Bilgi Müşterekleri
AnasayfaKonularDizilerKılavuzlarPopüler İçeriklerHakkımızdaİletişim

On Ayda Bir Maaş

Fiyat Her Gün Güncellenir, Ücret Yılda Bir: Enflasyonun Sınıfsal Takvimi

22 dk okumaYazar: Oğuz Demirkapı
On Ayda Bir Maaş

TÜİK bu sabah ekim ayı enflasyonunu açıkladı: aylık %2,58, yıllık %29,77. Aynı gün ENAG yıllık enflasyonu %45,12 olarak duyurdu. Dört aydır yıllık rakamda süren düşüş durdu; aylık artış bütün ekonomist beklentilerinin üzerinde geldi. Bir ay önce Eylül Enflasyonu, TÜİK-ENAG Makası yazımızda "termometre değil, bölüşüm meselesi" demiştik. Bu yazıda o tezin üzerine kuruyoruz, ama asıl soruyu daha derine taşıyoruz: Ocak'tan beri tek kuruş artmayan asgari ücret, bu fiyat hareketi içinde ne oldu ve bu neden bir kaza değil, bir düzen?


Önce Özet: On Tez

  1. Rakam: TÜİK'e göre ekimde fiyatlar aylık %2,58, yıllık %29,77 arttı. Yılbaşından bu yana artış %27,52. ENAG'a göre aylık %2,68, yıllık %45,12. İki kurum arasındaki makas 15,35 puan.
  2. Yön: Yıllık enflasyondaki dört aylık düşüş serisi bitti. Gıda aylık %3,50, giyim mevsim geçişiyle %12,58 arttı. Aylık hız Merkez Bankası'nın "ana eğilim düşüyor" anlatısını ilk kez bu kadar açık biçimde yalanladı.
  3. Asgari ücretin erimesi: Net 28.075,50 TL'lik asgari ücret, aralık 2025 fiyatlarıyla bugün yaklaşık 22.019 TL ediyor. Alım gücü kaybı %21,6. Asgari ücretli bir işçi, ocak–ekim arasında enflasyon yüzünden yaklaşık 39 bin TL, yani bir maaştan fazlasını kaybetti.
  4. Açlık sınırı: Türk-İş'e göre dört kişilik ailenin açlık sınırı 38.024 TL, yoksulluk sınırı 123.857 TL, bekar bir çalışanın yaşama maliyeti 49.124 TL. Asgari ücret açlık sınırının %74'ü, bekar işçinin yaşama maliyetinin %57'si düzeyinde.
  5. 2027 pazarlığının çıplak hesabı: Asgari ücret yalnızca bugünkü açlık sınırına ulaşmak için %35,4 artmalı. Konuşulan en yüksek senaryo olan %35 zam bile ocakta ekim ayının açlık sınırının altında kalıyor.
  6. Endeksleme hiyerarşisi: Kira artış tavanı %31,23 ile on iki aylık ortalamaya bağlı. Politika faizi %36 ile enflasyonun 4,8 puan üzerinde. Memur ve emekli altı ayda bir, gecikmeyle güncelleniyor. Asgari ücret ise hiçbir endekse bağlı değil. Kimin geliri neye bağlıysa, sınıftaki yeri de odur.
  7. Teorik çekirdek: Ücret, emek gücünün fiyatıdır. Enflasyon dönemlerinde fiyatlar her gün, ücretler yılda bir güncellendiğinde aradaki fark, kimsenin imza atmadığı bir ücret kesintisi olarak sermayeye ve ranta akar. Marx'ın nominal, reel ve nispi ücret ayrımı bugünü anlamak için hala en keskin araçtır.
  8. "Ücret artışı enflasyon yaratır" efsanesi: Marx'ın 1865'te Weston'a verdiği yanıt bugün de geçerli: Fiyatları ücretler değil, sermayenin fiyat belirleme gücü ve bölüşüm mücadelesi belirler. Ekimde ücret artmadı, fiyatlar yine arttı.
  9. Dezenflasyon kimin sırtından: Merkez Bankası'nın faiz metnindeki "zayıf iç talep" ifadesi, işçi hanesinin tabağındaki eksilmenin teknik adıdır. Program ücreti çapa olarak kullanıyor.
  10. Ne istiyoruz: Ücretlerin enflasyona otomatik ve sık (en az üç ayda bir) endekslenmesi, asgari ücretin bekar işçinin yaşama maliyetinin altında olamayacağının yasayla güvenceye alınması, işçi hanesi sepetine dayalı bağımsız fiyat ölçümü ve bunların hepsinin tek yolu olarak örgütlenme.

Rakamlar: Ekim'de Ne Açıklandı?

TÜİK'in tablosu

TÜİK'e göre ekim ayında tüketici fiyatları aylık %2,58 arttı. Eylülde bu oran %1,84'tü. Yıllık enflasyon %29,73'ten %29,77'ye çıktı, yani dört aydır süren düşüş durdu. AA Finans anketine katılan ekonomistlerin aylık beklentisi %2,20, Bloomberg HT medyan beklentisi %2,42'ydi. Gerçekleşme bütün beklentilerin üzerinde kaldı (Forbes Türkiye).

Yılbaşından bu yana fiyat artışı %27,52, on iki aylık ortalama %31,23. Çekirdek enflasyon (B endeksi) yıllık %28,46, aylık %2,00. 174 alt kalemin 134'ünde artış var.

Ay (2026)Aylık (%)Yıllık (%)
Ocak4,8430,65
Şubat2,9631,53
Mart1,9430,87
Nisan4,1832,37
Mayıs1,7132,61
Haziran0,9932,11
Temmuz1,7831,75
Ağustos1,8431,51
Eylül1,8429,73
Ekim2,5829,77

Kaynak: TÜİK verilerinden derleyen İstanbul Ticaret Gazetesi.

Harcama gruplarında yıllık artış
Harcama grubuAylık (%)Yıllık (%)
Eğitim0,2448,86
Sağlık0,5043,29
Konut, su, elektrik, gaz2,8440,24
Ulaştırma2,0236,39
Sigorta ve finansal hizmetler0,5931,41
Alkollü içecekler ve tütün0,1828,73
Lokanta ve konaklama0,4728,42
Gıda ve alkolsüz içecekler3,5027,73
Bilgi ve iletişim1,1527,33
Eğlence ve kültür0,3323,21
Mobilya ve ev eşyası0,8223,00
Çeşitli mal ve hizmetler0,3220,86
Giyim ve ayakkabı12,5813,38
Genel TÜFE2,5829,77

Kaynak: TÜİK, aktaran ABC Gazetesi.

Tabloya bir kez daha bakalım. Genel endeksin üzerinde kalan dört grup şunlar: eğitim, sağlık, konut ve ulaştırma. Bunlar bir işçi hanesinin erteleyemeyeceği harcamalar. Genel endeksi aşağı çeken grupların başında ise giyim, mobilya, eğlence ve kültür geliyor, yani yoksul hanenin zaten ilk kestiği kalemler. Eylül yazımızda "ortalama enflasyon diye bir şey yoktur" derken kastettiğimiz tam olarak buydu.

ENAG ve öteki termometreler

ENAG ekimde aylık enflasyonu %2,68, yıllık enflasyonu %45,12 olarak açıkladı. Eylülde bu rakamlar %2,10 ve %46,61'di (Milli Gazete). İki kurum arasındaki yıllık makas eylülde 16,88 puandı, ekimde 15,35 puana indi. Makas daralıyor, ama hala bir asgari ücretlinin bütün yıllık zammını belirleyecek büyüklükte.

Türk-İş'in ekim ayı hesabına göre Ankara'da dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 38.024,03 TL, yoksulluk sınırı 123.856,80 TL, bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyeti 49.124,30 TL (Forbes Türkiye).

Para politikası

Merkez Bankası 22 Ekim'de politika faizini %37'den %36'ya indirdi. Gerekçe metninde "ana eğilimdeki düşüş", "zayıf seyreden iç talep" ve "arz şoklarının fiyatlara sınırlı yansıması" öne çıkıyor (Capital). Bankanın ağustosta yıl sonu tahminini %28'e çektiğini hatırlayalım. Ekimde yılbaşından beri artış %27,52'ye geldi. Kasım ve aralık ayları henüz önümüzde.


Asgari Ücretin On Ayı: Kimsenin İmzalamadığı Kesinti

Hesap

2026 asgari ücreti net 28.075,50 TL, brüt 33.030 TL. Ocak'tan bu yana değişmedi (Cumhuriyet). TÜİK'in kendi aylık rakamlarıyla bu ücretin ay ay reel değerini hesapladık (aralık 2025 fiyatlarıyla):

AyFiyat düzeyi (Aralık 2025 = 1)Asgari ücretin reel değeri (TL)
Ocak1,04826.779
Şubat1,07926.009
Mart1,10025.515
Nisan1,14624.491
Mayıs1,16624.079
Haziran1,17823.843
Temmuz1,19923.426
Ağustos1,22123.003
Eylül1,24322.587
Ekim1,27522.019

Ekimde asgari ücretin alım gücü yılbaşına göre %21,6 düşmüş durumda. On ay boyunca nominal ücretle reel ücret arasındaki farkı topladığımızda, asgari ücretli bir işçinin enflasyon yüzünden kaybettiği tutar yaklaşık 39 bin TL. Bu, bir aylık maaştan 11 bin lira fazla. Başka bir deyişle, işçi on ay çalıştı ama dokuz ayın karşılığını aldı.

Bunu hesaplarken TÜİK'in rakamını kullandık, yani en iyimser senaryoyu. ENAG'ın rakamıyla ya da Türk-İş'in mutfak enflasyonuyla yapılan hesap çok daha ağır bir tablo çıkarır. DİSK-AR'ın yalnızca eylül ayı için hesapladığı kayıp 6.828 TL'dir (DİSK-AR Enflasyon Bülteni).

Açlık sınırıyla karşılaştırma
ÖlçütTutar (TL)Asgari ücretin karşılama oranı
Dört kişilik aile açlık sınırı38.024%74
Bekar çalışanın yaşama maliyeti49.124%57
Dört kişilik aile yoksulluk sınırı123.857%23

Bu tablonun söylediği şey basit: Türkiye'de yasal olarak belirlenen en düşük ücret, tek başına yaşayan bir işçinin bile geçimini karşılamıyor. Asgari ücret burada bir "taban" olarak değil, işgücünün fiyatını aşağıda tutan bir referans fiyat olarak işliyor. Bunu aşağıda teorik olarak açacağız.

2027 pazarlığının çıplak aritmetiği

Asgari Ücret Tespit Komisyonu'nun aralık ayında toplanması bekleniyor. Basında %20, %25, %30 ve %35'lik senaryolar konuşuluyor:

Zam senaryosuYeni net asgari ücret (TL)Ekim 2026 açlık sınırına göre
%2033.6914.333 TL altında
%2535.0942.930 TL altında
%3036.4981.526 TL altında
%3537.902122 TL altında

Yalnızca 2026'da kaybedilen alım gücünü geri almak için asgari ücretin bugün 35.798 TL olması gerekirdi. Açlık sınırına ulaşmak için %35,4 zam gerekiyor. Üstelik ocak geldiğinde açlık sınırı da yerinde durmayacak. Kısacası en yüksek senaryo bile işçiyi bu ekimin açlık sınırına taşımıyor.


Endeksleme Hiyerarşisi: Kimin Geliri Neye Bağlı?

Bir toplumda kimin hangi gelirinin enflasyona karşı korunduğuna bakarsanız, sınıf ilişkilerinin haritasını çıkarmış olursunuz. Türkiye'de bugün bu harita şöyle:

Gelir türüKime ait?Enflasyona bağlanma biçimiEkim 2026 itibarıyla
Faiz (mevduat, tahvil)Para sermayesi, tasarruf sahibiPolitika faizi enflasyonun üzerinde%36, reel olarak +%4,8
KiraEv sahibi, rantiyeYasal tavan on iki aylık ortalamaya bağlı%31,23'e kadar artış hakkı
KarSanayi ve ticaret sermayesiFiyat her gün güncellenebilirFiyatlama gücü oranında
Memur maaşıKamu emekçisiToplu sözleşme + altı aylık enflasyon farkı, gecikmeliTemmuz–ekim fiyat artışı %8,28, sözleşme oranı %7
Emekli aylığıEmekliAltı aylık enflasyon, gecikmeliOcak'ta güncellenecek, arada kayıp geri ödenmez
Asgari ücretİşçiHiçbir endekse bağlı değil, yılda bir siyasi kararlaOcak'tan beri %0

Bu tablonun teorik anlamı açık. Sermayenin farklı kesimleri gelirini enflasyona karşı ya önceden (faiz) ya eşzamanlı (kar, fiyatlama gücü) ya da yasal endeksle (kira) koruyor. Kamu emekçisi ve emekli gecikmeli korunuyor. Asgari ücretli işçi ise hiç korunmuyor. Bir yıl boyunca biriken farkı yılbaşında "zam" diye geri almaya çalışıyor, ama aradaki on bir ayın kaybı hiçbir zaman geri ödenmiyor.

Ev sahibinin kirasına yasal olarak %31,23 artış yapma hakkı varken, o evde oturan asgari ücretli kiracının geliri aynı dönemde sıfır arttı. Kapitalizmin Rantı Öcünü Alıyor yazımızda kira ile ücret arasındaki bu makasın konut krizinin asıl motoru olduğunu söylemiştik. Ekim rakamı bu makası bir kez daha genişletti: konut grubu yıllık %40,24 ile genel endeksin 10 puan üzerinde.


Teorik Zemin: Enflasyon Neden Bir Sınıf Meselesidir?

Bu bölüm biraz uzun. Ama asgari ücret tartışmasını her yıl aynı yerde, "yüzde kaç zam" sorusunda boğulmaktan kurtarmak için bu zemine ihtiyacımız var.

Ücret neyin fiyatıdır?

Marx'ın en temel ayrımlarından biriyle başlayalım: İşçi sermayeye emeğini değil, emek gücünü, yani belirli bir süre çalışma kapasitesini satar. Ücret, bu metanın piyasadaki fiyatıdır. Emek gücünün değeri ise, işçinin kendini ve ailesini yeniden üretmesi için gereken geçim araçlarının değeriyle belirlenir: yiyecek, barınma, ısınma, ulaşım, sağlık, çocukların eğitimi.

Marx, Kapital'in birinci cildinde bu değerin önemli bir özelliğine dikkat çeker: Emek gücünün değeri, öteki metaların aksine, "tarihsel ve ahlaki bir öğe" içerir. Yani bir toplumda "insanca yaşam" sayılan şeyin sınırı biyolojik olarak değil, o toplumun gelişmişlik düzeyi ve sınıflar arasındaki mücadelenin geldiği nokta tarafından belirlenir. Sekiz saatlik iş günü, ücretli izin, emeklilik hakkı, parasız eğitim gibi şeyler doğadan gelmedi; bunlar mücadeleyle emek gücünün değerine eklendi. Ekim Devrimi Dünyaya Ne Kazandırdı? yazımızda bu kazanımların tarihini anlatmıştık.

Buradan çıkan sonuç şu: Türk-İş'in açlık sınırı hesabı, emek gücünün değerinin biyolojik alt sınırına yakın bir ölçüdür. Asgari ücretin bunun da altında kalması, emek gücünün değerinin altında ödendiği anlamına gelir. Marx bunu sermayenin, işçinin "zorunlu tüketim fonunu" doğrudan bir sermaye birikim fonuna dönüştürmesi olarak tarif eder. İşçi, kendini yeniden üretmek için gerekenin bir bölümünden mahrum bırakılır ve bu mahrumiyet sermayenin hanesine yazılır.

Nominal, reel ve nispi ücret

Marx 1849'da yayımlanan Ücretli Emek ve Sermaye'de ücreti üç katmanda okumayı önerir:

  • Nominal ücret: Cebe giren para miktarı. 28.075,50 TL.
  • Reel ücret: O parayla alınabilen mal ve hizmet miktarı. Ekimde aralık fiyatlarıyla 22.019 TL.
  • Nispi ücret: İşçinin aldığı payın, sermayenin aldığı paya oranı. Yani yaratılan değerden kimin ne kadar aldığı.

Resmi tartışma hep birinci katmanda yürür: "Asgari ücrete yüzde kaç zam?" Biraz daha bilinçli tartışma ikinci katmana iner: "Enflasyonun altında mı kaldı?" Ama Marx'ın asıl dikkat çektiği üçüncü katmandır. Reel ücret yerinde saysa bile, emek verimliliği artıyorsa işçinin toplumsal üründen aldığı pay düşer. Türkiye'de son yıllarda tam olarak bu oldu: Emeğin milli gelirden aldığı pay gerilerken kar ve faiz payı arttı. Enflasyon, bu üçüncü katmandaki aktarımın en sessiz aracıdır.

Zamanın asimetrisi: Ücret yılda bir, fiyat her gün

Enflasyonun sınıfsal işleyişini anlamak için şu basit asimetriyi kavramak yeterli:

  • Sermaye ürününün fiyatını her gün değiştirebilir. Market rafındaki etiket, akaryakıt pompasındaki rakam, kira sözleşmesindeki artış maddesi sürekli güncellenir.
  • İşçinin sattığı tek metanın, yani emek gücünün fiyatı ise yılda bir belirlenir ve bir yıl boyunca sabit kalır.

Bu asimetri, enflasyonu kendiliğinden bir bölüşüm makinesine dönüştürür. Fiyatlar yükseldikçe, aynı nominal ücret her ay daha az mal satın alır. Aradaki fark buharlaşıp kaybolmaz; fiyatı yükselten tarafın hanesine, yani kara, ranta ve faize yazılır. Yukarıda hesapladığımız 39 bin TL tam olarak budur: hiçbir işverenin bordrosunda "kesinti" olarak görünmeyen ama gerçekleşmiş bir ücret kesintisi.

Polonyalı Marksist iktisatçı Michał Kalecki, tekelci piyasalarda firmaların fiyatı maliyetin üzerine bir kar marjı ekleyerek belirlediğini gösterdi. Fiyatlama gücü ne kadar yüksekse, firma maliyet artışını o kadar kolay fiyata yansıtır, hatta fırsat bilip marjını genişletir. İngiliz iktisatçı Bob Rowthorn 1977'de bunu "çatışma enflasyonu" kavramıyla geliştirdi: Enflasyon, işçilerin ve kapitalistlerin toplam ürün üzerindeki birbiriyle uyuşmayan talepleri arasındaki çatışmanın parasal ifadesidir. Hangi taraf fiyatını daha sık ve daha güçlü güncelleyebiliyorsa, çatışmayı o kazanır.

Türkiye'de bu çatışmanın bir tarafı fiyatını her gün güncelleyebiliyor, öteki tarafı ise yılda bir kez masaya oturabiliyor ve o masada da örgütsüz oturuyor. Sonuç önceden belli.

"Ücret artışı enflasyonu körükler" efsanesi

Her aralık ayında aynı cümleyi duyarız: "Asgari ücrete yüksek zam enflasyonu körükler." Bu cümlenin tarihi Marx'tan bile eskidir. 1865'te Uluslararası İşçi Birliği'nin Genel Konseyi'nde John Weston adlı bir üye, ücret artışlarının işe yaramadığını, çünkü kapitalistlerin fiyatları artırarak bunu geri alacağını savundu. Marx'ın buna verdiği yanıt sonradan Ücret, Fiyat ve Kar adıyla yayımlandı.

Marx'ın argümanının özü şu: Ücretler genel olarak yükselirse, bu fiyatları genel olarak yükseltmez, kar oranını düşürür. Ücret ile kar aynı yeni değerin iki parçasıdır; birinin büyümesi ötekinin küçülmesi demektir. "Ücret artarsa fiyat artar" iddiası, aslında "ücret artarsa kar düşer, biz de buna izin vermeyiz" demenin kibarca söylenmiş halidir.

Ekim 2026 rakamları bu tartışmaya bir de ampirik yanıt veriyor: Ocak'tan bu yana asgari ücret sıfır arttı, fiyatlar %27,52 arttı. Ücretler donmuşken enflasyon nereden geldi? Enerji fiyatlarından, kur geçişinden, kira ve rant artışından, dolaylı vergilerden, gıdada aracı tekellerinden ve şirketlerin fiyatlama davranışından. Ücret, bu listenin içinde sebep olarak değil, sonucu ödeyen kalem olarak yer alıyor.

Asgari ücretin toplam maliyetler içindeki payı da bu efsaneyi sınırlar. Asgari ücret zammının fiyatlara yansıması sektörden sektöre değişir. Ama ücret zammı yılda bir yapılırken fiyatların bütün yıl boyunca arttığı bir ekonomide, enflasyonun ana kaynağını yılda bir kez yapılan bu düzeltmede aramak, hesabı tersinden yapmaktır.

Ücret çapası: Dezenflasyon programının gizli muhasebesi

Merkez Bankası'nın faiz metninde iki cümle var: "Zayıf seyreden iç talep" ve "dezenflasyon süreci". Bu iki cümleyi sınıf diline çevirelim.

Talebin zayıf olması, en büyük tüketici kitlesi olan ücretlilerin satın alma gücünün düşük tutulması demektir. Program, fiyatları düşürmek için önce ücretleri fiyatların gerisinde tutuyor. Ekonomi dilinde buna "ücret çapası" denir: Ücretler hedef enflasyona göre belirlenir, gerçekleşen enflasyon hedefin üzerinde çıkar, aradaki fark işçinin alım gücünden düşer. Eylül yazımızda bu mekanizmayı "hedef bir pazarlık aracıdır" diye özetlemiştik. 2026 başında asgari ücret yaklaşık %27 artırıldı ve bu artış bütün yıl boyunca "yeterli" kabul edildi; Merkez Bankası'nın yıl sonu ara hedefi %24'tü. Fiyatlar daha on ayda %27,5 arttı, yani ocak zammı ekim itibarıyla tümüyle eridi. Kasım ve aralıkla birlikte işçi yılı, yılbaşındaki alım gücünün altında kapatacak.

Kalecki 1943'te yazdığı "Tam İstihdamın Siyasal Yönleri" makalesinde, sermayenin işsizliği neden bir disiplin aracı olarak sevdiğini anlatır: İşsizlik korkusu ortadan kalkarsa işçi ücret ve çalışma koşulları için daha cesur pazarlık eder. Bugün Türkiye'de bu disiplin işsizlikle birlikte enflasyon üzerinden de kuruluyor. İki Rakam, Tek Ülke yazımızda resmi işsizlik %8,1 iken geniş tanımlı atıl işgücünün %30,6 olduğunu göstermiştik. Marx'ın "yedek sanayi ordusu" dediği bu kitle, kapıda bekleyen başkaları olduğu için içerideki işçinin ücret talebini bastırır. Enflasyon ücreti eritir, işsizlik de erimeye karşı direnci kırar. İkisi birlikte "zayıf iç talebi" üretir.

Hane içi uyum: Emek gücünün değerinin altındaki ücret nasıl ayakta kalıyor?

Asgari ücret açlık sınırının %74'üyse, milyonlarca hane nasıl geçiniyor? Yanıt teorik olarak önemli, çünkü sermayenin emek gücünü değerinin altında satın almasının bedelinin nerede ödendiğini gösteriyor:

  • Hanede çalışan sayısı artıyor. İkinci, üçüncü ücretli devreye giriyor. Yüz Öğrenciden Seksen İkisi yazımızda İstanbul'da üniversite öğrencilerinin %82'sinin çalışmak zorunda olduğunu yazmıştık. Bu bir tercih değil, ücretin hane içinde paylaştırılmasının sonucu.
  • Çalışma süresi uzuyor. Fazla mesai, ikinci iş, hafta sonu kuryeliği. Marx'ın "mutlak artı değer" dediği şey, yani iş gününün uzatılması, geri dönüyor.
  • Borç yükü artıyor. Kredi kartı ve tüketici kredisi, ücretin karşılamadığı geçim araçlarını bugünden alıp yarının ücretinden ödemenin aracı oluyor. Bu da ücretin bir bölümünü faiz olarak finans sermayesine aktarıyor.
  • Ev içi karşılıksız emek artıyor. Dışarıdan alınamayan hizmetler (bakım, yemek, temizlik, çocuk bakımı) evde, çoğunlukla kadınların ücretsiz emeğiyle üretiliyor.
  • Tüketim ertelemesi kalıcı yoksunluğa dönüşüyor. Giyim, mobilya, kültür, tatil kalemlerinin enflasyonda en düşük artışı göstermesinin bir nedeni de talebin çökmesi. Yoksul hane bu kalemleri zaten çoktan kesti.

Yani sermaye emek gücünün tam değerini ödemiyor, ama işçi sınıfı kendini yeniden üretmeye devam ediyor. Bunu daha fazla saat çalışarak, daha fazla aile üyesini çalıştırarak, borçlanarak ve kendinden kısarak yapıyor. Beyaz Yakalının Sefaleti yazımızda bu baskının artık beyaz yakalı kesimleri de asgari ücret düzeyine doğru çektiğini göstermiştik. Asgari ücret, giderek "ortalama ücret" haline geliyor.

Asgari ücret neden bir taban değil, bir çapa?

Burada asgari ücretin kendine özgü işlevini netleştirelim. Kağıt üzerinde asgari ücret, işverenlerin altına inemeyeceği bir tabandır. Bu yanıyla işçi sınıfının tarihsel bir kazanımıdır. Ama taban, emek gücünün değerinin altında belirlendiğinde ve çalışanların çok büyük bir bölümü tam olarak bu tabandan ücret aldığında, işlevi değişir. Taban bir tavana, daha doğrusu bütün ücret yapısının bağlandığı bir çapaya dönüşür:

  • Sendikasız iş yerlerinde "asgari ücret + biraz" kuralı yerleşir.
  • Toplu sözleşmelerde işveren tarafı asgari ücret artışını referans olarak masaya getirir.
  • Kamu harcamaları, sosyal yardımlar ve hatta bazı cezalar asgari ücrete göre hesaplanır.

Böylece asgari ücret tespit komisyonunda verilen karar, yalnızca asgari ücretlileri değil, ücretlilerin büyük çoğunluğunun bir yıllık gelir patikasını belirler. Komisyonun yapısı ise bunu yansıtmaz: Hükümet ile işveren temsilcileri her zaman ortak bir zeminde buluşur, işçi tarafının oyu sonucu değiştirmez. Asgari ücret belirlenmez, ilan edilir.

Rant ve faiz: Enflasyonun öteki kazananları

Enflasyon, sanayi sermayesiyle işçi arasındaki çatışmanın yanında, rant ve faiz gelirleri için de bir aktarım kanalıdır. Politika faizinin %36, yıllık enflasyonun %29,77 olması, para sermayesi sahiplerinin reel olarak yaklaşık %4,8 kazandığı anlamına gelir. Aynı dönemde ücretli reel olarak kaybediyor. Yani dezenflasyon programı yalnızca ücreti bastırmıyor, aynı zamanda mevduat ve tahvil sahiplerini koruyor.

Altı Buçuk Trilyon yazımızda fon krizinin faturasının nasıl yine emekçiye kesildiğini göstermiştik. Enflasyon da aynı mantıkla çalışıyor: Varlık sahibi varlığını endeksle, faizle, döviz ve altınla korur. Varlığı olmayan, yani yalnızca emek gücünü satan kişi, korunmasız kalır. Enflasyon, servet eşitsizliğini gelir eşitsizliğinden daha hızlı büyüten bir mekanizmadır.


Sınıf Enflasyonu: İşçi Hanesinin Termometresi

TÜİK'in endeksindeki grup ağırlıklarını ekimdeki yıllık katkılardan geriye doğru hesaplayınca şu tablo çıkıyor: Gıdanın ağırlığı yaklaşık %24,6, ulaştırmanın %16,8, konutun yalnızca %11,7.

İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de kirada oturan bir asgari ücretli hane için kira tek başına gelirin üçte birini, çoğu zaman yarısını götürür. Bir Yoksul Kent, Ankara yazımızda bunu kent ölçeğinde göstermiştik. Ortalama hanenin endeksinde konutun ağırlığının %11,7 olması, ev sahibi haneleri ve kira ödemeyenleri de içeren bir ortalamanın sonucu. Ama ortalama, kiracı işçiyi görmez.

Örnek olsun diye, kirada oturan bir işçi hanesinin harcama yapısını kaba bir varsayımla kurduk: gıda %30, konut %25, ulaştırma %14, eğitim %4, sağlık %3, giyim %5, iletişim %4, dışarıda yemek %5, diğer %10. Bu ağırlıklarla ekim ayının grup enflasyonlarını tarttığımızda, bu hanenin yıllık enflasyonu %32 civarında çıkıyor. Bu kesin bir ölçüm değil, bir yöntem gösterimi. Asıl söylemek istediğimiz şu: Enflasyonu kim ölçüyorsa, hangi haneyi "ortalama" kabul ettiğine de o karar veriyor. İşçi sınıfının kendi termometresine ihtiyacı var.

Bu termometrenin ısıtıcı kalemleri de belli. Konut grubunun %40,24'lük artışının içinde elektrik ve doğal gaz da var. Üç Bin Kilovatsaatin Sınıfı yazımızda EPDK'nın konut elektrik sınırını düşürmesinin 2027'de nasıl bir fatura tuzağı kuracağını anlatmıştık. Kış geliyor ve işçi hanesinin enflasyonu, ortalama hanenin enflasyonundan bir kez daha ayrışacak.


Memur ve Emekli: Gecikmeli Koruma, Geri Ödenmeyen Kayıp

Memur ve emekliler asgari ücretliden bir adım öndeymiş gibi görünür, çünkü maaşları altı ayda bir enflasyona göre güncellenir. Ama bu korumanın iki yapısal açığı var.

Birincisi, gecikme. Temmuz–ekim döneminde fiyatlar %8,28 arttı. Bu artış ocak ayında maaşlara yansıyacak. Ama temmuzdan ocağa kadar geçen altı ay boyunca kaybedilen alım gücü geri ödenmeyecek. Enflasyon farkı "fark"ı kapatır, kaybı kapatmaz.

İkincisi, hedef üzerinden pazarlık. Memurların 2026 ikinci yarısı toplu sözleşme zammı %7. Dört ayda fiyat artışı bu oranı zaten geçti. Ocak 2027 için konuşulan hesaplarda toplu sözleşmeden gelen %5'lik artış ve enflasyon farkı toplanarak %6–7 civarında bir oran öngörülüyor. Bu oranlar resmi enflasyon gerçekleşmelerine bağlı ve kasım–aralık verileriyle değişecek.

En düşük emekli aylığı ise basında yer alan hesaplara göre 23.552 TL düzeyinde (Milli Gazete). Bu tutar asgari ücretin bile altında ve en düşük aylığın enflasyon zammından otomatik olarak yararlanması için ayrı bir yasal düzenleme gerekiyor. Yani en yoksul emekli, endekslemenin dışında kalıyor.

Kimin Ailesi Güvende? yazımızda "aile" söyleminin sınıf gerçekliğini örttüğünü yazmıştık. Emekli annesine bakan, öğrenci çocuğunun kirasını ödeyen, kendisi de asgari ücretle çalışan bir işçinin hanesinde bu üç farklı endeksleme rejimi aynı mutfakta buluşuyor. Hiçbiri tek başına geçimi karşılamıyor.


Resmi Anlatı ve Sınıfsal Okuma

Resmi anlatı ne diyor?Sınıfsal okuma ne görüyor?
"Ekimdeki artış mevsimsel; ana eğilim düşüyor."Aylık hız bütün beklentileri aştı; gıda %3,5 arttı. Mevsimsellik, işçinin tabağını doldurmuyor.
"Yıllık enflasyon %30'un altında."Yılbaşından beri %27,52; asgari ücret %0. Ücretli için yıllık rakam değil, birikmiş kayıp önemli.
"Dezenflasyon süreci kararlılıkla sürüyor."Süreç, ücretin reel olarak eritilmesiyle sürüyor. "Zayıf iç talep" yoksulluğun teknik adı.
"Asgari ücrete yüksek zam enflasyonu körükler."On ay boyunca ücret artmadı, fiyatlar arttı. Ücret enflasyonun sebebi değil, faturasını ödeyen.
"Kira artışı yasal tavanla sınırlandı."Tavan %31,23, ücret artışı %0. Yasa rantı endekse bağladı, ücreti bağlamadı.
"Memur ve emekliye enflasyon farkı veriliyor."Fark gecikmeli ve geriye dönük kaybı kapatmıyor. En düşük emekli aylığı endeks dışında.
"TÜİK'in verileri uluslararası standartlara uygun."Madde fiyat listesi 2022'den beri yayımlanmıyor. ENAG ile makas 15 puan. Ortalama hane, kiracı işçiyi görmüyor.
"Faiz indirimi ekonomiyi rahatlatacak."Reel faiz hala +%4,8. Rahatlayan, mevduat ve tahvil sahibi.

Dünyadan Bir Ders: Eşel Mobil

Ücretlerin enflasyona otomatik bağlanması yeni ya da hayalci bir talep değil. Dünyada bunun somut ve uzun soluklu örnekleri var:

  • İtalya'da scala mobile (eşel mobil): 1945'te işçi örgütleriyle işverenler arasındaki anlaşmayla kuruldu. Ücretler bir fiyat endeksine bağlanıyor ve belirli aralıklarla otomatik olarak güncelleniyordu. Sistem, 1970'lerin yüksek enflasyon döneminde işçi sınıfının alım gücünü korumanın temel aracı oldu. 1984'te kısıtlandı, 1992'de kaldırıldı. Kaldırılmasının ardından gelen dönemde İtalya'da reel ücretler uzun süre yerinde saydı.
  • Belçika'da otomatik endeksleme: Ücretler ve sosyal yardımlar hala bir sağlık endeksine bağlı olarak otomatik olarak güncelleniyor. İşverenler ve Avrupa kurumları bu sistemi düzenli olarak eleştiriyor, ama işçi sendikalarının direnci onu bugüne kadar korudu.

Türkiye'de DİSK yıllardır asgari ücretin enflasyon tek haneye inene kadar yılda en az iki kez güncellenmesini talep ediyor. Bu yazının hesapları gösteriyor ki yılda iki kez bile yetmiyor: Aylık %2,5'lik enflasyon altında altı aylık bir dönemde reel ücret yaklaşık %14 eriyor. Üç aylık ya da aylık endeksleme artık bir lüks değil, en düşük ücretlinin hayatta kalma koşulu.

Endekslemenin bir sınırı da var ve bunu açıkça söylemeliyiz: Endeksleme ücreti korur, ama artırmaz. Reel ücret aynı kalsa bile verimlilik arttıkça işçinin toplumsal üründen aldığı pay düşer. Yani eşel mobil, bölüşüm mücadelesinin bittiği yer değil, başladığı zemindir. Asıl mücadele nispi ücret, yani emeğin milli gelirden aldığı pay üzerinedir.


Sevgili Genç Yoldaşlar,

Bir enflasyon rakamı açıklandığında haber bültenleri tek bir sayı söyler: %29,77. Bu sayıyı duyduğunuzda kendinize dört soru sorun:

  1. Kimin sepeti? Bu rakam hangi hanenin harcamalarına göre hesaplandı? Benim evimin kirası, faturası, yol parası bu sepetin içinde ne kadar yer tutuyor?
  2. Hangi takvim? Fiyatlar her gün değişirken benim gelirim ne zaman güncelleniyor? Arada geçen ayların kaybını kim ödüyor?
  3. Kimin geliri korunuyor? Ev sahibinin kirası, bankadaki mevduatın faizi, şirketin fiyatı enflasyona bağlıyken benim ücretim neden bağlı değil?
  4. Kim karar veriyor? Benim yıllık gelirimi belirleyen masada kim oturuyor, kim oy veriyor, benim sesim o masada nasıl duyulur?

Bu soruların hiçbiri iktisat diploması gerektirmiyor. Ama hepsi bir sınıf bilinci gerektiriyor. Enflasyon, size "herkes için yükselen fiyatlar" olarak anlatılır. Oysa enflasyonda kaybeden de var, kazanan da. Kaybedenlerin kim olduğunu bilmek, kazananların kim olduğunu görmenin ilk adımıdır.

Burjuvazi Teknolojiyle Zaman Kazanıyor, Kapitalizmi Biz Gömeceğiz yazımızda sermayenin her krizi zaman kazanmak için kullandığını söylemiştik. Enflasyon da bir zaman kazanma aracıdır: Ücretin donduğu her ay, sermaye için kazanılmış bir aydır. O zamanı geri almanın yolu, bireysel olarak "daha iyi bir iş bulmak" değil, ücretin takvimini sınıf olarak değiştirmektir.


Somut Görevler

Kendi hanemiz için:

  • Evinizin aylık harcamalarını on iki kalemde yazın ve TÜİK'in grup enflasyonlarıyla tartarak kendi hane enflasyonunuzu hesaplayın. Sonucu iş arkadaşlarınızla karşılaştırın.
  • Ocak'tan bu yana ücretinizin reel olarak ne kadar eridiğini yukarıdaki tablo yöntemiyle hesaplayın. "On ayda kaç maaş kaybettim?" sorusunu iş yerinde sorun.

İş yerinde ve sendikada:

  • Asgari ücret tespit komisyonu toplanmadan önce, iş yerinizde 2026'da kaybedilen tutar (asgari ücretli için yaklaşık 39 bin TL) ve geri kazanma eşiği (35.798 TL) rakamlarını görünür kılın.
  • Sendikanız varsa, toplu sözleşmelerde üç aylık enflasyon farkı ve geriye dönük kayıp telafisi maddesini gündeme getirin. Sendikanız yoksa, bu talebin örgütsüz bir iş yerinde neden hiç konuşulamadığını tartışın.
  • Sendikaların, meslek odalarının ve mahalle dayanışma ağlarının işçi hanesi fiyat endeksini ortak bir veri müştereği olarak üretmesi için çalışın. Fiyat toplamak için büyük bir kurum gerekmez; düzenli, açık yöntemli ve kolektif bir çaba gerekir.

Talep olarak:

  • Asgari ücret, bekar bir işçinin yaşama maliyetinin (bugün 49.124 TL) altında olamamalı ve bu, yasayla güvenceye alınmalı.
  • Asgari ücret ve tüm ücretler en az üç ayda bir resmi enflasyona göre otomatik olarak güncellenmeli. Ücret artışı bu korumanın üzerine eklenen bir pazarlık konusu olmalı.
  • Asgari ücret vergi dışı kalmalı ve komisyonun yapısı işçi örgütlerinin gerçek söz hakkı olacak biçimde değiştirilmeli.
  • Memur ve emekliye enflasyon farkı ay ay ve geriye dönük ödenmeli. En düşük emekli aylığı otomatik endekslemeye dahil edilmeli.
  • Kira artış tavanı ücret artışından bağımsız işlememeli. Ücret artmadığı dönemde kiranın artmasının yasal dayanağı sorgulanmalı.
  • TÜİK, madde fiyat listesini ve yöntem belgelerini açık veri olarak yeniden yayımlamalı. Kamusal istatistik bir bilgi müştereğidir.

Bu taleplerin hiçbiri bir köşe yazısıyla, bir sosyal medya paylaşımıyla ya da tek bir eylemle kazanılmaz. Örgütlenme 2.0 yazımızda önerdiğimiz ağ biçimindeki örgütlenme ve Kurtuluş Ellerimizde, Birlik Sınıfın Elinde yazımızda çağrısını yaptığımız sınıf birliği, tam da bu tür somut, ölçülebilir ve herkesin cebine dokunan talepler etrafında kurulabilir.


Ücretin Takvimini Değiştirmek

Enflasyon bize hep bir doğa olayı gibi anlatılır: fiyatlar "yükselir", alım gücü "erir", zamlar "gelir". Bu dilde özne yoktur. Oysa ekim ayının rakamlarının arkasında çok somut bir ilişki duruyor. Bir taraf fiyatını her gün güncelleyebiliyor, rantını endekse bağlayabiliyor, parasını enflasyonun üzerinde faize yatırabiliyor. Öteki taraf ise yılda bir kez, örgütsüz, sonucu önceden belli bir masaya çağrılıyor.

On ayda kaybedilen bir maaş, bu ilişkinin bu yılki bilançosudur. Gelecek yılın bilançosu, aralıkta komisyonda değil, ondan önce iş yerlerinde, sendikalarda ve sokakta yazılacak.

Termometrenin markasını tartışmaya devam edeceğiz. Ama asıl soru değişmedi: Faturayı kim ödüyor ve ödemeyi ne zaman birlikte reddedeceğiz?


Kaynaklar

Veriler:

Hesaplamalar: Asgari ücretin reel değeri, kümülatif kayıp, açlık sınırı oranları, zam senaryoları, grup ağırlıkları ve örnek işçi hanesi enflasyonu, yukarıdaki kaynaklardaki resmi verilerden Bilgi Müşterekleri tarafından hesaplanmıştır. Örnek hane ağırlıkları bir varsayımdır ve yöntem gösterimi amacı taşır.

Kuramsal:

  • Karl Marx, Ücretli Emek ve Sermaye (1849)
  • Karl Marx, Ücret, Fiyat ve Kar (1865)
  • Karl Marx, Kapital, Cilt I, Bölüm 6 ("Emek Gücünün Alımı ve Satımı") ve Bölüm 24
  • Michał Kalecki, "Political Aspects of Full Employment", Political Quarterly (1943)
  • Bob Rowthorn, "Conflict, Inflation and Money", Cambridge Journal of Economics (1977)

Bilgi Müşterekleri'nde ilgili yazılar:


Bu yazı Bilgi Müşterekleri'nin canlı belgelerindendir; CC BY-SA 4.0 lisansıyla paylaşılır.

İlgili Başlıklar

Haber Bülteni Aboneliği