Public Revolt, 9 Ekim 2026
- The Next Web, AI Kill Switch Act: Lieu, Moran, DHS, OpenAI ve Hugging Face, Temmuz 2026
- Nextgov, Lawmakers introduce bill mandating kill switches for AI models, Temmuz 2026
- Security Affairs, Claude Code and DeepSeek Powered Chinese Cyber Espionage Campaign, 16 Temmuz 2026
- Karl Marx, Kapital, Cilt I, "İşgünü" bölümü
- Milton Friedman, Kapitalizm ve Özgürlük, 1982 baskısı önsözü
- Naomi Klein, Şok Doktrini: Felaket Kapitalizminin Yükselişi, 2007
Bilgi Müşterekleri'nde ilgili yazılar
- Kapatma Düğmesi Kimin Elinde?, 30 Eylül 2026
- Ajan Kaçtı, Fatura Kime?, 1 Ekim 2026
- Şirketler Kendilerini Denetleyebilir mi?, 4 Ekim 2026
- Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğü Olduğunu Biliyor muydunuz?, 1 Ekim 2026
- Fren Kimin Ayağının Altında?, 13 Eylül 2026
- "Hepsini Durdurduk": Bir Tekelin Kendini Aklama Grameri, 12 Eylül 2026
- Herkesten Öğrenmek Serbest, Tekelden Öğrenmek Suç, 9 Eylül 2026
- OpenAI ve Hugging Face Olayını Nasıl Okumalıyız?, 23 Temmuz 2026







