Bilgi Müşterekleri
AnasayfaKonularDizilerHakkımızdaKılavuzlarPopüler İçeriklerİletişim

Kızıl Korku Yeniden: Newsweek Kapağı, Beyaz Saray'ın Paniği ve Amerika'da Solun Gerçek Hâli

Korku Yeni Değil, Sınıf Aynı: Mamdani'den Sanders'a Amerikan Solu ve Sermayenin Kâbusu

41 dk okumaYazar: Oğuz Demirkapı
Kızıl Korku Yeniden: Newsweek Kapağı, Beyaz Saray'ın Paniği ve Amerika'da Solun Gerçek Hâli

Korku Yeni Değil, Sınıf Aynı: Mamdani'den Sanders'a Amerikan Solu ve Sermayenin Kâbusu

Durum Özeti

Sevgili Genç Yoldaşlar, önce olanı kısaca anlatalım, sonra ayrıntılara geçelim.

Ne oldu? ABD'nin köklü haber dergilerinden Newsweek, 14 Ekim'de yayımladığı 23 Ekim tarihli sayısını "Amerika Sosyalist Cumhuriyeti" (The Socialist Republic of America) kapağıyla çıkardı (Newsweek). Kapak Mao dönemi Çin Komünist Partisi afişlerini çağrıştıran bir tasarımla beş ismi yan yana koydu ve okura şunu sordu: "Amerikan sosyalist devrimine katılmaya hazır mısınız?" Kapaktaki isimler şunlar: Senatör Bernie Sanders, Kongre üyesi Alexandria Ocasio-Cortez, New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, Michigan'ın Demokrat Senato adayı Abdul El-Sayed ve Türkiye kökenli yayıncı Hasan Piker. Dosyaya göre bir zamanlar "sosyalist" diye dışlanan talepler artık ana akım siyasetin konusu: evrensel sağlık hizmeti, ücretsiz üniversite, kısa çalışma haftası, servet vergisi. Demokratik Sosyalistler (DSA) örgütünün üye sayısı Temmuz 2026'da 120 bini geçti. Dergi bir ironiyi de not etti: Trump yönetimi Intel'in yaklaşık yüzde 9,9'unu satın aldı, ama devletin özel bir şirkete ortak olmasına kimse sosyalizm demiyor.

Beyaz Saray ne dedi? Beyaz Saray 15 Ekim'de resmî bir açıklama yayımladı. Başlığı şuydu: "Bu bir 'Sosyalist Devrim' değil. Sefalet, açlık ve ölüm." Açıklama Newsweek'i sosyalizmi "aklamak, normalleştirmek ve romantikleştirmek" için koordineli bir kampanyaya katılmakla suçladı. Sosyalist gündemin on yılda 49 trilyon dolara mal olacağını ve sosyalist rejimlerin "yaklaşık 100 milyon" insanı öldürdüğünü öne sürdü. Demokrat Parti'nin "radikal sol tarafından ele geçirildiğini" ve ülkeyi "üçüncü dünya ülkesine" çevireceğini söyledi.

ABD'de komünistler ne durumda? Komünist partiler hâlâ çok küçük. En eskisi olan CPUSA'nın aktif üyesi 11 bin civarında. Bunun yanında PSL gibi sokakta etkili Marksist-Leninist örgütler, Troçkist gruplar ve Türkiye'de EMEP'in de üyesi olduğu CIPOML'nin ABD'deki üyesi Amerikan Emek Partisi (APL) var. APL küçük ama ilkeli bir parti: Haftada 30 saatlik çalışma, ezilen halkların kendi kaderini tayin hakkı, NATO'dan çıkış ve emperyalist savaşlara karşı mücadele için uğraşıyor. Büyüyen yapı DSA, ama DSA devrimci bir parti değil. Ayrı bir parti örgütü yok, adaylarını Demokrat Parti ön seçimlerinden çıkarıyor. Asıl değişim kamuoyunda: Demokrat seçmenlerin üçte ikisi sosyalizme olumlu bakıyor, kapitalizme olumlu bakanlar yüzde 42.

İşçiler ne yapıyor? Sendikalaşma oranı yüzde 10 civarında, özel sektörde ise yüzde 6'nın altında. Ama 2026, işçilerin yeniden harekete geçtiği bir yıl oldu. Ocak'ta Minnesota'da göçmenlik polisi ICE'a karşı bir genel grev yapıldı. Şubat'ta öğretmenler ve hemşireler greve çıktı. 1 Mayıs'ta 40 kentte 3 binden fazla eylem yapıldı. İran savaşının yakıt ve hayat pahalılığı faturası da öfkeyi büyütüyor. 1 Mayıs'ın Chicago'da doğduğunu hatırlamak, Amerikan işçi sınıfının bu gücü nereden aldığını gösteriyor.

Mamdani ve Sanders gerçekte kim? İkisi de komünist değil. İkisi de reformcu sosyal demokratlar. İstedikleri ve yaptıkları kapitalizmi kaldırmak değil, onu düzenlemek: kira dondurma, kamusal sağlık, zenginlere vergi. Mülkiyet ilişkilerine dokunmuyorlar. Sanders kırk yıldır Demokrat Parti'nin sol kanadını partiye bağlayan isim. Mamdani ise dokuz aydır bir belediye başkanının yetki sınırlarına çarpıyor.

Korkulan ne? Sermaye Mamdani'nin otobüslerinden korkmuyor. Korkulan şu: Yeni bir kuşak kapitalizmi meşru saymıyor. Kira, sağlık ve ücret gibi maddi talepler etrafında örgütlü bir taban oluşuyor ve bu taban bir gün Demokrat Parti'nin dışına taşabilir. Beyaz Saray'ın "kızıl korku" dili ayrıca 3 Kasım ara seçimleri için bir seçim aracı: yaşam pahalılığından kaynaklanan öfkeyi bir iç düşmana yöneltiyor.

Biz ne görüyoruz? Bilgi Müşterekleri olarak aylardır şunu yazıyoruz: Kapitalizm teknolojiyle zaman kazanıyor ama geleceği kaybediyor. Genç kuşak bunu herkesten önce görüyor. Bu eğilim ABD'de de işliyor. Geleceğin ABD'de de sosyalist bir biçime yöneldiğini görüyoruz. Bunu açıkça söylememizden Trump'ın hiç hoşlanmayacağını da biliyoruz.

Bu yazıda bu başlıkları tek tek açacağız. Amacımız Amerika'yı yüceltmek de değil, küçümsemek de değil. Amacımız egemen sınıfın neden telaşlandığını anlamak. Çünkü bir egemen sınıfın neden korktuğunu bilen, kendi gücünün nerede olduğunu da öğrenir.


Olay: Bir Dergi Kapağı, Bir Resmî Açıklama

Kapak ne diyor?

Newsweek bir sol yayın değil. Ana akım, merkezde duran, zaman zaman sağa yakın yayın yapan bir haber dergisi. Bu yüzden kapağın kendisi bir haber. Dergi sosyalizmi savunmuyor, bir eğilimi kayda geçiriyor: ABD'de sosyalizm kelimesi, yüz yıl aradan sonra yeniden kitle siyasetinin içinde.

Christopher Roberts, Carlo Versano ve Leonardo Feldman imzalı dosya (Newsweek, 14 Ekim 2026) şu cümleyle açılıyor: "Sosyalizm eskiden biz Amerikalıların üniversitenin ilk yılında, yurt odasında edindiğimiz bir şeydi." Yani gençlikte benimsenen, iş hayatına girince bırakılan bir heves. Dosyanın tezi, bu tablonun artık değiştiği. Ana tespitler şunlar:

  • DSA'nın üye sayısı Temmuz 2026'da 120 bini aştı.
  • Mamdani, Quinnipiac'ın Eylül anketinde New York'taki muhtemel seçmenlerin yüzde 60'ından olumlu not alıyor.
  • Kamusal mülkiyet ABD'ye yabancı değil. Milyonlarca Amerikalı elektriğini belediyelere ya da tüketici kooperatiflerine ait şirketlerden alıyor. Newsweek bunu şöyle soruyor: DSA toplantısına hiç gitmeyecek birçok insan elektriğini belediye şirketinden alıyor, bu sosyalizm mi? (Newsweek, X)
  • Devlet, sermaye istediğinde mülkiyete girmekten çekinmiyor. Trump yönetiminin Ağustos 2025'te Intel'den aldığı yaklaşık yüzde 9,9'luk pay buna örnek (Al Jazeera), ama buna kimse sosyalizm demiyor.
  • Bir zamanlar "sosyalist" etiketiyle dışlanan politikalar artık ana akım tartışmanın içinde: evrensel sağlık hizmeti, ücretsiz yükseköğretim, kısa çalışma haftası, servet vergisi.
  • Kapaktaki beş isim farklı düzeylerde aynı dalganın yüzleri olarak sunuluyor: Senato (Sanders), Kongre (Ocasio-Cortez), belediye (Mamdani), seçim adaylığı (El-Sayed) ve dijital medya (Piker).

Dergi okurlara 20 soruluk bir test de sundu (testin kendisi). Her "evet" yanıtı bir puan değerinde. Soruların bir kısmı DSA'nın 2026 programından alınmış:

  • Ücret değişmeden haftada 32 saat çalışmak
  • Ücretsiz sağlık hizmeti, ücretsiz üniversite, öğrenci borçlarının silinmesi
  • Servet vergisi
  • Göçmenlik polisi ICE'ın kaldırılması, Seçiciler Kurulu sisteminin kaldırılması
  • Elektrik dağıtımının belediyeye devri, belediye süpermarketi, ücretsiz toplu taşıma
  • Grevleri desteklemek

Diğer sorular ise gündelik alışkanlıklarla ilgili: yulaf sütü içmek, Starbucks'ta kefiye takmak, kapitalizm karşıtı bez çanta taşımak, X'i bırakmak, Airbnb kullanmamak. Bu ikinci grup tartışmanın bir parçası oldu, çünkü sınıf meselesini bir tüketim tercihine indirgiyordu. Beyaz Saray da alay etmek için bu soruları seçti.

Kapakta duranlar aynı şeyi mi istiyor?

Hayır, ve bu önemli. Kapak beş ismi tek bir ideolojik blok gibi gösteriyor. Oysa:

  • Abdul El-Sayed demokratik sosyalist olmadığını, DSA üyesi olmadığını ve kendini kapitalist olarak tanımladığını söylüyor. Herkese kamusal sağlık sigortası (Medicare for All) gibi politikaları desteklemesi onu kapağa taşımaya yetmiş (ThePrint).
  • Hasan Piker bir siyasetçi değil, Twitch yayıncısı. Gençler arasında geniş bir izleyici kitlesi var. İsrail ve Gazze hakkındaki sözleri yüzünden Demokrat Parti'nin bir kesimi de onu hedef alıyor.
  • Sanders, Ocasio-Cortez ve Mamdani kendilerini "demokratik sosyalist" olarak tanımlıyor. Ama bu üç ismin de siyasi pratiği Demokrat Parti'nin içinde.

Yani kapak bir "sosyalist cumhuriyet" değil, sağa kaymış bir merkeze göre "sol" görünen geniş bir yelpaze gösteriyor. Sağın bu kapağı neden bu kadar sevdiği de buradan anlaşılıyor. Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson kapağı, Demokrat Parti'nin "tehlikeli bir Marksist sol" tarafından ele geçirildiğinin kanıtı olarak sundu ve şunu yazdı: "Bu, babanızın Demokrat Partisi DEĞİL!" (ThePrint) Le Monde'un bu ayki araştırması da (Daily Beirut'taki özeti) aynı değişime işaret ediyordu: Genç aktivistlerin taban örgütlenmesi ve büyük şirket bağışlarını reddeden adaylar Demokrat Parti içinde giderek daha görünür hâle geliyor. İlericiler ise kapağın kendi siyasetlerini komünizmle eşitlediğini söyleyerek tepki gösterdi.

Beyaz Saray ne diyor?

Beyaz Saray 15 Ekim'de "It's Not a 'Socialist Revolution.' It's Misery, Starvation, and Death." başlıklı bir açıklama yayımladı (The White House). Açıklamanın altında bir sözcünün adı yok, imza sadece "The White House". Metin özetle şunları söylüyor:

  • Alay: Newsweek'in testi "küçük kırmızı test" diye alaya alınıyor. Yulaf sütü ve bez çanta soruları öne çıkarılıyor.
  • Ele geçirme anlatısı: Sosyalist ideoloji Amerikalılara DSA'yı ve Demokrat Parti'yi "ele geçiren" radikal sol tarafından pazarlanıyor. Bu grubun gündemi olarak şunlar sayılıyor: Medicare for All, açık sınırlar, toplu af, polisin ve hapishanelerin kaldırılması, Green New Deal.
  • Maliyet: Yeni bir Ekonomik Danışmanlar Konseyi raporuna göre bu gündemin on yıllık maliyeti 49 trilyon dolar, hane başına 400 bin dolara kadar. Sonuçları ücretlerde yaklaşık yüzde 30 düşüş, yüzde 12'yi aşan konut kredisi faizi, milyonlarca iş kaybı, boş raflar ve karneye bağlanmış sağlık hizmeti olacakmış.
  • Ölü sayısı: Sosyalist ve komünist rejimler yapay kıtlık, toplu idam ve çalışma kampları yoluyla "yaklaşık 100 milyon" insanı öldürdü.
  • Suçlama: Demokratlar Amerika'nın refahını, güvenliğini ve özgürlüğünü "kasıtlı olarak" yok ediyor. Sosyalizm "hasta, sapkın bir sistem".
  • Kapanış: Trump'ın Truth Social paylaşımı alıntılanıyor: "America the Beautiful will NEVER be a Communist Country!!!"

Bu açıklama tek başına değil. Beyaz Saray Temmuz 2026'daki "Esir Milletler Haftası" bildirisinde de sosyalizmi ve komünizmi "kötü ideolojiler", komünizmi de ABD'nin karşı karşıya olduğu en büyük tehdit olarak tanımlamıştı (BirGün). Açıklamanın yayımlandığı günlerde sağcı Article III Project de ara seçim reklamlarında "komünist-İslamcı tehdit" uyarısı yapıyordu (Washington Times). Hedef belli: Mamdani'yi Demokrat Parti'nin yüzü gibi göstermek ve 3 Kasım'da bütün Demokratları onunla birlikte vurmak.

Açıklamanın sökümü

Açıklamayı ciddiye alalım ve parça parça okuyalım.

Gündem uyduruluyor. Metin "polisin kaldırılması" talebini Mamdani'ye ve DSA'ya yüklüyor. Oysa Mamdani polis komiseri Jessica Tisch'i görevde tuttu ve kadroya 580 polis ekledi. DSA onu bu yüzden eleştirdi (The Crosscheck). "Açık sınırlar" da ne Sanders'ın ne Mamdani'nin programında var. Açıklama gerçek taleplerle değil, uydurma bir gündemle tartışıyor. Bunun nedeni basit: kira dondurmaya ya da ücretsiz sağlık hizmetine karşı çıkmak zor. "Polisi kaldırmak isteyen radikallere" karşı çıkmak ise kolay.

Maliyet hesabı tek yönlü. 49 trilyon dolar rakamı, Beyaz Saray'a bağlı Ekonomik Danışmanlar Konseyi'nin 1 Ekim'de yayımladığı "The Real Cost of Socialism in America" raporundan geliyor (CEA raporu, PDF, Beyaz Saray duyurusu). Rapor, hesabı yaptığı "DSA gündemine" sınırların açılmasını, polisin ve ICE'ın kaldırılmasını, hapishanelerin kapatılmasını da koyuyor. Yani maliyet, büyük ölçüde uydurulmuş bir gündemin maliyeti. Rakamların bağımsız bir doğrulaması yok. Asıl sorun, hesabın neyi dışarıda bıraktığı. Mevcut düzenin maliyeti hiç sayılmıyor: dünyanın en pahalı sağlık sistemi, 1,7 trilyon dolarlık öğrenci borcu, her yıl ağırlaşan kira yükü. Ücretsiz sağlık hizmeti devlet bütçesi için bir harcama kalemi, ama işçi için cebinden çıkmayan bir sigorta primi. Beyaz Saray hesabın yalnızca bir tarafını gösteriyor: sermayenin ve bütçenin tarafını.

"100 milyon" sayısı kullanılıyor. Bu rakam Komünizmin Kara Kitabı geleneğinden geliyor ve kitabın kendi yazarları arasında bile tartışmalı. Kıtlıkları, savaş kayıplarını, doğmamış çocukları ve idamları tek bir kalemde topluyor. Sovyet tarihindeki baskıyı ya da Çin'deki büyük kıtlığı aklamamız gerekmiyor. Biz o yenilgilerden ders çıkarıyoruz (Komünist Manifesto 2.0 çalışmamızdaki "Yenilgilerimizden Öğreniyoruz" bölümü bunun için yazıldı). Ama burada yapılan şey tarih tartışması değil. New York'ta kira dondurmak ile Gulag aynı kategoriye konuyor. Kapitalizmin bilançosuna ise aynı yöntem uygulanmıyor: sömürge kıtlıkları, emperyalist savaşlar, sağlık sigortası olmadığı için tedavi edilemeyenler.

Devlet sermaye için mülk edinince sosyalizm olmuyor. Aynı yönetim Intel'in yaklaşık yüzde 9,9'unu satın aldı. Çip sanayisini korumak için devletin özel bir şirkete ortak olmasını "stratejik yatırım" olarak sunuyor. Bir belediyenin market açmasını ise "sefalet ve açlık" diye niteliyor. Sorun mülkiyetin devlette olması değil. Sorun, o mülkiyetin kimin yararına kullanıldığı. Sermayenin kârını korumak için devlet ortaklığı meşru sayılıyor, halkın ihtiyacı için kamusal mülkiyet ise tehlikeli.

Tepkinin kendisi bir itiraf. Dünyanın en güçlü yürütme makamı bir dergi testine yanıt vermek için resmî açıklama yazdı. Bunu yapması, tartışmanın artık bastırılamadığını gösteriyor. Egemen ideoloji kendini güvende hissettiğinde susar. Konuşmak zorunda kaldığında sesini yükseltir.


Kızıl Korkunun Kısa Tarihi

Bugünkü telaşı anlamak için geriye bakmak gerekiyor. ABD'de sosyalizm hiçbir zaman "yabancı" bir fikir olmadı. Ama her güçlendiğinde devlet tarafından ezildi.

Birinci dalga: Debs ve Palmer baskınları

Yirminci yüzyılın başında ABD'de güçlü bir sosyalist hareket vardı. Sosyalist Parti adayı Eugene Debs 1912 başkanlık seçiminde oyların yaklaşık yüzde 6'sını aldı. Milwaukee gibi sanayi kentleri onlarca yıl sosyalist belediye başkanlarıyla yönetildi. Birinci Dünya Savaşı'na karşı çıktığı için Debs on yıl hapse mahkûm edildi. 1920 seçimine cezaevinden aday oldu ve yaklaşık 900 bin oy aldı. 1919-1920'de Adalet Bakanı Palmer'ın baskınlarında (Palmer Raids) binlerce göçmen işçi ve solcu tutuklandı, yüzlercesi sınır dışı edildi. Bu, Birinci Kızıl Korku'ydu.

İkinci dalga: McCarthy ve sendikaların temizlenmesi

1930'ların büyük bunalımında Komünist Parti (CPUSA) güçlendi. Parti 1940'ların ortasında 80 bin civarında üyeye ulaştı. Sanayi sendikalarının örgütlenmesinde, siyah işçilerin haklarında ve faşizm karşıtı mücadelede önemli bir rol oynadı. Sonra devlet harekete geçti:

  • 1940 tarihli Smith Yasası hükümeti devirmeyi savunmayı suç saydı. 1949'da parti yöneticileri yargılandı. Yargıtay 1951'de mahkûmiyetleri onayladı ve ardından 140'tan fazla üye hakkında dava açıldı (Wikipedia).
  • 1947 tarihli Taft-Hartley Yasası sendika yöneticilerinin "komünist olmadığına" dair yemin etmesini şart koştu. Sendika konfederasyonu CIO, 1949-1950'de komünistlerin etkili olduğu on bir sendikayı ihraç etti.
  • Senatör Joseph McCarthy'nin cadı avında (McCarthyism) kamu çalışanları, öğretmenler, sanatçılar ve bilim insanları işlerinden atıldı, kara listeye alındı.
  • 1954 tarihli Komünist Kontrol Yasası partiyi fiilen yasakladı. Yasa hiçbir zaman tam olarak uygulanmadı, ama gerek de kalmamıştı. 1957'de partinin üyesi 10 binin altına düşmüştü ve bunların yaklaşık 1.500'ü FBI muhbiriydi.

Buradan çıkarılacak ders şu: ABD'de komünist hareket seçimde yenilerek değil, devlet şiddetiyle tasfiye edildi. Tasfiye edilen de yalnızca bir parti değildi. Asıl hedef sendikalarla iç içe geçmiş, işyerinde kökü olan bir soldu. Bunu aklımızda tutalım, çünkü bugünkü korkunun da nesnesi aynı.


ABD'de Komünistler ve Sosyalistler Bugün Ne Durumda?

Şimdi haritayı çıkaralım. Amerikan solunu üç katmanda düşünmek işimizi kolaylaştırır: küçük komünist partiler, büyüyen demokratik sosyalist hareket ve kamuoyundaki geniş eğilim.

Komünist partiler: Yakından bakış

ABD'de komünist hareket tek bir parti değil, yüz yıllık bölünmelerin bıraktığı bir takımada. Her birinin kökü, uluslararası komünist hareketin bir kırılma anına gidiyor: 1950'lerin Sovyet revizyonizmi tartışması, Çin-Sovyet ayrılığı, Troçkizm, Arnavutluk'un iki tarafa karşı aldığı tavır. Bu kırılmaları bilmeden bugünkü haritayı okuyamayız.

CPUSA (Amerika Birleşik Devletleri Komünist Partisi). 1919'da kurulan ve en eski olan parti. 1930'lar ve 1940'larda sanayi sendikalarının örgütlenmesinde, siyah işçilerin haklarında ve faşizm karşıtı mücadelede büyük rol oynadı. McCarthy döneminde ezildi. Gus Hall'un 1959'dan 2000'e kadar süren genel sekreterliği boyunca Sovyet çizgisine bağlı kaldı. Angela Davis 1980 ve 1984'te partinin başkan yardımcısı adayıydı. Bugün eş başkanlar Joe Sims ve Rossana Cambron tarafından yönetiliyor. Parti 2016'dan beri 20 bin kayıt aldığını, ama bunların yaklaşık 9 bininin koptuğunu söylüyor. Aktif üye sayısı 11 bin civarında. Bu rakamlar partinin kendi beyanı, bağımsız bir doğrulaması yok (The National Pulse). Partinin uzun yıllardır ana çizgisi sağa karşı Demokrat Parti'yi desteklemekti. 2025'te kendi adaylarıyla yeniden seçimlere girdi ve iki küçük kentte belediye meclisi üyeliği kazandı: New York eyaletindeki Ithaca'da ve Maine eyaletindeki Bangor'da.

American Communist Party (2024). 2024'te bir grup, CPUSA'yı Demokratların kuyruğuna takılmakla ve Marksizm-Leninizm'den vazgeçmekle suçlayarak ayrıldı. Kurulan yeni parti "MAGA komünizmi" denen, sağ popülizme göz kırpan tuhaf bir çizgide duruyor. Sınıf siyasetini milliyetçilik ve kültürel muhafazakârlıkla birleştirmeye çalışıyor. Bu deneyim ABD'nin ideolojik karmaşasının bir göstergesi: Sınıf öfkesi o kadar yaygın ki, sağ bile onu "komünizm" adı altında devşirmeye çalışıyor.

PSL (Sosyalizm ve Kurtuluş Partisi). 2004'te İşçi Dünyası Partisi'nden (Workers World Party) ayrılarak kuruldu (Wikipedia). ANSWER koalisyonu üzerinden savaş karşıtı ve Filistin dayanışması eylemlerinin en büyük örgütleyicilerinden biri. 2024 başkanlık seçimine kendi adayıyla girdi. Sokakta güçlü, işyerinde ve sendikalarda görece zayıf.

Troçkist örgütler. Devrimci Komünistler (RCA), Uluslararası Marksist Eğilim'in ABD kolu. 2024'te eski adı olan Socialist Revolution'ı bırakarak bu adı aldı. Sosyalist İşçi Partisi (SWP) ve Socialist Alternative gibi başka Troçkist yapılar da var. Socialist Alternative'in üyesi Kshama Sawant 2014-2024 arasında Seattle belediye meclisinde görev yaptı ve 15 dolar asgari ücret kampanyasının simgesi oldu.

Amerikan Emek Partisi (APL). Bizim için özel bir yeri olan bu partiyi aşağıda ayrıntılı anlatıyoruz.

Amerikan Emek Partisi: Kimdir, Ne İçin Uğraşıyor?

Sevgili Genç Yoldaşlar, ABD'deki komünist partiler arasında bize en yakın olanı Amerikan Emek Partisi (American Party of Labor, APL). APL, Türkiye'de Emek Partisi'nin (EMEP) de üyesi olduğu Uluslararası Marksist-Leninist Parti ve Örgütler Konferansı'nın (CIPOML) ABD'deki üyesi (CIPOML). CIPOML 1994'te Ekvador'un başkenti Quito'da kuruldu. Bugün Avrupa'dan Latin Amerika'ya, Afrika'dan Güney Asya'ya kadar yirmiden fazla ülkeden parti ve örgütü bir araya getiriyor. Yayın organı Birlik ve Mücadele ve CIPOML'nin ortak açıklamaları, APL'nin sitesinde de yayımlanıyor (APL, CIPOML 1 Mayıs açıklaması).

Kökeni ve çizgisi

APL 2008'de kuruldu. Kendini ABD'nin "tek açık anti-revizyonist Marksist-Leninist partisi" olarak tanımlıyor. "Anti-revizyonist" ne demek? 1956'da Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin 20. Kongresi'yle başlayan dönüşümü komünist hareketin bir bölümü "revizyonizm" olarak nitelendirdi. Bu bölüm, Marksizmin devrimci özünün, yani sınıf mücadelesinin, proletarya iktidarının ve emperyalizme karşı uzlaşmazlığın "barış içinde bir arada yaşama" ve "parlamenter geçiş" adına sulandırıldığını savundu. Arnavutluk Emek Partisi ve önderi Enver Hoca önce Sovyetlere, sonra 1970'lerin sonunda Çin'in "Üç Dünya Teorisi"ne karşı çıktı. CIPOML geleneği bu iki eleştirinin üzerinde yükseliyor.

APL düşünsel kaynaklarını Marx, Engels, Lenin ve Stalin olarak sayıyor. Bunlara Enver Hoca'yı ve Che Guevara, Fidel Castro, Ho Chi Minh gibi ulusal kurtuluş önderlerini ekliyor (InfluenceWatch). Bu ayrıntı önemli. APL, ABD gibi bir emperyalist merkezde, emperyalizmin ezdiği halkların kurtuluş mücadelesini kendi mücadelesinin bir parçası olarak görüyor.

Ne için uğraşıyor?

APL'nin programı kısaca şu: ABD'deki işçi sınıfını temsil eden bir öncü parti kurmak ve devrim yoluyla proletarya iktidarına dayanan bir sosyalist cumhuriyet kurmak (CIPOML). Bunun anlamı, APL'nin seçimi bir hedef olarak görmemesi. Seçimlere ve sendikal mücadeleye katılmayı reddetmiyor, ama bunları bir amaç olarak değil, sınıfın örgütlenmesinin bir aracı olarak görüyor.

Programın ana maddeleri şunlar:

  • Mülkiyet ve emek: Değerin insan emeğiyle yaratıldığını savunuyor, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin kaldırılmasını ve üretim araçlarının toplumsallaştırılmasını istiyor. Kısa vadeli talepler olarak haftada 30 saatlik çalışmayı ve evrensel temel geliri öne çıkarıyor.
  • Ezilen halklar ve kendi kaderini tayin hakkı: ABD sınırları içindeki ezilen halkların, yani Amerika'nın yerli uluslarının, Chicanoların, Hawaii yerlilerinin, Guamlıların ve Porto Rikoluların kendi kaderini tayin hakkını savunuyor. Porto Riko'nun bağlı statüsünün (commonwealth) sona erdirilmesini istiyor.
  • Göçmenler: Sınır dışı etmelerin ve göç yasalarının kaldırılmasını, ABD-Meksika sınırının askerileştirilmesine son verilmesini istiyor. Göçü, insanları yerinden eden neoliberal politikaların bir sonucu olarak görüyor.
  • Emperyalizm: ABD askerlerinin yurt dışındaki üslerden çekilmesini, ABD'nin NATO'dan çıkmasını, İsrail'e, Kolombiya'ya ve Filipinler'e askerî ve dış yardımın kesilmesini, yoksul ülkelerin borçlarının silinmesini istiyor.
Nasıl çalışıyor?

APL'nin örgütlenmesi ABD'nin büyüklüğüne göre küçük ama yaygın. Kaliforniya, Florida, Illinois, Maryland, New Jersey, New York, Ohio, Oregon, Washington ve Wisconsin'de şubeleri var. Ulusal Başkanı Camilo Lazo, Ulusal Sözcüsü Alfonso Casal. Partinin işçi hareketiyle ilgilenen bir Emek Komisyonu (Labor Commission) ve bir Kadın Komisyonu var.

Yayınları şunlar (APL yayınları):

  • The Red Phoenix (Kızıl Anka): Partinin gazetesi. İki ayda bir basılı olarak çıkıyor, günlük olarak çevrimiçi yayın yapıyor (redphoenixnews.com). Amacı işçilere bir platform vermek ve sınıf bilinçli bir bakış açısı sunmak.
  • Marxist-Leninist Currents (Marksist-Leninist Akımlar): Yılda iki kez yayımlanan teorik dergi. Revizyonizmin işçi hareketine verdiği zararı ve teorinin mücadeleye nasıl yön vereceğini tartışıyor.

Saha çalışması gıda ve giyecek dayanışma kampanyalarından savaş karşıtı eylemlere, göçmen dayanışmasından işyeri örgütlenmesine uzanıyor. APL Ocak 2024'te Gazze için Washington'a yapılan yürüyüşü, Temmuz 2024'te de Milwaukee'deki Cumhuriyetçi Parti kurultayına karşı yapılan yürüyüşü destekledi.

Son dönemde ne söylüyor?

Red Phoenix'te son aylarda yayımlanan yazılar, partinin önceliklerini gösteriyor (Red Phoenix):

  • Mamdani üzerine: Partinin Mamdani'nin seçilmesiyle ilgili yazısının başlığı her şeyi özetliyor: "Politikasıyla reformcu, beyanıyla sosyalist olan birinden egemenlerin korkusu." Bu, bizim de bu yazıda vardığımız sonuçla aynı. Mamdani'nin programı reformcu, ama egemen sınıf "sosyalist" kelimesinin kitlelerle buluşmasından korkuyor.
  • İran'a karşı savaş: APL, ABD ve İsrail'in İran'a saldırısına karşı "Dünya halklarına çağrı" yayımladı. Irak savaşının "kitle imha silahları" yalanıyla başladığını, İran'a karşı da "nükleer program" gerekçesinin aynı işi gördüğünü hatırlattı.
  • Göçmenlere karşı baskı: Los Angeles'ta ICE baskınlarını ve Ulusal Muhafız'ın protestoculara karşı konuşlandırılmasını "halka karşı faşist bir savaş" olarak niteledi.
  • Latin Amerika: ABD'nin Venezuela'ya müdahalesine karşı bir dizi açıklama yaptı.
  • İşyerindeki kadın düşmanlığı: Emek ve Kadın komisyonları, Minnesota'da 20 yaşındaki kaynak işçisi Amber Czech'in işyerinde bir iş arkadaşı tarafından öldürülmesi üzerine ortak bir açıklama yayımladı. Açıklama cinayeti emek dünyasındaki kadın düşmanlığının trajik bir ifadesi olarak değerlendirdi.

Partinin üyeleri 1 Mayıs'ın kendileri için ne anlama geldiğini Red Phoenix'te şöyle anlatmıştı (APL). New Jersey'den Polina Brik için 1 Mayıs "hem sevgi hem savaş". Ulusal Sözcü Alfonso Casal için emekçilerin başlarını dik tutup geleceğin kendilerine ait olduğunu ilan ettiği bir gurur günü. Illinois'den John Palameda, Amerikalı işçilerin işçi olmaktan utanmaları için sürekli baskı gördüğünü söylüyor ve 1 Mayıs'ı sendikalarda ve yerel seçimlerde kazanılanları her işçiye ulaştırma günü olarak tanımlıyor.

APL'den ne öğrenebiliriz?

APL küçük bir parti. Bunu saklamanın bir anlamı yok. Ama değeri büyüklüğünden gelmiyor. Değeri, dünyanın en güçlü emperyalist devletinin içinde, o devletin kendi halklarına ve dünyaya karşı işlediği suçları açıkça adlandırması. DSA'nın Demokrat Parti'yle kurduğu bağın sınırlarını ilkesel olarak eleştirmesi. Ama bunu yaparken Mamdani'yi seçen kitlenin öfkesini küçümsememesi. Bir de Gazze'den Venezuela'ya, Filipinler'den Porto Riko'ya, enternasyonalizmi gündelik siyasetin içine taşıması.

Bu yazıdaki tartışma için APL'nin çizgisi şu soruyu sormamızı sağlıyor: Newsweek kapağındaki isimler kitleleri sosyalizm kelimesiyle buluşturuyor, ama bu kitleyi kapitalizmi gerçekten aşacak bir örgütlülüğe kim taşıyacak? APL'nin yanıtı açık: işyerinde, mahallede ve sendikada kök salmış, reformlar için mücadeleyi devrim hedefinden koparmayan bir öncü parti. Bu yanıtı ABD'de hayata geçirmek kolay değil. Ama sorunun kendisi doğru.

Demokratik sosyalist hareket: DSA

Büyümenin asıl taşıyıcısı Amerika Demokratik Sosyalistleri, yani DSA. 2016'da birkaç bin üyesi olan örgüt, Sanders kampanyaları ve Trump karşıtı dalgayla birlikte büyüdü ve Temmuz 2026'da 120 bin üyeyi geçti.

DSA'yı anlamak için üç şeyi bilmek gerekiyor:

  • Bir parti değil. Kendi seçim listesi yok. Adaylarını Demokrat Parti ön seçimlerinden çıkarıyor. ABD'nin iki partili seçim sisteminde üçüncü partilerin önü yasal ve mali engellerle kapalı. DSA bu engeli Demokrat Parti'nin içinden aşmaya çalışıyor.
  • İçinde farklı eğilimler var. Marksistler, sosyal demokratlar, sendikacılar, kiracı hareketi aktivistleri aynı çatı altında. Örgüt içinde "Demokrat Parti'den kopma" tartışması hiç bitmiyor.
  • Asıl gücü yerelde. New York'ta DSA'nın eyalet meclisinde ve belediye meclisinde ciddi bir grubu var. Mamdani de bu grubun içinden çıktı.
Kamuoyundaki eğilim

Asıl değişim örgütlerde değil, kitlede. Gallup'un Ağustos 2025 anketine göre (Fortune):

  • ABD'li yetişkinlerin yüzde 54'ü kapitalizme olumlu bakıyor. Bu oran 2010'da yüzde 61'di.
  • Demokrat seçmenlerin yüzde 66'sı sosyalizme olumlu bakıyor. Kapitalizme olumlu bakanlar yüzde 42.
  • 50 yaş altı Demokratlarda kapitalizme olumlu bakanların oranı yüzde 31'e düştü. 2010'da bu oran yüzde 54'tü.
  • Büyük şirketlere olumlu bakış yüzde 49'dan yüzde 37'ye geriledi. Demokratlarda bu oran yüzde 17.

Mamdani o dönem bunu şöyle özetlemişti: "Bize artık demokratik sosyalist demek yetmiyorsa, bir şeylerin değiştiğini anlarsınız." Bu rakamlar bir devrimci bilincin değil, bir hoşnutsuzluğun ölçüsü. Ama hoşnutsuzluğun adı ilk kez "sosyalizm" olarak konuyor ve kapitalizm kelimesi bir hakarete dönüşmeye başlıyor. Egemen sınıf için sorun tam da bu.

Harita
YapıBüyüklükSiyasi çizgiSeçimdeki yeri
CPUSA~11 bin aktif üyeMarksist-Leninist geleneğin devamı; uzun süre Demokratlara destek2025'ten beri yerel adaylar
American Communist PartyKüçük"MAGA komünizmi"; milliyetçilikle karışıkMarjinal
Amerikan Emek Partisi (APL)Küçük; on eyalette şubeAnti-revizyonist Marksist-Leninist; CIPOML üyesiSeçimi hedef değil araç olarak görüyor
PSL ve diğer ML gruplarKüçük, aktivistDevrimci; kampüs ve sokakMarjinal
Troçkist örgütler (RCA, SWP, Socialist Alternative)KüçükTroçkistYerel adaylar, marjinal
DSA120 bini aşkın üyeDemokratik sosyalist; içinde Marksistler de varDemokrat Parti ön seçimleri
Geniş kamuoyuDemokratların üçte ikisiSosyalizme olumlu, programsızDemokrat seçmen tabanı

1 Mayıs: Amerika'da Doğan, Amerika'nın Unutturduğu Bayram

Sevgili Genç Yoldaşlar, her yıl Taksim için polisle karşı karşıya geldiğimiz 1 Mayıs bir Amerikan bayramı. Bunu bilmek, Amerikan egemen sınıfının neden bu kadar unutkan olduğunu anlamamızı da kolaylaştırıyor.

Haymarket'ten bugüne

1 Mayıs 1886'da ABD'nin dört bir yanında yüz binlerce işçi sekiz saatlik iş günü için greve çıktı. Merkez Chicago'ydu. 3 Mayıs'ta polis McCormick fabrikası önünde grevcilere ateş açtı. 4 Mayıs'ta Haymarket Meydanı'nda yapılan protesto mitinginde bir bomba patladı, polis kalabalığa ateş açtı. Bombayı kimin attığı hiçbir zaman kanıtlanamadı. Buna rağmen sekiz anarşist işçi önderi yargılandı ve dördü 1887'de asıldı. İkinci Enternasyonal 1889'da Paris'te 1 Mayıs'ı Haymarket şehitlerinin anısına dünya işçilerinin birlik, mücadele ve dayanışma günü ilan etti.

Amerikan egemen sınıfı bu tarihi sindirmekte zorlandı. 1894'te Pullman demiryolu grevi ordu kullanılarak bastırıldıktan hemen sonra Kongre, eylül ayının ilk pazartesisini "İşçi Bayramı" (Labor Day) olarak resmî tatil ilan etti. Amaç işçi bayramını 1 Mayıs'ın enternasyonalist ve devrimci anlamından koparmaktı. Soğuk Savaş'ta bir adım daha atıldı ve 1 Mayıs resmî olarak "Sadakat Günü" (Loyalty Day) ilan edildi. Dünyanın işçi bayramı, doğduğu ülkede bir vatanseverlik törenine çevrilmek istendi.

1 Mayıs geri dönüyor

Bu unutturma büyük ölçüde başarılı oldu, ama işçiler 1 Mayıs'ı defalarca geri aldı. 1 Mayıs 2006'da milyonlarca göçmen işçi "Göçmensiz Bir Gün" (A Day Without Immigrants) eylemiyle işi bıraktı. ABD tarihinin en büyük eylemlerinden biri oldu. O günden beri 1 Mayıs, Amerika'da her şeyden önce göçmen işçilerin günü.

2025'ten itibaren 1 Mayıs yeniden kitlesel bir gün oldu. 1 Mayıs 2026'da yaklaşık 500 emek örgütünün oluşturduğu "May Day Strong" koalisyonu "okul yok, iş yok, alışveriş yok" çağrısıyla bir ekonomik boykot örgütledi. Yaklaşık 40 kentte 3 binden fazla eylem yapıldı (Al Jazeera, Wikipedia). Ana slogan "Milyarderlere değil, işçilere" (Workers Over Billionaires) idi. Talepler şunlardı:

  • zenginlere vergi,
  • ICE'ın kaldırılması,
  • İran savaşının durdurulması,
  • demokrasinin genişletilmesi.

Kuzey Carolina'da öğretmenler okul bütçesi için eylem yaptı ve bir düzineden fazla okul bölgesi dayanışma için kapandı. New Orleans'ta hemşireler ücret artışı istedi. New York'ta eylemciler Amazon'dan ICE'a verdiği bulut hizmetlerini durdurmasını talep etti. Washington Square Park'taki mitingde Belediye Başkanı Mamdani de konuştu.

Aynı gün İstanbul'da polis Taksim'e yürümek isteyenlere biber gazıyla saldırdı ve en az 570 kişiyi gözaltına aldı. Chicago'dan İstanbul'a aynı günün yüz kırk yıllık hikâyesi bu: Sermaye nerede olursa olsun 1 Mayıs'tan korkuyor.

Bir genel grev hedefi: 1 Mayıs 2028

Amerikan işçi hareketinde bugün konuşulan en iddialı hedef, otomotiv işçileri sendikası UAW'nin başkanı Shawn Fain'in çağrısı. Fain, 2023'teki büyük otomotiv grevinin ardından bütün sendikalara toplu sözleşmelerinin bitiş tarihini 1 Mayıs 2028'e denk getirme çağrısı yaptı (Jacobin). Amaç, o gün ülke çapında bir genel grev yapabilmek. Öğretmen sendikası AFT gibi başka büyük sendikalar da bu çağrıya destek veriyor. Bu bir hayal değil, örgütlenen bir takvim. Gerçekleşip gerçekleşmeyeceği önümüzdeki iki yılda tabanın ne kadar örgütleneceğine bağlı.


Sendikalar: Dünden Bugüne

Yükseliş: Bir sınıfın kendini bulması

ABD'de işçi hareketinin tarihi, dünyanın en kanlı emek tarihlerinden biri. On dokuzuncu yüzyılın sonunda Emek Şövalyeleri (Knights of Labor) ve Amerikan Emek Federasyonu (AFL) ilk büyük örgütlerdi. AFL zanaatkâr işçilerin, yani çoğunluğu beyaz ve erkek kalifiye işçilerin sendikasıydı. 1905'te kurulan Dünya Sanayi İşçileri (IWW) ise "tek büyük sendika" şiarıyla göçmenleri, kadınları, siyah işçileri ve vasıfsız işçileri örgütledi. Devlet ve patronlar IWW'yi Birinci Dünya Savaşı sırasında toplu davalarla ve linçlerle ezdi.

Büyük sıçrama 1930'ların bunalımında geldi. 1935'te kurulan Sanayi Örgütleri Kongresi (CIO) otomotivden çeliğe, kauçuktan elektriğe kadar fabrika işçilerini sektör sendikalarında örgütledi. 1936-1937'deki Flint işgal grevinde General Motors işçileri fabrikayı 44 gün işgal etti ve UAW'yi tanıttı. Aynı yıl çıkan Wagner Yasası işçilere sendika kurma ve toplu sözleşme hakkını tanıdı. Bu yükselişin en kararlı örgütçülerinin önemli bir bölümü komünistti. 1950'lerin ortasında ücretli çalışanların yaklaşık üçte biri sendikalıydı.

Düşüş: Taft-Hartley'den Reagan'a

Gerileme, yükselişin hemen ardından başladı. Yukarıda anlattığımız gibi 1947 tarihli Taft-Hartley Yasası dayanışma grevlerini yasakladı, eyaletlere "çalışma hakkı" (right-to-work) adı altında sendikaları mali olarak zayıflatma yetkisi verdi ve sendika yöneticilerinden "komünist değilim" yemini istedi. CIO komünistleri ihraç etti ve 1955'te AFL ile birleşti. Sendikal hareket, sınıf mücadelesini bırakıp sermayeyle "sosyal ortaklık" kurmayı seçti. Karşılığında bir kuşak boyunca ücretler yükseldi, ama hareketin siyasi bağımsızlığı kayboldu.

1981'de Başkan Reagan greve çıkan 11 bin hava trafik kontrolörünü (PATCO sendikası) topluca işten attı. Bu, sermayeye verilmiş bir işaretti: Grev kırıcılık yeniden meşruydu. Sonraki kırk yılda fabrikalar güneydeki sendikasız eyaletlere ve yurt dışına taşındı, sendikalaşma oranı her yıl biraz daha düştü.

Bugün: Yüzde 10'un hikâyesi

ABD Çalışma İstatistikleri Bürosu'na (BLS) göre 2025'te ücretli çalışanların yüzde 10,0'ı sendika üyesiydi (BLS). Tablo şöyle:

KesimSendikalaşma oranı (2025)
Tüm ücretli çalışanlar%10,0
Kamu sektörü%32,9
Özel sektör%5,9
İmalat%7,7
İnşaat%11,1
Konaklama ve eğlence%3,0
Finans%1,5

Özel sektörde her yüz işçiden yalnızca altısı sendikalı. Bu, Amerikan solunun en büyük zaafı. DSA'nın 120 bin üyesi ve Mamdani'nin seçim zaferi, işyerindeki bu örgütsüzlüğün üstünde duruyor.

Yeni dalga: Starbucks'tan Amazon'a

Ama son beş yılda bir şeyler kıpırdıyor. Amerikalıların sendikalara bakışı 1960'lardan bu yana en olumlu düzeyde. Yeni bir kuşak, sendikanın hiç olmadığı işyerlerinde örgütleniyor:

  • Starbucks Workers United: 2021'de Buffalo'daki bir kafede başlayan örgütlenme, birkaç yıl içinde yüzlerce şubeye yayıldı. İlk toplu sözleşme mücadelesi sürüyor.
  • Amazon: 2022'de Staten Island'daki JFK8 deposunun işçileri, şirket içinden çıkan bağımsız bir sendika kurarak dünyanın en büyük sendika düşmanı şirketlerinden birini yendi. Mücadele Teamsters sendikasıyla birleşerek sürüyor.
  • UAW: 2023'te Shawn Fain önderliğindeki yeni yönetim, üç büyük otomobil şirketine karşı aynı anda "ayakta grev" (Stand Up Strike) yaptı ve son on yılların en iyi sözleşmesini aldı. 2024'te Tennessee'deki Volkswagen fabrikasında güneyde onlarca yıldır ilk kez büyük bir sendikalaşma zaferi kazanıldı.
  • Öğretmenler, hemşireler, akademisyenler: 2018'deki "Kızıl Dalga" (Red for Ed) öğretmen grevlerinden bu yana kamu çalışanları, sağlık emekçileri ve lisansüstü öğrenciler en mücadeleci kesimler arasında.
Trump'ın saldırısı

Trump yönetimi bu dalgaya karşı devletin bütün araçlarını kullanıyor (Al Jazeera):

  • Binlerce federal çalışan "keyfî işten çıkarılabilir" statüsüne aktarıldı. Bu çalışanların işten atılmaya itiraz etmesi zorlaştı.
  • Ulusal Çalışma İlişkileri Kurulu'nun (NLRB) üyesi Gwynne Wilcox görevden alındı ve kurulun kadrosu kesildi. Sendikalaşma davalarına bakan kurum fiilen işlemez hâle getirildi.
  • İş güvenliği kurumu OSHA'nın bütçesi kesildi, aşırı sıcağa karşı hazırlanan koruma kuralları durduruldu.
  • Federal asgari ücret 2009'dan beri saatte 7,25 dolar. Federal yüklenicilere yönelik asgari ücret kuralı da 2025'te kaldırıldı.

Bu saldırının sınıfsal anlamı açık: Sermaye, işçilerin örgütlenme hızının sosyalizm kelimesinin yayılma hızıyla birleşmesinden korkuyor.


Kriz Yılında Sınıf: 2026'da İşçiler Ne Yaptı?

Savaş, yakıt ve hayat pahalılığı

2026, Amerikan işçisi için savaşın faturasını ödediği bir yıl oldu. ABD ve İsrail 28 Şubat'ta İran'a saldırdı. Brent petrolün varili bir ayda 72 dolardan 118 dolara çıktı. Uluslararası Enerji Ajansı'na göre ABD'de dizel ve gazyağı fiyatları savaş öncesine göre yüzde 94 arttı (Wikipedia). Yakıt maliyetleri, ucuz havayolu şirketi Spirit Airlines'ın Mayıs'ta faaliyetlerini durdurmasında belirleyici oldu. Binlerce kişi işsiz kaldı.

Eylül'de yıllık enflasyon yüzde 3,7'ye çıktı ve ara seçimlerden önceki son verinin ana kalemleri benzin ve dizeldi (CNN). Moody's'e göre İran savaşı her Amerikan hanesine yaklaşık 2 bin dolara mal oluyor (CNN). Beyaz Saray "sosyalizm hane başına 400 bin dolar" derken, kendi savaşının hane başına faturasını konuşmuyor.

Minnesota: ICE'a karşı bir genel grev

Yılın ilk büyük sınıf eylemi ekonomik değil, siyasi bir talep için yapıldı. Ocak'ta federal göçmenlik polisi ICE'ın Minneapolis ve St. Paul'e kitlesel olarak gönderilmesi ve iki ABD vatandaşının, Renee Good ile Alex Pretti'nin öldürülmesi üzerine Minnesota'nın sendikaları ve kiliseleri harekete geçti. 23 Ocak'ta "Hakikat ve Özgürlük Günü" adıyla eyalet çapında "iş yok, okul yok, alışveriş yok" eylemi yapıldı. AFL-CIO dahil onlarca sendika eyleme katıldı, yüzlerce işyeri kapandı (Democracy Now, NPR). Eylemi örgütleyenlerin çoğu bu güne açıkça "genel grev" dedi. Bu, ABD'de onlarca yıldır görülmemiş bir şeydi: İşçiler, göçmen sınıf kardeşlerini korumak için işi bıraktı. 30 Ocak'ta ICE karşıtı eylemler ülke çapına yayıldı (Wikipedia).

Grev dalgası

Şubat'ta ülkenin dört bir yanında grevler patladı (WSWS):

  • San Francisco'da 6.400 öğretmen ücret artışı, sınıf mevcudunun sınırlanması ve eğitim bütçesi için 9 Şubat'ta greve çıktı. Los Angeles'ta on binlerce öğretmen grev oylaması yaptı.
  • Kaiser Permanente'de 31 bin hemşire ve sağlık çalışanı, kârı önceleyen kesintilere karşı haftalarca grev yaptı.
  • New York'ta 15 bin hemşire bir ay süren bir grev yaptı.
  • Kaliforniya Üniversitesi'nde 40 bin lisansüstü öğrenci çalışan grev oylamasına gitti.
  • BP'nin Indiana'daki Whiting rafinerisinde işçiler yetersiz bulunan sözleşmeye karşı direndi.
  • UPS, Amazon ve otomotiv sektöründe on binlerce işçi toplu işten çıkarmalara karşı mücadele etti.

Bu grevlerin ortak noktası enflasyon, düşen yaşam standardı ve iş kayıplarıydı. Kriz, işçileri sessizliğe değil, mücadeleye itti.

Masadaki büyük sözleşmeler

2026 aynı zamanda büyük toplu sözleşmelerin yılı. Labor Notes'un derlemesine göre masada şunlar var (Labor Notes):

Sektörİşyeri / sendikaİşçi sayısı
KamuNew York belediye çalışanları300 binden fazla
KamuPosta dağıtıcıları (NALC)200 bin
KamuKaliforniya eyalet çalışanları (SEIU)96 bin
SağlıkNew York hastaneleri (SEIU)80 bin
EnerjiPetrol rafinerileri (USW)yaklaşık 30 bin
PerakendeStop & Shop (UFCW)30 bin
ÇelikCleveland-Cliffs ve US Steel (USW)25 bin
SağlıkKaiser Kuzey Kaliforniya (NNU)24.600 hemşire
İletişimVerizon (CWA ve IBEW)20 bin
HavacılıkBoeing Seattle (SPEEA)17 bin

Bu sözleşmelerin her biri, savaş ve enflasyon yılında ücretlerin gerçekten korunup korunamayacağının sınavı. New York'taki 300 bin belediye çalışanının sözleşmesi ayrıca Mamdani için de bir sınav. "Sosyalist" belediye başkanı, kendi işçileriyle masaya oturduğunda kimin tarafında duracak?

Sendika bürokrasisinin sınırı

Tablonun bir de karanlık tarafı var. Büyük sendika konfederasyonları İran savaşı başladığında büyük ölçüde sessiz kaldı (WSWS). Bazı grevler, tabanın istediğinden önce, yönetimlerin aceleyle imzaladığı sözleşmelerle bitirildi. Amerikan sendikacılığının Soğuk Savaş'tan miras kalan iki hastalığı sürüyor: Demokrat Parti'ye bağımlılık ve dış politikada emperyalizmle uyum. Minnesota'daki genel grev, 1 Mayıs'taki boykot ve 2028 genel grev hedefi ise tabanın bu sınırları zorladığını gösteriyor.

Sınıfsal okuma

2026'da Amerikan işçi sınıfı üç şey yaptı. Göçmen sınıf kardeşleri için siyasi bir grev yaptı. Hayat pahalılığına karşı sağlıkta, eğitimde ve sanayide grevlere çıktı. 1 Mayıs'ı yeniden kendi günü olarak sahiplendi. Bu üç eylemin hiçbiri tek başına bir devrim değil. Ama üçü birlikte, Beyaz Saray'ın "sefalet, açlık ve ölüm" diye bağırmasının gerçek nedenini gösteriyor: Sınıf, kendi gücünü yeniden hatırlamaya başladı.


Zohran Mamdani: "Sosyalist" Belediye Başkanı Kim?

Hayatı

Zohran Mamdani 1991'de Uganda'nın başkenti Kampala'da doğdu. Babası sömürgecilik çalışmalarıyla tanınan akademisyen Mahmood Mamdani, annesi film yönetmeni Mira Nair. Çocukken ailesiyle New York'a taşındı. Siyasete kiracılara konut danışmanlığı yaparak girdi: haciz ve tahliye tehdidi altındaki düşük gelirli ailelerle çalıştı. 2020'de DSA'nın desteğiyle Queens'in Astoria bölgesinden New York eyalet meclisine seçildi.

2025'te belediye başkanlığı için yola çıktığında anketlerde yüzde 1'deydi. Haziran 2025 Demokrat ön seçiminde eski vali Andrew Cuomo'yu yendi. Kasım 2025 seçiminde bağımsız aday olarak yarışan Cuomo'yu ve Cumhuriyetçi adayı tekrar geçti. 1 Ocak 2026'da göreve başladı. Kampanyası tek bir soruya dayanıyordu: New York'ta yaşamak neden bu kadar pahalı?

Vaatleri ve bilançosu

Mamdani'nin programı dört vaatten oluşuyordu: kira dondurma, ücretsiz otobüs, belediye marketleri ve ücretsiz çocuk bakımı. Bunların hepsi zenginlere ve şirketlere konacak yeni vergilerle finanse edilecekti. Dokuz ay sonra bilanço şöyle (The Crosscheck, City & State):

VaatDurum
Kira dondurma25 Haziran'da Kira Belirleme Kurulu 7'ye 1 oyla kabul etti. Yaklaşık 1 milyon düzenlenmiş dairede Ekim'den itibaren geçerli. Kurulun 9 üyesinden 6'sını Mamdani atadı.
Ücretsiz otobüsHayata geçmedi. Otobüsleri işleten MTA eyalete bağlı, finansmanın kararı Albany'de (eyalet başkentinde). Yıllık maliyeti 700 milyon ile 1 milyar dolar arası.
Belediye marketleriPlanlama aşamasında. İlk market East Harlem'deki La Marqueta'da, en erken 2027 sonunda açılacak. Beş ilçede beş market hedefi 2029.
Ücretsiz çocuk bakımıPilot uygulamada dört mahallede yaklaşık 2 bin kontenjan var, kontenjan başına üç başvuru düşüyor. Eyaletin 2 yaşındakiler için bakım bütçesini artırması önemli bir kazanım oldu.
Milyonerlere vergiGeçmedi. Vali Kathy Hochul gelir vergisi artışına karşı çıktı. Yerine ikinci konut vergisi (yılda yaklaşık 500 milyon dolar) ve eyalet yardımı alındı.
PolisKomiser Jessica Tisch görevde kaldı, 580 polis eklendi. Çete veri tabanının kaldırılması gibi vaatler gerçekleşmedi. DSA eleştirdi.

Kamuoyunun görüşü ikiye bölünmüş durumda. Ağustos'taki Siena anketinde Mamdani'ye olumlu bakanlar yüzde 69. Ama aynı yılın Nisan'ındaki bir ankette katılımcıların yüzde 59'u kentin yanlış yolda olduğunu düşünüyordu.

Sınıfsal okuma: Bir belediye başkanının sınırları

Mamdani'nin bilançosu bir yetersizlik hikâyesi değil, bir yapı hikâyesi. Bir belediye başkanının elinde neler var, neler yok, ona bakalım:

  • Vergi koyma yetkisi eyalette. Kentin zenginlerine vergi koymak için Albany'nin onayı gerekiyor. Albany'de ise Demokrat Parti'nin sermayeye yakın kanadı, yani Vali Hochul karar veriyor.
  • Ulaşım eyalette. Otobüsleri işleten MTA bir eyalet kurumu.
  • Bütçe tahvil piyasasına bağlı. Mali Kontrol Kurulu 2030'a kadar 6,4 ile 8,5 milyar dolar arası bir açık riski olduğunu söylüyor. New York 1975'te iflasın eşiğine geldiğinde bankalar kentin bütçesini fiilen ele geçirmişti. O deneyim her belediye başkanının kulağında.
  • Polis devletin bel kemiği. Mamdani Michael Bloomberg döneminden gelen Tisch'i görevde tutarak bir uzlaşma yaptı. Bu uzlaşma, polis aygıtıyla doğrudan çatışmanın bedelini ödemek istemediğini gösteriyor.

Mamdani'nin Kasım 2025'te Trump'la Beyaz Saray'da yaptığı görüşme (Al Jazeera) de bu açıdan öğretici. Kampanya boyunca birbirlerine "faşist" ve "komünist" diyen iki isim, kameralar önünde dostane bir görüntü verdi. Düzen Mamdani'yi tolere edilebilir buldu. Trump bugün yine onu "komünist deli" diye anıyor, çünkü seçim yaklaşıyor.

Yine de Mamdani bir şeyi kanıtladı ve bunu küçümsememek gerekiyor: Dünya finansının merkezinde, açıkça "sosyalist" olduğunu söyleyen bir aday, kira ve ulaşım gibi maddi taleplerle seçim kazanabiliyor. Kira dondurma da gerçek bir kazanım. Bir milyon hanenin cebinde kalan para, emlak sermayesinin kasasından çıkıyor. Berlin'de Elif Eralp'in kazandığı seçimde de aynı eksen öne çıkmıştı (eliferalp). Konut ve kira, kapitalist kentin en çıplak sınıf çelişkisi olarak yeniden siyasetin merkezine oturuyor.


Bernie Sanders Gerçekte Kim?

Hayatı

Bernie Sanders 1941'de Brooklyn'de, Polonya'dan göç etmiş Yahudi bir işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Gençliğinde sivil haklar hareketine katıldı, Chicago'da ırk ayrımcılığına karşı eylemlerde tutuklandı. 1981'de Vermont eyaletinin Burlington kentinde bağımsız aday olarak belediye başkanı seçildi ve kenti sekiz yıl yönetti. 1991'den 2007'ye kadar Temsilciler Meclisi'nde, 2007'den bu yana Senato'da bağımsız üye olarak bulunuyor.

Bağımsız ama Demokrat

Sanders kâğıt üzerinde hiçbir partiye bağlı değil. Ama Senato'da Demokratlarla birlikte hareket ediyor. 2016 ve 2020'de Demokrat Parti başkanlık ön seçimlerine girdi. İki seferde de geniş bir genç tabanı harekete geçirdi ve iki seferde de parti yönetiminin karşı hamleleriyle kaybetti. Kaybettikten sonra Hillary Clinton'ı, Joe Biden'ı ve Kamala Harris'i destekledi.

Bu tablonun bir sınıfsal anlamı var. Sanders Demokrat Parti'nin dışına taşabilecek bir öfkeyi topladı ve sonra o öfkeyi partinin içine geri taşıdı. Bir taraftan iki partili sistemi sarsan, diğer taraftan onu ayakta tutan bir figür. 2025'teki "Oligarşiyle Mücadele" (Fighting Oligarchy) turnesinde Ocasio-Cortez'le birlikte yüz binlerce kişiye seslendi. Ama bu kitleyi bağımsız bir örgüte dönüştürmedi.

Programı

Sanders'ın "demokratik sosyalizmi", Roosevelt'in New Deal'i ile İskandinav refah devletinin bir karışımı. Temel talepleri şunlar:

  • herkese kamusal sağlık sigortası (Medicare for All),
  • yüksek asgari ücret,
  • ücretsiz kamu üniversitesi ve öğrenci borcunun silinmesi,
  • milyarderlere servet vergisi,
  • sendikalaşmanın önündeki engellerin kaldırılması.

Bu programda üretim araçlarının toplumsallaştırılması yok. Bankaların kamulaştırılması, işçi denetimi ya da planlı ekonomi gibi talepler yok. Sanders'ın hedefi kapitalizmi aşmak değil, onu daha adil yönetmek.

Dış politika

Sanders'ın dış politika sicili karışık:

  • 2002'de Irak savaşına karşı oy verdi. Bu doğru bir tavırdı.
  • Ama 1999'da NATO'nun Yugoslavya bombardımanını destekledi. 2001'de Afganistan savaşına yetki veren karara oy verdi. Vermont'a F-35 savaş uçağı üssü gelmesini savundu.
  • Son yıllarda İsrail'e silah satışının engellenmesi için Senato'ya defalarca önerge sundu. Nisan 2026'daki oylamada önergeler 40'a 59 ve 36'ya 63 oyla reddedildi. Yine de Demokrat senatörlerin çoğunluğu ilk kez önergeleri destekledi (WTOP).
Sınıfsal okuma

Sanders, ABD siyasetinin sağa kaymış merkezinden bakıldığında "komünist" görünen klasik bir sosyal demokrat. Avrupa'da sağlam bir merkez sol politikacı sayılırdı. Bunu söylemek onu küçümsemek değil, onu yerli yerine koymak. Sanders'ın asıl tarihsel rolü, sosyalizm kelimesini kırk yıllık bir yasaktan kurtarıp genç kuşağa yeniden duyurmuş olması. Bu bir program değil, bir kapı açması. O kapıdan kimin, nereye geçeceği ise Sanders'ın değil, örgütlenen kitlenin meselesi.


Kim Kimdir: Kapaktaki İsimler

İsimKonumuKendini nasıl tanımlıyorGerçekte ne istiyor
Bernie SandersVermont senatörü (bağımsız, Demokratlarla birlikte)Demokratik sosyalistNew Deal tipi refah devleti, oligarşiye vergi
Alexandria Ocasio-CortezNew York'tan Kongre üyesi (Demokrat)Demokratik sosyalistGreen New Deal, kamusal sağlık, Demokrat Parti'nin sola çekilmesi
Zohran MamdaniNew York Belediye Başkanı (Demokrat, DSA üyesi)Demokratik sosyalistKira dondurma, ücretsiz otobüs, kamu marketleri, zenginlere vergi
Abdul El-SayedMichigan Senato adayı (Demokrat)Kapitalist; DSA üyesi değilKamusal sağlık sigortası
Hasan PikerTwitch yayıncısıSol, sosyalistGençlere sol fikirleri ulaştırma; Filistin dayanışması

Tabloya bakınca şunu görüyoruz: Kapakta bir "Sosyalist Cumhuriyet" yok. Kapitalizmin içinde daha fazla kamusal hizmet isteyen, sesi giderek yükselen bir koalisyon var.


Korkulan Ne?

Şimdi asıl soruya gelelim. Komünist partiler küçükse, Sanders ve Mamdani reformcuysa, Beyaz Saray neden bu kadar sert bir dil kullanıyor? Bu soruyu her zaman sorduğumuz üç soruyla açalım: Kimin elinde? Kimin denetiminde? Kimin yararına?

Meşruiyet krizi

Egemen sınıfı korkutan şey bir oy oranı değil, bir rıza kaybı. Kapitalizm yalnızca polisle ve orduyla değil, insanların onu "tek mümkün düzen" olarak görmesiyle ayakta durur. Gallup rakamları bu rızanın genç kuşakta çözüldüğünü gösteriyor. Kira, öğrenci borcu, sağlık sigortası primi ve güvencesiz işlerle büyüyen bir kuşak, bu düzenin kendisine bir gelecek vadetmediğini düşünüyor. Newsweek kapağı bu kaymanın ana akım medyada kayda geçmesi. Beyaz Saray'ı rahatsız eden şey de tabunun kırılması.

Taleplerin sınıfsal içeriği

Talepleri tek tek ele alırsak her biri bir reform. Ama hepsi birden bakıldığında mülkiyetin dokunulmazlığını tartışmaya açıyor:

  • "Aynı maaşla haftada 32 saat çalışmak" kâr oranına doğrudan dokunuyor. Çalışma gününün uzunluğu, Marx'ın Kapital'de gösterdiği gibi, artı değerin ta kendisidir.
  • "Ücretsiz sağlık hizmeti" sigorta ve ilaç sermayesinin kâr alanını daraltıyor.
  • "Kira dondurma" emlak rantını sınırlıyor.
  • "Servet vergisi" birikimin kendisine el uzatıyor.

Bu talepler sermayeye şunu hatırlatıyor: Kâr bir doğa yasası değil, bir toplumsal ilişki. Toplumsal ilişki de değiştirilebilir.

Örgütlülük

Dağınık öfke sermaye için yönetilebilir bir sorun. Örgütlü öfke ise başka bir şey. 120 bin üyeli bir DSA, son yıllarda Amazon depolarında, Starbucks kafelerinde, otomotiv fabrikalarında yükselen sendikalaşma dalgası ve kiracı sendikaları bir araya geldiğinde, ortada kalıcı bir yapı oluşma ihtimali doğuyor. 1950'lerde tasfiye edilen tam olarak buydu: sendikayla, işyeriyle, mahalleyle iç içe geçmiş bir sol.

Demokrat Parti'den kopuş ihtimali

ABD'nin iki partili sistemi solu Demokrat Parti'nin içinde tutmaya dayanıyor. Sanders bu işlevi yıllarca gördü. Mamdani gibi isimler parti aygıtına rağmen kazandığında, Demokrat Parti'nin sermayeye yakın kanadı kontrolü kaybetmeye başlıyor. Bu tabanın bir gün kendi partisini kurmaya yönelmesi, yüz yıldır ilk kez hayal olmaktan çıkıyor. Bu ihtimalden Trump kadar Demokrat Parti yönetimi de korkuyor. Hochul'un Mamdani'nin vergi önerisini engellemesi bunun bir göstergesi.

Korkunun işlevi: Seçim ve dikkat yönetimi

Korkunun bir kısmı gerçek, bir kısmı ise imal ediliyor ve kullanılıyor. Beyaz Saray'ın açıklaması 3 Kasım ara seçimlerinden üç hafta önce geldi. "Komünist tehdit" söylemi şu işlere yarıyor:

  • sağ tabanı birleştiriyor,
  • Demokratları "biz sosyalist değiliz" demek zorunda bırakarak savunmaya itiyor,
  • enflasyonun, yaşam pahalılığının ve dış politikadaki savaş maliyetlerinin sorumluluğunu düzenden alıp hayali bir iç düşmana yüklüyor.

McCarthy döneminde de mantık buydu. İşçilerin neden sağa oy verdiğini anlattığımız yazıda gösterdiğimiz gibi, sağ popülizm sınıfsal öfkeyi sınıf dışı düşmanlara yöneltmekte ustadır (iscilernedensagaoyveriyor).

Kimin elinde, kimin denetiminde, kimin yararına?
SoruBeyaz Saray'ın anlatısıSınıfsal okuma
Kimin elinde?Ülke "radikal solun" eline geçmek üzere.Ülke milyarderlerin, büyük şirketlerin ve onların finanse ettiği iki partinin elinde. Sol henüz bir belediyeyi bile tam yönetemiyor.
Kimin denetiminde?Sosyalizm devlet denetimi, karne ve kıtlık demek.Bugün sağlık, konut ve eğitim sigorta şirketlerinin, emlak sermayesinin ve bankaların denetiminde. Kıtlık zaten var: sağlık sigortası olmayan on milyonlar, evsizler, kira yüzünden kenti terk edenler.
Kimin yararına?Sosyalist gündem hane başına 400 bin dolara mal olur.Hesap tek taraflı. Kamusal hizmet sermayenin kârını azaltır ama emekçinin cebinden çıkan primi, kirayı ve borcu da azaltır.
Tarih ne söylüyor?Sosyalizm 100 milyon ölü demek.Sayı tartışmalı ve kullanılıyor. Kira dondurma ile Gulag aynı şey değil. Kapitalizmin ölü sayısı hiç sayılmıyor.
Asıl tehlike ne?Sosyalist devrim.Kapitalizmin meşruiyet kaybı ve örgütlü bir tabanın oluşma ihtimali.

Genç Yoldaşlara: Bu Hikâyeden Ne Öğreniyoruz?

Yoldaş, bu yazıdan aklında birkaç şey kalsın.

Bir egemen sınıfın korkusu, gücünü nerede gördüğünü gösterir. Beyaz Saray CPUSA'dan korkmuyor, çünkü CPUSA küçük. DSA'dan da tek başına korkmuyor. Korktuğu şey, kira ve sağlık gibi gündelik taleplerin "sosyalizm" kelimesiyle buluşması ve bu buluşmanın örgütlü bir kitleye dönüşmesi. Yani gücümüz büyük laflarda değil, insanların gündelik hayatına dokunan talepleri örgütlemekte.

Reformla devrimi karıştırmayalım, ama reformu da küçümsemeyelim. Mamdani ve Sanders kapitalizmi aşmayı önermiyor. Bunu açıkça söylemek bizim görevimiz. Ama bir milyon hanenin kirasının dondurulması da gerçek bir kazanım. Marksist gelenek reform mücadelesini bir amaç olarak değil, sınıfın kendi gücünü tanıdığı bir okul olarak görür. Soru şu: Bu mücadeleler kitlenin örgütlülüğünü ve bilincini artırıyor mu, yoksa onu yeniden Demokrat Parti'nin yönetimine mi teslim ediyor?

Seçim yetmez, ama seçim de bir alan. Mamdani'nin bilançosu bir belediye başkanının sınırlarını açıkça gösteriyor: vergi eyalette, polis devlette, bütçe tahvil piyasasında. Yerel yönetim bir güç noktası olabilir, ama tek başına sistemi değiştiremez. Bunu Yerel Yönetime Katılmak kılavuzumuzda da tartıştık: belediyeyi bir araç olarak kullanmak ile belediyeye sıkışıp kalmak arasındaki fark, mahalledeki örgütlülüktür.

Antikomünizm bizim de tarihimiz. ABD'de McCarthy ne yaptıysa, Türkiye'de 1950'lerin "komünist avı", Kontrgerilla ve 12 Eylül de onu yaptı (12eyluldosyasi). Sendikayla iç içe geçmiş bir solu ezmek, bütün kapitalist devletlerin ortak refleksi. Bu yüzden Beyaz Saray'ın dilini tanımak, bizim kendi tarihimizi tanımamızı da kolaylaştırıyor.

Kapaktaki isimlerden birini tanıyoruz. Hasan Piker'ın Türkiye kökenli olması bir ayrıntı değil. Dijital mecralarda gençlerle sol fikirler arasında köprü kuran yeni bir yayıncılık türü doğuyor. Bunun güçlü yanları da var, sınırları da. Bir yayın akışı örgüt değildir. İzleyici yoldaş değildir.


Geleceğe Bakarken: Amerika'da da Sosyalizm

Bu kapak bizi şaşırtmadı. Bilgi Müşterekleri'nde son aylarda yazdığımız üç yazı, bugün Newsweek'in kapağına ve Beyaz Saray'ın paniğine çıkan eğilimi farklı açılardan anlatıyordu.

Kuşak. Haziran'da The Economist'in Z kuşağının sola kayışını konu alan kapağını tartışmıştık (Z Kuşağı Sosyalizmi: Kapitalizmin Yeni Korkulu Rüyası). O yazıda şunu söyledik: Kiralar, enflasyon, yapay zekâ kaynaklı iş kaybı ve yoksulluk tek tek sorunlar değil, bir düzenin tıkandığının işaretleri. Kendisine gelecek vadedilmeyen bir kuşağın öfkesi, sermayenin en büyük korkusu. Dört ay sonra aynı korkuyu bu kez bir Amerikan dergisi ve Amerikan devleti dile getiriyor. The Economist'in endişesi Newsweek'in kapağına, Newsweek'in kapağı Beyaz Saray'ın resmî açıklamasına dönüştü.

Teknoloji ve zaman. Geçen hafta Fikret Başkaya'ya yanıt olarak yazdığımız yazıda şunu savunduk: Burjuvazi yapay zekâ, platformlar ve gözetim teknolojileriyle zaman kazanıyor, ama bu teknolojiler kapitalizmi kurtaramıyor. Onu ancak örgütlü emek gömebilir (Burjuvazi Teknolojiyle Zaman Kazanıyor, Kapitalizmi Biz Gömeceğiz). ABD bu tezin en çıplak sınandığı yer. Dünyanın en güçlü teknoloji tekelleri orada. Algoritmik gözetimin en gelişmiş biçimleri orada. Ama kapitalizme olumlu bakan gençlerin oranı da en hızlı orada düşüyor. Teknoloji tekelleri ne kadar büyürse, onlara "kimin elinde, kimin yararına?" diye soran kuşak da o kadar büyüyor.

Gelecek. Temmuz'da yazdığımız yazıda 21. yüzyılın devrimci olanaklarını ve bilimsel sosyalizmin yeniden inşasını tartışmıştık (Geleceğe Bakmak). O yazıda bir program önerdik: algoritmaların ve verinin toplumsallaştırılması, otomasyonla kısalan çalışma süresi, ekolojik onarım, işçi komitelerine dayanan katılımcı demokrasi. Newsweek testindeki "aynı maaşla haftada 32 saat" sorusu bu programın ilk ve en çekingen adımı. Amerikan gençleri bu soruya "evet" diyorsa, bir sonraki soruyu sormaları da uzak değil: Otomasyonun getirdiği verimlilik neden kısa çalışma haftasına değil, milyarderlerin servetine dönüşüyor?

Üç yazıyı bir araya getirdiğimizde vardığımız sonuç şu: Geleceğin ABD'de de sosyalist bir biçime yöneldiğini görüyoruz. Bu bir kehanet değil, bir eğilimin okunması. Bugünkü hareket reformcu, dağınık ve Demokrat Parti'ye bağımlı. Mamdani'nin ve Sanders'ın sınırlarını yukarıda tek tek gösterdik. Ama tarih programın kendisinden değil, programı taşıyan kitlenin hareketinden yazılır. Rıza çözülüyor, talepler sertleşiyor, örgütler büyüyor. Kapitalizmin en güçlü kalesinde bile sosyalizm kelimesi artık bir hakaret değil, bir umut olarak dolaşıyor. Bu yönelimin kendiliğinden bir sona varmayacağını da biliyoruz. Varacağı yer, örgütlenmenin, sendikaların ve bağımsız bir sınıf siyasetinin ne kadar güçleneceğine bağlı.

Bunu açıkça yazmamızdan Başkan Trump'ın hiç memnun olmayacağını da biliyoruz. Belki bu yazı için de bir açıklama hazırlatır. Biz de ona şimdiden yanıtımızı verelim: Sayın Başkan, sizin "sefalet, açlık ve ölüm" dediğiniz şey, milyonlarca Amerikalının bugün kendi düzeninizde yaşadığı hayat. Gençler sosyalizme bunun için yöneliyor. Bağırmanız gidişi durdurmaz, sadece hızlandırır.


Somut Görevler

  • Haberi kendi dilimizle yeniden anlatalım. "ABD'de komünistler geliyor" ya da "Amerika sosyalist oldu" gibi abartılı başlıkları ne övgü ne yergi olarak paylaşalım. Ne olduğunu rakamla anlatalım: 11 bin, 120 bin, yüzde 66.
  • Kira dondurmayı Türkiye'nin gündemine taşıyalım. New York'ta bir milyon dairede kira donduruldu. Türkiye'de kira artışını sınırlayan düzenleme kalktı ve kiracılar savunmasız. Kiracı dayanışma ağlarında bu örneği konuşalım.
  • Sosyal demokrat ile sosyalist arasındaki farkı öğrenelim ve anlatalım. Sanders'ın programını okuyalım ve şu soruyu soralım: Mülkiyet kimde kalıyor? Bu soruyu Türkiye'deki sosyal demokrat partilere de yöneltelim.
  • Kızıl korku tarihini okuyalım. Smith Yasası, Taft-Hartley, McCarthy dönemi ve Türkiye'deki karşılıkları üzerine bir okuma grubu kuralım. Antikomünizmin nasıl işlediğini bilen, onu yeniden tanır.
  • Sendika ile siyaseti birlikte düşünelim. ABD'de solun gücü sendikalarla bağı koptuğunda bitti. Bizim örgütlenmemizde de işyeri ile siyaset arasındaki bağı güçlendirelim.
  • Dijital mecralarda yayıncılık yapalım, ama örgütten kopmadan. Hasan Piker örneği bir yayının ne kadar geniş bir kitleye ulaşabileceğini gösteriyor. Bu kitleyi bir örgüte, bir dayanışma ağına bağlamanın yollarını düşünelim.
  • Amerikan Emek Partisi'ni ve Red Phoenix'i izleyelim. CIPOML'nin ABD'deki üyesinin açıklamalarını Türkçeye çevirip paylaşalım. ABD'den gelen haberleri egemen medyanın değil, sınıf kardeşlerimizin gözünden okuyalım.
  • Grevleri takip edelim, dayanışma mesajı gönderelim. Verizon'dan Boeing'e, New York hastanelerinden Kaiser hemşirelerine kadar 2026'nın büyük sözleşme mücadelelerini izleyelim. Kendi sendikalarımızdan dayanışma mesajı gönderilmesini isteyelim.
  • 1 Mayıs'ın tarihini anlatalım. Taksim'de gözaltına alınırken Haymarket'i hatırlayalım. 1 Mayıs Amerikan işçilerinin armağanı, ABD'deki 2028 genel grev hedefi de bizim dayanışmamızı hak ediyor.
  • 3 Kasım'ı izleyelim. ABD ara seçimlerinde DSA destekli adayların ve "komünist tehdit" söyleminin sonuçlarını takip edelim ve sınıfsal okumasını yapalım.

Sevgili Yoldaşlar,

Newsweek bir kapak yaptı, Beyaz Saray bir açıklama yayımladı. İkisi de aynı şeyi söylüyor, birisi merakla, diğeri korkuyla: Amerika'da bir şeyler değişiyor.

Değişen şey bir devrim değil. Değişen şey, kapitalizmin kendini doğal düzen olarak sunma gücünün azalması. Bir kuşak kirasını, borcunu, sigortasını hesaplıyor ve hesabın tutmadığını görüyor. Bu hesabın adı yüz yıl sonra yeniden "sosyalizm" olarak konuyor.

Egemen sınıf bunun nereye varabileceğini biliyor. Yüz yıl önce Debs'i hapse attı, yetmiş yıl önce sendikaları temizledi. Bugün de "sefalet, açlık ve ölüm" diye bağırıyor. Ama bağırması gücünün değil, korkusunun göstergesi.

Egemen sınıf sosyalizmden değil, sosyalizm kelimesinin kira faturasıyla, maaş bordrosuyla, hastane makbuzuyla buluşmasından korkuyor. Bizim işimiz de o buluşmayı örgütlemek.


Bağlantılı yazılarımız

Kent, konut ve sol belediyecilik

Sağ, işçi sınıfı ve antikomünizm

Gelecek, kuşak ve teknoloji

Teori ve tarih

Kaynaklar

CPUSA üye sayıları partinin kendi beyanıdır. Beyaz Saray'ın maliyet ve ölü sayısı rakamları açıklamanın kendi iddialarıdır ve bağımsız olarak doğrulanmamıştır.


Bilgi Müşterekleri · CC BY-SA 4.0 · Çoğaltın.

İlgili Başlıklar

Haber Bülteni Aboneliği