Bilgi Müşterekleri
AnasayfaHakkımızdaKılavuzlarPopüler İçeriklerİletişim

Gazetecilerin Musk'a Açık Çağrısı ve Sansürün Ortaklığı

Anahtarı Kimden İstiyoruz?

Yazar: Oğuz Demirkapı
Gazetecilerin Musk'a Açık Çağrısı ve Sansürün Ortaklığı

Anahtarı Kimden İstiyoruz? Gazetecilerin Musk'a Açık Çağrısı ve Sansürün Ortaklığı

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Bir haftada üç yazıyla aynı yangının başında durduk. Önce engellemenin teknik olarak nasıl çalıştığını anlattık. Sonra T24'ün neden kapatıldığını konuştuk. Ardından sansürü belgeleyen EngelliWeb'in de susturulmasını yazdık. Bugün yangının yeni bir yüzü var: Gazeteciler hesaplarını kapatan şirketin kendisine, yani Elon Musk'ın X'ine açık çağrı yaptı. DW Türkçe de haberi bu başlıkla verdi.

Bu yazıda önce olayı kısaca özetleyeceğim, sonra ayrıntıya gireceğim. Sorumuz basit ama ağır: Sansürün anahtarını, kilidi takan ellerden istemek ne anlama geliyor?


Durum Özeti

Ne oldu? 6 Ekim 2026'da Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ), Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ) ve Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) ortak bir açıklama yaptı. X yönetiminden, Türkiye'de gazetecilerin ve medya kuruluşlarının hesaplarını "bağımsız bir yargı kararı olmaksızın" erişime kapatmamasını istediler (journo, bianet).

Neden şimdi? Çünkü Eylül 2026, Türkiye internet tarihinin en karanlık ayı oldu. İfade Özgürlüğü Derneği'nin (İFÖD) verilerine göre:

  • Eylül'de en az 1.270 X hesabı hakkında erişim engeli kararı verildi. Bu sayı 2025 yılının tamamını tek ayda geçti.
  • Bu hesapların yalnızca 115'inin kararı bilinebiliyor. 1.155 hesabın hangi gerekçeyle kapatıldığı bilinmiyor.
  • Gerekçesi bilinmeyen hesapların toplam takipçisi 35 milyonu aşıyor.
  • X, kararların yaklaşık yüzde 90'ını uyguladı: 1.270 hesabın 1.139'u Türkiye'den görünmez oldu (Karar, Bold Medya).
  • 30 Eylül'deki son dalgada 147 hesap daha kapandı. Bu hesapların toplam takipçisi yaklaşık 2,65 milyon. T24, Kısa Dalga, Sol Haber ve Evrensel hesapları da listede.
  • 5 Ekim sabahı en az 88 hesap daha engellendi. Bunların arasında İFÖD'ün kendi hesabı da vardı (Turkish Minute).

Ne istendi? Örgütlerin X'ten talepleri özetle şunlar: Mahkeme kararı olup olmadığını denetlemesi, idari makamların tek taraflı taleplerini reddetmesi, belirsiz ve orantısız talepleri geri çevirmesi, bütün hesabı kapatmak yerine yalnızca belirli içeriği sınırlaması, etkilenen kullanıcıyı bilgilendirmesi ve Türkiye'den gelen talepleri şeffaflık raporlarında ayrıntılı olarak açıklaması.

Bizim değerlendirmemiz tek cümleyle: Çağrı haklı, gerekli ve dayanışmayı hak ediyor. Ama hitap ettiği adres, sorunun çözümü değil, sorunun bir parçası. Bu sansürde iki ortak var: Karar veren devlet ve uygulayan tekel. Kalıcı çözüm, ortaklardan birinin vicdanında değil, iletişim altyapısının mülkiyetinde.

Şimdi ayrıntılara geçelim.


Çağrının Kendisi: Kim, Ne Dedi?

Önce bir şeyin altını çizelim: Bu çağrıyı yapan örgütlerden biri bir sendika. TGS, gazetecilerin emek örgütü. IFJ ve EFJ de dünyanın ve Avrupa'nın gazeteci sendikalarını birleştiren federasyonlar. Yani bu açıklama bir "liberal basın özgürlüğü" bildirisinden ibaret değil. Aynı zamanda emeğin, emek aracına el konulmasına karşı itirazıdır. Bunu aşağıda açacağız.

Örgütlerin X'e yönelttiği talepler şöyle:

  • Türkiye'den gelen her taleple ilgili bağımsız bir mahkeme kararı olup olmadığını titizlikle denetlemek,
  • İdari makamların ve kamu kurumlarının tek taraflı taleplerini yeterli gerekçe saymamak,
  • Taleplerin hukuki dayanağını incelemek; genel, belirsiz ve orantısız olanları reddetmek,
  • Etkilenen kullanıcıları talebin kaynağı, hukuki dayanağı ve kapsamı hakkında bilgilendirmek,
  • Bütün hesabı kapatmak yerine belirli içerikleri sınırlamak,
  • Türkiye'deki engelleme taleplerini şeffaflık raporlarında ayrıntılı olarak paylaşmak.

Açıklama bir de şunu hatırlatıyor: X'in kendi politikasında, erişim engeli taleplerine mahkeme kararı gibi geçerli bir hukuki belgenin eklenmesi gerektiği yazıyor (Cumhuriyet). Örgütler, X'ten yeni bir şey değil, kendi koyduğu kurala uymasını istiyor.

Bu ayrıntı küçük değil. Bir şirketin kendi kuralını uygulaması için gazeteci federasyonlarının açık mektup yazması gerekiyorsa, o kural müşteriye gösterilen vitrinde durur, depoda değil.


Rakamların Anlattığı: Bir Ayda Bir Yıl

İFÖD'ün verileri, bu sansürün hem ölçeğini hem de yönünü gösteriyor. Daha önce engelleme yazısında aktarmıştık: 2024'te Türkiye'de erişime kapatılan X hesabı sayısı 20 civarındaydı. 2025'te bu sayı 995'e çıktı. Eylül 2026'da ise tek ayda 1.270'e ulaştı.

Dalgaları da birbirinden ayırmak gerekiyor. EngelliWeb yazısında üç cephe saymıştık:

  • Ahlak cephesi (12 Eylül sonrası): "Ailem Güvende" söylemiyle LGBTİ+ örgütleriyle başladı. Kadın örgütlerine, gazetecilere, akademisyenlere ve sendikalara yayıldı.
  • Finans cephesi (Eylül ortası): Fon krizini konuşan iktisatçılar, analistler ve gazeteciler hedef alındı. 22 Eylül'de tek günde 194 hesap kapatıldı. Uğur Gürses, Bilge Yılmaz, Naz Yavuzarslan bunlardan bazılarıdır. Savcılığın gerekçesi, bu paylaşımların "yatırımcıyı korkutabileceği" idi (The Next Web).
  • Güvenlik cephesi (süregiden): "Millî güvenlik" ve "kamu düzeni" gibi belirsiz gerekçelerle her şeyin kapatılabildiği alandır.

Finans cephesinin ayrıntısı önemli. Borsa dosyamızda yazdığımız fon krizi tam olarak buydu: Kaybı, küçük tasarruf sahibi yaşadı; bilgiye ise içeridekiler zamanında ulaştı. Krizi konuşan iktisatçının hesabı "yatırımcıyı korkutuyor" diye kapatıldığında, korunan şey yatırımcı değildir. Korunan, kaybın nasıl dağıtıldığı sorusunun sorulmamasıdır. Bilginin de bir sınıfı var.


Yüzde 90: "Devlet Karar Verir, Tekel Uygular"

Bu yazının kalbi şu rakam: Yüzde 90.

Erişim engeli kararını bir sulh ceza hâkimliği ya da 5651 sayılı Kanun'un 8/A maddesi üzerinden bir idari makam veriyor. Ama hesabı Türkiye'den görünmez kılan düğmeye basan, X'in kendi sistemidir. Kararların yüzde 90'ı uygulandı. 1.155 kararın gerekçesi bilinmiyor. Yani X, büyük ölçüde gerekçesini kamuya açıklamadığı kararları uyguladı.

Daha da kötüsü, bildirim pratiği de zayıfladı. İFÖD'ün kurucusu Prof. Yaman Akdeniz, X'in eskiden kullanıcıları bilgilendirdiğini, artık bunun büyük ölçüde yapılmadığını söylüyor. Kendi hesabı kapandığında da durum buydu: "X bana bildirimde bulundu ama ayrıntı, karar örneği ya da gerekçe vermedi" (The Next Web). Gazeteci Hikmet Adal da aynı şeyi anlatıyor: "Hakkınızda verilmiş bir kararı önce kendiniz bulmak zorunda kalıyorsunuz" (journo). İtiraz edebilmek için kararı bilmek gerekir. Kararı bilmeyen itiraz edemez. Gizlilik burada bir yan etki değil, mekanizmanın kendisi.

Hukuki zemin de sorunlu. Anayasa Mahkemesi 2023'te, 8/A uygulamasının kamu makamlarının keyfi müdahalesini önleyecek güvenceler içermediğine hükmetmişti (Turkish Minute). Bugün aynı madde, Siber Güvenlik Başkanlığı talebiyle hızlı hat gibi işletiliyor. Bu kurumun 31 Temmuz 2026'da yürürlüğe giren 7590 sayılı Kanun'la nasıl bir güç merkezine dönüştüğünü, Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğü yazımızda anlatmıştık. Erişim engeli, bant daraltma, dinleme altyapısı ve kamu verisinin yönetimi aynı çatı altında toplandı.

Demek ki tablo şu: Bir tarafta denetimsiz bir yürütme aygıtı, diğer tarafta hesap vermeyen bir özel tekel. İkisinin arasında 35 milyon takipçili bir kamusal alan sessizce kapanıyor.


Musk'ın Sicili: "İfade Özgürlüğü Mutlakçısı" Ne Yapar?

Elon Musk, Twitter'ı Ekim 2022'de 44 milyar dolara satın alırken kendini "ifade özgürlüğü mutlakçısı" olarak tanıttı. Bu söylemi, Daron'un Resti, Elon'un Testi yazımızda da tartışmıştık. Kayıtlara bakalım; söz ile iş arasındaki mesafe öğreticidir.

OlayMusk'ın X'i ne yaptı?
Aralık 2022, ElonJetMusk'ın jetinin konumunu haberleştiren gazetecilerin hesaplarını kendisi askıya aldı.
Mayıs 2023, Türkiye seçimleriSeçimden hemen önce Türkiye'deki bazı hesapları kapattı. Eleştirilere Musk'ın yanıtı: "Seçim şu: Ya Twitter'ın tamamı yavaşlatılır ya da bazı tweet'lere erişim sınırlanır. Hangisini istersiniz?"
Ağustos–Ekim 2024, BrezilyaÖnce yargıya meydan okudu, platform ülkede kapatıldı. Yaklaşık bir ay sonra para cezalarını ödeyip temsilci atadı ve kararlara uydu.
Mart 2025, Türkiyeİmamoğlu'nun tutuklanması sonrası 700'ü aşkın hesabın kapatılmasına itiraz ettiğini açıkladı. Hesapların önemli bir kısmı yine de Türkiye'den görünmez oldu.
2025, HindistanHükümetin içerik kaldırma portalına karşı dava açtı, mahkemede kaybetti. Platform Hindistan'da çalışmaya devam ediyor.
Eylül 2026, Türkiye1.270 kararın yaklaşık yüzde 90'ını uyguladı. Bilinen bir kamuoyu açıklaması yok.

Bu tablo bize bir ahlak hikâyesi değil, bir maliyet hesabı anlatıyor. X, kendi patronunu rahatsız eden gazeteciyi susturmakta tereddüt etmiyor. Büyük bir pazarda devletle karşı karşıya geldiğinde ise ya pazarlık ediyor ya da boyun eğiyor. Kimi zaman bir açıklama yayımlayıp itiraz ediyor, ama yine kararı uyguluyor. Belirleyici olan ilke değil; pazar büyüklüğü, reklam geliri, temsilcinin hapse girme riski ve şirketin o ülkedeki siyasi hesaplarıdır.

Musk'ın 2023'teki cümlesi aslında dürüst bir itiraftır: "Ya hepsi ya bir kısmı." Seçenekler arasında "hiçbiri" yok. Çünkü platformun Türkiye'de kalmasının koşulu, devletle uzlaşmasıdır. Bu bir ifade özgürlüğü tercihi değil, bir pazar payı tercihidir.

Bir şeyi daha hatırlayalım: Musk, şirketi devraldıktan sonra çalışanların yaklaşık yüzde 80'ini çıkardı. Güven ve güvenlik ekipleri, hukuk ve politika birimleri en çok küçülen yerlerdi. Gelen her talebi tek tek incelemek, gerekçesizleri geri çevirmek ve kullanıcıyı bilgilendirmek emek ister. Örgütlerin X'ten istediği titiz denetim, X'in maliyet düşürmek için kendi elleriyle tasfiye ettiği emektir. Talep doğru; ama şirketin iş modeli bu talebin tersi yönünde kurulmuş.


Hesap Bir Emek Aracıdır: "Ekmek Tekneni Elinden Alıyorlar"

Bu konuyu yalnızca ifade özgürlüğü üzerinden konuşursak bir şeyi kaçırırız. Bir gazetecinin X hesabı, bugün onun üretim aracıdır. O; haber kaynağına ulaştığı kanal, haberini okura ulaştırdığı dağıtım ağı ve yıllarca biriktirdiği arşivdir.

Gazetecilerin anlatımları bunu açıkça gösteriyor (MLSA, journo):

  • Onur Dalar: "Bir nevi ekmek tekneni elinden alıyorlar."
  • Meral Danyıldız: Hesabı 28 Eylül'de kapatıldı. Eski hesabında 43 bin takipçisi vardı. Yeni hesabıyla ancak 11 bine ulaşabildi. Yıllarca paylaştığı haberleri, fotoğrafları ve videoları kendisi görebiliyor, ama Türkiye'deki okur göremiyor.
  • Yıldız Tar: Yüzü aşkın haber arşivine erişim kayboldu. "Bir hafıza, bir arşiv uçmuş oldu."
  • Sarya Toprak: 12 yıllık hesabıyla kurduğu iletişim ağını kaybetti. Hangi mahkeme kararına dayanıldığını öğrenemediği için itiraz da edemedi.

Burada Marx'ın diliyle bakmak öğreticidir. 43 bin takipçi, yıllar süren gazetecilik emeğinin birikmiş biçimidir. Her haber, her doğrulama, her sahada çekilmiş fotoğraf o ağı örmüştür. Ama bu birikim gazetecinin mülkü değildir. Platformun sunucusunda, platformun mülkiyetinde durur. Devlet bir karar verip platform bir düğmeye bastığında, gazeteci bir gecede kendi emeğinin ürününden kopar.

Bu, YZ çağında emek yazılarımızda anlattığımız dijital çitlemenin gazetecilikteki görünümüdür. Ortak alan gibi görünen yer aslında özel mülktür. Ortak alana emeğini koyan, o emeğin üzerinde hak iddia edemez. Sansür, bu mülksüzleşmeyi açığa çıkarır: Gazeteci kendi okuruna, kendi arşivine, kendi ağına ancak iki ortağın izin verdiği kadar sahiptir.

Furkan Karabay'ın sözü de bu yüzden yerinde: Bir hesabı kapatmak, "bir gazeteyi kapatmaktan farksız". Eskiden bir gazeteyi kapatmak için matbaayı mühürlemek gerekirdi. Bugün matbaa Teksas'ta bir şirketin elinde. Mühür ise Ankara'da.


Göç Çözüm mü? Bluesky, Mastodon ve Mülkiyet Sorusu

Engellemeler büyüdükçe gazeteciler yeni adres arıyor. Guardian, La Vanguardia ve Le Monde gibi yayınlar X'te kurumsal paylaşımı durdurdu. Pek çok gazeteci Bluesky, Mastodon ve Threads'e geçiyor (Yeni Ankara).

Ama burada bir hayal kırıklığını baştan söyleyelim: Platform değiştirmek mülkiyeti değiştirmez. Aynı habere göre Bluesky de geçerli hukuki taleplere uyuyor. Türkiye mahkemeleri Nisan 2025'e kadar 63 Bluesky hesabı için karar vermiş, platform bunların 19'unu görünmez kılmıştı. Bluesky 2025'te 1.470 hukuki talep almış, 1.334'ünü onaylamış.

Yani sorun Musk'ın kişiliği değil. Sorun, kamusal iletişimin merkezi ve özel mülkiyetli bir altyapıya bağlanmış olmasıdır. Patron değişse de, platform değişse de, devletin elinde "ya hepsini kapatırım ya bir kısmını sen kapat" kozu durdukça sonuç benzer olur.

Bu yüzden göç tartışmasını şu soruyla yapmalıyız: Hangi altyapı, tek bir şirketin tek bir kararıyla kapatılamaz?

  • Federatif ağlar (Mastodon gibi): Tek bir sunucu kapanabilir, ama ağ kapanmaz. Topluluk kendi sunucusunu kurabilir.
  • Kendi sitesi ve RSS: Gazetecinin arşivi kendi alan adında, kendi sunucusunda durur. Okur, algoritmanın izniyle değil, abonelikle gelir.
  • E-posta bültenleri: Eski ama dayanıklı bir yöntem. Okurla doğrudan ilişki kurar.
  • Kooperatif ve sendika sunucuları: Gazeteci örgütleri, üyeleri için ortak altyapı kurabilir.

Bunların hiçbiri sansürü tek başına bitirmez. Engelleme yazısında anlattığımız gibi, devlet DNS, IP ve SNI düzeyinde de engelleyebilir. Ama aradaki fark büyük. Merkezi platformda sansür bir düğmeye basmaktır. Dağıtık altyapıda ise sansür, açıkça görülen ve maliyeti yüksek bir saldırıya dönüşür. Bu fark, örgütlenmeye zaman kazandırır.


Çağrının Talepleri ve Sınıfsal Karşılıkları

Çağrıyı küçümsemek için değil, onu ileri taşımak için talepleri tek tek tartalım.

Çağrının talebiSınıfsal karşılığı ve sınırı
Mahkeme kararı olmadan hesap kapatılmasınDoğru. Ama sulh ceza hâkimlikleri bugün tek tip gerekçeyle karar veriyor. "Mahkeme kararı" şartı, yargı bağımsızlığı yoksa güvence olmaktan çıkar. Talep, yargı bağımsızlığı mücadelesiyle birleşmeli.
İdari makamların tek taraflı talepleri reddedilsinDoğru. 8/A maddesinin kaldırılması talebiyle birlikte düşünülmeli. Şirketten devletin yapması gerekeni istemek, sorumluluğu yanlış adrese yazmaktır.
Bütün hesap değil, belirli içerik sınırlansınDoğru ve somut. Ama hangi içeriğin "sınırlanacağına" yine aynı iki ortak karar veriyor.
Kullanıcı bilgilendirilsinEn acil ve en ucuz talep. X'in bunu yapmaması bir maliyet tasarrufu ve devletle uyum tercihidir.
Şeffaflık raporlarında ayrıntı verilsinDoğru. Ama gönüllü şeffaflık, şirketin isteğine bağlıdır. Zorunlu, bağımsız denetlenen ve kamuya açık bir kayıt gerekir.
X kendi politikasına uysunBir şirketin kurallarını yazan da, uygulayan da, değiştiren de kendisidir. Kural, sahibinin elindeki bir araçtır.

Tablonun özeti şu: Taleplerin hepsi haklı. Ama hepsi, mülkiyeti sorgulamadan platformun daha iyi davranmasını istiyor. Bu, ilk adım olarak değerlidir. Son adım olarak ise yetersizdir.


Peki Neden Yine de Bu Çağrının Yanındayız?

Burada bir yanlış anlamaya izin vermeyelim. Yukarıdaki eleştiri, "çağrı boşuna" demek değildir.

Birincisi, uluslararası baskı işe yarar. X'in Mart 2025'te kamuoyu önünde itiraz etmesi, uluslararası tepkinin sonucuydu. Şirketler itibar maliyetine duyarlıdır. Reklam verenler, Avrupa Birliği'nin Dijital Hizmetler Yasası, uluslararası basın örgütleri bu maliyeti artırabilir. Bu baskı, bazı hesapların açılmasını sağlayabilir. Tek bir gazetecinin arşivini geri getirmek bile önemlidir.

İkincisi, çağrı bir kayıt düşüyor. 1.155 gerekçesiz kararın, 35 milyon takipçinin ve isim isim gazetecilerin uluslararası belgelere geçmesi, yarın hukuki mücadelede kullanılacak bir delildir.

Üçüncüsü ve en önemlisi: Bu çağrıyı bir sendika yapıyor. TGS'nin bu meseleyi yalnızca ifade özgürlüğü olarak değil, üyelerinin emek aracına el konulması olarak sahiplenmesi, doğru zemindir. Emeğin örgütü, emeğin aracını savunuyor.

Bizim görevimiz, bu çağrıyı desteklerken onu bir adım ileriye taşımaktır: Patrondan insaf beklemekten, altyapının kamusallaşmasını talep etmeye.


Bilişim Emekçisinin Bu Yangındaki Yeri

Bu olayın bir de bizim cephemizi ilgilendiren yüzü var. Engellenen hesaplar arasında yazılım geliştirici Fatih Kadir Akın da vardı. EngelliWeb, yani internet sansürünü 2008'den beri belgeleyen proje de engellendi.

Bilişim Emekçisinin El Kılavuzu'nda yazdığımız gibi, bilişim emekçisi yalnızca kod yazan kişi değildir. Ağ yöneticisi, içerik moderatörü, ürün yöneticisi, tasarımcı da bu emeğin parçasıdır. Ve sansür altyapısını kuran, işleten, kullanıcıya bildirim gönderip göndermeyeceğine karar veren sistemleri yazan da yine bu emektir.

Bu iki şey anlamına geliyor:

  • Sansürün teknik bilgisini toplumla paylaşmak bir sorumluluktur. Şifreli DNS, VPN, OONI Probe ölçümleri, federatif sunucu kurulumu gibi bilgileri müşterek kılmak, bilişim emekçisinin gazeteciye verebileceği en somut dayanışmadır.
  • Gazeteci ile bilişim emekçisi arasındaki ittifak artık bir tercih değil, bir zorunluluktur. Gazetecinin üretim aracı bilişim altyapısıdır. Bilişim emekçisinin ürettiği altyapı, kimin elinde olduğuna göre ya özgürlüğe ya sansüre hizmet eder.

Somut Görevler

Bu tablo karşısında ne yapabiliriz? Herkesin bulunduğu yerden atabileceği adımlar var.

Okurlar için:

  • Engellenen gazetecilerin ve yayınların kendi sitelerine doğrudan gidin. RSS ve e-posta bültenlerine abone olun.
  • Bağımsız yayınlara doğrudan abone ve destekçi olun. Algoritmanın değil, okurun desteğine dayanan gazetecilik daha dayanıklıdır.
  • Engellenen hesapları, gazetecilerin yeni hesaplarını ve sitelerini çevrenizle paylaşın.

Gazeteciler ve yayın kuruluşları için:

  • Arşivinizi kendi alan adınızda tutun. Platformdaki her paylaşımın asıl kaydı sizin sunucunuzda olsun.
  • Okurla doğrudan ilişki kanalları kurun: bülten, RSS, federatif hesap.
  • Sendikanızla birlikte hareket edin. Hesap kaybı bir emek kaybıdır, bireysel bir talihsizlik değil.

Bilişim emekçileri için:

  • Gazeteci örgütlerine, yerel derneklere ve sendikalara federatif sunucu, site ve bülten altyapısı kurmalarında gönüllü destek verin.
  • Sansürü ölçün ve belgeleyin: OONI Probe gibi araçlarla erişim verisini kamuya açın.
  • Şifreli DNS, VPN ve güvenli iletişim üzerine açık atölyeler düzenleyin.

Sendikalar ve demokratik kitle örgütleri için:

  • 5651 sayılı Kanun'un 8/A maddesinin kaldırılması talebini ortak bir kampanyaya dönüştürün.
  • Platformlardan, Türkiye'den gelen her talebi ve uygulanan her kararı zorunlu ve bağımsız denetlenen bir kamusal kayıtta yayımlamalarını talep edin.
  • Kamusal iletişimin kamusal ve müşterek altyapıya taşınması fikrini gündeme getirin: Sendika, oda, belediye ve üniversite sunucularından oluşan, birbirine bağlı bir ağ.

Kilidi Takana Değil, Kapıya Sahip Çıkmaya

Sevgili Genç Yoldaşlar,

Bir ayda 1.270 hesap. 35 milyon takipçi. Yüzde 90 uygulama oranı. Gerekçesi bilinmeyen 1.155 karar. Sansürü belgeleyen defter bile kapatıldı.

Bu rakamların arkasında, bir sistemin nasıl çalıştığı görünüyor: Devlet karar verir, tekel uygular, gazeteci kendi emeğinin ürününden kopar, okur karanlıkta kalır. Gazetecilerin Musk'a açık çağrısı, bu çarkın bir dişlisine yapılmış haklı bir itiraz. Destekleyelim, yayalım, sahiplenelim.

Ama şunu da unutmayalım: Anahtarı, kilidi takandan istemek, bir adımdır, bir yol değil. Kalıcı yol, iletişimin altyapısını kimsenin tek bir düğmeyle kapatamayacağı bir müşterek alana dönüştürmektir. Gazetecinin arşivi gazetecinin, okurun haberi okurun, toplumun hafızası toplumun olmalıdır.

Bilgi herkesindir. Onu kapatabilecek tek bir el olmamalı.

Dayanışmayla


Kaynaklar

Bilgi Müşterekleri'nde bu yazının üzerine kurulduğu yazılar:

İlgili Başlıklar

Haber Bülteni Aboneliği