Bilgi Müşterekleri
AnasayfaKonularDizilerHakkımızdaKılavuzlarPopüler İçeriklerİletişim

Trump Amerikası'nda Çalışma Rejiminin Sınıfsal Haritası: H-1B, Green Card ve Açılan Cepheler

Kelepçe Değişir, Zincir Aynı Kalır

28 dk okumaYazar: Oğuz Demirkapı
Trump Amerikası'nda Çalışma Rejiminin Sınıfsal Haritası: H-1B, Green Card ve Açılan Cepheler

Yeşil Kart Kapanırken Altın Kart Açılıyor

Trump Amerikası'nda Çalışma Rejiminin Sınıfsal Haritası: H-1B, Green Card ve Açılan Cepheler

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Bugün yayımladığımız iki yazıda ABD'deki çalışma düzenine iki ayrı pencereden baktık. Teknolojide Haftanın Sınıf Mücadelesi yazısında, ABD yönetiminin Microsoft'u ve yedi bilişim şirketini yeşil kart programından askıya almasını "işçiyi işçiye karşı kışkırtmak" diye okuduk. Altın Kelepçe Çözülürken yazısında ise Silikon Vadisi'nin "iyi koşullarının" bir ayrıcalık değil, bir yönetim tekniği olduğunu ve H-1B vizesinin bu tekniğin en sert halkası olduğunu gösterdik.

Bu yazı o iki yazının ortak zeminini kuruyor. Soru şu: Trump yönetimi ABD'de emek rejimini nasıl yeniden düzenliyor? H-1B'ye, yeşil karta, uluslararası öğrencilere, belgesiz işçilere, sendikalara ve kamu emekçilerine aynı anda yapılanlar ayrı ayrı kararlar mı, yoksa tek bir sınıf politikasının parçaları mı?

Yazının bir bölümünü de özellikle Türkiye'den ABD'ye gitmeyi düşleyen genç bilişim emekçilerine ayırdık: Eskiden haritası belli görünen H-1B ve yeşil kart yolunun bugün neye dönüştüğünü, "vatandaşını koruyan" bir yönetimin gerçekte kimi koruduğunu ve yabancı düşmanlığının bir istisna değil bir iklim olduğunu konuşuyoruz.

Önce kısa bir özet veriyoruz. Ardından her başlığı ayrıntısıyla açıyoruz.


Özet

Tek cümleyle: Trump yönetimi "Amerikan işçisini korumak" adına göçmen emeğini daha pahalı, daha seçici ve daha bağımlı hâle getiriyor; aynı anda Amerikan işçisinin kendini koruyabileceği araçları, yani sendikaları, toplu sözleşmeyi ve iş hukukunu zayıflatıyor. Korunan işçi değil, emek gücü piyasasının yeni hiyerarşisidir.

Öne çıkan gelişmeler:

  • H-1B'ye harç duvarı. 19 Eylül 2025'te yeni H-1B başvurularına 100 bin dolarlık giriş harcı getirildi. Harç iki ayrı federal mahkemede (Haziran ve 30 Eylül 2026) durduruldu. Yönetim bu kez 25 Ağustos 2026'da 103.265 dolarlık yeni bir harcı yönetmelik yoluyla önerdi.
  • Kura yerine ücret sırası. H-1B kurası 27 Şubat 2026'dan itibaren rastgele değil, ücret düzeyine göre ağırlıklı çekiliyor. Başvurular bir yılda %38,5 düştü (343.981'den 211.600'e).
  • Kelepçe sıkılaşıyor. Çalışma Bakanlığı göçmen işçiler için asgari "geçerli ücret" eşiklerini sert biçimde yükseltmeyi önerdi. İç Güvenlik Bakanlığı ise işini kaybeden H-1B'li işçiye tanınan 60 günlük süreyi kaldırmayı önerdi: İş biterse ertesi gün statü de bitecek.
  • Yeşil kart kapısı daralıyor. 8 Ekim 2026'da Microsoft, Adobe ve altı Hint/Avrupa kökenli bilişim şirketi (Tata, Infosys, Wipro, HCL, Cognizant, Capgemini) yeşil kartın ilk basamağı olan PERM programından askıya alındı. Yıl boyunca 75 ülke için göçmen vizesi verilmesi durduruldu; çeşitlilik vizesi (DV/"green card piyangosu") dünya çapında askıda.
  • Altın kart açık. Aynı gün, yani 19 Eylül 2025'te imzalanan kararnameyle 1 milyon dolara (şirketler için 2 milyon) oturum yolu açan "Trump Gold Card" programı kuruldu. İşçiye 100 bin dolarlık duvar, sermaye sahibine 1 milyon dolarlık kapı aynı gün geldi.
  • Öğrenciler ve araştırmacılar. İç Güvenlik Bakanlığı yabancı öğrencilerin mezuniyet sonrası çalışma izni (OPT) için okullardan öğrenci başına 70 bin dolar harç alınmasını önerdi. Harvard, MIT, Stanford dâhil dokuz üniversiteye J-1 soruşturması açıldı.
  • Belgesiz işçiye baskın. 2026 mali yılında Temmuz ortasına kadar 356 binden fazla sınır dışı etme yapıldı. İşyeri baskınları artırıldı. İnşaat sektöründe yasal statüsü olan işçiler bile şantiyeye gelmekten korkuyor.
  • Amerika'yı düşleyen genç bilişim emekçisine. Öğrenci vizesinden yeşil karta kadar merdivenin her basamağı yükseltildi ya da söküldü. Ücret sıralı kurada yeni mezunun 1, kıdemlinin 4 hakkı var; konsolosluk sosyal medyayı inceliyor; Microsoft'ta çalışmak bile yeşil kartı güvenceye almıyor. Güney Asyalılara yönelik çevrimiçi nefret %240 arttı; Türkiyeli doktora öğrencisi Rümeysa Öztürk bir görüş yazısı yüzünden altı hafta gözaltında tutuldu. H-1B artık bir çözüm değil, bir kumar.
  • Yerli işçiye ne verildi? NLRB (Ulusal Çalışma İlişkileri Kurulu) aylarca toplanamadı. Yüz binlerce kamu emekçisinin toplu pazarlık hakkı kararnameyle kaldırıldı. Bağımsız yüklenici kuralı gevşetilerek milyonlarca işçinin asgari ücret ve fazla mesai güvencesi tehlikeye girdi. Eylül 2026'da ekonomi yalnızca 29 bin yeni iş yarattı.

Açılan cepheler: Göçmen işçiler, uluslararası öğrenciler ve üniversiteler, kamu emekçileri ve sendikaları, iş hukuku ve denetim kurumları, göç politikasına direnen eyalet ve şehirler. Bu yazıdaki ana tespit şu: Büyük teknoloji sermayesine karşı açıldığı söylenen savaş seçicidir ve sermayeyi değil, sermayenin işçiyi kullanma biçimini yeniden düzenler.

Sınıfsal tez: Göç rejimi, emek gücü piyasasını katmanlara bölen bir süzgeçtir. Trump yönetimi bu süzgeci üç katmanlı hâle getiriyor. En üstte parayla oturum satın alan sermaye sahibi var. Ortada yüksek ücretli ama işverene kelepçeli nitelikli göçmen var. En altta korkuyla çalıştırılan belgesiz işçi var. Bu düzenin karşısına konacak şey milliyetçi bir "önce bizim işçimiz" değil; vizenin işverenden bağımsızlaşması, eşit haklar ve ortak örgüttür.


Önce Kavramlar: Hangi Belge Neyi İfade Ediyor?

Tartışmayı izleyebilmek için birkaç kavramı netleştirelim. Her birinin arkasında bir emek-sermaye ilişkisi var.

Belge / ProgramNe işe yarar?İşçiyi kime bağlar?
H-1BÜniversite diplomalı "uzmanlık mesleği" işçisine 3+3 yıllık geçici çalışma vizesi. Yıllık kota 85 bin.İşverene. Vize, işverenin başvurusuna bağlıdır; iş biterse statü de tehlikeye girer.
PERMÇalışma Bakanlığı'nın "bu iş için uygun Amerikalı bulunamadı" onayı. İşveren sponsorluğundaki yeşil kartın ilk basamağı.İşverene. Süreç yıllar sürer ve bu süre boyunca işçi işvereni değiştirmekte zorlanır.
Green Card (yeşil kart)Süresiz oturma ve çalışma izni.Kimseye. İşçi istediği işte çalışabilir, işten ayrılabilir, örgütlenebilir.
OPT / STEM OPTF-1 öğrencisinin mezuniyet sonrası 1 ile 3 yıl arası çalışma izni.Okula ve dolaylı olarak işverene. Çoğu zaman H-1B'ye giden köprüdür.
J-1Değişim ziyaretçisi; araştırmacı, doktora sonrası çalışan, stajyer.Sponsor kuruma, çoğunlukla üniversiteye.
DV (çeşitlilik vizesi)Kurayla dağıtılan yıllık yaklaşık 55 bin yeşil kart.Kimseye. Sınıfsal olarak en "demokratik" kapıdır; çünkü para, işveren ya da diploma şartı aranmaz.
Trump Gold Card1 milyon dolar bağış karşılığı (şirketler için 2 milyon) yeşil karta giden hızlı yol.Kimseye. Özgürlük satın alınır.

Tablonun son sütunu yazının bütününü özetliyor. Bir işçinin işvereninden bağımsızlığı ne kadar azsa, örgütlenme gücü de o kadar azdır. Altın Kelepçe yazısında Lenny Siegel'den aktardığımız tespit tam olarak budur: Vize sahibi işçi, misillemenin bedelini iki kez öder. Hem işini hem de ülkede kalma hakkını kaybedebilir.


Kronoloji: Eylül 2025 – Ekim 2026

TarihGelişme
Ocak 2025NLRB üyesi Gwynne Wilcox görevden alındı. Kurul toplantı yeter sayısını uzun süre kaybetti.
Mart 202514251 sayılı kararname: "Ulusal güvenlik" gerekçesiyle çok sayıda federal kurumda toplu pazarlık kaldırıldı.
Ağustos 2025Gaziler Bakanlığı, 300 binden fazla çalışanı kapsayan AFGE toplu sözleşmesini feshetti.
Eylül 2025Çalışma Bakanlığı "Project Firewall" (Güvenlik Duvarı Projesi) adıyla şikâyet aranmaksızın H-1B denetimine başladı.
19 Eylül 2025Aynı gün: Yeni H-1B'lere 100 bin dolar harç getiren bildiri ve 1 milyon dolarlık "Gold Card"ı kuran 14351 sayılı kararname.
Aralık 2025Eyaletlerin yapay zekâyı düzenleme yetkisini sınırlayan başkanlık kararnamesi. Yüksek Mahkeme, büyük şehirlere Ulusal Muhafız konuşlandırmasının yasal dayanağını büyük ölçüde daralttı.
Aralık 2025 – Ocak 202639 ülke vatandaşlarına giriş kısıtlaması; bu ülkelerin vatandaşlarının yeşil kart, çalışma izni ve vatandaşlık başvurularına "bekletme" uygulandı.
Ocak 2026NLRB yeniden toplantı yeter sayısına ulaştı; işveren yanlısı içtihat dönüşü beklentisi başladı.
21 Ocak 202675 ülke vatandaşına göçmen vizesi verilmesi durduruldu.
26 Şubat 2026Çalışma Bakanlığı bağımsız yüklenici kuralını gevşeten taslağı yayımladı.
27 Şubat 2026Ücret ağırlıklı H-1B kurası yürürlüğe girdi. Aynı gün 9. Daire, kamu sendikalarını koruyan ihtiyati tedbiri kaldırdı.
27 Mart 2026Çalışma Bakanlığı göçmen işçiler için geçerli ücret eşiklerini yükselten taslağı yayımladı.
Haziran 2026Massachusetts'te federal mahkeme 100 bin dolarlık harcı "yetkisiz vergi" sayarak iptal etti. Rhode Island'da mahkeme 39 ülke bekletmesine ilişkin USCIS politikalarını iptal etti.
17 Temmuz 20262027 mali yılı H-1B kotası ilk turda doldu. Başvurular %38,5 düştü.
21–28 Ağustos 2026Mahkeme kararlarıyla 75 ülke durdurması ve DV durdurması kalktı.
25 Ağustos 2026İç Güvenlik Bakanlığı 103.265 dolarlık yeni H-1B harcını yönetmelik taslağı olarak önerdi.
31 Ağustos 2026DV (green card piyangosu) vize verilmesi dünya çapında yeniden durduruldu.
Eylül 2026100 bin dolarlık harç bir yıl uzatıldı. 60 günlük süreyi kaldıran taslak yayımlandı (11 Eylül).
30 Eylül 2026Kaliforniya'da Global Nurse Force v. Trump davasında harcın uygulama politikaları iptal edildi.
8 Ekim 2026Sekiz şirket PERM'den askıya alındı. Dokuz üniversiteye J-1 celbi gönderildi. 70 bin dolarlık OPT harcı önerildi.

H-1B: Kelepçenin Fiyatı Yükseliyor

Harç duvarı ve mahkemeler

19 Eylül 2025'te yeni H-1B başvurularına getirilen 100 bin dolarlık harç, vize rejimini bir gecede değiştirdi. Harç, ilk yıl yazılım şirketlerinden çok hastaneleri, okulları ve küçük işletmeleri vurdu. Çünkü Google'ın bütçesinde 100 bin dolar bir yuvarlama hatasıdır; kırsal bir hastane içinse bir hemşirenin iki yıllık maaşıdır. Harcı mahkemeye taşıyanlar arasında hemşire istihdam eden kuruluşların bulunması bu yüzden tesadüf değil.

Hukuki süreç şöyle ilerledi: Massachusetts'teki federal mahkeme Haziran 2026'da harcı Kongre'nin yetkisini aşan bir "vergi" sayarak iptal etti. Temyiz mahkemesi Temmuzda bu kararı durdurmayı reddetti. Yönetim Eylülde harcı bir yıl uzattı. 30 Eylülde Kaliforniya'da Yargıç Haywood Gilliam, harcı uygulayan kurum politikalarını iptal etti. Bu karar başkanlık bildirisini değil, bildiriyi uygulayan kurum işlemlerini hedef aldı (DiRaimondo & Schroeder, 5 Ekim 2026).

Yönetim mahkemede kaybedince yolu değiştirdi. 25 Ağustos 2026'da İç Güvenlik Bakanlığı, kotaya tabi her H-1B başvurusu için 103.265 dolarlık bir harcı bu kez olağan yönetmelik yoluyla önerdi (Cozen O'Connor). Mahkemenin "usul eksik" dediği yerde usul tamamlanıyor, ama amaç değişmiyor. Burada sınıfsal açıdan dikkat çekici bir ayrıntı var: Uzatmalar ve işveren değişiklikleri bu harçtan muaf tutuluyor. Yani harç, ülkede zaten çalışan işçiye değil, dışarıdan yeni emek gücü getirilmesine yönelik. Bu da hâlihazırda içerideki H-1B'li işçiyi daha "değerli", dolayısıyla işvereni için daha vazgeçilmez ve daha sıkı tutulması gereken bir varlığa çeviriyor.

Kura yerine ücret sırası

27 Şubat 2026'dan itibaren H-1B kurası rastgele çekilmiyor. Her başvuru, teklif edilen ücretin düzeyine göre bir ile dört arasında kura hakkı alıyor: en düşük ücret düzeyi (Level I) bir, en yüksek düzey (Level IV) dört hak (Boundless). İlk uygulamada başvurular 343.981'den 211.600'e, yani %38,5 düştü. Kota ilk turda doldu (F1Jobs analizi).

Geçerli ücret eşiği

27 Mart 2026'da Çalışma Bakanlığı, H-1B ve PERM için asgari "geçerli ücret" (prevailing wage) eşiklerini sert biçimde yükseltmeyi önerdi (HCAMag):

Ücret düzeyiMevcut eşik (meslekteki ücret dağılımında)Önerilen eşik
Level I (giriş)~17. yüzdelik34. yüzdelik
Level II34. yüzdelik~52. yüzdelik
Level III50. yüzdelik~70. yüzdelik
Level IV (kıdemli)67. yüzdelik88. yüzdelik

Burada dürüst olmamız gerekiyor: Göçmen işçinin ücret tabanının yükseltilmesi, kendi başına sendikaların uzun süredir dile getirdiği bir taleptir. Giriş düzeyindeki H-1B'li işçinin, mesleğindeki ücretlerin alt beşte birinden ödenebilmesi ücret baskısının açık bir aracıydı. Bunu söylemekten çekinmeyelim.

Ama aynı haftalarda yapılanlara bakınca tablo değişiyor. Ücret tabanı yükselirken işçinin işverene bağımlılığı azaltılmıyor; aksine artırılıyor.

60 gün kalkıyor: Kelepçenin kilidi

11 Eylül 2026'da yayımlanan taslağa göre H-1B, L-1, O-1, TN ve benzeri statülerdeki işçiler işlerini kaybettiklerinde bugün sahip oldukları 60 günlük "yeni iş bulma" süresini kaybedecek. Statü, işin bittiği günün ertesinde sona erecek (Boundless).

Bunun bir işyerinde ne anlama geldiğini düşünün. Fazla mesaiye itiraz eden, tacizi bildiren, sendika toplantısına katılan bir H-1B'li işçi, işten atıldığı akşam ülkede yasadışı duruma düşebilir. Ailesiyle, çocuklarıyla, kirasıyla birlikte. Bu bir ücret düzenlemesi değil, bir disiplin düzenlemesidir. "Pahalı ama itaatkâr" bir işçi tipi tasarlanıyor.


Green Card: Kapı Kimlere Kapanıyor, Kimlere Açılıyor?

PERM askıya alma: Microsoft ve Hint dış kaynak şirketleri

8 Ekim 2026'da Başkan Yardımcısı JD Vance ve Çalışma Bakanı Keith Sonderling, sekiz şirketin yeni ve bekleyen PERM başvurularının işleme alınmayacağını açıkladı: Microsoft, Adobe, Cognizant, Infosys, Tata Consultancy Services, Wipro, HCL Technologies ve Capgemini (TIME, 9 Ekim 2026). Vance, Microsoft'un geçen yıl 6 bin Amerikalı işçiyi çıkarırken 6.300 H-1B ve yaklaşık 3 bin yeşil kart onayı aldığını söyledi. Ardından şu cümleyi kurdu: Çıkarılan her işçi için "bir buçuk yabancı sözleşmeli kul" alınmıştı (The Next Web).

Microsoft'un yanıtı ilginçti: H-1B başvurularının %80'i zaten şirkette çalışan kişilerin statüsünü uzatmak ya da değiştirmek içindi. Yeni işe alımlar ise ABD işgücünün %1'i kadardı.

Bu tartışmada gözden kaçan üç nokta var:

Birincisi, kararın hedefi H-1B değil, yeşil karttır. H-1B vizeleri olduğu gibi duruyor. Askıya alınan, işçinin işverenden kurtulmasını sağlayacak süresiz oturma iznine giden yoldur. Biden döneminin göç danışmanlarından Doug Rand'ın da işaret ettiği gibi yeşil kart, H-1B'li işçinin iş değiştirme özgürlüğünü artırır. Dolayısıyla PERM'i kapatmak, "yabancı sözleşmeli kul" denilen işçiyi kulluktan çıkaracak kapıyı kapatmak demektir. İşçiyi kul olmakla suçlayan politika, kulluğu kalıcılaştırıyor.

İkincisi, liste seçicidir. TIME'ın aktardığı verilere göre 2026 mali yılında en çok H-1B onayı alan işveren Amazon'du; onu Tata, Infosys, Apple ve Microsoft izliyordu. Amazon ve Apple listede yok. Hangi şirketin "suistimalci", hangisinin "büyük Amerikan şirketi" sayılacağı ücret verisiyle değil, siyasi tercihle belirleniyor.

Üçüncüsü, sermaye hareket eder. Hindistan bilişim sektörünün birliği Nasscom etkinin sınırlı olacağını söyledi. Zerodha'dan Dinesh Pai ise şunu söyledi: Şirketler yeteneği ABD'ye getiremezse "işi Hindistan'a götürürler". İşçinin hareketi kısıtlandığında sermaye kendi hareketine devam eder. Kod Bangalore'da, İstanbul'da, Varşova'da yazılır; ücret farkı yine sermayede kalır.

Ülke listeleri ve piyango

Yıl boyunca yeşil kart yolu ülke kökenine göre de daraltıldı. 39 ülke vatandaşına giriş kısıtlaması getirildi ve bu ülkelerin vatandaşlarının oturum, çalışma izni ve vatandaşlık başvuruları bekletildi. 21 Ocak 2026'dan itibaren 75 ülke vatandaşına "kamu yükü" gerekçesiyle göçmen vizesi verilmesi durduruldu. Bu uygulamalar Haziran–Ağustos arasında mahkeme kararlarıyla kalktı (Clinch Law).

"Kamu yükü" (public charge) gerekçesi sınıfsal açıdan çok şey anlatır: Göçmen vizesi, devletten yardım alma ihtimali olan yoksul aileler için kapatılıyordu. Yoksulluk, bir göç engeli olarak tanımlanıyordu.

31 Ağustos 2026'da ise çeşitlilik vizesi, yani diploma, işveren ya da para şartı aramayan tek yeşil kart kapısı, dünya çapında yeniden durduruldu.

Aynı gün, iki fiyat: Altın kart

19 Eylül 2025 tarihini aklımızda tutalım. O gün iki belge imzalandı:

BelgeKime yönelik?FiyatSonuç
H-1B harç bildirisiDiplomalı göçmen işçi ve onu çalıştıracak işveren100.000 $Geçici, işverene bağlı çalışma izni
14351 sayılı kararname (Gold Card)Sermaye sahibi1.000.000 $ (şirket için 2 milyon; "Platin" kart için 5 milyon önerildi)Süresiz oturma ve vatandaşlığa giden yol

Altın kartın pratikte ilgi görmediğini de not edelim. Mayıs 2026 itibarıyla iç güvenlik verilerine göre yalnızca 338 başvuru yapılmıştı (Wikipedia: Trump Gold Card). Ama mesele başvuru sayısı değil, ilkedir. Bir ülkede süresiz oturma hakkı, emekle değil parayla satın alınabilir hâle geldiğinde vatandaşlık meta biçimine bürünür. Hareket özgürlüğü sermayeye satılır, emeğe kelepçeyle kiralanır.


Öğrenciler ve Üniversiteler: Bir Sonraki Kuşağın Emeği

8 Ekim 2026'da yayımlanan taslağa göre okullar, bir öğrenciyi ilk kez OPT'ye önerdiklerinde 70 bin dolar, sonraki her öneri için 30 bin dolar ödeyecek. İç Güvenlik Bakanlığı 2024'te yaklaşık 194 bin OPT ve 95 bin STEM OPT katılımcısı olduğunu tahmin ediyor (Wolfsdorf). Bakanlık gerekçesinde OPT'yi açıkça "ucuz yabancı emek" kaynağı olarak tanımlıyor.

Aynı gün Harvard, Yale, Stanford, Brown, Pittsburgh, UC Davis, Caltech, Arizona State ve MIT'ye J-1 programını "Amerikan ücretlerini düşürmek için kötüye kullandıkları" iddiasıyla celp gönderildi. Bunun etkisi rakamlara zaten yansımıştı: Yeni J-1 araştırmacı sayısı bir yılda %27 düştü. Yeni uluslararası öğrenci kaydı 2025 güzünde %17, 2026 baharında %20 geriledi (TIME).

Burada iki cephe üst üste biniyor. Bir yanda ucuz emek söylemiyle göçmen öğrenci hedefleniyor. Öte yanda yönetimin 2025'ten beri sürdürdüğü üniversitelerle hesaplaşma, yani bilimsel üretimin ideolojik denetimi, göç politikası üzerinden derinleştiriliyor. Doktora sonrası araştırmacı, ABD'de bilgi üretiminin en düşük ücretli ve en güvencesiz halkasıdır. "Ücretleri koruma" adına bu halkayı vurmak, laboratuvarlardaki asıl ücret baskısının kaynağını, yani güvencesiz proje sözleşmesi düzenini, hiç tartışmaya açmamaktır.


Belgesiz İşçi: Korkunun Ekonomisi

Kelepçeli H-1B işçisinin altında bir katman daha var: belgesiz işçiler. Onlar için kullanılan araç vize harcı değil, baskın.

  • 2026 mali yılında 21 Temmuz itibarıyla 356.389 sınır dışı etme kaydedilmişti. Gözaltında 65.765 kişi vardı. Yönetim günde 2 bin gözaltı hedefliyor (ABC/GMA).
  • İç Güvenlik Bakanı Markwayne Mullin, 2026'nın 2025'i "fazlasıyla geçeceğini" açıkladı. Sağdaki göç karşıtı çevreler bile hedefe ancak "işyeri denetimi operasyonların omurgası olursa" ulaşılabileceğini söylüyor.
  • Ulusal Konut İnşaatçıları Birliği'nin Ekim 2026 anketine göre inşaat işgücünün %25'inden fazlasını göçmenler oluşturuyor. Bazı piyasalarda yasal statüsü olan işçiler bile ICE korkusuyla şantiyeye gelmiyor. Projeler iptal ediliyor ve bunun bedelini ABD doğumlu işçiler de işlerini kaybederek ödüyor (KJZZ, 1 Ekim 2026).

Buradaki sınıfsal mekanizmayı iyi kavramak gerekiyor. Baskınların amacı belgesiz emeği ekonomiden tümüyle çıkarmak değildir; bu, tarımı, inşaatı ve gıda işlemeyi durdururdu. Amaç, o emeğin korku içinde çalışmasını sağlamaktır. Sınır dışı edilme korkusu taşıyan işçi ücret talep etmez, iş kazasını bildirmez, sendikaya yaklaşmaz. Baskın, işvereni değil işçiyi cezalandırır. Bir işyerinde onlarca işçi gözaltına alınırken o işçileri bilerek çalıştıran patronun hapse girdiği vakaların ne kadar nadir olduğu da bunu doğrular.


Peki "Korunan" Amerikan İşçisine Ne Oldu?

Bütün bu adımların meşruiyet kaynağı aynı cümle: Amerikan işçisini korumak. O hâlde soralım: Aynı dönemde Amerikan işçisinin kendini koruma araçlarına ne oldu?

"Amerikan işçisini koruma" söylemiAynı dönemde Amerikan işçisine yapılan
H-1B'ye 100 bin dolar harçNLRB üyesi görevden alındı; işçilerin sendika ve haksız uygulama şikâyetlerini karara bağlayan kurul yaklaşık bir yıl toplanamadı.
Microsoft "Amerikalıyı işe almalı"14251 sayılı kararnameyle yüz binlerce kamu emekçisinin toplu pazarlık hakkı kaldırıldı; tek başına Gaziler Bakanlığı'ndaki sözleşme 300 binden fazla çalışanı kapsıyordu (FedSmith).
"Ucuz yabancı emeğe" karşı OPT harcıBağımsız yüklenici kuralı gevşetildi; ev bakımı, temizlik, peyzaj, uygulama tabanlı kurye ve sürücülerin asgari ücret ve fazla mesai güvencesi daraltıldı (NELP).
"Ücretleri düşürmeye" karşı J-1 soruşturmasıÇalışma Bakanlığı idari ücret uzlaşmalarında işverenden tazminat talep etmeyi bıraktı; işverenin kendi denetimini kendine bildirdiği PAID programı yeniden başlatıldı (Jackson Lewis).
"Amerikan işçisi önce"EEOC taciz rehberini geri çekti ve dolaylı ayrımcılık şikâyetlerini takip etmeyi bıraktı.
"Teknoloji tekellerine karşı"Aralık 2025 kararnamesiyle eyaletlerin yapay zekâyı düzenleme yetkisi sınırlandı; sektör bunun için lobi yapmıştı (Altın Kelepçe).
"İstihdam geri geliyor"Eylül 2026'da tüm ekonomide yalnızca 29 bin, imalatta 9 bin yeni iş yaratıldı (Manufacturing Dive).

Sendikalaşma oranı 2025'te %10'da kaldı (BLS). Bilgisayar ve matematik mesleklerinde bu oran %3,7. Örgütsüz bir işçinin "korunması", her zaman bir başkasının, yani devletin ya da patronun, insafına bırakılmak anlamına gelir.

Sonuç açık: Yönetim işçiye koruma değil, düşman sunuyor. Yerli işçinin öfkesi patrona, işten çıkarmalara, örgütsüzlüğe değil; yan masadaki Hintli mühendise, şantiyedeki Meksikalı işçiye, laboratuvardaki Çinli doktora sonrası araştırmacıya yönlendiriliyor.


Sınıf Politikası Olarak Ne Değişiyor?

Bu tabloyu tek tek kararlar olarak değil, bir bütün olarak okumak gerekiyor. Bizce üç dönüşüm öne çıkıyor.

1. Göç rejimi bir fiyatlandırma rejimine dönüşüyor

Önceki dönemde ABD'nin göç sistemi, kusurlu da olsa, kuraya, aile birleşimine ve işverene dayanıyordu. Şimdi her kapının bir fiyat etiketi var: 1 milyon dolarlık altın kart, 100 bin dolarlık H-1B harcı, 70 bin dolarlık OPT harcı. Kura ücret sırasına göre ağırlıklandırılıyor; parasız ve işverensiz tek kapı olan çeşitlilik vizesi kapatılıyor; yoksulluk "kamu yükü" olarak dışlanıyor. Göç, emek gücünün değil sermayenin hareketine göre yeniden düzenleniyor.

2. Emek gücü piyasası üç katmana bölünüyor
KatmanKim?Nasıl yönetiliyor?
ÜstSermaye sahibi göçmenSatın alınmış özgürlük: altın kart
OrtaDiplomalı göçmen işçi (H-1B, OPT, J-1)Pahalı ama kelepçeli: yüksek ücret eşiği, 60 gün yok, yeşil kart yolu kapalı
AltBelgesiz işçiKorku: baskın, gözaltı, sınır dışı

Bu katmanlaşma yeni değil; ama ilk kez bu kadar açık, bu kadar fiyatlandırılmış ve bu kadar devlet eliyle düzenlenmiş hâlde karşımızda. Altın Kelepçe yazısında Silikon Vadisi'nin "iki katmanlı işgücü" modelini, yani kadrolu mühendis ile sözleşmeli işçi arasındaki uçurumu anlatmıştık. Şimdi bu model ulusal ölçekte, vatandaşlık hukuku üzerinden kuruluyor.

3. "Ekonomik milliyetçilik" sermayenin bir fraksiyonunu diğerine karşı kullanıyor

Hedef alınan şirketlere dikkatle bakalım: Hint dış kaynak şirketleri (Tata, Infosys, Wipro, HCL, Cognizant), bir Avrupa danışmanlık devi (Capgemini) ve yönetimle zaman zaman ters düşen iki teknoloji şirketi. Amazon ve Apple yok. Askeri ve gözetim sözleşmeleri alan teknoloji şirketleri hiç yok. Yani bu bir "teknoloji tekellerine karşı savaş" değil; sermaye içinde kimin devletle hangi şartlarla çalışacağının yeniden pazarlığıdır. Bir şirkete gözdağı vermek, ona sınırlı bir koruma sunmakla birlikte işler.

Burada Marx'ın 1870'te İngiliz ve İrlandalı işçiler üzerine yazdığı satırları hatırlamak öğretici: İngiliz işçi, İrlandalı işçiyi yaşam standardını düşüren bir rakip olarak görüyordu ve Marx'a göre bu düşmanlık, İngiliz işçi sınıfının örgütlülüğüne rağmen güçsüz kalmasının sırrıydı. Kapitalist sınıf bu sırrın farkındaydı ve basın, kilise ve mizah yoluyla bu düşmanlığı canlı tutuyordu. Bugün "yabancı sözleşmeli kul" cümlesi tam olarak bu işi görüyor.


Nerelere Savaş Açtılar?

CepheNe yapıldı?Sınıfsal anlamı
Göçmen işçilerH-1B harcı, ücret sıralı kura, 60 günün kaldırılması, PERM askıya alma, ülke listeleri, DV durdurması, işyeri baskınlarıEmek gücünün bölünmesi ve göçmen emeğinin disipline edilmesi
Uluslararası öğrenciler ve üniversitelerOPT harcı, J-1 celpleri, öğrenci vizesi iptalleri, Harvard'a yönelik girişimlerBilgi üretimi üzerinde ideolojik denetim ve araştırma emeğinin güvencesizleştirilmesi
Kamu emekçileri14251 sayılı kararname, toplu sözleşmelerin feshiÖrgütlü işçinin en güçlü kalesinin, kamu sendikacılığının hedef alınması
İş hukuku kurumlarıNLRB'nin işlevsizleştirilmesi, EEOC'nin dönüşümü, bağımsız yüklenici ve ortak işveren kurallarıHakem kurumların işverenden yana yeniden ayarlanması
Eyaletler ve şehirlerUlusal Muhafız konuşlandırmaları (Yüksek Mahkeme tarafından sınırlandı), eyaletlerin yapay zekâ düzenleme yetkisinin kısılmasıYerel demokratik denetimin merkezî yürütme lehine daraltılması
Seçilmiş şirketlerMicrosoft ve dış kaynak şirketleriSermaye fraksiyonları arasında yeniden pazarlık; seçici gözdağı

Bu tablodaki cephelerin ortak paydası, işçinin elindeki kolektif araçlardır: sendika, toplu sözleşme, hakem kurul, yerel yönetim, kamu üniversitesi, süresiz oturma izni. Tekil işçiye "seni koruyorum" denirken, işçilerin kendilerini birlikte koruyabilecekleri araçlar tek tek sökülüyor.


Amerika'yı Düşleyen Genç Bilişim Emekçisine

Bu bölümü özellikle Türkiye'de bir yazılım şirketinde, bir ajansta, bir bankanın bilgi işleminde çalışırken akşamları LinkedIn'de ABD ilanlarına bakan, yüksek lisans başvurusu için not ortalamasını hesaplayan, "bir H-1B bulsam her şey düzelir" diye düşünen genç yoldaşlarımız için yazıyoruz.

Önce şunu açıkça söyleyelim: Bu düşü kuranları küçümsemiyoruz. Türkiye'de bir bilişim emekçisinin maaşı enflasyon karşısında eriyor; fazla mesai ücretsiz, sendika yok, işten çıkarma bir e-postayla geliyor. Ülkenin siyasi iklimi gençlerin geleceğe dair hayallerini daraltıyor. Gitmek isteyen birinin bunu bireysel bir kurtuluş olarak görmesi son derece anlaşılır. Ama bir karar, ancak gerçek bilgiye dayanırsa özgür bir karar olur. Biz de burada o bilgiyi, süslemeden, masaya koymak istiyoruz.

Eskiden haritası belli bir yoldu

On yıl önce bu yolun haritası aşağı yukarı belliydi: Türkiye'de lisans, ABD'de yüksek lisans (F-1 vizesi), mezuniyetten sonra OPT ile 1 ila 3 yıl çalışma, bu sürede H-1B kurasına girmek, birkaç denemede çıkmak, H-1B ile çalışırken işverenin yeşil kart sürecini başlatması (PERM), birkaç yıl sonra yeşil kart, beş yıl sonra vatandaşlık. Yol uzundu, yorucuydu, işverene bağımlılık ağırdı ama en azından öngörülebilirdi. Herkes bir sonraki basamağın ne olduğunu biliyordu.

Bugün bu merdivenin neredeyse her basamağı ya yükseltildi, ya kayganlaştırıldı, ya da yerinden söküldü.

BasamakEskidenBugün
Öğrenci vizesi (F-1)Kabul mektubu ve mali yeterlilikle büyük ölçüde rutin bir süreçSosyal medya incelemesi, binlerce öğrenci vizesinin iptali, yeni uluslararası öğrenci kaydında 2025 güzünde %17, 2026 baharında %20 düşüş
Mezuniyet sonrası çalışma (OPT)Okulun önerisiyle neredeyse otomatikOkulun öğrenci başına ödeyeceği 70 bin dolar, sonraki her öneri için 30 bin dolar harç önerisi; maliyetin öğrenciye ya da işverene yansıtılması bekleniyor
H-1B kurasıRastgele; şansı herkes için eşitÜcret düzeyine göre ağırlıklı: Giriş düzeyindeki (Level I) genç mezunun 1 hakkı varken kıdemli mühendisin 4 hakkı var
H-1B maliyetiİşveren için birkaç bin dolarlık harç ve avukat ücretiMahkemede takılan 100 bin dolarlık harç ve yerine önerilen 103.265 dolarlık harç; işveren yeni bir yabancı mezunu almadan önce iki kez düşünüyor
KonsoloslukVize mülakatı15 Aralık 2025'ten itibaren H-1B ve H-4 başvurularında "çevrimiçi varlık incelemesi": Sosyal medya hesaplarının herkese açık olması isteniyor; eşinin ve çocuğunun paylaşımları da inceleniyor (SHRM)
H-1B ile çalışırkenİşten çıkarılırsan yeni iş bulmak için 60 gün60 günü kaldıran taslak: İş biterse statü ertesi gün bitiyor
Yeşil kart (PERM)İşverenin rutin işlemiÜlkenin en büyük PERM başvurucusu Microsoft dâhil sekiz şirket askıda
Yeşil kart kuyruğuTürkiye doğumlular için birkaç yılEkim 2026 Vize Bülteni'nde dünya geneli EB-2'de nihai işlem tarihi 1 Ocak 2025, EB-3'te 15 Mayıs 2024'e geriledi; kuyruk yeniden uzuyor (Visa Lawyer Blog)
Piyango (DV)İşverensiz, parasız tek kapıDünya çapında vize verilmesi askıda

Bu tablonun genç bir yazılımcı için anlamı şu: H-1B artık bir çözüm değil, bir kumar. Ve bu kumarda masaya en düşük fişle oturan, yani yeni mezun ve deneyimsiz olan sensin.

"Büyük şirkete girersem kurtulurum" yanılgısı

En yaygın strateji şuydu: Küçük bir danışmanlık firmasında ezilmektense büyük bir teknoloji şirketine gir; onların hukuk departmanı var, yeşil kartını hızlıca halleder.

8 Ekim 2026 bu stratejiyi de sarstı. Askıya alınan şirketlerin başında Microsoft var; Çalışma Bakanlığı verilerine göre ülkedeki en büyük PERM başvurucusu. Yani dünyanın en değerli şirketlerinden birinde çalışmak bile yeşil kart yolunu güvenceye almıyor. Daha da önemlisi, listeye kimin girip kimin girmediğine bakınca şunu görüyoruz: En çok H-1B onayı alan Amazon listede yok. Ölçüt ücret verisi değil, siyaset.

Bunun bir göçmen işçi için anlamı ağır: Senin oturma iznin, artık yalnızca işverenine değil, işvereninin Beyaz Saray'la ilişkisine bağlı. Patronun bir başkan yardımcısıyla ters düşerse, senin yıllardır biriktirdiğin süreç bir basın toplantısıyla donabilir. Microsoft'ta çalışan ve altı yıllık H-1B süresinin sonuna yaklaşan bir mühendisi düşünün: Yeşil kart süreci başlamadan H-1B süresi biterse ülkeyi terk etmek zorunda kalabilir. Göçmenlik avukatlarının ilk uyardığı risk tam olarak bu.

"Vatandaşını koruyan" yönetimin gerçek yüzü

Bu politikaların hepsi tek bir cümleyle savunuluyor: Amerikan işçisini korumak. Buna inanmak kolay; çünkü dışarıdan bakınca bir ülkenin önce kendi vatandaşını düşünmesi makul görünüyor.

Ama yukarıda gösterdik: Aynı yönetim, aynı dönemde Amerikan işçisinin sendikasını, toplu sözleşmesini, iş mahkemesini, fazla mesai güvencesini zayıflattı. Teknoloji sektöründe 2026'nın ilk yarısında işten çıkarmalar 150 bini aştı ve 2025'in tamamını geçme hızında ilerliyor (Metaintro işten çıkarma izleyicisi). Yani bu yönetim Amerikalı yazılımcıyı da korumuyor; ona yalnızca öfkesini yönelteceği bir hedef gösteriyor. O hedef de sensin.

Durumu sade bir cümleyle özetleyelim: ABD'de bugün vatandaş olan bilişim emekçisi korunmuyor; göçmen olan bilişim emekçisi ise hedef gösteriliyor. Sen oraya ikinci kategoride gideceksin.

Yabancı düşmanlığı bir istisna değil, bir iklim

ABD'deki göçmen karşıtlığını yalnızca belgesiz Latin Amerikalı işçilere yönelik bir şey sanmak yanlış olur. "Nitelikli göçmen" denilen kesim de doğrudan hedefte.

  • Örgütlü Nefreti Araştırma Merkezi'nin (CSOH) Eylül 2026 raporuna göre X'te Güney Asyalılara yönelik nefret paylaşımları Ocak 2024'ten Haziran 2026'ya %240 arttı. Bu paylaşımların neredeyse yarısı onları "işgal etmek" ve "iş çalmakla" suçluyor. Araştırmacılar nefret dalgalarını doğrudan H-1B tartışmalarına, özellikle 100 bin dolarlık harcın açıklandığı Eylül 2025'e bağlıyor. Temmuz 2026'da Utah'ta Hindistanlı Müslüman bir AVM çalışanı bıçaklandı ve olay nefret suçu olarak yargılanıyor (Al Jazeera, 28 Eylül 2026).
  • Bu iklim aşağıdan değil yukarıdan besleniyor. Başkan yardımcısının yabancı mühendisleri "sözleşmeli kul" diye nitelemesi, bu nefretin resmî diline dönüşüyor.
  • Ve bunun bir Türkiye karşılığı da var. Tufts Üniversitesi'nde doktora öğrencisi olan Rümeysa Öztürk, öğrenci gazetesinde üç arkadaşıyla birlikte imzaladığı bir görüş yazısı yüzünden 25 Mart 2025'te sokakta sivil giyimli federal ajanlarca gözaltına alındı ve Louisiana'daki bir göçmen gözaltı merkezinde altı hafta tutuldu. Yargıç tutukluluğunu destekleyen hiçbir kanıt bulunmadığını belirterek onu serbest bıraktı. Ocak 2026'da açılan mahkeme belgeleri, vize iptalinin büyük ölçüde o görüş yazısına dayandığını gösterdi. Öztürk doktorasını tamamladıktan sonra Türkiye'ye döndü (Wikipedia).

Buradan şu ders çıkıyor: ABD'de göçmen statüsündeki biri için ifade özgürlüğü de vize statüsüne bağlı. Sosyal medya hesaplarının konsoloslukta incelenmesi, bir görüş yazısı yüzünden gözaltı, işverenin siyasi ilişkisine bağlı yeşil kart... Bu koşullarda "Türkiye'de konuşamıyorum, orada özgür olurum" beklentisi de gerçekle sınanmalı. Gideceğin yerde de susman beklenecek, üstelik bu kez işin ve oturma iznin pahasına.

Peki ne yapmalı?

Biz kimseye "gitme" demiyoruz. Gitmek de kalmak da bireysel bir karardır ve hayatın somut koşullarıyla verilir. Ama bu kararın sınıfsal içeriğini görmek gerekiyor: Gitmek, sorunun çıkış yoluyla çözülmeye çalışılmasıdır. Coxon'un istifası üzerine yazarken de söylediğimiz gibi çıkış, sesin yerine geçmez. Türkiye'de bilişim emekçisini ezen koşullar, sen gittiğinde değişmez; yalnızca senin yerine gelen bir başkasını ezer. Gittiğin yerde de yeni bir patron, yeni bir kelepçe ve bu kez senin dilini konuşmayan bir düzen seni bekler.

Gitmeyi düşünen genç yoldaşlarımıza birkaç soruyu kendilerine sormalarını öneriyoruz:

  1. Vizem kime bağlı? İşimi kaybedersem kaç gün içinde ülkeyi terk etmem gerekiyor?
  2. Yeşil kart sürecim işverenimin elinde mi? O işverenin hükümetle ilişkisi ne durumda?
  3. Ücret düzeyim kurada bana kaç hak tanıyor? Giriş düzeyinden başvuruyorsam gerçek şansım nedir?
  4. İmzalayacağım sözleşmede zorunlu tahkim maddesi var mı? Haksızlığa uğrarsam mahkemeye gidebilecek miyim?
  5. Gideceğim şirkette ya da şehirde bir teknoloji işçileri sendikası, bir dayanışma ağı var mı? Örneğin Alphabet İşçileri Sendikası gibi yapılar göçmen üyelerini nasıl koruyor?
  6. Sosyal medyamda, eşimin sosyal medyasında, bir konsolosluk görevlisinin "ABD'ye düşmanca" sayabileceği bir şey var mı? Ve bunu düşünmek zorunda kalmak, gitmek istediğim özgürlük fikriyle nasıl bağdaşıyor?
  7. Türkiye'deki örgütlü bağlarımı koruyacak mıyım? Gittiğim yerde yalnız bir birey mi olacağım, yoksa bir dayanışma ağının parçası mı?

Gidenlerin de gitmeyenlerin de bilmesi gereken son şey şu: Bilişim emeğinin sorunu ulusal değil, sınıfsal. İstanbul'daki yazılımcının fazla mesaisi ile Seattle'daki H-1B'li mühendisin 60 günlük korkusu aynı sermaye mantığının iki yüzü. Şirketler yeteneği ABD'ye getiremezse işi yeteneğin olduğu yere götürecek; yani ABD'deki kapılar daraldıkça Türkiye'deki bilişim emekçisi, döviz ücretli ama sendikasız ve hiçbir ülkenin iş hukukunun tam olarak korumadığı uzaktan çalışmaya daha çok itilecek. Çözüm de bu yüzden bireysel bir vize değil; burada da orada da örgütlenmek. Bilişim Emekçisinin El Kılavuzu tam da bu amaçla yazıldı.

Türkiye'den bakınca iki not daha

Türkiye listelerde yok, ama piyangoda var. Türkiye 39 ve 75 ülkelik listelerde yer almadı. Ancak her yıl binlerce kişinin umutla başvurduğu çeşitlilik vizesi dünya çapında askıda ve Türkiye'den çıkan kazananlar da bundan etkileniyor.

Aynı söylem bizde de var. ABD'de "yabancı sözleşmeli kul" söylemiyle yapılan, Türkiye'de Suriyeli ve Afgan işçiler üzerinden yapılıyor. Kayıt dışı çalıştırılan, sınır dışı edilme korkusuyla susturulan, ücret talebi bastırılan göçmen işçi; ve onun varlığını yerli işçinin ücretinin düşüklüğüne gerekçe gösteren milliyetçi siyaset. ABD'ye gitmeyi düşünen bir genç, orada "göçmen" olmanın ne demek olduğunu düşünürken, burada göçmen olan işçiye nasıl baktığını da düşünmeli. Öfke her iki ülkede de en alttakine yönlendiriliyor; patronun kârı ise yerinde duruyor.


Somut Görevler

  1. "Vize işverenden bağımsız olsun" talebini öne çıkaralım. Göçmen işçinin statüsü tek bir işverene bağlı olduğu sürece ücret tabanı ne kadar yükseltilirse yükseltilsin işçi örgütsüz kalır. Bizim talebimiz: iş değiştirme özgürlüğü, kısa sürede süresiz oturma hakkı ve işten çıkarıldığında makul bir iş arama süresi.
  2. Göçmen işçiyle yerli işçiyi aynı sendikada örgütleyelim. ABD'deki teknoloji sendikalarında H-1B'li işçilerin misilleme korkusuyla geri durduğunu biliyoruz. Bunun panzehiri, onları dışarıda bırakmak değil, onlara özel koruma mekanizmaları kurmaktır.
  3. İşçiyi değil işvereni hedef alalım. Belgesiz işçi çalıştıran, vizeli işçiyi düşük ücretle çalıştıran, işten çıkarırken yerine daha ucuzunu alan işverendir. Baskının ve cezanın yönü işverene çevrilmelidir.
  4. "Korumacılığın" bilançosunu çıkaralım. Her "yerli işçiyi koruma" söyleminde şu soruyu soralım: Aynı dönemde sendika hakkına, toplu sözleşmeye ve iş hukukuna ne oldu?
  5. Türkiye'de yurt dışına gitmeyi düşünen genç bilişim emekçilerine bilgi verelim. Gidilecek ülkenin vize rejimi, sendika hakları ve işverene bağımlılık düzeyi, maaş kadar önemli karşılaştırma ölçütleridir.
  6. Türkiye'deki göçmen işçilere karşı yürütülen nefret söylemini aynı ölçüyle teşhir edelim. ABD'de gördüğümüz mekanizmayı Türkiye'de görmemek tutarsızlık olur.

Kelepçe Değişir, Zincir Aynı Kalır

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Trump yönetiminin bir yıllık göç ve emek bilançosu bize şunu gösteriyor: Kapitalizm işçiyi her zaman ikiye böler. Bir zaman "nitelikli" ile "niteliksiz", bir zaman "yerli" ile "yabancı", bir zaman "belgeli" ile "belgesiz" olarak. Bu bölünmenin kendisi bir yönetim tekniğidir.

19 Eylül 2025'te aynı gün imzalanan iki belge bu yılın özeti gibi: Sermaye sahibine bir milyon dolarlık altın kapı, işçiye yüz bin dolarlık duvar. Biri özgürlüğü satın alıyor; diğeri kelepçeyi kiralıyor.

Altın Kelepçe yazısını "Kelepçe ve Zincir" başlığıyla kapatmıştık. Bu yazıyı da aynı yerden kapatıyoruz: Kelepçe değişir, zincir aynı kalır. İşçiyi kelepçeden kurtaracak şey ne vize harcı, ne ücret sıralı kura, ne de "önce bizim işçimiz" diyen bir başkan yardımcısıdır. Onu kurtaracak tek şey, hangi pasaportu taşırsa taşısın yan masadaki işçiyle aynı örgütte buluşmaktır.

Amerika'yı düşleyen genç yoldaşlarımıza da şunu söylüyoruz: Okyanusun öbür yakasında seni bekleyen şey özgürlük değil, yeni bir kelepçe olabilir. Gidersen örgütsüz gitme; kalırsan örgütsüz kalma. Hangi ülkede olursak olalım, aynı zincirin halkalarıyız.

Ne ırkçılığı ne de şirketlerin sömürüsünü seçiyoruz. Bütün işçilerin eşit haklarını savunuyoruz.

Makine yeni, zincir eski.


Kaynaklar

Bilgi Müşterekleri'nden:

H-1B ve harçlar:

Yeşil kart, PERM, öğrenciler:

Belgesiz işçiler ve baskınlar:

İş hukuku, sendikalar, istihdam:

Amerika'yı düşleyenler için:

Kuramsal:


Bu yazı Bilgi Müşterekleri tarafından CC BY-SA 4.0 lisansıyla yayımlanmıştır. Canlı belgedir; hukuki süreçler ilerledikçe güncellenecektir. Bu yazı hukuki danışmanlık değildir; vize ve göç durumunuz için güncel resmî kaynaklara ve bir avukata başvurun.

İlgili Başlıklar

Haber Bülteni Aboneliği