Bilgi Müşterekleri
AnasayfaHakkımızdaKılavuzlarPopüler İçeriklerİletişim

Kitle mi, Sınıf mı? Türkiye İşçi Partisi Dosyası

Erkan Baş'ın Yolculuğu, İki TİP'in Mirası ve Devrimci Sınıf Çizgisine Yoldaşça Bir Davet

Yazar: Oğuz Demirkapı
Kitle mi, Sınıf mı? Türkiye İşçi Partisi Dosyası
Sevgili Genç Yoldaşlar,

Bu dosyaya bir cümleyle başlayalım. 2 Ekim 2026 akşamı İlke TV'de iki saat konuşan Erkan Baş, sözlerine Meclis'le değil madenle başladı:

"Dün İMBAT Madencilikte beş işçi arkadaşımız hayatını kaybetti."

Sonra Can Atalay'ı, fon soygununu, belediyeleri, barışı, dünyayı ve umudu anlattı. Bir ara şunu da söyledi: "Biz hayata biraz sınıfsal bir eksende bakıyoruz. Bunlar patronların iktidarı."

Bu dosya o cümlenin peşine düşüyor. Üç soru soracağız:

  1. Türkiye İşçi Partisi nereden geldi? Erkan Baş'ın siyasi yolculuğu, 2014 ayrılığı ve 1961'in TİP'iyle kurulan bağ.
  2. TİP Türkiye'ye ne kazandırdı, hangi alanlarda güçlenebilir? Değeri ile gelişme alanları bir arada.
  3. "Sınıfsal eksen" bir söylem mi, bir örgüt modeli mi? Kitle partisi ile sınıf partisi arasındaki farkın neden bu kadar önemli olduğu.
Başlamadan: Tutumumuz

Bu dosya yoldaşça bir eleştiri metni. Amacımız TİP'le birlikte düşünmek ve tartışmak. Türkiye'de yüz binlerce gencin sosyalizm kelimesiyle ilk kez TİP üzerinden karşılaştığını biliyoruz. Meclis kürsüsünde NATO'ya, İsrail ticaretine, maden patronlarına karşı konuşan sesin değerini de biliyoruz. TİP'te emek veren yoldaşlarla aynı grev çadırında, aynı adliye önünde, aynı cenazede yan yana durduk ve duracağız.

Ama yoldaşlık susmak değildir. Yoldaşlık, doğru bildiğini yüzüne söylemektir. Bu dosyada TİP'li yoldaşlara bir davet yapıyoruz: devrimci sınıf çizgisine. Hırsızlığa karşı öfkenin, barış özleminin, gençliğin enerjisinin dağılıp gitmemesi için örgütlü işçi sınıfına bağlanması gereken bir çizgiye.

Yöntem
  • Her iddianın altında bir kaynak. Sonda tematik kaynak listesi var; metin içinde de bağlantı veriyoruz.
  • Çelişkiyi gizlemiyoruz. Kaynaklar farklı tarih ya da rakam verdiğinde bunu metinde gösteriyoruz.
  • Hakkını teslim et, sonra tamamla. Her eleştiriden önce TİP'in o alanda neyi doğru yaptığını yazıyoruz.
  • Partinin kendi belgeleri esas. Program, tüzük, kongre ve konferans belgeleri, Yargıtay üye sayıları.
  • Ayrılanların sözü de, partinin yanıtı da. İkisini yan yana koyuyoruz.

Dosya on iki kısımdan oluşuyor:

KısımKonu
ISon söyleşi: 2 Ekim 2026, İlke TV
IIErkan Baş kronolojisi
IIITİP öncesi: SİP'ten TKP'ye, 2014 ayrılığı
IVİki TİP: 1961–1980 ve 2017 sonrası
VTİP'in Türkiye için değeri
VIGüçlenmesi gereken alanlar: derin sınıfsal analiz
VIISol içi birlik: sekterlik eleştirileri üzerine
VIIIBugünkü TİP'te farklı eğilimler
IXAyrılanların eleştirileri ve değerlendirmemiz
XDünyada ve sınıfta konum: uluslararası ilişkiler, Avrupa modeli, ideolojik konum, sendikalar
XIKitle partisi mi, sınıf partisi mi?
XIITİP'li yoldaşlar için düşünülmesi gereken adımlar

KISIM I — SON SÖYLEŞİ: 2 EKİM 2026, İLKE TV

Program: Konuşma Zamanı, İlke TV, 2 Ekim 2026 akşamı, yaklaşık iki saat. Soranlar: Dilek Odabaş, Şirin Payzın, Ercüment Akdeniz. Kayıt: YouTube, İlke TV · İlke TV haber özeti

Söyleşi bir gün önceki iki olayın gölgesinde geçti. Can Atalay 1 Ekim'de 24 saatlik açlık grevine başlamış, TİP Meclis'in açılışına katılmayıp Anayasa Mahkemesi önüne gitmişti. Aynı gün Soma'da İMBAT Madencilik'te tavan göçtü, beş işçi hayatını kaybetti. Bunu Yerin Yedi Kat Altında Bir Sınıf yazımızda anlattık.

Aşağıda söyleşiyi başlık başlık özetliyoruz. Değerlendirmeyi VI. Kısım'a bırakıyoruz.

1. Meclis boykotu: "Mış gibi yapmak istemedik"
  • Baş, Meclis'in tek adam rejimi altında "işlevsizleştirildiğini", muhalefetin görevinin halkın iradesini temsil etmek olduğunu söyledi.
  • Can Atalay'ı bunun sembolü olarak anlattı: açık anayasa ihlali, AYM kararlarının tanınmaması, Yargıtay yazısının Genel Kurul'da okutulması.
  • AYM önünde "para için değil, onurum için" diyerek yaşamına son veren emekli yurttaşı andı ve bunun unutulmasını kabul etmediğini söyledi.
  • Şirin Payzın'ın "alanı terk etmek yerine orada gürültü çıkarmak daha etkili olmaz mıydı?" sorusuna eylem türlerini sıralayarak yanıt verdi: hak korumak için, yeni hak kazanmak için, saldırıyı durdurmak için ve "tarihteki yerimiz belli olsun" diye yapılan eylemler.
  • Erdoğan'ın bütçe görüşmelerine ve 23 Nisan oturumlarına gelmediğini, kendini milletvekilleriyle "eşitlemediğini" anlattı.
2. Belediyeler ve seçim takvimi
  • Mersin operasyonunun aslında Türkiye Belediyeler Birliği'ne yönelik olduğunu düşündüğünü söyledi.
  • "Ya AKP'ye katıl ya cezaevine atıl" pazarlığından söz etti. Üsküdar ve Adalar'daki meclis dengelerinin mahkeme kararlarıyla "dizayn edildiğini" anlattı.
  • Tezi: "Tek parti iktidarı devletin tümüne egemen olmuş durumda."
  • Seçim öngörüsü: AKP, İBB'yi almadan ve seçim yasasını değiştirmeden seçime gitmez.
  • "Stratejik oy" sicilini hatırlattı: 2023'te Antalya'da turizm işçisi Yunus Başaran yerine seçilen milletvekili bugün AKP'de Anayasa Komisyonu Başkanı. Eskişehir'de de benzer bir örnek verdi.
  • Hatay'da Lütfü Savaş'a itirazlarını ve Gökhan Zan adaylığının geri çekilmesini anlattı. "Siyaset dava işidir" dedi.
  • Yeni anayasa konusundaki tutumu: "Anayasaya uymayanla anayasa yapılamaz."
3. Fon krizi: "Cumhuriyet tarihinin en büyük hırsızlığı"
  • Tek adam rejiminde sorumluluğun en tepede olduğunu söyledi: "Madem ki bir tek adam rejimi inşa ettiniz, her şeyin sorumlusu sizsiniz."
  • "Münferit" savunmasını reddetti. Sosyal politikalardan sorumlu genel başkan yardımcısını (Fatma Betül Sayan Kaya) ve hukuktan sorumlu genel başkan yardımcısının oğlunu saydı: "Zenginlik, yoksulluk, ekonomi ve hukuk. Bunların kesiştiği noktada üç tane genel başkan yardımcısı çıkıyor."
  • Adalet Bakanı'nın, SPK üyelerinin, Borsa İstanbul ve Takasbank yönetiminin istifasını istedi.
  • Bütün muhalefet partilerinin, sendikaların ve uzmanların katılacağı sivil, bağımsız bir araştırma komisyonu önerdi. Örnek olarak Sedat Peker iddiaları üzerine hazırladıkları Duvar raporunu gösterdi.
  • TİP Bilim Kurulu'nun bir iddiasını aktardı: fon vurgununun kırılma tarihi 19 Mart 2025 İBB operasyonuyla örtüşüyor.
  • Son 25 yılın bütün milletvekili ve bakanlarının mal varlığının açıklanmasını önerdi.
4. "İşçi neden borsaya girer?"

Söyleşinin en sınıfsal bölümü, Ercüment Akdeniz'in Lenin'in Rusya'da Kapitalizmin Gelişmesine gönderme yapan sorusuna verilen yanıttı:

  • Ayda 20–30 bin lira için günde 12–14 saat çalışan yoksul gençlerin çetelere, uyuşturucu ağlarına itilmesi.
  • Yirmi yıl biriktirip ev alamayan ücretlinin parasını "son umut" diye fona yatırması.
  • "Haksız kazancın normalleştirildiği" bir ülke ve "kapitalizmin bir çürüme aşaması".
  • İç Anadolu gezilerinde (Kayseri, Konya, Yozgat, Çorum, Sivas) AKP ve MHP'den bir kopuş gördüğünü, fonda para kaybedenlerin önemli kısmının AKP seçmeni olduğunu söyledi.
  • Sonuç cümlesi: "Çıkacak kanal bulması lazım."
5. Kürt sorunu ve süreç
  • "Biz hayata sınıfsal bir eksende bakıyoruz. Bunlar patronların iktidarı. Bunlar zenginlerin iktidarı."
  • Komisyon raporuna "hayır", çerçeve yasaya "evet" oyunu anlattı. Gerekçesi: iki taraf da "bu yasa geçerse insan ölmeyecek" diyor.
  • Kendi sınırını da itiraf etti: "Türkiye'nin doğusundan baktığınızda Türk, batısından baktığınızda Kürt gibi görünüyoruz."
  • Savaş bittiğinde demokrasi mücadelesinin güçlenmesi gerektiğini, bu konuda "eksikliğimizin sorumluluğunu üstleniyorum" dediğini not edelim.
  • AKP'nin amacının Kürt emekçilerini muhalefetten koparmak olduğunu söyledi.
6. Birlik: başlık başlık ittifak
  • TİP'in hedefini açıkça söyledi: "Bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm mücadelesi verilmeli. Emeğin iktidarı kurulmalı."
  • Hırsızlığa karşı İYİ Parti dahil herkesle çalışılabileceğini, özgürlükler konusunda YENİ Parti, DEM Parti ve sosyalistlerle yan yana gelinebileceğini, ekonomi programında CHP ile bile anlaşmanın zor olduğunu anlattı.
  • NATO karşıtlığında sosyalistlerin yalnız kaldığını hatırlattı.
  • Formülü: "Gerekirse tek başına kalmayı göze alan ama her zaman birlikte mücadeleyi arayan bir çizgi."
  • Emek ve Özgürlük İttifakı deneyiminin geliştirilebileceğini söyledi. Özgür Özel'den randevu istediğini açıkladı.
  • YENİ Parti'nin sağa kaymasına itirazını yineledi: "Bunun için sağ siyaset yapmaya gerek yok."
7. Dünya: "uluslararası karşı devrim"
  • Son kongre dönemindeki tespiti hatırlattı: merkezinde Trump, Musk ve Netanyahu'nun durduğu, Erdoğan'ın da parçası olduğu bir uluslararası karşı devrim.
  • Porto Alegre'deki antifaşist konferansı ve her kıtada benzer toplantılar örgütleme kararını anlattı.
  • Kendi başarısızlıklarını da söyledi: Trump–Erdoğan dostluğunun ve İsrail ticaretinin "çıplak gerçeğini" toplumun geniş kesimlerine taşıyamadıklarını.
8. Umut ve özne
  • Türkiye toplumunun yarısının 25 yıl boyunca bu iktidara teslim olmadığını, direnişin "bayrak yarışı" gibi el değiştirdiğini söyledi: Kürtler, kadınlar, gençler, işçi sınıfı.
  • Deniz Göktaş'ın duruşmasından umutla çıktığını anlattı. Bunu Deniz Göktaş Davası ve Mizahın Sınıfı yazımızda işlemiştik.
  • "Kısa yoldan kurtuluş yok" dedi ve Ekmeleddin İhsanoğlu'nu örnek verdi.
  • Kararlarını açıkladı: kapı kapı gezmek, bir sonraki seçime kadar TİP'e oy veren herkesin kapısını çalmak.
  • "Halkı özne kılacak yeni bir siyaset tarzı" çağrısı yaptı. Sendikalara bu hırsızlığa karşı ses yükseltme çağrısında bulundu.

Program, felsefeci İoanna Kuçuradi'nin aramızdan ayrıldığı haberiyle kapandı. Onu İoanna Kuçuradi'yi Genç Yoldaşlara Anlatmak yazımızda andık.

İlk izlenim: teşhis sınıftan, reçete büyük ölçüde hukuktan

Söyleşinin kendisi bu dosyanın tezini taşıyor. Baş sınıf çerçevesini açıkça kuruyor: madenle açılıyor, "patronların iktidarı" diyor, işçinin borsaya neden itildiğini anlatıyor. Ama somut önerilere gelindiğinde dil değişiyor: istifa, komisyon, şeffaflık, mal varlığı beyanı, anayasaya uyulması.

Bir de yanıtsız kalan soru var. Akdeniz açıkça sordu: fonzedeler paralarını nasıl, ne kadar ve hangi değerden alacak? Yarım milyonu aşkın hanenin birikimini ilgilendiren bu soruya somut bir sınıf talebi önerilmedi. Bunu Kontrol Sermaye İçin, Patlama Bizim İçin ve Devre Kesici yazılarımızda ayrıntılı tartışmıştık.

Bu boşluk tesadüf değil. Nereden geldiğini anlamak için yolculuğun başına dönmemiz gerekiyor.


KISIM II — ERKAN BAŞ KRONOLOJİSİ

Erkan Baş'ın hikâyesi Berlin'de başlıyor. Bu ayrıntı süs değil. Anlattığı sınıf deneyiminin bir kısmı kendi ailesinin göç hikâyesinden geliyor.

Kökler
  • 14 Temmuz 1979, Batı Berlin. Yugoslavya'dan göç etmiş Boşnak bir ailenin çocuğu. Babası Almanya'da "misafir işçi", annesi ev kadını ve eski tekstil işçisi. Kaynaklar: tip.org.tr/genel-baskan, İngilizce Vikipedi, Cumhuriyet.
  • İstanbul, Alibeyköy. Çocukluğu ve gençliği burada, bir işçi semtinde geçti.
  • Öğrenim. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Bilim Tarihi Bölümü. Yüksek lisansa başladı ama bitiremedi. Halk TV, 2008'de yemekhane özelleştirmesine karşı işçi eylemlerine katıldığı için disiplin cezası aldığını yazıyor. TİP'in sayfası nedeni "siyasi baskılar" olarak veriyor.
  • Meslek. Bilim Tarihi Araştırmaları dergisinin genel yayın yönetmenliği, İTÜ'de misafir öğretim görevlisi.

2023'te BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Baş'ı "Alman istihbaratının denetimindeki sol örgütlerde yetişmek" ve "Tito artığı" olmakla suçladı. Baş'ın yanıtı göçmen işçi çocuklarının ortak sesi gibiydi: "Hakaret edilen ülkemizdeki milyonlarca Yugoslavya göçmenidir. Ajan diye itham edilen Almanya'da doğmuş milyonlarca işçi çocuğudur." (Yetkin Report) Bu yanıtın hakkını teslim edelim. Göçmen işçi sınıfının yaşadığı ikili dışlanmayı, ırkçı bir saldırıya karşı sınıfsal bir dille savundu.

Kronoloji tablosu
TarihOlayNot
14.07.1979Batı Berlin'de doğduBoşnak göçmen işçi ailesi
~1995–96Sosyalist İktidar Partisi'ne (SİP) üye oldusoL 2009'da "16 yaşından bu yana" üye olduğunu yazıyor
2001SİP, Türkiye Komünist Partisi (TKP) adını aldı; Baş kurucular arasındaİstanbul İl Sekreterliği ve Merkez Komite üyeliği (yılları doğrulanamadı)
20081 Mayıs Taksim eylemlerinde etkin; yemekhane eylemi sonrası disiplin cezası
Şubat 2009TKP'nin 9. Olağanüstü Kongresi'nde Aydemir Güler'in görevini devraldı29 yaşında. Tarih (1 mi 8 Şubat mı) ve unvan (genel başkan mı genel sekreter mi) kaynaklarda çelişkili
13.07.2014TKP bölündü: aynı gün iki kongreBaş'ın tarafı Haliç'te "12. Kongre"yi yaptı
Temmuz 2014Halkın Türkiye Komünist Partisi (HTKP)Baş genel sekreter (Cumhuriyet, Halk TV) ya da sözcü (İng. Vikipedi); kaynaklar çelişkili
2017"TKP" adı ve amblemi üzerine mahkemeye taşınan anlaşmazlık
07.11.2017HTKP feshedildi, Türkiye İşçi Partisi kuruldu146 kurucu imza (T24 "Aralık 2017" diyor)
21.06.2018AYM, TİP adının kullanılmasına yapılan itirazı oybirliğiyle reddettiE.2018/1, K.2018/9
24.06.2018HDP listesinden İstanbul 1. Bölge milletvekili seçildiBarış Atay da Hatay'dan seçildi
06.10.2018Baş ve Atay HDP'den TİP'e geçtiTİP 53 yıl sonra Meclis'te
2021Ahmet Şık (Nisan) ve Sera Kadıgil (Haziran) TİP'e katıldıKasım: Sedat Peker iddiaları üzerine Duvar raporu
Şubat 2022Müdahale Kongresi (Haliç)
25.08.2022Emek ve Özgürlük İttifakı kuruldu
07.03.2023Kılıçdaroğlu'na destek: "Bu işi ilk turda bitirelim"
03.04.2023TİP 41 ilde kendi listesiyle seçime girme kararı aldıİttifak içinde tartışma
14.05.2023Genel seçim: 956.057 oy (%1,76), 4 milletvekiliBaş İstanbul 3. Bölge'den seçildi
30.01.2024Can Atalay'ın vekilliği düşürüldüAYM daha sonra "yok hükmünde" dedi
21.02.2024Kadıköy'de TKP'nin adayı Maçoğlu varken kendi adayını açıkladıBkz. VII. Kısım
18.03.2024Gökhan Zan'ın Hatay adaylığından destek çekildi
31.03.2024Samandağ kazanıldı (Emrah Karaçay, %47)
Temmuz–Ağustos 20242. Kongre; Amasya, Samsun, Ordu il yönetimlerinin istifası; 8 il örgütünün ayrılışı (Kılavuz)
12.04.2025Ayrılanlar Kızıl Parti'yi kurdu
Ağustos 2025DİSK Basın-İş'te "TİP krizi": dört yöneticinin istifası
1–2.11.20253. Olağan Türkiye Konferansı: "uluslararası karşı devrim" tespiti
Şubat 2026Süreç komisyonu raporuna "hayır"
Nisan 2026Doruk Madencilik işçileriyle açlık grevi
12.06.2026"Ana dili Kürtçe aday" sözleri ve düzeltmesi
21.06.2026Parti Meclisi: "kapı kapı" kararı, krizin yalnızca seçimle çözülemeyeceği vurgusu
04.07.2026İstanbul'da Uluslararası Anti-Emperyalist Barış ZirvesiBeş yabancı konuk sınır dışı edildi
08–09.08.2026Parti Meclisi: çerçeve yasaya "şerhlerimizle birlikte evet"
10.08.2026Çerçeve yasa 467 oyla kabul edildi; TİP "evet" dedi"Yetmez ama evet" eleştirisi (Bkz. VI. Kısım)
20–23.08.2026Balıkesir'de yönetici ve genç kadro kampları
24.08.2026"TİP büyük bir İsimsizler Hareketi haline geliyor"
Eylül–Ekim 2026İlçe kongreleri başladı
1–2.10.2026Atalay'ın açlık grevi, Meclis açılış boykotu, İlke TV söyleşisi

KISIM III — TİP ÖNCESİ: SİP'TEN TKP'YE, 2014 AYRILIĞI

Soy ağacı: bir zincir, beş halka

Bugünkü TİP'in soy ağacı, 1961'in TİP'inden değil başka bir koldan geliyor. Bunu bilmeden "mirasçılık" tartışması anlaşılmaz.

YılHalkaAçıklama
1978Yalçın Küçük TİP'ten ihraç edilirSosyalist İktidar dergisi çevresi oluşur (ihraç yılı bazı kaynaklarda 1979)
1992Sosyalist Türkiye Partisi (STP)
1993Sosyalist İktidar Partisi (SİP)STP'nin kapatılması sonrası
2001SİP, Türkiye Komünist Partisi adını alır
2014TKP ikiye bölünürBir yanda bugünkü TKP, öbür yanda HTKP
2017HTKP'nin devamı olarak Türkiye İşçi Partisi

Kaynak: Serbestiyet, 2023; İng. Vikipedi, HTKP.

Bunun anlamı şu: Erkan Baş'ın siyasi okulu SİP–TKP geleneği. Bu gelenek 1990'lar ve 2000'lerde yoğun bir ulusal bağımsızlık ve cumhuriyetçi-laik vurguyla, sıkı bir kadro disipliniyle ve Kürt hareketine mesafeli bir tutumla biliniyordu. Bugünkü TİP'in bazı refleksleri, örneğin "Cumhuriyet'in ilerici kazanımları" vurgusu ya da Kürt sorununda zaman zaman yaşanan kırılmalar, bu okuldan da izler taşıyor. Ama TİP aynı zamanda bu okula karşı bir isyandan doğdu.

2014: aynı gün iki kongre

13 Temmuz 2014'te TKP aynı gün iki ayrı kongre topladı:

"Atılım Kongresi""12. Kongre"
YerBostancı Gösteri MerkeziHaliç Kongre Merkezi
Öne çıkan isimlerKemal Okuyan, Aydemir GülerErkan Baş, Metin Çulhaoğlu, Kurtuluş Kılçer
SonraKomünist Parti (KP), 2017'de yeniden TKPHTKP, 2017'de TİP

Kaynak: Aydınlık, 14 Temmuz 2014, Diken. Ayrışma protokolüyle "TKP" adı ve amblemi koruma altına alındı (soL, 18 Temmuz 2014). Mal paylaşımında sol dergisi ve portal öbür tarafta kaldı, HTKP'ye gazete ve partinin borçları düştü (Sözcü, 25 Temmuz 2014).

Ayrılığın içeriği

Taraflar o gün birbirine şunları söyledi:

  • Erkan Baş: "Solda genel olarak mevcutla yetinme eğilimi TKP'nin devrimci kadroları tarafından kabul edilmemiştir." (BirGün, 29 Temmuz 2014)
  • Erkan Baş: "Bizim yaşımız yetmedi, kurucu irade olamadık ama devrimci iradeyi şekillendiriyoruz." (Aydınlık)
  • Aydemir Güler: Muhalif çevrenin TKP'nin yakın geçmişini bir başarısızlık olarak damgaladığını ve bundan Merkez Komite'nin "kendileri dışındaki yarısını" sorumlu tuttuğunu söyledi. (BirGün)
  • Kemal Okuyan: "Bu grup yüzünden Türkiye'nin bu şartlarında siyaset üretemez hale geldik." (Aydınlık)

Kaynaklardan çıkan üç tartışma ekseni var:

  1. Gezi değerlendirmesi. Baş'ın tarafına göre parti Haziran 2013'te içine kapanmış, sokaktan kopmuş, kitleyle buluşma fırsatını kaçırmıştı. Öbür tarafa göre TKP direnişin "işaret fişeği" olmuştu.
  2. Parti modeli. "Mevcutla yetinmemek", kapalı bir kadro örgütünden topluma açılan bir partiye geçmek anlamına geliyordu. Daha genç kadrolar bu yöndeydi.
  3. Kürt sorunu. Öbür taraftan Aysan Şener, 2017'de Baş'ın tarafının Kürt siyasetine "liberal" yaklaştığını, onu sınıf analizinden kopuk bir manevra alanı olarak gördüğünü yazdı. "Toplumsal hareketçilik"i ve Syriza/Podemos'u radikal alternatif sanmayı da eleştirdi (Gelenek, sayı 133).

Ulusalcılık ya da parti içi demokrasinin ayrılıkta açıkça tartışıldığını gösteren bir kaynak bulamadık. Bunu iddia etmiyoruz.

Sınıfsal okuma: 2014'ün mirası iki yönlü

2014 ayrılığını yalnızca örgütsel bir anlaşmazlık olarak görmek eksik kalır. Türkiye solunun yüzyıllık sorusu burada yeniden soruldu: parti kitleyle nasıl buluşur?

Baş'ın tarafının itirazında haklı bir çekirdek vardı. Kendi içine kapanan, her toplumsal hareketi "kendiliğindencilik" diye küçümseyen, sokaktaki öfkeyle bağ kuramayan bir parti, sınıf partisi olamaz. Gezi, milyonların sokağa çıktığı ama örgütlü işçi sınıfının belirleyici bir güç olarak sahnede olmadığı bir başkaldırıydı. Bu boşluğu görmek doğruydu.

Ama itirazın yönü tartışmaya açıktı. Kapalılığın panzehiri işçi sınıfının içine yerleşmek olabilirdi: fabrikada, depoda, hastanede, okulda kalıcı örgüt. Seçilen yol ise toplumun geneline seslenmek oldu: medya, seçim, tanınmış isimler, geniş "halk" kategorisi. Birinci yol yavaş, görünmez ve sabır ister. İkincisi hızlı, görünür ve heyecan vericidir. TİP'in sonraki dokuz yılı bu tercihin hem meyvelerini hem bedelini taşıyor.

Bir de unutulmaması gereken bir şey var. 2017'deki ad anlaşmazlığında iki "komünist" parti birbirini burjuva devletin savcılığına şikâyet etti, İzmir'de arbede çıktı, binalara saldırı iddiaları ortaya atıldı (Diken, Cumhuriyet). Baş o gün haklı olarak bir komünist partinin bir başkasını devlete şikâyet etmesini eleştirdi. Ama bu sahne, sol içi ilişkilerin ne kadar kırılgan olabileceğini de gösteriyor. VII. Kısım'da göreceğimiz Kadıköy rekabeti, aynı sorunun 2024'teki biçimi.


KISIM IV — İKİ TİP: 1961–1980 VE 2017 SONRASI

Bugünkü TİP'in en güçlü sembolik sermayesi adı. "Türkiye İşçi Partisi" demek, 1965'te Meclis'e 15 sosyalist milletvekili sokan, Kürt halkının varlığını ilk kez bir kongre kararına yazan, Behice Boran'ın partisi demek. Bu adın taşıdığı mirası ve bugün nasıl sahiplenildiğini dürüstçe konuşmamız gerekiyor.

1961: on iki sendikacının partisi

TİP 13 Şubat 1961'de İstanbul'da on iki sendikacı tarafından kuruldu. BirGün'de Aziz Çelik'in verdiği listede şu isimler var: Kemal Türkler (Maden-İş), Avni Erakalın, Şaban Yıldız, İbrahim Güzelce, Ahmet Muşlu, Rıza Kuas (Lastik-İş), Kemal Nebioğlu, Hüseyin Uslubaş, Saffet Göksüzoğlu, Salih Özkarabay, İbrahim Denizcier ve Adnan Arkın (BirGün). Kaynaklar arasında birkaç isimde farklılık var: Milliyet listesinde Kemal Sülker ve başka isimler geçiyor (Milliyet). Ama hepsinde ortak olan bir şey var: parti, aydınların değil sendikacıların kararıyla doğdu.

Bu ayrıntının önemini kavrayın. Türk-İş tüzüğü sendika yöneticilerinin parti görevi almasını yasaklıyordu. Kurucular bu yasağa rağmen işçi sınıfının kendi partisini kurmayı seçti (Tek Gıda-İş). Altı yıl sonra, 13 Şubat 1967'de, yani TİP'in kuruluş yıldönümünde DİSK kuruldu. DİSK'in dört kurucusu (Türkler, Kuas, Güzelce, Nebioğlu) TİP'in de kurucularıydı (Cumhuriyet). Bu eşleşmeyi kaynakları karşılaştırarak biz çıkarıyoruz. Ama tablo açık: parti ile sınıf sendikacılığı aynı kökten çıktı.

Aydınların gelişi ve ilk gerilim

Şubat 1962'de Mehmet Ali Aybar genel başkan oldu. Onunla birlikte Behice Boran, Sadun Aren, Cemal Hakkı Selek, Fethi Naci gibi aydınlar partiye girdi. Program 1964'te İzmir'deki 1. Büyük Kongre'de kabul edildi (T24).

Aydınlar partiye büyük bir düşünsel güç kattı. Ama ilk gerilim de buradan doğdu: parti işçilerin mi, aydınların mı? 1966 Malatya Kongresi'nde kabul edilen tüzük, parti organlarının yarısının kol işçisi olmasını şart koştu (İnan, UPAD 2023). Bu kural, aydın ağırlığına karşı bir sınıf güvencesiydi. Nihat Sargın anılarında yine de "bürolarda işçi üye yoktu" diye yakınır (TÜSTAV, TİP'li Yıllar tanıtımı).

1965: Meclis'te sosyalistler

10 Ekim 1965 seçiminde TİP 276.101 oy (%2,97) aldı. Millî bakiye sistemi sayesinde 14 milletvekiliyle Meclis'e girdi, Çetin Altan'la birlikte grup 15 kişi oldu. Kaynakların bir kısmı 14, bir kısmı 15 diyor. Tarık Ziya Ekinci'nin açıklaması bu çelişkiyi çözüyor (bianet; Kiriş & Gül).

Bu 15 kişinin yalnızca üçü işçi ya da sendikacı kökenliydi (BirGün). Ama Meclis kürsüsü sınıf için kullanıldı: Aybar ABD üslerini ve ikili anlaşmaları, Boran NATO'yu "emperyalist güçlere bağımlılığın askerî yüzü" diye teşhir etti (sol.org.tr). İktidar millî bakiyeyi kaldırdı ve 1969'da TİP iki milletvekiline düştü.

Büyük tartışmalar

1960'ların sonunda TİP üç tartışmayla sarsıldı:

  1. Millî Demokratik Devrim (MDD) mi, sosyalist devrim mi? Mihri Belli ve Yön çevresi (T24, Mehmet Altan), Türkiye'nin yarı bağımlı olduğunu, sosyalizmden önce subay ve aydınlarla bir millî demokratik devrim gerektiğini savundu. TİP buna karşı çıktı.
  2. Aybar'ın "güler yüzlü sosyalizmi". Aybar, proletarya diktatörlüğünü reddeden, Türkiye'ye özgü bir sosyalizm savunuyordu. 1968'de Çekoslovakya işgalini açıkça mahkûm etti.
  3. Behice Boran ve Sadun Aren'in çizgisi. 1968'de Boran, Aren, Sargın ve arkadaşları Aybar'ın kişisel ideolojisini parti çizgisinin üstüne koyduğunu söyleyen bir önerge verdi. Aybar 1969'da genel başkanlıktan istifa etti. Boran 1970'te genel başkan seçildi (Gelenek; Aksakal).

Boran'ın 1968'de yazdığı Türkiye ve Sosyalizm Sorunları bu tartışmanın en kapsamlı metnidir. Kitaba göre Türkiye'de sosyalizm mücadelesi ile millî bağımsızlık mücadelesi tek ve aynı mücadeledir. Aşamacı devrim anlayışı reddedilir. İşçi sınıfı, örgütlü partisiyle bilinçlenen öncüdür (Textum).

1970: Kürt halkı bir kongre kararında

29–31 Ekim 1970'te toplanan 4. Büyük Kongre tarihî bir karar aldı. Kararlarda "Doğu'da Kürt halkının yaşadığı" açıkça yazıldı. Hâkim sınıfların bu halka uyguladığı baskı, terör ve asimilasyon tespit edildi. Sorunu "bölgesel kalkınma" meselesi olarak görmenin şovenizm olduğu söylendi. Kürt halkının demokratik istemlerinin işçi sınıfının sosyalist mücadelesiyle bütünleştirilmesi çağrısı yapıldı (TÜSTAV, kongre kararları).

Bunun bedeli ağır oldu. 12 Mart muhtırasından sonra Anayasa Mahkemesi Temmuz 1971'de partiyi "bölücülük" gerekçesiyle kapattı (tarih kaynaklarda 20 ya da 21 Temmuz). Sıkıyönetim mahkemesi Boran'a 15 yıl hapis verdi. Yöneticiler 1974 affıyla çıktı (Tr724; bianet).

1975–1988: ikinci TİP ve tasfiye

1 Mayıs 1975'te Boran ve Nihat Sargın TİP'i yeniden kurdu. Bu ikinci TİP, Tanıl Bora'nın deyişiyle Sovyet yönelimli bir "Marksist-Leninist ortodoksi" çizgisindeydi (Birikim). Ama 1960'lardaki etkisini bulamadı. 1977 seçiminde yalnızca 20.565 oy (%0,14) aldı (İng. Vikipedi). 1978'de Bahçelievler'de yedi TİP'li öğrenci katledildi.

12 Eylül 1980'de parti yeniden kapatıldı. Boran yurt dışına çıktı ve 10 Ekim 1987'de Brüksel'de öldü. Aynı hafta TİP ile TKP'nin birleşme kararı açıklandı. Ortaya çıkan Türkiye Birleşik Komünist Partisi (TBKP), Sovyetler Birliği'ndeki "yeniden yapılanma" rüzgârıyla devrimci programdan uzaklaştı. 1990'da yasal parti olarak kuruldu, 1991'de kapatıldı ve üyelerini bir sosyal demokrat partiye katılmaya çağırdı (İng. Vikipedi, TBKP).

Bu son halkayı atlamayın. TİP adının taşıdığı miras yalnızca 1965'in zaferi ve 1970'in cesareti değil. Devrimci programın revizyonizm ve tasfiyecilikle nasıl çözüldüğünün dersi de bu mirasın parçası. Bizim gelenek, işçi sınıfının bağımsız devrimci partisinin "yeni düşünce" adı altında burjuva demokrasisine teslim edilmesini her zaman eleştirdi. Bu eleştiri bugün de geçerli.

2017: miras nasıl sahipleniliyor?

Bugünkü TİP adı 2018'de Anayasa Mahkemesi'nin oybirliğiyle verdiği kararla hukuken güvenceye kavuştu (AYM kararı). Parti kuruluş yıldönümünü 13 Şubat 1961'den sayıyor. 60. yıl açıklamasında Kemal Türkler'i, Behice Boran'ı, Aybar'ı, Yaşar Kemal'i ve Çetin Altan'ı anıyor (tip.org.tr). Erkan Baş 2020'de şöyle diyor: "TİP, ta 1960'lardan bu yana Türk ve Kürt emekçilerinin birlikte mücadele etmesi gerektiğini savunan bir parti." (Cumhuriyet)

İlginç bir ayrıntı var. Parti programı mirasını 1961'den değil, 10 Eylül 1920'de kurulan Türkiye Komünist Partisi'nden başlatıyor (tip.org.tr/parti-programi). Programda 1961 TİP'ine ya da Behice Boran'a doğrudan bir atıf bulamadık. Yani ad 1961'den, program soy ağacı 1920'den, örgütsel kök ise SİP–TKP çizgisinden geliyor.

Mirasa itiraz edenler de var:

  • "TİP (1961–1988)" adıyla anılan bir grup, 60. yılı ayrı andı ve kendini 1988'de TBKP'ye katılan tarihsel parti olarak tanımladı (bianet).
  • Bazı eski TİP'liler tarihsel bir devamlılık olmadığı için adın kullanılmasını eleştirdi (Serbestiyet).
  • Haziran 2026'daki "ana dili Kürtçe aday" tartışmasından sonra Şeyhmus Diken, Behice Boran'ın arkadaşlarının tarihe emanet ettiği adın bu mirasa yaraşır biçimde taşınması gerektiğini yazdı (Güneydoğu Ekspres).
  • Öbür yanda İrfan Aktan, 2018'de Baş ve Atay'ın HDP'den TİP'e geçişini 1970 Kürt kararıyla süreklilik içinde okudu (Gazete Duvar).
Sınıfsal okuma: adı almak kolay, kökü almak zor

Bir partinin adını almak bir AYM kararıyla mümkün. Ama 1961'in TİP'ini TİP yapan şey adı değildi. Üç şeydi:

1961–1971 TİP'i2017 sonrası TİPSoru
Sendikacıların kararıyla kurulduBir sol partinin bölünmesinden doğduÖrgütlü işçiler partinin neresinde?
Organların yarısı kol işçisi olacaktı (1966)Tüzükte işçi kotası ya da işyeri birimi şartı yokAydın ve tanınmış isim ağırlığına karşı güvence ne?
DİSK'le aynı kökten çıktıSendikalarla ilişkisi tartışmalı (DİSK Basın-İş krizi)Parti ile sınıf sendikacılığı nasıl ilişkilenmeli?
1970'te Kürt halkının varlığını kongre kararına yazdıProgramda kendi kaderini tayin hakkı var, ama söylemde kırılmalar yaşanıyorProgram pratiğe ne kadar yansıyor?
Boran: "ancak işçi-emekçi sınıfların ve onların sosyalist partisinin iktidarı""Emeğin iktidarı" hedefi var, ama örgüt modeli "kitle partisi"Hedefe giden örgüt hangisi?

Mirası gerçekten sahiplenmek, Boran'ın fotoğrafını kongre salonuna asmak değil, kurucu on iki sendikacının yaptığını yapmaktır: partiyi işçi sınıfının örgütlü kesiminin elleriyle kurmak, parti organlarında işçinin sesini güvenceye almak, Kürt halkının hakkını bedeli ne olursa olsun savunmak. Sonraki kısımlarda bugünkü TİP'in bu üç ölçüte ne kadar yaklaştığını tartışacağız.


KISIM V — TİP'İN TÜRKİYE İÇİN DEĞERİ

Eleştiriye geçmeden önce hakkını teslim edelim. TİP'in son dokuz yılda Türkiye'ye kazandırdıkları azımsanacak şeyler değil.

1. Sosyalizm kelimesini ana akıma geri taşıdı

1980'den sonra "sosyalizm" kelimesi televizyon stüdyolarından, Meclis kürsüsünden, gençlerin gündelik dilinden kovulmuştu. TİP bu kelimeyi geri getirdi. Erkan Baş'ın 2022'deki "insanların evine sosyalistler çökmüyor, kapitalistler çöküyor" yanıtı (Diken), sağın sosyalizm korkutmacasına karşı geniş bir kitleye ulaşan bir cümleydi. Yargıtay kayıtlarına göre TİP'in üye sayısı 2022'nin başında 7.624'ten 2024'ün başında 43.206'ya çıktı. Bu, aynı dönemde sosyalist partilerin toplamından fazlaydı (Gazete Duvar). Bu gençlerin çoğu sosyalizmle ilk kez TİP üzerinden tanıştı.

2. Meclis kürsüsünü sınıf için kullandı
  • 2019'dan beri asgari ücretin vergi dışı bırakılmasını savundu (Karar).
  • 2023'te "272 gemi Türkiye'den İsrail'e ne götürdü?" diye sordu (İstiklal).
  • NATO'ya karşı tutumunu iktidar ve ana muhalefetin dışında tutarlı biçimde savundu (BirGün).
  • 2024'te sermayeden alınmayan vergilerle okullardaki bütün çocukların doyurulabileceğini söyledi (Cumhuriyet).
3. Hukuksuzluğa karşı ısrar

Can Atalay davası Türkiye'de anayasal düzenin çöküşünün en açık belgesi oldu. TİP bu davayı yıllardır gündemde tutuyor. Atalay'ın Hatay'dan seçilmesi, depremden çıkmış bir halkın kendi temsilcisini seçme iradesiydi. Bunu Bir Hukuk Rejiminin Tasfiyesi ve Halkın Aydın'ı: Can Atalay yazımızda anlattık.

4. Teşhir pratiği

Sedat Peker iddiaları üzerine hazırlanan Duvar raporu, sonra fon soygununda Ahmet Şık'ın soru önergeleri, ihbar adresi ve Bilim Kurulu çalışması, muhalefetin dağınık açıklamalarından farklı olarak sistematik bir belgeleme pratiği. Bunu Kapı Kapanmadan Kim Çıktı? yazımızda işledik.

5. İşçi eylemlerine fiziksel katılım

Nisan 2026'da Doruk Madencilik işçileriyle Ankara'da açlık grevine girmesi ve "holdingin kapısına dayanacağız" çağrısı (Cumhuriyet) bir milletvekilinin işçi direnişine bedenini koyabileceğini gösterdi. Kasım 2024'te toplanan I. İşçi Kurultayı da bu yönde bir adımdı.

6. Yerel yönetimde bir kapı: Samandağ

2024'te Samandağ'ı Emrah Karaçay'la (%47,06) kazanması (Habertürk), sosyalistlerin depremzede bir ilçede yönetim sorumluluğu almasıydı. Üstelik TKP orada aday çıkarmayıp TİP'in adayını destekledi (Cumhuriyet). Bu, sol içi işbirliğinin mümkün olduğunun kanıtı.

7. Kürt sorununda sorumluluk

Rapora "hayır", yasaya "evet" tutumu tutarlı bir tutum. Şeffaflık ısrarı, İmralı görüşme tutanaklarının istenmesi, muhalefet şerhine izin vermeyen bir rapora karşı çıkılması doğruydu. Çerçeve yasayı Çerçeve Yasa'nın Sınıfsal Analizi ve Can Atalay'ın "Çerçeve Yasa" Açıklaması Üzerine yazılarımızda tartışmıştık.

Kısacası: TİP, Türkiye'de sosyalist siyasetin görünmezlikten çıktığı bir dönemin adı. Bunu görmezden gelmek haksızlık olur. Görünürlüğü kalıcı örgütlülüğe dönüştürmek ise önümüzdeki ortak görev. Şimdi bu ikisi arasındaki mesafeye birlikte bakalım.


KISIM VI — GÜÇLENMESİ GEREKEN ALANLAR: DERİN SINIFSAL ANALİZ

Yoldaş, bu kısmı okurken şunu aklında tut. Eleştirdiğimiz şey kişiler değil, bir siyaset modeli. Bu model TİP'e özgü de değil. Dünyada Podemos'tan Syriza'ya, Corbyn hareketinden Sanders kampanyalarına kadar yirmi yılın "yeni sol" deneyimlerinin ortak modeli bu. Hepsi büyük bir umut yarattı, hepsi benzer sınırlarla karşılaştı. TİP'li yoldaşların bu deneyimlerden ders çıkarması için hâlâ vakit var.

1. "Sınıf" söylemde var, örgüt modelinde yok

TİP'in programı sosyalizmi, işçi sınıfının iktidarı almasını ve üretim araçlarının özel mülkiyetine son verilmesini hedefliyor. Baş da "Türkiye'yi bu iktidardan kurtarabilecek tek güç Türkiye işçi sınıfıdır" diyor (T24, Kasım 2024).

Peki örgüt modeli ne diyor? 2. Kongre Çerçeve Belgesi partiyi "on binlerce üyesi, yüz bine ulaşan gönüllüleri ve milyonları bulan destekçileri" olan bir yapı olarak tanımlıyor (tip.org.tr). Tüzükte partinin temel birimi "toplumsal bir alanda" kuruluyor. İşyeri birimi zorunlu değil, işçi üye için bir kota ya da öncelik yok (tip.org.tr/tuzuk).

1966'nın TİP'i organlarının yarısını kol işçisine ayırmıştı. Bugünkü TİP'in organlarında kaç işçi var? Partinin bunu açıklayan bir verisini bulamadık. Verinin yokluğu da bir veridir. Bir sınıf partisi, kendi sınıfsal bileşimini bilmek ve açıklamak zorundadır.

Bu, aşağıdaki tabloda gördüğümüz büyüme ve gerilemeyle de bağlantılı:

TarihÜye sayısı (Yargıtay)
Mart 20227.624
Ocak 202311.122
Ocak 202443.206
Temmuz 202536.044
Ocak 202635.547
Temmuz 202635.130

Kaynaklar: Gazete Duvar, Rudaw, Diken.

2023 seçim dalgasıyla üye sayısı bir yılda dört katına çıktı, sonra iki buçuk yılda yaklaşık beşte bir azaldı. Bu, heyecanla gelip örgütle tutulamayan bir kitlenin tablosu. Seçim, medya ve tanınmış isimler insanları kapıdan içeri alır. Onları içeride tutan şey ise işyerinde, mahallede, okulda gündelik bir örgüt pratiği ve sistematik eğitimdir. Ağustos 2024'te ayrılanlar da tam bundan yakındı: sosyalist eğitim "kitlesel parti öyle olmaz" denilerek yapılmıyordu (bianet).

2. "Halk", "yurttaş", "isimsizler": özne kim?

İlke TV söyleşisine geri dönün ve hangi kelimelerin kaç kez geçtiğine bakın. "Yurttaş", "vatandaş", "halk", "toplumun yarısı" çok sık. "İşçi sınıfı" daha az, ve çoğunlukla bir kesim olarak: "bayrak yarışında" sırası gelen Kürtler, kadınlar, gençler gibi.

Ağustos 2026'daki "İsimsizler Hareketi" vurgusu bu gerilimin en iyi örneği. Baş, 24 Ağustos'ta Balıkesir'deki dört günlük yönetici ve genç kadro kamplarının ardından şunu yazdı (ANKA; İlke TV):

"Adını ve yüzünü bilmediğiniz on binlerin yarattığı Türkiye İşçi Partisi... büyük bir 'İsimsizler Hareketi' haline geliyor."

İsimsizleri sayarken şoförleri, motokuryeleri, sağlıkçıları, öğretmenleri, madencileri, büro ve fabrika çalışanlarını anıyor. "Bu hareketin isimsiz kahramanları, partimizin mihenk taşı, geleceğimizin kurucularıdır" diyor. Ve şu cümleyle bitiriyor: "Daha fazla isimsize ihtiyacımız var... sınıfının muazzam kuvvetini siyasi bir iradeye dönüştürmek için."

Bu vurgunun hakkını teslim edelim. Tanınmış isimler üzerinden büyüyen bir partinin genel başkanı, partinin asıl gücünün adı bilinmeyen emekçiler olduğunu söylüyor. Son cümlede "sınıfın kuvvetini siyasi iradeye dönüştürmek" hedefi açıkça var. Bu, bizim de savunduğumuz yön.

Bizim katkımız, "isimsiz" kategorisini sınıf kategorisine bağlamak. "İsimsizler" görünürlük üzerine kurulu bir kavram: karşıtı "ünlüler", sermaye değil. Bir şoför ya da bir hemşire, adı bilinmediği için değil, emeğini satarak yaşadığı ve ürettiği değere el konduğu için bu hareketin öznesi. "İsimsizler hareketi"nin kalıcı bir sınıf hareketine dönüşmesi için bu isimsizlerin işyerlerinde, işkollarında, sendikalarda örgütlü bir güç olarak partinin organlarında yer alması gerekiyor. O zaman isimsizler, kendi adlarıyla konuşan bir sınıfa dönüşür.

Tanıl Bora'nın 2022'de TİP için kullandığı kavram buradan çıkıyor: sol popülizm (Birikim). Popülizmin temel hamlesi, toplumu "halk" ve "seçkinler" diye ikiye bölmek. Sol popülizm bu ikiliği soldan kurar: "halk" ve "saray", "namuslular" ve "hırsızlar", "isimsizler" ve "doymayan iktidar". Bu dil ajitasyonda etkilidir, kalabalık toplar. Ama üç şeyi geri plana iter:

  1. Sermayeyi. "Saray" ya da "doymayan iktidar" düşman olarak konduğunda, sarayla iş yapmayan ama aynı sömürüyü sürdüren sermaye kesimleri görünmez olur. Fon soygununun arkasındaki yapı, fiktif sermayenin üretimden kopuşu ve SPK'nın kaldıraçlı büyük oyuncuyu koruyan kararları "hırsızlık" kelimesinin altında kaybolur.
  2. Sınıf içi çıkar çatışmasını. "Halk" bir bütün olarak görüldüğünde, örneğin muhalefet belediyelerinde işçiye karşı uygulanan taşeron ve sendikasızlaştırma politikaları "halkın belediyesi" söylemi içinde eriyip gider.
  3. Örgüt ihtiyacını. Popülizm halkın zaten hazır olduğunu, yalnızca doğru temsilciyi beklediğini varsayar. Sınıf siyaseti ise işçinin kendi çıkarının bilincine örgütlü mücadele içinde vardığını bilir.

Baş'ın kendi sözleri bu gerilimi taşıyor. 2023'te "Sadece sol ya da sosyalist değil, her görüşten oy alabilecek bir partiyiz" dedi (Medyascope). İlke TV'de ise YENİ Parti'ye haklı olarak şunu söyledi: "Sağ siyaset yapmaya gerek yok. Biz kendi değerlerimizi ortaya koyalım." Bu ikinci cümle doğru. Bizim önerimiz, bu cümlenin mantığını bir adım ileri taşımak: her görüşten işçiye seslenmek, her görüşten seçmene seslenmekle aynı şey değildir.

3. Ahlak dili ve "çürüme"

Fon krizinde Baş'ın baskın kelimeleri "hırsızlık", "soygun", "suç örgütü", "namuslu insanlar", "temiz insanlar". "Kapitalizmin çürüme aşaması" tespiti doğru bir sezgi. Ama mekanizması açılmadığında çürüme bir ahlak sorunu gibi görünür: kötü insanlar iyi bir düzeni bozmuştur, temizlenirlerse düzen düzelir.

Oysa "Kapı Kapanmadan Kim Çıktı?" ve "Kontrol Sermaye İçin, Patlama Bizim İçin" yazılarımızda gösterdiğimiz gibi, fon krizi yasadışı bir sapma değil, büyük ölçüde yasal bir mekanizmanın işleyişi: imtiyazlı pay, serbest fon, ilişkili taraf işlemleri, kaldıraç. Bu mekanizma ücretin bastırıldığı bir ekonomide küçük birikimi piyasaya iter ve kriz anında faturayı ücretliye keser.

Baş'ın önerdiği istifalar ve araştırma komisyonu, teşhir açısından değerli. Ama hiçbiri bu mekanizmaya dokunmuyor. Fonzedelere dair sorunun yanıtsız kalmasının nedeni de bu. Sınıf talebi şöyle kurulabilirdi:

  • Tasfiyede küçük birikime öncelik, büyük ve kaldıraçlı pozisyonlara en son ödeme.
  • Fon kurucularının ve ilişkili şirketlerin kişisel mal varlığıyla sorumluluğu.
  • SPK'nın kredili işlem teminat indiriminin geri alınması.
  • Bankaların ve aracı kurumların kamu denetimine alınması.
  • Ücretin enflasyona endekslenmesi, ki küçük birikim "son umut" diye borsaya itilmesin.

Bunlar "hırsızları yakalayın" demekten farklı bir şey söyler: "Bu düzen ücretlinin birikimini sermayeye aktaran bir pompa. Pompayı kapatın."

4. Rejim ekseni ile sınıf ekseni

TİP'in 3. Konferans Siyasal Raporu'nda dünyadaki karşı devrimci saldırının Türkiye'de "100 yıllık Cumhuriyet tarihi içindeki ilerici kazanımlara" açılan bir savaş biçimini aldığı yazıyor (tip.org.tr). 2. Kongre belgesinin başlığı da "Cumhuriyet'in 2. Yüzyılında Emekçiler Kazanacak".

Bu çerçevenin bir haklı yanı var. Laiklik, kadın hakları, bilim, eğitim gibi kazanımlar gerçekten saldırı altında. Ama çerçeve iki tehlike taşıyor:

  1. Cumhuriyet bir sınıf devletiydi. 1923'ten bu yana bu devlet kendi işçisine grev hakkını yıllarca vermedi, Kürt halkının varlığını inkâr etti, 1946'dan sonra NATO'ya bağlandı. "İlerici kazanımları savunmak" ile "cumhuriyeti savunmak" aynı şey değil. Sınıf siyaseti kazanımları savunur, ama onları kazandıran mücadeleyi de hatırlatır: o kazanımların çoğu devletin lütfu değil, işçi sınıfının, kadınların, ezilen halkların mücadelesiyle alındı.
  2. Rejim ekseni, burjuva muhalefetle aynı zemine çeker. "Saray rejimine karşı Cumhuriyet" ekseni, CHP'den YENİ Parti'ye, İYİ Parti'ye kadar herkesin üzerinde birleşebileceği bir zemindir. Bu zeminde sosyalist parti en radikal cumhuriyetçi olur, ama sınıfın bağımsız partisi olmaz.

Haziran 2026'daki "ana dili Kürtçe aday" sözünü de bu çerçevede okumak gerekiyor. Baş sözünü hemen düzeltti ve bunu takdir etmek gerekir. Yine de bu ifadenin arkasında bir seçmen kaygısı olabileceğini düşünüyoruz: cumhuriyetçi-laik seçmenle bağı koruma kaygısı. Ağustos 2024'te ayrılanların "Türk kimliğinin öncelikli olduğu bir hassasiyet hiyerarşisi" eleştirisi (T24) tam bu noktaya dokunuyordu.

5. Seçimcilik ve parlamentarizm
  1. Kongre belgesine göre seçimler "kurumsallığı, bütünsel siyaseti, geniş kitlelere seslenmeyi" geliştirmek gibi işlevlerle yüklü. Bunda yanlış bir şey yok. Bolşevikler de Duma'yı kürsü olarak kullandı.

Sorun, seçimin işlevinin amaca dönüşmesi. TİP'in son üç yılının ana çizgisi seçim takvimine göre şekillendi:

  • 2023'te "tek aday, ilk turda bitirelim" çizgisinin en ateşli savunucularındandı (haberler.com). 2026'da YENİ Parti'yi sağa açıldığı için eleştirirken aynı eleştiriyi geriye dönük olarak Kılıçdaroğlu dönemine de yöneltti (Yeni Ankara). Peki 2023'teki desteğin özeleştirisi nerede?
  • 2023'te Ekmeleddin İhsanoğlu'nu örnek göstererek beklemenin kabul edilemez olduğunu söyledi. 2026'da yine İhsanoğlu'nu örnek göstererek "kısa yoldan kurtuluş yok" dedi. İki cümle de doğru. Ama ikisinin arasında Kılıçdaroğlu'na verilen "tam destek" var.
  • Meclis'e girmek, büyük ölçüde yüksek görünürlüklü isimlerin transferiyle oldu: HDP listesinden seçilen iki milletvekili, HDP'den Ahmet Şık, CHP'den Sera Kadıgil. Bu isimler değerli. Ama partinin Meclis'teki varlığı, kendi seçmen tabanının değil, transferin ürünü olarak başladı.

Sınıf siyaseti seçimi reddetmez. Ama seçimi örgütün ölçüsüne göre kullanır, örgütü seçimin ölçüsüne göre kurmaz. Bir seçim kampanyası ne kadar fabrika komitesi, ne kadar sendika üyesi, ne kadar kalıcı mahalle örgütü bıraktı? Asıl bilanço sorusu budur, oy oranı değil.

6. Sendikalar: iki uç arasında

Sınıf partisi ile sendika ilişkisi iki zorlukla sınanır:

  1. Sendikayı partinin uzantısı yapmak. Ağustos 2025'te DİSK Basın-İş'ten dört yönetici, sendikanın "TİP kadroları üzerinden bir parti komisyonu gibi" örgütlenmek istendiğini söyleyerek istifa etti (Diken). Bu iddiaların doğruluğunu bilmiyoruz. TİP'in ayrıntılı bir yanıtına da ulaşamadık. Ama bu tartışmanın ortaya çıkması bile bir uyarı: sendika, farklı siyasi görüşlerden işçilerin birlik örgütüdür. Partinin görevi sendikada en kararlı, en fedakâr, en demokratik üye olmaktır, sendikayı yönetim kademeleri üzerinden ele geçirmek değil.
  2. Sendikaya dışarıdan çağrı yapmak. İlke TV'de Baş sendikalara fon soygununa karşı ses yükseltme çağrısı yaptı. Doğru çağrı. Ama bir sınıf partisi sendikalara dışarıdan seslenmez, sendikaların içinde, işyerinde örgütlü üyeleri aracılığıyla o kararı aldırmaya çalışır.

Doruk Madencilik direnişine katılım değerli. Ama bu tür katılımlar, partinin işçiler arasında kalıcı örgütü yoksa, olay temelli kalır. Grev biter, kamera gider, parti de gider. Kalıcı olan, o işyerinde kurulmuş parti birimi ve sendikal örgütlenmedir.

7. Lider merkezlilik ve parti içi demokrasi

Hızlı büyüyen bir parti olarak TİP'in en çok emek vermesi gereken alanlardan biri bu. Veriler:

  • Temmuz 2024'te Amasya, Samsun ve Ordu il yönetimleri, 2. Kongre'de Parti Meclisi listesinin "Erkan Baş'ın tavsiye listesi" ile dayatıldığını söyleyerek istifa etti. TİP bu istifacıların çoğunun önceden ihraç edildiğini ya da ayrıldığını, Amasya'da örgüt bulunmadığını ve listenin "sahte" olduğunu söyledi (Cumhuriyet). İki tarafı da aktarıyoruz.
  • Ağustos 2024'te sekiz il örgütü ve İstanbul ile İzmir'den çok sayıda ilçe yöneticisi, tartışmanın "hizip" suçlamasıyla bastırıldığını söyleyerek ayrıldı (T24).
  • Kongrelerde alternatif liste, platform ya da önergeye dair bir kayıt bulamadık. Bu, ya tam bir oybirliğini ya da farklı görüşlerin örgütlenme kanalı bulamadığını gösterir. Hızla büyüyen ve sonra küçülen bir partide birincisinin olma ihtimali düşük.

Partinin genel başkanı aynı zamanda partinin tek medya yüzü olduğunda, parti onun televizyon performansıyla ölçülür hale gelir. Lenin'in "demokratik merkeziyetçilik" ilkesi tam da buna karşı bir güvenceydi: tartışmada tam özgürlük, eylemde tam birlik. Hızlı büyüyen partilerde bu dengeyi kurmak zorlaşır; bu yüzden bilinçli bir çaba ister.

8. Dünya: "karşı devrim" mi, emperyalizm mi?

TİP'in "uluslararası karşı devrim" kavramı (Siyasal Rapor) güncel tabloyu anlatmak için etkili bir kavram. Trump, Musk, Netanyahu ve Erdoğan'ın aynı fotoğrafta durması gerçek.

Ama kavramın bir eksiği var. "Karşı devrim" neye karşı? Ortada bir devrim yok. Kavram, saldırıyı gericiliğin ideolojik bir dalgası olarak tarif ediyor. Oysa bu dalganın altında emperyalist kapitalizmin yeniden paylaşım krizi var: tekellerin kârlılık krizi, silahlanma, ticaret savaşları, enerji ve yapay zekâ rekabeti. Bu saldırıyı yapanlar yalnızca Trump'ın çevresi değil; liberal Avrupa hükümetleri de askerî harcamaları artırıyor, zorunlu askerliği geri getiriyor. Bunu Zenginler Savaş, Öğrenciler Gelecek İstiyor ve Avrupa İşçi Sınıfı Tarihi yazılarımızda anlattık.

"Karşı devrime karşı antifaşist cephe" çerçevesi, liberal emperyalist blokları "ehven-i şer" gibi gösterme riski taşır. Emperyalizm kavramı ise bütün blokları aynı mülkiyet ilişkisine bağlar. Baş'ın NATO karşıtlığı tutarlı, Çin ve Rusya'yı yüceltmemesi doğru. Bu doğru sezgiler bir emperyalizm analizine bağlandığında güçlenir.

9. Çerçeve yasa oylaması ve "yetmez ama evet" eleştirisi

10 Ağustos 2026'da Meclis'te çerçeve yasa 592 milletvekilinden 467'sinin oyuyla kabul edildi. TİP'in milletvekilleri de "evet" oyu verdi. Parti Meclisi 8–9 Ağustos toplantısında bu kararı "şerhlerimizle birlikte evet" olarak tanımlamıştı (tip.org.tr). Erkan Baş'ın gerekçesi açıktı: "Bunca haksızlığa, yanlışa, ayıba rağmen bu teklife evet diyeceğiz. Çünkü barış, Saray'ın insafına terk edilemeyecek kadar önemlidir." Aynı açıklamada "Barışın baş düşmanı Saray'dır" dedi (haberler.com).

Bu tutum farklı yönlerden değerlendirildi.

"Yetmez ama evet" eleştirisi. Cumhuriyet yazarı Zülal Kalkandelen 12 Ağustos'ta şöyle yazdı: "Evetçilerin arasına TİP de katıldı, hepsi eleştirirken onaylamanın aczine düştü" (Cumhuriyet). Eleştirinin özü şu: anayasaya uymayan bir iktidarla anayasa yapılamayacağını söyleyen muhalefet, sorunlu bulduğu bir yasaya "barış" adına onay verdi. Bu, 2010 referandumunda AKP'nin anayasa paketine "yetmez ama evet" diyen liberal ve sol çevrelerin tutumuna benzetiliyor.

Evet oyunun savunusu. Şenol Karakaş ve Volkan Akyıldırım 20 Ağustos'ta yasanın Kürtlerin elli yıllık mücadelesinin bir kazanımı olduğunu, "yetmez ama evet" suçlamasının ulusalcı bir refleks olduğunu savundu (marksist.org).

Değerlendirmemiz. Bu tartışmada iki ayrı soruyu ayırmak gerekiyor:

SoruYanıtımız
Savaşı bitirmeye yönelik bir yasaya "evet" demek doğru muydu?Evet. Savaşın faturasını iki halkın işçileri, yoksul gençleri ve anaları ödüyor. Çatışmanın iki tarafı da bu yasayla silahlı dönemin kapanacağını söylüyorsa, sınıf siyaseti barışın yanında durur.
2010'daki "yetmez ama evet" ile aynı şey mi?Hayır, ama bir uyarı taşıyor. 2010'daki paket yürütmenin yargı üzerindeki denetimini artırıyordu. Destek verenlerin hatası, iktidara "demokratikleşme" kredisi açmak ve bağımsız bir mücadele hattı kurmamaktı. Çerçeve yasa ise bir çatışmanın sona ermesiyle ilgili. Ama ortak bir tehlike var: barış, tek adam rejimini pekiştirecek bir anayasa değişikliğinin örtüsüne dönüşebilir.

TİP bu tehlikeyi kendisi de görüyor. Aynı Parti Meclisi bildirisi, barış adı altında tek adam rejimini uzatacak her türlü anayasa değişikliğine karşı çıkıyor. Yani "evet" koşulsuz değil.

Asıl soru şurada: şerhler nerede yaşayacak? 2010'un dersi, bir "evet"in yanına konan "yetmez"in yalnızca bir açıklama metninde kalırsa iktidarın hanesine yazıldığıdır. Şerhlerin ağırlık kazanması için sokakta, işyerinde, sendikada örgütlü taleplere dönüşmesi gerekiyor: AYM ve AİHM kararlarının uygulanması, kayyumların kaldırılması, tutuklu siyasetçilerin ve Can Atalay'ın serbest bırakılması, ana dilde eğitim, grev ve örgütlenme hakkı. TİP'in "evet"i, bu talepler etrafında bağımsız bir barış ve demokrasi hareketinin örgütlenmesiyle birleştiğinde, "yetmez ama evet" eleştirisine pratikte yanıt vermiş olur.

Bir not daha. TİP bu süreçte iki yönden eleştiri aldı: ulusalcı çevrelerden "evet" dediği için, Kürt hareketine yakın çevrelerden ve partiden ayrılanlardan ise Haziran'daki "ana dili Kürtçe aday" sözü ve 2023 seçimindeki tutumu nedeniyle. İki yönden eleştiri almak ilkeli bir konumun doğal sonucu da olabilir. Bu konumu sağlam kılacak olan, rapora "hayır", yasaya "evet" tutumunun arkasındaki sınıfsal gerekçeyi tutarlı biçimde anlatmak ve örgütlemektir.


KISIM VII — SOL İÇİ BİRLİK: SEKTERLİK ELEŞTİRİLERİ ÜZERİNE

TİP'e yöneltilen eleştirilerden biri sol içi ilişkilerde sekter davranması. Bu eleştiri ilk bakışta tuhaf görünebilir, çünkü TİP aynı zamanda "fazla esnek", "CHP'ye fazla yakın" diye de eleştiriliyor. Bu iki eleştiri çelişmiyor. Aynı tutumun iki yüzü: sola karşı rekabetçi, merkeze karşı uzlaşmacı.

Kadıköy 2024: bir rekabetin bilançosu

TKP, Ovacık ve Tunceli'de belediye başkanlığı yapmış Fatih Mehmet Maçoğlu'yu 2024 yerel seçiminde Kadıköy'e aday gösterdi. Kemal Okuyan 23 Ocak 2024'te TİP'e açıkça seslendi: "Bizim çağrımız Sayın Maçoğlu'nu ve TKP'yi desteklemeleridir." (soL)

TİP 21 Şubat 2024'te Kadıköy'e kendi adayını, Genel Başkan Yardımcısı Doğan Ergün'ü açıkladı. Erkan Baş kararı, TİP'in Kadıköy'ü yönetebileceğine duyduğu güvenle gerekçelendirdi (Cumhuriyet). Atilla Özsever'in aktardığına göre TİP, bir önceki seçimde Kadıköy'de yaklaşık yüzde 10 oy almış olmasına güveniyordu (Gazete Duvar).

Sonuç (Habertürk seçim sonuçları):

AdayPartiOyOran
Mesut KösedağıCHP212.961%68,78
Veli ArslanAKP40.461%13,07
Fatih Mehmet MaçoğluTKP31.038%10,02
Doğan ErgünTİP3.858%1,25

Kaynaklar burada da çelişiyor. Gazete Oksijen'in 1 Nisan haberi CHP'yi %73,78, Maçoğlu'nu %6,12 olarak veriyor (Oksijen). Bu büyük olasılıkla sayımın erken aşamasına ait. Hangi rakam alınırsa alınsın tablo değişmiyor: iki sosyalist adayın toplamı CHP'yi yenmeye yetmezdi. Ama mesele sandığı kazanmak değildi.

Bu tablodan çıkan dersler:

  1. Sosyalist seçmen, adayın sınıf kimliğine ve sicilline baktı. Maçoğlu'nun Ovacık'taki kooperatif deneyimi, "komünist başkan" kimliği somut bir pratikti. TİP'in güvendiği genel seçim oyu ise büyük ölçüde parti markasına ve genel seçim atmosferine verilmişti. Yerel seçimde bu oy dağıldı.
  2. TİP, kendi gücünü sandığın ölçüsüyle değil, umduğu oyla tarttı. "Yönetebiliriz" iddiası, Kadıköy'deki örgüt ve pratikle değil, bir önceki seçimin oy oranıyla gerekçelendirildi.
  3. Sola karşı ortak aday çağrısını reddetmek, sosyalistlerin ortak bir deneyimi sınama fırsatını yok etti. Kadıköy, iki sosyalist partinin bir ilçede birlikte kampanya yürütüp ortak bir yerel program deneyebileceği nadir yerlerdendi.

Adil olalım. TKP de bu konuda kusursuz değil. Okuyan'ın kendi deyişiyle sol partilerin birleşerek güçleneceği varsayımı "problemli". TKP 2023 genel seçiminde sosyalist bir seçim ittifakı çağrısı yaptı ama bu çağrıyı kendi çizgisine katılım olarak kurdu (TKP). Özsever'in yazısına göre TKP de TİP'le pazarlık yapmayı reddetti. Yani Kadıköy, iki partinin de "birlik çağrısını kendi adayına destek" olarak anladığı bir rekabetin örneği.

Ama aynı iki parti Samandağ'da birlikte hareket etti: TKP aday çıkarmadı, TİP'in adayını destekledi ve sosyalistler bir belediyeyi kazandı. Kadıköy ile Samandağ yan yana konduğunda ders açık: birlik mümkündü, tercih edilmedi.

Öteki örnekler
OlayNe oldu?Sınıf ölçütüyle değerlendirme
2023 genel seçim, Emek ve Özgürlük İttifakıTİP 41 ilde ortak liste yerine kendi listesiyle girdi. Gültan Kışanak: "Ortak liste yoksa bu ittifak artık seçim ittifakı değildir." (Kısa Dalga)İttifak ortağına karşı rekabet. TİP vekil kaybettirilmediğini savundu (Serbestiyet). Bu tartışmalı, ama ittifak ortağıyla güven ilişkisinin zarar gördüğü açık
2023, TKP'nin sosyalist ittifak çağrısıTİP, Emek ve Özgürlük İttifakı'nda kalmayı seçtiAnlaşılır bir tercih. Ama ortak bir sosyalist platform ihtimali hiç masaya yatırılmadı
2024, HatayCHP adayı Lütfü Savaş'a itiraz edildi ve TİP, partiyle ilgisi olmayan, tanınmış bir futbolcu olan Gökhan Zan'ı aday yaptı. Sonra pazarlık iddialarıyla destek çekildi (Medyascope)Kendi kadrosu yerine "tanınmış isim" tercihi
2025, DİSK Basın-İşSendika yöneticileri "parti komisyonu gibi" örgütlenme iddiasıyla istifa etti (Diken)Sendikal alanda parti çıkarının birliğin önüne konması iddiası
2023, Kılıçdaroğlu desteği"Tam destek", "ilk turda bitirelim"Merkeze karşı esneklik
Sınıfsal okuma: iki eğilim, tek ölçüt

Sol içinde rekabet ile burjuva muhalefete yakınlık zıt eğilimler gibi görünür. Biri ayrışmayı, öteki uyumu öne çıkarır. Lenin'in "Sol" Komünizm: Bir Çocukluk Hastalığı kitabında uyardığı gibi, ikisinin de çözümü aynı yerde: işçi sınıfının bağımsız örgütüne güvenmek.

  • Sol içi rekabeti öne çıkaran bir tutum, partinin büyümesini sınıfın birliğinin önüne koyma riski taşır. Bir başka sosyalist partinin adayını desteklemek, kendi "markasını" zayıflatmak gibi görünür.
  • Merkeze yakınlığı öne çıkaran bir tutum, burjuva muhalefetin seçmenine ulaşmak için ona yakın durur. Kılıçdaroğlu'nu desteklemek "kaybetmemek", tanınmış bir futbolcuyu aday yapmak "kazanmak" gibi görünür.

İkisinin ortak noktası, sandık ve görünürlük ölçütü. Sınıf ölçütü ise başkadır: bu karar işçi sınıfının bağımsız örgütlenmesini güçlendiriyor mu, zayıflatıyor mu? Bu ölçüte göre:

  • Kadıköy'de Maçoğlu'nu desteklemek, iki sosyalist partinin ortak bir yerel program deneyimine kapı açardı. Doğru olan buydu.
  • Hatay'da tanınmış bir isim yerine yerel işçi ve depremzede örgütlerinden bir aday çıkarmak, kaybedilse bile kalıcı bir örgüt bırakırdı.
  • Kılıçdaroğlu'nu ikinci turda Erdoğan'a karşı desteklemek savunulabilir bir taktikti. Ama ilk turdan "tam destek" vermek, sosyalistlerin kendi programını görünmez kıldı.

Formül şu: sosyalistler kendi aralarında en geniş birliği arar, burjuva muhalefete karşı ise bağımsızlığını korur. TİP'in pratiğinde bu denge her zaman kurulamadı; bunu birlikte kurmak mümkün.


KISIM VIII — BUGÜNKÜ TİP'TE FARKLI EĞİLİMLER

TİP'te resmî bir platform ya da kongrede yarışan alternatif liste olduğunu gösteren bir kayıt bulamadık. Bu yüzden aşağıdaki ayrım bizim okumamız. Parti belgelerine, istifa metinlerine ve kamuya açık açıklamalara dayanıyor. Bir eğilim kişiler değil, partinin içinde birlikte var olan yönelimler demek. Aynı kişi birden fazla eğilimi taşıyabilir.

EğilimNe savunuyor?Nerede görünüyor?
Merkez çizgi: kitle partisiSeçim, medya, geniş "halk" kitlesine seslenme, tanınmış isimlerle büyüme, rejim karşıtı muhalefet içinde en radikal ses olmaKongre belgeleri, Genel Başkan'ın televizyon çizgisi, "her görüşten oy"
İşçi-sendikal eğilimPartinin ağırlığını işyerine ve sendikal mücadeleye kaydırmaI. İşçi Kurultayı (Kasım 2024), Doruk Madencilik direnişi, sendikalardaki TİP'li kadrolar
Kürt sorununda daha ileri tutum isteyenlerKürt halkıyla dayanışmanın seçmen hesabına kurban edilmemesi, Emek ve Özgürlük İttifakı'nın derinleştirilmesi2023'te Ahmet Şık'ın sözleri üzerine gelen istifalar (Murat Uyurkulak vb.), Ağustos 2024'te ayrılan Kılavuz grubunun eleştirileri, Haziran 2026 tartışması
Cumhuriyetçi-laik eğilim"Cumhuriyet'in ilerici kazanımları"nın savunusu, laik seçmenle bağ"Cumhuriyet'in 2. Yüzyılı" çerçevesi, Atatürk sorusuna verilen "saygılıyız" yanıtı
Özgürlükçü-kimlik alanıLGBTİ+, kadın, ekoloji, hayvan hakları gibi alanlarda mücadeleLGBTİ+ Bürosu, kadın örgütlenmesi
Teşhir ve belgeleme eğilimiGazetecilik, belge, soru önergesi ve araştırma üzerinden yolsuzluğun teşhiriAhmet Şık'ın çalışmaları, Duvar raporu, Bilim Kurulu

Bu eğilimler birbirini dışlamıyor. Sağlıklı bir partide birlikte var olabilirler. Sorun şu: eğilimler arasındaki ilişkiyi hangi ölçüt düzenliyor? Bir sınıf partisinde bu ölçüt işçi sınıfının örgütlü çıkarıdır. Kimlik, laiklik, teşhir, Kürt sorunu, hepsi o çıkar üzerinden birbirine bağlanır. Bir kitle partisinde ise ölçüt çoğu zaman seçmen tepkisidir. O zaman eğilimler birbirini dengelemek yerine birbirini kesmeye başlar: Kürt sorununda ileri bir adım laik seçmeni ürkütür, kimlik alanında ileri bir adım muhafazakâr işçiyi, sendikal bir adım medyadaki görünürlüğü.

2024'teki büyük ayrılık tam olarak bu gerilimin patlamasıydı. Bir de ünlülerin geri çekilmesi var. Barış Atay partiden istifa etmedi, ama 2024'te MYK görevini bıraktı ve oyunculuğa döndüğünü açıkladı (Hatay Mahalli Haber). Bu kişisel bir tercih, eleştirecek bir şey değil. Ama tanınmış isimler üzerinden büyüyen bir partinin, o isimler geri çekildiğinde ne kadar ayakta kalacağı sorusunu da beraberinde getiriyor.

Son toplantılarda ne konuşuldu? (Mayıs–Ekim 2026)

Partinin son aylardaki toplantıları, tartıştığımız gerilimin TİP içinde de konuşulduğunu ve bazı adımların bizim önerilerimizle aynı yöne baktığını gösteriyor.

TarihToplantıÖne çıkanlar
3 Mayıs 2026Genişletilmiş İl ve İlçe Yöneticileri Toplantısı, İstanbulTemmuz'daki NATO zirvesine karşı eylemler, Barış Zirvesi hazırlığı, örgütsel büyüme ve üye kazanma hedefleri (tip.org.tr)
21 Haziran 2026Parti MeclisiKrizin yalnızca seçimle çözülemeyeceği, emekçilerin örgütlenmesinin merkezî önemi, mahalle mahalle ve kapı kapı çalışma kararı (tip.org.tr)
4 Temmuz 2026Uluslararası Anti-Emperyalist Barış Zirvesi, İstanbulNATO'ya, emperyalizme ve savaşa karşı ortak cephe çağrısı; beş yabancı konuğun sınır dışı edilmesine rağmen yapıldı (tip.org.tr)
8–9 Ağustos 2026Parti MeclisiÇerçeve yasaya "şerhlerimizle birlikte evet", "Bir Yol Var" halk buluşmalarının sürdürülmesi (PM bildirgesi), bütün il ve ilçelerde kapı kapı çalışma, yönetici kampı kararı (tip.org.tr)
20–23 Ağustos 2026Yaz Yönetici ve Genç Kadro Kampları, BalıkesirMYK, PM, büro ve komisyon üyeleri, il ve ilçe yöneticileri, sendika ve kitle örgütü temsilcileri; 10. kuruluş yıldönümüne giderken "kararlı, kuvvetli, örgütlü bir parti" hedefi (tip.org.tr)
24 Ağustos 2026Genel Başkan'ın kamp sonrası mesajı"TİP büyük bir İsimsizler Hareketi haline geliyor" (ANKA)
Eylül–Ekim 2026İlçe kongreleriÖrneğin Sakarya ilçe kongreleri 2–4 Ekim'de (tip.org.tr)
1–2 Ekim 2026Meclis açılış boykotu ve AYM önü açıklamasıCan Atalay'ın 24 saatlik açlık grevine destek

Bu toplantılardan çıkan umut verici yön. 21 Haziran Parti Meclisi açıklamasındaki iki vurgu özellikle önemli:

  • Direnişin seçim siyasetine indirgenemeyeceği, mücadelenin kapalı kapılar ardındaki pazarlıklarla değil, halkla birlikte örgütlenmeyle yürüyeceği.
  • Emekçilerin örgütlenmesinin ve güçlerinin birleştirilmesinin merkezî görev olduğu. Açıklamanın kendi ifadesiyle parti, "halkla ilmek ilmek örgütlenecek bir mücadelenin en gayretli öznesi" olmayı hedefliyor.

Bu cümleler, 2023'teki "ilk turda bitirelim" çizgisinden anlamlı bir yön değişikliğine işaret ediyor. Kapı kapı çalışma, yönetici kamplarına sendika temsilcilerinin katılması ve "sınıfının kuvvetini siyasi iradeye dönüştürmek" hedefi de bu yönü destekliyor. Yoldaşça önerimiz, bu yönün ölçülebilir hedeflere bağlanması: kaç işyeri birimi, kaç sendikal örgütlenme, kaç işçi kökenli yönetici. Önümüzdeki kongre süreci, bu hedeflerin tüzüğe ve organlara yansıtılması için iyi bir fırsat.


KISIM IX — AYRILANLARIN ELEŞTİRİLERİ VE DEĞERLENDİRMEMİZ

Kimler, ne zaman ayrıldı?
TarihAyrılanGerekçe
Nisan 2023Murat Uyurkulak ve aday Mert Şahin ÖzsoyAhmet Şık'ın HDP hakkında söylediği sözler. Şık ve TİP özür diledi (Rudaw)
Ocak 2024İsmail Göksu, eski Kocaeli il başkanı"Görüş ve yaklaşım farklılıklarımızın çözümsüz kalması" (Nokta)
20.07.2024Amasya, Samsun, Ordu il yönetimleriParti Meclisi listesinin "tavsiye listesi" ile dayatılması, "dar grupçu ve statükocu anlayış" (Cumhuriyet)
12.08.2024Ağrı, Diyarbakır, Batman, Dersim, Mardin, Muş, Siirt ve Van il örgütleri ile İstanbul ve İzmir'den çok sayıda ilçe yöneticisi (70'ten fazla imza, "Kılavuz" grubu)Seçimcilik ve parlamentarizm, tartışmanın "hizip" suçlamasıyla bastırılması, kadro eğitiminin ihmali, Kemalizm'le uzlaşma, Kürt sorununda "hassasiyet hiyerarşisi", kadın mücadelesinin kotaya indirgenmesi (T24; BirGün; Medyascope)
12.04.2025Kılavuz grubu Kızıl Parti'yi kurduEş sözcüler Candan Polat Köksal ve Gün Çağ Aydın (Kısa Dalga)
Ağustos 2025DİSK Basın-İş'ten dört yöneticiSendikanın "TİP kadroları üzerinden bir parti komisyonu gibi" örgütlenmek istenmesi (Diken)
Dışarıdan gelen eleştiriler
  • TKP (Kemal Okuyan, Eylül 2023): "TİP'in aldığı oyu önemli buluyoruz ama bir düzen dışı solun önünün açıldığını düşünmüyoruz." (Rudaw)
  • Gazete Nisan (Mayıs 2023): Kılıçdaroğlu desteği, kurucu meclis yerine parlamenter reform yolu ve parlamentoya bakış (Gazete Nisan).
  • sep.org.tr (Mart 2024): Leninist kadro partisi modelinden seçim ve medya odaklı bir modele geçiş, Kürt sorununda bilinçli belirsizlik, CHP seçmenine yönelme (sep.org.tr).
  • WSWS (Kasım 2024): TİP'i burjuva muhalefetin sol kanadı olarak niteliyor (WSWS).
  • Marksist.org (Haziran 2026): "Ana dili Kürtçe aday" sözlerini Kemalist bir önyargı olarak eleştiriyor (marksist.org).
  • Tanıl Bora (Birikim, Mart 2022): TİP'i "yeniden sol popülizm" kavramıyla tartışıyor (Birikim).
Değerlendirmemiz: haklı olan ne, eksik olan ne?
EleştiriHaklı yanıEksik ya da tartışmalı yanı
Seçimcilik ve parlamentarizmPartinin ana çizgisi seçim takvimine göre şekillendi, örgüt seçimin ölçüsüne göre kurulduSeçimi tümden reddetmek de çözüm değil. Mesele seçimi sınıf örgütünün aracı yapmak
Parti içi demokrasi, "hizip" suçlamasıHızlı büyüyen, lider merkezli bir partide tartışma kanallarının dar olduğu, kongrelerde alternatif sesin görünmediği açıkAyrılanların bir kısmı tartışmayı içeride sürdürmek yerine örgütlü bir ayrılığı seçti. Bunun da bir bedeli var: yeni bir küçük parti, sol içi bölünmüşlüğü artırdı
Kürt sorununda "hassasiyet hiyerarşisi"Haziran 2026 sözü bu eleştiriyi doğruladı. Program ile söylem arasında açık varTİP'in rapora "hayır", yasaya "evet" tutumu ve 1970 kararını sahiplenmesi bu eleştiriyi kısmen yanıtlıyor
Kemalizm'le uzlaşma"Cumhuriyet'in ilerici kazanımları" çerçevesi sınıf ekseninin yerine rejim eksenini koyma riski taşıyorLaiklik ve bilimsel eğitim gibi kazanımları savunmak sınıf siyasetinin de görevi. Sorun savunma değil, çerçeve
Kadro eğitiminin ihmaliÜye kaybı (yaklaşık %19) bunu destekliyor. Eğitimsiz büyüme kalıcı olmuyorPartinin bu konudaki kendi değerlendirmesini bilmiyoruz. 3. Konferans raporunda "mücadele pratiği gözle görülür bir gerileme içindedir" diye bir özeleştiri var (tip.org.tr)
"Burjuva muhalefetin sol kanadı"Kılıçdaroğlu desteği ve rejim ekseni bu eleştiriye zemin hazırlıyorFazla sert. TİP'in NATO karşıtlığı, sermaye vergisi önerileri, işçi direnişlerine katılımı, bu tanımı karşılamıyor

Bütün bu eleştirilerden çıkan ortak tablo şu: TİP, sosyalist bir program ile bir kitle partisi örgüt modeli arasında bir gerilim yaşıyor. Program bir yöne, örgüt modeli başka bir yöne işaret ediyor. Ayrılanlar programın sesine kulak verdi, merkez ise örgüt modelinin. İki tarafın da üzerine birlikte düşünebileceği şey, programı örgüte bağlayan halka: işçi sınıfı içinde kalıcı örgütlenme.


KISIM X — DÜNYADA VE SINIFTA KONUM: AVRUPA'NIN MECLİS SOLU MU, SINIF PARTİSİ Mİ?

Bu kısımda dört soruyu birlikte ele alıyoruz: TİP'in uluslararası ilişkileri nasıl, dünyada kiminle yan yana duruyor? "Aydın partisi" ve elitizm eleştirisi ne kadar yerinde? İşçi sınıfının içinde ne kadar var? Ve en önemlisi: TİP, Avrupa'daki parlamento ağırlıklı sol partilerin yolunda mı, yoksa gerçek bir sınıf partisi olmayı mı hedefliyor?

1. Uluslararası ilişkiler: kiminle yan yana?

TİP'in uluslararası faaliyeti son iki yılda belirgin biçimde arttı.

TarihEtkinlikYan yana durulanlar
26–29 Mart 2026Porto Alegre, I. Uluslararası Antifaşist KonferansDüzenleyiciler: Brezilya'dan PSOL, PT, PCdoB, MST ve CADTM. TİP heyetinde Erkan Baş, Doğan Ergün ve Firuze Taner (tip.org.tr; Porto Alegre Bildirgesi)
4 Temmuz 2026İstanbul, Uluslararası Anti-Emperyalist Barış Zirvesi (NATO'nun Ankara zirvesine karşı)Türkiye'den TİP ve İşçi Demokrasisi Partisi; Almanya'dan Die Linke ve SOL; Belçika'dan PTB; İtalya'dan Fronte Popolare; Yunanistan, İsveç, Finlandiya, Hollanda, Avusturya, Sırbistan, Filistin, Brezilya, İngiltere ve ABD'den barış ve sosyalist örgütler (tip.org.tr)
4 Temmuz 2026Zirveye gelecek beş yabancı konuk sınır dışı edildiAralarında Die Linke, SOL ve Fronte Popolare temsilcileri var (Cumhuriyet)
SürekliAvrupa'daki Türkiyeli göçmenler arasında örgütlenmeBaş'ın İlke TV'de anlattığı diaspora örgütleri

Hakkını teslim edelim. NATO zirvesinin Ankara'da toplandığı günlerde İstanbul'da NATO karşıtı uluslararası bir zirve düzenlemek, iktidarın ve ana muhalefetin ortak "NATO'cu" çizgisi karşısında cesur ve değerli bir adımdı. Konukların sınır dışı edilmesine rağmen zirvenin yapılması da önemli. Avrupa'daki göçmen işçiler arasında örgütlenme, Türkiye solunun eksik kalmış bir alanı.

Tartışılması gereken nokta: hangi enternasyonalizm? Porto Alegre konferansının ev sahibi, Brezilya'nın iktidar partisi PT idi. Konferansa soldan gelen eleştirilerin ortak noktası buydu: faşizme karşı geniş bir cephe, bir hükümet partisinin ve devlet çıkarlarının çerçevesine bağlandığında sınıf bağımsızlığı zayıflıyor. Solidarity dergisinde Ivan Drury Zarin, konferansın temelinde bir "sınıf uzlaşması" olduğunu ve bildirgenin Rusya'nın Ukrayna işgali konusunda sessiz kaldığını yazdı (Solidarity).

Bu eleştiri, Kısım VI'da tartıştığımız "karşı devrim" mi "emperyalizm" mi sorusuyla birleşiyor. "Antifaşist cephe" çerçevesinde liberal hükümet partileri ve devletler müttefik görünebilir. Emperyalizm çerçevesinde ise bütün blokların aynı mülkiyet ilişkisine dayandığı görülür. Sınıf enternasyonalizmi, partiler arası konferansların yanında ülkeler arası işçi bağına dayanır: aynı tekelin farklı ülkelerdeki fabrikalarında çalışan işçilerin, aynı limanda çalışan liman işçilerinin, aynı platformda çalışan kuryelerin ortak örgütlenmesi. Ankara'da NATO'ya karşı konuşmak kadar, İsrail'e silah ve yük taşıyan gemiyi limanda durduran liman işçisini örgütlemek de enternasyonalizmdir.

2. "Aydın partisi" ve elitizm eleştirisi

Bu eleştiri yeni değil. 1960'ların TİP'i de "aydınların partisi" olmakla eleştirildi. Parti buna 1966'da organların yarısını kol işçisine ayıran bir tüzük kuralıyla yanıt verdi (Kısım IV).

Bugün eleştirinin dayandığı üç gözlem var:

  1. Partinin kamusal yüzleri. Genel Başkan bir bilim tarihçisi ve akademisyen. Partinin en tanınan isimleri gazeteci (Ahmet Şık), avukatlar (Sera Kadıgil, Can Atalay), oyuncular (Barış Atay, Mehmet Aslantuğ). Hepsi değerli insanlar ve mücadelelerinde bedel ödediler. Ama partinin topluma görünen yüzü ağırlıkla eğitimli meslek sahipleri ve tanınmış isimlerden oluşuyor.
  2. Seçmen tabanı. Erol Taymaz'ın 2023 analizine göre TİP oylarının İstanbul'da yaklaşık %42'si 2018'de CHP'ye oy vermiş seçmenden, Ankara'da yaklaşık %51'i yeni (genç) seçmenden geldi (Birikim). TİP 2023'te Türkiye genelinde %1,76 alırken Kadıköy'de %9,60 aldı (Habertürk). Bu, kentli, eğitimli, genç orta katmanların ağırlığına işaret eden bir tablo. Bu çıkarım bize ait; partinin seçmen profili üzerine ayrıntılı bir anket bulamadık. Hatay'da tablo farklı: oyların neredeyse yarısı 2018'de HDP'ye oy vermiş seçmenden geldi.
  3. Siyaset tarzı. Televizyon stüdyoları, sosyal medya, basın toplantıları. Bu araçlar zorunlu, ama bu araçlarla yapılan siyaset doğal olarak sözü iyi kullananları, zamanı ve görünürlüğü olanları öne çıkarır. Günde 12 saat çalışan bir depo işçisinin bu siyasette yer alması zordur.

Değerlendirmemiz. Sorun aydınların varlığı değil. Sosyalist hareketin tarihi aydınlarla doludur ve Gramsci'nin deyişiyle sınıfa bağlanan "organik aydın" her sınıf partisinin ihtiyacıdır. Behice Boran da, Sadun Aren de aydındı. Sorun oran ve yön: partinin organlarında, adaylarında ve sözcülerinde işçilerin ağırlığı ne kadar? Aydın sınıfa mı bağlanıyor, yoksa sınıf aydının kampanyasının seyircisi mi oluyor?

Erkan Baş'ın "İsimsizler Hareketi" vurgusu bu eleştiriyi kendisinin de hissettiğini gösteriyor. Bu iyi bir başlangıç. Bir sonraki adım, isimsizlerin partinin organlarında, adaylarında ve televizyon ekranlarında isimleriyle yer alması.

3. İşçi sınıfının içinde ne kadar var?

Bu, dosyanın en zor sorusu, çünkü kamuya açık veri çok az.

Görünen varlık:

  • Kasım 2024'te I. İşçi Kurultayı, ardından TİP İşçi Okulu.
  • 2026'da Doruk Madencilik işçileriyle ortak açlık grevi ve Yıldızlar Holding önündeki eylem çağrısı.
  • Yönetici kamplarına sendika ve kitle örgütü temsilcilerinin katılması.
  • Samandağ belediyesi deneyimi.
  • DİSK Basın-İş'te TİP'li kadroların ağırlığı (2025'teki istifalar bu ağırlığın tartışmalı biçimini gösterdi).

Görünmeyen ya da bilinmeyen:

  • Partinin üyelerinin ne kadarının işçi olduğu, ne kadarının sendikalı olduğu.
  • Kaç işyeri biriminin bulunduğu.
  • Türkiye'nin büyük sanayi havzalarında (Gebze, Kocaeli, Bursa, Manisa, Çerkezköy, Gaziantep, Kayseri gibi) örgütlü bir varlık. Bu havzalarda TİP'in kalıcı işyeri örgütlenmesine işaret eden kamuya açık bir kayıt bulamadık.
  • Metal, tekstil, gıda, lojistik gibi büyük işkollarındaki sendikal yönetimlerde ya da işyeri temsilciliklerinde görünür bir varlık.

Burada dikkatli olalım: kayıt bulamamak, varlığın hiç olmadığı anlamına gelmez. Sendikal örgütlenme baskı altında genellikle görünmez yürütülür. Ama bir sınıf partisinin işçi sınıfının içindeki varlığı, televizyonda görünmese bile grevlerde, sendika seçimlerinde, işyeri komitelerinde görünür. Bu alanda TİP'in varlığı, siyasi görünürlüğüyle orantılı değil.

1961'de TİP'i kuranlar, sonradan DİSK'i kuran sendikacılardı. Bugünkü TİP'in hikâyesi tersinden başladı: önce siyasi görünürlük, sonra sınıfa ulaşma çabası. Bu sırayı ters çevirmek imkânsız değil, ama bilinçli bir yöneliş, bütçe, kadro ve zaman ister.

4. Avrupa'nın meclis solu mu, sınıf partisi mi?

TİP'in Barış Zirvesi'nde yan yana durduğu partiler arasında Avrupa'nın iki önemli sol partisi var: Almanya'dan Die Linke ve Belçika'dan PTB. Bu iki parti, aslında TİP'in önündeki iki yolu temsil ediyor. Avrupa solunun son yirmi yılından kısa bir tablo:

PartiModelNe öğretiyor?
Die Linke (Almanya)Parlamento ve eyalet hükümetleri ağırlıklı geniş sol partiÖncülü PDS'nin SPD ile ortak olduğu Berlin hükümeti döneminde kentin kamu konut şirketi GSW, 2005'te Cerberus ve Goldman Sachs fonunun yer aldığı bir konsorsiyuma satıldı. Hükümet ortaklığı, sermaye düzenini yönetmeye ortaklık riskini gösterdi. Bugün Berlin'de Elif Eralp'in deneyimi bu sınavı yeniden yaşıyor (Elif Eralp'i Ne Bekliyor?)
Syriza (Yunanistan)Seçim yoluyla iktidar2015'te kemer sıkmaya karşı referandumda "hayır" kazandı, ama hükümet 13 Temmuz'da daha ağır koşullu yeni bir kemer sıkma anlaşmasını kabul etti. Örgütlü bir sınıf gücüne dayanmayan seçim zaferinin sınırını gösterdi
Podemos (İspanya)"Aşağıdakiler ve yukarıdakiler" diliyle sol popülizm, medya ağırlıklı yükseliş2020'de koalisyon hükümetine girdi, sonra hızla geriledi. Popülist dilin ve lider merkezli büyümenin kalıcı örgüt bırakmadığını gösterdi
La France Insoumise (Fransa)"Halk" kavramı etrafında lider merkezli hareketBüyük seçim başarıları, ama iç demokrasi ve hareket–parti ilişkisi tartışmaları sürüyor
PTB/PVDA (Belçika)Marksist kökenli, parlamentoya giren ama işyerinde ve mahallede kök salmış partiİşçi mahallelerinde ücretsiz birinci basamak sağlık hizmeti veren "Médecine pour le Peuple" merkezleri, sendikalarda güçlü kadrolar, seçilmiş temsilcilerin ve tam zamanlı çalışanların ücretinin nitelikli bir işçi ücretiyle sınırlanması, fazlasının partiye bağışlanması. Parlamentoyu sınıf örgütünün kürsüsü olarak kullanmanın bir örneği. Kendi içinde de reformizm tartışmaları var
KKE ve PAME (Yunanistan)Güçlü sendikal cephe, işyeri örgütlenmesiSınıf içinde kök salmanın gücünü gösteriyor; öte yandan başka sol güçlerle ortak mücadeleye kapalı tutumu, sol içi birlik açısından ayrıca tartışılıyor

Bu tablo bize şunu söylüyor: meclis varlığı tek başına bir model değildir. Aynı meclis, Die Linke ve Syriza için yönetime ortaklığın, PTB için ise sınıf örgütünün sesini taşımanın aracı oldu. Fark, partinin kökünün nerede olduğunda: meclisteyse meclis partiyi değiştirir, işyerindeyse parti meclisi kullanır.

TİP hangi yolda? Dürüst yanıtımız şu: TİP'in son dokuz yıllık pratiği, büyük ölçüde Die Linke ve Podemos tipine benziyor: meclis ve medya ağırlığı, tanınmış isimler, lider merkezlilik, geniş muhalefet içinde en radikal ses olma, "halk" dili. Ama partinin programı, Baş'ın "emeğin iktidarı" hedefi, 21 Haziran Parti Meclisi açıklaması, kapı kapı çalışma, İşçi Kurultayı ve madenci direnişleri, PTB tipi bir yönelimin işaretlerini de taşıyor.

Bu iki yönelim şu anda partinin içinde yan yana duruyor. Hangisinin ağır basacağı, önümüzdeki kongre sürecinde verilecek kararlara bağlı. Bizim çağrımız açık: meclisi bir araç, sınıf partisini bir hedef olarak görün. Avrupa'nın meclis soluna değil, işçi mahallesinde sağlık merkezi kuran, fabrikada temsilci seçtiren, milletvekilinin ücretini işçi ücretiyle sınırlayan bir sınıf partisine doğru yürüyün.

Elif Eralp'in Berlin'deki zaferini Elif Eralp: Tarih yazdık arkadaşlar yazımızda sevinçle karşılamıştık. Aynı sevinçle şunu da söyledik: seçim zaferi, örgütlü bir sınıf gücüne dayanmadığında, sermaye düzeninin sınırlarına çarpar. Bu ders TİP için de geçerli.

5. İdeolojik konum: Sovyet deneyimi, Stalin, Çin, Rusya, Küba

Bir sınıf partisinin dünyaya bakışı yalnızca güncel dış politika açıklamalarından değil, sosyalizmin yüz yıllık deneyimine nasıl baktığından da anlaşılır. Bu bölümde TİP'in kendi belgelerinden ve açıklamalarından ne bulabildiğimizi, ne bulamadığımızı yan yana koyuyoruz.

Kendini nasıl tanımlıyor? Program açık: TİP "Marksizm-Leninizmi rehber edinen" bir parti, şiarı "Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!" (tip.org.tr/parti-programi). Teorik yayın organının adı Komünist. Parti Mayıs 2026'da Komünist Parti Manifestosu'nu yeniden yayımladı. Bu, kendini "sosyalist kitle partisi" olarak sunan bir partinin ideolojik kökünü hâlâ komünist gelenekte gördüğünü gösteriyor.

Ekim Devrimi ve Sovyet deneyimi. Program, "başta 1917 Ekim Devrimi ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği deneyimi olmak üzere" sosyalist ülkelerin varlığının emekçiler için "eşsiz kazanımlar" yarattığını söylüyor. Aynı zamanda sosyalist hareketin tarihini "eleştirel bir bakış açısıyla" sahiplendiğini ve bu deneyimlerden "dersler çıkarma" görevini üstlendiğini belirtiyor. Erkan Baş'ın 2021'de yayımlanan Yaşamak İçin Sosyalizm kitabı da "Büyük Sosyalist Ekim Devrimi" ifadesini kullanıyor ve 1991'i "dünya çapında ağır bir yenilgi" olarak anlatıyor.

Stalin. Partinin ya da Genel Başkan'ın Stalin dönemine dair açık, yazılı bir değerlendirmesini bulamadık. 2014 ayrılığında da bu konu bir tartışma ekseni olarak görünmüyor (T24). "Eleştirel sahiplenme" formülü değerli, ama içeriği belirsiz kalıyor: neyi sahipleniyor, neyi eleştiriyor?

Bu soru önemli, çünkü sosyalizmin yenilgisini nasıl açıkladığınız, bugün nasıl bir parti kurduğunuzu belirler. Bizim geleneğimiz bu konuda açık bir tutum alır: Lenin ve Stalin döneminde işçi sınıfının iktidarı altında yürütülen sosyalist inşayı, sanayileşmeyi, kolektifleştirmeyi ve faşizme karşı zaferi savunur, hataları ve sapmaları da açıkça tartışır. Sosyalizmin yenilgisini ise 1950'lerin ortasından itibaren Sovyet önderliğinde güçlenen revizyonizme, yani parti ve devlet içinde yeni bir burjuvazinin oluşmasına ve kapitalizmin adım adım geri gelmesine bağlar. 1980'lerin TBKP deneyimi, bu çözülmenin Türkiye'deki yansımasıydı (Kısım IV). Bir sınıf partisinin bu soruda net bir yazılı değerlendirmeye sahip olması, kendi örgütünü yeni bürokratik ve revizyonist sapmalara karşı korumasının da güvencesidir.

Çin. Partinin Çin'in sosyalist mi kapitalist mi olduğuna dair yazılı bir değerlendirmesini bulamadık. Haziran 2026'da TİP, TBMM'den sekiz partili bir heyetle Çin'i ziyaret etti (Friends of Socialist China). Ağustos 2026'da Erkan Baş, Çin Büyükelçiliği'nden bir yetkiliyle Meclis'te görüştü (Yeni Ankara). Bu temaslar bir parlamento partisi için olağan. Ama programın kendisi doğru bir ilke koyuyor: "anti-kapitalizmi içermeyen bir anti-emperyalizm başarısızlığa mahkûmdur" ve emperyalist güçler "farklılaşan ittifak ve bloklaşma ilişkileri içinde" karşı karşıya gelebilir. Bu ilkeden hareketle bizim değerlendirmemiz açık: bugünkü Çin, devlet eliyle yönetilen ama kâr ve sermaye birikimi üzerine kurulu, sermaye ihraç eden, kendi tekellerini dünyaya yayan kapitalist ve emperyalist bir güç. Bunu Perdenin Arkasındaki BRICS yazımızda anlattık: "hangi blok" değil, "hangi sınıf" sorusu.

Rusya. TİP, Ukrayna savaşının başında hem NATO'yu hem Rusya'yı eleştirdi. 22 Şubat 2022'de Baş, NATO'yu "bir terör örgütü" olarak niteledi ve Rusya'nın çatışmayı tırmandıran yaklaşımlardan uzak durmasını istedi (Serbestiyet). 1 Mart 2022'de Meclis'te "Rusya ordusunun harekâtı derhal sona ermeli" dedi (BirGün). Bu, "NATO'ya karşıyız, o halde Rusya haklıdır" kampçılığına düşmeyen, doğru bir çizgi. Tartışılan nokta, yazar Atilla Aytemur'un da işaret ettiği gibi "işgal" yerine "harekât" kelimesinin seçilmesiydi (Serbestiyet). Bizim için Ukrayna savaşı iki emperyalist blok arasında, Ukrayna halkının toprağında ve canı pahasına yürüyen bir paylaşım savaşıdır. İşgale işgal demek ile NATO'nun genişlemesini teşhir etmek birbirini dışlamaz.

Venezuela ve İran. Ocak 2026'da ABD'nin Venezuela'ya saldırısını sert biçimde kınadı ve ABD Büyükelçiliği önünde eylem yaptı (ANKA). Şubat 2026'da İran'a yönelik saldırıyı emperyalist saldırganlık olarak niteledi. Bu tutumlar tutarlı ve değerli.

Küba. TİP'in Küba devrimi, Fidel Castro ya da 2026'daki ABD baskısı hakkında kendi adıyla yaptığı bir açıklama bulamadık. Bulabildiğimiz tek açık ifade, TİP'in de sitesinde yayımladığı ortak Porto Alegre Bildirgesi'ndeki şu cümle: ABD'nin dayattığı "suç niteliğindeki abluka" karşısında Küba ile dayanışma (Porto Alegre Bildirgesi). Türkiye'deki Küba dayanışma etkinliklerinde ise başka sol örgütler ve sendikalar görünüyor (soL; Cumhuriyet). Küba, altmış yılı aşkın ablukaya rağmen emperyalizme boyun eğmeyen bir halkın simgesi. Ekonomisinin bugünkü sınıfsal niteliği tartışılabilir; ama abluka karşısında Küba halkıyla koşulsuz dayanışma, her sosyalist partinin açık ve görünür görevidir.

Dünyadaki geleneklere tavır. TİP'in uluslararası ilişkilerinde belirgin bir eğilim var: Komünist ve İşçi Partileri Uluslararası Toplantısı'na (IMCWP) katıldığına dair bir kayıt bulamadık (SolidNet). Avrupa Sol Partisi'nde de görünmüyor. Bunun yerine geniş bir sol ağıyla ilişki kuruyor: Brezilya'dan PT, PSOL ve MST; Avrupa'dan Die Linke ve PTB; Barış Zirvesi'nde ise bunların yanında farklı komünist ve Troçkist gruplar. Eleştirel bir kaynağa göre TİP'in Almanya örgütünden bir aday, Eylül 2026 Berlin seçiminde Die Linke listesinde yer aldı (WSWS).

Bu açıklığın bir değeri var: farklı geleneklerle dogmatik olmayan bir ilişki. Ama bir sorusu da var: programda "Marksizm-Leninizm" yazan bir parti, uluslararası ilişkilerini hangi program üzerine kuruyor? Troçkizm'den Avrupa komünizmine, Brezilya'nın iktidar partisinden Avrupa'nın parlamento soluna uzanan bir yelpazede ortak payda çoğu zaman "antifaşizm" ya da "NATO karşıtlığı" oluyor. Bunlar doğru ve önemli başlıklar. Ama sınıf enternasyonalizmi, ortak düşman kadar ortak bir devrimci perspektif de ister. İdeolojik konumunu yazılı ve açık biçimde tanımlayan bir parti, farklı geleneklerle ilişkisini de daha sağlam bir zeminde kurar.

6. Sendikalarda tutum

Bu alanda TİP'in son iki yılda attığı adımlar, sınıf çizgisi açısından en umut verici gelişmeler arasında.

Atılan adımlar:

  • Emek Komitesi. Partinin sendikal ve işçi çalışmalarını yürüten bir birimi var (tip.org.tr).
  • I. İşçi Kurultayı (3 Kasım 2024). 35 sektörden temsilcinin katıldığı kurultayda TİP İşçi Okulu'nun kurulması, sektör koordinasyonlarının güçlendirilmesi ve "sendikal demokrasi" kararları alındı. Baş'ın kurultaydaki sözü: "Kavga eden kimse öncü odur ve onun yanında durmalıyız." (tip.org.tr) İşçi Okulu Aralık 2024'te başladı (tip.org.tr).
  • "DİSK 1 milyon üye olmalı" (15 Şubat 2026). TİP'in 65. yıl paneli İzmir'de yapıldı. Baş burada çok önemli bir karşılaştırma yaptı: TİP 2023'te yaklaşık 1 milyon oy aldı, DİSK'in ise 140 bin civarında üyesi var. Ona göre bu oranın tersine dönmesi gerekiyor (Cumhuriyet). Bu, dosyamızın ana tezinin Genel Başkan'ın ağzından bir ifadesi: oy, örgüte dönüşmeli.
  • Direnişlere katılım. Polonez işçilerinin direnişi (Eylül 2024, Sera Kadıgil), Yemeksepeti kuryelerinin mücadelesi (Kasım 2025, tip.org.tr) ve Doruk Madencilik direnişi (Nisan 2026).

Tartışılması gerekenler:

  • DİSK Basın-İş deneyimi. Ağustos 2025'te istifa eden dört yönetici, bazı üyelerin sendikayı "TİP kadroları üzerinden bir parti komisyonu gibi" örgütlemesini gerekçe gösterdi (T24). Sendika yönetimi bu iddiaları reddetti ve "DİSK Basın-İş'in ve işçi sınıfının çıkarları her şeyin üzerinde tutulmalıdır" dedi (DİSK Basın-İş). İki tarafı da aktarıyoruz. Bu tartışmanın dersi şu: parti üyesi sendikacılar, sendikada partinin değil, bütün üyelerin güvenini kazanmak zorundadır.
  • Sarı sendikalar karşısında tutum. 2024 yerel seçim kampanyasında Baş'ın Türk Metal'in Gebze şubesini ziyareti bir eleştirel kaynakta "sendika bürokrasisine yönelim" olarak eleştirildi (WSWS). İşçilerin üye olduğu her sendikada işçilerle buluşmak doğrudur. Ama sınıf sendikacılığı, işverenle uzlaşan sendika yönetimleriyle değil, o sendikaların tabanındaki işçilerle bağ kurar ve tabandan demokratik muhalefeti destekler.
  • Programda bürokrasi eleştirisinin yokluğu. Programda sendikal örgütlenme ve toplu sözleşme hakkı savunuluyor, ama sendika bürokrasisine dair açık bir tespit bulamadık. Türkiye'de sendikalı işçi oranının düşüklüğü kadar, mevcut sendikaların önemli bir kısmının işçi denetiminden uzaklaşması da sorun.

Değerlendirmemiz. "DİSK 1 milyon üye olmalı" hedefi, TİP'in sınıf partisine doğru atabileceği en önemli adımın adı. Bu hedefin gerçekleşmesi için parti üyelerinin işyerlerinde sendikalaşmanın öncüsü olması, işyeri komiteleri kurması, sendikal demokrasiyi her sendikada savunması ve sendika ile parti arasındaki sınırı özenle koruması gerekiyor. 1961'de sendikacılar partiyi kurdu. Bugün parti, sendikaları büyütmenin sorumluluğunu üstlenebilir.


KISIM XI — KİTLE PARTİSİ Mİ, SINIF PARTİSİ Mİ?

Bu kavramlar sık karıştırılıyor. Önce bir yanlış anlamayı düzeltelim: sınıf partisi kitlesel olmayan parti demek değildir. Bolşevik Parti 1917'de yüz binlerce üyeye ulaştı. 1960'ların TİP'i bir kitle partisiydi ve aynı zamanda sendikacıların kurduğu bir sınıf partisiydi. Ayrım büyüklükte değil, örgütün neye dayandığında, kimin denetiminde olduğunda ve neyi amaçladığında.

Kitle partisi (seçim partisi)Sınıf partisi
Temel birimCoğrafi ya da "toplumsal alan" birimi, üye gevşekİşyeri birimi (fabrika, depo, hastane, okul, ofis) ve mahalle
ÜyelikKolay giriş, gönüllüler, destekçiler. Üye ile seçmen arasındaki fark bulanıkAday üyelik, eğitim, görev, aidat. Üye örgütün bir organında çalışan kişidir
Özne"Halk", "yurttaş", "toplumun yarısı", "isimsizler"İşçi sınıfı ve onun etrafında örgütlenen emekçiler, ezilen halklar
Büyümenin ölçüsüOy oranı, üye sayısı, medya görünürlüğüKalıcı işyeri örgütü, sendikal güç, kazanılan grevler, kadro birikimi
SeçimAna faaliyet alanıKürsü ve araç. Kampanyanın bilançosu örgütle ölçülür
LiderlikMedyatik yüz, tek sesKolektif önderlik, işçi kökenli kadroların organlardaki ağırlığı
Parti içi demokrasiYa tartışmasız sessizlik ya da hizipleşmeTartışmada tam özgürlük, kararda tam birlik
Burjuva muhalefete tavırSeçim ittifakı, ortak aday, "önce rejim gitsin"Ortak eylem mümkün, ama programatik ve örgütsel bağımsızlık korunur
Sol içi ilişkilerRekabet, marka korumaBirleşik cephe: işçinin birliği parti çıkarının önündedir
Krizdeki dayanıklılıkSeçim kaybedilince ya da ünlüler gidince dağılırBaskı geldiğinde işyerinde, sendikada, mahallede yaşar

Behice Boran'ın 1968'deki formülü hâlâ geçerli: iktidar "ancak işçi-emekçi sınıfların ve onların sosyalist partisinin iktidarı" olabilir (Gelenek). Bu cümlede iki ayrı özne var: sınıflar ve onların partisi. Parti sınıfın yerine geçmez, sınıfın örgütlü bilincidir. Halkın oyuyla seçilen bir partinin iktidarı, sınıfın iktidarı değildir.

Neden bu kadar önemli?

Çünkü Türkiye'nin önündeki dönem bir seçim dönemi değil, bir baskı dönemi olabilir. Erkan Baş'ın kendisi söylüyor: seçim yasası değişecek, İBB alınacak, belediyeler el değiştirecek. Seçim takvimini iktidar belirliyorsa, seçime göre kurulmuş bir parti, takvimi beklemekle yetinmek zorunda kalır.

Oysa işyerinde örgütlü bir parti, takvimi kendisi yaratabilir. Fon soygununa karşı ses yükseltmenin en güçlü biçimi televizyon açıklaması değil, bir işkolunda iş bırakmadır. Can Atalay için en güçlü baskı bir basın açıklaması değil, Hatay'da depremzede işçilerin ve sendikaların örgütlü yürüyüşüdür. Bunu İşçiler Neden Sağa Oy Veriyor? yazımızda da söyledik: sağa oy, örgütsüzlüğün ifadesidir. Panzehiri daha iyi bir televizyon performansı değil, daha derin bir örgüttür.

Popülizmden uzak bir sınıf siyaseti

Baş'ın İlke TV'de söylediği en önemli cümlelerden biri şuydu: "Çıkacak kanal bulması lazım." Doğru. Türkiye'de öfke birikiyor, fonda parasını kaybeden AKP seçmeninden İç Anadolu'daki köylüye kadar. Ama bu öfkenin bulacağı kanal kendiliğinden sola akmaz. Sağ popülizm de aynı öfkeye kanal arıyor ve elinde daha güçlü araçlar var.

Sol popülizm bu yarışı sağ popülizmin kendi zemininde kazanamaz. "Halk ve saray", "namuslular ve hırsızlar" diliyle konuşan bir solu, aynı dili daha yüksek sesle konuşan bir sağın gerisinde kalabilir. Avrupa'da bunu gördük: işçi sınıfının öfkesini temsil etmeye çalışan sol popülist partiler, bir seçim döneminde parlayıp sonra ya merkeze kaydı ya da dağıldı. Bunu Avrupa İşçi Sınıfı Tarihi dosyamızda ayrıntılı tartıştık.

Sınıf siyaseti başka bir şey söyler: "Öfkenin kaynağı hırsızlar değil, hırsızlığı yasal kılan mülkiyet ilişkisi. Bu ilişkiyi değiştirecek güç de sandıkta değil, üretimde." Bu dil daha yavaştır, daha az alkış alır. Ama krizde ayakta kalan tek dil budur.

Gerçek bir birlikte mücadele için

Baş'ın "başlık başlık ittifak" yaklaşımında doğru bir çekirdek var: farklı güçlerle farklı konularda yan yana gelmek. Ama birlikte mücadelenin iki katı var ve ikisini karıştırmamak gerekiyor:

  1. Burjuva muhalefetle ortak eylem. Hukuksuzluğa, hırsızlığa, sansüre karşı CHP'den, YENİ Parti'den, İYİ Parti'den insanlarla aynı meydanda durmak mümkün ve gerekli. Ama burada sosyalistler programatik bağımsızlıklarını korur, ortak adayın arkasında kendi programlarını görünmez kılmaz.
  2. Emekçilerin ve ezilenlerin birleşik cephesi. Asıl birlik burada. Sosyalist partiler, sendikalar, Kürt halkının siyasi temsilcileri, kadın ve gençlik örgütleri, emekli dernekleri, işçi direnişleri. Bu birliğin temeli seçim pazarlığı değil, ortak bir mücadele programı: ücret, iş güvencesi, grev hakkı, barış, halkların eşitliği, demokratik haklar.

Birleşik cephe, Lenin'in ve Dimitrov'un 1935 raporunun döneminden bu yana bir ilkeyle işler: aşağıdan birlik. Yani parti merkezleri arasındaki pazarlık değil, işyerlerinde, mahallelerde, sendikalarda farklı partilerden ve partisiz işçilerin ortak mücadelesi. Parti liderleri birbirine randevu verdiğinde değil, iki farklı partiden işçi aynı grev komitesinde çalıştığında birlik kurulmuş olur.

Hırsızlığa karşı herkesle birleşilir. Ama hırsızlığı mümkün kılan düzene karşı yalnızca sınıf birleşir.


KISIM XII — TİP'Lİ YOLDAŞLAR İÇİN DÜŞÜNÜLMESİ GEREKEN ADIMLAR

Sevgili TİP'li yoldaşlar,

Bu dosyayı sizi yargılamak için değil, sizinle tartışmak için yazdık. Aşağıdaki öneriler hazır reçeteler değil, sizin partinizin içinde, sizin kongrenizde tartışılabilecek sorular. Bir kısmını belki zaten tartışıyorsunuz. Hepsi aynı hedefe bakıyor: TİP'in yarattığı umudun devrimci bir sınıf çizgisinde kalıcı örgüte dönüşmesi.

Örgüt
  1. İşyeri birimini partinin temel birimi yapın. "Toplumsal alan" yerine, mümkün olan her yerde fabrika, depo, hastane, okul, çağrı merkezi, kargo ve yazılım ofisi birimleri. Mahalle örgütü bunun tamamlayıcısı olsun.
  2. Partinin sınıfsal bileşimini bilin ve açıklayın. Kaç üye işçi, kaçı sendikalı, kaçı hangi işkolunda? Bu veri olmadan sınıf partisi olunduğu iddia edilemez.
  3. 1966 tüzüğünün ruhunu geri getirin. Parti organlarında işçi kökenli üyelerin ağırlığını güvenceye alan bir kural tartışın. Bu kuralı medya yüzleri için değil, organlar için koyun.
  4. Aday üyelik ve eğitim. Üye olmak bir formu doldurmak değil, bir eğitim sürecinden geçip bir görev almak olsun. Üyeleri partide tutmanın en sağlam yolu eğitimli ve görevli üyeliktir.
  5. "Kapı kapı" kampanyasını işçi kapılarına da taşıyın. Seçmenin evinin kapısı kadar fabrikanın, deponun, şantiyenin kapısı. Her kapı ziyaretinin hedefi bir oy değil, bir örgütlenme olsun: sendikaya üyelik, işyeri komitesi, dayanışma ağı.
Program ve dil
  1. "Hırsızlığa karşı" dilinin yanına "pompaya karşı" dilini koyun. Fon krizi gibi olaylarda ahlaki teşhirin yanında mekanizmayı anlatan ve somut sınıf talebi öneren bir çizgi: tasfiyede küçük birikime öncelik, kurucuların kişisel sorumluluğu, finansın kamusal denetimi, ücretin enflasyona endekslenmesi.
  2. "Halk" ve "isimsizler" yerine sınıfı adıyla anın. İşçiyi bir kesim olarak değil, değişimin öznesi olarak anlatın. Kürtler, kadınlar, gençler o sınıfın içindedir, yanında değil.
  3. Rejim ekseninin yerine sınıf eksenini koyun. Kazanımları savunun ama onları kazandıran mücadeleyi anlatın. "Cumhuriyet'in ikinci yüzyılı" yerine "emeğin ilk yüzyılı" diyebilirsiniz.
  4. Kürt sorununda programınızın arkasında durun. Programınız Kürt halkının kendi geleceğini ve kaderini belirleme hakkını kabul ediyor (tip.org.tr). Bunu seçmen hesabına göre değil, ilkeye göre savunun. Ezen ulusun işçisinin görevi, ezilen ulusun hakkını en önce kendisinin savunmasıdır. Çerçeve yasaya konan şerhleri de bir açıklama metninde bırakmayın: AYM ve AİHM kararlarının uygulanması, kayyumların kaldırılması, ana dilde eğitim ve tutukluların serbest bırakılması için örgütlü bir kampanyaya dönüştürün. "Yetmez ama evet" eleştirisine en güçlü yanıt budur.
  5. "Karşı devrim" analizini emperyalizm analizine bağlayın. Trump'ın çevresiyle sınırlı kalmayan, liberal blokların silahlanmasını da kapsayan bir çerçeve.
Seçim ve ittifak
  1. Seçim kampanyalarının bilançosunu oyla değil, örgütle çıkarın. Her kampanyadan sonra sorun: kaç işyeri birimi kuruldu, kaç işçi sendikaya üye oldu, kaç gönüllü kalıcı kadroya dönüştü?
  2. Burjuva muhalefete karşı programatik bağımsızlığı koruyun. İkinci turda Erdoğan'a karşı oy vermek bir taktiktir. İlk turdan "tam destek" vermek ise programı görünmez kılar. 2023'ün özeleştirisini açıkça yapın.
  3. Tanınmış isim yerine kendi kadronuz. Gökhan Zan deneyimi bir uyarı oldu. Aday, kendi işyerinden, kendi mahallesinden, kendi mücadelesinden gelen kişi olsun.
Sol içi ilişkiler
  1. Sosyalistler arasında rekabet yerine ortaklık. Kadıköy'ü ve Samandağ'ı yan yana koyun. Bir sonraki yerel seçimde sosyalist partilerin ortak adayları ve ortak bir yerel program tartışılsın.
  2. Sendikalarda birlik, partileşme değil. Sendika farklı görüşlerden işçilerin örgütüdür. TİP'li kadrolar orada en kararlı ve en demokratik üyeler olsun, sendikayı parti komisyonuna çevirme kaygısı hiç doğmasın.
  3. Ayrılanlarla köprüleri koruyun. Kızıl Parti'ye, ayrılan il örgütlerine, eleştiren sosyalistlere düşman gibi değil, aynı safın farklı hatları gibi bakın. Tartışmayı "hizip" suçlamasıyla değil, açık ve yazılı polemikle yürütün.
İç demokrasi
  1. Kongrelerde alternatif önergeler, platformlar ve listeler mümkün olsun. Tartışmada tam özgürlük, kararda tam birlik.
  2. Kolektif önderlik. Partinin tek medya yüzü olması, partiyi tek kişinin performansına bağlar. Farklı işkollarından, farklı bölgelerden sözcüler.
  3. Özeleştiri kültürü. 3. Konferans raporundaki "mücadele pratiği gözle görülür bir gerileme içindedir" cümlesi değerli bir başlangıç. Bunun nedenlerini açıkça tartışın.
Uluslararası ilişkiler ve sınıf varlığı
  1. Enternasyonalizmi işçiler arası bağa taşıyın. Konferansların yanında aynı tekelin farklı ülkelerdeki işçilerini, liman işçilerini, platform işçilerini buluşturan ortak örgütlenmeler kurun. Avrupa'daki göçmen işçi örgütlenmenizi bu yönde güçlendirin.
  2. Avrupa'dan doğru dersi alın. Die Linke'nin hükümet ortaklığı deneyiminden ve Syriza'nın 2015'inden çekinceyle, PTB'nin işyeri ve mahalle kökünden ilhamla bakın. İşçi mahallelerinde sağlık, hukuk, eğitim dayanışma merkezleri; seçilmiş temsilcilerin ücretinin bir işçi ücretiyle sınırlanması gibi somut adımları tartışın.
  3. Sanayi havzalarına yönelin. Gebze'den Manisa'ya, Çerkezköy'den Gaziantep'e büyük sanayi havzalarında kalıcı örgüt kurmayı partinin önceliği yapın. Bunun için kadro, bütçe ve zaman ayırın; ilerlemeyi her kongrede raporlayın.
  4. "Eleştirel sahiplenme"nin içeriğini yazın. Ekim Devrimi'ni, Sovyet deneyimini, Stalin dönemini ve sosyalizmin yenilgisini nasıl değerlendirdiğinizi açık bir belgeyle tartışın. Çin'in ve Rusya'nın sınıfsal niteliğine dair net bir tutum alın. İdeolojik netlik, uluslararası ilişkilerin de zemini olur.
  5. Küba ile dayanışmayı görünür kılın. Abluka karşısında Küba halkıyla dayanışmayı partinin kendi kampanyası haline getirin; bu alandaki diğer örgütlerle ortak çalışın.
  6. "DİSK 1 milyon üye" hedefini örgüt planına dönüştürün. Her il ve ilçe örgütünün kendi bölgesinde sendikalaştırma hedefleri koysun. Sendikal demokrasiyi her sendikada savunun; sarı sendikaların yönetimleriyle değil tabanlarıyla bağ kurun; parti ile sendika arasındaki sınırı özenle koruyun.
Ve en önemlisi
  1. İlke TV'deki şu cümleyi bir örgüt ilkesine dönüştürün: "Biz hayata sınıfsal bir eksende bakıyoruz." Bu ekseni yalnızca analizde değil, örgütte, adayda, ittifakta, kampanyada uygulayın. Her kararın ölçüsü şu soru olsun: bu karar işçi sınıfının bağımsız örgütünü güçlendiriyor mu?

SOMUT GÖREVLER: GENÇ YOLDAŞLARA

Bu dosyayı okuyan genç yoldaş, TİP'li olabilirsin, olmayabilirsin. Görevler ikisi için de geçerli.

  1. Söyleşiyi kendin izle. Videoyu aç, kaç kez "işçi sınıfı", kaç kez "halk" ve "yurttaş" dendiğini say. Sonra kendi konuşmalarında aynısını yap.
  2. Partinin belgelerini oku. Program, tüzük, 2. Kongre Çerçeve Belgesi, 3. Konferans Siyasal Raporu. Program ile örgüt modeli arasındaki mesafeyi kendin ölç.
  3. Behice Boran'ı oku. Türkiye ve Sosyalizm Sorunları (1968) hâlâ en iyi başlangıç. Sonra 1970 kongre kararlarını TÜSTAV arşivinden oku.
  4. İşyerinde örgütlen. Partin ne olursa olsun, ilk görevin çalıştığın ya da okuduğun yerde örgütlenmek. Sendikan yoksa sendika kur ya da üye ol.
  5. Birlik iste. Bir sonraki seçimde kendi partinden bir sosyalist partiye karşı aday çıkarılıyorsa, nedenini sor. Ortak aday ve ortak program iste.
  6. Ayrılanları dinle. Bir partiden ayrılan yoldaşı hain değil, tartışma ortağı olarak gör. Gerekçelerini oku, haklı yanlarını ayır.
  7. Fon krizinde sınıf talebini dillendir. "Hırsızlar yakalansın" demenin yanına "küçük birikime öncelik, kurucuların kişisel sorumluluğu, finansa kamusal denetim" talebini koy.
  8. Can Atalay'ı unutma, ama onu Hatay'la birlikte an. Onu seçen depremzede işçilerin talepleriyle birlikte.
  9. Kürt sorununda ilkeli ol. Ezilen halkın hakkı, seçmen hesabının konusu değildir.
  10. Bu dosyayı çoğalt ve tartış. TİP'li arkadaşınla, TKP'li arkadaşınla, partisiz arkadaşınla. Bir yazıyı paylaşmak değil, üzerine konuşmak örgüttür.

Sevgili Yoldaşlar,

Erkan Baş, 2014'te ayrıldığı partiye "mevcutla yetinmek" diye itiraz etmişti. Haklıydı: içine kapanan bir sol, kitleyle buluşamaz. On iki yıl sonra TİP kitleyle buluştu. Milyonlar onu duydu, on binler ona katıldı, Meclis'te sosyalist bir ses yükseldi.

Şimdi aynı soru TİP'in önünde, ama tersinden: kitleyle buluşmak yetiyor mu? Gelenler kaldı mı? Oy, örgüte dönüştü mü? "Sınıfsal eksen" bir televizyon cümlesi mi, yoksa partinin her kararını belirleyen bir ölçü mü?

1961'de on iki sendikacı Türk-İş'in yasağına rağmen kendi partilerini kurdu. Bir sosyalist partinin değeri, adını kimden aldığıyla değil, o on iki sendikacının yaptığını bugün yapıp yapmadığıyla ölçülür.

TİP'li yoldaşlarla aynı safta duruyoruz. Bu dosya o safın içinden yapılmış bir çağrı:

Kitle bir başlangıçtır, sınıf bir yöndür. Öfke kanal arar; o kanalı kazan işçinin kendisi olmadıkça, suyu başkaları yönlendirir.


Kaynaklar

Son söyleşi
Erkan Baş ve TİP öncesi
Tarihsel TİP (1961–1988)
TİP'in belgeleri
Seçimler, sekterlik tartışması
Çerçeve yasa, son toplantılar, uluslararası ilişkiler
Kuramsal ve uluslararası referanslar
İdeolojik konum ve sendikalar
Ayrılıklar ve eleştiriler
Erkan Baş'ın önceki söyleşi ve açıklamaları

Bağlantılı yazılarımız

Etiket sayfası: bilgimusterekleri.org/tag/meclis/

Fon krizi

Hukuk, Meclis, Can Atalay

Sınıf, sağ ve örgüt

Avrupa solu

Aynı haftanın öteki yüzleri


Bilgi Müşterekleri — Bilgi Herkesindir.

Bu dosya, kamuya açık kaynaklara, partinin kendi belgelerine ve 2 Ekim 2026 tarihli İlke TV söyleşisine dayanır. Parti içi eğilimlere ilişkin bölüm bizim okumamızdır. Kaynakların çeliştiği tarih ve rakamlar metinde ayrıca belirtilmiştir. Eleştirilen kişi ve kurumların yanıtlarına sayfalarımız açıktır. Lisans: CC BY-SA 4.0. Çoğaltın, tartışın.

İlgili Başlıklar

Haber Bülteni Aboneliği