Bilgi Müşterekleri
AnasayfaHakkımızdaKılavuzlarPopüler İçeriklerİletişim

Sputnik'ten Starlink'e Uzay Yarışı

Gökyüzü Bir Müşterektir

Yazar: Oğuz Demirkapı
Sputnik'ten Starlink'e Uzay Yarışı

Gökyüzündeki İlk Bip: Sputnik'ten Starlink'e Uzay Yarışının Sınıfı

4 Ekim 1957'de, bir zamanlar okuma yazma oranı yüzde otuzlarda olan bir ülkenin fırlattığı 83,6 kilogramlık bir küre, insanlığın ürettiği ilk yapay gök cismi oldu. Altmış dokuz yıl sonra gökyüzü yine bir yarışın sahnesi. Ama bu kez yarışan yalnızca devletler değil, şirketler de var. Bu yazı, o ilk "bip" sesinden bugüne gökyüzünün kime ait olduğu üzerine.

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Önce kısa bir özet, sonra uzun bir hikâye.

Özet şu: 4 Ekim 1957'de Sovyetler Birliği, Sputnik 1'i yörüngeye oturttu. Bu, insanlık tarihinin ilk yapay uydusuydu ve ABD'de "Sputnik şoku" denen bir paniğe yol açtı. Ardından on iki yıl süren bir yarış başladı: ilk canlı (Layka, 1957), ilk insan (Gagarin, 1961), ilk kadın (Tereşkova, 1963), ilk uzay yürüyüşü (Leonov, 1965) Sovyetlerden; Ay'a ilk ayak basan (Apollo 11, 1969) ABD'den geldi. Yarış, iki farklı toplumsal düzenin kendi üretici güçlerini sergilediği bir vitrin olduğu kadar, kıtalararası füzelerin gölgesinde yürüyen bir silahlanma yarışıydı.

Bugün yarış yeniden kızıştı. Bu yıl Nisan'da Artemis II dört astronotu Ay'ın çevresinden dolaştırıp geri getirdi; Çin Chang'e 7'yi Ağustos'ta Ay'ın güney kutbuna yolladı ve 2030'dan önce Ay'a insan indirmeyi hedefliyor; Hindistan, Japonya, Birleşik Arap Emirlikleri, Güney Kore ve Türkiye de sahnede. Ama asıl yenilik şurada: 2025'te dünyada yapılan 325 yörünge fırlatmasının yarısını tek bir özel şirket, SpaceX gerçekleştirdi ve o yıl uzaya gönderilen uyduların yüzde 85'ini o taşıdı (BryceTech verisi, Satellite Today). Devletlerin uzay harcamalarının da artık yarısından fazlası askerî: 2025'te 137,4 milyar doların 73,5 milyarı (Novaspace).

Yani 1957'de gökyüzü iki devletin ve iki sistemin yarış alanıydı; 2026'da ise tekellerin çitleme alanına, orduların cephesine dönüşüyor.

Bu yazıda önce o ilk yarışı baştan anlatacağız; sonra bugünkü yarışın aktörlerini tek tek tanıyacağız; en sonunda da hep sorduğumuz üç soruyu gökyüzüne soracağız: Kimin elinde? Kimin denetiminde? Kimin yararına?

Bu yazıyı, bir ay önce Roman Teleskobu vesilesiyle yazdığımız "Uzağa Bakmak, Geçmişe Bakmaktır" yazısının devamı olarak okuyabilirsiniz. Orada bilimin bütçesini ve bilginin mülkiyetini konuşmuştuk; burada gökyüzünün mülkiyetini konuşacağız.


Bir Kürenin Sesi: 4 Ekim 1957

O gece Kazakistan bozkırında, Tüyratam yakınlarındaki gizli bir fırlatma alanından (bugünkü Baykonur) bir R-7 roketi kalktı. Burnunda 58 santimetre çapında, cilalı alüminyum alaşımından bir küre ve ona bağlı dört uzun anten vardı. Küre yaklaşık 96 dakikada bir Dünya'nın çevresini dolaşıyor ve iki frekanstan kesintisiz bir "bip... bip..." sinyali yayıyordu.

O sinyal, dünyanın her yerindeki amatör radyocular tarafından yakalanabiliyordu. Bilinçli bir seçimdi bu: Sputnik'in yaptığı tek "bilimsel" iş, varlığını herkese duyurmaktı. Pilleri 21 gün sonra tükendi; küre üç ay boyunca yaklaşık 1.400 tur attıktan sonra 4 Ocak 1958'de atmosfere girip yandı.

Teknik olarak basit bir aletti. Ama siyasal olarak bir depremdi. Neden?

Çünkü roket bir füzeydi

Sputnik'i taşıyan R-7, dünyanın ilk kıtalararası balistik füzesiydi. Yani gökyüzüne bir küre koyabilen roket, aynı zamanda okyanusun öbür yakasına nükleer savaş başlığı da taşıyabiliyordu. ABD'deki paniğin özü buydu: "Onlar gökyüzüne bir top koyabiliyorsa, Washington'a bir bomba da koyabilir."

Bu ayrıntıyı yazının başında söylüyoruz, çünkü uzay yarışının hikâyesinin tamamı bu çifte doğanın hikâyesidir: insanlığın en büyük merakı ile en büyük yıkım kapasitesi aynı roketin içinde doğdu. Bu, Roman yazısında "en iyi optik önce casusluğa" diye anlattığımız yasanın uzaydaki ilk biçimidir.

Ama yalnızca bir füze de değildi

Sputnik'in asıl şok etkisi askerî olmaktan çok tarihseldi. 1917'de nüfusunun büyük çoğunluğu köylü, okuma yazma oranı düşük, sanayisi Batı Avrupa'nın çok gerisinde bir ülke; iç savaştan, açlıktan ve 27 milyon insanını yitirdiği bir dünya savaşından geçmiş, harabelerini daha on iki yıl önce kaldırmaya başlamış bir ülke, dünyanın en zengin kapitalist ülkesini gökyüzünde geride bırakmıştı.

Bu nasıl mümkün oldu? Burada Marksist bir okuma yapmamız gerekiyor, ama abartısız ve romantizmsiz.


Sputnik Neden Moskova'dan Kalktı?

Planlı ekonomi kaynakları toplayabildi

Sovyet ekonomisi, toplumsal artığı bir merkezde toplayıp önceliklendirilmiş alanlara yönlendirebiliyordu. Kâr beklentisi olmayan, yirmi yıl sonra bile meyve vermeyebilecek bir alana, roket bilimine, on binlerce mühendisi ve işçiyi yığabildi. Kapitalist bir ekonomide bu iş ancak devletin "askerî ihtiyaç" gerekçesiyle piyasanın dışına çıkmasıyla yapılabilirdi; nitekim ABD de Sputnik'ten sonra tam olarak bunu yaptı.

Kitlesel eğitim bir kuşak yetiştirdi

1920'lerin okuma yazma seferberliği, 1930'ların teknik okulları ve işçi fakülteleri (rabfak), köylü ve işçi çocuklarını mühendisliğe taşıdı. Bunun en çarpıcı kanıtı uzaya çıkan ilk iki insandır:

  • Yuri Gagarin, bir kolhoz marangozunun ve sağımcısının oğluydu. Mesleğe bir çelik fabrikasının meslek okulunda dökümcü çırağı olarak başladı, akşam okuluna gitti, uçuş kulübünde pilot oldu.
  • Valentina Tereşkova, bir tekstil fabrikasında dokuma işçisiydi. Fabrikanın paraşüt kulübünde atladığı atlayışlar onu kozmonot adaylığına götürdü.

Bu iki biyografiyi Apollo astronotlarının neredeyse tamamının askerî test pilotu ve büyük çoğunluğunun orta sınıf ailelerden gelmesiyle yan yana koyun. Sovyet uzay programı, bir dökümcü çırağını ve bir dokuma işçisini gökyüzüne gönderdiği için yalnızca teknik bir zafer değil, sınıfsal bir mesajdı: "Gökyüzü işçinin de olabilir."

"Ne aziz ne cani": madalyonun öbür yüzü

Ama bu hikâyeyi bir masal gibi anlatamayız. Genç yoldaşlara her zaman söylediğimiz ilke burada da geçerli: tarihi ne aziz ne cani diye okuruz.

  • Sovyet uzay programının mimarı Sergey Korolyov, 1938'de uydurma bir suçlamayla tutuklanmış, Kolıma'daki bir altın madeni kampında dişlerini kaybetmiş, sonra mahkûm mühendislerin çalıştırıldığı kapalı bir tasarım bürosunda (şaraşka) çalışmıştı. Sputnik'in, Gagarin'in, Vostok'un "Baş Konstrüktör"ü öldüğü 1966'ya kadar kamuoyuna adıyla bile tanıtılmadı.
  • Başarısızlıklar gizlendi. 1960'ta Baykonur'da bir füze rampada patladı ve resmî sayılarla 78 kişi, başka tahminlere göre daha fazlası öldü (Nedelin felaketi); dünya bunu otuz yıl sonra öğrendi.
  • Programın içinde tasarım büroları arasında bürokratik bir rekabet vardı (Korolyov, Çelomey, Gluşko), bu da kaynakların bölünmesine yol açtı. Sovyetlerin Ay yarışını kaybetmesinin önemli nedenlerinden biri buydu.

Bu gerçekler, Sputnik'in anlamını küçültmez; tersine, onu daha anlaşılır kılar. Planlama gücü ile bürokratik tıkanıklık, kitlesel eğitimin yarattığı devasa yetenek ile o yeteneği susturan baskı, aynı toplumun içinde yan yana duruyordu. Bunu görmek, sosyalizmi savunmanın zayıf noktası değil, olgun biçimidir.


Sputnik Şoku: Amerika Ne Yaptı?

Sputnik'in ABD'deki etkisi, bir ülkenin kendine bakışını sarsan bir aynaydı. Basın "teknoloji Pearl Harbor'ı" diye yazdı. Bir ay sonra, 3 Kasım 1957'de Sputnik 2, Layka adlı köpeği uzaya taşıdı. ABD'nin yanıtı, Aralık 1957'de televizyonlardan canlı yayınlanan Vanguard denemesiydi: roket rampadan bir metre kadar yükselip infilak etti. Gazeteler ona "Flopnik" dedi.

ABD ilk uydusu Explorer 1'i ancak 31 Ocak 1958'de yörüngeye koyabildi. Ardından gelen kurumsal dönüşüm, Sputnik'in asıl tarihsel mirasıdır:

Sputnik'ten sonra ABD'de kurulanNe işe yaradı?
ARPA (Şubat 1958, bugünkü DARPA)Askerî araştırma ajansı. İnternetin atası ARPANET buradan çıktı.
NASA (Ekim 1958)Sivil uzay ajansı; ama sözleşmelerinin aslan payı özel savunma şirketlerine gitti.
Ulusal Savunma Eğitimi Yasası (1958)Fen ve matematik eğitimine devasa kamu fonu, öğrenci bursları.
Kamu Ar-Ge bütçesinde patlamaNASA'nın payı 1966'da federal bütçenin yaklaşık %4,4'üne çıktı (bugün binde 4 civarında).

Burada çok öğretici bir çelişki var, genç yoldaşlar. Dünyanın en büyük kapitalist ülkesi, bir sosyalist ülkenin başarısına yanıt verebilmek için kendi piyasa ilkelerini askıya aldı: devlet eliyle eğitime, araştırmaya ve sanayiye milyarlar aktardı. "Devlet ekonomiye karışmasın" diyen düzen, rakibi kendisini korkuttuğunda en büyük devlet yatırımını yaptı. Ve bu yatırımın çıktıları, internetten mikroçipe, sonraki on yıllarda özel tekellerin kâr kaynağı oldu.

Von Braun'un gölgesi

ABD programının bir başka gerçeği de tarih kitaplarında genellikle bir dipnota sıkıştırılır. Explorer 1'i ve sonra Ay'a giden Saturn V'yi tasarlayan ekibin başında Wernher von Braun vardı: Nazi partisi ve SS üyesi, Hitler'in V-2 füzesinin mimarı. V-2'ler, Mittelbau-Dora toplama kampındaki tünellerde esir işçilere ürettirildi; bu üretimde ölen esir sayısı, füzenin savaşta öldürdüğü insan sayısından fazladır. Savaştan sonra von Braun ve ekibi, "Paperclip Operasyonu" ile geçmişleri temizlenerek ABD'ye getirildi.

Bu ayrıntı, "özgür dünya"nın Ay zaferinin hangi temeller üzerine kurulduğunu gösterir: kapitalizm, işine yarayan bilgiyi kimin kanıyla üretildiğine bakmadan devralır.


Yarışın Kronolojisi: Kim Neyi İlk Yaptı?

Genç yoldaşlar için yarışın kilometre taşlarını bir arada verelim:

YılİlkKim?
1957İlk yapay uydu (Sputnik 1)SSCB
1957Yörüngedeki ilk canlı (Layka)SSCB
1959Ay'a ulaşan ilk araç (Luna 2), Ay'ın uzak yüzünün ilk fotoğrafları (Luna 3)SSCB
1961Uzaydaki ilk insan (Yuri Gagarin, 108 dakika)SSCB
1962İlk iletişim uydusu ile kıtalararası canlı yayın (Telstar)ABD
1963Uzaydaki ilk kadın (Valentina Tereşkova)SSCB
1965İlk uzay yürüyüşü (Aleksey Leonov)SSCB
1966Ay'a ilk yumuşak iniş (Luna 9)SSCB
1968Ay'ın çevresinde dolaşan ilk insanlar (Apollo 8)ABD
1969Ay'a ilk insanlı iniş (Apollo 11)ABD
1970Ay'dan robotla örnek getirme (Luna 16), Ay'da ilk gezgin (Lunohod 1), başka bir gezegene ilk iniş (Venera 7, Venüs)SSCB
1971İlk uzay istasyonu (Salyut 1)SSCB
1975İlk ortak uçuş (Apollo–Soyuz kenetlenmesi)SSCB + ABD

Tablo, ilk on yılın neredeyse tamamen Sovyet üstünlüğünde geçtiğini, ABD'nin ise devasa bir kaynak seferberliğiyle Ay'da öne geçtiğini gösteriyor. Apollo programı, o günün parasıyla yaklaşık 25 milyar dolara, bugünün parasıyla 250 milyar doları aşan bir maliyete mal oldu ve en yoğun döneminde 400 bin kişiyi çalıştırdı.

Ay'ı kim kazandı, gerçekten?

Sovyetler Ay'a insan indiremedi. Korolyov'un 1966'daki ölümü, büroların bölünmüşlüğü ve dev N1 roketinin dört denemede de başarısız olması bunun başlıca nedenleriydi. Ama Sovyet programı başka bir yöne döndü: uzun süreli uzay istasyonlarına. Salyut'lar, sonra Mir (1986–2001), insanın uzayda aylarca yaşayabileceğini gösterdi. Bugün Uluslararası Uzay İstasyonu'nun tasarımında bu birikim vardır; 2011'de Mekik emekliye ayrıldıktan sonra dokuz yıl boyunca istasyona insan taşıyabilen tek araç Sovyet tasarımı Soyuz'du.

Yani "yarışı kim kazandı" sorusu, aslında yanlış bir sorudur. Daha doğru soru şu: Yarış, insanlığa ne bıraktı ve bu birikim kimin eline geçti?

Ay'a giderken yerde kalanlar

16 Temmuz 1969 sabahı, Apollo 11 fırlatılırken, Florida'daki fırlatma alanının girişinde bir grup insan vardı. Martin Luther King'in ölümünden sonra Yoksul Halk Kampanyası'nı yürüten Ralph Abernathy, yoksul siyah ailelerle ve katır arabalarıyla oraya gelmişti. Söylediği şey basitti: Ay'a gitmeye karşı değiliz; ama Ay'a gidebilen bir ülkenin çocuklarını doyuramaması kabul edilemez.

Aynı yıllarda şair ve müzisyen Gil Scott-Heron, "Whitey on the Moon" adlı şarkısında aynı öfkeyi dile getirdi: Harlem'de fare ısırığı, faturalar, kira; gökyüzünde beyaz adamın Ay yolculuğu.

Roman yazısında bu öfkeyi konuşmuştuk: öfke haklıdır, ama adresi bilim değil, bilimin ürünlerini ve toplumun artığını kimin kontrol ettiğidir. Abernathy'nin protestosu bunu çok iyi biliyordu: Ay'ın değil, yoksulluğun düşmanıydı.


Yarışın İşçileri

Uzay tarihi genellikle astronotlar, kozmonotlar ve "dâhi" baş tasarımcılar üzerinden anlatılır. Ama her roket, binlerce kaynakçının, tornacının, montaj işçisinin, hesap yapan matematikçinin, inşaat işçisinin ortak emeğidir. Biz buna kristalleşmiş emek diyoruz.

  • Baykonur'u bozkırın ortasında, aşırı sıcakta ve soğukta, inşaat askerleri ve işçiler kurdu.
  • NASA'nın yörünge hesaplarını yıllarca, düşük ücretle ve ayrımcılık altında çalışan siyah kadın matematikçiler yaptı; Katherine Johnson'ın hikâyesi ancak 2010'larda geniş kitlelere ulaştı.
  • Apollo'nun 400 bin çalışanının büyük çoğunluğu adını hiçbir zaman duymadığımız fabrika işçileriydi.

Bugün de aynısı geçerli. Artemis programının dev roketi SLS'nin ana kademesini üreten Boeing'de 33 bin makinist 2024 sonbaharında haftalarca grev yaptı. Ve bugünün uzay devi SpaceX hakkında Reuters'ın 2023'te yaptığı araştırma, şirkette 2014'ten bu yana kamuoyuna bildirilmemiş 600'ü aşkın iş kazası olduğunu ortaya koydu; ezilmeler, uzuv kayıpları, yanıklar ve bir ölüm (Reuters haberinin yeniden yayını, Insurance Journal). Haber, kazaları Musk'ın "Mars'a acele" baskısına bağlıyordu.

Mars'a koloni hayali kuranların işçiye Dünya'da bile güvenli bir atölye sağlamaması, uzay yarışının bugünkü sınıf karakterini tek cümlede özetler.


Soğuk Savaş'tan Sonra: Yarış Bitti mi?

1991'de Sovyetler Birliği dağıldığında, yarış bitmiş gibi göründü. Ama olan şuydu:

  • Rusya'da kapitalizmin restorasyonu uzay sanayisini çökertti. Mühendisler maaş alamadı, beyin göçü yaşandı, Baykonur artık başka bir devletin (Kazakistan) toprağında kiralık bir tesis oldu. Bugün Rusya hâlâ Soyuz'u uçuruyor ama 2023'te Ay'a gönderdiği Luna-25 aracı yüzeye çakıldı. Sovyetlerin gökyüzüne taşıdığı birikimi yok eden şey bir yabancı rakip değil, mülksüzleştirmeydi.
  • ABD'de ise uzay giderek özelleştirildi. 2000'lerden itibaren NASA, kendi kurduğu sektörün müşterisi oldu. Bugün astronotları istasyona SpaceX taşıyor; Ay iniş aracını SpaceX ve Blue Origin yapıyor.
  • Uzay yeniden açıkça askerîleşti. ABD 2019'da Uzay Kuvvetleri'ni kurdu. Starlink'in askerî kolu Starshield, Pentagon için uydu ağı kuruyor. Ukrayna savaşı, bir milyarderin uydu ağının bir cephenin iletişimini açıp kapatabildiğini gösterdi.

İşte bu zeminde yeni bir yarış başladı.


Bugünün Yarışçıları

ABD: Artemis ve özel tekeller

ABD'nin Ay'a dönüş programı Artemis, bu yıl büyük bir eşiği geçti. Artemis II, 1 Nisan 2026'da fırlatıldı; Reid Wiseman, Victor Glover, Christina Koch ve Kanadalı Jeremy Hansen, Ay'ın çevresinden dolaşıp 11 Nisan'da Pasifik'e indi. Mürettebat, 406.771 kilometre ile Apollo 13'ün rekorunu geçerek Dünya'dan en uzağa giden insanlar oldu. Koch Ay'ın çevresinde dolaşan ilk kadın, Glover ilk siyah astronot, Hansen ilk Amerikalı olmayan kişi oldu.

Ama takvim kayıyor. Şubat 2026'da NASA programı yeniden düzenledi: Artemis III artık Ay'a inmeyecek, 2027'de Dünya yörüngesinde iniş araçlarıyla kenetlenme testi yapacak; Ay'a iniş 2028'e, Artemis IV'e kaldı. Ay'ın yörüngesine kurulması planlanan Gateway istasyonu da Mart 2026'da iptal edildi. Bu değişiklikleri haberleştiren basının ortak teması tek kelimeydi: Çin.

Çin: Planlı, sabırlı, kararlı

Çin uzay programı, son yirmi yılda sessiz ama sürekli bir ilerleme kaydetti:

  • 2003'te ilk taykonotunu uzaya gönderdi.
  • 2019'da Ay'ın uzak yüzüne ilk inişi yapan ülke oldu (Chang'e 4).
  • 2020'de Ay'dan örnek getirdi, aynı yıl Mars'a yörünge aracı, iniş aracı ve gezgin gönderdi.
  • 2022'de kendi uzay istasyonu Tiangong'u tamamladı.
  • 2024'te Ay'ın uzak yüzünden örnek getiren ilk ülke oldu (Chang'e 6).
  • 24 Ağustos 2026'da Ay'ın güney kutbunda su buzu arayacak Chang'e 7'yi fırlattı.

Çin, 2030'dan önce Ay'a insan indirmeyi hedefliyor. Long March 10 roketi, Mengzhou mürettebat kapsülü ve Lanyue iniş aracı test aşamalarını geçiyor; Mayıs 2026'da insanlı ve robotik Ay programları tek bir yönetim altında birleştirildi.

Çin'in ilerlemesini okurken iki kolaycılıktan kaçınmalıyız. Birincisi, Batı basınının "Çin tehdidi" diliyle bakmak. İkincisi, bunu otomatik olarak "sosyalizmin zaferi" diye alkışlamak. Çin'in uzay programı, Sovyetler gibi devlet planlamasının uzun vadeli hedeflere kaynak yığabilme gücünü gösteriyor; ama bu program, aynı zamanda büyük sermaye birikiminin, askerî modernleşmenin ve küresel bir güç rekabetinin parçası. Çin'de de özel roket şirketleri hızla büyüyor. Bizim tavrımız, iki sermaye bloğundan birini seçmek değil, her iki blokta da gökyüzünü kimin denetlediğini sormaktır.

Rusya: Mirasın gölgesinde

Rusya, Soyuz ve Progress araçlarıyla hâlâ önemli bir aktör. Çin'le birlikte Uluslararası Ay Araştırma İstasyonu (ILRS) projesini yürütüyor. Ama Luna-25'in çakılması ve yaptırımlar, Rusya'nın Sovyet mirasını yeni bir atılıma dönüştürmekte zorlandığını gösteriyor.

Hindistan: Ucuz ve hızlı

Hindistan, 2023'te Chandrayaan-3 ile Ay'ın güney kutbu bölgesine yumuşak iniş yapan ilk ülke oldu. Görevin maliyeti, birçok Hollywood uzay filminin bütçesinden düşüktü. 2014'te Mars yörüngesine ilk denemede ulaşmıştı. Şimdi insanlı uzay programı Gaganyaan'ın ilk insansız test uçuşunun 2026 içinde yapılması, insanlı uçuşun ise 2027'de gerçekleşmesi planlanıyor (Starlust). Hindistan ayrıca kendi uzay istasyonunu hedefliyor.

Japonya, Avrupa ve diğerleri
  • Japonya, 2024'te SLIM aracıyla Ay'a hedef noktasına birkaç metre sapmayla "nokta atışı" iniş yaptı; Hayabusa görevleriyle asteroitlerden örnek getiren ülke.
  • Avrupa Uzay Ajansı, Ariane 6'yı 2024'te uçurdu ama fırlatma kapasitesinde SpaceX'in çok gerisinde; bu yüzden "Avrupa'nın uzay egemenliği" tartışması sürüyor.
  • Birleşik Arap Emirlikleri, 2021'de Mars yörüngesine Hope sondasını yerleştirdi; petrol gelirlerini prestij ve teknoloji transferine çeviren bir model.
  • Güney Kore, Danuri aracıyla Ay yörüngesinde; kendi Nuri roketini geliştirdi.
  • İsrail'in 2019'daki Beresheet iniş denemesi çakılmayla sonuçlandı.
Türkiye: İki kapıyı birden çalan

Türkiye Uzay Ajansı 2018 sonunda kuruldu. Ocak 2024'te Alper Gezeravcı, Axiom Space'in ticari uçuşuyla Uluslararası Uzay İstasyonu'na giden ilk Türk astronot oldu; Haziran 2024'te Tuva Cihangir Atasever bir Virgin Galactic uçuşuyla atmosferin sınırına çıktı. Yani Türkiye'nin insanlı uzay deneyimi, ABD'li özel şirketlerden bilet satın alınarak gerçekleşti.

Hükümetin söylemi iddialı: Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, yerli hibrit roket motoruyla çalışacak bir aracın 2027'nin ilk aylarında Ay'a ulaşacağını açıklamıştı.

Ama asıl ilginç olan diplomatik tablo. Türkiye, Nisan 2024'te Çin-Rusya öncülüğündeki ILRS'ye katılmak için başvurdu. İki yıl sonra, 31 Ağustos 2026'da, Bakan Kacır Washington'da NASA merkezinde ABD öncülüğündeki Artemis Anlaşmaları'nı imzaladı; Türkiye 71. imzacı oldu (NASA). Eylül sonunda imzacı sayısı 73'e çıktı.

Bu, Türkiye'nin dış politikasındaki "iki kapıyı birden çalma" tutumunun gökyüzündeki yansıması. Ama genç yoldaşlar için asıl soru şudur: Bu programın bütçesi kimin, kararı kimin, ürettiği teknoloji kimin işine yarayacak? Türkiye'de uzay ve havacılık, savunma sanayiyle iç içe gelişiyor; "yerli ve millî" söylemi, kamu kaynaklarının birkaç büyük savunma şirketine aktarılmasının ve milliyetçi bir gurur vitrininin aracı oluyor. Bilimsel bir program, şeffaf bir bütçe, üniversitelerle açık veri paylaşımı ve bu sektörde çalışan mühendislerin örgütlenme hakkı tartışılmadan yapılan her "Ay'a gidiyoruz" açıklaması, Sputnik'in değil, Flopnik'in yolundadır.


1957 ile 2026 Arasında: Yarış Neyi Değiştirdi?

1957'nin Yarışı2026'nın Yarışı
İki devlet, iki toplumsal sistem yarışıyordu.Devletler, tekeller ve milyarderler yarışıyor.
Fırlatmaların tamamı devletindi.Fırlatmaların yarısı tek bir özel şirketin.
Hedef: prestij, bilim ve füze üstünlüğü.Hedef: uydu pazarı, Ay kaynakları, askerî üstünlük.
Gökyüzü "tüm insanlığın alanı" olarak tanımlandı (1967 Dış Uzay Antlaşması).ABD 2015'te özel şirketlere uzayda çıkardıkları kaynakları mülk edinme hakkı tanıdı; Ay'a "haklar" kapma yarışı başladı.
Uyduların sayısı onlarla ölçülüyordu.Tek bir şirketin uydu sayısı 10 bine yaklaşıyor.
Bir dökümcü çırağı ve bir dokuma işçisi uzaya çıktı.Uzaya en sık çıkanlar milyarderler ve onların bilet alabilen müşterileri.
Bilimin ürünü devlet sırrıydı ama kamusaldı.Bilimin ürünü şirket sırrı ve patentli; kamusal para, özel kâr.
Rakip korkusu ABD'yi eğitime yatırım yapmaya zorladı.Rakip korkusu bugün daha çok silaha ve sübvansiyona yatırım getiriyor.

Tablonun özü şu: 1957'de yarış, sosyalist bir alternatifin varlığı nedeniyle kapitalizmi bile kamusal yatırıma zorluyordu. 2026'da o alternatif yok ve yarış, gökyüzünün çitlenmesi yarışına dönüşüyor.


Gökyüzünün Çitlenmesi

Bilgi Müşterekleri olarak en çok üzerinde durduğumuz kavramlardan biri çitleme: ortak kullanıma açık olanın özel mülke çevrilmesi. İngiltere'de köylülerin ortak meralarının çitlerle kapatılması kapitalizmin doğum sancısıydı. Dijital çağda bilginin ve verinin çitlenmesini konuşuyoruz. Uzayda ise bu süreç üç biçimde yaşanıyor:

  1. Yörüngelerin çitlenmesi: Alçak Dünya yörüngesi sınırlı bir alan. On binlerce uydudan oluşan özel takımyıldızlar bu alanı fiilen işgal ediyor; çarpışma riski ve uzay çöpü, sonradan gelen herkesin, yoksul ülkelerin ve bilim insanlarının erişimini daraltıyor.
  2. Gece göğünün çitlenmesi: Uydu izleri gökbilim gözlemlerini bozuyor, radyo astronomi bantları kirleniyor. Binlerce yıldır insanlığın ortak mirası olan yıldızlı gök, bir şirketin ticari altyapısına dönüşüyor. Bunu Roman yazısında "kapitalizm çitleyebileceği son alanı buldu: başımızın üstünü" diye anlatmıştık.
  3. Gök cisimlerinin çitlenmesi: 1967 Dış Uzay Antlaşması, hiçbir devletin gök cisimlerini sahiplenemeyeceğini söyler. Ama ABD'nin 2015 yasası ve Artemis Anlaşmaları, "kaynak çıkarma" adı altında bu ilkeyi şirketler lehine esnetiyor. Ay'ın güney kutbundaki su buzu bölgeleri için yarış, bir sınırlı kaynağın kimin olacağı yarışıdır.

Bu süreçlerin ideolojik kılıfı da hazır: "insanlığı çok gezegenli bir tür yapmak", "Mars'ta yedek uygarlık", "uzun vadecilik". Bu kurguların nasıl bir siyasal programı taşıdığını "Fütürizmden Tekno-Faşizme" yazısında ayrıntılı tartışmıştık. Dünya'yı yaşanmaz hâle getiren düzenin sahipleri, kaçış biletini de kendilerine ayırıyor.


Sputnik'ten Bugüne Ne Öğreniyoruz?

Birincisi: Bilim kendiliğinden ilerici de gerici de değildir; onu kimin yönettiğine bakarız. Aynı roket hem Gagarin'i hem nükleer başlığı taşıyabilir. Aynı uydu ağı hem köydeki okula internet götürebilir hem bir cepheyi karartabilir.

İkincisi: Büyük bilimsel atılımlar, kâr beklentisinin dışında, toplumsal planlamayla mümkün olmuştur. Sputnik de Apollo da piyasanın ürünü değildi. Biri sosyalist planlamanın, diğeri kapitalist devletin piyasayı askıya almasının ürünüydü. "Özel sektör daha verimli" efsanesi, kamunun altmış yılda kurduğu altyapının üstüne oturan tekellerin efsanesidir.

Üçüncüsü: Bir alternatifin varlığı, rakibini de değiştirir. Sputnik, ABD'yi eğitime ve kamusal araştırmaya yatırım yapmaya zorladı. Sosyalist bir alternatifin yokluğu ise bugün kapitalizmi dizginsiz kılıyor. Bu yüzden alternatif kurmak yalnızca "bizim için" değil, bütün insanlık için bir ihtiyaçtır.

Dördüncüsü: Gökyüzü bir müşterektir. Ona bakan herkesindir. Yörüngeler, gece göğü, Ay'ın suyu, insanlığın ortak mirası olarak korunmalı; birkaç şirketin ve birkaç ordunun mülküne dönüşmemelidir.


Genç Yoldaşlara Somut Görevler

  1. Gökyüzüne bakın. Bulunduğunuz şehirde bir gökbilim derneği, üniversite gözlemevi ya da amatör gökbilim topluluğu varsa katılın. Bir uydu takip uygulamasıyla bu akşam kaç Starlink uydusunun geçtiğini sayın. Gece göğünün çitlenmesini kendi gözünüzle görmek, en iyi derstir.
  2. Bilim tarihini sınıfıyla okuyun. Sputnik'i ve Apollo'yu yalnızca "kim ilk" listesi olarak değil, kimin emeğiyle, kimin parasıyla, kimin yararına sorularıyla okuyun. Gagarin'in dökümcü çıraklığını, Katherine Johnson'ın hesaplarını, Mittelbau-Dora'nın tünellerini, SpaceX'in kaza kayıtlarını aynı hikâyenin parçaları olarak görün.
  3. Türkiye'nin uzay programına şeffaflık talebiyle yaklaşın. Bütçe ne kadar, hangi şirketlere gidiyor, üretilen veri açık mı, üniversitelerle paylaşılıyor mu? Bu soruları sormak "millî gurura" karşı çıkmak değil, kamu kaynağının hesabını sormaktır.
  4. Havacılık ve uzay sektöründe çalışan ya da çalışacak olanlar: Bu sektör hızla büyüyor ve büyük bölümü savunma sanayiyle iç içe. Mühendislerin, teknisyenlerin ve işçilerin örgütlenme hakkını, iş güvenliğini ve vicdani ret hakkını gündeme getirin. Bilişim Emekçisinin El Kılavuzu'nda anlattığımız örgütlenme ilkeleri bu sektör için de geçerlidir.
  5. Açık veriyi ve açık bilimi savunun. NASA'nın, ESA'nın ve diğer kamusal ajansların açık veri arşivleri, herkesin erişebildiği müştereklerdir. Bunları kullanın, öğretin, yaygınlaştırın.
  6. Uzayın askerîleşmesine karşı ses verin. 1967 Dış Uzay Antlaşmasının ruhu, uzayın barışçıl kullanımıdır. Uzay silahlanmasına, uydu savar denemelerine ve askerî takımyıldızlara karşı uluslararası barış hareketinin bir parçası olun.

İlk Bip'in Mesajı

Sputnik'in yaydığı sinyalin içinde hiçbir şifreli bilgi yoktu. Yalnızca bir ses vardı: "Buradayım." Ama o ses, dünyanın dört bir yanındaki insanlara, kendi radyolarıyla dinleyebildikleri bir şey söylüyordu: İnsanlık, kendi gezegeninin sınırlarını aştı. Ve bunu yapanlar, kırk yıl önce sabanla toprak süren insanların çocuklarıydı.

Altmış dokuz yıl sonra gökyüzü kalabalık. Ama o kalabalığın içinde "insanlık" diye bir özne yok; şirketler, ordular ve bayraklar var. Bizim görevimiz, o ilk sinyalin söylediğini yeniden geçerli kılmak: Gökyüzü birkaç milyarderin değil, ona bakan herkesindir. Uzaya gitme bilgisi, birkaç tekelin değil, onu yaratan milyonlarca emekçinin ortak birikimidir.

Bir dökümcü çırağı yıldızlara gidebildiyse, yıldızlara giden yolu yeniden işçilerin yapmak da mümkündür.

Makine yeni, zincir eski. Gökyüzü yeni, çit eski. Ama müşterek, ondan da eski.

Dayanışmayla


Kaynaklar

Sitedeki ilgili yazılar

Tarihsel kaynaklar

  • NASA History Office, Sputnik and the Origins of the Space Age
  • Asif A. Siddiqi, Challenge to Apollo: The Soviet Union and the Space Race, 1945–1974, NASA History Division, 2000
  • Walter A. McDougall, ...the Heavens and the Earth: A Political History of the Space Age, Basic Books, 1985
  • Michael J. Neufeld, Von Braun: Dreamer of Space, Engineer of War, Knopf, 2007

Güncel veriler

İlgili Başlıklar

Haber Bülteni Aboneliği