Bilgi Müşterekleri
AnasayfaHakkımızdaKılavuzlarPopüler İçeriklerİletişim

Washington'da Bir Haftanın Sınıfsal Bilançosu

Arşivde Anayasa, Sofrada Milyarderler

Yazar: Oğuz Demirkapı
Washington'da Bir Haftanın Sınıfsal Bilançosu

Arşivde Anayasa, Sofrada Milyarderler: Washington'da Bir Haftanın Sınıfsal Bilançosu

ABD–Çin zirvesinin kapanışı, yapay zekâda "kural istemeyen iki devlet", muhalefet basınından derleme, masanın dışındaki Amerika ve Erdoğan'ın New York haftası

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Perşembe gecesi yayımladığımız Aynı Hafta, İki Masa yazısını bir sözle bitirmiştik: Xi Jinping'in ziyareti Cuma günü sona erdiğinde, görüşmelerin bilançosunu çıkaracak ve gelişmeleri sınıfsal gözle izlemeye devam edecektik. Ziyaret bitti. Xi, Trump'la Beyaz Saray'da çay içti, Ulusal Arşiv'de Bağımsızlık Bildirgesi'ne ve Anayasa'ya baktı ve Washington'dan ayrıldı.

Bu yazıda bu sözü yerine getiriyoruz. ABD'de geçen hafta olanları baştan sona anlatacağız. Önce haftanın takvimini ve zirvenin kesin bilançosunu çıkaracağız: Ne vaat edildi, ne alındı, ne alınamadı? Sonra yapay zekâ başlığına döneceğiz, çünkü haftanın en öğretici sahnesi orada yaşandı. Ardından muhalefet basınına, Guardian'dan taz'a, Democracy Now'dan World Socialist Web Site'a kadar, bu hafta üzerine yazılanlara bakacağız. Sonra kameraların çevrilmediği yere, masanın dışındaki Amerika'ya geçeceğiz. En sonda da aynı hafta New York'ta bulunan Erdoğan'ın temaslarını ele alıp Türkiye açısından sınıfsal olarak neleri beklediğimizi anlatacağız.

Yöntemimiz değişmedi: her iddianın altında bir olgu, her olgunun altında bir kaynak.

Haftanın takvimi: Pazar'dan Cuma'ya

Önce takvimi tamamlayalım. İlk dört gününü önceki yazıda ayrıntılı anlatmıştık. Burada kısaca hatırlatıp yeni gelişmeleri ekliyoruz.

  • 21 Eylül Pazar. Hazine Bakanı Scott Bessent ile Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng, JPMorgan Chase'in New York'taki genel merkezinde görüştü. Yapay zekâ olayları için bir "bildirim mekanizması" kurulması kararlaştırıldı.
  • 22 Eylül Pazartesi. Yirmi ülke ve AB, yapay zekânın bağlayıcı uluslararası denetimi için bir bildiri yayımladı. Türkiye imzaladı, ABD ve Çin imzalamadı.
  • 23 Eylül Salı–Çarşamba. Trump BM Genel Kurulu'nda yapay zekâyı "Süper Zekâ" diye yeniden adlandırdı ve "küreselci denetim planlarını" reddetti. Altman, Amodei, Delangue ve Bengio Güvenlik Konseyi'ne brifing verdi. Akşam Trump, Xi'yi Andrews Hava Üssü'nde uçağın yanında karşıladı.
  • 24 Eylül Perşembe. Sabah bir federal yargıç, Beyaz Saray'ın CNN, MS NOW ve Politico'ya uyguladığı basın yasağını kaldırdı. Üç kuruluşun muhabirleri tam da Xi'nin ziyareti günü Beyaz Saray'a geri dönebildi. (NBC News) Öğleden sonra Beyaz Saray'da resmî tören ve görüşmeler yapıldı. Akşam teknoloji milyarderlerinin katıldığı devlet yemeği verildi.
  • 25 Eylül Cuma. Beyaz Saray'da çay, ardından Ulusal Arşiv ziyareti. Trump, Xi'ye "o gururlu tarihin en büyük hazinelerinden bazılarını" göstermek istediğini söyledi. (WEAU) Xi öğleden sonra Washington'dan ayrıldı.

Takvime bir de sonraki buluşmaları ekleyelim. Xi, iki liderin bu yıl iki kez daha görüşeceğini doğruladı: Kasım'da Çin'in Shenzhen kentinde yapılacak APEC zirvesinde ve Aralık'ta Miami'deki G20 zirvesinde. G20'nin yapılacağı yer Trump National Doral, yani ABD başkanının kendi şirketine ait bir golf kulübü (WEAU). Dünyanın en büyük ekonomilerinin liderleri, ev sahibi devlet başkanının özel mülkünde ağırlanacak. Devlet ile şahsi servetin bu kadar iç içe geçtiği bir sahneyi bir yorumla süslemeye gerek yok.

Zirvenin bilançosu: Ne alındı, ne alınamadı?

Ana akım basının üç günlük değerlendirmesi aynı yerde buluştu: gösteri çok, sonuç az. Avusturya'nın kamu yayıncısı ORF'nin basın taramasına göre CNN, BBC, New York Times ve Guardian ziyareti aynı biçimde niteledi. Asıl görüşme yaklaşık doksan dakika sürdü. Guardian'ın saptamasıyla, törenler ve çevre programı bu görüşmeden daha uzun sürdü (ORF).

Şimdi somut sonuçları tek tek çıkaralım.

Alınanlar
  • Tarife ateşkesi. Busan ateşkesi iki ay uzatılarak 10 Ocak 2027'ye çekildi. Asia Times'ın hatırlattığı gibi, konuşulan altı ay değil, yalnızca iki ay. (Asia Times)
  • Yapay zekâ diyaloğu. İki taraf yapay zekâ olayları için bir iletişim hattı kurulmasını ve düzenli diyaloğu teyit etti. Hattı Bessent ile He Lifeng yürütecek (NTD).
  • Halklar arası "jestler." Atlanta'daki bir hayvanat bahçesine iki dev panda. Beş yılda yüz bin Amerikalı gencin değişim programıyla Çin'e davet edilmesi. İki ülke arasında doğrudan uçuşların artırılması.
  • Bir formül. Xi'ye göre ziyaret, Mayıs'taki Pekin buluşmasına "yeni bir içerik" kattı. İki taraf "saygı, adalet ve karşılıklılık temelinde stratejik istikrar" üzerinde uzlaştı (The Daily Star). Formülün ne anlama geldiği tanımlanmadı.
  • Bir talimat. İki liderin ekonomi ekiplerine daha kapsamlı bir anlaşma için müzakereleri sürdürme talimatı verildi. Bessent, fentanil iş birliği ve yeni ticari uçak alımlarının pazarlık başlıkları olabileceğini söyledi.
Alınamayanlar
  • Çipler. İleri çiplere yönelik ihracat kontrollerinde yeni bir adım açıklanmadı.
  • Tayvan. Xi, Çin'in "Tayvan bağımsızlığına" karşı tutumunu yineledi. ABD ise 14 milyar dolarlık silah paketini bekletmeye devam ediyor. Asia Times'a göre paket hâlâ bir pazarlık aracı olarak masada.
  • Tarım ve nadir toprak. ABD'li yetkililere göre Çin soya alım hedeflerini tutturuyor, ama öteki tarım ürünlerinde ve nadir toprak elementi teslimatlarında geride.
  • İran. Xi, ABD ile İran'ı yeniden diyaloğa ve "İslamabad Mutabakatı"na dönmeye çağırdı. Çin, Tahran üzerindeki nüfuzunu ABD adına kullanma baskısına direniyor. Trump Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması konusunda iyimser olduğunu söyledi ama ayrıntı vermedi.
  • İnsan hakları. Pekin'in resmî özetinde ne tutuklu Amerikan vatandaşlarına ne de öteki insan hakları başlıklarına yer verildi. Tayvanlı yorumcu Chen Po-kung'un saptamasıyla: "Çin halkı Trump'ın ne söylediğini temelde bilmiyor." (NTD) İki taraf görüşmeyi kendi kamuoyuna farklı biçimde anlattı.
Bilanço tablosu
Masaya konanMasadan kalkan
"Daha büyük bir anlaşma" beklentisiİki aylık ateşkes uzatması (10 Ocak 2027)
Yapay zekâ güvenliği "zirvenin merkezi"Doğrulamasız bir bildirim hattı ve "diyaloğu sürdürme" sözü
Çip ihracat kontrolleriYeni bir adım yok
Tayvan'a 14 milyar dolarlık silah paketiPaket bekletiliyor, pazarlık kozu olarak masada
Tarım ve nadir toprak taahhütleriSoya yolunda, öteki kalemlerde gecikme
İran ve HürmüzDiyalog çağrısı, ayrıntısız iyimserlik
İnsan haklarıPekin'in özetinde hiç yok
"Stratejik istikrar"Tanımı yapılmamış bir formül, iki panda, Kasım'da Shenzhen, Aralık'ta bir golf kulübü

Bu tablodan çıkan sonuç şu: Zirve bir anlaşma değil, bir erteleme üretti. Tarife savaşı, çip savaşı ve Tayvan meselesi dondurulmadı. Yalnızca takvimi ileri kaydırıldı. Sınıf açısından bunun anlamı basit: Tarifelerin, tedarik zinciri belirsizliğinin ve silah harcamalarının bedelini ödeyen işçiler için değişen bir şey yok. Değişen, sermayenin bir sonraki çeyreğin kârını planlayabileceği iki aylık bir öngörülebilirlik penceresi.

Yapay zekâ: Kural istemeyen iki devlet

Zirvenin en çok konuşulan başlığı yapay zekâydı. Haftanın en öğretici sahnesi de burada yaşandı.

Trump. Görüşmeden önce Truth Social'da yapay zekâ konusunda net bir tavır aldı: "Onu tam olduğu yerde bırakmak istiyorum." Ardından Çin'in tutumunun da aynı olduğunu ekledi (Spokesman-Review / Washington Post; Eastern Herald). Bloomberg'in başlığıyla: Trump, zirvede ABD–Çin yapay zekâ korkuluklarına doğru hiçbir adım atılmadığını söyledi. (Bloomberg)

Xi. Çin'in resmî özetine göre Xi, iki ülkenin yapay zekânın "her zaman insan denetimi altında kalmasını ve halkın refahına hizmet etmesini" sağlama konusunda "hem yeteneğe hem de sorumluluğa" sahip olduğunu söyledi. Yapay zekâda "rekabet edebileceklerini ama çok daha fazla iş birliği yapabileceklerini" ekledi (La Voce di New York).

Washington Post bu sahneyi şu başlıkla verdi: "Xi yapay zekânın risklerini kabul ediyor, Trump ise onları küçümsüyor." Bu başlık kolayca şöyle okunabilir: Sorumlu olan Pekin, pervasız olan Washington. Bu okumaya karşı dikkatli olmamız gerekiyor.

Önce olgulara bakalım. Sonuç metinlerinde bağlayıcı bir yapay zekâ çerçevesi, ortak bir güvenlik anlaşması ya da ortak bir açıklama yok (Eastern Herald). Altman ve Amodei'nin iki gün önce Güvenlik Konseyi'nde dile getirdiği taleplerin hiçbiri karşılık bulmadı. İki gün önce yirmi ülkenin bağlayıcı denetim çağrısını da iki devlet birlikte reddetmişti. Eastern Herald'ın özetiyle: "İkisi de kendi yapay zekâ şirketlerine birinin ne yapacağını söylemesini istemiyor."

Yani söylemdeki fark, pratikteki ortaklığı değiştirmiyor. Trump açık konuşuyor: Yarış kuralsız sürsün. Xi daha özenli bir dil kullanıyor: insan denetimi, halkın refahı, sorumluluk. Ama o da kendi ellerini bağlayacak uluslararası bir kurala girmiyor.

Xi'nin "insan denetimi" ifadesini sınıf açısından okuyalım. Çin'in yapay zekâ düzenlemeleri gerçekten de ABD'dekilerden daha sıkı. Ama bu sıkılığın büyük bölümü, üretken yapay zekânın ürettiği içeriğin devletin belirlediği siyasal çizgiye uygun olmasını şart koşan içerik denetimi kurallarından oluşuyor. Yani "insan denetimi" dediğimizde, denetleyen insan fabrikadaki işçi değil, parti-devlet aygıtı. Gerçek Çin dosyamızda gösterdiğimiz gibi, bu aygıt 2018'de Shenzhen'deki Jasic fabrikasında sendika kurmak isteyen işçileri gözaltına alan aygıtla aynı. Çin'de de yapay zekâ gözetim, algoritmik iş yeri denetimi ve teknoloji tekellerinin birikimi için kullanılıyor.

Bu yüzden iki tutumu şöyle özetleyebiliriz:

  • Washington'un modeli: Özel tekellerin mutlak serbestliği. Yapay zekâyı denetleyecek olan piyasa ve şirketler.
  • Pekin'in modeli: Tekellerin devlet denetiminde birikimi. Yapay zekâyı denetleyecek olan parti-devlet.

İki modelde de denetim, emeğin değil sermayenin ya da onun devletinin elinde. İki modelde de modeli eğiten verinin sahipleri, modelin yerini almaya çalıştığı işçiler ve modelin gözetlediği yurttaşlar masada değil. Aynı Hafta, İki Masa yazısında söylediğimiz şey Cuma akşamı kesinleşti: Yapay zekâ güvenliği bu zirvede bir güvenlik meselesi olarak değil, bir ticaret ilişkisinin istikrar meselesi olarak ele alındı. Kurulan tek mekanizma bir Hazine kanalı. Hazine kanalı da kâr akışını korumak için var.

Bir not daha: Eastern Herald'ın aktardığı anket verilerine göre Amerikalıların yüzde 60'ı evlerinin yakınına veri merkezi kurulmasına karşı çıkıyor. ABD'li yapay zekâ şirketleri ciddi elektrik şebekesi darboğazlarıyla karşı karşıya. Yani yarışın maddi bedeli (elektrik, su, arazi) yerel topluluklara ödetiliyor ve bu topluluklar buna itiraz ediyor. Yapay zekâ yarışının "kuralsız" kalması, bu itirazların da masaya ulaşmaması demek.

Sofrada 2,4 trilyon dolar

Perşembe akşamı verilen devlet yemeği, haftanın en açık sınıf fotoğrafıydı.

Democracy Now'ın Forbes'a dayanarak aktardığına göre yemeğe katılan milyarderlerin toplam serveti 2,4 trilyon doları aşıyor. (Democracy Now) Common Dreams'in aktardığına göre Senatör Bernie Sanders, davetlilerin servetinin Trump'ın seçilmesinden bu yana "neredeyse ikiye katlandığını" hatırlattı. (Common Dreams) Konuk listesinde Musk, Bezos, Altman, Pichai, Zuckerberg, Huang, Nadella ve Cook vardı. Çin tarafında da BYD, Xiaomi, CATL gibi şirketlerin temsilcilerinin katılması bekleniyordu.

Bu rakamı bir ölçüye vuralım. 2,4 trilyon dolar, Türkiye'nin bir yıllık millî gelirinden fazla. Bu servet, sofrada oturan on kadar kişinin elinde. Bu kişilerin büyük bölümü, iki gün önce Güvenlik Konseyi'nde "insanlık için risk" uyarısı yapılan teknolojinin sahipleri.

Burada bir soru sormak gerek: Bu servet iki yılda nasıl neredeyse ikiye katlandı? Yanıtın bir kısmı borsada, yapay zekâ şirketlerinin değerlemelerinde. Ama değerleme havadan gelmiyor. Beklenen gelecek kârlara, yani işin otomasyonuna, verinin toplanmasına ve emeğin yerini alacak ürünlere dayanıyor. Kristalleşmiş Emeğin İsyanı yazısından beri söylediğimiz gibi, bu modellerde kristalleşen şey insanlığın ortak emeği. Sofradaki servet, o ortak emeğe el koymanın borsadaki karşılığı.

Muhalefet basınından derleme

Şimdi haftayı muhalefet basınının gözünden okuyalım. Burada muhalefetten iki şeyi kastediyoruz: ABD'deki iktidar karşıtı ana akım (Demokratlar ve liberal basın) ile Avrupa'daki ve ABD'deki sol basın. İki muhalefetin söyledikleri arasındaki fark, bu yazının önemli derslerinden biri.

Guardian: "Tören görüşmeden uzun sürdü"

Avusturya kamu yayıncısı ORF'nin basın taramasına göre Guardian'a göre ziyaretin çerçeve programı, yaklaşık bir buçuk saat süren asıl görüşmeden daha uzun sürdü. (ORF) Gazete, CNN, BBC ve New York Times'la birlikte ziyareti "büyük jestler, somut adımlar yok" diye özetleyenler arasında.

Bu saptama doğru ve yerinde. Ama bir eksikle: "Gösteri çok, sonuç az" eleştirisi, gösteri yerine sonuç, yani daha büyük bir ticaret anlaşması ve daha net bir Tayvan tutumu istiyor. Sonucun kimin için olacağını sormuyor.

taz: "Güreş değil, yarış"

Almanya'nın sol-liberal gazetesi taz'da Asya muhabiri Fabian Kretschmer zirveyi iki yazıyla izledi. 23 Eylül'deki ilk yazısı'nda Çin'in "yeni özgüvenini" anlattı. Andrews'daki törene beş yüz Amerikan askerinin ve askerî uçakların katıldığını not etti. Eski Meta yöneticisi George Chen'in sözünü aktardı: "Xi Jinping artık 73 yaşında, bir miras bırakmak istiyor ve Amerika'yı yeni teknolojide yenmek istiyor." Kretschmer, Çin'in iç zaaflarını da (düşük iç tüketim, yüksek genç işsizliği) ve buna rağmen elektrikli araç, robotik ve kimyada stratejik tedarik zincirlerine hâkim olduğunu vurguladı. Yapay zekâ konusunda iki gücün bir kural setinde anlaşamayacağını, çünkü her birinin küresel standartlar üzerinde denetim istediğini yazdı.

25 Eylül'deki ikinci yazısı'nda törenin gösterişini (doksan santimlik bir kartal heykeli dahil) ve sonuçların azlığını anlattı. Trump'ın sözünü aktardı: "Birbirimizi hiç bu kadar iyi anlamamıştık." Xi'nin ifadesini ise şöyle verdi: Rekabet "bir güreş değil, bir yarış" olmalı ve "sağlıklı bir rekabet" olmalı. Kretschmer'e göre Pekin bu sahnelemeyi stratejik olarak kullanıyor ve "sistem rekabetinde" zaman kazanıyor.

taz'ın yazıları olgu bakımından zengin. Çin'in genç işsizliğini anması da değerli. Ama çerçevesi "sistem rekabeti": Karşı karşıya iki sistem, iki devlet, iki lider var. İki ülkenin işçileri bu çerçevede ancak bir ekonomik gösterge (işsizlik oranı) olarak görünüyor, bir özne olarak değil.

IPG Journal: "Paylaşılan dünya egemenliği değil, Trump yönetimi"

Alman sosyal demokrat Friedrich-Ebert Vakfı'nın yayını IPG Journal'da Sergio Grassi, Niels Hegewisch, Reinhard Krumm ve Hannah Tyler, 22 Eylül'de zirve öncesi bir değerlendirme yayımladı. Tezleri: "Trump bir başarıya ihtiyaç duyuyor, Xi istikrara oynuyor." Onlara göre bir "G2" düzeni kurulmayacak. Beklenmesi gereken, "paylaşılan dünya egemenliği değil, Trump yönetimi". Yani iki liderin iç kamuoylarına küçük zaferler sunabileceği adım adım anlaşmalar.

Bu öngörü büyük ölçüde doğru çıktı. Ama "paylaşılan dünya egemenliği" ifadesinin kendisi ilginç. Sosyal demokrat bir vakıf, iki büyük gücün dünyayı paylaşması olasılığını bir analiz kategorisi olarak kullanıyor, ama bu olasılığa itiraz etmiyor. Yalnızca gerçekleşmeyeceğini söylüyor.

Democracy Now ve Common Dreams: Oligarklar sofrada

ABD'deki bağımsız sol medyanın iki önemli yayını, Democracy Now ve Common Dreams, zirvenin diplomatik yüzüne değil sofrasına baktı. İkisi de yemeğe katılan teknoloji milyarderlerinin servetini ve bu servetin Trump döneminde nasıl büyüdüğünü manşete taşıdı. Common Dreams'in başlığı "Büyük Teknoloji Oligarkları" ifadesini kullandı.

Bu, haftanın ABD basınında sınıfı en açık gösteren tutumdu ve hakkını teslim etmek gerek. Ama bir sınırı da var: Eleştiri "Trump'ın oligarkları" üzerinde yoğunlaşıyor. Aynı sofrada oturan Çinli sermayedarları ya da Çin'deki teknoloji tekellerinin birikimini aynı çerçeveye almıyor. Oligarşi eleştirisi, ulusal sınırda duruyor.

World Socialist Web Site: "Demokratlar sağdan eleştiriyor"

Haftanın en önemli gözlemlerinden birini Dördüncü Enternasyonal çizgisindeki World Socialist Web Site yaptı. Andre Damon'un 25 Eylül tarihli yazısı, Demokrat Parti'nin zirveye yönelik eleştirisini inceliyor. (WSWS)

Aktardığı olgular şöyle:

  • Chuck Schumer dahil yirmi bir Demokrat senatör, Trump'ın Çin karşısında "sonunda biraz omurga göstermesi" gerektiğini söyledi. Tayvan'a silah satışlarının genişletilmesini ve Kongre'nin onayladığı savunma paketlerinin teslim edilmesini istedi. Çin'in Güney Çin Denizi'ndeki "yeniden ada inşası"na karşı durulmasını talep etti.
  • Temsilci Ro Khanna, Trump'ın "'dostu' Xi'yi yatıştırdığını" söyledi. Azınlık lideri Hakeem Jeffries de Tayvan'ın egemenliği konusundaki kaygısını dile getirdi.

WSWS'ye göre bu eleştiriler gerçeklikle çelişiyor. Trump yönetimi Çin mallarına uygulanan ortalama tarifeyi 2025'in Ocak–Mayıs döneminde yüzde 20,7'den yüzde 127,2'ye çıkardı, Çin'e İran ve Venezuela petrolü taşıyan tankerlere askerî el koymalar yaptı, Aralık 2025'te Tayvan'a 11,1 milyar dolarlık rekor bir silah paketi onayladı. Yazıya göre Demokratların muhalefeti bir barış muhalefeti değil, daha fazla savaş hazırlığı isteyen bir muhalefet.

Bu gözlem, Türkiye'den ABD siyasetine bakanlar için çok önemli. Trump'a karşı olmak, otomatik olarak savaşa ya da emperyalizme karşı olmak anlamına gelmiyor. ABD'nin ana muhalefet partisi, Trump'ı Çin'e karşı yeterince sert olmamakla eleştiriyor. "Trump karşıtlığı" tek başına bir sınıf tutumu değil.

Morning Star ve "Sosyalist Çin'in Dostları": Kamp ağı

Önceki yazıda ele aldığımız Morning Star başyazısı ("Xi Trump'la buluşuyor: İki vizyon çarpışıyor"), 25 Eylül'de "Friends of Socialist China" (Sosyalist Çin'in Dostları) adlı sitede yeniden yayımlandı. (Friends of Socialist China) Başyazı Çin'i "insan refahının neredeyse her göstergesinde hızla gelişen uyumlu bir toplum" olarak, Trump'ın ABD'sini ise "ırkçılık dahil kendi bölünmelerinde boğulan" bir ülke olarak anlatıyor. Çin'in diplomasisini "barışçı ve eşitlikçi bir dünya vizyonu", ABD'ninkini "orman kanunu" olarak karşı karşıya koyuyor.

Bu yeniden yayım bir ağın varlığını gösteriyor. Batı'daki bazı sol yayınlar, Çin'i "ABD emperyalizmine karşı alternatif" olarak sunan bir anlatının taşıyıcısı olarak çalışıyor. Bu anlatıda Çin'in 300 milyon göçmen işçisi, 996 çalışma düzeni, Jasic işçileri ve dolar milyarderleri görünmüyor. Bu haftanın sahnesi (kırmızı halı, "güreşmeyelim", "hiç bu kadar iyi anlaşmamıştık", pandalar, sofrada iki ülkenin sermayedarları) bu anlatıyı bir kez daha yalanladı. "ABD karşıtı cephe", Beyaz Saray'da kadeh kaldırıyordu.

Derleme tablosu
YayınÇerçeveNe görüyor?Ne görmüyor?
GuardianDiplomasiTörenin görüşmeden uzun sürdüğünüSonucun kimin için olduğunu
taz (Kretschmer)Sistem rekabetiÇin'in özgüvenini, iç zaaflarını, "yarış"ıİki ülkenin işçilerini bir özne olarak
IPG Journal (FES)Jeopolitik yönetim"Paylaşılan dünya egemenliği" yerine adım adım anlaşmalarıPaylaşımın kendisine itirazı
Democracy Now, Common DreamsOligarşi ve eşitsizlikSofradaki 2,4 trilyon dolarıAynı sofradaki Çinli sermayeyi
WSWS (Damon)Emperyalizm ve sınıfDemokratların sağdan, savaş yönünden eleştirisini(Sınıf sorusunu soruyor)
Demokrat Parti"Yatıştırma" eleştirisiTrump'ın "yumuşaklığını"Savaşın bedelini ödeyenleri
Morning Star / Friends of Socialist ChinaKampABD emperyalizminin çürümesiniÇin'deki sınıf ilişkilerini

Masanın dışındaki Amerika

Şimdi kameraların çevrilmediği yere bakalım. Aynı hafta ABD'de, Beyaz Saray'daki sofradan uzakta şunlar oldu:

  • Chicago otel işçileri. UNITE HERE Local 1 üyeleri, kırk altı otelde çalışan yedi bin işçi adına grev yetkisi için oy verdi. Sözleşmeler Ağustos'ta sona ermişti. Sendikanın yaptığı ankete göre üyelerin neredeyse üçte biri kirasını ya da konut kredisini ödemekte zorlanıyor. Sendika başkanı Karen Kent'in sözleriyle, işçilerin "geçinebilecekleri daha iyi ücretlere" ihtiyacı var (OnLabor).
  • AutoZone'da ilk sendika. New York eyaletinin White Plains kentindeki bir AutoZone mağazasında on bir işçi, şirketin ilk sendikalı mağazası olmak için UAW'ye katılma oylamasına gitti. Şirket, sendika karşıtı propagandaya yaklaşık iki yüz bin dolar harcadı. Bir işçinin sözleriyle: "Biz yapabilirsek, ve umarım kazanırız, o zaman herkes yapabilir" (OnLabor).
  • Alabama'da ICE baskınlarına yargı freni. Bir federal yargıç, göçmenlik polisinin (ICE) inşaat işçilerini makul şüphe olmadan gözaltına almasını engelleyen bir tedbir kararı verdi. Davanın merkezinde, kimliğini göstermesine rağmen iki kez gözaltına alınan ABD vatandaşı inşaat işçisi Leonardo Garcia Venegas var. Yargıç, etnik kökene dayalı izinsiz gözaltıların Anayasa'ya aykırı olduğuna hükmetti (OnLabor).
  • Kamu çalışanları. Kamu çalışanları sendikası AFSCME, istihdam hizmetlerini tehdit eden bir yönetim kuralına karşı dava açtı. Hemşireler sendikası National Nurses United, "kronik personel eksikliği" ve güvenlik kaygılarıyla Prime Healthcare hastanelerinde örgütlenme çalışmasını sürdürdü (AFL-CIO).
  • Basın özgürlüğü. Beyaz Saray'ın üç haber kuruluşuna uyguladığı erişim yasağı yargı kararıyla kaldırıldı. Zirveyi izleyen basının bir kısmı ancak bir mahkeme kararıyla salona girebildi.

Bu listeyi Perşembe akşamı verilen sofrayla yan yana koyalım. Aynı hafta, aynı ülkede:

Beyaz Saray'daMasanın dışında
Sofrada 2,4 trilyon dolarlık servetChicago'da otel işçilerinin üçte biri kira ödemekte zorlanıyor
Şirketler için iki aylık ateşkes ve öngörülebilirlikSözleşmesi Ağustos'ta bitmiş yedi bin işçi için grev oylaması
"Yapay zekâyı olduğu yerde bırakalım"AutoZone'un sendikayı durdurmak için harcadığı iki yüz bin dolar
Ulusal Arşiv'de Anayasa'ya bakılıyorAlabama'da ABD vatandaşı bir işçi, Anayasa'ya aykırı biçimde iki kez gözaltına alınıyor
Xi'ye "hiç bu kadar iyi anlaşmamıştık"Basın, Beyaz Saray'a ancak yargı kararıyla girebiliyor

Anayasa'nın Ulusal Arşiv'de iki devlet başkanına gösterildiği gün, bir inşaat işçisinin anayasal hakkı ancak bir mahkeme kararıyla korunabildi. Anayasa'nın vitrindeki hâli ile şantiyedeki hâli arasındaki mesafe, sınıflar arasındaki mesafedir.

Haftanın sınıfsal bilançosu

Haftanın derslerini beş maddede toplayalım.

Ateşkes, kârın takvimidir. Zirvenin tek somut ekonomik sonucu iki aylık bir ateşkes uzatması oldu. Bu, sermayeye bir sonraki çeyreği planlama imkânı veriyor. Tarifelerin bedelini ödeyen işçiler için ise hiçbir şey değişmedi. Asıl pazarlık Kasım'da Shenzhen'e, Aralık'ta Miami'deki golf kulübüne ertelendi.

Yapay zekâda iki devlet, tek tutum. Trump "olduğu yerde bırakalım" dedi, Xi "insan denetimi" dedi. Ama ikisi de bağlayıcı bir kurala girmedi. Washington'un modelinde denetim piyasada, Pekin'inkinde parti-devlette. İkisinde de emekte değil.

Trump karşıtlığı bir sınıf tutumu değildir. ABD'nin ana muhalefeti Trump'ı Çin'e karşı yeterince şahin olmamakla eleştiriyor. Liberal basın "gösteri çok, sonuç az" diyerek daha büyük bir anlaşma istiyor. Sınıfı soran, sofradaki servete ve işçinin durumuna bakan yalnızca küçük bir sol basın.

Kamp anlatısı çöktü, ama taşıyıcıları hâlâ çalışıyor. "ABD karşıtı cephe"nin lideri olarak sunulan Xi, Beyaz Saray'da Trump'la "yarış, güreş değil" üzerine anlaştı. Buna rağmen bazı sol yayınlar Çin'i hâlâ bir alternatif olarak sunuyor. Aynı Hafta, İki Masa yazısında ve Gerçek Çin dosyasında söylediğimizi yineliyoruz: Kamp değil sınıf.

Asıl hareket masanın dışında. Haftanın umut veren haberleri Beyaz Saray'dan değil, Chicago'daki otellerden, White Plains'teki bir oto parça mağazasından, Alabama'daki bir mahkeme salonundan geldi. Yapay zekâ yarışının, tarife savaşının ve silah pazarlığının bedelini ödeyenler, o bedeli reddetmek için örgütleniyor.

Türkiye'den bakınca: Erdoğan'ın New York haftası

Aynı hafta ABD'de bir başka devlet başkanı daha vardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan 20–23 Eylül tarihlerinde BM Genel Kurulu için New York'taydı (Ekonomim). Heyette Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar ve MİT Başkanı İbrahim Kalın da yer alıyordu (Al-Monitor). Xi'nin Washington'daki üç günü ile Erdoğan'ın New York'taki dört günü aynı takvime düştü. Bu çakışma tesadüf olabilir, ama iki ziyaretin içeriği aynı soruya çıkıyor: İki büyük gücün arasında, Türkiye'nin sermaye sınıfı nerede durmak istiyor ve bunun bedelini kim ödeyecek?

Kürsüde ne söylendi?

Erdoğan 22 Eylül'de Genel Kurul kürsüsünden İsrail'i sert sözlerle eleştirdi. İsrail'in "soykırımcı bir zihniyete" sahip olduğunu söyledi, Gazze'yi "çağımızın en insanlık dışı, en utanç verici toplama kampı" olarak nitelendirdi. Ateşkese rağmen Gazze'de 1.300'ü aşkın sivilin öldürüldüğünü söyledi. BM'nin Filistin, Lübnan ve Sudan konusunda "kan kaybettiğini" ve işlevsizleştirildiğini belirtti. Filistin Devlet Başkanı Abbas'a ABD'nin iki yılda ikinci kez vize vermediğini hatırlattı. İsrail heyeti konuşma sırasında salonu terk etti (Al Jazeera).

Masada ne konuşuldu?

Kürsünün dışındaki takvim ise başka bir dil konuşuyordu.

Trump'la baş başa görüşme olmadı. ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, iki liderin New York'ta görüşeceğini açıklamıştı. Gazeteci Murat Yetkin'in aktardığına göre bu baş başa görüşme gerçekleşmedi. (Yetkin Report) Gündemde CAATSA yaptırımlarının kaldırılması, S-400 meselesinin çözümü, F-35 programına dönüş ve yeniden başlayan F-16 müzakereleri vardı.

Onun yerine İran toplantısı. Erdoğan, Trump'ın BM Genel Kurulu kenarında Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri, Mısır, Suriye, Irak ve Lübnan liderleriyle düzenlediği İran toplantısına katıldı. Trump burada Erdoğan için "Zor adamdır, ona bulaşmayın. Gerçekten harika bir adam" dedi. Aynı toplantıda Hindistan–Ortadoğu–Avrupa Ekonomik Koridoru'na desteğini vurguladı ve ABD gözetiminde Hürmüz Boğazı'ndan yaklaşık bir milyar varil petrol geçtiğini söyledi. Erdoğan ise Körfez'deki gerilimlerin çözümü için çalışmaların sürdüğünü söyledi (Oksijen). Erdoğan, Trump'ın dünya liderleri için verdiği basına kapalı resepsiyona da katıldı (A News).

İran yaptırımları devrede. Yetkin'in aktardığına göre Türkiye bu dönemde İran'a yönelik ekonomik adımlar attı: Bank Mellat'ın faaliyetleri durduruldu, Mahan Havayolları'nın uçuşları ve İran'la hava bağlantıları kesildi. 23 Eylül'de Resmî Gazete'de BM kararlarıyla uyumlu yeni yaptırım düzenlemeleri yayımlandı.

Yatırım zirvesi. 23 ve 24 Eylül'de Erdoğan New York'ta iki iş toplantısına katıldı. İlkinde Amerikan–Türk iş çevrelerine hitap etti, ABD ile 100 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefine "yakın zamanda" ulaşılacağını söyledi (Sabah). İkincisi bir yatırım zirvesiydi. Katılımcılar arasında Mastercard, Boeing, Microsoft, Ford, JPMorgan, Lockheed Martin, Uber, Visa, Procter & Gamble, GE Aerospace, Citi, PepsiCo ve FedEx vardı. Türk tarafından Ahlatcı Holding Başkanı Ahmet Ahlatcı, DEİK Türkiye–ABD İş Konseyi'nden Murat Özyeğin ve Chobani'nin kurucusu Hamdi Ulukaya katıldı. Heyette Dışişleri, Hazine ve Maliye, Ticaret, Enerji ile Sanayi bakanları ve Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan da yer aldı. Konuşulan sektörler enerji (LNG ve nükleer dahil), savunma, havacılık, teknoloji, finans ve otomotivdi (Sabah).

Erdoğan bu toplantılarda Türkiye'yi Amerikan sermayesine şöyle tanıttı: "Şoklara karşı direnç kazanmış bir ekonomi." Temel mal enflasyonunun 2020'nin, kira enflasyonunun son dört yılın en düşük seviyesine indiğini, 2026'nın yaklaşık yüzde 3,1 bütçe açığıyla kapatılacağını söyledi. Yeşil dönüşüm, yapay zekâ altyapısı ve yarı iletken yatırımlarını vurguladı. "Maliyetten çok güvenilirliği" önceleyen tedarik zincirlerinin yeniden konumlanmasını, enerji ve ticaret koridorlarını (Bakü–Tiflis–Ceyhan, Orta Koridor, Kalkınma Yolu) ve NATO standartlarında savunma üretim kapasitesini Türkiye'nin avantajları olarak saydı (NTV). Türk savunma sanayisinin NATO standartlarında üretim yaptığını ve müttefiklerin tedarik zinciri güvenliğine katkı sunabileceğini ekledi.

Arka plan. Bu hafta bir sürecin devamıydı. Eylül 2025'teki Beyaz Saray görüşmesinde iki ülke sivil nükleer iş birliği mutabakatı imzalamış, Türk Hava Yolları'nın Boeing alımı teyit edilmiş, F-35 ve CAATSA konusunda "ilerleme" açıklanmıştı (Türkiye Today). Temmuz 2026'da iki lider Ankara'daki NATO zirvesinde bir araya gelmişti. Ve aynı hafta, 22 Eylül'de, Türkiye bağlayıcı yapay zekâ denetimi isteyen yirmi ülke bildirisini imzalamıştı.

Sınıfsal okuma: Kürsüde bir dil, masada başka bir dil

Bu olguları yan yana koyduğumuzda dört gözlem çıkıyor.

Birincisi, söylem ile pratik arasındaki mesafe. Erdoğan kürsüde İsrail'i "soykırımcı" olarak nitelendirdi. Ertesi gün yatırım masasında Lockheed Martin vardı. Lockheed Martin, F-35'in üreticisi ve bölgede F-35 kullanan tek ülke İsrail. Türkiye'nin talebi ise F-35 programına geri dönmek. Kürsüdeki sert dil ile masadaki silah pazarlığı birbirini dışlamıyor. Tam tersine, sert dil pazarlıkta bir koz olarak işliyor. Bu, önceki yazıda Çin için gösterdiğimiz örüntünün Türkiye'deki karşılığı: Söylemde karşıtlık, pratikte entegrasyon.

İkincisi, iki bloğun ortasında bir sermaye stratejisi. Xi'nin onuruna verilen yemeğe katılması beklenen Çinli şirketlerden biri BYD'ydi. BYD, 2024'te Türkiye'yle yaptığı anlaşmayla Manisa'da yaklaşık bir milyar dolarlık bir elektrikli araç fabrikası kuruyor. Aynı hafta Erdoğan New York'ta JPMorgan'a, Ford'a, Boeing'e, Microsoft'a Türkiye'yi "güvenilir tedarik zinciri" olarak anlatıyordu. Türkiye'nin "denge politikası" dediği şey, sınıf açısından bakıldığında Türk sermayesinin iki bloktan da pay alma stratejisi. Hem Washington'un hem Pekin'in sermayesi Türkiye'ye aynı nedenle geliyor: Avrupa pazarına yakınlık ve Avrupa'dan çok daha ucuz emek.

Üçüncüsü, kime ne anlatıldığı. "Kira enflasyonu son dört yılın en düşüğünde" cümlesi New York'ta Amerikalı yatırımcılara söylendi. Aynı hafta Ankara'da emekliler Anayasa Mahkemesi önünde "Para için değil, onurumuz için" diye eylem yapıyordu ve bu eylemde bir emekli, Ali Şekeroğlu, hayatını kaybetti. Aynı hafta Resmî Gazete'de uzaktan ve hibrit çalışmaya ilişkin yeni bir yönetmelik değişikliği yayımlandı. "Şoklara dirençli ekonomi" yatırımcının gözünde bir başarı. Emeklinin ve ücretlinin gözünde ise şokun kimin sırtına yüklendiğinin başka bir adı.

Dördüncüsü, bölgesel rolün bedeli. CAATSA, F-16, F-35 ve Halkbank dosyaları tek bir pazarlığın parçaları. ABD'nin karşılığında istediği ise aynı hafta görünür oldu: İran'a yaptırımlara katılım, Körfez ve Suriye'de "istikrar" rolü, NATO'nun güney kanadında daha fazla sorumluluk. Türkiye bu pazarlıkta İran'la ekonomik bağlarını kesmeye başladı. Bu adımların bedelini Ankara'daki bakanlar değil, İran'la ticaret ve ulaşım bağlantısı üzerinden geçinen bölgelerin esnafı ve emekçileri ödeyecek.

Sınıfsal olarak neleri bekliyoruz?

Bu haftanın olgularından yola çıkarak önümüzdeki aylarda Türkiye'de neleri beklediğimizi açıkça yazalım. Bunlar bir kehanet değil. Bu haftanın olgularının mantıksal devamı olarak izleyeceğimiz eğilimler.

Silah ve enerji ithalatıyla büyüyen bir "100 milyar dolar". Ticaret hedefinin ABD'den ithalat tarafı büyük ölçüde savaş uçakları, Boeing uçakları, LNG ve nükleer teknoloji gibi pahalı kalemlerden oluşacak. Bunların bedeli bütçeden ve dış borçtan ödenecek. Aynı bütçe, emekli aylıklarına ve kamu hizmetlerine "kaynak yok" diyen bütçe. Kazananlar ise yatırım zirvesinde masada oturan Amerikan tekelleri ile onlara ortak olan Türk sermaye grupları.

Ucuz emeğin pazarlanması. "Maliyetten çok güvenilirlik" sloganı, Çin'den kaydırılan üretimin bir kısmının Türkiye'ye gelmesi beklentisini anlatıyor. Bu yatırımların koşulu, Türkiye'de emeğin Avrupa'dan ucuz, esnek ve örgütsüz kalması. Bu yüzden yeni yatırım teşviklerinin ve serbest bölge düzenlemelerinin yanında asgari ücret üzerinde baskı, esnek ve uzaktan çalışmanın yaygınlaştırılması ve sendikal örgütlenmenin önündeki engellerin sürmesini bekliyoruz. ABD sermayesi de Çin sermayesi de (BYD örneğinde olduğu gibi) aynı koşulları arıyor.

Savaş ekonomisine eklemlenme. "NATO standartlarında savunma sanayii" ve "müttefiklerin tedarik zinciri güvenliği" vurgusu, Türkiye'nin sanayi politikasının giderek silah üretimine ve ihracatına bağlanması demek. İran savaşı sürdükçe ve bölgede silahlanma arttıkça bu sektör büyüyecek. Bunun karşılığında eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik harcamalarının payının daralmasını bekliyoruz.

Yapay zekâda iki yüzlü bir tutum. Türkiye uluslararası kürsüde bağlayıcı yapay zekâ denetimini savunuyor. İçeride ise yapay zekâ altyapısını ve yarı iletken yatırımlarını Microsoft gibi tekellere bir yatırım fırsatı olarak sunuyor. Veri merkezleri için enerji ve arazi teşviklerini, kamu verisinin bu şirketlerin bulut altyapısına taşınmasını ve iş yerlerinde algoritmik denetimin yaygınlaşmasını bekliyoruz. Bu süreçte işçilerin, kamu çalışanlarının ve yurttaşların verisinin kimin denetiminde olacağı sorusu, ulusal eylem planlarında yanıtsız kalmaya devam edecek.

Takvime bağlı bir pazarlık. Yetkin'in hatırlattığı gibi önümüzde İsrail'de 27 Ekim seçimleri ve ABD'de 3 Kasım ara seçimleri var. Trump İran meselesinin ara seçimlerden sonra çözülebileceğini söyledi. CAATSA, F-35 ve Halkbank dosyalarının bu takvime göre ilerlemesini, Türkiye'nin İran ve Suriye'deki rolünün bu pazarlığın karşılığı olarak büyümesini bekliyoruz.

Bizim tutumumuz

Kamp değil sınıf ilkesi Türkiye için de geçerli. Bu ilke bize üç şey söylüyor.

  • Ne Washington, ne Pekin, ne de Ankara'nın "denge" pazarlığı. Türkiye'nin iki blok arasında pazarlık yapması, Türkiye işçi sınıfının çıkarına bir bağımsızlık değil. Sermayenin iki kapıdan birden pay alma çabası. Bağımsızlık, işçi sınıfının kendi örgütlü tutumuyla kurulur.
  • Kürsüdeki sözü masadaki imzayla ölçmek. Gazze için söylenen sert sözlerin ciddiyeti, İsrail'e silah üreten tekellerle yapılan pazarlıkla birlikte değerlendirilmeli. Filistin halkıyla dayanışma, silah zincirine eklemlenmeyle bağdaşmaz.
  • Somut talepler. Uluslararası ticaret ve silah anlaşmalarının içeriği kamuya açıklanmalı ve Meclis'te tartışılmalı. Yabancı yatırımlara verilen teşvikler sendikal hakların tanınması şartına bağlanmalı. Silah alımına ayrılan kaynak emekli aylıklarına, eğitime ve sağlığa aktarılmalı. Yapay zekâ yatırımlarında kamu verisi tekellere değil, toplumsal denetime açık bir müşterek altyapıya emanet edilmeli.

Bu hafta Washington'da iki büyük güç, New York'ta Türkiye'nin sermaye sınıfı kendi pazarlığını yaptı. Üç masada da aynı kişiler eksikti: bedeli ödeyecek olanlar.

Önümüzdeki takvim

Gelişmeleri sınıfsal gözle izlemeye devam edeceğiz. İşaretlediğimiz tarihler:

  • Ekim–Kasım, Shenzhen: Yapay zekâ bildirim mekanizmasının ikinci toplantısı. Doğrulama eklenecek mi, kapsam genişleyecek mi, kamuya açıklama yükümlülüğü gelecek mi?
  • Kasım, Shenzhen: APEC zirvesi ve Trump–Xi buluşması. Shenzhen, Çin'de kapitalist restorasyonun ilk Özel Ekonomik Bölgesi ve 2018'de Jasic işçilerinin sendika mücadelesinin şehri.
  • Aralık, Miami (Trump National Doral): G20 zirvesi ve yılın dördüncü Trump–Xi buluşması.
  • 10 Ocak 2027: Tarife ateşkesinin bitişi.
  • Chicago: Otel işçilerinin grev kararı ve sözleşme müzakereleri.
  • 27 Ekim, İsrail: Genel seçim.
  • 3 Kasım, ABD: Ara seçimler. Trump, İran meselesinin bu seçimlerden sonra çözülebileceğini söyledi. CAATSA, F-35, F-16 ve Halkbank dosyalarının da bu takvime göre ilerlemesini bekliyoruz.

Genç yoldaşlara somut görevler

  • Bilanço tablosunu siz de çıkarın. Bir zirve bittiğinde "masaya konan / masadan kalkan" tablosunu kendiniz yapın. Beklentiler ile sonuçlar arasındaki farkı, o farkın kimin lehine olduğunu yazın.
  • Muhalefetin de sınıfını sorun. "Trump'a karşı" ya da "hükümete karşı" olan her sesin neyi eleştirdiğine bakın: Savaşı mı, yoksa savaşın yeterince sert yürütülmemesini mi? Sofradaki serveti mi, yoksa sofranın bayrağını mı?
  • Sofranın iki yanına birlikte bakın. Oligarşi eleştirisini ulusal sınırda durdurmayın. Beyaz Saray'daki Amerikan milyarderleri ile aynı sofradaki Çinli sermayedarlar aynı sınıfın iki şubesi.
  • Masanın dışındaki haberleri izleyin. ABD işçi hareketinin haftalık haberlerini derleyen kaynakları (OnLabor, AFL-CIO bültenleri, Labor Notes gibi) takip edin. Chicago'daki otel işçilerinin, AutoZone'daki on bir işçinin mücadelesi, Türkiye'deki market ve depo işçilerinin mücadelesinden farklı değil.
  • 100 milyar doları kalem kalem sorun. Türkiye–ABD ticaret hedefinin içinde hangi kalemlerin olduğunu (silah, uçak, LNG, nükleer) takip edin. Her kalemin bedelini bütçenin hangi kaleminden kısılarak ödendiğini sorun.
  • Yatırım haberlerinde emeği arayın. Bir yabancı yatırım haberi okuduğunuzda sorun: Bu fabrikada ücretler ne olacak, sendika olacak mı, teşviki kim ödüyor?
  • Gerçek Çin dosyasını okuyun ve paylaşın. Çin üzerine bir tartışmada kamp anlatısıyla karşılaştığınızda elinizde olgular olsun.

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Cuma günü Xi Jinping, Washington'dan ayrılmadan önce Ulusal Arşiv'de Amerikan Anayasası'nın önünde durdu. Trump ona "o gururlu tarihin en büyük hazinelerini" gösterdi. Aynı Anayasa'nın koruması gereken bir inşaat işçisi, Alabama'da hakkını ancak bir yargıç kararıyla alabildi. Aynı akşamın sofrasında 2,4 trilyon dolar otururken, Chicago'da yedi bin otel işçisi geçinebilecekleri bir ücret için grev oylaması yapıyordu.

Bu hafta Washington'da iki güç, dünyanın en güçlü teknolojisini "olduğu yerde bırakmaya" ve pazarlığı Kasım'a ertelemeye karar verdi. Kimse kural istemedi, kimse durmak istemedi, kimse sofraya işçiyi çağırmadı.

Ama tarih yalnızca arşivlerde yazılmıyor. Chicago'daki otellerde, White Plains'teki bir mağazada, Shenzhen'deki bir fabrikada, Manisa'daki bir montaj hattında, Ankara'da Anayasa Mahkemesi önünde bekleyen emeklilerin arasında da yazılıyor. Bir işçinin dediği gibi: Biz yapabilirsek, herkes yapabilir.

Kamp değil sınıf. Bayrak değil emek.

Yoldaşça.

Bilgi herkesindir.


Güncelleme

26 Eylül 2026, 19.50 (İstanbul saatiyle): Xi Jinping'in ziyareti 25 Eylül Cuma günü sona erdi. Bu yazı, ziyaretin sona ermesinden sonra yayımlanan değerlendirmeler üzerinden hazırlandı. Güvenlik Konseyi oturumunun resmî tutanakları yayımlandığında bu yazıya eklenecek. Chicago otel işçilerinin grev kararı, Shenzhen'deki yapay zekâ toplantısının takvimi ve Türkiye–ABD arasındaki F-16, F-35 ve CAATSA görüşmeleri netleştiğinde de güncelleme yapacağız. Düzenli güncelleme gelecektir.

Kaynaklar

Zirvenin kapanışı ve bilançosu

Yapay zekâ

Devlet yemeği

Muhalefet basını

Masanın dışındaki Amerika

Türkiye ve Erdoğan'ın New York temasları

Bilgi Müşterekleri

İlgili Başlıklar

Haber Bülteni Aboneliği