Kaptanın Sınıfı: Beverly Hills Sofrasında Bir Sosyalist
Patrick Stewart'ın Ardından Star Trek'i Star Wars Karşısında Savunmak ve Amerika'da Sosyalist Olmanın Bedeli

Son günlerde sosyal medyada bir fotoğraf dolaşıyor. Tiyatro kulisinde, trençkotlu, elinde karton bardak, gazete okuyan yaşlı bir adam. Yanında bir alıntı:
"Sosyalist olmak Amerika'da bazen küçük sorunlar çıkarabiliyor ama ben bununla eğlenirdim! Beverly Hills'te süslü konuklarla bir akşam yemeğinde oturup onlara sosyalist olduğunuzu söylemek gibisi yoktur."
Adam Sir Patrick Stewart. Yani bir kuşağın Kaptan Jean-Luc Picard'ı, bir başka kuşağın Profesör X'i. Fotoğraf bu kadar çok paylaşılıyor çünkü Stewart 28 Ekim 2026'da, 86 yaşında hayatını kaybetti. Ölümünün ardından Beyaz Saray'ın en sert isimlerinden Stephen Miller bile ona övgü yazdı. Yıllarca Stewart'la aynı köprüde oynamış Wil Wheaton'ın yanıtı ise tek cümleydi: "O seni de, savunduğun her şeyi de hor görürdü."
Bu yazıda üç şeyi yan yana koyacağız: Stewart'ın sınıfsal kökeni ve tavrı, onun simgesi olan Star Trek'in neden Star Wars'tan daha değerli bir gelecek hayali sunduğu ve bugün Amerika'da sistemi eleştiren sanatçıların içinden geçtiği iklim.
Önce Özet: On Tez
- Stewart bir işçi çocuğuydu ve bunu unutmadı. Annesi dokuma işçisi, babası askerden sonra vasıfsız işçi ve postacı. 15 yaşında okuldan ayrıldı. Şövalyelik unvanı aldıktan sonra da kendini "sosyalist" diye tanımlamayı sürdürdü.
- Siyasi tavrı sınıf aidiyetine dayanıyordu. Siyasetinin kökünü babasının sendikacılığına ve "adalet ile eşitlik" ilkesine bağladı. Bu tavrın İşçi Partisi çizgisinde kalan reformcu sınırlarını da açıkça görmemiz gerekiyor.
- Görseldeki alıntı özünde doğru. Asıl sözler ABD televizyonundaki bir söyleşiden: Beverly Hills sofrasında "sosyalistim" demenin keyfi.
- Star Trek parasız bir gelecek hayal etti. Picard'ın sözüyle: "Zenginlik edinmek artık hayatımızın itici gücü değil. Kendimizi ve insanlığın geri kalanını geliştirmek için çalışıyoruz."
- Star Wars ise kan bağına dayalı bir mit anlatısı. Seçilmiş soylar, kaderin belirlediği kahramanlar ve tek bir kurtarıcı. Bu dünyada halk dekor olarak kalıyor.
- Star Trek bilimle konuşuyor. Warp sürücüsü üzerine gerçek bir fizik makalesi yazıldı. Tricorder için bir yarışma açıldı. Bir oyuncu NASA'nın kadın ve siyah astronot alımına öncülük etti.
- Star Wars'un son dönemi bilim açısından bir gerileme. Uzayda yere "düşen" bombalar, yakıtı bittiğinde yavaşlayan gemiler, ışık yılları ötesinden anında görülen ışınlar ve iç mantığını çökerten "Holdo manevrası". Bunlar senaryo kazası değil, içerik üretim bandının ürünü.
- İki seri de bugün tekellerin elinde. Star Wars Disney'in malı. Star Trek, Trump'a yakın Ellison ailesinin yönettiği Paramount Skydance'ın. Parasız bir geleceğin hikayesi en büyük servetlerden birinin malı olmuş durumda.
- Amerika'da muhalif sanatçılar baskı altında. Colbert'in programı kaldırıldı. Kimmel yayından alındı. De Niro'ya "gemiye bin" dendi. Rosie O'Donnell vatandaşlıkla tehdit edildi. Bu tablo 1947'nin kara listelerini hatırlatıyor.
- Asıl bedeli ünlüler ödemiyor. Ünlülerin yaşadığı baskı bir uyarı işaretidir. Ama bedeli en ağır biçimde göçmen işçiler, sendikacılar ve isimsiz insanlar ödüyor. Stewart'tan alacağımız ders şu: Kişisel cesaret yetmez, örgütlü vicdan gerekir.
Şimdi ayrıntılara geçelim.
I. Mirfield'dan Köprüye: Bir İşçi Çocuğunun Hikayesi
Doğduğu ev
Patrick Stewart 13 Temmuz 1940'ta İngiltere'nin kuzeyinde, Yorkshire'ın tekstil kasabası Mirfield'da doğdu. Annesi Gladys bir dokuma ve tekstil işçisiydi. Babası Alfred, İkinci Dünya Savaşı'nda Paraşüt Alayı'nda başçavuş olarak görev yaptı ve Dunkirk tahliyesini yaşadı. Savaştan sonra vasıfsız işçi ve postacı olarak çalıştı.
Savaş bu eve de girdi. Baba o günlerde "savaş yorgunluğu" denen, bugün travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) dediğimiz durumla döndü. Stewart çocukluğunu ev içi şiddetin gölgesinde geçirdi. Bunu anı kitabı Making It So'da (2023) açık yüreklilikle anlattı. Sonraki yıllarda şiddet gören kadınlar için çalışan Refuge'un hamisi, savaş gazileri için çalışan Combat Stress'in de destekçisi oldu.
Bu ayrıntı bir aile trajedisi olarak kalmıyor. Emperyalist savaş, işçi sınıfı ailelerine iki kez fatura keser: Önce cephede, sonra mutfakta. Stewart bu faturayı hayatı boyunca taşıdı ve kişisel acısını kamusal bir mücadeleye dönüştürdü.
Beş yaşında ilk "itaatsizlik"
Stewart'ın sık anlattığı bir hikaye var. 1945 seçimlerinde Clement Attlee önderliğindeki İşçi Partisi, savaşın galibi Churchill'i yendi. Beş yaşındaki Patrick İşçi Partisi'nin afişlerini taşıdı. Kendisi bunu "ilk sivil itaatsizlik eylemim" diye anlatır ve ekler: "O günden beri solcuyum."
1945'i biraz açalım. Savaştan dönen işçiler, eski düzene geri dönmeyi reddettiler. Bu seçimden Ulusal Sağlık Hizmeti (NHS), demiryolu ve kömür madenlerinin kamulaştırılması, kamu konutları çıktı. Bu kazanımlar, işçi sınıfının savaşta ödediği bedel ve Ekim Devrimi'nin yarattığı korku sayesinde burjuvaziden koparılan ödünlerdi. Stewart'ın siyasi belleği bu ödünlerle biçimlendi.
Okuldan çıkış, sahneye yürüyüş
Stewart 15 yaşında okulu bıraktı. Yerel bir gazetede muhabir ve ölüm ilanı yazarı olarak çalıştı, sonra mobilya mağazasında tezgahtarlık yaptı. Sahneye giden yolu İngilizce öğretmeni Cecil Dormand açtı. Bristol Old Vic Tiyatro Okulu'na devlet bursuyla girdi.
Bu ayrıntının altını çizmek gerekiyor. Bir dokumacının oğlunun dünyanın en iyi Shakespeare oyuncularından biri olabilmesini kamusal burs sağladı. Yani 1945'in yarattığı sosyal devlet. 1966'dan 1982'ye kadar Royal Shakespeare Company'de oynadı. Bugün İngiltere'de sanat eğitimi pahalılaştıkça bu yol işçi çocuklarına kapanıyor. Stewart'ın kariyeri yalnızca bir yetenek hikayesi değil, aynı zamanda kamusal kaynakların hikayesidir.
Atılgan'ın köprüsünde
1987'de, 47 yaşında, kel ve Yorkshire'lı bir Shakespeare oyuncusu olarak Amerikan televizyonunun en büyük bilim kurgu serisinin başına geçti. Yapımcıların ilk tepkisi pek olumlu değildi. Star Trek: The Next Generation (Türkiye'deki adıyla Uzay Yolu: Yeni Nesil) yedi sezon sürdü (1987–1994). Ardından filmler, X-Men serisindeki Profesör X ve 2020–2023 arasında Star Trek: Picard geldi. 2010'da şövalyelik unvanı aldı.
II. Bir Sosyalistin Siyasi Haritası
Ne dedi?
Stewart'ın siyasi beyanları dağınık ama tutarlı bir çizgi izliyor:
- Sınıf kökeni: Siyasetinin kökünü babasının sendikacılığına bağladı ve kendini açıkça sosyalist olarak tanımladı.
- Kemer sıkmaya karşı: 2012'de New Statesman'a verdiği söyleşide, Muhafazakar-Liberal koalisyon hükümetinin "hepimiz aynı gemideyiz" sloganı için "küçümsemekten başka bir şey duymuyorum" dedi. Koalisyon politikalarını da "zorunluluk kılığına girmiş olağan Tory politikaları" diye niteledi. Kabine üyelerinin, kendi oturduğu Bermondsey'nin emekçi halkıyla aynı durumda olmadığını vurguladı.
- Sanatın görevi: Aynı söyleşide sanatın, uygun düştüğü her yerde siyasal konuları ele almasının "bir görev" olduğunu söyledi.
- Savaş ve özgürlükler: Irak Savaşı'na karşı çıktı. 2008'de terör şüphelilerinin 42 gün suçlamasız tutulmasına karşı çıkan açık mektubu imzaladı.
- Trump: 2017'de Trump'ı "Beyaz Saray'daki tehlikeli bir çocuk" olarak tanımladı ve "Amerika hapşırınca dünya nezle olur" dedi. Trump'a karşı oy kullanabilmek için ABD vatandaşlığına başvurmayı düşündüğünü açıkladı ama bunu gerçekleştirmedi.
Görseldeki söz nereden geliyor?
Paylaşılan görseldeki alıntının aslı, Stewart'ın Pete Buttigieg'in de konuk olduğu bir ABD televizyon programında söyledikleridir. Stewart orada, sosyalist olmanın ABD'de "bazen küçük sorunlar" çıkardığını ama bundan keyif aldığını anlatıyor ve ekliyor: "Beverly Hills'te süslü konuklarla bir yemek masasında oturup onlara sosyalist olduğunuzu söylemek gibisi yoktur!" Görseldeki metin bu sözlerin hafif düzeltilmiş bir aktarımı. Özü aynı.
Sözün güzelliği ironisinde. Beverly Hills sofrasına artık Stewart da oturuyordu. Ünü ve serveti onu o masaya taşımıştı. Ama Mirfield'ı masaya beraberinde getirdi. Sınıf atlamak, sınıftan kopmak anlamına gelmek zorunda değil. Bu, sermayenin en güçlü araçlarından birine, yani yükselenleri kendi saflarına katma gücüne karşı bireysel bir direniş biçimi.
Yoldaşça bir eleştiri
Stewart'ı aziz ilan etmeyeceğiz. Çirkin Kral'dan Yol'a: Yılmaz Güney'i Sınıfla Okumak yazısında kurduğumuz ilke burada da geçerli: Sanatçıyı ne aziz ne de cani olarak görmek gerekiyor.
- Stewart'ın sosyalizmi İşçi Partisi'nin reformcu çizgisinde kaldı. Mülkiyet ilişkilerini dönüştürmeyi değil, adaletsizliği yumuşatmayı amaçlayan bir sosyal demokrasiydi bu. 2018'de Corbyn döneminde partiden ayrıldığı haberleri çıktı. Kendisi bunu yalanladı ama Brexit tartışmasında parti merkeziyle değil, liberal "Remain" cephesiyle aynı safta yer aldı.
- Şövalyelik unvanını kabul etti. Bir sosyalistin monarşiden unvan alması küçük ama anlamlı bir çelişkidir.
- Amerika'daki tavrı daha çok Demokrat Parti liberalizmi sınırlarında kaldı.
Ama bu sınırlar bize bir şey öğretiyor: Bir işçi çocuğunun en yüksek mevkide bile sınıfını unutmaması değerlidir. Fakat kişisel vicdan, örgütlü bir sınıf siyasetinin yerini tutmaz. Stewart'ın yapabildiği en büyük şey, milyonlarca insanın gözünde "sosyalist" kelimesini saygın ve sevimli kılmaktı. Bu, ABD'de Kızıl Korku'nun yeniden pompalandığı bir dönemde küçümsenecek bir katkı değil.
III. Star Trek'i Star Wars Karşısında Savunmak
Bu bir hayran kavgası değil. İki seri, iki farklı dünya görüşünü kitlelere taşıyor. Biri geleceği bilim ve kolektif emekle kurulacak bir şey olarak anlatıyor. Diğeri kader, kan bağı ve tek kurtarıcı üzerinden.
Parasız bir gelecek
Gene Roddenberry'nin kurduğu Star Trek evreni, 24. yüzyılda paranın ortadan kalktığı bir Dünya tasarlar. First Contact (1996) filminde Picard, 21. yüzyıldan gelen birine bunu şöyle anlatır:
"Geleceğin ekonomisi biraz farklı. 24. yüzyılda para yok. Zenginlik edinmek artık hayatımızın itici gücü değil. Kendimizi ve insanlığın geri kalanını geliştirmek için çalışıyoruz."
Bu, Marx'ın "zorunluluk alanından özgürlük alanına" geçiş dediği şeyin popüler kültürdeki en tanınmış ifadelerinden biridir. Fromm'un sahip olmaktan olmaya geçiş dediği şeyin de televizyon diliyle anlatımıdır. Replikatörler kıtlığı ortadan kaldırmış. İnsanlar ücret için değil, merak ve toplumsal katkı için çalışıyor.
Star Trek'in kapitalizm eleştirisi bununla da sınırlı kalmıyor. Ferengi halkı, kapitalizmin karikatürüdür: Her şeyi "Edinim Kuralları"na göre yapan, kazanç dışında hiçbir değer tanımayan bir uygarlık. Seri onları ilkel değil, geride kalmış bir aşamanın temsilcisi olarak gösterir.
Siyasi bölümler
Stewart'ın Picard'ı, televizyon tarihinin en cesur siyasi metinlerinden bazılarını seslendirdi:
- "The Measure of a Man" (1989): Android Data bir mülk mü, yoksa bir kişi mi? Bir mahkeme sahnesinde Picard, Data'nın sökülüp kopyalanmasına karşı çıkar. Guinan'ın sözleriyle tartışma "harcanabilir insanlar", yani köleliğe bağlanır. Bu bölüm, yapay zeka çağında emeğin ve kişiliğin kime ait olduğu sorusunu 37 yıl önce sordu.
- "The Drumhead" (1991): Yıldız Filosu'nda bir casus avı cadı avına dönüşür. Picard, mahkemede McCarthyciliğin mantığını teşhir eder ve şu sözleri alıntılar: "İlk halkayla zincir dövülür. İlk sansürlenen konuşma, ilk yasaklanan düşünce, ilk çiğnenen özgürlük, hepimizi geri dönülmez biçimde zincire vurur." Bu söz bugünün Amerika'sı için de geçerli.
- "Chain of Command" (1992): Picard esir düşer ve işkence görür. İşkenceci ona dört ışık gösterip beş tane gördüğünü söyletmeye çalışır. Picard'ın "Dört ışık var!" çığlığı, Orwell'in 1984'ündeki "2+2=5" sahnesine bir selamdır. Stewart rolüne hazırlanırken Uluslararası Af Örgütü'nün işkence tanıklıklarından yararlandığını anlatmıştır.
- Deep Space Nine'ın "Past Tense" (1995) bölümleri, 2024 yılında evsizlerin "sığınak bölgelerine" kapatıldığı bir Amerika'yı anlatıyordu. Bugün ABD'nin büyük kentlerinde evsiz kamplarına yönelik baskılar bu kurguyu fazlasıyla hatırlatıyor.
Bunlara Star Trek'in 1960'lardaki tavrını da eklemek gerekiyor: Soğuk Savaş'ın ortasında köprüde bir Rus subayı (Chekov), siyah bir kadın iletişim subayı (Uhura), Japon asıllı bir dümenci (Sulu) vardı. ABD televizyonunun ilk ırklar arası öpüşme sahnelerinden biri 1968'de bu seride yayınlandı.
Bilimle kurulan bağ
Star Trek bilimle ciddi bir ilişki kurdu. Bilimsel danışmanlarla çalıştı ve gerçek bilime ilham verdi:
- Warp sürücüsü: Fizikçi Miguel Alcubierre 1994'te, Star Trek'ten esinlendiğini açıkça belirterek, genel görelilik içinde "ışıktan hızlı yolculuk" için matematiksel bir model yayımladı. Bu "Alcubierre sürücüsü" bugün de teorik fizikte tartışılıyor.
- Tricorder: Qualcomm, seride tıbbi tarama yapan cihazdan esinlenerek 2012'de "Tricorder XPRIZE" yarışmasını açtı. Amaç, taşınabilir bir tanı cihazı geliştirmekti.
- İletişim aygıtı: Cep telefonunun mucidi Martin Cooper, Star Trek'teki iletişim aygıtından etkilendiğini anlatmıştır.
- NASA ve Nichelle Nichols: Uhura'yı oynayan Nichols, 1977'den itibaren NASA'nın kadın ve azınlık astronot alım kampanyasının yüzü oldu. Bu kampanyanın sonucunda Sally Ride, Guion Bluford, Judith Resnik gibi isimler astronot oldu. İlk siyah kadın astronot Mae Jemison, daha sonra Yeni Nesil'in bir bölümünde rol aldı.
- Hawking ve Krauss: Stephen Hawking 1993'te seride kendini oynayan tek kişi oldu. Bölümde Newton ve Einstein'la birlikte Data'yla poker oynadı. Lawrence Krauss'un Star Trek'in Fiziği (1995) adlı kitabı, Hawking'in önsözüyle, bir kuşağa fizik öğretti.
Star Trek'in bilimle kurduğu bu ilişki, Voyager'ın kırk dokuz yıllık yolculuğunda gördüğümüz ortak emek fikriyle aynı damardan besleniyor: Evreni anlamak bir kolektif iş, bilgi de herkesin.
Star Wars: Mit ile bilim arasındaki uçurum
Burada adil olalım. George Lucas Star Wars'u hiçbir zaman bilim kurgu olarak tasarlamadı. Joseph Campbell'ın kahramanın yolculuğu şemasına dayanan bir uzay masalı olarak kurdu. Uzayda ses olması, patlamaların alev topu biçiminde gerçekleşmesi 1977'den beri serinin bilinen özellikleri. Ayrıca ilk üçleme, Lucas'ın kendi sözleriyle Vietnam'a ve ABD emperyalizmine bir göndermeydi: İmparatorluk, ormandaki küçük halka yenilen bir süper güçtü.
Sorun, Disney'in 2012'de Lucasfilm'i 4 milyar dolara satın almasından sonra başladı. Seri bir anlatı olmaktan çıkıp içerik üretim bandına dönüştü. Böylece bilimsel saçmalıklar artık masalın kabul edilmiş kurgu kuralları olmaktan çıkıp seyircinin fizik sezgisini çarpıtan hatalara dönüştü:
- Uzayda "düşen" bombalar: Son Jedi'nin (2017) açılış sahnesinde bombardıman uçakları bombaları aşağıdaki gemiye "bırakıyor" ve bombalar sanki yerçekimi varmış gibi aşağı düşüyor. Uzayda "aşağı" yönü yoktur. Bırakılan bomba, uçağın hızıyla aynı yönde süzülmeye devam eder. Bu, Newton'un birinci yasasının ihlali.
- Yakıt biterse gemi yavaşlar mı? Aynı filmin ana kurgusu, yakıtı tükenen Direniş gemisinin peşindeki düşmandan kaçamayacak hale gelmesine dayanıyor. Oysa boşlukta motor kapandığında gemi yavaşlamaz. Hızını korur. Bütün kovalamaca, eylemsizlik yasasını tanımayan bir mantığa dayanıyor.
- Starkiller Üssü'nün ışınları: Güç Uyanıyor'da (2015) bir gezegenden ateşlenen silah, ışık yılları ötesindeki gezegenleri saniyeler içinde vuruyor ve bu ışınlar başka bir gezegenin gökyüzünden "canlı" izleniyor. Işığın hızı aşılmış oluyor. Üstelik gezegen boyutundaki üs bir yıldızın enerjisini "emiyor". Yıldızın kütlesi gezegeninkinden yüz binlerce kat büyük.
- Holdo manevrası: Bir geminin hiperuzaya geçerken düşman gemisine çarparak koca bir filoyu yok etmesi görsel olarak çarpıcı. Ama serinin iç mantığını çöktürüyor: Bu mümkünse, kırk yıldır neden hiç kullanılmadı? Neden robot pilotlu gemilerle bütün savaşlar kazanılmıyor? Göreli hızlarda kinetik enerjinin yıkıcı olacağı fizik açısından doğru. Ama bu kez sorun dünyanın kendi kurallarıyla tutarsızlık.
- "Bir şekilde Palpatine geri döndü": Skywalker'ın Yükselişi (2019) ölmüş bir imparatoru açıklamasız diriltti, bir gezegenin altından binlerce yıldız destroyeri çıkardı ve hiperuzayda "zıplama" gibi yeni kurallar icat etti. Planlanmamış bir üçlemenin, yönetmen değişikliklerinin ve gişe takviminin ürünüydü bu.
- Parsek meselesi: Han Solo'nun 1977'deki "Kessel Koşusu'nu 12 parsekten kısa sürede yaptım" cümlesi, bir uzaklık birimini zaman birimi gibi kullanıyordu. 2018'deki Solo filmi bu hatayı düzeltmedi. Bunun yerine "aslında daha kısa bir rota buldu" diyerek hatayı kanonlaştırdı.
Bunlar bir hayranın takıntıları gibi görünebilir. Ama milyonlarca çocuğun uzayı hangi görsel dille öğrendiği önemli bir mesele. Bilim eğitiminin kamusal kaynaklarının kısıldığı bir dönemde, en güçlü "eğitmen" eğlence tekelleri oluyor. Uzayda bombanın aşağı düştüğünü defalarca görmüş bir seyirci, bir fizik dersinde bunu "ezberden çıkarmak" zorunda kalıyor.
Asıl fark: Kim tarihi yapıyor?
Bilimsel hatalar meselenin yüzeyi. Asıl fark, iki serinin tarih anlayışında.
Star Wars'ta tarihi kan bağı yapar. Güç, Skywalker ve Palpatine soylarında akar. 1999'da "midi-chlorian" kavramıyla Güç biyolojik bir ayrıcalığa dönüştürüldü. Son üçleme, "sıradan birinin kızı" olarak sunulan Rey'i bile sonunda imparatorun torunu yaptı. Halk ise ya figüran ya kurban. Bu, aristokrasinin masalı: Dünya, soylu ailelerin kavgasıyla değişir.
Star Trek'te tarihi mürettebat yapar. Picard güçlü bir lider. Ama kararlarını tartışarak, uzmanlarını dinleyerek ve yanılabileceğini kabul ederek verir. Köprüdeki herkesin bir işi var ve gemi ancak hepsi birlikte çalışınca yol alıyor. Bu, kolektif emeğin anlatısı.
İstisna kuralı doğruluyor: Star Wars evreninin içinden çıkan Andor (2022–2025) bu genel tabloyu bozan bir yapım. Tony Gilroy'un dizisinde imparatorluk, sıradan insanların hayatına fabrika, hapishane ve polis olarak giriyor. Narkina 5 hapishanesinde mahkumlar zorla çalıştırılıyor ve isyanları "Tek çıkış var!" sloganıyla örgütleniyor. Ferrix'te bir işçi kasabası direniyor. Ama Andor, Star Wars'un mitolojisinden bilinçli olarak uzaklaşarak, yani Jedi'ları ve seçilmiş soyları dışarıda bırakarak bu derinliğe ulaştı.
Karşılaştırma tablosu
| Star Trek | Star Wars | |
|---|---|---|
| Türü | Bilim kurgu: geleceği bilimle düşünmeye çalışır | Uzay masalı: Campbell'ın mit şeması |
| Tarihin öznesi | Mürettebat, kurumlar, tartışma | Seçilmiş soylar, kader, tek kahraman |
| Ekonomi | Parasız, kıtlık sonrası toplum. Kapitalizm (Ferengi) geride kalmış aşama | Ekonomi neredeyse görünmez. Kaçakçılar ve köle pazarları dekor |
| Bilimle ilişkisi | Bilim danışmanları. Alcubierre, Tricorder XPRIZE, NASA | Görsel heyecan öncelikli. Son dönemde temel fizik ihlalleri |
| Siyasi cesaret | Kölelik, işkence, cadı avı, evsizlik bölümleri | Genel iyi-kötü kavgası. Çarpıcı istisna: Andor |
| Temsil | 1966'da çok uluslu, çok ırklı köprü | Uzun süre beyaz erkek kahramanlar |
| Gelecek vizyonu | İnsanlık gelişebilir, toplum değişebilir | Geçmiş, döngüsel bir iyi-kötü savaşında tekrarlanır |
| Bugün kimin malı | Paramount Skydance (Ellison ailesi) | Disney |
Star Trek'in de sınırları var
Star Trek'i savunurken onu da idealize etmeyelim:
- Devrimsiz ütopya: Seri, kıtlık sonrası topluma nasıl varıldığını sınıf mücadelesiyle değil, bir dünya savaşı, Vulkanlılarla "ilk temas" ve teknolojik buluşlarla açıklıyor. Bu, teknolojinin kendiliğinden kurtuluş getireceğine inanan bir yaklaşım. Oysa kapitalizm kendiliğinden gitmeyecek. Replikatörü kimin denetleyeceği sorusu, bir mülkiyet sorusudur.
- Askeri hiyerarşi: Yıldız Filosu, barışçıl bir keşif kurumu olarak sunulsa da askeri bir hiyerarşi. Federasyon zaman zaman liberal bir emperyal düzeni andırıyor.
- Son dönemin kararması: Stewart'ın kendisi, Picard dizisinde Federasyon'un mültecilere sırtını dönen bir yapıya dönüşmesini, "Brexit ve Trump dünyasına verdiğim tepki" olarak açıkladı ve sordu: "Neden Yıldız Filosu değişmedi? Belki de hepimizin düşündüğü kadar güvenilir değillerdir."
- Mülkiyet ironisi: Parasız geleceğin hikayesi bugün Paramount Skydance'ın malı. Şirketi yöneten David Ellison, Oracle'ın kurucusu ve Trump'ın yakın müttefiki Larry Ellison'ın oğlu. Ütopyanın telif hakkı milyarderlerde. Bu çelişki, geleceğin hayalinin bile çitlendiği bir dönemde yaşadığımızı gösteriyor.
IV. Amerika'da Sosyalist Olmanın Bedeli: Dün ve Bugün
Stewart Amerika'da "küçük sorunlar" yaşadığını söylerken alçakgönüllü davranıyordu. ABD tarihinde sistemi eleştiren sanatçıların yaşadıkları "küçük" olmaktan uzaktı.
1947: Kara listeler
1947'de Temsilciler Meclisi Amerikan Karşıtı Faaliyetleri Araştırma Komitesi (HUAC), Hollywood'da komünist avına başladı. İfade vermeyi reddeden on senarist ve yönetmen ("Hollywood Onlusu") hapse girdi. Yüzlerce sanatçı kara listeye alındı.
- Dalton Trumbo yıllarca takma adla yazdı. Roma Tatili için kazandığı Oscar'ı başkasının adıyla aldı.
- Charlie Chaplin'in ABD'ye yeniden giriş izni, 1952'de Londra'ya giderken iptal edildi. Chaplin fiilen sürgüne gönderilmiş oldu.
- Şarkıcı, aktör ve sendikacı Paul Robeson 1950–1958 arasında pasaportsuz bırakıldı. HUAC'a verdiği ifadede komiteye "asıl Amerikan karşıtları sizsiniz" diye seslendi.
O dönemde Humphrey Bogart, Lauren Bacall gibi yıldızlar kara listelere karşı Birinci Anayasa Değişikliği Komitesi'ni kurmuşlardı. Komite baskı altında kısa sürede dağıldı.
2025–2026: Aynı müzik, yeni çalgılar
Bugün Amerika'da yaşananlar o dönemi hatırlatıyor. Yöntemler farklı: Kara liste yerine şirket birleşmeleri, yayın lisansları, vatandaşlık tehditleri devrede.
- Stephen Colbert: CBS, Temmuz 2025'te The Late Show'un Mayıs 2026'da sona ereceğini duyurdu. Gerekçe olarak "mali nedenler" gösterildi. Ama zamanlama dikkat çekiciydi: Paramount, Trump'ın açtığı 60 Minutes davasında 16 milyon dolarlık uzlaşma ödemişti. Colbert bunu yayında eleştirmişti. Üstelik Paramount'un Skydance'la birleşmesi federal onay bekliyordu. Birleşmenin ardından şirket Ellison ailesinin oldu. Yani Star Trek'in yeni sahibinin.
- Jimmy Kimmel: Eylül 2025'te, Federal İletişim Komisyonu (FCC) Başkanı Brendan Carr'ın baskısının ardından ABC tarafından yayından alındı. Kamuoyu tepkisi ve boykot çağrıları üzerine bir hafta içinde geri döndü. Bu, toplumsal baskının işe yaradığını gösteren önemli bir örnek. Kimmel daha sonra Trump yönetimi nedeniyle İtalyan vatandaşlığı aldığını açıkladı.
- Rosie O'Donnell: Temmuz 2025'te Trump, ABD doğumlu O'Donnell'ı vatandaşlıktan çıkarmakla tehdit etti. O'Donnell bugün İrlanda'da yaşıyor.
- Robert De Niro: 26 Şubat 2026'da Trump, De Niro'nun eleştirileri üzerine onu "hasta ve bunak" olarak niteledi ve Ilhan Omar ve Rashida Tlaib'le birlikte "bir gemiye binmesi" gerektiğini yazdı. De Niro New York doğumlu.
- Mark Hamill: Star Wars'un Luke Skywalker'ı, Trump yüzünden ülkeyi terk etmeyi düşündüğünü ama "o adam tarafından kovulmayacağını" söyledi. Bu yazının bir diğer kahramanını haksız yere küçümsemeyelim: Seri ne olursa olsun, oyuncuları da bu sınavdan geçiyor.
- Sokakta sanatçılar: Jane Fonda, 1947'deki Birinci Anayasa Değişikliği Komitesi'ni 2025 sonbaharında yeniden kurdu. 28 Mart 2026'daki "No Kings" (Krallara Hayır) eylemlerinde De Niro, Springsteen, Fonda, Joan Baez, Tom Morello kürsüye çıktı. Springsteen, Minneapolis'te federal operasyonlarda hayatını kaybeden Renée Good ve Alex Pretti'nin adlarını andı.
Bu tablo, ABD'de çalışma rejiminin göçmen işçiler üzerinden yeniden kurulmasıyla ve platform sahiplerinin seçimlerin tarafına dönüşmesiyle birlikte okunmalı. Medya birleşmeleri, FCC lisans tehditleri ve algoritmik görünürlük aynı aygıtın parçaları.
Ölüme bile el koymak
Stewart'ın ölümünden sonra yaşananlar da öğretici. Stephen Miller gibi, göçmen karşıtı politikaların mimarı olan bir isim, Stewart'ı "film, televizyon ve tiyatro tarihinin en etkili oyuncularından biri" diye andı. Wil Wheaton'ın tepkisi bu sahiplenmeyi reddetti.
Bu, yeni bir örüntü değil. Egemen sınıf, yaşarken mücadele ettiği sanatçıyı ölünce "ulusal değer" haline getirip politik içeriğinden arındırmaya çalışır. Victor Jara'nın şarkılarından Nazım'ın şiirlerine kadar bunun çok örneği var. Bizim görevimiz, sanatçının mirasını sahiplenirken o mirasın siyasi içeriğini de korumak.
Sınıfsal bir not: Kimin "zor zamanı"?
Bu bölümde andığımız ünlülerin yaşadığı baskılar gerçek. Ama abartmamak gerekiyor: Kimmel İtalyan vatandaşlığı alabiliyor, O'Donnell İrlanda'ya taşınabiliyor. Asıl bedeli, vatandaşlık değiştirme olanağı olmayanlar ödüyor. Sınır dışı edilen göçmen işçiler, işten atılan sendikacılar, gözaltına alınan öğrenciler. Ünlülere yönelik saldırılar, sistemin kime kadar uzanabileceğini gösteren bir sınır işaretidir. Ünlülere bunu yapabilen bir iktidar, isimsiz bir işçiye neler yapabileceğini de gösterir.
Stewart da bunu biliyordu. Dokumacı bir annenin ve travmalı bir askerin oğlu olarak, baskının en ağırını ünlülerin değil, isimsizlerin yaşadığını biliyordu.
Somut Görevler
- İzleyin ve tartışın: "The Measure of a Man", "The Drumhead" ve "Chain of Command" bölümlerini toplu izleyip yapay zeka, gözetim ve işkence konularında tartışma toplantıları yapın. Andor'un Narkina 5 bölümlerini de ekleyin.
- Bilimi popüler kültürden geri alın: Bir film gecesinden sonra "Bu sahnede fizik ne diyor?" sorusuyla küçük bilim söyleşileri düzenleyin. Newton'un yasaları, ışık hızı ve parsek, bir film sahnesi üzerinden çok daha kalıcı öğrenilir.
- Sahiplenmelere karşı tetikte olun: Ölen ilerici sanatçıların politik içeriğinden arındırılmasına karşı, onların sözlerini ve tavırlarını kayda geçiren açık arşivler oluşturun.
- Türkiye'deki örnekleri unutmayın: Kendi sanatçılarımızın yargılanmasını, yasaklanmasını ve kara listeye alınmasını aynı çerçevede izleyin ve kayda geçirin.
- Kültür emekçileriyle dayanışma: Oyuncuların, senaristlerin, dublaj ve set emekçilerinin sendikal örgütlenmesini destekleyin. Kişisel cesaret değerlidir ama örgütlü sanatçı daha güçlüdür.
- Geleceği tekellere bırakmayın: Gökyüzünü çitleyenler, geleceği anlatan hikayeleri de çitliyor. Özgür lisanslı bilim kurgu, kolektif yazım ve açık kültür projelerine katkı verin.
Sevgili Genç Yoldaşlar,
Patrick Stewart bir devrimci değildi. Bir işçi çocuğuydu ve Shakespeare'i de Picard'ı da o çocukluğun belleğiyle oynadı. Beverly Hills sofrasında "sosyalistim" demek onun için bir şakaydı. Ama bu şaka, o sofradakilerin en çok korktuğu şeyi hatırlatıyordu: Sofranın kurulmasını sağlayan emeğin kendisi bir gün söz isteyebilir.
Star Trek'in bize anlattığı gelecek, kendiliğinden gelmeyecek. Ne replikatör ne warp sürücüsü ne de bir yapay zeka bizi kendi başına parasız bir dünyaya taşıyacak. O köprüye ancak tartışarak, örgütlenerek ve hep birlikte çalışarak varabiliriz. Picard'ın deyişiyle: "Kendimizi ve insanlığın geri kalanını geliştirmek için."
İlk halkayla zincir dövülür. Ama zinciri kırmanın yolu da ilk halkada başlar: İlk itiraz, ilk dayanışma ve ilk örgütlenmeyle.
Kaptana selam olsun. Rotamız belli.
Kaynaklar
Patrick Stewart'ın ölümü ve hayatı
- ABC News, "'Star Trek' star Patrick Stewart dies at 86"
- Playbill, "Beloved Actor Patrick Stewart Has Died at 86"
- Primetimer, "Wil Wheaton fires back at Stephen Miller over Patrick Stewart comments"
- Wikipedia, "Patrick Stewart" ve "Making It So"
- The London Economic, "People are resharing brilliant Patrick Stewart clip about being a lifelong socialist"
- New Statesman, "Reviewing politics" (Şubat 2012)
- Tony Ortega, "Patrick Stewart was appalled by the 'dangerous child' in the White House"
- TrekMovie, "Patrick Stewart On 'Star Trek: Picard' And How It Reflects The Current State Of World Affairs"
Star Wars ve bilim
- Cosmos Magazine, "May the farce be with you"
- Inverse, "The Last Jedi: Holdo maneuver and hyperdrive physics"
- Smithsonian Magazine, "The Science of Silence in Star Wars: The Last Jedi"
- Looper, "Starkiller Base makes no sense"
ABD'de sanatçılar ve baskı
- Status, "Colbert cancellation and the Paramount-Skydance deal"
- The Hill, "Jimmy Kimmel reveals Trump admin led him to get Italian citizenship"
- Yahoo News, "Trump lashes out at Rosie O'Donnell, threatens to take away US citizenship"
- Tyla, "Trump threatens to deport Hollywood legend over 'demented' comments about him"
- Rolling Stone, "Mark Hamill won't be forced out"
- WSWS, "Actors, performers oppose Trump at No Kings protests"
Bağlantılı yazılarımız
- Kızıl Korku Yeniden: Newsweek Kapağı, Beyaz Saray'ın Paniği ve Amerika'da Solun Gerçek Hâli
- ABD Ara Seçimleri, Tekno-Sermaye ve Algoritmik Siyaset
- Trump Amerikası'nda Çalışma Rejiminin Sınıfsal Haritası: H-1B, Green Card ve Açılan Cepheler
- İnsan Yapımı Bir Nesne İlk Kez Dünya'dan Bir Işık Günü Uzaklaşıyor
- Uydu Kalabalığı ve Gözlemleme Hakkının Sınıfı
- Genel Zekanın İadesi İçin: Sosyalist Yapay Zeka Manifestosu Yayında
- Sahip Olmaktan Olmaya: Erich Fromm'u Sınıfla Okumak
- Fütürizmden Tekno-Faşizme
- Victor Jara, Şili ve Latin Direnişinin Sınıfsal Mirası
- Ekim Devrimi Dünyaya Ne Kazandırdı?
- Burjuvazi Teknolojiyle Zaman Kazanıyor, Kapitalizmi Biz Gömeceğiz
- Çirkin Kral'dan Yol'a: Yılmaz Güney'i Sınıfla Okumak
- Yeniden Basılan İnsan: Mickey 17'yi İzlemeden Önce Bilmeniz Gereken Felsefe
Bu yazı CC BY-SA 4.0 lisansıyla yayımlanmıştır.







